Yardım - Ara - Üyeler - Takvim
Normal Forum Görünümü: Tasavvufun Düşmanları İki Kısımdır
Islami Forum - Popüler Forum > İSLAMİ KONULAR > .·[ TASAVVUF ]·.
Sayfa: 1, 2
derinsular



“Tasavvuf ehlini inkar etmek , Kuran–i Kerim'in yarisini, hadisin yarisini inkar etmektir.”

Cennet Yolunun Rehberi - Seyh Seyda Muhammed Konyevi, Özkevser Vakfi Yayinlari, Konya 1997 (S.119).




Imam Gazali rahimehullah, tasavvufun en az derecede varligina iman etmek ile kisi küfürden kurtulur demekte.

(Üstaz Fakih Seyh Ismail Çetin.Seyh Seyda Muhammed Konyevi ).




HAK TARIKATLARI INKAR ETMEK KÜFÜRDÜR

(Üstaz Fakih Seyh Ismail Çetin.Seyh Seyda Muhammed Konyevi.Seyda molla kudbeddin ).



“Tevatür ile dinde sabit olani inkâr etmek küfürdür.” buyururlar.

(Tarikatlar dinde tevatür ile sabittir).

( Imâm-i Rabbâni -kuddise sirruh- Hazretleri ).




bir milyondan askin eser yazan tasavvuf ulemasini inkar etmek, aklin kari degildir.En azinda tasavvufun varligi tevatürle sabittir, temeli ayet ve hadistir.

Tahkim-i Sadat Serhi Miskat c.3 s.73 Üstaz Fakih Seyh Ismail bin Mahfuz el Abbasi rahimehullah.




Biri kalkıp da: Peygamberlerden veya velilerden birini seven ve onlara kalbini bağlayan müridin, iki kaşının ortasında onların suret ve şekillerini veya ruhaniyyetlerini tahayyül etmesi, onların hereket, söz ve davranışlarını düşünüp, kendisine yön vermeye çalışması tabi ve zaruri iken, buna karşı çıkan birinin, adı geçen şekilde yapılan rabıta puttur. Enbiya ve evliyaya muhabbet ve onlara kalbi bağlamak, bu irtibat ile onlardan feyz almaya çalışmak caiz değildir. Böyle rabıta yapanlar kafirdir. dese, böyle bir kimseye şeran lazım gelen şudur: İtikatını yenilemesi gerektiği gibi, şeran tedibi ve imanını tazelemesi gerekir. Çünkü Bir müslümana kafirdir diyen kafirdir buyurulmuştur.

(Ömer zıyauddin dagistani k.s. seha neşriyat s.163)


"Müminlerden bazi erkekler vardir ki ALLAH'a söz verdikleri seylerde sadiktirlar." (Ahzap,23) buyurmustur.


ALLAH”a (yakinlasmaya) vesile arayin.(maide5/35)


“Bana yönelenlere tabi ol !“ (Lokman 31/15.) emrini veriyor.


“ Eger bilmiyorsaniz,ehli ilimden sorun.’’ El-Enbiyâ sûresi 7



"Sabah aksam Rablerinin rizasini dileyerek O'na dua eden kimselerle sabret. Sen dünya süsünü arzu ederek onlardan gözlerini ayirma. Bizi anmak konusunda kalbini zikrimizden gafil biraktigimiz, keyfinin ardina düsmüs, isi haddi asmak olan kimseye uyma." (Kehf,28)


Yine bir baska Ayet-i Kerimede:

"Kiyamet gününde dostlar birbirine düsmandir. Ancak muttaki (ALLAH dostlari, onlarin dostlari) kullar müstesnadir." (Zuhruf, 67) Buyurulmustur


"Ey iman edenler! ALLAH'tan korkun ve sadiklarla beraber olun." (Tövbe, 119)

(Mümine kâfir diyenin, kendisi kâfir olur.) [Buhari]



Tasavvuf düşmanı olmak için, Imam-i Rabbani, Hoca Ahmed Yesevî, Yunus Emre, Mevlana, Seyh Edebalî, Aksemseddin, Aziz Mahmud Hüdaî, Şeyh Samil, Imam-i Gazali, Imam Ebu Hanife, Imam Şafii, Imam Ahmed bin Hanbel....(rh.a) gibi ilim ve maneviyat ehlini, Orta Asya’dan Anadolu’ya uzanan Türk devletlerini ve özellikle Selçuklu ve Osmanlı’yı inkâr etmek gerekmektedir. Tasavvuf düşmanlıgı demek Din düşmanlıgı demektir. Varlıgı ve dogrulugu Ayet-i kerime, Hadis-i şerif’lerle ispat edilmiş, yüzyıllar boyu yaşayan hakiki Alimlerce tasdik edilerek tevatür ile sabit olmuş tasavvufu ve gerçek tasavvuf ehlini inkar etmek öldürücü bir zehirdir, Dinden çikmak demektir.

Tasavvufa yapılan saldırılar bu milleti yıkmaya yönelmiş saldırıların paralel bir uzantısıdır.


Tasavvufun Düşmanları İki Kısımdır.

1- Tasavvufun büyüklüğünü bildiklerinden dolayı hased, adavet (düşmanlık) ve kin duyan kimselerdir. Bunlar İslâmın ve müslümanların içine nifak sokmak isteyenlerdir.

2- Kendileri günahın içine daldıklarından dolayı ve cehaletten kurtulmak gibi bir çaba göstermeyip, gözü kapalı olarak itiraz edenlerdir. Bunlar müslüman kimseler ve cemaatlerdir. Tasavvufa düşman olup kin besleyenler, yıkma uğraşı verenler, karalamak çabasında olanlar, yani yukarıdaki birinci gruba girenler, aynı zamanda İslâmın da düşmanı olanlar, yani kâfirlerdir. İslâmi cemaatlerin arasına husumet sokmak için, bazı fikirler, hile ve oyunlar ortaya koymuşlardır. Müslümanları bu şekilde doğru yoldan ayırmaya çalışmışlardır ve çalışmaktadırlar.

Tasavvufun, İslâmın ruhu ve kalbi olduğunu bildikleri için tasavvufun üzerine giderek, tasavvufun; yahudilerin, hıristiyanların fikirleri olduğunu iddia edip, tasavvuf ehlini küfürle itham etmektedirler.

Bunların yapmış oldukları faaliyetler bizi hiç üzmemektedir. Çünkü düşmanın habis olduğunu ve tehlikeli fikirlerini bilmekteyiz. Bizim üzüldüğümüz esas nokta, İslâmî grupların bunların oyununa gelerek, onların saflarına geçip müslümanları ve tasavvufu kötülemeleri ve bu yaptıklarının adına da tebliğ demeleridir. Bu insanların, tasavvufa düşmanlık eden kişilerin fikirlerini alarak tasavvufu ve tasavvuf ehlini suçlamaları ve iftira atmalarını hiçbir mantık kabul etmez.

Tasavvuf ve tasavvuf ehline düşmanlık edenler, güya İslâmı yanlış şeylerden muhafaza etmek amacındadırlar. Onlara göre tasavvuf, İslâmın dışında olan bir şeydir. Tasavvuf ehli de kafirdir.

Madem ki siz İslamı bu kadar muhafaza etmeyi istiyorsunuz, ona bu derece sadıksanız, niçin İslâmın davetine kulak verip müslümanlıkla şereflenmiyorsunuz?

Tasavvufun diğer düşmanları da, tasavvufun hakikatını ve özünü bilmediklerinden, tasavvufa yüzeysel olarak baktıklarından dolayı işin hakikatını anlayamamakta ve karşı çıkmaktadırlar. Bunlara söyleyeceğimiz odur ki, hakkı bilip hakkın yolundan gidenlerle beraber olunuz.

Durrü’l-Muhtar adlı eserde şöyle nakledilmiştir: "Ebu Ali ed-Dekkak bu tarikati Ebu’1-Kasım Nesrabazi'den, o Şibli'den, o Sırrı-i Sakati'den, o Maruf-u Kerhi'den, o Davut et-Tai'den, o da ilmi ve tarikatın her ikiside İmam-ı Azam Ebu Hanife'den almıştır. Böyle olduğu halde sadatı kiramlara iktida etmek güzel birşey ve dahi gerekli değil midir?" (İbn Abidin:I/70-71)

İmam Malik şöyle buyurmuştur: "Kim ilim okur da tasavvuf ehli olmazsa fasık, kimi de tasavvuf ehli olupta ilim okumazsa zındık olur. Kim ikisinin arasında, yani alim hem de mutasavvıf olursa hakikat sahibi olur." (Keşfu’1-Hafa:I/341)

İmam Şafii şöyle buyurmuştur:

"Sofilerle beraber oldum ve şu üç konuda istifade ettim:
1- Vakit bir kılıçtır; eğer sen onu kesmezsen o seni keser.
2- Sen nefsini hayırla meşgul etmezsen, o seni batıl şeylerle meşgul eder.
3- Kendi nefsini görmemendir. (Kişi bu şekilde hatadan muhafaza olur.)

Ve dünyada üç şeyi sevdim. Bunlardan biri, tasavvuf ehli-nin tarikatına tabi olmaktır."

İmam Ahmed b. Hanbel önceleri tasavvufa karşı olmasına rağmen, Ebu Hamza Bağdadi ile tanıştıktan sonra oğluna şöyle vasiyet etmiştir: "Ey oğlum! Onlarla otur kalk ve sakın onlardan ayrılma. Onlar ilim, murakabe, Allah korkusu ve zühd bakımından bizden çok öndedirler." (Tenvirü’l Kulüb:405)

Muhammed Seferayani, İbrahim b. Abdullah'tan şöyle nakletmiştir: "Tasavvuf ehlinden daha efdal insanların bulunduğunu bilmiyorum, diye İmam Ahmed'in buyurduğunu duydum. Dedik ki; onlar kaside dinleyip aşka ve şevke geliyorlar. Şöyle buyurdular: Onları bırakın Allah'la bir saat ferahlanıyorlar." (Tezkiretü’l-Evliya,288)

Hülasa olarak, tasavvufa ve tasavvuf ehline bilerek veya bilmeyerek düşman olanlara, hoşgörü ve şefkat ile bir kez daha sesleniyor ve onları doğru yola davet ediyoruz. Delilleri ile ortaya koyduğumuz ve hepsi de tasavvuf ehli olan bu mezhep imamlarına uyduğunuzu iddia ediyorsanız, gelin tasavvuf deryasına siz de dahil olun.


Yok eğer tüm bunlara rağmen hala itiraz ediyor ve kabullenemiyorsanız, sizin hükmünüz bu insanların karşısında "elif-ba" okuyan talebenin, ilim sahibi olduğunu iddia etmesi gibidir.

-BeRcEsTe-
ALINTI
Tasavvuf ehlini inkar etmek , Kuran–i Kerim'in yarisini, hadisin yarisini inkar etmektir.”

inkar birşeyi yok saymaktır.....tasavvufu yok sayan yok herkes varlığını kabul ediyor ..lakin herkes tabi olmuyor ....olmak zorunda da değil.....
tasavvufu inkar etmek ile kuranı nasıl aynı kefeye koyarlar hafsalam almıyor.....
mmustafa
ALINTI(derinsular @ Sep 5 2008, 03:07 AM) *


“Tasavvuf ehlini inkar etmek , Kuran–i Kerim'in yarisini, hadisin yarisini inkar etmektir.”

Cennet Yolunun Rehberi - Seyh Seyda Muhammed Konyevi, Özkevser Vakfi Yayinlari, Konya 1997 (S.119).
Imam Gazali rahimehullah, tasavvufun en az derecede varligina iman etmek ile kisi küfürden kurtulur demekte.

(Üstaz Fakih Seyh Ismail Çetin.Seyh Seyda Muhammed Konyevi ).
HAK TARIKATLARI INKAR ETMEK KÜFÜRDÜR

(Üstaz Fakih Seyh Ismail Çetin.Seyh Seyda Muhammed Konyevi.Seyda molla kudbeddin ).
“Tevatür ile dinde sabit olani inkâr etmek küfürdür.” buyururlar.

(Tarikatlar dinde tevatür ile sabittir).

( Imâm-i Rabbâni -kuddise sirruh- Hazretleri ).
bir milyondan askin eser yazan tasavvuf ulemasini inkar etmek, aklin kari degildir.En azinda tasavvufun varligi tevatürle sabittir, temeli ayet ve hadistir.

Tahkim-i Sadat Serhi Miskat c.3 s.73 Üstaz Fakih Seyh Ismail bin Mahfuz el Abbasi rahimehullah.
Biri kalkıp da: Peygamberlerden veya velilerden birini seven ve onlara kalbini bağlayan müridin, iki kaşının ortasında onların suret ve şekillerini veya ruhaniyyetlerini tahayyül etmesi, onların hereket, söz ve davranışlarını düşünüp, kendisine yön vermeye çalışması tabi ve zaruri iken, buna karşı çıkan birinin, adı geçen şekilde yapılan rabıta puttur. Enbiya ve evliyaya muhabbet ve onlara kalbi bağlamak, bu irtibat ile onlardan feyz almaya çalışmak caiz değildir. Böyle rabıta yapanlar kafirdir. dese, böyle bir kimseye şeran lazım gelen şudur: İtikatını yenilemesi gerektiği gibi, şeran tedibi ve imanını tazelemesi gerekir. Çünkü Bir müslümana kafirdir diyen kafirdir buyurulmuştur.

(Ömer zıyauddin dagistani k.s. seha neşriyat s.163)
"Müminlerden bazi erkekler vardir ki ALLAH'a söz verdikleri seylerde sadiktirlar." (Ahzap,23) buyurmustur.
ALLAH”a (yakinlasmaya) vesile arayin.(maide5/35)
“Bana yönelenlere tabi ol !“ (Lokman 31/15.) emrini veriyor.
“ Eger bilmiyorsaniz,ehli ilimden sorun.’’ El-Enbiyâ sûresi 7
"Sabah aksam Rablerinin rizasini dileyerek O'na dua eden kimselerle sabret. Sen dünya süsünü arzu ederek onlardan gözlerini ayirma. Bizi anmak konusunda kalbini zikrimizden gafil biraktigimiz, keyfinin ardina düsmüs, isi haddi asmak olan kimseye uyma." (Kehf,28)
Yine bir baska Ayet-i Kerimede:

"Kiyamet gününde dostlar birbirine düsmandir. Ancak muttaki (ALLAH dostlari, onlarin dostlari) kullar müstesnadir." (Zuhruf, 67) Buyurulmustur
"Ey iman edenler! ALLAH'tan korkun ve sadiklarla beraber olun." (Tövbe, 119)

(Mümine kâfir diyenin, kendisi kâfir olur.) [Buhari]
Tasavvuf düşmanı olmak için, Imam-i Rabbani, Hoca Ahmed Yesevî, Yunus Emre, Mevlana, Seyh Edebalî, Aksemseddin, Aziz Mahmud Hüdaî, Şeyh Samil, Imam-i Gazali, Imam Ebu Hanife, Imam Şafii, Imam Ahmed bin Hanbel....(rh.a) gibi ilim ve maneviyat ehlini, Orta Asya’dan Anadolu’ya uzanan Türk devletlerini ve özellikle Selçuklu ve Osmanlı’yı inkâr etmek gerekmektedir. Tasavvuf düşmanlıgı demek Din düşmanlıgı demektir. Varlıgı ve dogrulugu Ayet-i kerime, Hadis-i şerif’lerle ispat edilmiş, yüzyıllar boyu yaşayan hakiki Alimlerce tasdik edilerek tevatür ile sabit olmuş tasavvufu ve gerçek tasavvuf ehlini inkar etmek öldürücü bir zehirdir, Dinden çikmak demektir.

