volkan
Aug 25 2005, 08:21 AM
Dünya madem fânidir.
Hem madem ömür kısadır.
Hem madem gayet lüzumlu vazifeler çoktur.
Hem madem hayat-ı ebediye burada kazanılacaktır.
Hem madem dünya sahipsiz değil.
Hem madem şu misafirhane-i dünyanın gayet Hakîm ve Kerîm bir müdebbiri var.
Hem madem ne iyilik ve ne fenalık cezasız kalmayacaktır.
Hem madem "Allah kimseye gücünden fazlasını yüklemez." (Bakara Sûresi, 2:286.)
sırrınca teklif-i mâlâyutak yoktur.
Hem madem zararsız yol, zararlı yola müreccahtır.
Hem madem dünyevî dostlar ve rütbeler kabir kapısına kadardır.
Elbette, en bahtiyar odur ki, dünya için âhireti unutmasın, âhiretini dünyaya feda etmesin, hayat-ı ebediyesini hayat-ı dünyeviye için bozmasın, mâlâyâni şeylerle ömrünü telef etmesin, kendini misafir telâkki edip misafirhane sahibinin emirlerine göre hareket etsin, selâmetle kabir kapısını açıp saadet-i ebediyeye girsin.
Bediüzzaman Said Nursi
....
Oct 28 2005, 02:41 PM
1- Marîz bir asrın, hasta bir unsurun, alîl bir uzvun reçetesi; ittiba'-ı Kur'andır.
2- Azametli bahtsız bir kıt'anın, şanlı tali'siz bir devletin, değerli sahibsiz bir kavmin reçetesi; ittihad-ı İslâmdır.
3- Arzı ve bütün nücum ve şümusu tesbih taneleri gibi kaldıracak ve çevirecek kuvvetli bir ele mâlik olmayan kimse, kâinatta dava-yı halk ve iddia-yı icad edemez. Zira herşey, herşeyle bağlıdır.
4- Haşirde bütün zevi-l ervahın ihyası; mevt-âlûd bir nevm ile kışta uyuşmuş bir sineğin baharda ihya ve inşasından kudrete daha ağır olamaz. Zira kudret-i ezeliye zâtiyedir; tegayyür edemez, acz tahallül edemez, avaik tedahül edemez. Onda meratib olamaz, herşey ona nisbeten birdir.
5- Sivrisineğin gözünü halkeden, Güneş'i dahi o halketmiştir.
....
Oct 28 2005, 02:41 PM
- Pirenin midesini tanzim eden, Manzume-i Şemsiyeyi de o tanzim etmiştir.
7- Kâinatın te'lifinde öyle bir i'caz var ki; bütün esbab-ı tabiiye farz-ı muhal olarak muktedir birer fâil-i muhtar olsalar, yine kemal-i acz ile o i'caza karşı secde ederek SUBHANEKE LA KUDRETE LENA İNNEKE ENTEL AZİZÜL HAKİM diyeceklerdir.
8- Esbaba tesir-i hakikî verilmemiş, vahdet ve celal öyle ister. Lâkin mülk cihetinde esbab dest-i kudrete perde olmuştur, izzet ve azamet öyle ister. Tâ nazar-ı zahirde, dest-i kudret mülk cihetindeki umûr-u hasise ile mübaşir görülmesin.
9- Mahall-i taalluk-u kudret olan herşeydeki melekûtiyet ciheti şeffaftır, nezihtir.
10- Âlem-i şehadet, avalim-ül guyub üstünde tenteneli bir perdedir.
....
Oct 28 2005, 02:42 PM
11- Bir noktayı tam yerinde icad etmek için, bütün kâinatı icad edecek bir kudret-i gayr-ı mütenahî lâzımdır. Zira şu kitab-ı kebir-i kâinatın herbir harfinin, bahusus zîhayat herbir harfinin, herbir cümlesine müteveccih birer yüzü, nâzır birer gözü vardır.
12- Meşhurdur ki: Hilâl-i îde bakarlardı. Kimse birşey görmedi. İhtiyar bir zât yemin ederek "Hilâli gördüm." dedi. Halbuki gördüğü hilâl değil, kirpiğinin tekavvüs etmiş beyaz bir kılı idi. O kıl nerede? Kamer nerede? Harekât-ı zerrat nerede? Fâil-i teşkil-i enva' nerede?
13- Tabiat, misalî bir matbaadır, tâbi' değil; nakıştır, nakkaş değil; kabildir, fâil değil; mistardır, masdar değil; nizamdır, nâzım değil; kanundur, kudret değil; şeriat-ı iradiyedir, hakikat-ı hariciye değil.
14- Fıtrat-ı zîşuur olan vicdandaki incizab ve cezbe, bir hakikat-ı cazibedarın cezbesiyledir.
15- Fıtrat yalan söylemez. Bir çekirdekteki meyelan-ı nümuvv der: "Ben sünbülleneceğim, meyve vereceğim." Doğru söyler. Yumurtada bir meyelan-ı hayat var. Der: "Piliç olacağım." Biiznillah olur. Doğru söyler. Bir avuç su, meyelan-ı incimad ile der: "Fazla yer tutacağım." Metin demir onu yalan çıkaramaz; sözünün doğruluğu demiri parçalar. Şu meyelanlar, iradeden gelen evamir-i tekviniyenin tecellileridir, cilveleridir.
....
Oct 28 2005, 02:42 PM
16- Karıncayı emirsiz, arıyı ya'subsuz bırakmayan kudret-i ezeliye; elbette beşeri nebisiz bırakmaz. Âlem-i şehadetteki insanlara inşikak-ı Kamer, bir mu'cize-i Ahmediye (A.S.M.) olduğu gibi, mi'rac dahi âlem-i melekûttaki melaike ve ruhaniyata karşı bir mu'cize-i kübra-yı Ahmediyedir ki; nübüvvetinin velayeti bu keramet-i bahire ile isbat edilmiştir ve o parlak zât, berk ve Kamer gibi melekûtta şu'le-feşan olmuştur.
17- Kelime-i şehadetin iki kelâmı birbirine şahiddir. Birincisi ikincisine bürhan-ı limmîdir; ikincisi birincisine bürhan-ı innîdir.
18- Hayat, kesrette bir çeşit tecelli-i vahdettir. Onun için ittihada sevkeder. Hayat, bir şeyi herşeye mâlik eder.
19- Ruh, bir kanun-u zîvücud-u haricîdir, bir namus-u zîşuurdur. Sabit ve daim fıtrî kanunlar gibi, ruh dahi âlem-i emirden, sıfat-ı iradeden gelmiş, kudret ona vücud-u hissî giydirmiştir. Bir seyyale-i latifeyi o cevhere sadef etmiştir. Mevcud ruh, makul kanunun kardeşidir. İkisi hem daimî, hem âlem-i emirden gelmişlerdir. Şayet nevilerdeki kanunlara kudret-i ezeliye bir vücud-u haricî giydirseydi, ruh olurdu. Eğer ruh, vücudu çıkarsa, şuuru başından indirse, yine lâyemut bir kanun olurdu.
20- Ziya ile mevcudat görünür, hayat ile mevcudatın varlığı bilinir. Herbirisi birer keşşaftır.
....
Oct 28 2005, 02:42 PM
21- Nasraniyet, ya intifa veya ıstıfa edip İslâmiyet'e karşı terk-i silâh edecektir. Nasraniyet birkaç defa yırtıldı, protestanlığa geldi. Protestanlık da yırtıldı, tevhide yaklaştı. Tekrar yırtılmağa hazırlanıyor. Ya intifa bulup sönecek veya hakikî Nasraniyetin esasını câmi' olan hakaik-i İslâmiyeyi karşısında görecek, teslim olacaktır.
