Yardım - Ara - Üyeler - Takvim
Normal Forum Görünümü: Fİlİstİn Hakkında Herşey
Islami Forum - Islami Form > GENEL FORUM > .·[ FİLİSTİN - GAZZE ]·.
Sayfa: 1, 2
TEVHİD
Kardeşlerim
Bir üyemizin tavsiyesi üzerine Filistin ile ilgili güncel haberlerin yazılabileceği sabit bir topik açtım.
Bu konuyla ilgili her türlü haberi buradan yazabilirsiniz inşallah.

Selam ve dua ile
TEVHİD
İşgal Güçleri Batı Yaka'daki Hamas Heyetinin Kahire'ye Gitmesine İzin Vermedi

Değişim ve Islah grubundan meclise giren milletvekili Halid Tafiş, Siyonist işgal güçlerinin Filistin içi bölünmeyi sonlandırmak için yapılan görüşmelere katılmak üzere Batı Yaka’dan Kahire’ye gitmek isteyen Hamas heyetine müsaade etmediğini söyledi.

Halid Tafiş dün (07 Ekim Salı) yaptığı açıklamada şöyle dedi: “Kahire’ye gitmek için sabah erken saatlerde Ürdün sınırındaki el-Kerame sınır kapısına gittik. Fakat işgal güçleri bizi yaklaşık 4 saat beklettiler. Daha sonra yanımıza gelerek yolculuktan men edildiğimize dair bir belgeyi elerimize tutuşturdular.”

Kaynak:http://www.filistiniz.biz/son-dakika/isgal-gucleri-bati-yakadaki-hamas-heyetinin-kahireye-gitmesine-izin-ve.html

Selam ve dua ile
Zümrüt
Allah razi olsun senden abla duyarligin icin KÜlteri de vesile oldugu icin
sagolsun. Bu durumlari göz önünde bulundurmak gerek.
KülTeRİ
Tevhid abla teşekkür ederiz Allah razı olsun senden...
KülTeRİ
BAŞINDAN SONUNA FİLİSTİN DOSYASI - 1

KUDÜS VE FİLİSTİN TOPRAKLARI MÜSLÜMANLAR İÇİN NEDEN BU KADAR KIYMETLİ?


Filistin ve özellikle Filistin'in kalbi olan Kudüs, İslam tarihinin başından bu yana Müslümanlar için kutsaldır. Müslümanların Filistin'i kutsal olarak görmeleri ise bu bölgeye barış ve huzur getirmelerine vesile olmuştur. Bu yazıda, bu gerçeğin bazı tarihsel örneklerini ele alacağız.

Kudüs'ü Müslümanlar için kutsal yapan iki temel sebep vardır: Müslümanların namaz kılmak için yöneldikleri ilk kıble, Kudüs'tür. Ve Peygamberimizin en büyük mucizelerinden biri olan bir gecelik miraç yolculuğu, Mescid-i Haram'dan Mescid-i Aksa'ya, yani Mekke'den Kudüs'e olmuştur. Kuran'da bu gerçek şöyle haber verilir:

"Bir kısım ayetlerimizi kendisine göstermemiz için kulunu bir gece Mescid-i Haram'dan, çevresini bereketlendirdiğimiz Mescid-i Aksa'ya götüren O (Allah) yücedir. Gerçekten O işitendir, bilendir." (İsra Suresi, 1)



(MESCİD-İ AKSA BİLİNENİN AKSİNE SARI YALDIZ KUBBELİ OLAN DEĞİL SİYAH KUBBELİ OLAN MESCİDDİR.SARI KUBBELİ OLAN KUBBETUS SAHRADIR)

Kuran'da anlatılan peygamber kıssalarında Filistin topraklarına işaret eden ayetlerin pek çoğunda bu topraklardan "bereketli kılınan, kutsal topraklar" olarak bahsedilmektedir. Miracın anlatıldığı üstteki ayette Mescid-i Aksa "çevresini bereketlendirdiğimiz" şeklinde nitelendirilmektedir. Hz. İbrahim'in ve Hz. Lut'un göçünün anlatıldığı Enbiya Suresi'nde ise yine aynı topraklar "bereketler verdiğimiz yer" olarak geçmektedir. Öte yandan, İsrail soyundan pek çok peygamberin yaşadığı, Allah yolunda mücadele ettiği, şehit düştüğü veya vefat edip defnedildiği Filistin toprakları, bir bütün olarak Müslümanlar için kutsaldır.



(GENEL OLARAK GÖRÜNEN KUBBETÜS SAHRA VE KUDÜS ŞEHRİ)
KülTeRİ
BAŞINDAN SONUNA FİLİSTİN DOSYASI - 2

FİLİSTİN TARİHİ

İSLAM ÖNCESİ DÖNEM


Üzerinde hüküm süren farklı kavim ve hakimiyet kuran siyasi güçlerle çok gerilere uzanan Filistin, birçok medeniyete beşiklik etmesi ve medeniyetlerin geçiş bölgeleri üzerinde kavşak noktası olması ile bilinmektedir. Filistin’in semavi dinlerce de önemi tartışılmayacak derecededir. Arap tarihçilerce ve bazı araştırmacılarca kabul edildiği üzere bu toprakların bilinen ilk sakinleri Amalika kavmidir. MÖ 20. yüzyılda Filistin toprakları üzerinde Kenanlıların yerleşik olduğu belirtilmektedir. Mısır’da köle olarak bulunan İsrailli kabilelerin Kızıldeniz geçilmek suretiyle Hz. Musa tarafından bölgeye getirilmeleri ise MÖ. 12. yüzyılları bulmaktadır. İsrail kavimleri bölgeye ulaştıklarında burada belli bir kültüre sahip yerleşik kabilelere rastlamışlardır. Bu kavimler Kenanlılar, Gibonlular ve Filistinlilerdi.



İlk İsrail kralı Talut’tan (Saul) sonra Hz. Davut, Kudüs’ü fethederek burada 33 yıl hüküm sürdü. Hz. Davut’un ardından Hz. Süleyman dönemi başladı ve bu dönem krallığın altın çağı oldu. Sınırların Suriye, Lübnan ve Ürdün’ün bir kısmına uzandığı bu dönemde Hz. Süleyman, başta Mısır olmak üzere bazı devletlerle anlaşmalar yaptı ve Kudüs’te kendi ismi ile anılacak olan Süleyman Mabedi’ni inşa ettirdi. İsrailoğulları 12 kabileden meydana gelmekteydi ve ifade edilen dönemlerde İsrail tek bir yönetim altında bulunmaktaydı.



(TEMSİLİ SÜLEYMAN MABEDİ)

Fakat Hz. Süleyman’ın vefatının ardından bu birlik daha fazla muhafaza edilemedi ve devletin ikiye bölünmesi ile birlikte kabileler de bölündüler. 10 kabile İsrail Krallığı’nı kurarlarken, diğer ikisi de güneyde Yahuda (Yuda) Krallığı’nı kurdular. İsrail MÖ 931 yılında Hz. Süleyman’ın oğlu Yarobean tarafından kuruldu ve ilk günlerinden itibaren komşu ülkelerin taarruzlarına uğradı. Krallık bu saldırılara MÖ 722 yılına kadar dayanabildi ve bu tarihte Asurlular tarafından tarih sahnesinden silindi. Krallık merkezi Kudüs olan Yahuda Krallığı ise İsrail’den daha uzun ömürlü olmuştur.



(ASURLULAR ÇOK TANRILI DİNLERE İNANAN ZAMANININ EN GADDAR HALKIYDI)


Kral Uziyah döneminde en parlak dönemini yaşayan Yahuda Krallığı MÖ 587 yılında Babil Kralı Buhti Nassar tarafından yerle bir edildi. Bu olay aynı zamanda İsrailoğullarının kitleler halinde göç ettirilmelerini gündeme getirerek binlerce Yahudi’nin Mezopotamya’ya sürülmesinin sebebi oldu. Filistin’in sonraki dönemi ise Perslerin Babil’i ele geçirmeleri ile başlayarak yaklaşık iki asır sürdü. Babil döneminde sürülen Yahudilere serbestlik tanınarak geriye göçle birlikte yıkılan Hz. Süleyman Mabedi yeniden inşa edildi. Bölge daha sonra Büyük İskender, Ptolemaioslar ve Suriye’deki Selevkoslar’ın ellerine geçti.

Filistin topraklarının milattan önceki son istilacıları ise Romalılar oldu. MÖ 63 yılında başlayan süreç MS 70 yılında tam bir yıkıma dönüştü; Roma prensi Titus, Kudüs’ü yerle bir etti. Yahudiler bu kez Romalılarca sürüldüler. Bu süreç içerisinde Hz. İsa’nın Filistin’in Nasıra kasabasında doğumu ve mücadele dönemi vardır. Fakat Hz. İsa’nın getirdikleri ondan çok sonra, 312 yılında, Roma tarafından kabul edilmiş ve Filistin bir kez daha dini ağırlıklı bir önem kazanmıştır. 395 yılında Roma İmparatorluğu içerisinde tüm dünyayı etkileyen büyük bir kırılma meydana gelerek imparatorluk Doğu (Bizans) ve Batı Roma olarak ikiye ayrılmıştır. Filistin Bizans toprakları içerisinde kalmıştır. Fakat bölge İslamiyetin zuhur ettiği dönemlerde bu kez Sasani istilasına uğramış, birkaç sene sonra ise Kudüs yeniden büyük bir kıyımı yaşamıştır. 629 yılında ise bölge tekrar Bizans hakimiyeti altına girmiştir.

KülTeRİ
İSLAMİ DÖNEM

Kudüs İslam tarihinde oldukça nadide bir yere sahiptir. Hz. Muhammed (sav)’in İsra ve Miraç mucizesinin mekanı Kudüs’tür. Bu anlamda Kudüs’ün fethedilmesi için Hz. Muhammed (sav) döneminden itibaren fetihlerin yönü kuzeye yönelmiş ve 629 tarihinde Bizans Devleti ile İslam orduları arasında Mute Savaşı yapılmıştır. Bundan bir sene sonra ise Tebük Seferi ile yine Bizans üzerine yürünmüştür. İlk halife Hz. Ebubekir, Amr. b. As’ı Filistin’in fethi için görevlendirmiş ve ilk olarak Gazze ele geçirilmiştir. Bizans ile yapılan Ecnadeyn (634) ve Yermük (636) savaşlarında İslam orduları galip gelmiş ve Kudüs yolu açılmıştır.



(HZ ÖMER CAMİİ)

Şehrin kuşatılarak fethi Hz. Ömer döneminin önemli hadiselerindendir. Hz. Ömer bizzat şehre girerek barış yolu ile Kudüs’ü ele geçirmiştir. Filistin’in fethi Askalan’ın alınmasıyla tamamlanmıştır. Emeviler döneminde bölgeye çok sayıda Arap yerleşimci iskan ettirilmiş ve Kudüs’e verilen önem değişmemiştir. Abbasiler döneminde daha önce merkezi Remle olan Filistin, Suriye ile birleştirilerek tek bir eyalet haline getirilmiştir. Bölge halife Harun Reşit döneminin ardından bir takım karışıklıklara sahne olmuş ve sıkça el değiştirmeye başlamış; önce Tulunoğulları, ardından tekrar Abbasiler ve daha sonra da İhşitler bölgede hüküm sürmüşlerdir. Fatimilerin Mısır’ı ele geçirmeleri ve güçlenmelerinin ardından bu kez de 969 tarihinde bölgede Fatimi dönemi başlamıştır. Daha sonra Karmatilerin Mısır’a saldırmaları ve ardından Filistin’i kuşatmaları nedeniyle Cerrahi emiri ile işbirliği yapan Fatimiler, istemeseler de bölgeyi Cerrahilere bırakmak zorunda kalmışlardır.

Filistin’de Selçuklu dönemi 1069’da başladı ve Malazgirt Savaşı’nın kazanıldığı 1071 yılında Selçuklu Sultanı Alparslan adına hutbe okundu. 1074’te Filistin’de Fatimi hakimiyetine son verildi. 1079’da Sultan Melikşah’ın kardeşi Tutuş, Suriye Filistin Selçuklu Devleti’ni kurdu. 1098 tarihinde yeniden başlayan Fatimi hakimiyeti fazla sürmedi.



(ORTAÇAĞA AİT KUDÜS GRAVÜRÜ)

Zira 1099 bölge için yaklaşık 90 sene sürecek olan Haçlı hakimiyetinin başladığı tarih oldu. Haçlıların Filistin ve özellikle Kudüs’teki varlıkları son derece kanlı olmuştur. Yaklaşık 40 gün süren şiddetli bir kuşatma sonrası 600.000 kişilik Haçlı ordusu, Kudüs’te yaşamakta olan 70.000 Müslümanı katlederek bölgeyi hakimiyetleri altına almışlardır. Selahaddin-i Eyyubi 1187 tarihinde Filistin’i Haçlı hakimiyetinden kurtararak bu işgale son vermiştir.