Tasavvufa yapılan saldırılar bu milleti yıkmaya yönelmiş saldırıların paralel bir uzantısıdır.
Tasavvufun Düşmanları İki Kısımdır.

1- Tasavvufun büyüklüğünü bildiklerinden dolayı hased, adavet (düşmanlık) ve kin duyan kimselerdir. Bunlar İslâmın ve müslümanların içine nifak sokmak isteyenlerdir.

2- Kendileri günahın içine daldıklarından dolayı ve cehaletten kurtulmak gibi bir çaba göstermeyip, gözü kapalı olarak itiraz edenlerdir. Bunlar müslüman kimseler ve cemaatlerdir. Tasavvufa düşman olup kin besleyenler, yıkma uğraşı verenler, karalamak çabasında olanlar, yani yukarıdaki birinci gruba girenler, aynı zamanda İslâmın da düşmanı olanlar, yani kâfirlerdir. İslâmi cemaatlerin arasına husumet sokmak için, bazı fikirler, hile ve oyunlar ortaya koymuşlardır. Müslümanları bu şekilde doğru yoldan ayırmaya çalışmışlardır ve çalışmaktadırlar.

Tasavvufun, İslâmın ruhu ve kalbi olduğunu bildikleri için tasavvufun üzerine giderek, tasavvufun; yahudilerin, hıristiyanların fikirleri olduğunu iddia edip, tasavvuf ehlini küfürle itham etmektedirler.

Bunların yapmış oldukları faaliyetler bizi hiç üzmemektedir. Çünkü düşmanın habis olduğunu ve tehlikeli fikirlerini bilmekteyiz. Bizim üzüldüğümüz esas nokta, İslâmî grupların bunların oyununa gelerek, onların saflarına geçip müslümanları ve tasavvufu kötülemeleri ve bu yaptıklarının adına da tebliğ demeleridir. Bu insanların, tasavvufa düşmanlık eden kişilerin fikirlerini alarak tasavvufu ve tasavvuf ehlini suçlamaları ve iftira atmalarını hiçbir mantık kabul etmez.

Tasavvuf ve tasavvuf ehline düşmanlık edenler, güya İslâmı yanlış şeylerden muhafaza etmek amacındadırlar. Onlara göre tasavvuf, İslâmın dışında olan bir şeydir. Tasavvuf ehli de kafirdir.

Madem ki siz İslamı bu kadar muhafaza etmeyi istiyorsunuz, ona bu derece sadıksanız, niçin İslâmın davetine kulak verip müslümanlıkla şereflenmiyorsunuz?

Tasavvufun diğer düşmanları da, tasavvufun hakikatını ve özünü bilmediklerinden, tasavvufa yüzeysel olarak baktıklarından dolayı işin hakikatını anlayamamakta ve karşı çıkmaktadırlar. Bunlara söyleyeceğimiz odur ki, hakkı bilip hakkın yolundan gidenlerle beraber olunuz.

Durrü’l-Muhtar adlı eserde şöyle nakledilmiştir: "Ebu Ali ed-Dekkak bu tarikati Ebu’1-Kasım Nesrabazi'den, o Şibli'den, o Sırrı-i Sakati'den, o Maruf-u Kerhi'den, o Davut et-Tai'den, o da ilmi ve tarikatın her ikiside İmam-ı Azam Ebu Hanife'den almıştır. Böyle olduğu halde sadatı kiramlara iktida etmek güzel birşey ve dahi gerekli değil midir?" (İbn Abidin:I/70-71)

İmam Malik şöyle buyurmuştur: "Kim ilim okur da tasavvuf ehli olmazsa fasık, kimi de tasavvuf ehli olupta ilim okumazsa zındık olur. Kim ikisinin arasında, yani alim hem de mutasavvıf olursa hakikat sahibi olur." (Keşfu’1-Hafa:I/341)

İmam Şafii şöyle buyurmuştur:

"Sofilerle beraber oldum ve şu üç konuda istifade ettim:
1- Vakit bir kılıçtır; eğer sen onu kesmezsen o seni keser.
2- Sen nefsini hayırla meşgul etmezsen, o seni batıl şeylerle meşgul eder.
3- Kendi nefsini görmemendir. (Kişi bu şekilde hatadan muhafaza olur.)

Ve dünyada üç şeyi sevdim. Bunlardan biri, tasavvuf ehli-nin tarikatına tabi olmaktır."

İmam Ahmed b. Hanbel önceleri tasavvufa karşı olmasına rağmen, Ebu Hamza Bağdadi ile tanıştıktan sonra oğluna şöyle vasiyet etmiştir: "Ey oğlum! Onlarla otur kalk ve sakın onlardan ayrılma. Onlar ilim, murakabe, Allah korkusu ve zühd bakımından bizden çok öndedirler." (Tenvirü’l Kulüb:405)

Muhammed Seferayani, İbrahim b. Abdullah'tan şöyle nakletmiştir: "Tasavvuf ehlinden daha efdal insanların bulunduğunu bilmiyorum, diye İmam Ahmed'in buyurduğunu duydum. Dedik ki; onlar kaside dinleyip aşka ve şevke geliyorlar. Şöyle buyurdular: Onları bırakın Allah'la bir saat ferahlanıyorlar." (Tezkiretü’l-Evliya,288)

Hülasa olarak, tasavvufa ve tasavvuf ehline bilerek veya bilmeyerek düşman olanlara, hoşgörü ve şefkat ile bir kez daha sesleniyor ve onları doğru yola davet ediyoruz. Delilleri ile ortaya koyduğumuz ve hepsi de tasavvuf ehli olan bu mezhep imamlarına uyduğunuzu iddia ediyorsanız, gelin tasavvuf deryasına siz de dahil olun.


Yok eğer tüm bunlara rağmen hala itiraz ediyor ve kabullenemiyorsanız, sizin hükmünüz bu insanların karşısında "elif-ba" okuyan talebenin, ilim sahibi olduğunu iddia etmesi gibidir.


Elinize sağlık.. Allah Razı Olsun.
Teşekkürler,
nasreddinhoca
ALINTI
HAK TARIKATLARI INKAR ETMEK KÜFÜRDÜR
(Üstaz Fakih Seyh Ismail Çetin.Seyh Seyda Muhammed Konyevi.Seyda molla kudbeddin ).
“Tevatür ile dinde sabit olani inkâr etmek küfürdür.” buyururlar.
(Tarikatlar dinde tevatür ile sabittir).
( Imâm-i Rabbâni -kuddise sirruh- Hazretleri ).


İMAM GAZZALİ:”BİZ TEVATÜREN SABİT OLAN BİR İŞİ İNKAR EDENİ TEKFİR ETMEYİZ. İSTERSE BU KİŞİ NEBİ’NİN MÜTEVATİREN SABİT OLAN GAZVELERİNDEN BİRİNİ İNKAR ETSİN YA DA ÖMER KIZI HAFSA İLE YİNE TEVATÜREN SABİT OLAN EVLİLİĞİNİ İNKAR ETSİN VEYAHUT DA EBUBEKR’İN HİLAFETİNİ VE HATTA VARLIĞINI İNKAR ETSİN. BÜTÜN BUNLARI İNKAR ETSE BİLE O KİMSENİN TEKFİRİ LAZIM GELMEZ. ÇÜNKÜ BUNLARI İNKAR EDEN KİMSE NAMAZ GİBİ, HAC GİBİ İMAN EDİLMESİ ŞART OLAN DİNİN ASLILLARINDAN BİR ASLI İNKAR ETMİŞ DEĞİLDİR. VE YİNE BİZ NAZZAM GİBİ İCMAYA MUHALEFET EDENİ DE TEKFİR ETMEYİZ.” (EL İKTİSAD FİL İTİKAD)
derinsular



Tarikatı, Rabıtayı, Evliyaullah hazeratının hayattayken ve kabirdeyken yaptıkları Tasarrufları gibi Tevatür ile yani Alimlerce dogrulugu tasdik edilmiş bu hakikatlari inkar edenler KÜFRE DÜSMÜSTÜR. İşte delili:

İmam-i Rabbâni -kuddise sirruh- Hazretleri:

Tevatür ile dinde sabit olani inkâr etmek küfürdür.” buyurdular.

(O kadar... Bunlara bu nazarla bakin...)

Hüccet-ül Islâm oldugu halde Imâm-i Gazâlî -kuddise sirruh- Hazretleri tasavvufa yönelmiş seyr-ü sülûk yolundaki zevki taddıktan sonra durumunu şu sekilde dile getirmiştir:

“...Sonra kendi durumuma baktım. Bir de ne göreyim! Dünyevî alâkalar içine dalmış batmışım. Bu alâkalar beni her taraftan sarmışlar. Yaptıgım işlerimi gözden geçirdim. Onlarin en güzeli tedris ve tâlim idi. Fakat bu sahada da ehemmiyetsiz, âhiret yoluna faydası olmayan ilimlerle meşgul oldugumu anladım. Tedris hakkındaki niyetimi yokladım. Onun da Allah rızasi için degil, mevki ve şöhret kazanmak gayesi ile olduguna kanaat getirdim. Bu hâlimle uçurumun kenarında bulunduguma, eger durumumu düzeltmek için harekete geçmezsem atese yuvarlanacagima kanaat getirdim.”





"yine Yakinen anladım ki, sûfiler hakikaten Allah yolunu bulan kimselerdir. Onlarin gidişleri, gidişlerin en güzelidir. Gittikleri yol, yollarin en dogrusu, ahlâklari ahlâkların en temizidir.

Dünyadaki bütün akilli insanlarin akillari, hikmet sahiplerinin hikmetleri, seriatin bütün teferruatini bilen zâhir ulemâsinin ilimleri, onlarin gidisat ve ahlâkindan bir şey degiştirmek ve yerine daha iyisini koymak üzere bir araya gelseler, buna muvaffak olamazlar.

Onlarin zâhir ve bâtinlarindaki hareket ve duygularin hepsi, Nübüvvet kandilinin nûrundan alinmistir. Yeryüzünde ise nübüvvet nurundan baska hidâyet rehberi, nûr kaynagi yoktur.” (El-munkizu min’ed-dalâl)

(Elhamdulillah...)

Ibni Mes'ud (r.anhüma)'nin rivayet ettigine göre Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem efendimiz buyuruyorlar ki:

"Allah (z.c.hz)'lerine, ehli masiyete bugz etmek suretiyle yaklaşın. Ve kendilerini asık suratla karşılayın. Allah (z.c.hz)'lerinin rızasını, onları kizdırmakta arayın ve kendilerinden uzaklaştırarak Allah'a yaklaşın." (Ramuz El-Ehadis: 256)

(inkarcılar meydanı boş bulduklarını zannetmesinler...)

Bir Hadis-i şerif’te de şöyle buyuruluyor:

“Ümmetimden bir taife kiyamet kopuncaya kadar Hakk yolunda muzaffer olmakta devam edecek, muhalefette bulunanlar onlara zarar veremeyecektir.” (Buharî).



Abdurrahmân-i Tâgî (k.s) bir gün beldemizin taninmis alimlerinin ve ileri gelenlerinin hazir bulundugu bir mecliste söyle sohbet yaptilar. Sizlere Islam’in emir ve hükümlerine bagli kalmayi tavsiye ediyorum. Bütün fiillerinizde seriata uyunuz! seriata uyunuz!
Seyda, bu " seriata uyunuz" emrini o kadar çok tekrar etti ki tarifi kabil degil.
Islam’in emrine uymayanlar seyhlik ve halifelik yapamiyacagi gibi kâmil bir mü´min de degildir.

Sizler Islam’in prensiblerine uyunuz! halka da teblig ediniz! Islam’in emrettiklerini yapiniz, menettigini yapmayiniz! Sik sik sohbet edip bu durumlari belirtin. Benden sonra yoldan çikmayiniz. Seriat, tarikat ve hakikat hepsi ayni seydir. Şeriat ile tarikat arasinda fark gözeten kimse zındıktır. Seriat, tarikat ve hakikat arasinda fark gözetilmez

Isaretler.

Bu konuyu Imam-i Rabbani (k.s) söyle açikliyor: Seriat, tarikat ve hakikat arasinda söyle bir fark olabilir:
Seriat; zahiri olarak emirlere uymak,
Tarikat; emirlere batini ve zorlanarak uymak.
Hakikat; bu hükümlere batinî ve tabiî sekilde uymaktir.
Bir kötülügü, dille terk: Seriat, kalble zorla terk; tarikat, gönüllü bir sekilde zorlanmaksizin terk ise; hakikattir.
Degilse, üçü arasinda bir fark yoktur.





Şeriat, Tarikat ve Hakikat birdir. Aralarında hiç bir fark yoktur. Kim bunlarin arasında ayırım yaparsa, zındıktır. Seriat zâhirî ahkamlari yerine getirmektir. Tarikat ise nefis istemese dahi, bâtinî olarak yerine getirmektir. Hakikat ise tabiî ve isteyerek bu ahkamlari yerine getirmektir.
Yani hepsi de Allah-u Zülcelal'in emir ve nehiylerini yerine getirmekten ibarettirler.
Mesela; yalani, giybeti dil ile terketmek seriattir.
Teklif ile kalbî olarak terketmek ise tarikattir. (Nefsi terbiyeye zorlamak)
Ruhen, tabiî olarak terketmek ise hakikattir.
Hülasa:
Seriat: Allah-u Zülcelal'den gelen emir ve nehiylerdir.
Tarikat: Allah-u Zülcelal'den gelen emir ve nehiyleri yapmaktir.
Hakikat: Sanki Allah-u Zülcelal'i görüyor gibi ibadet etmektir.
Aslinda bunlarin aralarinda hiçbir fark yoktur. Farklilik; kisinin üzerindeki tekamül, yani gelisme sirasina göre isimlendirilmelerindedir. Ilmen bilmek, tatbige gayret etmek ve alismak, sonunda da tabiî olarak, yapmak, olmak...


Seyh Seyda Muhammed Konyevi (k.s).






Reis-ut-Taifeyn Cüneyd Bagdadi, sofilerin meshur imamlarindan biridir; diyor ki:” ALLAH Azze ve Celle’ye giden yollarin hepsi, Rasulullah sallALLAHu aleyhi ve sellem’in eserlerine = sünnetine = seriatine tabi olandan baskasina kapanmistir.

Buna delilimiz,”Andolsun Rasulullah sallALLAHu aleyhi ve sellem’de sizin için güzel örnekler vardir...” mealindeki ayettir.Kutb-ul-Hakkani Seyyid Seyh Abdulkadir Geylani, Seyh Ebu Hasen Sazeli, Imam Rabbani (k.s) gibi zevatlar hepsi bu yolda zihab ettiler. Binaenaleyh bunlari inkar etmek, dini inkar etmekten ibarettir.
bir milyondan askin eser yazan tasavvuf ulemasini inkar etmek, aklin kari degildir.En azında Tasavvufun varlıgı Tevatürle sabittir, temeli ayet ve hadistir.

Tahkim-i Sadat Serhi Miskat c.3 s.73 Üstaz Fakih Seyh Ismail bin Mahfuz el Abbasi rahimehullah




Abdülgani Nablüsi hazretleri buyuruyor ki:

Evliyayi inkâr etmek, dinin herhangi bir hükmünü inkâr etmek gibi küfürdür. ALLAHü teâlâ, Peygamberlerini ve Evliyasini baskalarindan üstün tutmus, baskalarina vermedigi keramet ve mucize gibi harikalari bu zatlara ihsan etmistir. (Hadika)



“Tasavvuf ehlini inkar etmek , Kuran–i Kerim'in yarisini, hadisin yarisini inkar etmektir.” (S.119)

Ehl-i tasavvuf söyle buyurdular: "Tasavvufun en az payi tasavvuf ehline teslim olmak ve onlari inkar etmemektir. Çünkü, Tasavvuf ve tasavvuf ehlinin inkar etmenin, Kur'an-i Kerimin yarisini, Hadis-i Şeriflerin yarısını, ve Ulemanın birleştıgi ve cem oldugu şeyleri inkar anlamını taşımaktadır." (S.119)

“Naksi tarikatini inkar eden , din-i Islam'dan Müslümanlar büyük bir tehlike içerisindedir .”