İşte bu sırr-ı azîme, Hazret-i Peygamber Aleyhissalâtü Vesselâm işaret etmiştir ki: "Hazret-i İsa nâzil olup gelecek, ümmetimden olacak, şeriatımla amel edecektir."
22- Cumhur-u avamı, bürhandan ziyade, me'hazdaki kudsiyet imtisale sevkeder.
23- Şeriatın yüzde doksanı -zaruriyat ve müsellemat-ı diniye- birer elmas sütundur. Mesail-i içtihadiye-i hilafiye, yüzde ondur. Doksan elmas sütun, on altunun himayesine verilmez. Kitablar ve içtihadlar Kur'ana dûrbîn olmalı, âyine olmalı; gölge ve vekil olmamalı!
24- Her müstaid; nefsi için içtihad edebilir, teşri' edemez.
25- Bir fikre davet, cumhur-u ülemanın kabulüne vâbestedir. Yoksa davet bid'attır, reddedilir.
....
Oct 28 2005, 02:42 PM
26- İnsan fıtraten mükerrem olduğundan, hakkı arıyor. Bazan bâtıl eline gelir; hak zannederek koynunda saklar. Hakikatı kazarken, ihtiyarsız dalalet başına düşer; hakikat zannederek kafasına giydiriyor.
27- Birbirinden eşeff ve eltaf, kudretin çok âyineleri vardır; sudan havaya, havadan esîre, esîrden âlem-i misale, âlem-i misalden âlem-i ervaha, hattâ zamana, fikre tenevvü' ediyor. Hava âyinesinde bir kelime milyonlar kelimat olur. Kalem-i kudret, şu sırr-ı tenasülü pek acib istinsah ediyor. İn'ikas, ya hüviyeti veya hüviyetle mahiyeti tutar. Kesifin timsalleri birer meyyit-i müteharriktir. Bir ruh-u nuranînin kendi âyinelerinde olan timsalleri, birer hayy-ı murtabıttır; aynı olmasa da, gayrı da değildir.
28- Şems hareket-i mihveriyesiyle silkinse, meyveleri düşmez; silkinmezse, yemişleri olan seyyarat düşüp dağılacaktır.
29- Nur-u fikir, ziya-yı kalb ile ışıklanıp mezcolmazsa, zulmettir, zulüm fışkırır. Gözün muzlim nehar-ı ebyazı, muzii (Haşiye) leyle-i süveyda ile mezcolmazsa basarsız olduğu gibi, fikret-i beyzada süveyda-i kalb bulunmazsa, basiretsizdir.
(Haşiye): Meali: Gözün gündüze benzeyen beyazı, geceye benzeyen siyahlığıyla beraber olmazsa; göz, göz olmaz.
30- İlimde iz'an-ı kalb olmazsa, cehildir. İltizam başka, itikad başkadır.
....
Oct 28 2005, 02:43 PM
31- Bâtıl şeyleri iyice tasvir, safi zihinleri idlâldir.
32- Âlim-i mürşid, koyun olmalı; kuş olmamalı. Koyun, kuzusuna süt; kuş, yavrusuna kay verir.
33- Bir şey'in vücudu, bütün eczasının vücuduna vâbestedir. Ademi ise, bir cüz'ünün ademiyle olduğundan; zaîf adam, iktidarını göstermek için tahrib tarafdarı oluyor, müsbet yerine menfîce hareket ediyor.
34- Desatir-i hikmet, nevamis-i hükûmetle; kavanin-i hak, revabıt-ı kuvvetle imtizac etmezse cumhur-u avamda müsmir olamaz.
35- Zulüm, başına adalet külâhını geçirmiş; hıyanet, hamiyet libasını giymiş; cihada bagy ismi takılmış, esarete hürriyet namı verilmiş. Ezdad, suretlerini mübadele etmişler.
....
Oct 28 2005, 02:43 PM
36- Menfaat üzerine dönen siyaset, canavardır.
37- Aç canavara karşı tahabbüb; merhametini değil, iştihasını açar. Hem de diş ve tırnağının kirasını da ister.
38- Zaman gösterdi ki: Cennet ucuz değil, Cehennem dahi lüzumsuz değil.
39- Dünyaca havas tanınan insanlardaki meziyet, sebeb-i tevazu' ve mahviyet iken; tahakküm ve tekebbüre sebeb olmuştur. Fukaranın aczi, avamın fakrı sebeb-i merhamet ve ihsan iken; esaret ve mahkûmiyetlerine müncer olmuştur.
40- Bir şeyde mehasin ve şeref hasıl oldukça, havassa peşkeş ederler; seyyiat olsa, avama taksim ederler
....
Oct 28 2005, 02:43 PM
41- Gaye-i hayal olmazsa veyahut nisyan veya tenasi edilse; ezhan enelere dönüp etrafında gezerler.
42- Bütün ihtilalat ve fesadın asıl madeni ve bütün ahlâk-ı rezilenin muharrik ve menba'ı tek iki kelimedir:
Birinci Kelime: "Ben tok olsam, başkası açlıktan ölse bana ne!"
İkinci Kelime: "İstirahatim için zahmet çek; sen çalış, ben yiyeyim."
Birinci kelimenin ırkını kesecek tek bir devası var ki, o da vücub-u zekattır.
İkinci kelimenin devası, hurmet-i ribadır. Adalet-i Kur'aniye âlem kapısında durup, ribaya "Yasaktır, girmeye hakkın yoktur" der. Beşer bu emri dinlemedi, büyük bir sille yedi. Daha müdhişini yemeden, dinlemeli!..
43- Devletler, milletler muharebesi; tabakat-ı beşer muharebesine terk-i mevki ediyor. Zira beşer esir olmak istemediği gibi, ecîr olmak da istemez.
44- Tarîk-ı gayr-ı meşru ile bir maksadı takib eden, galiben maksudunun zıddıyla ceza görür, Avrupa muhabbeti gibi gayr-ı meşru muhabbetin akibetinin mükâfatı, mahbubun gaddarane adavetidir.
45- Maziye, mesaibe kader nazarıyla ve müstakbele, maasiye teklif noktasında bakmak lâzımdır. Cebr ve İtizal, burada barışırlar.
....
Oct 28 2005, 02:44 PM
46- Çaresi bulunan şeyde acze, çaresi bulunmayan şeyde ceza'a iltica etmemek gerektir.
47- Hayatın yarası iltiyam bulur. İzzet-i İslâmiyenin ve namusun ve izzet-i milliyenin yaraları pek derindir.
48- Öyle zaman olur ki; bir kelime bir orduyu batırır, bir gülle otuz milyonun mahvına sebeb olur. (Haşiye) Öyle şerait tahtında olur ki; küçük bir hareket, insanı a'lâ-yı illiyyîne çıkarır ve öyle hal olur ki; küçük bir fiil, insanı esfel-i safilîne indirir.
(Haşiye): Sırp bir neferin Avusturya Veliahdine attığı bir tek gülle; eski harb-i umumîyi patlattırdı, otuz milyon nüfusun mahvına sebeb oldu.
49- Bir tane sıdk, bir harman yalanları yakar. Bir tane hakikat, bir harman hayalata müreccahtır. LA YELZEMU MİN LÜZUMİ SIDKİ KÜLLİ KAVLİN KAVLÜ KÜLLİ SIDK
Her sözün doğru olmalı; fakat her doğruyu söylemek, doğru değil.
50- Güzel gören, güzel düşünür. Güzel düşünen, hayatından lezzet alır.
....
Oct 28 2005, 02:44 PM
51- İnsanları canlandıran emeldir; öldüren ye'stir.