(SELAHATTİN EYYUBİ TEMSİLİ RESMİ)




(HAÇLILAR KUDÜSÜ ALDIKLARINDA 70.000 MÜSLÜMANI KATLETTİLER.ÖYLEKİ BİR HAÇLI TARİHCİSİ "DÖKÜLEN KAN ATLARIMIZIN AYAKLARINI GEÇİYORDU" DEMİŞTİR)



(SELAHATTİN EYYUBİ TARAFINDAN KUDÜSÜN FETHİ.FETİHLE BİRLİKTE YAHUDİLER HAYATLARININ EN REFAH DÖNEMLERİNE GİRMİŞTİR)

Selahaddin-i Eyyübi şehri ele geçirdiğinde eskiden sürülmüş olan Yahudilerin geri dönmelerine izin vermiş ve şehirde onarım işleri üzerinde yoğunlaşmıştır
. Selaheddin Eyyubi’nin vefatının ardından bölgede yine karışıklıklar baş göstermiş ve Kudüs 1229 tarihinde yapılan bir anlaşma ile Batılıların yönetimine bırakılmıştır. 15 sene sonra yeniden ele geçen kent dışında fetih, 1291 tarihinde Akka, Kaysariye ve diğer şehirlerdeki Batılıların da Memlüklülerce bölgeden uzaklaştırılmasıyla ancak tamamlanabilmiştir. Memlüklüler zamanında bölgede idari teşkilatlanma da yapılmış, Filistin Kudüs, Gazze, Lüd, Kakun, Halil ve Nablus olmak üzere Şam’a bağlı altı bölgeye ayrılmıştır. İslam dönemi için dikkat çeken birkaç nokta vardır ki bu da Yahudilerin daha önceki krallıklar ve Bizans dönemleri ve hatta Haçlı istilası dönemlerinde kötü muameleye tabi tutulmaları, sürülmeleri ve katledilmeleri hadiselerinin İslam dönemi içerisinde son bulmasıdır. Yahudilerin bu dönemdeki durumları dünyanın diğer bölgelerinde yaşayan Yahudi topluluklarınkinden çok daha iyidir.
KülTeRİ
OSMANLI DÖNEMİ

Haçlı seferlerinin ardından başlayan ve yaklaşık iki asır süren Memlük hakimiyetinden sonra Filistin, Yavuz Sultan Selim döneminde Mercidabık Savaşı’ndan sonra (24 Ağustos 1516) Osmanlı yönetimine geçti. Bölgenin tamamının fethi ise Kanuni Sultan Süleyman zamanında tamamlandı. Kanuni döneminde üç semavi din açısından da önemli olan „Harem“ olarak adlandırılan kısmın bakımı yapılarak etrafındaki duvarlar yeniden inşa edildi. Osmanlı Devleti Filistin’i Suriye sınırları içinde Şam’a bağlı Kudüs, Gazze, Nablus ve Safed olmak üzere dört sancağa ayırdı. Daha sonra bu sancaklar Kudüs’e bağlı birer eyalet oldu.



(OSMANLI DÖNEMİNDE KUDÜS GRAVÜRÜ)

Filistin emirlerlerinden Cezzar Ahmet Paşa döneminde Mısır’ı ele geçiren Napolyon Bonapart, büyük bir ordu ile Filistin’in Yafa şehrini aldı. Ancak Cezzar Ahmet Paşa yönetimindeki Osmanlı ordusu Akka önlerinde Bonapart’ı geri çekilmek zorunda bıraktı (1799).



(CEZZAR AHMET PAŞANIN TEMSİLİ RESMİ.NAPOLYON AKKA YENİLGİSİNDEN SONRA "AKKA BÖYLE MUKAVEMET ETMESEYDİ BELKİ ŞARK İMPARATORU OLURDUM" DİYECEKTİR)

Osmanlı Devleti’nin gerilemeye başladığı dönemde Mısır Valisi Mehmet Ali Paşa’nın oğlu İbrahim Paşa Filistin’in tamamını ele geçirdi. Filistin 1840 yılına kadar Mısır’ın yönetimi altında kaldı. Ancak daha sonra tekrar Osmanlı yönetimine geçti. 1877 tarihinde Kudüs merkeze bağlı bir mutasarrıflık oldu. Bir yıl sonra ise Nablus ve Akka Kudüs’e bağlandı. Böylece Filistin’in kuzeyi Beyrut valiliğine güneyi ise Kudüs mutasarrıflığı idaresine bırakıldı. I. Dünya Savaşı’ndan sonra ise Filistin’in yönetimi Osmanlı idaresinden çıkarak İngiliz mandasına geçti.



(İNGİLİZLERİN 1917 DE KUDÜSE GİRİŞİ)





(KUDÜS MUDAAFAASINDAN BİR GÖRÜNÜŞ.TÜRK VE ARAP ASKERLER OMUZ OMUZA ÇARPIŞIYOR)
KülTeRİ
SİYONİST HAREKETİN DOĞUŞUNDAN İSRAİL DEVLETİNE

(1897-1948)


Günümüzde uluslararası gündemin en üst sıralarında bulunan Filistin-İsrail sorununun çok eski bir geçmişi vardır. Sorunun günümüzdeki mevcut biçiminin, 19. yüzyıl sonlarından başlayarak 20. yüzyıl başlarında yoğunlaşan Yahudi göçü sonucunda, bu topraklar üzerinde 1948 yılında İsrail devletinin oluşturulması ile ilgili olduğu söylenebilir. Bu tarihten başlayarak meydana gelen Arap-İsrail çatışma ve savaşları veya İsrail'in giriştiği tek yanlı eylemler sonucunda, hemen hemen tüm Filistin toprakları İsrail'in işgali altına girmiş, bu topraklarda yaşayan insanların büyük çoğunluğu diğer Arap ülkelerindeki mülteci kamplarında yaşamak zorunda kalmışlardır.

Ingiliz isgalinin ilk dönemlerinde yahudilere saglanan bütün kolayliklara ve uluslararasi siyonist teskilatlarinin bütün tesviklerine ragmen yine de yahudi göçü istenen düzeyde olmadi. Öyle ki 1918'le 1933 arasinda Filistin topraklarina göç eden yahudi göçmen sayisi 100 bini geçmemistir. Bunun üzerine Avrupa'da bir Nazi firtinasi estirildi. Bu firtinayla birlikte holokost (yahudi soykirimi) hikayeleri de bütün Avrupa'yi sardi. Bunun üzerine yahudilerin Filistin'e göçleri de hizlandi ve 1945'e gelindiginde Filistin topraklarina yerlesen yahudi sayisi sekiz yüz bini buldu. Yani Nazi firtinasi ve holokost masallari yahudi göçünün hiz kazanmasina ve "Israil" devletinin kurulmasi için gereken insan unsurunun olusmasina imkan saglamistir. Bundan dolayi Avrupali birçok tarihçi Nazi firtinasinin arkasinda uluslararasi siyonist örgütlerin oldugu görüsünü savunmustur. Tarihi gerçekler de bu görüsü desteklemektedir.



(HİTLERİN BAŞLATTIĞI SÖYLENEN NAZİ HAREKETİNİN FİNANSMANI YAHUDİ BANKER ROTHSCHİLD TARAFINDAN YAPILMAKTAYDI)

1948 yılında Arap ülkelerinin muhalefetine rağmen, İsrail'in kuruluşu BM tarafından onaylanmıştır. BM, bunu izleyen yıllarda, İsrail'in kuruluş aşamasındaki sınırlarının dışında işgal ettiği toprakları terk etmesi yolunda ve de özellikle Filistin mültecilerinin durumlarının iyileştirilmesi doğrultusunda sayısız karar almışsa da, bu konularda önemli bir gelişme sağlanamamıştır.
KülTeRİ
1948 ARAP - İSRAİL SAVAŞI

1948 Savaşı müslümanlar için tam bir yüz karasıdır.Mısır, Ürdün, Suriye ve Irak dört bir koldan İsrail üzerine saldırdı.Özellikle Ürdün kralı Abdullahın kurduğu, Arap devletleri içinde en etkili askeri güç olan Arap lejyonun başında bir ingiliz olan Sir John Bagot Glubb (Glubb Paşa) vardı.Bu ordu son derece modern silahlarla donatılmış ve bu ordu için milyonlar harcanmıştı.Lejyon Yahudilere karşı üstün bir başarı sağlamış 18 Mart 1948 de Kuduse girmişti.Ancak zamanın Arap liderleri arasında çıkan toprak paylaşma kavgası, Özellikle Mısır ordusunun savaş yeteneksizliği (ki savaşa giden Mısır ordusunun elinde Filistin haritası dahi olmadığı söylenir) ve İsraile gelen batı, sovyet desteği daha sonraki zamanlarda yahudileri üstün duruma getirecektir.



(FİLİSTİNLİ YEREL SAVAŞCILAR)



(KUDÜS MÜFTÜSÜ EL EMİN ASKERİ KITAYI SELAMLARKEN.1936 DA İNGİLİZLERE KARŞI BÜYÜK BİR GREV BAŞLATMIŞTIR.SAVAŞDA DİĞER ARAP LİDERLERİYLE KUDÜSÜN YÖNETİMİ KONUSUNDA TERS DÜŞTÜ)

Filistin’de İngiliz manda rejiminin sona ermesinin hemen ardından 14 Mayıs 1948’de, Tel-Aviv’de toplanan Yahudi Milli Konseyi, yayınladığı bir bildiri ile İsrail Devleti’nin kurulduğunu ilan etti. Bunun hemen ardından ABD ve ertesi gün de Sovyetler Birliği İsrail’i tanıdığını açıkladı. Bu gelişmelerin öncesinde ise İngiliz birlikleri bölgeyi terk etmeye başlamışlardı bile.

İsrail Devleti’nin kuruluşunun ilan edilmesinden birkaç saat sonra Arap Birliği İsrail’e savaş açtı. Mısır, Ürdün, Suriye ve Irak kuvvetleri üç yönden saldırıya geçerek önemli ilerlemeler kaydettiler.Ancak Batılı güçlerin İsrail’i desteklemesi üzerine savaş Araplar aleyhine dönüştü. Ayrıca İsrail, savaş sırasında Sovyetler Birliği’nden de önemli oranda yardım aldı. İsrail, Sovyetlerden gelen uçaklarla Ürdün ve Suriye’nin başkentlerine saldırdı ve bu saldırılarda çok sayıda sivil hayatını kaybetti.


İsrail savaş sonunda 1947’de taksim planı ile elde ettiği %56’lık Filistin toprağını % 78’e çıkardı. Yahudi zulmü altında yaşamak istemeyen 700.000 Filistinli, evlerini terk etmek zorunda kalarak komşu ülkelere veya Arapların yoğun olduğu bölgelere sığındılar. Yurtlarını terk eden Filistinliler'den 250.000’i Gazze’ye yerleştirildi. Filistinlilerin başka ülkelere göçü ve Yahudilerin Filistin’de gün geçtikçe artan nüfusu, demografik yapının bölgenin asıl yerleşik halkı olan Araplar aleyhine dönüşmesine neden oldu ve bugüne kadar süregelen Filistinli mülteciler sorunu başladı.



(FİLİSTİNİ YAHUDİLERE SATAN KRAL ABDULLAH)



(İSRAİLİN KURUCUSU VE İLK DEVLET BAŞKANI DAVİD BEN GORİON.KRAL ABDULLAHLA EN İYİ ANLAŞAN ADAM)



(1948 OCAĞINDA A.B.D Yİ ARŞIN ARŞIN DOLAŞARAK AMERİKAN YAHUDİLERİNDEN İSRAİL İÇİN 50 MİLYON DOLAR TOPLAMAYI BAŞARAN İDEALİST BİR SİYONİST : GOLDA MEİR)

İsrail savaş sonunda savaştığı her Arap ülkesi ile ayrı ayrı ateşkes anlaşmaları imzaladı. Filistin’i kurtarma amacıyla savaşa girmiş olan Ürdün Batı Şeria’ya, Mısır da Gazze Şeridi’ne asker yığdı. Sina’nın büyük bir kısmı İsrail’in işgali altında kaldı. Kudüs’ün kontrolü ise batıda İsrail, doğuda Ürdün arasında bölündü.

1948 savaşı sonrasında savaşa katılan Arap ülkelerinde siyasi rejim değişikliğine varan karışıklıklar yaşandı. En önemli değişiklik Mısır’da gerçekleşti. Mısır’da Kral Faruk bir darbe ile tahttan indirilerek yerine General Necib getirildi.Savaştan en karlı çıkan taraf İsrail oldu. 1914’te 85.000, 1943’te 539.000, 1946’da 608.000, 1947’de 650.000 olan Filistin’deki Yahudi nüfusu, savaş sonrası anlaşmaların imzalandığı 1949 yılında 758.000’e ulaştı. Ürdün de İsrail’den sonra en çok toprak kazanan ülke oldu.



(YIKILAN KUDÜS)
KülTeRİ
1956 ARAP - İSRAİL SAVAŞI

1956-II. Arap-İsrail Savaşı İlk savaşın Yahudiler nezdinde dünyanın tavrının görülmesi açısından ayrı bir anlamı bulunmaktaydı. İsrail durumdan memnundu ve artık bölgede daha rahat hareket ediyordu. 50’li yılların başından itibaren 187 köyün tamamen tahrip edilmesi, insanların katledilmesi ve göçe zorlanması bunu açıkça ortaya koyuyordu. Bu şekilde 1956’ya gelindi. Nasır’ın, 28 Temmuz 1956’da Süveyş Kanalı’nın uluslararası trafiğe açık olmakla birlikte, Mısır’a ait olduğu için millileştirildiğini açıklaması üzerine, İsrail saldırmak için beklediği fırsatı elde etti. İngiltere ve Fransa Mısır'ın bu kararını tanımadıklarını bildirerek, 30 Ekim’de Mısır’dan Süveyş Kanalı’nın kendilerine bırakılmasını istediler ancak Mısır bunu reddetti. Londra'da toplanan konferanslardan da bir sonuç çıkmayınca İngiltere ve Fransa İsrail ile anlaşarak Mısır’ın bütün havaalanları ve askeri bölgelerini imha etti. İsrail de Sina’yı işgal etti. Mısır, 7 Kasım’da ateşkesi kabul etmek zorunda kaldı. BM Genel Kurulu’nda alınan kararla; Süveyş Kanalı’na barış gücü yerleştirildi ve ABD’nin baskısıyla İngiltere ve Fransa Mısır topraklarından geri çekildi.Yaser ARAFAT ilk defa örgütlediği filistinlilerle bu savaşa katılmıştır..El fetih in temelleri bu savaşta atılmıştır




(KRAL FARUK VE ONU DEVİRİP YERİNE GEÇEN CEMAL ABDULNASIR.ARAPLARIN İKİ YÜZKARASI, FİLİSTİNLİ MÜSLÜMANLARIN KANLARINI YAHUDİLERE HEDİYE EDEN İKİ SOYTARI)



(İKİNCİ ARAP - İSRAİL SAVAŞINDAN İKİ RESİM)



(YASER ARAFAT İKİNCİ ARAP - İSRAİL SAVAŞINDA)
kundurevi
kardeş ALLAH razı olsun mükemmel bir çalışma farkındamısın bilmiyorum coştun yaw clapping.gif
KülTeRİ
ALINTI(kundurevi @ Dec 23 2008, 02:32 AM) *

kardeş ALLAH razı olsun mükemmel bir çalışma farkındamısın bilmiyorum coştun yaw clapping.gif

biggrin.gif biggrin.gif

Daha dur kundurevi bu az bile devamı yarın kardeşim.