Sah-i Naksibend hazretlerinin kavlinin manasi açik, olarak ortaya çikmaktadir. Sah-i Naksibend hazretleri: "Bizim tarikatimizi inkar eden, dini Islam olan müslümanlar büyük bir tehlikenin içerisindedir." (S.119)

Cennet Yolunun Rehberi - Seyh Seyda Muhammed Konyevi, Özkevser Vakfi Yayinlari, Konya 1997



Tarikatlar ve Tasavvuf "Allah'ımızı birleme" olayı üzerinde en çok ve en hassas biçimde duran İslâm'ın ahlâk ve zühd boyutunu benimsemiş müesseselerdir. Bu müesseseler Piran-ı İzâm hazeratının el ve gönüllerinde zamanımıza kadar teselsülen gelmiştir. Ve kıyamete kadar da devam edecektir. Bu silsile-i celile, her devirde büyük bir cemaat tarafından doğruluğu ve hakikatı tasdik edilmiş ve Tevatür ile sabit olmuştur. Tevatür ile sabit olan bir şeyin inkârı ise küfürdür.



cahide
Selamün aleyküm

Eyvallah kardeşlerim

SELAMETLE.
derinsular
ALINTI(nasreddinhoca @ Sep 6 2008, 03:05 AM) *

İMAM GAZZALİ:”BİZ TEVATÜREN SABİT OLAN BİR İŞİ İNKAR EDENİ TEKFİR ETMEYİZ. İSTERSE BU KİŞİ NEBİ’NİN MÜTEVATİREN SABİT OLAN GAZVELERİNDEN BİRİNİ İNKAR ETSİN YA DA ÖMER KIZI HAFSA İLE YİNE TEVATÜREN SABİT OLAN EVLİLİĞİNİ İNKAR ETSİN VEYAHUT DA EBUBEKR’İN HİLAFETİNİ VE HATTA VARLIĞINI İNKAR ETSİN. BÜTÜN BUNLARI İNKAR ETSE BİLE O KİMSENİN TEKFİRİ LAZIM GELMEZ. ÇÜNKÜ BUNLARI İNKAR EDEN KİMSE NAMAZ GİBİ, HAC GİBİ İMAN EDİLMESİ ŞART OLAN DİNİN ASLILLARINDAN BİR ASLI İNKAR ETMİŞ DEĞİLDİR. VE YİNE BİZ NAZZAM GİBİ İCMAYA MUHALEFET EDENİ DE TEKFİR ETMEYİZ.” (EL İKTİSAD FİL İTİKAD)



İmam-i Rabbâni -kuddise sirruh- Hazretleri:

“Tevatür ile dinde sabit olani inkâr etmek küfürdür.”



İMAM GAZZALİ -kuddise sirruh- Hazretleri:

”BİZ TEVATÜREN SABİT OLAN BİR İŞİ İNKAR EDENİ TEKFİR ETMEYİZ.



Şimdi, Hazreti Muhammed (s.a.v) efendimizin Peygamberligi Tevatür ile Dinde sabit degilmidir ?. el cevap : sabittir.

bir Müslüman Peygamber efendimizin peygamberligini İNKAR etse ne olur ?. el cevap: KÜFRE DÜŞER KAFİR OLUR.

eee ne olmuş oldu şimdi ?.

demekki bu Tevatür ile Dinde sabit olan meselelerde müttefik olunan konular var olunmayan konular var demektir. yani konuya duruma göre degişe biliyor.

yukardaki iki zatın (k.s) beyanları bir biri ile çelişiyor gibi görüksede aslında çelişmiyor.


İMAM GAZZALİ -kuddise sirruh- Hazretleri: diyebilirmiki haşa bir insan peygamberimizin peygamberligini inkar etse biz o kişiyi tekfir etmeyiz ?.

Tevatür ne demektir ?.

Bir cemaatin diger bir cemaatten nakil yoluyla yapılan bilgilere Tevatür deniyor.

TEVÂTÜR : İçinde yalan ihtimâli bulunmayan ve birbirlerine kuvvet veren haberlerden oluşan büyük bir topluluğa ait haber.

.

derinsular
ALINTI(cahide @ Sep 6 2008, 08:26 AM) *

Selamün aleyküm

Eyvallah kardeşlerim

SELAMETLE.



ALEYKUM SELAM


SELAMETLE

.
nasreddinhoca
ALINTI
Tarikatı, Rabıtayı, Evliyaullah hazeratının hayattayken ve kabirdeyken yaptıkları Tasarrufları gibi Tevatür ile yani Alimlerce dogrulugu tasdik edilmiş bu hakikatlari inkar edenler KÜFRE DÜSMÜSTÜR.


Ya hu, cehalet ne kadar kötü bir şey, ne kadar...
İtikad usulünde tevatür ne ifade eder be hey cahil...
İddia ettiklerinin hiç biri tevatür değildir, hatta putlar tevatürün ta kendisidir...!!!
Kabirde tasarruf olmaz, kabir ile ilgili tüm sahih rivayetlere aykırı...
Ölenin ne tasarrufu olacak...
topraktan başka...


ALINTI
İşte delili:
İmam-i Rabbâni -kuddise sirruh- Hazretleri:
“Tevatür ile dinde sabit olani inkâr etmek küfürdür.” buyurdular.
(O kadar... Bunlara bu nazarla bakin...)

İmam Rabbani'nin tevatür dediği itikad usulü ile ilgilidir, cahil cühela ile ilgili değil...
ALINTI
(inkarcılar meydanı boş bulduklarını zannetmesinler...)


Bilakis, cahillerle bulduk...

Sizin yolunuzun aslı budur:

İmamı Pezdevi: " Şeriat hakikattir.Hakikat şeriattan başka değildir. Bazı sofilerin ve zikir ehlinin görüşü ise; hakikat, şeriattan ayrı ve başkadır. Bu görüşü benimseyenler evliyayı, enbiyadan üstün kabul edenlerdir. Bunlar: "Peygamberler şeriat ile, veliler hakikat ile amel eder" diyenlerdir. "Şeriat elli dirhemden sadaka vermeyi icabettirir, hakikat ise hepsinin tasadduk edilmesini gerektirir" derler. Bunlara "evliyacılar" adı verilmiştir. Sapık bid'atçilerdir. Bunlar Allahu Teala (cc)'nın kitabına ve ResuI-i Ekrem (sav)'in sünnetine muhalefet ederler. Batın, gizli ilim iddiasında bulunurlar. Bu kişiler karamıta mezhebine mensupturlar. Gerçek şudur: “Bütün hakikatlerin aslı şeriattır” (İmam Pezdevi, Ehl-i Sünnet Akaidi)

derinsular
ALINTI(derinsular @ Sep 6 2008, 08:10 AM) *


Tarikatı, Rabıtayı, Evliyaullah hazeratının hayattayken ve kabirdeyken yaptıkları Tasarrufları gibi Tevatür ile yani Alimlerce dogrulugu tasdik edilmiş bu hakikatlari inkar edenler KÜFRE DÜŞMÜŞTÜR.





Tarikatı (HAK TARİKATLARI), Rabıtayı (RABITA YAPANDA YAPTIRANDA MÜŞRİKTİR ŞİRK EHLİDİR DERSE), Evliyaullah hazeratının hayattayken ve kabirdeyken yaptıkları Tasarrufları (KERAMETLER), gibi Tevatür ile yani [color=#CC0000]Alimlerce dogrulugu tasdik edilmiş bu hakikatlari inkar edenler KÜFRE DÜŞMÜŞTÜR.

.
İmam Şamil
Y.U.H...

Selametle...
süleyman recep
ALINTI(derinsular @ Sep 6 2008, 03:43 AM) *

Tarikatı (HAK TARİKATLARI), Rabıtayı (RABITA YAPANDA YAPTIRANDA MÜŞRİKTİR ŞİRK EHLİDİR DERSE), Evliyaullah hazeratının hayattayken ve kabirdeyken yaptıkları Tasarrufları (KERAMETLER), gibi Tevatür ile yani [color=#CC0000]Alimlerce dogrulugu tasdik edilmiş bu hakikatlari inkar edenler KÜFRE DÜŞMÜŞTÜR.[/size]

.


Ebu Hureyre (r.a) şöyle rivayet etti:"Önce en yakın akrabalarını uyar." (Şuara: 214)ayeti nazil olduktan sonra Rasulullah (s.a.s) kalktı ve şöyle dedi:
"Ey Kureyş Ahalisi! Kendinizi ateşten kurtarın. (İman etmedikçe) Size hiçbir fayda veremem. Ey Abdulmuttalib'in oğlu Abbas! Ben sana bir fayda veremem. Ey Muhammed'in kızı Fatıma! Malımdan ne istiyorsan vereyim. Ama sana bir fayda veremem."(Müslim)
derinsular
ALINTI(nasreddinhoca @ Sep 6 2008, 10:21 AM) *


Ya hu, cehalet ne kadar kötü bir şey, ne kadar...

evet cehalet çok kötü bir şey.hatta kuranı kerimin en büyük düşmanı nedir ?. cahalettir. bazı insanlar kendinde olan şeyleri başkalarındada var zan ederler.

İtikad usulünde tevatür ne ifade eder be hey cahil...

çok şey ifade eder.
yoksa sizde hadisi şerifler itikadi konu olmaz diyenlerdenmisiniz.


İddia ettiklerinin hiç biri tevatür değildir, hatta putlar tevatürün ta kendisidir...!!!

Tasavvuf (Tarikatlar,tasavvufun içindedir tasavvufta islamın içindedir) Tevatürle sabittir tıpkı mezhepler gibi. Tasavvuf ehline put ehli şirtk ehli müşrik diyen küfre düşmüştür kendisi kafir olmuştur.

Kabirde tasarruf olmaz, kabir ile ilgili tüm sahih rivayetlere aykırı...

olur. siz olmaz demekle olan olmuyor demek degildir.

Ölenin ne tasarrufu olacak...

topraktan başka...

çok tasarrufu oluyor ama bazıları anlamaktan açiz. “Allah peygamberlerin cesetlerini yemeyi toprağa haram kılmıştır”



İmam Rabbani'nin tevatür dediği itikad usulü ile ilgilidir, cahil cühela ile ilgili değil...

kabul etmediginiz zat ın (k.s) sözünü anlamakta kendini mahir zan edenler !.

Bilakis, cahillerle bulduk...

kendindeki olanı başkasına yamamaya kalkanlar !.

Sizin yolunuzun aslı budur:

İmamı Pezdevi: " Şeriat hakikattir.Hakikat şeriattan başka değildir.yukarda biz ne dedik ve ne naklettik ? Bazı sofilerin ve zikir ehlinin görüşü ise; ne diyor burda BAZI DİYOR DEGİLMİ YOKSA BÜTÜN SOFİLERMİ DİYOR ? hakikat, şeriattan ayrı ve başkadır.YUKARDA BÖYLE DİYENİN KÜFRE DÜŞTÜGÜNÜ BİLDİRDİK DEGİLMİ ? Bu görüşü benimseyenler evliyayı, enbiyadan üstün kabul edenlerdir.HİÇ BİR VELİ HİÇ PEYGAMBERDEN ÜSTÜN DEGİLDİR VE BİR PEYGAMBERİN A.S MAKAMINA ÇIKAMAZ VE HATTA SAHABE EFENDİLERİMİZİN MAKAMINA ÇIKAMAZ BİZ BÖYLE İNANIRIZ. Bunlar: "Peygamberler şeriat ile, veliler hakikat ile amel eder" diyenlerdir.HAŞA BİZ BÖYLE DEMİYORUZ. "Şeriat elli dirhemden sadaka vermeyi icabettirir, hakikat ise hepsinin tasadduk edilmesini gerektirir" derler.ZEKAT BELLİDİR Bunlara "evliyacılar" adı verilmiştir. Sapık bid'atçilerdir. Bunlar Allahu Teala (cc)'nın kitabına ve ResuI-i Ekrem (sav)'in sünnetine muhalefet ederler.BİZLERDEN BAHSETMİYOR TABİKİ. Batın, gizli ilim iddiasında bulunurlar.LEDÜN İLMİ HAKTIR KURANLA SABİTTİR. Bu kişiler karamıta mezhebine mensupturlar.NE BU MEZHEBİ NEDE BÖYLE DÜŞÜNENLERİ TANIMIYORUM. Gerçek şudur: “Bütün hakikatlerin aslı şeriattır DOGRU SÖZE NE DENİR AMENNA DENİR” (İmam Pezdevi, Ehl-i Sünnet Akaidi)

görüldügü gibi bazıları önyargılı ve bazı konulardan habersiz.



yukardaki kırmızı yazılar cevap olarak verilmiştir.





İmam Pezdevî, mütevâtir hadis olarak tesbit edilen bir haberi inkâr edenin ve bu habere muhalif hareket eden kimsenin küfre düşeceğini ifade eder.


Aşağıdaki kitapları okuyan ya sapıtırlar veya küfre düşebilirler:

1— İbni Teymiye ve onun gibi selefiye itikadında bulunan talebelerinin kitapları,

2— İbni Teymiyeyi övmek suretiyle kaynak gösteren bütün kitaplar,

3 —Tasavvufun, kerâmetin vahdeti vücudun, râbıtanın ve kabir ziyâreti aleyhine yazılmış bütün kitaplar,

4— Eshâb-ı kirâmdan herhangi birisine dil uzatılanlan kitaplar,

5 – Miraç ve şakkulkamer gibi mucizeleri inkâr veya te’vil eden kitaplar,

6— İtikad mezheblerinin üç olduğunu, selefiyyenin de itikad mezhepleri arasında bulunduğunu iddia eden kitaplar,

7— Türkiye’de öşür verilemiyeceğini savunan kitaplar,


Okunmasını tavsiye ettiğimiz kitaplar ise, ehl-i sünnet âlimlerinin kitaplarıdır. Arapça -Farsça bilenler aslından okurlar, aslından okuyamıyanlar ise ehl-i sünnet itikadına sahip bir mütercim tarafından itina ile tercüme edilmiş kitapları okurlar. Mezhepsizler tarafından tercüme edilen kitaplar, ehl-i sünnet âlimleri ne ait bile olsa okunmamalıdır.





Hayat-ı Saadetlerinde Peygamber Efendimiz (sav) İle Yapılan Tevessül

Osman b. Huneyf radıyallahu anh'dan şöyle rivayet edilmiştir. "Âmâ bir adam Peygamber Efendimizin sallallahu aleyhi ve sellem yanına gelerek: "Ya Rasulallah gözlerim görmüyor ve bu bana çok meşakkat veriyor." diye halinden şikayet etti. O zaman Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem adama şöyle hitap etti: "Öyleyse git güzel bir abdest al, sonra iki rekat namaz kıl ve şöyle dua et; "Ya Rabbi senden diliyorum. Rahmet Peygamberin Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem ile sana yöneliyorum. Ya Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem, ben seninle Rabbine yöneliyorum. Ta ki gözlerim açılsın. Ya Rabbi, benim hakkımda O'nun şefaatini kabul et. Benim de kendim için yaptığım duayı kabul et." (Tirmizi, Deavat:49, İbn Mace,İkame:5, Ahmed b. Hanbel,4/13

Osman bin Huneyf radıyallahu anh olayın devamında şöyle dedi: "Allah'a yemin ederim ki biz daha Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem'in huzurundan ayrılmıştık ki, adam geri döndü. Sanki gözleri hiç kör olmamıştı." Bu hadisi şerif için Hakim "isnadı sahihtir." ibaresini kullanmıştır. Zehebi de bu hadis-i şerif için sahihtir demiştir.