52- Eskiden beri i'la-yı kelimetullah ve beka-yı istiklaliyet-i İslâm için farz-ı kifaye-i cihadı deruhde ile kendini, yek-vücud olan âlem-i İslâm'a fedaya vazifedar ve hilafete bayrakdar görmüş olan bu devlet-i İslâmiyenin felâketi; âlem-i İslâmın saadet ve hürriyet-i müstakbelesiyle telafi edilecektir. Zira şu musibet, maye-i hayatımız olan uhuvvet-i İslâmiyenin inkişafını hârikulâde ta'cil etti.
53- Hristiyanlığın malı olmayan mehasin-i medeniyeti ona mal etmek ve İslâmiyetin düşmanı olan tedenniyi ona dost göstermek, feleğin ters dönmesine delildir.
54- Paslanmış bîhemta bir elmas, daima mücella cama müreccahtır.
55- Herşeyi maddede arayanların akılları gözlerindedir, göz ise maneviyatta kördür
....
Oct 28 2005, 02:44 PM
56- Mecaz, ilmin elinden cehlin eline düşse, hakikata inkılab eder; hurafata kapı açar.
57- İhsan-ı İlahîden fazla ihsan, ihsan değildir. Her şeyi, olduğu gibi tavsif etmek gerektir.
58- Şöhret, insanın malı olmayanı dahi insana maleder.
59- Hadîs, maden-i hayat ve mülhim-i hakikattır.
60- İhya-yı din, ihya-yı millettir. Hayat-ı din, nur-u hayattır.
....
Oct 28 2005, 02:44 PM
61- Nev'-i beşere rahmet olan Kur'an; ancak umumun, lâakal ekseriyetin saadetini tazammun eden bir medeniyeti kabul eder. Medeniyet-i hazıra, beş menfî esas üzerine teessüs etmiştir:
1- Nokta-i istinadı, kuvvettir. O ise, şe'ni tecavüzdür.
2- Hedef-i kasdı menfaattır. O ise, şe'ni tezahümdür.
3- Hayatta düsturu, cidaldir. O ise, şe'ni, tenazu'dur.
4- Kitleler mabeynindeki rabıtası, âheri yutmakla beslenen unsuriyet ve menfî milliyettir. O ise, şe'ni müdhiş tesadümdür.
5- Cazibedar hizmeti, heva ve hevesi teşci' ve arzularını tatmindir. O heva ise, insanın mesh-i manevîsine sebebdir.
Şeriat-ı Ahmediyenin (A.S.M.) tazammun ettiği ve emrettiği medeniyet ise: Nokta-i istinadı, kuvvete bedel haktır ki; şe'ni, adalet ve tevazündür. Hedefi de, menfaat yerine fazilettir ki; şe'ni, muhabbet ve tecazübdür. Cihet-ül vahdet de, unsuriyet ve milliyet yerine, rabıta-i dinî ve vatanî ve sınıfîdir ki; şe'ni samimî uhuvvet ve müsalemet ve haricin tecavüzüne karşı, yalnız tedafü'dür. Hayatta, düstur-u cidal yerine düstur-u teavündür ki; şe'ni, ittihad ve tesanüddür. Heva yerine hüdadır ki; şe'ni, insaniyeten terakki ve ruhen tekâmüldür.
Mevcudiyetimizin hâmisi olan İslâmiyetten elini gevşetme, dört el ile sarıl; yoksa mahvolursun.
62- Musibet-i âmme, ekseriyetin hatasından terettüb eder. Musibet; cinayetin neticesi
....
Oct 28 2005, 02:45 PM
63- Şehid kendini hayy bilir. Feda ettiği hayatı, sekeratı tatmadığından, gayr-ı münkatı' ve bâki görüyor. Yalnız daha nezih olarak buluyor.
64- Adalet-i mahza-i Kur'aniye; bir masumun hayatını ve kanını, hattâ umum beşer için de olsa, heder etmez. İkisi nazar-ı kudrette bir olduğu gibi, nazar-ı adalette de birdir. Hodgâmlık ile, öyle insan olur ki; ihtirasına mani herşey'i, hattâ elinden gelirse dünyayı harab ve nev'-i beşeri mahvetmek ister.
65- Havf ve za'f, tesirat-ı hariciyeyi teşci' eder.
66- Muhakkak maslahat, mevhum mazarrata feda edilmez.
67- Şimdilik İstanbul siyaseti, İspanyol hastalığı gibi bir hastalıktır.
68- Deli adama "iyisin, iyisin" denilse iyileşmesi, iyi adama "fenasın, fenasın" denilse fenalaşması nâdir değildir.
69- Düşmanın düşmanı, düşman kaldıkça dosttur; düşmanın dostu, dost kaldıkça düşmandır.
70- İnadın işi: Şeytan birisine yardım etse; "Melektir" der, rahmet
okur; muhalifinde melek görse, "libasını değiştirmiş şeytandır." der, lanet eder
....
Oct 28 2005, 02:45 PM
63- Şehid kendini hayy bilir. Feda ettiği hayatı, sekeratı tatmadığından, gayr-ı münkatı' ve bâki görüyor. Yalnız daha nezih olarak buluyor.
64- Adalet-i mahza-i Kur'aniye; bir masumun hayatını ve kanını, hattâ umum beşer için de olsa, heder etmez. İkisi nazar-ı kudrette bir olduğu gibi, nazar-ı adalette de birdir. Hodgâmlık ile, öyle insan olur ki; ihtirasına mani herşey'i, hattâ elinden gelirse dünyayı harab ve nev'-i beşeri mahvetmek ister.
65- Havf ve za'f, tesirat-ı hariciyeyi teşci' eder.
66- Muhakkak maslahat, mevhum mazarrata feda edilmez.
67- Şimdilik İstanbul siyaseti, İspanyol hastalığı gibi bir hastalıktır.
68- Deli adama "iyisin, iyisin" denilse iyileşmesi, iyi adama "fenasın, fenasın" denilse fenalaşması nâdir değildir.
69- Düşmanın düşmanı, düşman kaldıkça dosttur; düşmanın dostu, dost kaldıkça düşmandır.
70- İnadın işi: Şeytan birisine yardım etse; "Melektir" der, rahmet
okur; muhalifinde melek görse, "libasını değiştirmiş şeytandır." der, lanet eder
....
Oct 28 2005, 02:45 PM
76- Sevad-ı a'zama ittiba edilmeli. Ekseriyete ve sevad-ı a'zama dayandığı zaman, lâkayd Emevîlik, en nihayet Ehl-i Sünnet cemaatine girdi. Adedce ekalliyette kalan salabetli Alevîlik, en nihayet az bir kısmı Râfızîliğe dayandı.
77- Hakta ittifak, ehakta ihtilaf olduğundan; bazan hak, ehaktan ehaktır; hasen, ahsenden ahsendir. Herkes kendi mesleğine "Hüve hak" demeli, "Hüve-l hak" dememeli. Veyahut "Hüve hasen" demeli, "Hüve-l hasen" dememeli.
78- Cennet olmazsa, Cehennem tazib etmez.
79- Zaman ihtiyarlandıkça, Kur'an gençleşiyor; rumuzu tavazzuh ediyor. Nur, nâr göründüğü gibi; bazan şiddet-i belâgat dahi, mübalağa görünür.
80- Hararetteki meratib, bürûdetin tahallülü iledir; hüsündeki derecat, kubhun tedahülü iledir. Kudret-i ezeliye zâtiyedir, lâzımedir, zaruriyedir; acz tahallül edemez, meratib olamaz, herşey ona nisbeten müsavidir.
81- Şemsin feyz-i tecellisi olan timsali, denizin sathında ve denizin katresinde aynı hüviyeti gösteriyor.
82- Hayat, cilve-i tevhiddendir, müntehası da vahdet kesbediyor.