Elimde gizli dökümanlar var onlarıda sunacam sizlere biggrin.gif biggrin.gif
kundurevi
yapmayaw gizli dökümanlar falan diyorsun sonra ergenekondan içeri almasınlar seni senbize lazımsın flaugh.gif
KülTeRİ
ALTI GÜN SAVAŞI (1964 ARAP - İSRAİL SAVAŞI)

1956 II. Arap-İsrail Savaşı’nın ardından dokuz yıl boyunca Mısır’la İsrail arasında ciddi bir problem yaşanmadı. 1964’te FKÖ’nün kurulması ve Suriye’de Nasır’ın görüşlerini benimseyen Baas Partisi’nin iktidara gelmesi, bunalımı yeniden başlattı. Nasır’ın Sina’da konuşlandırılan BM Barış Gücü askerlerinin çekilmesini istemesi ve Mayıs 1967’de Akabe Körfezi’ni deniz ulaşımına kapatması İsrail Savunma Bakanı Moşe Dayan’ı harekete geçirdi. Daha sonra da 1967 yılının Mayıs ayında başlayan Suriye-İsrail gerginliği Gazze ve Sina’yı işgal etmek isteyen İsrail için iyi bir fırsat oldu. 5 Haziran 1967’de ilk defa Arap düzenli orduları ve İsrail birlikleri karşı karşıya geldiler. Mısır hava kuvvetlerini ani bir saldırıyla imha eden İsrail, Mısır'ın yanı sıra Suriye ve Ürdün'e de saldırdı.



(CEMAL ABDULNASIRIN SAĞINDAKİ ALTI GÜN SAVAŞLARI SIRASINDAKİ MISIR HAVA KUVVETLERİ KOMUTANI.MISIR HAVA KUVVETLERİNİN NASIL YOKEDİLDİĞİNİN HESABINI VEREMEDİ)

İsrail, saldırıya geçen Arap ülkeleri arasındaki iletişim kopukluğu ve çıkar ayrılıklarını çok iyi değerlendirerek, Filistin topraklarının geriye kalan %22'sini (Batı Şeria ve Gazze), Mısır topraklarının %6'sını (Sina Yarımadası), Suriye topraklarının %1'ini (Golan Tepeleri) işgal etti. Altı gün süren bu savaşla İsrail, kendi kontrolündeki toprağı, üç kattan daha fazla büyütmüş oldu. Müslümanlara ait kutsal mekanlarla birlikte Kudüs'ün tamamı İsrail'in eline geçti.



(İSRAİLLİLER TARAFINDAN ESİR ALINAN MISIRLI ASKERLER)



(SAVAŞ BAŞLADIĞI SANİYELERDE BU SAVAŞIN YILLARCA SÜRECEĞİ KONUŞULUYORDU.OYSA SADECE ALTI GÜNDE ARAPLAR HEZİMETE UĞRADI.ZAFERİN ŞAŞKINLIĞINDAKİ İSRAİLLİ ASKERLER)

1967 savaşından hemen sonra Hartum’da toplanan Arap liderleri meşhur „üç hayır“ı ilan ettiler: İsrail’le barışa hayır, İsrail’i tanımaya hayır, İsrail’le görüşmeye hayır... Bir aradayken bu „hayır“ları söyleyen Arap ülkelerinin arasından üçü perde arkasında İsrail’le görüşmeleri başlatmışlardı bile.Bu üç ülkenin (Suriye, Mısır, Ürdün) ortak özelliği, İsrail’den geri almak zorunda oldukları topraklarının oluşuydu. 1967 savaşı, İsrail’e yönelik Arap politikasını şekillendiren tarihi olayların başında gelmektedir. Arapların en–Nekba (büyük felaket) dedikleri ve Arapları İsrail’in varlığı ve mülteci problemiyle karşı karşıya bırakan 1948 savaşı bile bu anlamda gölgede kalmaktaydı. O güne kadar İsrail’i haritadan silmeye kilitlenmiş olan Arap ülkeleri 67 savaşıyla birlikte savunmaya geçmişlerdir.

1967 savaşının getirdiği diğer önemli sonuç ise Filistin direniş hareketinin zirveye doğru yükselmeye başlamasıdır. Bu anlamda Filistinli mücadele grupları bir araya gelerek „silahlı mücadele“nin gereği üzerinde durmaya başladılar. Altı Gün Savaşı’ndaki yenilgi ve akabindeki Karame zaferi ile El-Fetih uzun süredir gerilla savaşını savunanların alternatifi haline geldi. Arafat Nasır’ın da onay vermesiyle 1969’da FKÖ’nün başına geçti.



(NASIRIN DESTEĞİYLE FKÖ NÜN BAŞINA GEÇEN YASER ARAFAT.İSMİ YILLARCA FİLİSTİN DİRENİŞİ İLE ÖZDEŞLEŞSEDE LAİK YAPISIYLA VE SOSYALİST FİKİRLERİ İLE ÇOĞU İSLAM ÜLKESİNDEN TEPKİ ÇEKMİŞTİR)
KülTeRİ
ALINTI(kundurevi @ Dec 23 2008, 03:16 AM) *

yapmayaw gizli dökümanlar falan diyorsun sonra ergenekondan içeri almasınlar seni senbize lazımsın flaugh.gif

Yok kardeşim bişey olmaz inşallah biggrin.gif
Ebu Zeynep
Külteri kardeş, emeğine sağlık.

Senden ricam bu makaleler arasında T.C. nin kuruluşu ve Siyonistler hakkındada yazı varsa acilen buraya asarmısın...

hatta mümkünse T.C. nin kuruluşundan bu yanaki t.c. siyonist israil ilişkilerini konu alan bir makale?


görelim bakalım kimin zamanında bu katil israil ile en sıkı fıkı dostluğa başlamışız!!!
KülTeRİ
ALINTI(bağımsız @ Dec 23 2008, 09:17 AM) *

Külteri kardeş, emeğine sağlık.

Senden ricam bu makaleler arasında T.C. nin kuruluşu ve Siyonistler hakkındada yazı varsa acilen buraya asarmısın...

hatta mümkünse T.C. nin kuruluşundan bu yanaki t.c. siyonist israil ilişkilerini konu alan bir makale?
görelim bakalım kimin zamanında bu katil israil ile en sıkı fıkı dostluğa başlamışız!!!

Yazacam kardeşim aklıma getirdiğin çok iyi oldu.Allah razı olsun....

Bu arada Filistin tarihini bugün bitirip sıra ile diğer dosyalara geçeceğim.

1. Yahudi soykırımının yalan olduğu..Elimde pek kimsede bulunmayan bir kitap var.Ve çok çok enteresan resimler var.Eğer scan etmeyi başarır onuda buraya koyabilirsem çok süper olacak.

2. A.B.D. deki yahudi lobisi ve israil için önemi.

3. İsrailin menfaati için uzlaşan Sovyetler ve ABD..

4. Siyonizmin tarihi ve tüm dünya için teşkil ettiği tehlike..

Yaptığım plana uygun olarak devam edeceğim inşallah.

bu arada bu bilgileri tek bir yerden değil en az 7 - 8 farklı (web sitesi, kitap, tarihi gazete ve dergiler ... vb.) kaynakdan topluyorum.

Tavsiyelerinize her zaman açığım.

Allah razı olsun.
KülTeRİ
KARA EYLÜL

1967 savaşı öncesi toplam rakamı 1.300.000’e ulaşan Filistinli mültecilerin yarısı Ürdün’e sığınmıştı. Ürdün ise ekonomik açıdan zayıftı ve bu kadar mülteciyi kontrol edecek bir güçten uzaktı. Ayrıca Ürdün, buradaki Filistinlileri kendi beşinci kolları olarak gören Nasır gibi güçlerden çekiniyordu. 1967 Savaşı’nın ardından Arafat, büyük bir yekuna ulaşan Filistinlilerden de güç alarak İsrail’e karşı düzenleyeceği operasyonlar için üs olarak Ürdün’ü seçti. Nüfusunun önemli bir kısmını Filistinlilerin oluşturması nedeniyle FKÖ’nün Ürdün’de etkinliğini artırması Kral Hüseyin’i tedirgin etti. Kral Hüseyin’in Arafat’a tedirginliğini belirtmesine rağmen Arafat’ın buna aldırış etmemesi üzerine Filistinlilerle Kral Hüseyin’in kuvvetleri arasında tarihe Kara Eylül olarak geçecek çatışmalar başladı.



(ÜRDÜNDEKİ FİLİSTİNLİ MÜLTECİLER)



(İÇ SAVAŞDAKİ FİLİSTİNLİ KADIN GERİLLALAR)

İsrail’in desteğini alan Kral Hüseyin’in 7 Haziran 1970’de Amman yakınlarındaki Zerka Mülteci Kampı’na saldırmak suretiyle başlattığı ve binlerce Filistinlinin öldürüldüğü askeri hareketle Arafat’ın kontrolü altındaki Fedailer Ürdün’den çıkarıldı. Kara Eylül olaylarının ardından Arap ülkeleri Ürdün ile ilişkilerini keserek bu ülkeyi Filistin hareketini bitirmekle suçladılar. Bu durumdan en çok faydalanan taraf ise tabi olarak İsrail’di. Zira her iki savaşta da düşmanı olan Arap devletleri bu kez birbirlerine düşmüştü.



(BİNLERCE FİLİSTİNLİNİN KATİLİ KRAL HÜSEYİN)



(KRAL HÜSEYİNİN MASONLUK BELGESİ)
KülTeRİ
YOM KİPPUR SAVAŞI


1967 Savaşı’nda büyük bir yenilgi yaşayan Mısır, Suriye ve Ürdün, 1973 yılında Sina Yarımadası’nda ve Golan Tepeleri’nde bulunan İsrail kuvvetlerine saldırdı. 6 Ekim 1973 günü başlayan bu savaş altı gün süren 1967 Savaşının yarattığı tepkinin bir sonucuydu. İsrail Altı Gün Savaşı’ndan, işgalindeki toprakları yaklaşık üç kat genişleterek çıkmıştı. Golan Tepeleri, Kudüs'ün tümü, Batı Şeria, Sina Yarımadası ve Gazze İsrail'in eline geçmişti. 1970 yılında Nasır'ın ölmesi ile yerine geçen Enver Sedat, 1967 yılında İsrail'in işgal ettiği toprakların geri kazanılması için bir Arap karşı saldırısı üzerinde durmaya başladı. 6 Ekim 1973'te başlayan savaş, Müslümanların kutsal ayı olan Ramazan ve Yahudilerin kutsal günleri olan Yom Kippur'a denk gelmişti. İsrail birlikleri Sina yarımadasından ve Golan Tepeleri'nden çekilmeye zorlandı. Bu savaşta, ABD İsrail’e, Sovyetler de Arap devletlerine silah yardımında bulundu. Başlangıçta Arapların lehine gelişen savaş, daha sonra İsrail’in karşı saldırıda bulunmasıyla İsrail lehine sonuçlandı.



(MISIRLILAR ELE GEÇİRDİKLERİ BİR NOKTAYA BAYRAKLARINI DİKİYORLAR)



(İKİ SATILMIŞ LİDER.ENVER SEDAT VE HAFIZ ESAD)

18 Ocak 1974'te İsrail ile Mısır arasında barış anlaşması imzalandı. Anlaşmaya göre, Mısır Süveyş Kanalı'nın doğu yakasındaki güçlerini azaltacak, buna karşılık İsrail de Sina'da Milta ve Gidi geçitlerinin batısına çekilecekti. Bu anlaşma 4 Eylül 1975 tarihinde imzalanan ikinci bir anlaşma ile tamamlandı. 1974 yılında Rabat’ta yapılan Arap Zirvesi’nde FKÖ Filistinlilerin tek meşru temsilcisi olarak kabul edildi. BM Genel Kurulu’nda Filistin’de bağımsız egemen bir devletin kurulması kararı yeniden gözden geçirildi ve FKÖ’ye BM’de gözlemci statüsü verildi. FKÖ Lideri Yaser Arafat BM Genel Kurulu’nda bir konuşma yaptı. İsrail 1978 yılında işgale giriştiği Lübnan'ın, daha sonra %10'luk kısmında güvenlik şeridi oluşturdu. 1978 Mart ayında ABD Dışişleri Bakanı Henry Kissinger’in arabuluculuğunda Mısır’la İsrail arasında Camp David Barış Anlaşması imzalandı. Camp David Anlaşması’nın maddeleri şöyleydi; İsrail, Sina'dan çekilecek. İsrail ve Mısır arasında normal ve dostça ilişkiler kurulacak. İki ülke de birbirinin toprak bütünlüğünü ve barış içinde yaşama hakkını kabul edecek. Sina'daki tampon bölgeye BM Barış Gücü yerleştirilecek. İsrail gemilerine Süveyş Kanalı’ndan serbest geçiş hakkı tanınacak. Batı Şeria ve Gazze'deki Filistinlilere tam özerklik verilmesi için görüşmeler yapılacak. Batı Şeria ve Gazze'de kendi kendini yöneten bir idarenin oluşturulması için seçimler yapılacak.



(ENVER SEDAT O ZAMANIN İSRAİL CUMHURBAŞKANI BEGİN İLE SARILIRKEN.A.B.D. BAŞKANI CARTER DA ALKIŞ TUTUYOR)



(SEDAT İSRAİL MECLİSİ KNESSET DE.ORADA İSRAİLLİLERE ŞÖYLE SESLENİYORDU: "DÜNYANIN BU BÖLGESİNDE BİZİMLE BİRLİKTE OTURMAK İSTİYORSUNUZ.SİZE SAMİMİYETİMLE SÖYLÜYORUM Kİ ARAMIZA HOŞGELDİNİZ")

Arap ülkeleri Camp David Anlaşması’nı kabul etmediler ve Enver Sedat’ı Filistin davasına ihanet etmekle suçladılar. Tepkiler BM’ye yansıdı ve Genel Kurul 29 Kasım 1979’da 34/65 B sayılı kararıyla FKÖ’nün katılmadığı Camp David Anlaşması’nın geçersiz olduğunu, Filistin halkının ve İsrail işgali altındaki toprakların geleceği açısından hiçbir değer taşımadığını ilan etti. Ancak İsrail BM kararına rağmen, anlaşmanın kendi lehine olan maddelerini uygulamada hiçbir güçlükle karşılaşmadı. İsrail Mısır’la anlaşma masasına oturmakla ilk defa bir Arap ülkesi tarafından tanınmış oldu. Bu anlaşma ile İsrail, işgal ettiği topraklardan ve Sina Yarımadası’ndan çekilecekti. İsrail, işgal süresince petrol ihtiyacını buradan karşılamıştı. Arap ülkeleri İsrail’e petrol satmadıkları için İsrail’in yeni bir kaynak bulması gerekti ancak bu sorun da Kissinger’in araya girmesiyle kısa zamanda çözüldü. Enver Sedat Mısır petrolünü İsrail’e satmayı kabul etti. Anlaşmanın üçüncü maddesiyle İsrail, varlığını ve toprağını meşrulaştırmış oluyordu. Diğer yandan Gazze ve Batı Şeria’daki Müslümanlara tam özerklik için görüşmeler önerilmesine rağmen, İsrail bu konuyu sürekli askıda bıraktı. İsrail boşaltmayı vadettiği toprakları da boşaltmadı ve daha sonra buralara Sovyetler Birliği’nden gelen Yahudileri yerleştirdi. 1980 yılının Ağustos ayında, İsrail parlamentosu Knesset’te alınan bir kararla Kudüs’ü İsrail’in değişmez ve bölünmez başkenti olarak ilan etti.