Peygamber Efendimiz (sav)'in Ahirete İrtihallerinden Sonra Kendisiyle Yapılan Tevessül

Yukarıda zikretmiş olduğumuz hadis-i şerif, Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem'in vefatlarından sonra da kendisi ile tevessül yapmaya örnektir. Taberani bu hadis-i şerifi naklederken, evvelinde şöyle bir olayı zikretmektedir. "Hz. Osman radıyallahu anh'ın hilafeti döneminde, ihtiyaç sahibi bir adam, ihtiyacını giderebilmek amacı ile uzun bir süre Hz. Osman'ın yanına gidip geldi. Fakat Hz. Osman radıyallahu anh bu adama hiç aldırış etmedi ve ihtiyacını gidermedi.

Yine bir gün bu adam, Hz. Osman'ın yanından dönerken, Osman b. Huneyf radıyallahu anh ile karşılaştı ve durumundan şikayet etti. Osman b. Huneyf radıyallahu anh adama şöyle hitap etti: "Git güzel bir abdest al ve iki rekat namaz kıl, sonra Allah-u Zülcelal'e şöyle dua et: "Ya Rabbi Senden diliyorum ve Rahmet Peygamberi Hz. Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem ile sana yöneliyorum. Ya Muhammed! sallallahu aleyhi ve sellem seninle Rabbine yöneliyorum. Ta ki hacetim yerine gelsin." de ve ihtiyacını Allah'a arzet" dedi.

Adam Osman b. Huneyf'in öğrettiğini uyguladı. Daha sonra Hz. Osman radıyallahu anh'ın yanına gitti. Kapıcı bu adamın elinden tutup Hz. Osman radıyallahu anh'ın huzuruna çıkardı. Hz. Osman radıyallahu anh adamı yanına oturttu ve ihtiyacını öğrenip giderdikten sonra şöyle dedi: "Kusura bakma, şimdiye kadar senin ihtiyacını hiç hatırlamadım. Onun için gecikti. Ne zaman bir ihtiyacın olursa hemen bana gel." İhtiyacı giderilen adam, Osman b. Huneyf radıyallahu anh'a gidip: "Allah seni hayırla mükafatlandırsın. Sen Halife Osman ile benim hakkımda (ki meseleyi) konuşmadan önce, ihtiyacımı gidermiyordu." dedi. O zaman Osman b. Huneyf şöyle dedi: "Allah'a yemin olsun ki Hz. Osman radıyallahu anh'la senin hakkında konuşmadım." (Tergib ve Terhib:2/118-119 Taberani’den) Ve yukarıda zikrettiğimiz kör adamın gözlerinin açılması ile ilgili olayı anlattı.

Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem kendisine kabir alemindeyken verilen salat-u selamı işitmektedir ve cevap vermektedir. Nitekim Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: "Hayatım ve ölümüm sizin için hayırlıdır. Siz konuşursunuz ve size cevap verilir. Sizin amelleriniz bana arz olunur. Eğer amellerinizi hayırlı bulursam, Allah'a hamd ederim. Eger amellerinizi kötü bulursam, Allah'a sizin için istiğfarda bulunurum." (Heysemi, Mecmau'z-Zevaid )

Bu hadis-i şerifi Kadı Hafız İsmail, Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem salat-u selam konusunda rivayet etmiş, Heysemi de "Mecmaü’z-Zevaid" adlı eserinde sahih olduğunu söylemiştir. Bezzar ise sahih olduğunu söyleyip, tashihini kuvvetlendirmiştir. Diğer bir hadis-i şerifte, Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: "Bir kimse bana selam verdiği zaman, verilen selama karşılık verebilmem için Allah-u Zülcelal bana ruhumu geri verir. " (Ebu Davud: 2041)

Ebu Davud'un Ebu Hureyre radıyallahu anh'dan rivayet etmiş olduğu bu hadis-i şerif hakkında, İmam Nevevi isnadının sahih olduğunu söylemiştir. Ebu’l-Cevza Evs b. Abdullah’tan şöyle nakledilmiştir: "Medine halkı şiddetli bir kıtlık ile başbaşa kalmıştı. Hz. Aişe radıyallahu anha'ya da bu durumdan şikayet ettiler. Hz. Aişe radıyallahu anha şöyle buyurdu: "Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’in kabri şerifine bakınız. O kabirden semaya doğru bir pencere açınız. Hatta kabir ile sema arasında bir perde olmasın."

Evs b. Abdullah radıyallahu anh diyor ki: Medine halkı, Hz. Aişe radıyallahu anha'nın dediği gibi yaptı. O sene öyle bol yağmur yağdı ki, otlar yeşerdi. Hatta develer semizlikten çatlayacak duruma geldiler. O seneye "Çatlama Senesi" denildi. (Darimi, Sünen:1/43) Bu tevessül Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem'in kabr-i şerifi ile yapılmış olan tevessüldür. Kainatın Efendisi, Allah-u Zülcelal'in habibi ve mahlukatın en şereflisi olan Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem'in, o kabirde bulunması dolayısı ile tevessül edilmiştir. Yoksa kabir olması hasebiyle yapılmış olmayıp, o kabir, Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem ile müşerref olduğu için tevessül edilmeye hak kazanmıştır.

Ebu Mansur Es-Sebbah "Kitab-ı Şamil" adlı eserinde Utbe radıyallahu anh’dan şöyle rivayet etmiştir. "Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem'in kabri şerifinin yanında oturuyordum. Bir arabi (kabrin başına) geldi ve şöyle dedi: "Es-selamü aleyke Ya Rasulallah! Allah-u Zülcelal'in şöyle buyurduğunu işittim: “Eğer onlar kendilerine zulmettikleri zaman sana gelseler de Allah'tan bağışlanmayı dileseler, Resûl de onlar için istiğfar etseydi, Allah'ı ziyadesiyle affedici, esirgeyici bulurlardı.” (Nisa; 64)

Ben sana günahlarımın mağfiret olunması, senin de Allah-u Zülcelal'e şefaatçi olman için geldim.” Adam daha sonra Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimizin üzerine şu şiiri okudu: "Nefsim feda olsun o kabre ki, Sen onda bulunuyorsun. O kabirde ifaf (paklık) cud (cömertlik) ve kerem vardır."

Sonra arabi oradan ayrıldı. Bana uyku galip geldi ve uyudum. Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem'i rüyamda gördüm. Bana şöyle buyurdu.
"Arabiye yetiş ve müjdele. Allah-u Zülcelal onu mağfiret etmiştir."
(İbn Kesir, İmam Nevevi,İzah:49












derinsular
ALINTI(süleyman recep @ Sep 6 2008, 01:36 PM) *

Ebu Hureyre (r.a) şöyle rivayet etti:"Önce en yakın akrabalarını uyar." (Şuara: 214)ayeti nazil olduktan sonra Rasulullah (s.a.s) kalktı ve şöyle dedi:
"Ey Kureyş Ahalisi! Kendinizi ateşten kurtarın. (İman etmedikçe) Size hiçbir fayda veremem. Ey Abdulmuttalib'in oğlu Abbas! Ben sana bir fayda veremem. Ey Muhammed'in kızı Fatıma! Malımdan ne istiyorsan vereyim. Ama sana bir fayda veremem."(Müslim)




Peygamber efendimiz (s.a.v) bir hadisi-i seriflerinde:-her anacocugunun bir akrabasi vardir.bundan Fatima nin iki cocugu harictirki,onlarin yakini ve akrabasi benim- buyurmuslardir.(1)
Menavi merhum der ki:şu,Peygamberin bir özelligidir ki,kizlarinincocuklari hep yüce peygambere nisbet edilirsede Fatima nin cocuklarininözellikleri digerinde yoktur.yani öbürleri bunlara denk olamazlar.


Diger bir hadisi serifte de:-Her sebeb ve nesep,kiyamet günündekesilir.Benim sebeb ve nesebim bundan harictirki,kesilmez.-buyurmuslardir.(2)
Bilindigi gibi Ahiret gününde hic bir kimseye soy ve asalat tarafindanfayda yoktur.ben falan zatin ogluyum,falanlarin soyundanimdemek,dünyada oldugu gibi hele ahirette hic bir faydasaglamayacaktir.Nikah yönünden akrabaligin da faydasi olmaz.Hasili,kiyamet günü kimsenin kimseye yardimi dokunmaz. Ancak HZPeygambere gerek soy ,gerekse nikah yönünden ilgisi olanlarin nesebikesilmeyecek ve onlar bu yüzden seref bulup,HZ Peygamberin şefaati ileselamet ve saadete ereceklerdir.Alimler derler ki: hadisi serifte"SEBEB" ten maksat,müslümanlik ve takvadir."NESEP" ten maksat da nesilzürriyet,nikah yoluyla kurulan akrabalik,hatta süt anne ile meydanagelen akrabalik da dahildir.


Fakat cenab-i Hakk,Kuran-i Keriminde:-kiyamet günü kimseye soyu ve asaleti tarafindan fayda yoktur.-buyuruyor.(3)
Demek Peygamber efendimizin dünyada ve ahirette faydasi olan mübarekneseplerinden ayri olan nesepler hakkindadir.Tefsirciler bu şekildeaciklamakta,ibnü-l-Abidin merhum da böyle ifade etmektedir
.(4)

Manavi de der ki: Peygamber efendimizin Fatima zehrayahitaben:-Ahirette üzerinize gelecek azabi uzaklastiramam,bunaselahiyetim yoktur.- buyurmasi,Ehl-i beytini farz ve vaciplerin yerinegerilmesine teşvik oldugu gibi Allah (cc) sevgisi,Allah korkusu vetakva gibi faziletlerle süslemek,dünya süslerinden sakindirmak veonunla kibirlenip gururlanmaktan men etmek icindir.
yani ben Rabbimin lütf ve keremi olmadikca kendi başima elimden bir şeygelmez.Mevla min izni olmadikca kim kime şefaat edebilir ? şu haldebenim şefaatim de Allah in iznine baglidir.Allah in izni oldugu zamanözel ve genel şefaatimi kullanacagim.


işte ozaman gerek soydan, gerek nikah yoliyle bana yakinligi olanlarbundan faydalanacaklardir. hatta yabancilar bile... Buna dayanarak HZ.ömer HZ. ali ile HZ. Fatima zehradan dünyaya gelen ümmü külsüm ün (r,a)nikahina talip oldugunda HZ. Ali -daha yaşi kücüktür- demisse deHZ.ömer:-maksadim ancak Peygamber ailesine katilmaktir,demiş, HZ.Alinin kabul etmesiyle HZ.Ömer le ümmü külsüm nikahlanmisti.


Hasili, bu hadisi serif,Peygamber Efendimize soy ve nikah yolu ile bag ve ilgisi olanlara pek büyük bir müjdedir.






kaynaklar:

1.teberani,fatima zehra dan rivayet etmistir.yenabiul mevedde, s.85

2.hakim ve beyhaki,HZ.ömerden rivayet etmislerdir. zürkan el mevahib, c,5, s.284

3.Müminun suresi, 101

4.ibnul Abidin, c. 1. s.897.
derinsular
ALINTI(İbni Türk @ Sep 6 2008, 12:48 PM) *

Y.U.H...

Selametle...



hayırdır ne olduda o harfleri kullandın ?.


yoksa sendemi Tasavvufu ( tarikatları ) inkar edenlerdensin ?.


evet bazı insanlar küfür üzerinde oldugunu ögrendiklerinde tevbe ederler itikadını yeniler imanını tazeler bazılarıda Y.U.H... der.


.
nasreddinhoca
ALINTI
yoksa sizde hadisi şerifler itikadi konu olmaz diyenlerdenmisiniz.


yok ben demiyorum, ahad haberlerin akideye konu olmayacağını söyleyen yığınla alim var...

mesela hanefilerin büyük imamlarından İmam Serahsi vahid haber ilmel yakin ifade etmez der...

Haberi Vahid

Bir, iki veya daha çok ravinin rivayet ettiği, fakat meşhur ve mütevatir mertebesine ulaşamayan her haber ahad haberdir.(Pezdevi, usul II 320)

Serahsî, haber-i vahidleri Kur’an’a arzetmeyenleri tenkid ederken, bu görüşünü daha da berraklaştırarak şöyle der: “Bidat ve hevâların aslı, haber-i vahidi Kitab’a ve meşhur Sünnete arz etmeyenlerden zuhur etmiştir. Öyle bir kavim ki Peygamber (sav)’e ittisalinde şüphe olan ve ilm-i yakîn (kesin ilim) gerektirmeyen şeyi, asıl yapıyorlar sonra Kitap ve meşhur Sünneti onlara göre tevil ederek, tabiyi metbu, esas olanı kesin olmayan (zannî olan) şey kılıyorlar. Böylece hevâ ve bidatlere düşmüş oluyorlar.” (Serahsi, usul I-367) Hanefiler Kur’an’a muhalif olan haber-i vahidleri manevi inkıta gerekçesiyle reddetmişlerdir. (Serahsi, usul I-364) Haber-i vâhid, hanefilere göre ameli gerektirir, fakat ilm-i yakîn ifade etmez. (Cassas ve Ahkâmü’l-Kur’an’ı 117) Bazıları ilmi gerektirmeyen şey amelide gerektirmez, amel ancak ilimle olur, Cenab-ı hakk “Bilmediğin şeyin ardına düşme” (İsra, 36) buyurmuştur dediler. (Serahsî, usul I-321)

Haber-i vahidin ravi açısından galat ihtimali taşıdığı için ilm-i yakîn gerektirmediğini belirten Serahsî, “ravi hakkında beslenen hüsnü zan ve adaletin zahir olmasıyla, doğruluk yönünün tercihi sebebiyle de ameli mucib olduğunu” kaydetmiştir. Haber-i vahidi inkar eden kafir olmaz. Ancak onunla amel gerekli olduğu için reddeden sapıklığa düşer. Eğer haber-i vahidle amelin vücubunu kabul ediyor, fakat tevil ediyorsa bu takdirde sapıklığa düşmüş olmaz. Onunla amel eden itaatkar, tevil etmeden terk edense âsi olur. (Serahsi, usul I-112)

Pezdevî: “Kim haber-i vahidi reddederse kötü bir yola sapmış olur, kim de onu Kitap ve mütevatir Sünnetle bir tutarsa, derecesini yükseltmekle hata etmiş olur. Doğru yol sadece bizim söylediğimizdir” (Pezdevî , usul II-304)

Ahad Haber:

Ebu Bekr es-Sayrafi der ki: “Haberi vahid ilim değil amel gerektirir”. Bunu, eş-Şafii de içlerinden olmak üzere alimlerin çoğunluğundan nakleder. (Ez-Zerkeşi el-Bahr-ul Muhıt 4/262) Keza yukarıda İbn-u AbdillBerr el-Maliki’de bunu zikrettikten sonra bunu alimlerin çoğunluğuna nisbet ederek der ki: “Bu eş-Şafi’nin de sözüdür.” Hanifilerden El-Ensari de yukarıda bunu üç imama yani Malik, Ebu Hanife ve Eş-Şafi’ye nisbet eder.