83- İnsanlarda veli, Cum'ada dakika-i icabe, Ramazanda Leyle-i Kadir, Esma-i Hüsnada İsm-i A'zam, ömürde ecel meçhul kaldıkça; sair efrad dahi kıymetdar kalır, ehemmiyet verilir. Yirmi sene mübhem bir ömür, nihayeti muayyen bin sene ömre müreccahtır.
84- Dünyada masiyetin akibeti, ikab-ı uhrevîye delildir.
85- Rızk, hayat kadar kudret nazarında ehemmiyetlidir. Kudret çıkarıyor, kader giydiriyor, inayet besliyor. Hayat; muhassal-ı mazbuttur, görünür. Rızk; gayr-ı muhassal, tedricî münteşirdir, düşündürür. Açlıktan ölmek yoktur. Zira bedende şahm ve saire suretinde iddihar olunan gıda bitmeden evvel ölüyor. Demek, terk-i âdetten neş'et eden maraz öldürür; rızıksızlık değil.
....
Oct 28 2005, 02:46 PM
86- Âkil-ül lahm vahşilerin helâl rızıkları, hayvanatın hadsiz cenazeleridir; hem rûy-i zemini temizliyorlar, hem rızıklarını buluyorlar.
87- Bir lokma kırk paraya, diğer bir lokma on kuruşa. Ağıza girmeden ve boğazdan geçtikten sonra birdirler. Yalnız, birkaç saniye ağızda bir fark var. Müfettiş ve kapıcı olan kuvve-i zaikayı taltif ve memnun etmek için birden ona gitmek, israfın en sefihidir.
88- Lezaiz çağırdıkça, sanki yedim demeli. Sanki yedimi düstur yapan; "Sanki yedim" namındaki bir mescidi yiyebilirdi, yemedi.
89- Eskiden ekser İslâm aç değildi, tereffühe ihtiyar vardı. Şimdi açtır, telezzüze ihtiyar yoktur.
90- Muvakkat lezzetten ziyade, muvakkat eleme tebessüm etmeli; hoş geldin demeli. Geçmiş lezaiz, ah vah dedirtir. "Ah!" müstetir bir elemin tercümanıdır. Geçmiş âlâm, "Oh!" dedirtir. O "Oh" muzmer bir lezzet ve nimetin muhbiridir.
....
Oct 28 2005, 02:46 PM
91- Nisyan dahi bir nimettir. Yalnız her günün âlâmını çektirir, müterakimi unutturur.
92- Derece-i hararet gibi, her musibette bir derece-i nimet vardır. Daha büyüğünü düşünüp, küçükteki derece-i nimeti görüp, Allah'a şükretmeli. Yoksa isti'zam ile üflense, şişer; merak edilse, ikileşir; kalbdeki misali, hayali, hakikata inkılab eder.. o da kalbi döver.
93- Her adam için, heyet-i içtimaiyede görmek ve görünmek için mertebe denilen bir penceresi vardır. O pencere kamet-i kıymetinden yüksek ise, tekebbür ile tetavül edecek; eğer kamet-i kıymetinden aşağı ise, tevazu' ile tekavvüs edecek ve eğilecek.. tâ o seviyede görsün ve görünsün. İnsanda büyüklüğün mikyası; küçüklüktür, yani tevazu'dur. Küçüklüğün mizanı; büyüklüktür, yani tekebbürdür.
94- Zaîfin kavîye karşı izzet-i nefsi, kavîde tekebbür olur; kavînin zaîfe karşı tevazu'u, zaîfte tezellül olur. Bir ulü-l emrin makamındaki ciddiyeti, vakardır; mahviyeti, zillettir.. hanesindeki ciddiyeti, kibirdir; mahviyeti tevazu'dur. Ferd mütekellim-i vahde olsa, müsamahası ve fedakârlığı amel-i sâlihtir; mütekellim-i maalgayr olsa, hıyanettir, amel-i talihtir. Bir şahıs, kendi namına hazm-ı nefs eder, tefahur edemez; millet namına tefahur eder, hazm-ı nefs edemez.
....
Oct 28 2005, 02:46 PM
95- Tertib-i mukaddematta "tefviz" tenbelliktir, terettüb-ü neticede tevekküldür. Semere-i sa'yine ve kısmetine rıza; kanaattır, meyl-i sa'yi kuvvetlendirir. Mevcuda iktifa, dûn-himmetliktir.
96- Evamir-i şer'iyeye karşı itaat ve isyan olduğu gibi, evamir-i tekviniyeye karşı da itaat ve isyan vardır. Birincisinde mükâfat ve mücazatın ekseri âhirette; ikincisinde, ağlebi dünyada olur. Meselâ: Sabrın mükâfatı zaferdir, ataletin mücazatı sefalettir, sa'yin sevabı servettir, sebatın mükâfatı galebedir. Müsavatsız adalet, adalet değildir.
97- Temasül tezadın sebebidir, tenasüb tesanüdün esasıdır, sıgar-ı nefs tekebbürün menba'ıdır, za'f gururun madenidir, acz muhalefetin menşeidir, merak ilmin hocasıdır.
98- Kudret-i Fâtıra ihtiyaç ile, hususan açlık ihtiyacıyla; başta insan bütün hayvanatı gemlendirip, nizama sokmuş. Hem âlemi herc ü mercden halas edip, hem ihtiyacı medeniyete üstad ederek, terakkiyatı temin etmiştir.
99- Sıkıntı, sefahetin muallimidir. Ye's, dalalet-i fikrin; zulmet-i kalb, ruh sıkıntısının menba'ıdır.
100- İZA TEENNES ERRİCALÜ BİTTEHEVVÜSİ... TERECCELEN NİSAİ BİL TEVAKKUHİ
....
Oct 28 2005, 02:47 PM
Bir meclis-i ihvana güzel bir karı girdikçe; riya, rekabet, hased damarı intibah eder. Demek inkişaf-ı nisvandan, medenî beşerde ahlâk-ı seyyie inkişaf eder.
101- Beşerin şimdiki seyyiat-âlûd hırçın ruhunda, mütebessim küçük cenazeler olan suretlerin rolü ehemmiyetlidir.
....
Oct 28 2005, 02:47 PM
102- Memnu' heykel; ya bir zulm-ü mütehaccir, ya bir heves-i mütecessim veya bir riya-yı mütecessiddir.
103- İslâmiyetin müsellematını tamamen imtisal ettiği cihetle bihakkın daire-i dâhiline girmiş zâtta; meyl-üt tevsi' meyl-üt tekemmüldür. Lâkaydlık ile haricde sayılan zâtta meyl-üt tevsi', meyl-üt tahribdir. Fırtına ve zelzele zamanında; değil içtihad kapısını açmak, belki pencerelerini de kapatmak maslahattır. Lâübaliler ruhsatlarla okşanılmaz; azimetlerle, şiddetle ikaz edilir.
104- Bîçare hakikatlar, kıymetsiz ellerde kıymetsiz olur.
105- Küremiz hayvana benziyor, âsâr-ı hayat gösteriyor. Acaba yumurta kadar küçülse, bir nevi hayvan olmayacak mıdır? Veya bir mikrop küremiz kadar büyüse, ona benzemeyecek midir? Hayatı varsa, ruhu da vardır. Âlem, insan kadar küçülse, yıldızları zerrat ve cevahir-i ferdiye hükmüne geçse; o da bir hayvan-ı zîşuur olmayacak mıdır? Allah'ın böyle çok hayvanları var.
106- Şeriat ikidir:
Birincisi: Âlem-i asgar olan insanın ef'al ve ahvalini tanzim eden ve sıfat-ı kelâmdan gelen bildiğimiz şeriattır.