(İSRAİL YAPILAN ANTLAŞMADA ÜZERİNE DÜŞEN HİÇ BİR GÖREVİ YAPMAMIŞTI.O ZAMANIN BİR GAZETESİNDE ÇIKAN KARİKATÜR.İSRAİL DEVLET BAŞKANI BEGİN KARŞISINDAKİ ARAP LİDERLERİNE GÜÇ GÖSTERİYOR)
KülTeRİ
BEYRUT KUŞATMASI

Kara Eylül’den sonra Arafat’ın üs olarak Lübnan’ı seçmesi zaten hassas olan dengeleri kırılma noktasına getirdi. 13 Nisan 1975’te Hıristiyan Falanjistlerin Filistinlilerin bulunduğu bir otobüsü taraması üzerine Lübnan iç savaşı patlak verdi. Merkezi hükümetin zayıflaması Filistinli örgütlerin Lübnan’daki etkisinin artmasına neden oldu. Filistinli örgütler Lübnan’dan İsrail’e karşı saldırıya geçti. Bunun üzerine Camp David Anlaşması’ndan sonra İsrail Lübnan’a yöneldi. 6 Haziran 1982’de Lübnan’ı işgal eden İsrail ordusu yedi gün içinde Beyrut önlerine kadar geldi. Kuşatmaya karşı Arafat Beyrut içinde sığınaktan sığınağa geçmek suretiyle üç ay boyunca direnmeyi başardı. İsrail, Lübnan’ı işgalinin ardından 19.000 ölü ve 30.000 yaralı bıraktı. İsrail’in ve Suriye’nin baskısı altında kalan Arafat Lübnan’ı terk etmek zorunda kaldı. Bundan sonra FKÖ genel merkez olarak Filistin’den binlerce kilometre uzakta bulunan Tunus’u seçti. 1980’lerin ikinci yarısında I. İntifada başlayana dek Arafat, hem uluslararası arenada hem de Arap dünyasında prestij kaybına uğradı.

(Falanjistler : Lübnan da yaşayan fanatik ve faşist Hristiyanlar.Filistinlilere karşı devamlı surette israille işbirliği yapmakla suçlanmışlardır)




(BEYRUT YAKINLARINDAKİ BOURJ - EL BARAJNEH GÖÇMEN KAMPI.SAVAŞ ZAMANINDA BİR ÇOK KATLİAMA SAHNE OLMUŞTU)



(9 TEMMUZ 1982 TARİHLİ GÜNAYDIN GAZETESİ)
KülTeRİ
SABRA VE ŞATİLLA KATLİAMI

1982 yılında İsrail'in Lübnan'ı işgali sırasında Sabra ve Şatilla kamplarına yapılan baskın ise tarihe en kapsamlı ve en büyük soykırımlardan biri olarak geçti. Hıristiyan Falanjist grupların İsrail askerlerinin desteği ve yönlendirmesi ile gerçekleştirdikleri baskın esnasında, çoğu kadın ve çocuklar olmak üzere 3.000'den fazla insan katledildi. Katliam ile ilgili daha sonra yapılan araştırmalar ve incelemeler dönemin Savunma Bakanı ve şimdiki İsrail Başbakanı Ariel Şaron'un olayın sorumlusu olduğunu gösteriyordu. Bu kanlı baskın nedeniyle Ariel Şaron halen "Lübnan Kasabı" olarak anılmaktadır.



(BEYRUT KASABI ŞARON.OCAK 2006 DAN BU YANA HALA KOMADA.ÖLMEKDE BİR NİMET OLSA GEREK)



(BİR DİĞER KASAP HRİSTİYAN FALANJİSTLERİN LİDERİ BEŞİR CEMAYEL.14 EYLÜL 1982 DE FİLİSTİNLİ MÜCAHİTLER TARAFINDAN ÖLDÜRÜLDÜ)

Ortadoğu uzmanı gazeteci Robert Fisk, baskının hemen ertesinde olay yerinde gördüğü dehşet verici manzarayı, Lübnan Kasabı Ariel Şaron'un İsrail Başbakanı seçilmesinin ardından yazdığı makalesinde şöyle aktarmaktadır:

"18 Eylül 1982'de Sabra ve Şatilla kampında bulunanlar için Şaron, ardında şişmiş cesetler, tecavüz edilmiş, işkenceye uğramış ve sonra da katledilmiş kadınlar ve bebekler bırakan bir kasaptır. Olaydan 18 yıl sonra bugün bu caddelerde dolaşırken katliam manzaraları hala gözlerimin önünden gitmiş değil. Biraz ötede Sabra Camisi'ne giden yolda 90 yaşında, beyaz sakalı ve pijamaları ile Bay Nouri'yi görüyorum. Ölü bedeninin yanı başında yün başlığı ve bastonu duruyor. İlerideki dar sokakta yemek tencerelerinin yanında yatan iki kadın ceseti var, beyinleri dışarı akmış. Kadınlardan birinin karnı yarılmış. Cesetin birkaç metre ötesinde çürüdüğü için bedenleri morarmış, adeta bir çöp gibi oraya fırlatılmış bebekleri gördüm... Cesetlerin kuruyan kanları üzerinde sinekler uçuşuyor, ölü bedenlerin bileklerindeki saatler ise hala çalışıyordu. Tırmandığım küçük rampayı aşabilmek için etrafa dağılmış ceset parçalarını bir kenara itmem gerekiyordu. Biraz ötede ise sırtından hala kan süzülen sevimli bir genç kız yatıyordu." (Robert Fisk, The Legacy of Ariel Sharon, The Independent, 6 Şubat 2001)



(KATLİAMDAN GÖRÜNTÜLER)

Robert Fisk bir başka yazısında Sabra ve Şatilla kamplarında yaralananların tedavi gördükleri hastaneleri gezerken karşılaştığı manzarayı ise "Burada (Barbir Hastanesi) gördüklerimiz unutulabilecek cinsten manzaralar değildi. Barbir Hastanesi'ni ziyaret etmek, silahın insan bedenine neler yapabileceğini görmek anlamına geliyordu." sözleri ile dile getirmekteydi. (Robert Fisk, Pity the Nation, Andre Deutsch, Londra, 1990, s. 9)



(KATLEDİLMİŞ, UZUVLARI KESİLMİŞ BEBEK)

Başta kadınlar, çocuklar, yaşlılar olmak üzere zavallı ve masum insanların maruz kaldıkları bu vahşet İsrailli liderlerin ideolojisini göstermesi açısından oldukça ibret vericidir. Katledilen kadınların büyük kısmı önce tecavüze uğramıştır. Hamile kadınların ise karınları yarılarak bebekleri parçalanmış, henüz üç-dört yaşındaki çocuklar ailelerinin gözleri önünde katledilmiştir. Erkeklerin bir kısmının ise öldürülmeden önce burunları ve kulakları kesilmiş, büyük kısmı da kurşuna dizilmiştir.
Zümrüt
KülTeRİ allah razi olsun kardesim güzel gidiyorsun yoluna böyle devam....
Cok verimli bir bölüm oldu tebrikler..

Iste bunlari görmek gerek dedimya....Dua yi artirir bir dua da bir dua dir.... cray.gif

Insanlar bukadarmi canvarlasti ya rabbim bu kadarmi...
KülTeRİ
İNTİFADA

Aralık 1987, Filistin’de İsrail işgaline karşı topluca başkaldırma niteliği taşıyan intifada hareketinin başlangıç tarihidir. Filistinliler aleyhine sonuçlar doğuran barış görüşmeleri ve Sabra-Şatilla Katliamı’nın ardından FKÖ’nün Lübnan’dan çıkarılması, Filistin halkının tepkisinin büyümesine neden oldu. İntifada olarak adlandırılan ayaklanmanın ilk adımı 7 Aralık 1987’de atıldı. Gazze bölgesinde bir Yahudi kamyoneti, Filistinli işçileri taşıyan bir araca çarparak dört Filistinlinin ölümüne ve dokuzunun da yaralanmasına neden oldu. İntifada için ilk organizasyon Gazze İslam Üniversitesi Öğrenci Meclisi tarafından yapıldı. Yaralıların bulunduğu Şifa Hastanesi’nin çevresinde toplanan öğrenciler Filistin İslami Direniş Hareketi’nin (Hamas) mensuplarıydı. Hamas'ın ilk temelleri Mısır'daki Müslüman Kardeşler cemaatinin kurucusu İmam Hasan el-Benna'nın Filistin'e gönderdiği mücahitler tarafından atıldı. Bu mücahitler ve onların etrafında toplananlar aynı zamanda 1948'de işgalcilere karşı başlatılan mücadeleye fiilen katılmışlardı. Onların ardından gelen kişiler ise 1948 savaşından sonra eğitim ve tebliğ çalışmalarına katıldılar. Bütün bu çalışmalar sonunda güçlü bir taban oluştu. Bu taban zamanla belli bir disiplin içinde örgütsel yapıya kavuştu ve 1987 sonunda da geniş bir halk kitlesinin direnişine öncülük etti.



(İNTİFADANIN SEMBOLÜ.KÜÇÜK TANK BÜYÜK ÇOCUK)

İntifada hareketi Gazze Şeridi'nde başladı, ancak kısa sürede Batı Şeria’ya yayıldı. Protestolar, sivil itaatsizlik şekline büründü. Genel grevler düzenlendi, İsrail ürünleri boykot edildi, duvarlara işgal karşıtı yazılar yazıldı ve yollarda barikatlar kuruldu. Ancak, sapan, taş ve sopalarla karşılık veren Filistinlerin karşısında ağır silahlarla donanmış İsrail askerleri vardı. Filistinli siviller arasında yüksek can kayıpları meydana geldi. 1993'e kadar süren protestolarda toplam can kaybı bini aştı. İntifada yıllardır ezilen, işkence edilen, zorla evlerinden kovulan, en ağır katliamlara uğrayan bir halkın kadın-erkek, yaşlı-genç hep birlikte işgalci İsrail’e karşı oluşan doğal bir başkaldırı hareketinin adı oldu. Filistin’de hareketiyle birlikte aynı zamanda Hamas fiilen harekete geçti. Müslüman Kardeşler Cemaati’nin Filistin kanadı durumundaki „İslami Hareket“in içinden geniş tabanlı bir kitle hareketi niteliğinde ortaya çıkan Hamas, intifadayla birlikte bütün dünyaya sesini duyurmayı başardı. Hamas, intifadanın organizasyonunda öncülük yaptığı gibi, bu direnişin ikinci ayından itibaren de periyodik bir şekilde halk kitlelerine hitap eden ve halk direnişini yönlendiren belirli programlar ortaya koydu. Hamas, diğer yandan da İsrail karşısında sürdürülmesi gereken mücadelenin içeriği ile ilgili görüşlerini ve Filistin'in çeşitli ulusal meseleleriyle ilgili politikasını ve tutumunu ortaya koyan bildiriler yayınlamaya başladı.



(İNTİFADAN BİR SAHNE)

Direnişlerinin belli bir hız kazanmasından sonra da İzzettin Kassam Birlikleri adında askeri bir kanat oluşturarak fiili eylemlerini bu kanat vasıtasıyla gerçekleştirmeye başladı. Hamas'ın önde gelen ismi Şeyh Ahmed Yasin, İsrail tarafından 18 Mayıs 1989'da tutuklandı. 3 Ocak 1990'da mahkeme karşısına çıkarılan Yasin, 15 suçtan yargılandı ve 16 Ekim 1991'de müebbet hapis cezasına çarptırıldı. İntifada hareketi ile kesintiye uğrayan barış görüşmeleri, yine bu hareketin İsrail’e verdiği maddi ve manevi kayıplardan ötürü 1991 yılında yapılan Madrid Barış Konferansı ile yeniden başlatıldı.



(İNTİFADANIN GÜÇ KAYNAĞI : HAMAS)



(ŞEHİT ŞEYH AHMET YASİN İSRAİL MAHKEMESİNDE)
KülTeRİ
OSLO ANTLAŞMASI

13 Eylül tarihi Gazze-Eriha anlaşması olarak da bilinen Oslo İlkeler Anlaşması'nın yıldönümüdür. Gerçekte bir ihanet süreci olan ancak siyonist işgal rejiminin kazanımlarına sevimli bir kılıf geçirmek amacıyla "barış süreci" diye adlandırılan görüşmelerin ilk ürünü niteliğindeki bu anlaşma 13 Eylül 1993 tarihinde imzalanmıştı. Bu anlaşma adından da anlaşılacağı üzere daha sonra imzalanacak anlaşmaların ön şartlarını belirleyen ancak meselelere müşahhas bir çözüm getirmeyen prensipler anlaşmasıydı. İsrail işgal rejiminin bu anlaşmayla elde ettiği en önemli kazanç ise "Filistin heyeti" sıfatıyla görüşmelere katılan ama normalde Filistin halkını temsil etmeyen grubun İsrail'i resmen tanıması ve işgale karşı fiili mücadeleyi reddetmesiydi.



(BARIŞTAN ÇOK TESLİMİYET ANTLAŞMASI : OSLO!!!)