Hatib El-Bağdadi olarak maruf olan Hafız Ebu Bekr İbn-u Sabit kitabında, “Haberi Vahid İlim Gerektirir Zanneden Kimselerin Şüphelerinin Zikri Ve Onun İptali” başlığı altında der ki: “Haberi ahad’a gelince, o, mütevatir sıfatından noksan haberdir. Onu cemaat da rivayet etmiş olsa, kat’î ilim gerektirmez. Musned hadisin ikinci kısmına gelince, mesela Sahih sunen kitaplarında rivayet edilmiş haberler gibi, bunlar amel gerektirir, ilim gerektirmez.” (El-Kifaye Fi İlmul Rivaye s.16,18,25 ve El-Fakıh vel Muttefakkih 1/96)

İmamul Harameyn adıyla bilinen Ebul Meali el-Cuveyni der ki: “Hanbelili Haşiyeciler ve Hadis katipleri, adil haberi vahidin ilim gerektirdiğine meylettiler. Bu bir rezalettir. Bu rezaleti her aklı selim idrak eder.” Devamlar der ki: “Siz sıfatladığınız adil bir kişinin sürçmesini ve hata etmesini caiz görüyor musunuz? Şayet “hayır” derlerse, bu bir iftiradır, rezalettir ve takva örtüsünü yırtmaktır. Bu konuda daha fazla söze gerek yoktur. Bu konuda en isabetli söz şudur; ravilerden güvenilir kimselerden sayıları fazla olmayan bir topluluk sürçmüştür. Eğer yanlışlık tasavvur edilmeseydi elbette ravi, rivayetinden dönmezdi. . Halbuki durum o kimselerin tahayyül ettiklerinin tersinedir.” El-Varakat da şöyle der: “Ahad ki amel gerektirir. Hata ihtimalindan dolayı ilim gerektirmez.” (el-Burhan 1/606, el-Varakat s.12)

İmam Nevevi Müslim Şerhinde, ahad hadislerin amel gerektirdiğini, zan ifade ettiğinden dolayı da ilim ifade etmediğini, sözyler. (Şerh-u Sahih-i Müslim 1/20, 1/131)

Fahreddin Razi’de ahad haberin zan ifade ettiğini söyler. (el-Mahsul 2/123, 172 ve el-Karafi, Nefais ul usul Şerhul Mahsul 2/531)

El-Esnevi der ki: “Sünnet ise, onlardan ahad olanlar ancak zan ifade eder…Çünkü ahad rivayet, eğer ifade edecekse zan ifade eder.” (Nihayetus Sual, 1/41, 2/270)

Ez-Zerkeşi el-Bahr’da şöyle der: “Muhakkak ki haberi vahid, ilim ifade etmez. Bu, hadis, rey ve fıkıh ehlinin ekserisinin görüşüdür.”(El-Bahrul Muhıt 2/262)

İbn-ul Esir: “haberi vahid ilim ifade etmez”…”haberi vahid ancak zandır.” (Cami-ul Usul Min Ahadisur Rasul 1/69)

Ebu İshak Eş-Şirazi “haberi vahid ilim gerektirmez”…(Et-Tebsira s,299)

Ebu Hamid el-Gazali el-Mustasfa’da der ki: “…haberi vahid ilim ifade etmez. Bu zorunlu olarak bilinmektedir. Biz, her işittiğimizi tasdik etmeyiz. Şayet tasdik edip, iki haber arasında tearuz olduğunu takdir edersek, o zaman birbirine iki zıddı nasıl tasdik ederiz? Muhaddislerden haberi vahidin ilim gerektirdiğine ilişkin rivayete gelince, belki onlar onun amel gerektirmesi sebebiyle ilim ifade ettiğini kastetmiş olabilirler..”(el-Mustasfa, 1/145)

Şemsuddin el-İsfehani, haberi ahad ancak zan ifade eder. (Minhacul usul 2/536, 544, ve 1/41)

İbni Subki, ahad ancak zan ifade eder. (el-ibhac şerhul minhac 1/38)

Muvaffakuddin İbn-u Kudame el-Makdisi der ki: “Haberi vahidle ilmin husule gelmesi konusunda imamımızdan (Ahmed ibn Hanbel) gelen rivayet muhteliftir. İlim husule gelmez diye rivayet edildi. Ki bu, ekseriyetin ve fakihlerimizden muteahhirlerin görüşüdür. Çünkü biz, her işittiğimiz haberi tasdik etmeyeceğimizi zaruri olarak biliriz. Şayet Haber-i Ahad, ilim ifade etseydi birbirine zıd iki şeyin arasını cem etmek muhal olduğundan dolayı birbirine zıd haberin varid olması doğru olmazdı.” (Ravdatun Nazire ve Cennetul Menazir 1/260)

Haberi vahidler ile akide belirleyen İbn Teymiyye dahi haberi vahidlerin zan ifade ettiğini söylemek zorunda kalmıştır. (ilmul hadis s.100)

Seyyid Kutub: “Ahad hadisler akide konusunda alınmazlar. Kaynak kuran’dır. İtikad usulünde hadislerin alınması için mütevatirlik şarttır. (Fizılal 6/4008)

“Şayet denilirse ki: ‘Bunlar ve diğerleri kelam alimleridir. Ehli Sünnet’ten değildirler’. Buna cevaben denilir ki: Siz bir bardak suda fırtına koparıyorsunuz. Zira Malikilerden Kurtubi, Şatibi, İbnul Arabi, İbnu Abdilberr ve Ez Zerkani kelam alimlerinden midir? Yahut Şafilerden muhaddis el-hatib Bağdadi, İbnu Hacer, Nevevi, İbnu Abdusselam, el-Maverdi kelam alimlerinden midir? Yahut Hanifilerden İbnul Humam, Serahsi, İbnu Abidin, Kasani, Nesefi, ve el-Cessas kelam alimlerinden midir? Yahut Hanbelilerden İbnu Kudame, Ebu Ya’lâ kelam alimlerindem midir? Bunu ancak kibirli ve inatçı kişiler söyler.”
(Haberul Vahid Ali Dikici, Sh.149, kısmen alıntıladım…)

İmam Nevevi: “Bilki hak mezhep mensuplarına göre, her hangi bir günah sebebiyle, hiç kimse tekfir edilmez. Yine ehli heva ve bidatten olan hariciler, mutezililer, rafiziler ve diğer fırka mensupları da tekfir edilmezler.” (Şerhu muslim)

İmam Şatıbi: “Şeriata göre inad ve küfre saparak, islamın muhkematını reddetmedikçe, hiç kimse kafir olmaz.”

İmam Tahavi: “Bir kişiyi Müslüman eden şeyleri, bilerek inkar etmesinden başka bir şey imandan çıkarmaz.”

Şeyh’ul İslam ibn Teymiyye : ”Hiçbir Müslüman işlemiş olduğu bir fiil veya ehlı kıblenin hakkında münakaşa ettiği meseleler gibi herhangi bir meselede düşmüş olduğu hata yüzünden tekfir etmek caiz değildir…” ve yine şöyle demektedir: “Eğer bir Müslüman tekfir hususunda te’vil edilebilir bir konuma sahip ise, o zaman tekfir edilmez.” (İbn Teymiyye, mecmuatir resail velmesail)

Hanefilerin meşhur görüşleri:

---Tek bir yorum vechi bile kişinin tekfir edilmesine mani olmaktadır.
---Tekfiri gerektiren bir çok vecihler yani ihtimaller varsa, buna karşılık, tek bir vecih bile tekfire mani olur.
---Müslüman hakkında hüsnü zan etmenin gerekliliğinden dolayı, onun tekfire mani olan bir veche yönelmesi, kendisini tekfirden kurtarır.
---Alim (kadı) ehli islamı tekfir etmeye acele davranmamalı. (bugün cahillerin elinde tekfir)
---İhtimal sebebiyle tekfir edilmez.


Yahya bin muaz buyuruyor: “bir anlık iman, yetmiş yıllık küfrü mahveder, yok eder. Nasıl oluyor ki yetmiş yıllık iman, bir anlık günahla yok oluyor.”

“kim Allah’ın indirdiği ile hükmetmezse, işte onlar kâfirlerin tâ kendileridir” âyet-i kerimesini (maide, 44) yanlış tefsir ederek, “Allah’a isyan eden, günah işleyen herkes kâfirdir” diyen haricîlere karşı, ehl-i sünnet âlimlerinin görüşlerini bir kimyager gibi tahlil eden fahreddin-i râzi hazretleri bu hususta en isabetli görüşün hz. İkrime’ye (r.a.) ait olduğunu ifade buyurur.

İkrime hazretlerinin zafer bayrağımız olan şu ifadelerini hep birlikte okuyalım: “hak teâlânın ‘kim Allah’ın indirdiğiyle hükmetmezse...’ ifadesi, hem kalbi hem de lisaniyle inkâr edenleri içine almaktadır. Kalbiyle onun Allah’ın hükmü olduğunu bilip sonra da lisanıyle onun Allah’ın hükmü olduğunu ikrar edip, buna zıt olan şeyleri yapan kimseye gelince, o da Allah’ın indirdiğiyle hükmetmiş, ama onu bilfiil yapmamış olur. Binaenaleyh, böyle bir kimsenin bu âyetin hükmüne dahil olması gerekmez...” (tefsir-i kebir-9/86)

Said Nursi: “meselâ: demiş bu şey küfürdür. Yâni, o sıfat imandan neş’et etmemiş, o sıfat kâfiredir. O haysiyet ile o zât küfür etti, denilir. Fakat mevsufu ise mâsume ve imandan neş’et ettikleri gibi, imanın tereşşuhatına da hâize olan başka evsafa malik olduğundan o zât kâfirdir denilmez. İllâ ki, o sıfat küfürden neş’et ettiği yakînen biline... Zira başka sebepten de neş’et edebilir. Sıfatın delâletinde şek var. İmanın vücudunda da yakîn var. Şek ise yakînin hükmünü izale etmez. Tekfire çabuk cür’et edenler düşünsünler!...” (sünuhat, 20)

El-ezherî’nin “kur’an’a mahlûk diyen kimseye kâfir denilebilir mi?” Sorusuna verdiği şu cevap çok harikadır:
– söylediği şey küfürdür!..
Soru kendisine üç defa tekrar edilir. Hep aynı cevabı verir ve sonunda şöyle buyurur:
– bazen müslümanın ağzından küfür çıkabilir.

Ebu hureyre (r.a.) anlatıyor. Rasûlullah’a (a.s.m.), – ey Allah’ın resûlü! Müşriklere beddua et, onları lânetle! Denilmişti. Şu cevabı verdi: – ben rahmet olarak gönderildim, lânetleyici olarak değil!..
derinsular

LEM'ALAR

(Türkçe Risale-i Nur'un Yirmiikinci Sözü ile aynı mealdedir)

بِسْمِ اللّهِ الرّحْمنِ الرّحِيمِ

اَللّهُ خَالِقُ كُلِّ شَيْءٍ وَهُوَ عَلَى كُلِّ شَيْءٍ وَكِيلٌ* لَهُ مَقَالِيدُ السَّموَاتِ وَ اْلاَرْضِ * فَسُبْحَانَ الَّذِى بِيَدِهِ مَلَكُوتُ كُلِّ شَيْءٍ وَاِنْ مِنْ شَيْءٍ اِلاَّ عِنْدَنَا خَزَائِنُهُ *مَا مِنْ دَابَّةٍ اِلاَّ هُوَ آخِذٌ بِنَاصِيَتِهَا

Ey daire-i esbabdan zuhur eden işleri, hâdiseleri esbaba isnad eden gafil, cahil! Mal sahibi zannettiğin esbab, mal sahibi değillerdir. Asıl mal sahibi, onların arkasında iş gören kudret-i ezeliyedir. Onlar, ancak o kudretten gelen hakikî te'sirleri ilân ve neşretmekle muvazzaftırlar. Demek daire-i esbab, hükûmetin kalem dairesi hükmündedir ki, yukarıdan gelen emirlerin tebligatı o daireden yapılıyor. Çünki izzet ve azamet perdeyi iktiza eder; tevhid ve celal dahi şirketi reddeder, te'siri esbaba vermiyor.

Evet Sultan-ı Ezelî'nin memurları vardır amma, icrâatçıları değillerdir ki, saltanat ve Rubûbiyetinde ortak olsunlar. Ancak o memurların vazifesi dellâllıktır ki, kudretin icrâatını ilân ediyorlar. Veya o memurlar, nâzır müşahidlerdir ki, gördükleri evamir-i tekviniyeye karşı yaptıkları itaat ve inkıyad ile istidadlarına göre bir nevi ibadet yapmış olurlar. Demek esbâb, ancak ve ancak kudretin izzetini, Rubûbiyetin haşmetini izhar için vaz'edilmiş bir takım vasıtalardır. Yoksa, kudretin acz ve ihtiyacı için muavenet eden yardımcı değillerdir.

Beşer

sh: » (Ms: 10)

sultanlarının memurları ise; sultanların ihtiyaç ve aczlerini def' için tâyinlerine zaruret hâsıl olan yardımcı ve ortaklarıdır. Binaenaleyh Allah'ın memurlarıyla insanın memurları arasında münasebet yoktur. Yalnız gafil ve cahil olanlar hâdiselerde ve vukuattaki hikmetleri, güzellikleri göremediklerinden, Cenab-ı Hakk'tan şekva ve şikâyetlere başlarlar. İşte o şekva ve şikayetlerin hedefini değiştirmek için esbâb vaz'edilmiştir. Çünki kusur onlardan çıkıyor, onların kabiliyetsizliğinden ileri geliyor. Bu sırra bir misal-i lâtif suretinde bir temsil-i mânevî rivayet ediliyor ki:

Hazret-i Azrail Aleyhisselâm, Cenâb-ı Hakk'a demiş ki:

-Kabz-ı ervah vazifesinde senin ibadın benden şekva edecekler. Benden küsecekler.

Cenab-ı Hak lisan-ı hikmetle ona demiş ki:

-Senin ile ibadımın ortasında musîbetler, hastalıklar perdesini bırakacağım. Tâ şekvaları onlara gidip sana küsmesinler.

Evet nasılki hastalıklar perdedir, ecelde tevehhüm olunan fenalıklara mercidirler. Ve kabz-ı ervahta hakikî olarak hikmet ve güzellik, Hazret-i Azrail Aleyhisselâm'ın vazifesine mütealliktir. Öyle de Hazret-i Azrail Aleyhisselâm da bir perdedir. Kabz-ı ervahta zâhiren merhametsiz görünen ve rahmetin kemaline münasib düşmeyen bazı hâlâta merci olmak için o memuriyete bir nâzır ve kudret-i İlâhiyeye bir perdedir.

Evet izzet ve azamet ister ki, esbab perdedar-ı dest-i kudret ola aklın nazarında; tevhid ve celâl ister ki, esbab ellerini çeksinler tesir-i hakikîden...

TENBİH

Arkadaş! Tevhid iki çeşit olur:

Birisi âmiyâne tevhiddir ki: “Allah'ın şeriki yok ve bu kâinat Onun mülküdür.” der. Bu kısım tevhid sahiblerinin fikirce gaflet ve dalâlete düşmeleri korkusu vardır.

İkincisi hakikî tevhiddir ki: “Allah birdir, mülk Onundur, vücud Onundur, her şey Onundur.” der; lâyetezelzel bir itikada sahibdirler. Bu kısım tevhid sahibleri, her şeyin üstünde Cenâb-ı Hakk'ın sikkesini görür ve her şeyin cebhesinde bulunan mührünü, damgasını okur. Ve bu sayede huzurî bir tevhid melekesi mâliki olurlar ki, dalalet ve evhamın taarruzundan kurtulurlar.