İkincisi: İnsan-ı ekber olan âlemin harekât ve sekenatını tanzim eden, sıfat-ı iradeden gelen şeriat-ı kübra-yı fıtriyedir ki; bazan yanlış olarak tabiat tesmiye edilir. Melaike bir ümmet-i azîmedir ki, sıfat-ı iradeden gelen ve şeriat-ı fıtriye denilen evamir-i tekviniyesinin hamelesi ve mümessili ve mütemessilleridirler.
107- İZA VEZENTE BEYNE HAVASSİ HÜVEYNETİN HURDEBİNİYYETİN
....
Oct 28 2005, 02:48 PM
107- İZA VEZENTE BEYNE HAVASSİ HÜVEYNETİN HURDEBİNİYYETİN VE HAVASSİL İNSANİ TERA SİRRAN ACİBEN ... İNNEL İNSANE KESURETİ YASİN KÜTİBE FİHA SURETÜ YASİN...
108- Maddiyyunluk manevî taundur ki, beşere şu müdhiş sıtmayı tutturdu, gazab-ı İlahîye çarptırdı. Telkin ve tenkid kabiliyeti tevessü' ettikçe, o taun da tevessü' eder
109- En bedbaht, en muzdarib, en sıkıntılı; işsiz adamdır. Zira atalet ademin biraderzadesidir; sa'y, vücudun hayatı ve hayatın yakazasıdır.
110- Ribanın kap ve kapıları olan bankaların nef'i; beşerin fenası olan gâvurlara ve onların en zalimlerine ve bunların en sefihlerinedir. Âlem-i İslâma zarar-ı mutlaktır; mutlak beşerin refahı nazara alınmaz. Zira gâvur harbî ve mütecaviz ise, hürmetsiz ve ismetsizdir.
111- Cum'ada hutbe; zaruriyat ve müsellematı tezkirdir, nazariyatı talim değildir. İbare-i Arabiye daha ulvî ihtar eder. Hadîs ile âyet müvazene edilse, görünür ki; beşerin en beligi dahi, âyetin belâgatına yetişemez, ona benzemez.
Said Nursî
serkanarslan72
Dec 14 2005, 09:53 AM
Bediüzzaman Said Nursi’den hikmetli sözler
• Güzel bakan, güzel görür. Güzel gören, güzel düşünür. Güzel düşünen, hayatından lezzet alır
• Helâl dairesi geniştir, keyfe kâfi gelir. Harama girmeye hiç lüzum yoktur.
• Dünyaya aid işler, kırılmağa mahkûm şişeler hükmündedir; bâki umûr-ı uhreviye ise, gâyet sağlam elmaslar kıymetindedir
• "Cenab-ı Hakk'ı bulan, neyi kaybeder? Ve Onu kaybeden, neyi kazanır?" Yani: "Onu bulan herşey'i bulur; Onu bulmayan hiçbir şey bulmaz, bulsa da başına bela bulur."
• Kaderi tenkid eden başını örse vurur, kırar. Rahmete itiraz eden, rahmetten mahrum kalır
• Eğer biz ahlâk-ı İslâmiyenin ve hakaik-i imaniyenin kemalâtını ef'alimizle izhar etsek, sair dinlerin tâbileri elbette cemaatlerle İslâmiyete girecekler; belki Küre-i Arz'ın bazı kıt'aları ve devletleri de İslâmiyet'e dehalet edecekler.
• Hayatın lezzetini ve zevkini isterseniz, hayatınızı iman ile hayatlandırınız ve feraizle zînetlendiriniz ve günahlardan çekinmekle muhafaza ediniz.
• Evet hakkı tanıyan, hakkın hatırını hiçbir hatıra feda etmez. Zira Hakk’ın hatırı âlidir. Hiçbir hatıra feda edilmemek gerektir.
• Medenilere galebe ikna iledir. Söz anlamayan vahşiler gibi icbar ile değildir.
• Dünya mâdem fânidir. Hem mâdem ömür kısadır. Hem mâdem gâyet lüzumlu vazifeler çoktur. Hem mâdem hayat-ı ebediye burada kazanılacaktır. Hem mâdem dünya sahipsiz değil. Hem mâdem şu misafirhane-i dünyanın gâyet Hakîm ve Kerîm bir Müdebbiri var. Hem mâdem ne iyilik ve ne fenalık, cezasız kalmıyacaktır. Hem mâdem la yükellifullahi nefsen illa vüsaha sırrınca: Teklif-i mâlâyutak yoktur. Hem mâdem zararsız yol, zararlı yola müreccahdır. Hem mâdem dünyevî dostlar ve rütbeler, kabir kapısına kadardır…
Elbette en bahtiyar odur ki; dünya için âhireti unutmasın, âhiretini dünyaya fedâ etmesin, hayat-ı ebediyesini hayat-ı dünyeviye için bozmasın, mâlâyânî şeylerle ömrünü telef etmesin, kendini misafir telâkki edip misafirhane sahibinin emirlerine göre hareket etsin; selâmetle kabir kapısını açıp saâdet-i ebediyeye girsin
• Amelinizde rıza-yı İlahî olmalı. Eğer o razı olsa, bütün dünya küsse ehemmiyeti yok. Eğer o kabul etse, bütün halk reddetse tesiri yok. O razı olduktan ve kabul ettikten sonra, isterse ve hikmeti iktiza ederse, sizler istemek talebinde olmadığınız halde, halklara da kabul ettirir, onları da razı eder. Onun için, bu hizmette doğrudan doğruya yalnız Cenab-ı Hakk'ın rızasını esas maksad yapmak gerektir.
• vahdehu manen der: "Allah birdir. Başka şeylere müracaat edip yorulma, onlara tezellül edip minnet çekme, onlara temelluk edip boyuneğme, onların arkasına düşüp zahmet çekme, onlardan korkup titreme. Çünki Sultan-ı Kâinat birdir, herşey'in anahtarı onun yanında, her şey'in dizgini onun elindedir; herşey onun emriyle halledilir. Onu bulsan, her matlubunu buldun; hadsiz minnetlerden, korkulardan kurtuldun. "
• Bana ıztırab veren, yalnız İslâmın mâruz kaldığı tehlikelerdir. Eskiden tehlikeler hariçten gelirdi; onun için mukavemet kolaydı. Şimdi tehlike içeriden geliyor. Kurt, gövdenin içine girdi. Şimdi, mukavemet güçleşti. Korkarım ki cemiyetin bünyesi buna dayanamaz.. çünkü düşmanı sezmez. Can damarını koparan, kanını içen en büyük hasmını dost zanneder. Cemiyetin basiret gözü böyle körleşirse, iman kalesi tehlikededir. İşte benim ıztırabım, yegâne ıztırabım budur. Yoksa şahsımın mâruz kaldığı zahmet ve meşakkatleri düşünmeğe bile vaktim yoktur. Keşke bunun bin misli meşakkate mâruz kalsam da iman kalesinin istikbali selâmette olsa! Dünya, büyük bir manevî buhran geçiriyor. Mânevî temelleri sarsılan garb cemiyeti içinde doğan bir hastalık, bir veba, bir taûn felâketi gittikçe yeryüzüne dağılıyor. Bu müthiş sârî illete karşı İslâm cemiyeti ne gibi çarelerle karşı koyacak? Garbın çürümüş, kokmuş, tefessüh etmiş, bâtıl formülleriyle mi? Yoksa İslâm cemiyetinin ter ü taze iman esaslariyle mi? Büyük kafaları gaflet içinde görüyorum. İman kalesini, küfrün çürük direkleri tutamaz. Onun için, ben yalnız iman üzerine mesaimi teksif etmiş bulunuyorum.