4 Mayıs 1994'te imzalanan Kahire anlaşması, 26 Eylül 1995'te imzalanan Taba Anlaşması ve bu tarihten tam bir yıl sonra imzalanan el-Halil anlaşması, Oslo İlkeler Anlaşması'na göre şekillendirilmiştir. Hatta işgal rejimi bu ilkeler anlaşmasını sürekli kendi lehinde yorumlayarak sonraki anlaşmalara imza atan sözde "Filistin heyeti"nin sürekli taviz vermesini sağlamayı başarmıştır.

FKÖ lideri Yasir Arafat, Filistin topraklarının % 20'sinden daha az bir kısmında siyonist İsrail yönetimi kontrolünde ve yerel hizmetleri yürütme ve iç güvenliği sağlama dışında hiç bir yetkiye sahip olmayan bir özerk yönetim kurma karşılığında İsrail ile barış yapmayı kabul etti. Böylece siyonist İsrail yönetiminin Filistin topraklarının kalan kısmı üzerindeki hâkimiyetini de resmen tanımış oldu. FKÖ bu kadar ucuz bir karşılığın hatırına kendi halkının şimdiye kadar sürdürmüş olduğu bağımsızlık mücadelesini terör eylemleri olarak nitelendirmeyi de kabul etti. Bunun yanı sıra gerek özerk yönetimin eline verilen topraklarda ve gerekse işgal altındaki Filistin topraklarının diğer bölgelerinde kurulmakta olan yahudi yerleşim merkezlerine hiç bir şekilde engel olmamayı taahhüt etti. Özerk yönetimin yapısı gereği bu yönetimin Arap ülkeleri dahil olmak üzere dış dünyayla olan bütün ilişkileri İsrail kontrolünde olacak ve Filistinliler dış ilişkilerde hiç bir yetkiye sahip olmayacaklardı.



(ARAFATIN BARIŞ İÇİN İSRAİLİN PEŞİNDEN KOŞMASINA KARŞI TEPKİ OLARAK YAZILMIŞ BİR DUVAR YAZISI : "BARIŞ ÇIĞIRTKANLARI YÜCE ALLAHIN YAHUDİLER HAKKINDAKİ ŞU SÖZÜNÜ DUYMAMIŞLARMIDIR? YOKSA ONLARIN MÜLKDEN BİR PAYLARIMI VAR?ÖYLE OLSAYDI İNSANLARA BİR ÇEKİRDEK ZERRESİ VERMEZLERDİ")

Arafat, İsrail karşısında gösterdiği bu derece büyük cömertlik dolayısıyla ABD güdümündeki uluslararası medya tarafından bir "barış kahramanı" olarak lanse edilmeyi de hak etmiş oldu. Ama ne yazık ki, Arafat bu cömertliği kendi cebinden değil halkının hesabından yapıyordu.



(OSLO BARIŞ !!! ANTLAŞMASINI HİCVEDEN BİR KARİKATÜR)
KülTeRİ
BAŞINDAN SONUNA FİLİSTİN DOSYASI - 3

SİYONİZM

SİYONİZM NEDİR?

Siyonizm, Kudüs'teki Siyon Tepesinin adından gelir. Yahudi halkının Filistin'e dönme umudu, Yahudi düşüncesinin sürekli bir yönüdür; bu düşünce Mesih'in geri gelme düşüncesinden ayrılmaz. Yahudilerde Mesih inancı çok önemlidir. Mesih'in gelme amacı, dünyada bir Yahudi devleti kurmaktır. Hatta İsrail kurulduğu zaman Yahudi gazeteleri "Mesih'in Ayak Sesleri" başlığını atmışlardır.

SİYONİZMİN ASIL GAYESİ

Siyonizm, sanıldığının aksine 19. yüzyılın sonlarında gündeme gelmiş bir fikir değildir. Muharref Tevrat'ta "Dünya Krallığı"nın merkezi haline gelecek bir Yahudi Devleti'nin kurulacağından bahsedilir. Dolayısıyla Siyonizmin tarihi Tevrat kadar eskidir. Siyonizmin vazgeçilmez hedefi olan bu devletin sınırları Tevrat'ta şöyle tarif ediliyor

"Ayak tabanınızın bastığı her yer sizin olacak. Sınırınız çölden Lübnan'dan ırmaktan, Fırat Irmağı'ndan Garp Denizine kadar olacaktır. Önünüzde kimse duramayacak, Allah'ınız Rab size söylediği gibi dehşetinizi ve korkunuzu ayak basacağınız bütün diyar üzerine koyacaktır." (Tekvin Bölümü, 12/25)



(SİYONİZMİN ASIL GAYESİ YUKARI FIRATTAN NİL HAVZASINA KADAR OLAN TOPRAKLARIN SAHİBİ OLMAKTIR)


SİYONİZMİN İLK RESMİ GİRİŞİMİ

Yahudiler kendilerine vadedildiğine inandıkları bu topraklara kavuşmak amacıyla, ilk resmi adımı 29 Ağustos 1897'de Basel'de I. Siyonist Kongresi'ni düzenleyerek attılar.Avusturyalı bir yahudi olan TheodorHerz, başkanlığını yaptığı bu kongrede kuracakları Yahudi Devleti'nin sınırlarını şöyle açıklıyordu:

"Kuzey sınırlarımız Kapadokya'daki (Orta Anadolu) dağlara kadar dayanır. Güneyde de Süveyş Kanalı'na; sloganımız Davud ve Süleyman'ın Filistin'i olacaktır." (The Complete Diaries of Theodor Herzl, Theodor Herzl, cilt 2, sf.711)



(THEDEOR HERZL MODERN SİYONİZMİN FİKİR BABASI VE KURUCUSU)



(İSRAİL DEVLETİNİN KURULUŞ İLANINI OKUYAN DAVİD BEN GORİON VE ARKASINDA THEODOR HERZL İN RESMİ)

Herzl, bütün dünya Yahudilerinin vereceği destekten emin olarak, kongrede şunları da söylemişti:

"Basel'de ben Yahudi Devleti'ni kurdum. Eğer bunu yüksek sesle söylersem bütün dünya güler. Fakat beş sene içinde veya elli sene sonra herkes bunu böyle bilecektir." (The Complete Diaries of Theodor Herzl, Theodor Herzl, cilt 2, sf.581)

Gerçekten de İsrail, Herzl'in söylediği bu sözden 50 sene sonra kuruldu. Herzl'in söylediğinin bu kadar isabetle gerçekleşmesinin nedeni neydi? İleri görüşlülük konusundaki büyük yeteneği mi? Yoksa İsrail kurulana kadar uygulanan Siyonist planın ilk bölümünün, büyük bir örgütlenme sayesinde, her adımı hesaplanarak sonuca ulaştırılması mı?İsrail Devleti'nin Filistin toprakları Siyonizmin ilk hedefiydi. İlk Siyonist Kongresi'nin yapıldığı dönemde, bu topraklar Osmanlı Devleti'nin elinde bulunuyordu. Bu nedenle Yahudi liderlerin ilk işi, Filistin'i Osmanlı'dan koparmak üzere çalışmaya başlamak oldu. Theodor Herzl bu amaçla birçok defa İstanbul'a geldi.Osmanlı Devleti'nin içinde bulunduğu ekonomik bunalımdan faydalanarak Filistin'i satın almaya çalıştı. Böylece Yahudi Devleti yeniden kurulabilecekti.

"Theodor Herzl İstanbul'a da gelmiş, Sultan II. Abdülhamit'le görüşmek için çok uğraşmıştır. Bu adam bütün Osmanlı borçları karşılığında Filistin'de bir yer istemiş ve şu cevabı almıştır: 'Bu yerler bana ait değil milletime aittir. Bu yerlerin her karış toprağı için şehit verilmiştir. 93 Harbi'nde Orduy-u Humayun'umun Filistin Alayı'nın askerleri, bir tanesi dönmemek üzere şehit olmuşlardır. Ben canlı vücud üzerinde paylaştırma yapamam. Filistin'e ancak cesetlerimiz üzerinden girilebilir. Böyle bir teklif yapan bir adam, bir adım daha atmasın ve memleketi terk etsin'." (The Sampson's Option, Seymour M. Hersh, sf.119)



(ATALARIMIN KAN DÖKEREK ALDIĞI TOPRAKLAR YİNE KAN KARŞILIĞI VERİLİR CEVABIYLA SİYONİSTLERE AMAN VERMEYEN CENNET MEKAN PADİŞAH 2. ABDULHAMİT HAN)

Parayla toprak satın alma girişimleri, Abdülhamit'in kararlı tutumuyla sonuçsuz kalınca, Siyonist hareket, Osmanlı'yı yıkmak için yoğun bir faaliyet başlattı. Herzl bu durumu kendi sözleriyle şöyle açıklıyordu:

"Siyonizmin amaçlarına ulaşabilmesi için Osmanlı'nın dağılmasını beklemeliyiz." (The Complete Diaries Theodor Herzl, Theodor Herzl, cilt I, sf.374)
KülTeRİ
SİYONİZM - İTTİHAT TERAKKİ - JÖNTÜRK İLİŞKİLERİ

Siyonistler, İsrail Devleti'ne izin vermeyen Abdülhamit'i kesin olarak saf dışı bırakmaya karar vermişlerdi. Planlarının ancak bu şekilde gerçekleşebileceğini düşünüyorlardı. Bunun için de sadece dışarıdan yapılacak bir müdahalenin yeterli olmayacağı da ortadaydı. Dolayısıyla Abdülhamit karşıtı, bir iç muhalefet grubuyla iş birliği yapmak gerekiyordu. Yahudi liderler bu noktadan hareketle, Jön Türklerle iş birliği yapmaya karar verdiler. Siyonist lider Theodor Herzl bu tarihi kararı şöyle dile getiriyor:

"Bir tek plan aklıma geliyor. Sultan'a karşı bir kampanya açmalı, bu iş için de sürgün edilmiş prensler ve Jön Türklerle temas kurmalı." (Complete Diaries of Theodor Herzl, Theodor Herzl, cilt I, sf.374)



(JÖNTÜRK HAREKETİNİN ÖNDE GELENLERİNDEN, YAHUDİ HAYRANI, MASON PRENS SABAHATTİN.HERZL İN ARZULADIĞI SÜRGÜNDEKİ BİR PRENSDİ)

Jön Türkler ve daha sonra da İttihat Terakki hareketiyle kurulan sıkı ilişkiler sonucunda Osmanlı İmparatorluğu kısa sürede çökertildi. Bu konu hakkında yapılan önemli yorumlar vardı:

"Birçok Avrupalı yazar, Jön Türk hareketini ve İttihatçıları, Yahudilerin, dönmelerin ve gizli Yahudilerin elinde oyuncak olan bir Yahudi-mason komplosu olarak nitelemiştir." (Young Turcs, Freemasons and Jews, Eli Kedourie, sf.89)



(YAHUDİLERİN FİNANSE ETTİĞİ JÖNTÜRK KONGRESİNDEN BİR GÖRÜNÜŞ)

1908 Jön Türk İhtilali öncesinde, Avrupalı Siyonist Yahudiler, Osmanlı vatandaşı olan Yahudilerin Siyonizme hizmet etmeleri için uğraşmışlar, bu iş için üs olarak da çok sayıda Yahudinin yaşadığı Selanik'i seçmişlerdi. Burada çalışmalar yapan Siyonistler kısa zamanda kendilerine birçok Yahudi taraftar buldular. Siyonizm için çalışan her Yahudi bir kazanç olarak görülüyordu.

"Fakat en büyük kazanç Jön Türklerin içinde ünlü bir sima ve Osmanlı Parlamentosu'nda Selanik mebusu olan Emanuel Karosso oldu." (Germany, Turkey and Zionism 1897-1918, Isaiah Friedman, sf.143)

Selanik Yahudilerinin görevi olan Jön Türklere Siyonizmi benimsettirme çabaları, özellikle Emanuel Karasso, Nissim Mazliyah ve Nissim Russo adlı Yahudiler tarafından yürütülüyordu.

"Karasso, Mazliyah ve Russo'nun görevi, Türk politikacıları Siyonizmden çekinmenin gereksiz olduğuna inandırmak, onları davalarına kazandırmaktı." (Germany, Turkey and Zionism 1897-1918, Isaiah Friedman)

Nissim Russo halkı 1908 İhtilali'ne dahil edebilmek için duvarlara ilanlar yapıştırmış, ihtilal sabahı kahve kahve dolaşarak attığı nutuklarla halkı isyana katılmaya çağırmıştı. Aynı akşam ihtilalcilerin isteklerini padişaha tebliğ etmek üzere saraya giden heyetin de sözcüsüydü. II. Meşrutiyet sonrası kurulan Siyonist cemiyetinin ilk üyelerindendi.



(RESİMDE SULTAN 2.ABDULHAMİTE GELEN HEYET GÖRÜLÜYOR.SOLDAN ÜÇÜNCÜ NİSSİM RUSSO)



(MASONLARIN ÜSTAD-I AZAMI DAHİ ARTIK 2. ABDULHAMİTİ KENDİLERİNİN DÜŞÜRDÜĞÜNÜ SÖYLEMEKTEDİR)

''Bir başka Yahudi 'iş birlikçi' Rafael Benuziyar, Selanik'te eczacıydı. Eczanesi Jön Türklerin buluşma yeri idi. Bundan başka İdare-i Hamidiye'ce şüphe altında bulunan Jön Türklerin haberleşmesi Benuziyar vasıtasıyla sağlanırdı. Benuziyar 22 Temmuz 1908 senesi akşamı, yani Meşrutiyetin ilan edileceği günün öncesi, Selanik duvarlarına bildiri yapıştıranlardan ve bunları evlere dağıtanlardan biri olmuştur. Aşer ve Avram Salem kardeşler, Fransa'ya kaçarak Jön Türk hareketine destek vermeye devam etmişlerdir. Leon Gatezno da Fransa'da Jön Türkler lehine büyük faaliyetler yapmıştır. Selanik manifatura tüccarlarından olan Tiamo, Selanik'teki Jön Türk grubuna büyük hizmetlerde bulunmuş ve servetini Jön Türklerin emrine vermiştir." (Türkler ve Yahudiler, Avram Galante, sf.94)
kundurevi
savulun külteri geliyor.
KülTeRİ
SİYONİZMİN BÜYÜK FİTNESİ : ARAP MİLLİYETCİLİĞİ

Osmanlı İmparatorluğu, Filistin sorununun öncesine kadar kendi sınırları içinde müslüman halkın birliğini sağlamış bir devlet yapısı sergiliyordu. Türk, Arap, Kürt gibi değişik kökenlere mensup insanlar, aralarında bir sorun çıkmadan asırlar boyu İmparatorluk çatısı altında yaşamışlardı.