Mesnevi-i Nuriye

-BeRcEsTe-
doh.gif
İmam Şamil
ALINTI(derinsular @ Sep 6 2008, 05:57 AM) *

hayırdır ne olduda o harfleri kullandın ?.
yoksa sendemi Tasavvufu ( tarikatları ) inkar edenlerdensin ?.
evet bazı insanlar küfür üzerinde oldugunu ögrendiklerinde tevbe ederler itikadını yeniler imanını tazeler bazılarıda Y.U.H... der.
.


Y.U.H= Yaşanmış ultra hadiseler.... bleh.gif

Kur'an ile tasavvufu aynı mesabe de görmek...
Kuru aklın, idraksizliğin ve fikir kelliğinin 'sufilik' adı altında İslam'a saldırışından başka bir şey değildir.

Siz nerdeeee...
İnsan-ı kâmil olmak aşkıyla yanıp duran gerçek sufi nerede!

Acaba yanlış hatırlamıyorsam İmam Rabbani olması lazım: Sufiler bu devirde o kadar ileri gittler ki; eğer birisi onlara 'kafir' demiş olsa hata etmez diye niye diyor?

İnsan-ı kamil; vahyin metodlaştırdığı insandır,sahte şeyhlerin dayatma yaşantısıyla değil...
İnsan-ı kamil; günahın siluetine dahi tahammülü olmayan bir gönül insanıdır...

Selametle...

telpako
Derinsular sana kafirsin diyemem ama yukarıda yazdığın gibi düşünüyorsan müşriksin .

Müşriklik ile kafirlik arasında da fazla fark olmasa gerek , Ebu cehil gibi , ebu leheb gibi düşünüyorsunuz. Hübel ( yani şeyhin ) sana hiçbir fayda sağlamayacak.
derinsular
ALINTI(derinsular @ Sep 5 2008, 12:07 PM) *


“Tasavvuf ehlini inkar etmek , Kuran–i Kerim'in yarisini, hadisin yarisini inkar etmektir.”

Cennet Yolunun Rehberi - Seyh Seyda Muhammed Konyevi, Özkevser Vakfi Yayinlari, Konya 1997 (S.119).
Imam Gazali rahimehullah, tasavvufun en az derecede varligina iman etmek ile kisi küfürden kurtulur demekte.

(Üstaz Fakih Seyh İsmail Çetin.Seyh Seyda Muhammed Konyevi ).
HAK TARİKATLARI İNKAR ETMEK KÜFÜRDÜR

(Üstaz Fakih Seyh İsmail Çetin.Seyh Seyda Muhammed Konyevi.Seyda molla kudbeddin ).
“Tevatür ile dinde sabit olani inkâr etmek küfürdür.” buyururlar.

(Tarikatlar dinde tevatür ile sabittir).

( imâm-i Rabbâni -kuddise sirruh- Hazretleri ).
bir milyondan askin eser yazan tasavvuf ulemasini inkar etmek, aklin kari degildir.En azinda tasavvufun varligi tevatürle sabittir, temeli ayet ve hadistir.

Tahkim-i Sadat Serhi Miskat c.3 s.73 Üstaz Fakih Seyh Ismail bin Mahfuz el Abbasi rahimehullah.
Biri kalkıp da: Peygamberlerden veya velilerden birini seven ve onlara kalbini bağlayan müridin, iki kaşının ortasında onların suret ve şekillerini veya ruhaniyyetlerini tahayyül etmesi, onların hereket, söz ve davranışlarını düşünüp, kendisine yön vermeye çalışması tabi ve zaruri iken, buna karşı çıkan birinin, adı geçen şekilde yapılan rabıta puttur. Enbiya ve evliyaya muhabbet ve onlara kalbi bağlamak, bu irtibat ile onlardan feyz almaya çalışmak caiz değildir. Böyle rabıta yapanlar kafirdir. dese, böyle bir kimseye şeran lazım gelen şudur: İtikatını yenilemesi gerektiği gibi, şeran tedibi ve imanını tazelemesi gerekir. Çünkü Bir müslümana kafirdir diyen kafirdir buyurulmuştur.

(Ömer zıyauddin dagistani k.s. seha neşriyat s.163)
"Müminlerden bazi erkekler vardir ki ALLAH'a söz verdikleri seylerde sadiktirlar." (Ahzap,23) buyurmustur.
ALLAH”a (yakinlasmaya) vesile arayin.(maide5/35)
“Bana yönelenlere tabi ol !“ (Lokman 31/15.) emrini veriyor.
“ Eger bilmiyorsaniz,ehli ilimden sorun.’’ El-Enbiyâ sûresi 7
"Sabah aksam Rablerinin rizasini dileyerek O'na dua eden kimselerle sabret. Sen dünya süsünü arzu ederek onlardan gözlerini ayirma. Bizi anmak konusunda kalbini zikrimizden gafil biraktigimiz, keyfinin ardina düsmüs, isi haddi asmak olan kimseye uyma." (Kehf,28)
Yine bir baska Ayet-i Kerimede:

"Kiyamet gününde dostlar birbirine düsmandir. Ancak muttaki (ALLAH dostlari, onlarin dostlari) kullar müstesnadir." (Zuhruf, 67) Buyurulmustur
"Ey iman edenler! ALLAH'tan korkun ve sadiklarla beraber olun." (Tövbe, 119)

(Mümine kâfir diyenin, kendisi kâfir olur.) [Buhari]


Tasavvuf düşmanı olmak için, Imam-i Rabbani, Hoca Ahmed Yesevî, Yunus Emre, Mevlana, Seyh Edebalî, Aksemseddin, Aziz Mahmud Hüdaî, Şeyh Samil, Imam-i Gazali, Imam Ebu Hanife, Imam Şafii, Imam Ahmed bin Hanbel....(rh.a) gibi ilim ve maneviyat ehlini, Orta Asya’dan Anadolu’ya uzanan Türk devletlerini ve özellikle Selçuklu ve Osmanlı’yı inkâr etmek gerekmektedir. Tasavvuf düşmanlıgı demek Din düşmanlıgı demektir. Varlıgı ve dogrulugu Ayet-i kerime, Hadis-i şerif’lerle ispat edilmiş, yüzyıllar boyu yaşayan hakiki Alimlerce tasdik edilerek tevatür ile sabit olmuş tasavvufu ve gerçek tasavvuf ehlini inkar etmek öldürücü bir zehirdir, Dinden çikmak demektir.

Tasavvufa yapılan saldırılar bu milleti yıkmaya yönelmiş saldırıların paralel bir uzantısıdır.
Tasavvufun Düşmanları İki Kısımdır.

1- Tasavvufun büyüklüğünü bildiklerinden dolayı hased, adavet (düşmanlık) ve kin duyan kimselerdir. Bunlar İslâmın ve müslümanların içine nifak sokmak isteyenlerdir.

2- Kendileri günahın içine daldıklarından dolayı ve cehaletten kurtulmak gibi bir çaba göstermeyip, gözü kapalı olarak itiraz edenlerdir. Bunlar müslüman kimseler ve cemaatlerdir. Tasavvufa düşman olup kin besleyenler, yıkma uğraşı verenler, karalamak çabasında olanlar, yani yukarıdaki birinci gruba girenler, aynı zamanda İslâmın da düşmanı olanlar, yani kâfirlerdir. İslâmi cemaatlerin arasına husumet sokmak için, bazı fikirler, hile ve oyunlar ortaya koymuşlardır. Müslümanları bu şekilde doğru yoldan ayırmaya çalışmışlardır ve çalışmaktadırlar.

Tasavvufun, İslâmın ruhu ve kalbi olduğunu bildikleri için tasavvufun üzerine giderek, tasavvufun; yahudilerin, hıristiyanların fikirleri olduğunu iddia edip, tasavvuf ehlini küfürle itham etmektedirler.

Bunların yapmış oldukları faaliyetler bizi hiç üzmemektedir. Çünkü düşmanın habis olduğunu ve tehlikeli fikirlerini bilmekteyiz. Bizim üzüldüğümüz esas nokta, İslâmî grupların bunların oyununa gelerek, onların saflarına geçip müslümanları ve tasavvufu kötülemeleri ve bu yaptıklarının adına da tebliğ demeleridir. Bu insanların, tasavvufa düşmanlık eden kişilerin fikirlerini alarak tasavvufu ve tasavvuf ehlini suçlamaları ve iftira atmalarını hiçbir mantık kabul etmez.

Tasavvuf ve tasavvuf ehline düşmanlık edenler, güya İslâmı yanlış şeylerden muhafaza etmek amacındadırlar. Onlara göre tasavvuf, İslâmın dışında olan bir şeydir. Tasavvuf ehli de kafirdir.

Madem ki siz İslamı bu kadar muhafaza etmeyi istiyorsunuz, ona bu derece sadıksanız, niçin İslâmın davetine kulak verip müslümanlıkla şereflenmiyorsunuz?

Tasavvufun diğer düşmanları da, tasavvufun hakikatını ve özünü bilmediklerinden, tasavvufa yüzeysel olarak baktıklarından dolayı işin hakikatını anlayamamakta ve karşı çıkmaktadırlar. Bunlara söyleyeceğimiz odur ki, hakkı bilip hakkın yolundan gidenlerle beraber olunuz.

Durrü’l-Muhtar adlı eserde şöyle nakledilmiştir: "Ebu Ali ed-Dekkak bu tarikati Ebu’1-Kasım Nesrabazi'den, o Şibli'den, o Sırrı-i Sakati'den, o Maruf-u Kerhi'den, o Davut et-Tai'den, o da ilmi ve tarikatın her ikiside İmam-ı Azam Ebu Hanife'den almıştır. Böyle olduğu halde sadatı kiramlara iktida etmek güzel birşey ve dahi gerekli değil midir?" (İbn Abidin:I/70-71)

İmam Malik şöyle buyurmuştur: "Kim ilim okur da tasavvuf ehli olmazsa fasık, kimi de tasavvuf ehli olupta ilim okumazsa zındık olur. Kim ikisinin arasında, yani alim hem de mutasavvıf olursa hakikat sahibi olur." (Keşfu’1-Hafa:I/341)

İmam Şafii şöyle buyurmuştur:

"Sofilerle beraber oldum ve şu üç konuda istifade ettim:
1- Vakit bir kılıçtır; eğer sen onu kesmezsen o seni keser.
2- Sen nefsini hayırla meşgul etmezsen, o seni batıl şeylerle meşgul eder.
3- Kendi nefsini görmemendir. (Kişi bu şekilde hatadan muhafaza olur.)

Ve dünyada üç şeyi sevdim. Bunlardan biri, tasavvuf ehli-nin tarikatına tabi olmaktır."

İmam Ahmed b. Hanbel önceleri tasavvufa karşı olmasına rağmen, Ebu Hamza Bağdadi ile tanıştıktan sonra oğluna şöyle vasiyet etmiştir: "Ey oğlum! Onlarla otur kalk ve sakın onlardan ayrılma. Onlar ilim, murakabe, Allah korkusu ve zühd bakımından bizden çok öndedirler." (Tenvirü’l Kulüb:405)

Muhammed Seferayani, İbrahim b. Abdullah'tan şöyle nakletmiştir: "Tasavvuf ehlinden daha efdal insanların bulunduğunu bilmiyorum, diye İmam Ahmed'in buyurduğunu duydum. Dedik ki; onlar kaside dinleyip aşka ve şevke geliyorlar. Şöyle buyurdular: Onları bırakın Allah'la bir saat ferahlanıyorlar." (Tezkiretü’l-Evliya,288)

Hülasa olarak, tasavvufa ve tasavvuf ehline bilerek veya bilmeyerek düşman olanlara, hoşgörü ve şefkat ile bir kez daha sesleniyor ve onları doğru yola davet ediyoruz. Delilleri ile ortaya koyduğumuz ve hepsi de tasavvuf ehli olan bu mezhep imamlarına uyduğunuzu iddia ediyorsanız, gelin tasavvuf deryasına siz de dahil olun.


Yok eğer tüm bunlara rağmen hala itiraz ediyor ve kabullenemiyorsanız, sizin hükmünüz bu insanların karşısında "elif-ba" okuyan talebenin, ilim sahibi olduğunu iddia etmesi gibidir.




...


.
derinsular
ALINTI(nasreddinhoca @ Sep 6 2008, 03:11 PM) *



yok ben demiyorum, ahad haberlerin akideye konu olmayacağını söyleyen yığınla alim var...

mesela hanefilerin büyük imamlarından İmam Serahsi vahid haber ilmel yakin ifade etmez der...

Haberi Vahid

Bir, iki veya daha çok ravinin rivayet ettiği, fakat meşhur ve mütevatir mertebesine ulaşamayan her haber ahad haberdir.(Pezdevi, usul II 320)



Pezdevî: “Kim haber-i vahidi reddederse kötü bir yola sapmış olur, kim de onu Kitap ve mütevatir Sünnetle bir tutarsa, derecesini yükseltmekle hata etmiş olur. Doğru yol sadece bizim söylediğimizdir” (Pezdevî , usul II-304)






konumuz Haberi Vahid degildi.


konumuz Tevatür ile Dinde sabit olan bir şeyin inkarının küfür oldugu idi.

Tasavvuf (tarikatlar) Tevatür ile Din de sabit tir.Haberi Vahid degildir.





Haberi vahidin delil kabul edilip edilmeyecegi hakkinda ileri sürülen görüşler nelerdir? .

Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve sellem) döneminden itibaren güvenilir tek kisilerin haberleri kabul edilmis ve delil olarak kullanilmistir. Ancak şüphe halinde veya raviye güvenilmeyen durumlarda 2. ve 3. şahislarin tanikliklarina basvurulmustur.

Hicri 1. asrin sonlarina dogru ortaya çikan siyasi ve itikadi mezheplerle beraber tek kisilerin haberinin delil olup olmayacagi tartisilmaya baslanmistir. Bazi mutezili alimlere göre, haberi vahid, zorunlu bilgi kaynagi olamaz. Basta safii olmak üzere birçok alim bu görüse karsi çikmis ve güvenilir kisilerin haberi vahidini delil olarak kabul etmistir.

Ebu Hanife’nin (rahmetullahi aleyh) bu konudaki itirazi, çogunluun rivayetine aykiri nakilde bulunan tek kisilerin haberinedir.

safii mezhebinde de çogunlugun haberine aykiri haberi vahid delil kabul edilmemistir.

Sonraki asirlarda birden fazla kisinin rivayatine de isim olarak verilen haberi vahid, özellikle fikih usulü alimleri tarafindan zan (süphe) ifade eden haber olarak kabul edilmistir. Kesin bilgi ifade eden mütevatir haber karsisinda sihhati süphe ifade eden haberi vahid asirlar boyu islam alimlerinin tartismalarina konu olmustur.

Haberi vahidin zanni ilim ifade etmesinin, onun mutlak olarak sahih olmayacagi anlamina gelmedigini bildikleri için alimler, kendi gerekçelerine ve tercih sebeplerine bagli olarak delil kabul ettikleri haberi vahidi sahih, çesitli sebeplerle tercih etmedikleri rivayeti de zanni ilim kavrami çerçevesinde zayif veya merdud saymislardir.

İbn-i Âbidîn RH.A






Alimler, haberleri mütavatir ve âhâd olmak üzere iki kisma ayirmislardir. Mütevatir haber: Yalan üzere birlesmeleri aklen mümkün olmayan bir toplulugun kendileriyle ayni vasif ve sayidaki bir topluluktan rivayet ettikleri haberdir. Bu haber, ravilerin gördükleri veya isittikleri bir sey olmali, zanna dayali olmamalidir. Ayni zamanda ilim ifade etmelidir. Alimlerin çogunluguna göre sözü edilen toplulugun belli bir sayisi yoktur; ayrica müslüman veya adil olma sai da aranmaz. Bu hususta, usul kitaplarinda ayrintilariyla izah edilen baska zayif görüsler de vardir.