Risale-i Nur'u anlamıyorlar. Yahut anlamak istemiyorlar. Beni, skolastik bataklığı içinde saplanmış bir medrese hocası zannediyorlar. Ben, bütün müsbet ilimlerle, asr-ı hazır fen ve felsefesiyle meşgul oldum. Bu hususta en derin meseleleri hallettim. Hattâ bu hususta da bazı eserler te'lif eyledim. Fakat ben, öyle mantık oyunları bilmiyorum. Felsefe düzenbazlıklarına da kulak vermem. Ben, cemiyetin iç hayatını, manevî varlığını, vicdan ve imanını terennüm ediyorum. Yalnız Kur'ânın tesis ettiği tevhid ve iman esası üzerinde işliyorum.. ki İslâm cemiyetinin ana direği budur. Bu sarsıldığı gün, cemiyet yoktur. Bana, "Sen şuna buna niçin sataştın?" diyorlar. Farkında değilim. Karşımda müthiş bir yangın var. Alevleri göklere yükseliyor. İçinde evlâdım yanıyor, imanım tutuşmuş yanıyor. O yangını söndürmeğe, imanımı kurtarmağa koşuyorum. Yolda biri beni kösteklemek istemiş de ayağım ona çarpmış. Ne ehemmiyeti var? O müthiş yangın karşısında bu küçük hâdise bir kıymet ifade eder mi? Dar düşünceler! Dar görüşler! Beni, nefsini kurtarmayı düşünen hodgâm bir âdem mı zannediyorlar? Ben, cemiyetin imanını kurtarmak yolunda dünyamı da feda ettim, âhiretimi de. Seksen küsûr senelik bütün hayatımda dünya zevki namına bir şey bilmiyorum. Bütün ömrüm harb meydanlarında, esaret zindanlarında, yahut memleket hapishanelerinde, memleket mahkemelerinde geçti. Çekmediğim cefa, görmediğim eza kalmadı. Divan-ı harblerde, bir câni gibi muamele gördüm; bir serseri gibi memleket memleket sürgüne yollandım. Memleket zindanlarında aylarca ihtilâttan menedildim. Defalarca zehirlendim. Türlü türlü hakaretlere mâruz kaldım. Zaman oldu ki hayattan bin defa ziyade ölümü tercih ettim. Eğer dinim intihardan beni menetmeseydi, belki bugün Said topraklar altında çürümüş gitmişti.
Benim fıtratım, zillet ve hakarete tahammül etmez. İzzet ve şehamet-i İslâmiye beni bu halde bulunmaktan şiddetle men eder. Böyle bir vaziyete düşünce, karşımda kim olursa olsun, isterse en zâlim bir cebbar, en hunhar bir düşman kumandanı olsa tezellül etmem. Zulmünü, hunharlığını onun suratına çarparım. Beni zindana atar, yahut idam sehpasına götürür.. hiç ehemmiyeti yoktur. -Nitekim öyle oldu- Bunların hepsini gördüm. Birkaç dakika daha o hunhar kumandanın kalbi, vicdanı zulümkârlığa dayanabilseydi Said bugün asılmış ve mâsumlar zümresine iltihak etmiş olacaktı.
İşte benim bütün hayatım böyle zahmet ve meşakkatle, felâket ve musibetle geçti. Cemiyetin imanı, saadet ve selâmeti yolunda nefsimi, dünyamı feda ettim. Helâl olsun. Onlara beddua bile etmiyorum. Çünkü, bu sayede Risale-i Nur, hiç olmazsa birkaç yüzbin,yahut birkaç milyon kişinin -adedini de bilmiyorum ya, öyle diyorlar. Afyon Savcısı beşyüz bin demişti. Belki daha ziyade- imanını kurtarmağa vesile oldu. Ölmekle, yalnız kendimi kurtaracaktım, fakat hayatta kalıp da zahmet ve meşakkatlere tahammül ile bu kadar imanın kurtulmasına hizmet ettim. Allaha bin kere hamdolsun. Sonra, ben cemiyetin iman selâmeti yolunda âhiretimi de feda ettim. Gözümde ne Cennet sevdası var, ne Cehennem korkusu. Cemiyetin, yirmi beş milyon Türk cemiyetinin imanı namına bir Said değil, bin Said feda olsun. Kur'ânımız yeryüzünde cemaatsiz kalırsa Cenneti de istemem; orası da bana zindan olur. Milletimizin imanını selâmette görürsem, Cehennemin alevleri içinde yanmağa razıyım. Çünkü vücudum yanarken, gönlüm gül-gülistan olur.
• Pirenin midesini tanzim eden, Manzume-i Şemsiyeyi de o tanzim etmiştir.
• Zaman gösterdi ki: Cennet ucuz değil, Cehennem dahi lüzumsuz değil…
• Musibet-i âmme, ekseriyetin hatasından terettüb eder. Musibet; cinâyetin neticesi, mükâfatın mukaddemesidir.
• Edeb bir tac imiş nuru hüdadan, giy o tacı emin ol her beladan
• Din hayatın hayatı, hem nuru, hem esası. İhya-yı din ile olur şu milletin ihyası
• İman, insanı insan eder. Belki insanı sultan eder. Öyle ise, insanın vazife-i asliyesi, iman ve duadır. Küfür, insanı gâyet âciz bir canavar hayvan eder
• Silsile-i Nakşî'nin kahramanı ve bir güneşi olan İmam-ı Rabbanî Radıyallahü Anh Mektubat'ında demiş ki: "Hakaik-i imaniyeden bir mes'elenin inkişafını, binler ezvak ve mevacid ve keramata tercih ederim." Hem demiş ki: "Bütün tarîklerin nokta-i müntehası, hakaik-i imaniyenin vuzuh ve inkişafıdır."
• İmansız Cennet'e gidemez, fakat tasavvufsuz Cennet'e giden pek çoktur. Ekmeksiz insan yaşayamaz, fakat meyvesiz yaşayabilir. Tasavvuf meyvedir, hakaik-i İslâmiye gıdadır. Eskiden kırk günden tut, tâ kırk seneye kadar bir seyr ü sülûk ile bazı hakaik-i imaniyeye ancak çıkılabilirdi. Şimdi ise Cenab-ı Hakk'ın rahmetiyle, kırk dakikada o hakaika çıkılacak bir yol bulunsa; o yola karşı lâkayd kalmak, elbette kâr-ı akıl değil...
emrahdemir
Dec 14 2005, 10:17 AM
Allah razı oLsun ...
NurTalebesi
Feb 8 2007, 12:25 AM
Rabbim razı olsun
Ayn-ı Visal
Dec 31 2007, 12:48 AM
Sizdeki gençlik kat'iyen gidecek.Eğer siz daire-i meşruda kalmazsanız, o gençlik zayi olup başınıza hem dünyada, hem kabirde, hem ahirette kendi lezzetinden çok ziyade belalar ve elemler getirecek.Eğer terbiye-i İslamiye ile o gençlik nimetine karşı bir şükür olarak iffet ve namusluluk ve taatte sarf ederseniz, o gençlik manen baki kalacak ve ebedi bir gençlik kazanmasına sebep olacak.
İMAN VE KÜFÜR MUVAZENELERİ
Ayn-ı Visal
Dec 31 2007, 11:41 AM
"Ey kardeşlerim,sizler biliyorsunuz ki,bizim mesleğimizde,benlik,enaniyet,şan ü şeref perdesi altında makam sahibi olmaktan,öldürücü zehir gibi ondan kaçıyoruz.Onu ihsas eden halattna şiddetle içtinab ediyoruz."
KASTAMONU LAHİKASI s.104
Ayn-ı Visal
Dec 31 2007, 02:15 PM
"Mariz bir asrın,hasta bir unsurun, alil bir uzvun reçetesi;ittiba'-i KUR'AN'dır."