(OSMANLI DEVLETİ DÖNEMİNDE FİLİSTİN TOPRAKLARI)

Siyonistlerin Filistin'e göz koymalarının ardından sistemli bir şekilde ayrılıkçılık hareketlerinin kışkırtıldığı bir dönem başladı. Bu politikanın mimar kadrosu, mason ve Siyonistlerden oluşuyordu. Siyonist yazar ve siyasetçilerin sürekli olarak ırkçılık duygularını körüklemesiyle Araplar haklarının yeterince korunmadığına inandırılarak, Osmanlı'ya karşı ayaklanmaları sağlandı. Yakup Dav ve benzeri Siyonist oryantalist düşünürler, ırkçı Arap milliyetçiliğinin İslam'a ters düşmediği gibi mesnetsiz iddialar ortaya atarak, fikirlerini ispatlamaya çalıştılar.



(ARAP İSYANI SANILANIN AKSİNE YÜZBİNLERİN KATILIMIYLA DEĞİL SADECE 5000 KİŞİ İLE OLMUŞTU.İSYANCILARDAN BİR KISIM)

Arapların Türklere karşı öfke duymaları bölgeye gönderilen ajan provokatörler tarafından sağlandı. Arap dilini ve geleneklerini çok iyi bilen ünlü İngiliz casusu Albay T. E. Lawrence bölgede geniş kapsamlı faaliyetlerde bulundu.



(ARABİSTANLI LAWRENCE.BAZI ARAP KABİLELERİNİ OSMANLIYA KARŞI KIŞKIRTAN VE AMACINDA KISMEN BAŞARILI OLAN İNGİLİZ AJANI)


Siyonistlerin, ırkçılığı ve ırkçıları desteklemesinin altında yatan asıl nedenin, Arapları ve Türkleri birbirlerine karşı kışkırtarak Filistin'deki Osmanlı engelini ortadan kaldırmak olduğu gayet açıktı.Fransız ve İngilizlerin I. Dünya Savaşı sırasında, Arapları Osmanlılara karşı kışkırtarak savaştırmasıyla, Siyonistler bir aşama daha ilerlemiş oldular. Basit vaatlerle satın alınan bazı Arap liderlerin halkları ise mandater güçlerin uydusu olmaktan kurtulamadılar
KülTeRİ
ALINTI(kundurevi @ Dec 24 2008, 02:31 AM) *

savulun külteri geliyor.

Okuyon demi kundurevi abi biggrin.gif

Tavsiyede edin boşuna hazırlamış olmayalım.

Valla gözlerim ağrıyo saatlerdir. smile.gif
GöK_eKiNi
Güzel bir çalışma ALLAH razı olsun ...
KülTeRİ
ALINTI(GöK_eKiNi @ Dec 24 2008, 11:15 AM) *

Güzel bir çalışma ALLAH razı olsun ...

Allah sizden razı olsun.
KülTeRİ
İNGİLTERENİN SİYONİZME DESTEĞİ : BALFOUR DEKLARASYONU

Dünya Siyonist Örgütü'nün lideri olan Chaim Weizmann, İngiltere daha Filistin'e yerleşmeden önce şu önemli açıklamayı yapmıştı:

"Rahatça söyleyebiliriz ki, eğer Filistin İngiltere'nin nüfuz alanına girer de, İngiltere de orada kendisine bağlı bir Yahudi toplumunun oluşmasına olanak sağlarsa, yirmi ya da otuz yıl içinde oraya bir milyon belki daha fazla Yahudi toplarız." (Trial and Error: The Autobiography of Chaim Weizmann, Chaim Weizmann, sf.49)

İngilizler, Arapları bir devlet altında toplayacaklarına inandırarak, Osmanlı'ya karşı ayaklanmaya ikna ettikleri dönemde, aynı bölgede Yahudilere bir yurt vermeyi vadeden Balfour Deklarasyonu'nu yayınladılar.

Balfour Deklarasyonu'nun hazırlanmasında başrolü oynayan Siyonist lider Chaim Weizmann, İngiltere Deniz Kuvvetleri Bakanı Winston Churchill, Dış İşleri Bakanı Arthur Balfour ve Başbakan David Lloyd George gibi politikacıların yakın dostuydu.



(AYAKTAKİ İNGİLTERE DIŞİŞLERİ BAKANI MASON VE SIKI YAHUDİ DOSTU ARTHUR BALFOUR, OTURAN İSE DÜNYA SİYONİZM ÖRGÜTÜ LİDERİ CHAİM WEİZMANN)

Weizmann ve diğer Siyonist liderler, Filistin'de Yahudiler için bir bölge ayrılması yerine, bütün Filistin'in Yahudi Devleti olması için İngiltere Hükümeti'ne bir uyarı mektubu gönderdiler. İngiliz kabinesinde yoğun tartışmalara neden olan bu muhtıradan sonra ortak bir karara varıldı. İngiliz Dış İşleri Bakanı Balfour, 2 Kasım 1917'de İngiltere Siyonist Dernekleri Başkanı Lord Rothschild'e, daha sonra Balfour Deklarasyonu adını alacak bir mektup yazdı:

"Majestelerinin hükümeti, Filistin'de Yahudi halkı için bir milli yurt oluşturulmasını uygun karşılamaktadır ve bunun gerçekleşmesi için her türlü çabayı harcayacaktır." (Documents and Readings in the History of Europe Since 1918, Walter C. Langsam, sf.377)



(BALFOUR UN LORD ROTHSCHİLD E YAZDIĞI MEKTUP)

Bu kararla, Arapların İngilizlere olan bağlılığının sarsılma ihtimali belirdi. Fakat, izlenen yeni bir politikayla bu sorun halledildi. İngiltere ve müttefikleri, Arapları büyük bir devlet altında birleştireceklerine inandırdılar. Öte yandan, 1919'da yapılan resmi bildirimde, Filistin'e göçü destekledikleri de belirtilerek şöyle dendi:

"Siyonizm hareketinin liderleri, Siyonizmin başarısını, Araplarla dostluk ve iş birliği yaparak sağlamaya kararlıdırlar ve böyle bir teklif de kenara atılacak bir teklif değildir." (The Arab-Israeli Conflict, John Morton Moore, cilt 3, sf.34)

Bu vaat ile ikna edilen Arap liderleri ile Siyonistler arasında bir iş birliği kuruldu.


"İngiltere'nin arzu ettiği Arap-Yahudi iş birliği, Hicaz Arap Devleti adına Emir Faysal ile Dünya Siyonist Örgütü lideri Chaim Weizmann arasında, 30 Ocak 1919'da Londra'da imzalanan bir anlaşma ile gerçekleşti."
(The Arab-Israeli Conflict, John Morton Moore, cilt 3, sf.34)

Bu anlaşmada, Arap Devleti ile Filistin arasındaki sınırın tespit edileceği söylenerek, Filistin'in tamamen Yahudi toprağı olduğu belirtilmiş ve Filistin adına muhatap olarak da Chaim Weizmann kabul edilmişti. İngilizlerle iş birliği içinde olan Emir Faysal, Siyonistlerle de çok yakın ilişkiler kurmuştu. Emir Faysal bu yakınlığını ABD'nin Paris Konferansı'ndaki temsilcisi ve Dünya Siyonist Örgütü'nün önde gelen üyelerinden Felix Frankfurter'e 3 Mart 1919'da yazdığı mektupta şöyle dile getiriyordu:

"...Yahudi hareketi milli bir harekettir ve emperyalist değildir. Bizim hareketimiz de millidir ve emperyalist değildir. Suriye'de her ikimize de yer vardır. İki hareketten hiçbiri, diğeri olmadan gerçek bir başarıya ulaşamaz." (The Arab-Israeli Conflict, John Morton Moore, sf.43)



(CHAİM WEİZMANN VE EMİR FAYSAL.EMİR FAYSAL DA SATILMIŞ BİR ARAP EMİRİYDİ)

Bu dostluğun aldatmacadan başka bir şey olmadığı, hemen bir yıl sonra başlayan ve günümüze kadar süren, boyutları katliamlara kadar varan çatışmalarla ortaya çıktı. İngiltere, Filistin'e teşvik ettiği Yahudi göçüyle bu bölgeyi vaat etmiş olduğu büyük Arap devletlerinden ayırmış oluyordu. İleri aşamada ise aralarında hiçbir dil, din ve ırk farkı olmayan Arapları, parçaladığı Ortadoğu'da yapay sınırlar arasında dağıttı. Bu şekilde Siyonist çıkarlarını koruyan İngiltere, Arap bağımsızlığını engellediği gibi, Müslümanların yaşadığı Filistin topraklarını da İsrail yayılmacılığına hazır hale getirmiş oldu.


KülTeRİ
A.B.D, SOVYETLER BİRLİĞİ VE İNGİLTERE İSRAİL İÇİN BİR ARADA

II. Dünya Savaşı sonunda (4-11 Şubat 1945) üç galip ülkenin liderleri Yalta'da biraraya geldiler. Toplantının gündem maddelerinden birisi de İsrail'in kurulmasıydı.



(WİNSTON CHURCHİLL, FRANKLİN ROOSVELT, JOSEPH STALİN YALTA KONFERANSINDA)

"Kırım'daki küçük Yalta şehrinde, üç büyükler savaş sonrasının dünya haritasını çizdiler. Burada Franklin Roosevelt, Winston Churchill, Joseph Stalin arasında geçen ve konusu da Filistin'den başka hiçbir şey olmayan özel bir konuşmanın ayrıntıları anlatılıyordu. Konuşma sırasında Stalin, çok sinirli bir havayla Churchill'e dönerek, Filistin Araplarıyla Yahudi sorununun tek çözüm yolu olduğunu söyler: Stalin'in öngördüğü çözüm yolu bir Yahudi Devleti'nin kurulmasıydı." (O Jerusalem, Dominique Lapierre-Larry Collins, sf.68-69)

Yahudi lobileri ve localar sayesinde dünyanın bütün önemli güçlerini İsrail Devleti'nin kurulması için kullanan Siyonistler, gerçekten de İsrail'i Herzl'in I. Siyonist Kongre'de söylediği gibi 50 yıl içinde kurdular. Sayısız entrikanın sonucunda kurulan bu devlet, Ortadoğu'ya beraberinde yeni entrikalar, kan ve ölüm getirdi...


KülTeRİ
FİLİSTİNDE SON PERDE : BM İSRALİN KURULMASINI KABUL EDİYOR

Birleşmiş Milletler'deki tehdit ve baskı kampanyası, Siyonistlerin hedefe ulaşmasında çok önemli bir rol oynadı.

"BM Genel Kurulu'nun 29 Kasım 1947 günü saat 17:35'te yapılan oylamasında, çoğunluk planı, genel kurulun 181 (II) A sayılı kararı alarak, 13 red, 10 çekimser oya karşılık 33 oyla kabul edildi." (The Course of Modern Jewish History, sf.275)

Güvenlik Konseyi'nde taksim planını görüşen 11 üyeli komiteden sadece ikisinin red oyu kullanması, bu komitenin daha başlangıçta ne amaçla kurulduğunu gösteriyordu. İsrail'in kurulmasında ABD'nin açık desteğinin yanında, Stalin'in gizli desteği de büyük rol oynadı. Yalta Konferansı'nda bir Yahudi Devleti'nin ateşli savunucusu olan Stalin, taksim planını ABD ile birlikte destekledi. Bu, diğer ülkeleri de etkilemişti.

"Amerika ile Sovyetler'in ortak hareketleri, etkileri altındaki pek çok ülkenin de aynı şekilde oy kullanmasına neden oldu." (The Course Modern Jewish History, sf.275)

14 Mayıs günü, Filistin'deki İngiliz manda yönetiminin sona ermesinden birkaç saat önce, Tel-Aviv'de toplanan Yahudi Milli Konseyi (Vaad Levmi) yayınladığı deklarasyonda İsrail Devleti'nin kurulduğunu ilan etti. Bağımsızlığın ilanı ile birlikte David Ben Gurion Başkanlığında 13 üyeli bir kabine kuruldu. Ben Gurion Savunma Bakanlığını da üzerine almıştı. Moshe Şertok ise Dış İşleri Bakanı'ydı. Yahudiler bağımsızlık ilan edeceklerini, dönemin Yahudi Başkanı Truman'a daha önce bildirmişlerdi. Ve tabii ki ABD, İsrail'i tanımakta hiç vakit kaybetmedi.



(İSRAİL DEVLETİNİN KURULDUĞU DAVİD BEN GURİON TARAFINDAN İLAN EDİLİYOR)

"İsrail Devleti'nin bağımsızlık ilanından tam onbir dakika sonra, Başkan Truman İsrail'i tanıdığını açıklıyordu." (Foreign Relations of the United States 1948, cilt 5, sf.992)

İsrail Devleti, diğer ülkeler tarafından da kısa süre içinde tanındı. Ancak daha önce de vurguladığımız gibi, kurulan devletin sınırları Siyonistler için pek de tatmin edici değildi. Ben Gurion bu konudaki memnuniyetsizliğini şu şekilde dile getiriyordu:

"Statüko'yu korumak bahis konusu değildir. Biz genişlemeye yönelik dinamik bir devlet kurmak zorundayız." (Rebirth and Destiny of Israel, Ben Gurion, sf.419)


ilkemir
Merak ettim ermenilerden özür dileyenler Yahudilerden de özür dilerler mi ki acaba ?

Öyle ya Ermeni 1 sürgün yemişse Yahudi 10 sürgün yemiştir.

Ermeni bir katliama uğradıysa Yahudi 10 katliama uğramıştır.

Kafa karışıklığı işte merak uyandırdı bende ,, Ermenilerden özür dileyenler Yahudilerden de dilerler miki ?
KülTeRİ
ALINTI(ilkemir @ Dec 25 2008, 12:09 AM) *

Merak ettim ermenilerden özür dileyenler Yahudilerden de özür dilerler mi ki acaba ?

Öyle ya Ermeni 1 sürgün yemişse Yahudi 10 sürgün yemiştir.