Haber-vahid, ise mütavatir hadisin şartlarini tasimayan haberdir. Bu noktada haberi rivayet eden kimsenin bir veya birden fazla olmasi arasinda herhangi bir fark yoktur. Hükmü konusunda ise ihtilaf edilmistir: Sahabe, Tabiun ve onlardan sonraki muhaddis, fakih ve usulcülerin büyük çogunlugu, güvenilir tek kisinin (vahid) haberinin seriatin delillerinden bir delil oldugunu; zan ve ilim ifade ettigini, bu sebeple onunla amel etmek gerektigini belirtmislerdir. Haber-I vahidle amel, aklen degil şeran sabittir.

---

(M.islamoglu).

Hadisler ise akaide konu olmazlar.der




(E. Sifil)

hadislerin akaide konu olmayacaginin söylenmesi, bunu bu sekilde mutlak bir ifadeyle söyleyen bir Islam firkasi bilmiyoruz! Bu, ancak modern zamanlara mahsus "din telakkisi"nin sonucu olsa gerek!. der



.
derinsular

İmam Mâlik radıyALLAHu anh:

" Kim fıkıh ilmini anlamadan tasavvufu izhar ederse, gerçekte zındıklaşır. Ve kim tasavvuf ( özleşmek) ilmini anlamadan, fıkıh ilmini izhar ederse, gerçekte fâsık olur. " buyurmuştur.

Abdestsiz namaz bâtıl olduğu gibi, fıkıhsız tasavvuf da bâtıldır. Çünkü fıkıh, tasavvufun şartıdır. Fakat tasavvufsuz bir fıkıh ile, ne kadar muvaffakiyet olacağı malum değildir.

Zira tasavvuftan iman ve İslamla alakalı olan kısmın inkarı küfürdür; ihsanla alakalı kısmın inkarı fısktır. İmam Mâlik bunu kastetmiştir...

Fakat İmam Gazâlî: " Tasavvufun en az derecesi, ona inanmak ve ehline havale etmektir. " demiştir. Bu takdirde, tasdikle fısktan kurtulmuş olunur.


İkâz-ul-Himem fî Şerh-il-Hikem c.1 s.9, 11 ; El-Muhkem fî Şerh-il-Hikem c.1 s.74, 76; Ğays-ul-Mevâhib-il-Aliyye c.1 s.127 ; İthâf-u Sâddet-il-Muttakîn c.1 s.148, 154, c.3 s.116

.
nasreddinhoca
ALINTI
konumuz Haberi Vahid degildi.
konumuz Tevatür ile Dinde sabit olan bir şeyin inkarının küfür oldugu idi.
Tasavvuf (tarikatlar) Tevatür ile Din de sabit tir.Haberi Vahid degildir.


Be hey...
Senin itikad usulünden haberin yok, hadi ordan, git işine!!!

İMAM GAZZALİ:”BİZ TEVATÜREN SABİT OLAN BİR İŞİ İNKAR EDENİ TEKFİR ETMEYİZ. İSTERSE BU KİŞİ NEBİ’NİN MÜTEVATİREN SABİT OLAN GAZVELERİNDEN BİRİNİ İNKAR ETSİN YA DA ÖMER KIZI HAFSA İLE YİNE TEVATÜREN SABİT OLAN EVLİLİĞİNİ İNKAR ETSİN VEYAHUT DA EBUBEKR’İN HİLAFETİNİ VE HATTA VARLIĞINI İNKAR ETSİN. BÜTÜN BUNLARI İNKAR ETSE BİLE O KİMSENİN TEKFİRİ LAZIM GELMEZ. ÇÜNKÜ BUNLARI İNKAR EDEN KİMSE NAMAZ GİBİ, HAC GİBİ İMAN EDİLMESİ ŞART OLAN DİNİN ASLILLARINDAN BİR ASLI İNKAR ETMİŞ DEĞİLDİR. VE YİNE BİZ NAZZAM GİBİ İCMAYA MUHALEFET EDENİ DE TEKFİR ETMEYİZ.” (EL İKTİSAD FİL İTİKAD)
karuban
Allah razı ola, derinsular. Anlamak isteyene yeterli açıklamalardır. Kaynaklı delilli. Her ismi zikredilenler de Ehli Sünnet alimleridir, Ümmet-i Muhammedçe faziletlerinde ve ilimlerinde ittifak edilmiş kimselerdir. Allah hepsinden razı olsun, makamlarını daha da yüceltsin.

Bu sayılan isimlere kani olmayıp kendi bildiğince iz sürenlerin kalblerine hallerine üzülmek, şifa dilemek lazım.

Ahir zamanın hastalıkları çok da bu forumdaki kimilerine sirayet etmiş hastalıklar şunlardır:

* 5-10 kitap okuyup malumat sahibi olmakla İslam üzerine uzman oldukları serabına kapılmak.

* Kendi bildiğine, ameline, haline güvenmek.

* Alimlerdeki esrarı lutf u ihsanı küçümsemek.

* Alimlere itimad edememek, onlara uymamak; bununla yetinmeyip alimleri yalanlamaya, dolaylı da olsa tenkid etmeye kalkmak. Bu en azından edepsizlik demektir.

* Tekfir edip şirkle itham etmekte acelecilik ve dilini kolayca işletmek.


Allah tez zamanda şifalar nasip eylesin cümlemize. Nefsim de dahil.
Teşekkürler
<#thank#>
mmustafa

Ebu Hureyre (r.a) ’den rivayet edildiğine göre Peygamber (sav) Buyurdu ki :

“Allahu Teale (c.c) buyurdu ki: Bir kimse benim velilerimden birine düşmanlık ederse, ona karşı harp ilan ederim. Hiçbir kulum, kendisine farz ettiğim şeylerden bence daha sevimli bir şeyle bana yakınlık kazanmamıştır. Nafile ibadetlerle durmadan bana takarrüb eder, nihayet onu severim ve onu sevince de işitir kulağı, görür gözü, tutar eli ve yürür ayağı olur, benden bir şey isterse elbette veririm, bana sığınırsa muhakkak korurum.” ,
(Riyaz-üs Salihin C-1 S-134 H-95)

------

İmam Ahmed İbni Hanbel'in sofiyye (Tarikat ehli) için

'Sofîlerle sohbeti tavsiye ederim. Onlar ilimleriyle, murakabeden edindikleri feyz ile, Allah korkusunu hakkıyla tanımalarıyla ve halkın mesavi ve abeslerinden uzak kalmakla ve alî himmet olmalarıyla bizi geçmişlerdir'. Bu söz 1332 hicrîde vefat eden Şeyh Emin Kürhî'nin 'Tenvîru'l-Kulûb' isimli eserinde zikir ve beyan edilmiştir.

'Onlardan daha efdal bir zümre bilmiyorum' dediğini nakleder. Bir de aynı eserde: 'Onları vecidleriyle bir müddet bırakınız, ferahlasınlar' buyurmuştur. 'Onlar ilham alırlar ve vecde müstağrak olurlar' dediği de rivayet edilmiştir.

(1188'de vefat eden Allame Muhammed Sifarinî, 'Gızau'l-Elbab li Şerhi Manzûmeti'l-Adab' adlı eserinin, birinci cildinin 120'nci sayfasında İbrahim bin Abdullahi'l-Kalanisî'den naklen)
biat
ALINTI(derinsular @ Sep 5 2008, 02:07 AM) *


“Tasavvuf ehlini inkar etmek , Kuran–i Kerim'in yarisini, hadisin yarisini inkar etmektir.”

Cennet Yolunun Rehberi - Seyh Seyda Muhammed Konyevi, Özkevser Vakfi Yayinlari, Konya 1997 (S.119).
Imam Gazali rahimehullah, tasavvufun en az derecede varligina iman etmek ile kisi küfürden kurtulur demekte.

(Üstaz Fakih Seyh Ismail Çetin.Seyh Seyda Muhammed Konyevi ).
HAK TARIKATLARI INKAR ETMEK KÜFÜRDÜR

(Üstaz Fakih Seyh Ismail Çetin.Seyh Seyda Muhammed Konyevi.Seyda molla kudbeddin ).
“Tevatür ile dinde sabit olani inkâr etmek küfürdür.” buyururlar.

(Tarikatlar dinde tevatür ile sabittir).

( Imâm-i Rabbâni -kuddise sirruh- Hazretleri ).
bir milyondan askin eser yazan tasavvuf ulemasini inkar etmek, aklin kari degildir.En azinda tasavvufun varligi tevatürle sabittir, temeli ayet ve hadistir.

Tahkim-i Sadat Serhi Miskat c.3 s.73 Üstaz Fakih Seyh Ismail bin Mahfuz el Abbasi rahimehullah.
Biri kalkıp da: Peygamberlerden veya velilerden birini seven ve onlara kalbini bağlayan müridin, iki kaşının ortasında onların suret ve şekillerini veya ruhaniyyetlerini tahayyül etmesi, onların hereket, söz ve davranışlarını düşünüp, kendisine yön vermeye çalışması tabi ve zaruri iken, buna karşı çıkan birinin, adı geçen şekilde yapılan rabıta puttur. Enbiya ve evliyaya muhabbet ve onlara kalbi bağlamak, bu irtibat ile onlardan feyz almaya çalışmak caiz değildir. Böyle rabıta yapanlar kafirdir. dese, böyle bir kimseye şeran lazım gelen şudur: İtikatını yenilemesi gerektiği gibi, şeran tedibi ve imanını tazelemesi gerekir. Çünkü Bir müslümana kafirdir diyen kafirdir buyurulmuştur.

(Ömer zıyauddin dagistani k.s. seha neşriyat s.163)
"Müminlerden bazi erkekler vardir ki ALLAH'a söz verdikleri seylerde sadiktirlar." (Ahzap,23) buyurmustur.
ALLAH”a (yakinlasmaya) vesile arayin.(maide5/35)
“Bana yönelenlere tabi ol !“ (Lokman 31/15.) emrini veriyor.
“ Eger bilmiyorsaniz,ehli ilimden sorun.’’ El-Enbiyâ sûresi 7
"Sabah aksam Rablerinin rizasini dileyerek O'na dua eden kimselerle sabret. Sen dünya süsünü arzu ederek onlardan gözlerini ayirma. Bizi anmak konusunda kalbini zikrimizden gafil biraktigimiz, keyfinin ardina düsmüs, isi haddi asmak olan kimseye uyma." (Kehf,28)
Yine bir baska Ayet-i Kerimede:

"Kiyamet gününde dostlar birbirine düsmandir. Ancak muttaki (ALLAH dostlari, onlarin dostlari) kullar müstesnadir." (Zuhruf, 67) Buyurulmustur
"Ey iman edenler! ALLAH'tan korkun ve sadiklarla beraber olun." (Tövbe, 119)

(Mümine kâfir diyenin, kendisi kâfir olur.) [Buhari]
Tasavvuf düşmanı olmak için, Imam-i Rabbani, Hoca Ahmed Yesevî, Yunus Emre, Mevlana, Seyh Edebalî, Aksemseddin, Aziz Mahmud Hüdaî, Şeyh Samil, Imam-i Gazali, Imam Ebu Hanife, Imam Şafii, Imam Ahmed bin Hanbel....(rh.a) gibi ilim ve maneviyat ehlini, Orta Asya’dan Anadolu’ya uzanan Türk devletlerini ve özellikle Selçuklu ve Osmanlı’yı inkâr etmek gerekmektedir. Tasavvuf düşmanlıgı demek Din düşmanlıgı demektir. Varlıgı ve dogrulugu Ayet-i kerime, Hadis-i şerif’lerle ispat edilmiş, yüzyıllar boyu yaşayan hakiki Alimlerce tasdik edilerek tevatür ile sabit olmuş tasavvufu ve gerçek tasavvuf ehlini inkar etmek öldürücü bir zehirdir, Dinden çikmak demektir.

Tasavvufa yapılan saldırılar bu milleti yıkmaya yönelmiş saldırıların paralel bir uzantısıdır.
Tasavvufun Düşmanları İki Kısımdır.

1- Tasavvufun büyüklüğünü bildiklerinden dolayı hased, adavet (düşmanlık) ve kin duyan kimselerdir. Bunlar İslâmın ve müslümanların içine nifak sokmak isteyenlerdir.

2- Kendileri günahın içine daldıklarından dolayı ve cehaletten kurtulmak gibi bir çaba göstermeyip, gözü kapalı olarak itiraz edenlerdir. Bunlar müslüman kimseler ve cemaatlerdir. Tasavvufa düşman olup kin besleyenler, yıkma uğraşı verenler, karalamak çabasında olanlar, yani yukarıdaki birinci gruba girenler, aynı zamanda İslâmın da düşmanı olanlar, yani kâfirlerdir. İslâmi cemaatlerin arasına husumet sokmak için, bazı fikirler, hile ve oyunlar ortaya koymuşlardır. Müslümanları bu şekilde doğru yoldan ayırmaya çalışmışlardır ve çalışmaktadırlar.

Tasavvufun, İslâmın ruhu ve kalbi olduğunu bildikleri için tasavvufun üzerine giderek, tasavvufun; yahudilerin, hıristiyanların fikirleri olduğunu iddia edip, tasavvuf ehlini küfürle itham etmektedirler.

Bunların yapmış oldukları faaliyetler bizi hiç üzmemektedir. Çünkü düşmanın habis olduğunu ve tehlikeli fikirlerini bilmekteyiz. Bizim üzüldüğümüz esas nokta, İslâmî grupların bunların oyununa gelerek, onların saflarına geçip müslümanları ve tasavvufu kötülemeleri ve bu yaptıklarının adına da tebliğ demeleridir. Bu insanların, tasavvufa düşmanlık eden kişilerin fikirlerini alarak tasavvufu ve tasavvuf ehlini suçlamaları ve iftira atmalarını hiçbir mantık kabul etmez.

Tasavvuf ve tasavvuf ehline düşmanlık edenler, güya İslâmı yanlış şeylerden muhafaza etmek amacındadırlar. Onlara göre tasavvuf, İslâmın dışında olan bir şeydir. Tasavvuf ehli de kafirdir.

Madem ki siz İslamı bu kadar muhafaza etmeyi istiyorsunuz, ona bu derece sadıksanız, niçin İslâmın davetine kulak verip müslümanlıkla şereflenmiyorsunuz?

Tasavvufun diğer düşmanları da, tasavvufun hakikatını ve özünü bilmediklerinden, tasavvufa yüzeysel olarak baktıklarından dolayı işin hakikatını anlayamamakta ve karşı çıkmaktadırlar. Bunlara söyleyeceğimiz odur ki, hakkı bilip hakkın yolundan gidenlerle beraber olunuz.

Durrü’l-Muhtar adlı eserde şöyle nakledilmiştir: "Ebu Ali ed-Dekkak bu tarikati Ebu’1-Kasım Nesrabazi'den, o Şibli'den, o Sırrı-i Sakati'den, o Maruf-u Kerhi'den, o Davut et-Tai'den, o da ilmi ve tarikatın her ikiside İmam-ı Azam Ebu Hanife'den almıştır. Böyle olduğu halde sadatı kiramlara iktida etmek güzel birşey ve dahi gerekli değil midir?" (İbn Abidin:I/70-71)

İmam Malik şöyle buyurmuştur: "Kim ilim okur da tasavvuf ehli olmazsa fasık, kimi de tasavvuf ehli olupta ilim okumazsa zındık olur. Kim ikisinin arasında, yani alim hem de mutasavvıf olursa hakikat sahibi olur." (Keşfu’1-Hafa:I/341)

İmam Şafii şöyle buyurmuştur:

"Sofilerle beraber oldum ve şu üç konuda istifade ettim:
1- Vakit bir kılıçtır; eğer sen onu kesmezsen o seni keser.
2- Sen nefsini hayırla meşgul etmezsen, o seni batıl şeylerle meşgul eder.
3- Kendi nefsini görmemendir. (Kişi bu şekilde hatadan muhafaza olur.)