Ayn-ı Visal
Dec 31 2007, 10:55 PM
"Ey insan, hiç mümkün müdür ki:sana bu simayı veren ve o simada böyle bir sikke-i Rahmet ve bir hatem-i Ehadiyyeti vaz'eden Zat,seni başıboş bıraksın;sana ehemmiyet vermesin;senin harekatına dikkat etmesin;sana müteveccih olan bütün kainatı abes yapsın;hilkat şerecesini,meyvesi çürük,bozuk ehemmiyetsiz bir ağaç yapsın.Hem hiçbir cihetle şüphe kabul etmiyen ve hiçbir veçhile noksaniyeti olmayan,Güneş gibi zahir olan rahmetini ve ziya gibi görünen hikmetini inkar ettirsin,haşa!"
İMAN VE KÜFÜR MUVAZENELERİ
Ayn-ı Visal
Jan 1 2008, 04:36 PM
Mert ve vicdanlı bir MÜ'MİN, küçük ve cüz'i bir hata veya menfaatle,yüzer zararı ehl-i İmana vermez.Eğer hata etse,verse, çabuk tevbe etmek lazımdır.
İMAN VE KÜFÜR MUVAZENELERİ
M.Eken
Jan 1 2008, 06:20 PM
ALINTI(ressamdemet @ Jan 1 2008, 04:36 PM)

Mert ve vicdanlı bir MÜ'MİN, küçük ve cüz'i bir hata veya menfaatle,yüzer zararı ehl-i İmana vermez.Eğer hata etse,verse, çabuk tevbe etmek lazımdır.
İMAN VE KÜFÜR MUVAZENELERİ
kendiniz çalın kendiniz oynayın
farklılıklara tahammül edemeyin
Ayn-ı Visal
Jan 1 2008, 09:55 PM
ALINTI(M.Eken @ Jan 1 2008, 06:20 PM)

ALINTI(ressamdemet @ Jan 1 2008, 04:36 PM)

Mert ve vicdanlı bir MÜ'MİN, küçük ve cüz'i bir hata veya menfaatle,yüzer zararı ehl-i İmana vermez.Eğer hata etse,verse, çabuk tevbe etmek lazımdır.
İMAN VE KÜFÜR MUVAZENELERİ
kendiniz çalın kendiniz oynayın
farklılıklara tahammül edemeyin
neden üstünüze alındınız?kendinizi mi gördünüz orda?
Ayn-ı Visal
Jan 1 2008, 10:10 PM
"İman hem nurdur,hem kuvvettir.Evet hakiki imanı elde eden adam,kainata meydan okuyabilir.Ve imanın kuvvetine göre hadisatın tazkiyatından kurtulabilir."Tevekkeltü Alellah" der. Sefine-i hayatta kemal-i emniyetle hadisatın dağlar vari dalgaları içinde seyran eder, rahatla dünyadan geçer,berzahta istirahat eder.Sonra saadet-i ebediyeye girmek için Cennete uçabilir.Yoksa, tevekkül etmezse;dünyanın ağırlıkları, uçmasına değil,belki esfel-i safiline çeker.Demek;iman tevhidi,tevhid teslimi, teslim tevekkülü,tevekkül saadet-i dareyni iktiza eder."
REHBERLER
uHUd
Jan 2 2008, 04:31 PM
Allah razı olsun. Kendime gelmemi sağladı.
İmam Şamil
Jan 2 2008, 07:39 PM
Allah razı olsun.Sitede ki yarım akıllı, yarı insan yarı dangalak tiplerin yazılarından bıkmıştık artık.Allah gayretinizi artırsın.
Selametle...
Ayn-ı Visal
Jan 2 2008, 07:45 PM
ECMAİN
Ayn-ı Visal
Jan 2 2008, 07:59 PM
"Sen,eğer nefs ve şeytanı dinlersen,esfel-i safiline düşersin.Eğer Hak ve Kur'an'ı dinlersen, ala-yı illiyyine çıkar,kainatın bir takvimi olursun."
İMAN VE KÜFÜR MUVAZENELERİ
EsLeMNa
Jan 2 2008, 08:14 PM
ALINTI(M.Eken @ Jan 1 2008, 06:20 PM)

kendiniz çalın kendiniz oynayın
farklılıklara tahammül edemeyin
M.Eken isimli üye,yazdığınız yazıların bir bölümünü okudum..Suçlamalarınızı demek daha doğru olur..Ancak böyle güzel cümlelerin yazıldığı bir bölümde lütfen girip kendinizce yorumlarınızı yapmayın..Tabi istediğinizi yazmakta özgürsünüz,benimkisi sadece bir rica..İlla yorum yapmak istiyorsanız bunun için açmış olduğunuz topicler var zaten..BEn açılmış güzel bir konuya bakarken bu yazıları görmek istemiyorum..
ALINTI
"Ey insan, hiç mümkün müdür ki:sana bu simayı veren ve o simada böyle bir sikke-i Rahmet ve bir hatem-i Ehadiyyeti vaz'eden Zat,seni başıboş bıraksın;sana ehemmiyet vermesin;senin harekatına dikkat etmesin;sana müteveccih olan bütün kainatı abes yapsın;hilkat şerecesini,meyvesi çürük,bozuk ehemmiyetsiz bir ağaç yapsın.Hem hiçbir cihetle şüphe kabul etmiyen ve hiçbir veçhile noksaniyeti olmayan,Güneş gibi zahir olan rahmetini ve ziya gibi görünen hikmetini inkar ettirsin,haşa!"
İMAN VE KÜFÜR MUVAZENELERİ
Çok sevdiğim bir vecizedir Allah razı olsun kardeşim..
Ayn-ı Visal
Jan 2 2008, 08:16 PM
ALINTI(Eslemna @ Jan 2 2008, 08:14 PM)

ALINTI(M.Eken @ Jan 1 2008, 06:20 PM)

kendiniz çalın kendiniz oynayın
farklılıklara tahammül edemeyin
M.Eken isimli üye,yazdığınız yazıların bir bölümünü okudum..Suçlamalarınızı demek daha doğru olur..Ancak böyle güzel cümlelerin yazıldığı bir bölümde lütfen girip kendinizce yorumlarınızı yapmayın..Tabi istediğinizi yazmakta özgürsünüz,benimkisi sadece bir rica..İlla yorum yapmak istiyorsanız bunun için açmış olduğunuz topicler var zaten..BEn açılmış güzel bir konuya bakarken bu yazıları görmek istemiyorum..
ALINTI
"Ey insan, hiç mümkün müdür ki:sana bu simayı veren ve o simada böyle bir sikke-i Rahmet ve bir hatem-i Ehadiyyeti vaz'eden Zat,seni başıboş bıraksın;sana ehemmiyet vermesin;senin harekatına dikkat etmesin;sana müteveccih olan bütün kainatı abes yapsın;hilkat şerecesini,meyvesi çürük,bozuk ehemmiyetsiz bir ağaç yapsın.Hem hiçbir cihetle şüphe kabul etmiyen ve hiçbir veçhile noksaniyeti olmayan,Güneş gibi zahir olan rahmetini ve ziya gibi görünen hikmetini inkar ettirsin,haşa!"
İMAN VE KÜFÜR MUVAZENELERİ
Çok sevdiğim bir vecizedir Allah razı olsun kardeşim..
ECMAİN.SELAM VE DUA İLE...