Ermeni bir katliama uğradıysa Yahudi 10 katliama uğramıştır.

Kafa karışıklığı işte merak uyandırdı bende ,, Ermenilerden özür dileyenler Yahudilerden de dilerler miki ?

dilemezler mi? biggrin.gif biggrin.gif

Dilemişlerdir hatta...
KülTeRİ
BAŞINDAN SONUNA FİLİSTİN DOSYASI - 4


YAHUDİ SOYKIRIMI YALANI VE FİLİSTİN - 1


Naziler ve siyonistler arasında beklenmedik bir ittifak olur.Tarihler 1935..Sancağında Nazi bayrağı sallanan bir Alman gemisi, ancak geminin adı tel-aviv..Geminin kaptanıda Nazi partisi üyesi bir Alman..Gemi Filistin'in Hayfa limanına gitmektedir..Ve Hayfa limanında çok gizli bir anlaşma yapılır..Anlaşma kısaca şudur: Almanya'daki zengin Yahudileri Filistine getirmenin yolları..



(ALMANYADAKİ YAHUDİLERİ FİLİSTİNE GETİREN TEL AVİV GEMİSİ.SANCAĞINDA NAZİ BAYRAĞI VAR VE KAPTANI FANATİK BİR NAZİ PARTİSİ ÜYESİ)

Bilindiği üzere Almanya'daki Yahudiler oradaki Almanlara göre çok daha büyük bir zenginlik içinde yaşamaktadırlar.1800'lü yılların sonlarından itibaren başlayan siyonizm adlı siyasi hareketin amacıda Almanya'daki Yahudileri Filistin topraklarına getirmek ve orada Müslüman halka karşı belli bir çoğunluk elde etmekti.Ama bu iş sandıkları kadar kolay olmadı.Zira Almanya'daki Yahudiler Almanya gibi ferah içinde yaşanan bir ülkeyi bırakıp Filistin'in çöllerine gitmek istemedi.Dolayısıyla o Yahudileri göçe zorlayacak bir sebeb olmalıydı.Oda Adolf Hitlerdi..



(HİTLER GERÇEK BİR YAHUDİ DÜŞMANI OLMASINA RAĞMEN AMACI YAHUDİLERİ ÖLDÜRMEK DEĞİL ONLARI ALMANYADAN ÇIKARMAKTI.ÜSTELİK YAHUDİLERİN ALMANYADAN ÇIKARILMASI İÇİN ŞEYTANLA BİLE İŞBİRLİĞİ YAPMAYA HAZIRIM DİYORDU.O ŞEYTAN SİYONİZM TEŞKİLATI VE ROTHCHİLD Dİ)



(NAZİLERİN YAHUDİLERE HİZMETİNİ HİCVEDEN BİR KARİKATÜR)

Siyonizmin Filistine göç davasına ilk karşı çıkanlar yine Yahudilerdir.Avrupa'da ve Amerika'da yaşayan bazı dindar Yahudiler göçe karşı çıkmışlar Filistine göçün çılgınlık olduğunu savunmuşlardır.Ve o sıralarda çok gariptir ki Antisemitizm dalgası yayılmaya başlamış ve bu dalga Almanya'da Nazi partisini iktidara getirdiği gibi bu ırkçılık rüzgarından en fazla etkilenenlerde siyonizm karşıtı Yahudiler olmuştur..Öyleki Dünya Siyonist örgütü lideri Chaim Weizmann Antisemitizm'e olan sempatisini sık sık vurgulamış Nazilerin mantığını savunarak "Almanya'da zaten gereğinden çok Yahudi var" demiştir.



(ANTİSEMİTİST BİR PROPAGANDA)

Hitler'de Nisan 1920'de Münih'de yaptığı bir konuşmada Yahudilerin Almanya'dan çıkarılmasının gerektiğini belirtmiş, bunun nasıl yapılacağını soran kişilere "gerekirse şeytanla bile işbirliği yapmaya hazırım" demiştir.Bununla elbetteki Siyonistleri kastediyordu.Evet yine o zamanların en etkin Siyonistlerinden Emil Ludwig'de Filistin'e Hitler anıtı dikileceğinden eminim diyordu.



("DÜNYA SİYONİSTLERİ ADINA HİTLERE MİNNETARIM.EMİNİMKİ İSRAİLOĞULLARI FİLİSTİNE BİR HİTLER ANITI DİKMEK İÇİN KENDİLERİNİ MECBUR HİSSEDECEKLERDİR" EMİL LUDWİG [MUSEVİ ALMAN TARİHCİ])

"... Alman düşüncesine uygun olarak Avrupa'da kurulacak olan Yeni Düzen ile, Yahudi ulusal hedefleri arasında ortak çıkarlar oluşturulabilir... Yeni Almanya ile İbrani alemi arasında bir işbirliği mümkündür..."
(Siyonist terör örgütü Stern (LEHI)nin 1941 yılında Nazi Almanyası'na yaptığı askeri ittifak teklifinden)



KülTeRİ
YAHUDİ SOYKIRIMI YALANI VE FİLİSTİN - 2

Uygulanan baskı sonucu 1933-39 arasında 50.000 yahudi göç ettirildi.Peki bu Yahudiler Filistin'de neler yapıyordu birde bu yandan bakalım.Bu Yahudiler Filistinde Araplara karşı savaşmak için Haganah adlı bir silahlı örgüt kurmuşlar ve bu örgütün yaptığı terörist saldırılar sonucu bir çok müslüman hayatını kaybetmiştir.Ve bilinmeyen bir şey daha bu örgüt silahlarını Nazilerden alıyordu.



(HAGANAH TERÖR ÖRGÜTÜNÜN AMBLEMİ)



(BİNLERCE FİLİSTİNLİ KATLEDEN HAGANAH TERÖR ÖRGÜTÜ)

Ancak bu göç politikası bir yönden ters tepmeye başlamıştı.Zira Almanya'daki Yahudiler Nazilerin uyguladığı baskı sonucu Filistine değil Amerika'ya göç etmeye başlamışlardı.Ancak siyonistler bunun da çaresini bulmuşlar Amerikan senatosunda etkili siyonisleri araya sokarak Yahudilerin Amerika'ya göçlerinide engellemişlerdi.Böylece sadece gitmek isteyenler Filistine gidebiliyor ancak gitmek istemeyenler Almanya'da Nazilerin insafına bırakılıyordu.Soykırım denilen yalan aslında bu olaylardan sonra ortaya atıldı.



(FİLİSTİNE GİTMEYİ REDDEDEN YAHUDİLER NAZİLERİN KUCAĞINA BİZZAT SİYONİSTLER TARAFINDAN ATILDI."KUDÜSÜN KUTSALLIĞINI O AHMAKLARA NAZİLER ANLATACAK" HERZL [DÜNYA SİYONİZM ÖRGÜTÜ LİDERİ])



(İSRAİLE GİTMEYİ REDDEDEN SİYONİZM KARŞITI YAHUDİLERİN TORUNLARI BUGÜN İRAN DEVLET BAŞKANI AHMEDİNEJATI ALKIŞLARKEN)

Almanya'da kalan Yahudilere baskı uygulama yetkisini bizzat Siyonistler Nazilere vermiştir.Yahudiler savaş esnasında toplama kamplarına alınmış, çalıştırılmış belki hor görülmüştür.Ancak soykırım yalanının temelini oluşturan gaz odaları kesinlikle var olmamış, gaz odası olarak bilinen yerler tifüs hastalığına yakalanan yahudilerin iyileştirilmesi için kurulan revirler olduğu sonrdan ortaya çıkmıştır.Zira o sıralar kamplarda dehşet bir şekilde tifüs salgını olmuş ve bu salgın sonucu nazi ss subayları verdikleri emirle "Ziklon B" gazları getirtmişlerdir.Ziglon B gazı hidro siyenik bir gaz olup tifüs hastalığı için birebirdir.(Düşünün soykırım yaptığı iddaa edilen Naziler yahudileri tedavi ediyor.) Hatta o yıllar için toplama kamplarına Naziler tarafından asılmış bir afişde aynen şöyle yazıyordu: "Tek bir bit sizi öldürür"



(TİFÜS HASTALIĞINA YAKALANMIŞ YAHUDİLER VE TİFÜSÜN TEDAVİSİNDE KULLANILAN ZİGLON B GAZI.ZİKLON B GAZ ODALARINDA YAHUDİLERİ İMHA ETMEK İÇİN DEĞİL ONLARI TEDAVİ ETMEK İÇİN KULLANILDI)
KülTeRİ
YAHUDİ SOYKIRIMI YALANI VE FİLİSTİN - 3

Peki ölen yahudiler kimdi?Ölenlerin hepsi alınan tüm önlemlere rağmen tifüsden dolayı hayatını kaybeden yahudilerdi.Savaş sonunda 12 milyon aradan 20 yıl geçmeden 6 milyon dedikleri ölü sayısı ise sadece bir kaç yüzbindi.Kanıt olarak soykırıma uğrayanların yığılmış saçlarını gösteren Yahudi gazeteleri, soykırımdan önce tek tek 6 milyon kişinin saçını kesecek bir tane akıllı naziyi gösteremezlerdi.Saçların kesilme nedeni ise tifüsün tedavi edilmesi için saçların kazınması gerektiğiydi.Fırınlar ise apayrı bir komedi konusu.Naziler Yahudilerin hayatına bir şey olmasın diye o kadar uğraşmışlarki, tifüsden ölen Yahudiler yaşayanlara bulaştırmasın bu hastalığı diye cesetleri fırınlarda yakmışlardır.Bunu ise en büyük Yahudi toplama kampı Auschwitz'i adli incelemeye alan Fred Leuchter söylemiştir.



(AUSCHWİTZ TOPLAMA KAMPI ÖZELLİKLE FIRINLARIYLA ÜNLENMİŞTİR.OYSAKİ BU TOPLAMA KAMPINDA SADECE TİFÜSDEN ÖLEN YAHUDİLERİN CESETLERİ HASTALIK YAYILMASIN DİYE YAKILMIŞTIR)



(REİNHARD HEYDRİCH VE ADOLF EİCHMANN SİYONİZM HAYRANI NAZİ SUBAYLARIYDI.ÖYLEKİ HEYDRİCH BİR YÜZÜNDE NAZİ AMBLEMİ ÖBÜR YÜZÜNDE SİYON YILDIZI OLAN BİR MADOLYON DAHİ YAPTIRMIŞTI)

Bu hastalığın yayıldığı kamplar ise sadece Polonya'daki kamplardı.Almanyadaki toplama kamplarından bazılarında yüzme havuzu ve tenis kortunun olduğu herkes tarafından bilinmektedir.(Çok zengin bazı Yahudilerin kaldığı toplama kampları)

Sonuç olarak karşımızda 60 yıldır kendini Dünyaya mazlum, soykırıma uğramış gibi görünen bir halk ve -biz soykırıma uğradık, yapma sırası bende- diyen bir devlet görüyoruz.Soykırımın yalan olduğunu ilk ortaya atan dergilerden biri olan Japonya'nın en çok satan dergisi Marco Polo bir kaç hafta içinde kapanmıştı.Ve buna benzer şeyler söyleyen bir çok kişi susturulmuş, bir çok kitap toplatılmış ve en son İran devlet başkanı Ahmedinejat Nazi olarak suçlanmıştır..



(AHMEDİNECAT SİYONİZM KARŞITI YAHUDİLERLE BİRLİKTE SOYKIRIM YALANINI DÜNYA GÜNDEMİNE OTURTTU)
Teşekkürler
<#thank#>
TEVHİD
ALINTI
Tevhid abla teşekkür ederiz Allah razı olsun senden...


Ne demek kardeşim.Böylesine ehemmiyetli bir konuda açtığınız topik için Allah sizden de razı olsun kardeşim.

Selam ve dua ile
TEVHİD
Çok güzel noktalara temas edilmiş.
Hakikatlerin öğretilmesi konusunda çok emek sarfedilmiş maşallah.
Konunun görsellerle de izahı fevkalade.Size müteşekkirim kardeşim.

Selam ve dua ile
KülTeRİ
ALINTI(TEVHİD @ Dec 26 2008, 02:46 AM) *

Çok güzel noktalara temas edilmiş.
Hakikatlerin öğretilmesi konusunda çok emek sarfedilmiş maşallah.
Konunun görsellerle de izahı fevkalade.Size müteşekkirim kardeşim.

Selam ve dua ile

Asıl ben müteşekkirim..

Allaha emanet olun.

Bugün mescid-i aksaya yapılan saldırılar, Mescid-i aksayı yıkma planının nedenlerini yazacağım inşallah.
KülTeRİ
BAŞINDAN SONUNA FİLİSTİN DOSYASI - 5

MESCİD-İ AKSAYI YIKMA PLANI VE ARDINDAKİ GERÇEK - 1

1984 yılının 27 Nisanında İsrail'de oldukça ilginç bir örgütün varlığı ortaya çıktı. Machteret Yehudit (Yahudi Çetesi) adındaki örgütün üyeleri, Arap yolcularla dolu olan beş yolcu otobüsünü havaya uçurmaya yönelik bir plan yapmış ama son anda olayın ortaya çıkması üzerine tutuklanmışlardı. Ancak daha önce gerçekleştirdikleri önemli eylemler vardı; 1980 yılında Batı Şeria'daki iki Arap belediye başkanının arabasına bomba koyarak öldürmüşler, 1983 yılında ise Hebron kentindeki İslam Koleji'ne silahlı bir saldırı düzenleyerek üç öğrenciyi öldürmüş, otuz üç tanesini de yaralamışlardı.



(MACHTERET YEHUDİT ÜYELERİ)

Ama kısa bir süre sonra, Machteret Yehudit'in tüm bunlardan çok daha büyük bir eylemi gerçekleştirmek üzere olduğu öğrenildi. Örgüt, Doğu Kudüs'ün, Müslümanların Harem-i Şerif, Yahudi ve Hıristiyanların ise Tapınak Tepesi (Temple Mount) adını verdikleri mevkiinde yer alan iki İslam mabedini, Mescid-i Aksa ve Kubbet-üs Sahra’yı havaya uçurmak için çok kapsamlı bir plan hazırlamıştı. Mabetlerin mimarı yapısı üzerinde profesyonel bir inceleme yapılmış, Golan Tepeleri'ndeki bir askeri garnizondan bol miktarda patlayıcı çalınmıştı. Kubbet-üs Sahra'yı etrafa zarar vermeden havaya uçurabilmek için, 28 ayrı patlayıcı Kubbe'nin belirlenmiş yerlerine yerleştirilecekti. Gerekirse Mescid-i Aksa'yı korumakla görevli silahsız Müslüman nöbetçileri vurmak için ucuna susturucu takılmış Uzi'ler ve göz yaşartıcı bombalar edinmişlerdi.
Operasyon, yirminin üzerinde Machteret Yehudit militanının katılımıyla gerçekleşecekti.