Ayn-ı Visal
Jan 4 2008, 11:51 AM
"İman hem nurdur,hem kuvvettir.Evet,hakiki imanı elde eden adam,kainata meydan okuyabilir.Ve imanın kuvvetine göre hadisatın tazyikatından kurtulabilir."Tevekkeltu alellah" der.Sefine-i hayatta kemal-i emniyetle hadisatın dağlarvari dalgaları içinde seyran eder.Bütün ağırlıklarını Kadir-i Mutlak'ın yed-i kudretine emanet eder,rahatla dünyada geçer,berzahta istirahat eder.Sonra saadet-i ebediyeye girmek için Cennete uçabilir.Yoksa,tevekkül etmezse;dünyanın ağırlıkları, uçmasına değil,belki esfel-i safiline çeker.Demek;iman tevhidi,tevhid teslimi,teslim tevekkülü,tevekkül saadet-i dareyni iktiza eder.
REHBERLER
tefeül niyetiyle RİSALEDEN açtım bu çıktı.daha önce yazmıştım,tekrardan niye yazdı diyenler için açıklama gereği duydum.Selam ve Dua ile...
"Ubudiyet ise,halisen Livechillah olmalı.Yanlız aczini izhar edip,dua ile O'na iltica etmeli.Rububiyyetine karışmamalı.Tedbiri O'na bırakmalı.Hikmetine itimad etmeli.Rahmetini ittiham etmemeli."
REHBERLER
Ayn-ı Visal
Jan 11 2008, 02:04 AM
"Ey insan!Senin nokta-i istinadın ancak ve ancak Allah'a olan imandır.Ruhuna,vicdanına nokta-i istimdat ise ancak ahirete olan imandır.Binaenaleyh bu her iki noktadan haberi olmayan bir insanın kalbi, ruhu tevahhuş eder;vicdanı daima muazzeb olur."
RİSALE-İ NUR
Ayn-ı Visal
Jan 11 2008, 04:17 PM
"Ey nefisperest nefsim,ey dünyaperest arkadaşım!Muhabbet, şu kainatın bir sebeb-i vücududur, hem şu kainatın rabıtasıdır,hem şu kainatın nurudur,hem hayatıdır.İnsan,kaiatın en cami bir meyvesi olduğu için, kainatı istila edecek bir muhabbet, o meyvenin çekirdeği olan kalbine derc edilmiştir.İşte şöyle nihayetsiz bir muhabbete layık olacak,nihayetsiz bir kemal sahibi olabilir."
İMAN VE KÜFÜR MUVAZENELERİ
Ayn-ı Visal
Jan 12 2008, 04:10 PM
"Ey bu vatanın gençleri!Frenkleri taklite çalışmayınız!...Aya, Avrupanın size ettikleri hadsiz zulüm ve adavetten sonra, hangi akıl ile onların sefahat ve batıl efkarlarına ittiba edip emniyet ediyorsunuz?Yok!Yok!Sefihane taklit edenler, ittiba değil,belki şuursuz olarak onların safına iltihak edip,kendi kendinizi ve kardeşlerinizi idam ediyorsunuz.Agah olunuz ki, siz ahlaksızcasına ittiba ettikçe,hamiyet davasında yalancılık ediyorsunuz!Çünkü,şu surette ittibanız,milliyetinize karşı bir istihfaftır ve millete bir istihzadır!"
RİSALE-İ NUR
Ayn-ı Visal
Jan 14 2008, 12:12 AM
"Öyle bir Allah'a hamdolsun ki,kainat ile tabir edilen şu kitab-ı kebir ve onun tefsiri olan Kur'an-ı Azimüşşanın beyanına göre bütün babları ile fasılları ve bütün sahifeleri ile satırları ve bütün kelimatı ile harfleri o Zat-ı Akdese-sıfat-ı Cemaliye ve Kemaliyesini izhar ile-hamd ü senehandır."
RİSALE-İ NUR
Ayn-ı Visal
Jan 16 2008, 01:16 AM
"İşte ey mü'minler!Ehl-i iman aşiretine karşı tecavüz vaziyetini almış ne kadar aşiret hükmünde düşmanlar olduğunu bilir misiniz?Birbiri içindeki daireler gibi yüz daireden fazla vardır.Herbirisine karşı tesannüd ederek(karşılıklı yardımlaşma),elele verip müdafaa vaziyeti almaya mecbur iken;onların hücumunu teshil etmek(kolaylaştırmak),onların harim-i İslama girmeleri için kapıları açmak hükmünde olan garazkarane(düşmanlık) tarafgirlik ve adavetkarane(düşmanlıkla) inad;hiçbir cihetle ehl-i imana(iman ehli) yakışır mı?O düşman daireler ehl-i dalalet(yoldan çıkmışlar,dalalet ehli) ve ilhaddan(dinsizlik) tut, ta ehl-i küfrün(müslüman olmayanlar) alemine , ta dünyanın ehval(fenalıklar) ve mesaibine(müsibetler) kadar birbiri içinde size karşı zararlı bir vaziyet alan, birbiri arkasında size hiddet ve hırs ile bakan,belki yetmiş nevi(çeşit) düşmanlar var.Bütün bunlara karşı kuvvetli silahın ve siperin ve kal'an:Uhuvvet-i İslamiyedir.Bu kal'a-i İslamiyeyi,küçük adavetlerle(düşmanlık) sarsmak;ne kadar hilaf-ı vicdan(vicdana aykırı) ve ne kadar hilaf-ı maslahat-ı İslamiye olduğunu bil,ayıl!"
REHBERLER
Ayn-ı Visal
Jan 16 2008, 11:56 PM
"Her kim hayat-ı faniyeyi(geçici hayat) esas maksat yapsa,zahiren(görünüşte) bir Cennet içinde olsa da manen Cehennemdedir.Ve her kim, hayat-ı bakiyeye(ebedi hayat) ciddi müteveccih(yönelmiş) ise,saadet-i dareyne(iki dünya mutluluğu) mazhardır(kavuşma).Dünyası ne kadar fena ve sıkıntılı olsa da, dünyasını Cennetin intizar salonu hükmünde gördüğü için hoş görür,tahammül eder,sabır içinde şükreder...
RİSALE-İ NUR
Ayn-ı Visal
Jan 18 2008, 12:03 AM
"Eyvah!Aldandık.Şu hayat-ı dünyeviyeyi(dünya hayatını) sabit zannettik.O zan sebebiyle bütüb bütün zayi (zarar) ettik.Evet, şu güzeran-ı hayat(hayat yolculuğu),bir uykudur; bir rüya gibi geçti.Şu temelsiz ömür dahi, bir rüzgar gibi uçar gider... "
RİSALE-İ NUR
hamzayurekli
Jan 18 2008, 12:41 AM
SelamunAleykum......
kardes yaa bı sey dusymustum ajaba dogrumudur herhalde sızın bılecegınızı dusunerekten soruyorum............
sımdı9 soyle bısey olmus....
Bedıuzzaman efendı ıle ataturk bulusacaklarmıs Bedıuzzaman efendı basına yesıl sarık baglamıs demıslerkı hocam neden yesıl sarık bagladınız efendıde soyle demıs ''gozlerınden etkılenmemek ıcın'' varmıdır aslı.......
Ayn-ı Visal
Jan 18 2008, 01:21 AM
ALINTI(hamzayurekli @ Jan 18 2008, 12:41 AM)

SelamunAleykum......
kardes yaa bı sey dusymustum ajaba dogrumudur herhalde sızın bılecegınızı dusunerekten soruyorum............
sımdı9 soyle bısey olmus....
Bedıuzzaman efendı ıle ataturk bulusacaklarmıs Bedıuzzaman efendı basına yesıl sarık baglamıs demıslerkı hocam neden yesıl sarık bagladınız efendıde soyle demıs ''gozlerınden etkılenmemek ıcın'' varmıdır aslı.......
böyle bir şeyin olduğunu sanmıyorum kardeşim.Ama kesinlikle yoktu da diyemem.Tabi kulaktan dolma bilgileri pek kaale almamak lazım.
Selam ve dua ile...