(HAVAYA UÇURULMAK İSTENEN MESCİD-İ AKSA)

Machteret Yehudit'in iki önemli lideri vardı, Yeshua Ben-Shoshan ve Yehuda Etzion. İsrailli yazar Ehud Sprinzak, “The Ascendance of Israel's Radical Right”(İsrail’de Radikal Sağın Yükselişi) adlı kitabında bu ikilinin kimliklerini incelerken, birer Kabalacı oluşlarına, özellikle de hareketin ruhani lideri sayılabilecek olan Yeshua Ben-Shoshan'ın Kabala üzerindeki derin çalışmalarına dikkat çekiyor. Bu iki Kabalacı'nın bir diğer ortak özellikleri ise İsrail radikal sağının en önemli politik organizasyonu ve "Kabalacıların partisi" olan Gush Emunim'e bağlı oluşlarıydı.

"Israil'de kimse Gush Emunim'in beyanatlarini hafife alamaz." - Noam Chomsky, Kader Üçgeni, s. 200




(YESHUA BEN - SHOSHAN VE YEHUDA ETZİON)
KülTeRİ
MESCİD-İ AKSAYI YIKMA PLANI VE ARDINDAKİ GERÇEK - 2

Ancak bu ikili, Ehud Sprinzak'ın yazdığına göre, Gush Emunim'in asıl çizgisinden sapmış olan genç Kabalacılardı. Gush Emunim'in büyükleri, dönemin en büyük Kabalacısı sayılabilecek olan Haham Zvi Yehuda Hacohen Kook'un "itidal" çizgisine bağlı kalmışlar ve Mescid-i Aksa'yı imha girişimlerine karşı hep "daha zamanı değil" diyerek karşı çıkmışlardı. Bu iki genç Kabalacı ise Gush Emunim içindeki dini hiyerarşiyi bozarak, kendileri gibi düşünen radikallerle birlikte kendi başlarına Tapınak'ı yıkmaya karar vermişlerdi. Bu, tarihteki "sahte Mesih" hareketlerine benzeyen bir durumdu; Yahudi tarihinde sık sık boy gösteren "sahte Mesih"lerin çoğu, büyük Kabalacıların yürüttüğü uzun Mesih Planı'nı beklemekten sıkılmış ve kendi başlarına işe soyunmuşlardı. Nitekim Gush liderleri de Machteret Yehudit olayını böyle yorumladılar. Yeshua Ben-Shoshan'ın hocası olan Kabalacı hahambaşı Yoel Ben-Nun, öğrencisini tarihteki sahte Mesihlerin en ünlüsü olan Sabetay Sevi'ye benzetmişti.



(EYLEMİ YAPACAKKEN YAKALANAN YESHUA BEN - SHOSHAN'NIN HOCASI KABALACI HAHAMBAŞI YOEL BEN - NUN ÖĞRENCİSİNİ SAHTE MESİH SEBATAY SEVİYE BENZETMİŞTİ)

Zaten Yeshua Ben-Shoshan'ın daha önce de Gush çizgisine göre sivri kaçan bazı açıklamaları olmuştu. Ehud Sprinzak, Yeshua Ben-Shoshan'ın Gush liderlerinin inandıkları ama açıkça söylemeyi sakıncalı buldukları bazı konuları fütursuzca gündeme getirdiğini söylüyor. Bunların başında yakın gelecekte kurulacak olan "İdeal İsrail Devleti" projesi vardı: Yeshua Ben-Shoshan, Tapınak'ın yeniden inşasının ardından, İsrail'in, 70 bilge Kabalacıdan oluşan Sanhedrin kurulu tarafından yönetilecek bir Yahudi teokrasisine dönüşeceğinden söz etmişti. Bu, Gush liderlerinin de hesapladıkları şeydi, ama bunu açıkça söylemeyi asla uygun bulmamışlardı.



(İDEAL İSRAİL DEVLETİ PROJESİ ŞU ANKİ İSRAİL DEVLET YAPISINI DAHİ TEVRATA AYKIRI BULUR.RESİMDE GÖRÜLEN SÜLEYMAN MABEDİNİN İNŞAASINDAN SONRA İSRAİLİ 70 BİLGE KABALACIDAN OLUŞAN SANHEDRİN KURULU TARAFINDAN YÖNETİLECEĞİNİ İDDAA ETMEKTEDİR)

Kısacası, Machteret Yehudit'in üyeleri, herkesin yapmak istediği bir işi, sabırsızlıkları nedeniyle, uygun olmayan bir zamanda yapmaya kalkmışlardı. Bu nedenle, aslında, gerek Gush Emunim gerekse İsrail hükümeti, Machteret Yehudit'e ve eylemine gizli bir sempati ile bakmışlardı. İsrail mahkemesi, kanunlara göre suç oluşturan bu eylemi doğal olarak cezalandırdı, ama mahkeme kararından bir gün sonra, Başbakan Yitzhak Şamir, Machteret Yehudit üyeleri için şöyle diyebiliyordu: "Hepsi harika insanlar ama bir hata yaptılar." Gush Emunim'in önde gelen ismi Haham Moşe Levinger de eylemin teorik olarak doğru, ama zamanlama yönünden yanlış olduğu yönünde görüş bildirdi.



(2. DÜNYA SAVAŞINDA NAZİLERE İTTİFAK ÖNEREN YİTZHAK ŞAMİR MESCİD-İ AKSAYA SALDIRI YAPACAK TERÖRİSTLERİDE HARİKA İNSANLAR OLARAK TANIMLAMIŞTI.YUKARIDAKİ RESİMDE 1940 LI YILLARDA YAPTIĞI TERÖR EYLEMLERİNDEN DOLAYI ARANDIĞINI GÖSTERİR BELGE)
KülTeRİ
MESCİD-İ AKSAYI YIKMA PLANI VE ARDINDAKİ GERÇEK - 3

İsraillilerin Mescid-i Aksa'ya ve Kudüs topraklarına verdikleri önemi anlayabilmek için, daha önce de değindiğimiz gibi bu bölgenin Siyonistler açısından taşıdığı önem hakkında detaylı bilgi sahibi olmak gerekir. Kitabın başında da değindiğimiz gibi radikal Yahudilerin inancına göre Siyonizmle başlayan süreç Mesih'in gelişi ile devam edecektir. Ancak bu hedefe varılabilmesi için radikal Yahudilerce Mesih'in gelişinden önce yerine getirilmesi gereken üç önemli görev vardır. Bu şartlardan birincisi Kutsal Topraklar'daki Yahudi nüfusunun artırılması ve bağımsız bir İsrail Devleti'nin kurulmasıdır. Kutsal Topraklara Yahudi göçü Siyonist hareketin önderleri tarafından bu yüzyılın başından beri sistemli olarak gerçekleştirilmektedir. İsrail Devleti ise 1948'de kuruldu. İkinci şart, yani Kudüs'ün ele geçirilmesi, 1967'deki Altı Gün Savaşı'nda yerine getirildi ve 1980'de Kudüs "İsrail'in ebedi başkenti" ilan edildi. Geriye tek kalan şart ise Tapınak'ın yeniden inşa edilmesiydi.



(KUBBETÜS SAHRA VE ALTINDA AĞLAMA DUVARI)

Ancak Eski Tapınak'ın bulunduğu alan üzerinde bugün iki İslam mabedi durmaktadır: Mescid-i Aksa ve Kubbet-üs Sahra. Radikal Yahudilerin Tapınak'ı yeniden inşa edebilmeleri için bu iki mabedin de yıkılması gerekmektedir. Bunun önündeki en büyük engel ise Filistinliler başta olmak üzere, tüm dünya Müslümanlarıdır. Onlar var oldukları sürece, İsraillilerin bu iki mescidi yıkmaları mümkün değildir. İşte son dönemde Filistin sokaklarını kana bulayan çatışmaların gerçek nedeni de Yahudilerin bu planında gizlidir. Siyonistler, Kudüs'e ve Süleyman Tapınağı'nı inşa etmeyi düşündükleri alana o kadar önem vermektedirler ki, Süleyman Tapınağı'nın yıkıldığı günden bu yana tuttukları orucu, 1967 yılında bu topraklar ele geçirildikten sonra bırakmışlardır.



(KUBBETÜS SAHRA VE MESCİD-İ AKSANIN YERİNE YAPILMAK İSTENEN SÜLEYMAN MABEDİ KROKİSİ.İSRAİL DEVLETİ ÜÇÜNCÜ AŞAMA OLAN SÜLEYMAN MABEDİ İNŞAATINA KENDİSİNİ ÖYLE KAPTIRMIŞKİ PLANINI BİLE YAPMIŞLAR.ANCAK MESCİD-İ AKSANIN TEK BİR TAŞINA ZARAR GELMESİ DEMEK ÜÇÜNCÜ DÜNYA SAVAŞININ BAŞLAMASI DEMEK OLUR)



KülTeRİ
MESCİD-İ AKSAYI YIKMA PLANI VE ARDINDAKİ GERÇEK - 4

MESCİD-İ AKSANIN ALTINA KAZILAN TÜNEL - 1


Likud Partisi lideri Netanyahu iktidara gelmesinden sonra bu mukaddes mabedi yıkma amacına yönelik çalışmalarını açıktan yürütmeye başladı. Ancak doğrudan bu mescidi yıkma amacı taşıdığını söyleyerek değil daha başka kılıflar uydurarak. Bu çerçevede geçtiğimiz Eylül ayında Mescidi Aksa ile Hz. Ömer Camisi’nin içinde bulunduğu haremi şerif bölgesinin altından geçen tünelin açılışını yaptı. İşgal yönetiminin iddiasına göre tünel ulaşım amacıyla kullanılacaktı. Oysa 600 bin nüfuslu Kudüs şehrinde yer altından ulaşım yolları açılması için ihtiyaç olmadığı ortadadır. Üstelik nüfus ve trafik yoğunluğunun daha fazla olduğu Batı Kudüs’te yer altından ulaşım yolları açılmasına ihtiyaç duyulmazken haremi şerif altından böyle bir tünel kazılmasına sadece ulaşım amacıyla ihtiyaç duyulduğu iddiası hiç de inandırıcı değildir. Olayın çelişki oluşturan bir diğer yanı ise kazıların önce arkeolojik araştırmalar amacıyla yapıldığı ileri sürülürken herhangi bir arkeolojik esere rastlanamayınca “ulaşım” kılıfına başvurulmasıdır.



(İSRAİL ARTIK YAPTIĞI TÜNELİ DAHİ SAKLAMA İHTİYACI DUYMUYOR VE BAHANELERİ İSE ÇOK KOMİK.RESİMDE GÖRÜLEN TÜNEL ULAŞIM AMACI İLE YAPILMIŞ!!!)



(YAHUDİLERİN MESCİD-İ AKSAYA DÜŞMANLIĞI HİÇ BİTMEMİŞTİR.21 AĞUSTOS 1969 DA DENİS RUHAN ADLI FANATİK BİR MUSEVİNİN YAPTIĞI SALDIRI SONUCU YANAN MESCİD-İ AKSA)

İşin gerçeğinde bu tünel Mescidi Aksa’nın altında bir oyuk oluşturarak bu mukaddes mabedin kendiliğinden yıkılmasına yolaçmak, yahut fanatik yahudilerin tünele bomba yerleştirmelerine fırsat vererek mescidi alttan yıkmaktır. Yukarıda sözünü ettiğimiz olaylarda fanatik yahudilerin girişimlerinin Müslümanların direnişleri ve mücadeleleri dolayısıyla başarısız kaldığını dile getirmiştik. İşte işgal rejiminin, bizzat bu mescidin içine girerek amaçlarını gerçekleştirme imkanı bulamayan fanatiklere, yer altından tünel kazarak bu imkanı sağlamak istemiş olması kuvvetli bir ihtimaldir.



(TÜNELDEN BİR GÖRÜNÜŞ)
TEVHİD
ALINTI
MESCİD-İ AKSANIN ALTINA KAZILAN TÜNEL - 1


Böyle bir tüneli ben de duymuştum biryerden.
Allah'ın Bakara Sûresindeki yahudilerle ilgili ayetleri boşuna değildir.Ama ne gariptir ki devletin dahi basın yayın organlarında ya da Cuma hutbelerinde bu konu asla işlenmemekte.Neden acaba?
Şu an başımızda bulunan hükümete bağlı değil mi bu hutbeleri belirleyen Diyanet (!) işleri?

Selam ve dua ile
KülTeRİ
ALINTI(TEVHİD @ Dec 27 2008, 02:25 AM) *

Böyle bir tüneli ben de duymuştum biryerden.
Allah'ın Bakara Sûresindeki yahudilerle ilgili ayetleri boşuna değildir.Ama ne gariptir ki devletin dahi basın yayın organlarında ya da Cuma hutbelerinde bu konu asla işlenmemekte.Neden acaba?
Şu an başımızda bulunan hükümete bağlı değil mi bu hutbeleri belirleyen Diyanet (!) işleri?

Selam ve dua ile

Maalesef İsrail bizim müttefiğimiz olduğu için yaraya dokunamıyorlar.

Oysaki Filistinede en fazla destek veren devlet bizimkiymiş bende yeni öğrendim ve şaşırdım.

Hamas liderini hiç bir ülke kabul etmezken Türkiyeye ziyaret yaptı.

Buda israili tedirgin ediyor tabi.

inşallah biz kendimize gelirsek devletimizde kendine gelir gibime geliyor.

Allaha emanet olun
Bu basit görünüm sadece metinlerden oluşur. Resim ve Daha Fazla Bilgi Görmek İçin Forumun Normal Haline Geçmeniz GerekmektedirBuraya Tıklayın.
Invision Power Board © 2001-2010 Invision Power Services, Inc.