Ve dünyada üç şeyi sevdim. Bunlardan biri, tasavvuf ehli-nin tarikatına tabi olmaktır."

İmam Ahmed b. Hanbel önceleri tasavvufa karşı olmasına rağmen, Ebu Hamza Bağdadi ile tanıştıktan sonra oğluna şöyle vasiyet etmiştir: "Ey oğlum! Onlarla otur kalk ve sakın onlardan ayrılma. Onlar ilim, murakabe, Allah korkusu ve zühd bakımından bizden çok öndedirler." (Tenvirü’l Kulüb:405)

Muhammed Seferayani, İbrahim b. Abdullah'tan şöyle nakletmiştir: "Tasavvuf ehlinden daha efdal insanların bulunduğunu bilmiyorum, diye İmam Ahmed'in buyurduğunu duydum. Dedik ki; onlar kaside dinleyip aşka ve şevke geliyorlar. Şöyle buyurdular: Onları bırakın Allah'la bir saat ferahlanıyorlar." (Tezkiretü’l-Evliya,288)

Hülasa olarak, tasavvufa ve tasavvuf ehline bilerek veya bilmeyerek düşman olanlara, hoşgörü ve şefkat ile bir kez daha sesleniyor ve onları doğru yola davet ediyoruz. Delilleri ile ortaya koyduğumuz ve hepsi de tasavvuf ehli olan bu mezhep imamlarına uyduğunuzu iddia ediyorsanız, gelin tasavvuf deryasına siz de dahil olun.


Yok eğer tüm bunlara rağmen hala itiraz ediyor ve kabullenemiyorsanız, sizin hükmünüz bu insanların karşısında "elif-ba" okuyan talebenin, ilim sahibi olduğunu iddia etmesi gibidir.






[color=#660000]Arkadaşlar İslamın doğuşundan yüzyıllar sonra çıkmış bir oluşumu nasıl dinleştiryorsunuz.Bu kadar kolay mı kafir demek ve islamdan sonra çıkmış bir şeyi itikattan saymak.Arkadaşlar bazı sapık fırkalar gibi ayet ve hadisleri kafamanıza göre yorum yapmayın.İslamın ve ondna önce çıkmış bütün hak dinlerin temeli tevhidtir.Tevhide zarar verecek sözlerden kaçalım.Allahın emri olmayan bir şeyi Allahın emri olarak söylemek ne kadar doğrudur.Dikkat edelim İslamın kurallarını Allah koyar seçtiğimiz kelimelere iyi bakalım[color=#660000]
derinsular
ALINTI(biat @ Sep 17 2008, 06:54 AM) *

Arkadaşlar İslamın doğuşundan yüzyıllar sonra çıkmış bir oluşumu nasıl dinleştiryorsunuz.Bu kadar kolay mı kafir demek ve islamdan sonra çıkmış bir şeyi itikattan saymak.Arkadaşlar bazı sapık fırkalar gibi ayet ve hadisleri kafamanıza göre yorum yapmayın.İslamın ve ondna önce çıkmış bütün hak dinlerin temeli tevhidtir.Tevhide zarar verecek sözlerden kaçalım.Allahın emri olmayan bir şeyi Allahın emri olarak söylemek ne kadar doğrudur.Dikkat edelim İslamın kurallarını Allah koyar seçtiğimiz kelimelere iyi bakalım



Arkadaş hangi ayeti ve hadisi kafamıza göre yorumlamışızki ?. böyle bir şeyden Yüce Allaha sıgınırım.

bizim aktardıklarımız Ehli sünnet Alimlerinin Ulamalarının Meşayıhlarının görüşleridir.


yukardaki kaynaklara bakılırsa bu ap açık görülmektedir.



İmam-ı Şarani hazretleri de buyuruyor ki:

(Hadis-i şerifler, Kur'an-ı kerimi açıklar. Mezhep imamları, hadis-i şerifleri açıkladı. Diğer âlimler de, mezhep imamlarının sözlerini açıkladı.

Hadis-i şerifte, (Kur’anı kendi görüşüne göre açıklayan kâfir olur) buyuruluyor. Hadis-i şerifleri de kendi görüşüne göre açıklamak sapıklıktır.


.


derinsular
ALINTI(derinsular @ Sep 6 2008, 12:43 PM) *

Tarikatı (HAK TARİKATLARI), Rabıtayı (RABITA YAPANDA YAPTIRANDA MÜŞRİKTİR ŞİRK EHLİDİR DERSE), Evliyaullah hazeratının hayattayken ve kabirdeyken yaptıkları Tasarrufları (KERAMETLER), gibi Tevatür ile yani Alimlerce dogrulugu tasdik edilmiş bu hakikatlari inkar edenler KÜFRE DÜŞMÜŞTÜR.

.



Kerameti inkar eden ,Rededen şu ayati kerimeyi inkar etmiş olmuyormu ?.


Kitaptan bilgisi olan biri, “Ben onu, gözünü kapayıp açmadan önce sana getiririm” dedi. Süleyman tahtı yanında yerleşmiş halde görünce şöyle dedi: “Bu, şükür mü, yoksa nankörlük mü edeceğim diye beni denemek için, Rabbimin bana bir lütfudur. Kim şükrederse ancak kendisi için şükretmiş olur. Kim de nankörlük ederse (bilsin ki) Rabbim her bakımdan sınırsız zengindir, cömerttir.”

(NEML 40).


Peygamberlerin (a.s) Mucizeleri Hak tır. Evliyaullahlarında (k.s) Kerametleri Haktır
.



.
.
ibn_kutame
Derinsular sana kafirsin diyemem ama yukarıda yazdığın gibi düşünüyorsan müşriksin .

Müşriklik ile kafirlik arasında da fazla fark olmasa gerek , Ebu cehil gibi , ebu leheb gibi düşünüyorsunuz. Hübel ( yani şeyhin ) sana hiçbir fayda sağlamayacak. (TELPALO)


SANA KATILMAMAK ELDE DEGİL!!!






“Tasavvuf ehlini inkar etmek , Kuran–i Kerim'in yarisini, hadisin yarisini inkar etmektir.”


BU ARKADAŞ DERİN SULAR KURAN'I TASAVVUFLA BİR TUTUYOR SEN SAPIK MISIN

Aşağıdaki kitapları okuyan ya sapıtırlar veya küfre düşebilirler:

1— İbni Teymiye ve onun gibi selefiye itikadında bulunan talebelerinin kitapları,

2— İbni Teymiyeyi övmek suretiyle kaynak gösteren bütün kitaplar,

3 —Tasavvufun, kerâmetin vahdeti vücudun, râbıtanın ve kabir ziyâreti aleyhine yazılmış bütün kitaplar,

4— Eshâb-ı kirâmdan herhangi birisine dil uzatılanlan kitaplar,

5 – Miraç ve şakkulkamer gibi mucizeleri inkâr veya te’vil eden kitaplar,

6— İtikad mezheblerinin üç olduğunu, selefiyyenin de itikad mezhepleri arasında bulunduğunu iddia eden kitaplar,

7— Türkiye’de öşür verilemiyeceğini savunan kitaplar,


Okunmasını tavsiye ettiğimiz kitaplar ise, ehl-i sünnet âlimlerinin kitaplarıdır. Arapça -Farsça bilenler aslından okurlar, aslından okuyamıyanlar ise ehl-i sünnet itikadına sahip bir mütercim tarafından itina ile tercüme edilmiş kitapları okurlar. Mezhepsizler tarafından tercüme edilen kitaplar, ehl-i sünnet âlimleri ne ait bile olsa okunmamalıdır.


BU OKUNMAMASI İSTEDİGİN KİTAPLARDA SENİN ŞEYHİNİN KİTAPLARINDAN SAHİHTİR.

BAŞKA BİRŞEY DEMİYORUM ARKADAŞ GÜZEL BİR ŞEKİLDE BELİRTMİŞ ZATEN ALLAH RAZI OLSUN

Hübel ( yani şeyhin ) sana hiçbir fayda sağlamayacak......


SELAMETLE

derinsular
ALINTI(karuban @ Sep 11 2008, 09:54 AM) *

Allah razı ola, derinsular. Anlamak isteyene yeterli açıklamalardır. Kaynaklı delilli. Her ismi zikredilenler de Ehli Sünnet alimleridir, Ümmet-i Muhammedçe faziletlerinde ve ilimlerinde ittifak edilmiş kimselerdir. Allah hepsinden razı olsun, makamlarını daha da yüceltsin.

Bu sayılan isimlere kani olmayıp kendi bildiğince iz sürenlerin kalblerine hallerine üzülmek, şifa dilemek lazım.

Ahir zamanın hastalıkları çok da bu forumdaki kimilerine sirayet etmiş hastalıklar şunlardır:

* 5-10 kitap okuyup malumat sahibi olmakla İslam üzerine uzman oldukları serabına kapılmak.

* Kendi bildiğine, ameline, haline güvenmek.

* Alimlerdeki esrarı lutf u ihsanı küçümsemek.

* Alimlere itimad edememek, onlara uymamak; bununla yetinmeyip alimleri yalanlamaya, dolaylı da olsa tenkid etmeye kalkmak. Bu en azından edepsizlik demektir.

* Tekfir edip şirkle itham etmekte acelecilik ve dilini kolayca işletmek.


Allah tez zamanda şifalar nasip eylesin cümlemize. Nefsim de dahil.




ALLAHu zülcelal sizlerdende razı olsun hocam.

.
derinsular
ALINTI(ibn_kutame @ Sep 19 2008, 11:55 PM) *



Hübel ( yani şeyhin ) sana hiçbir fayda sağlamayacak......



GERÇEK varis olan Mürşidi kamillere hubel diyenler küfre düşmüştür.


delilli,



(Mümine kâfir diyenin, kendisi kâfir olur.) [Buhari]


Abdülgani Nablüsi hazretleri buyuruyor ki:

Evliyayı inkâr etmek (EVLİYALIK MÜESSESİNİ), Dinin herhangi bir hükmünü inkâr etmek gibi küfürdür. ALLAHü teâlâ, Peygamberlerini ve Evliyasını başkalarından üstün tutmuş, başkalarına vermediği keramet ve mucize gibi harikaları bu zatlara ihsan etmiştir. (Hadika)


Ubeydullah-ı Ahrar (k.s) buyurur ki: İlmi ile amel eden, Efendimiz aleyhisselam'a, Eshab-ı kirama ve ondan sonraki evliyaya muhabbet duyan alimler şüphesizki Peygamber Efendimizin varisleridir. Bu söylediğimiz hadisi şerif ile de sabittir. Sakın siz de evliyanın zahirine (dış görüşüne) bakarak onları küçümsemeyiniz ve saygısızlık etmeyiniz. Unutmayın ki Efendimiz aleyhisselamı görüp de inanmayanlar "Bu nasıl peygamberdir ki bizim gibi yer, içer" dediler. Bundan dolayı dünya ve ahirette azabı ilahiye düçar oldular. Siz O'nun (aleyhisselam) varisleri olan evliyaullah için aynı bahtsızlığa düşmeyin ki sonunuz o inkarcılara benzemesin.





.
telpako
Küfre düşmenin delili pek tanımadığımız kimselerin sözleri değil de Kuran-ı kerim olması gerekmez mi? O sözlerini yazdığın kişiler de kim oluyormuş ki Allah adına tekfir edebiliyorlarmış. Bunun vebali senin üzerinedir.

Tasavvuf büyüklerine laf söylemenin delilini kitaptan bulabilirmsin ?
derinsular
ALINTI(telpako @ Sep 20 2008, 02:37 PM) *

Küfre düşmenin delili pek tanımadığımız kimselerin sözleri değil de Kuran-ı kerim olması gerekmez mi? O sözlerini yazdığın kişiler de kim oluyormuş ki Allah adına tekfir edebiliyorlarmış. Bunun vebali senin üzerinedir.

Tasavvuf büyüklerine laf söylemenin delilini kitaptan bulabilirmsin
?





(Kurandan başka delil kabul etmem diyenler çıkacak.) [Ebu Davud]

(Bir zaman gelir, beni yalanlayanlar çıkar. Bir hadis söylenince, Resulullah böyle şey söylemez. Bunu bırak, Kurandan söyle der.) [Ebu Yala]


(Yalnız Kurandaki helal ve haramı kabul edin diyenler çıkar. İyi bilin, Peygamberin haram kılması, Allahın haram kılması gibidir.) [Tirmizi, Darimi]


(Allah ile resullerinin emirlerini birbirinden ayırıp ikisi arasında bir yol tutmak isteyen kâfirdir.) [Nisa 150,151]


Kuranda, (yalnız Kurana uyun) denmiyor, (Allaha ve resulüne uyun) deniyor. Resulünü devreden çıkaran, Kuranın açıklaması olan hadisleri delil saymayan, Kuranın ifadesi ile kâfir olur.


Dindeki dört delilden üçü inkâr edilince, herkes kendi anladığını doğru kabul edecek ve böylece insan sayısı kadar din meydana gelecek, bir kaos yaşanacak ve nihayet din yıkılacaktır. Fakat bu dini yıkmaya muvaffak olamayacakları Kuran-ı kerimde bildirilmektedir.


büyük zatlara dil uzatmak hakkında Allah-u Zülcelal hadis-i kudside şöyle buyurmustur: "Kim benim bir dostuma, Evliyama düşmanlık yaparsa ben ona harp ilan ederim." (Buhari)



.
derinsular
İhyâ-u ulûm’id-din adlı eserinde şöyle buyururlar:

İLMİ LEDÜN

Sakın anlamıyorum diye bu ilmi inkâra kalkışma. Aklî ilimleri kavradığını zannederek çizmeden yukarı çıkan âlimlerin helâk noktası burasıdır. Allah dostlarının bu hallerini inkâr eden bir ilimden, cehâlet çok daha iyidir. Kaynak bir olduğu için, velîleri ve kerâmetlerini inkâr, peygamberleri ve mucizeleri inkâr demektir. Peygamberleri inkâr ise tamamen dinden çıkmaktır.”•


.
telpako
ALINTI(derinsular @ Sep 27 2008, 08:05 PM) *

İhyâ-u ulûm’id-din adlı eserinde şöyle buyururlar:

İLMİ LEDÜN

Sakın anlamıyorum diye bu ilmi inkâra kalkışma. Aklî ilimleri kavradığını zannederek çizmeden yukarı çıkan âlimlerin helâk noktası burasıdır. Allah dostlarının bu hallerini inkâr eden bir ilimden, cehâlet çok daha iyidir. Kaynak bir olduğu için, velîleri ve kerâmetlerini inkâr, peygamberleri ve mucizeleri inkâr demektir. Peygamberleri inkâr ise tamamen dinden çıkmaktır.”•
.



Bunu niye inkar edelim ki ne işe yaradığı bilinmeyen hatta ne olduğu dahi bilinmeyen kimsenin görmediği duymadığı hatta kimsenin de umursamadığı bir ilim. Ben böyle ir şeyin varlığına inanıyorum ama çok iyi biliorum ki ne dünyaya nede ahirete hiçbir faydası yok.
mmustafa
Sen hiç Kehf Sûresi'de ki Hz.Musa Kıssasını okumadın mı ?
Sana Kehf Sûresi'nde ki Hz.Musa kıssası bir şey anlatmıyor mu ? Yada bu kıssanın hiç bir faydası yok mu ? SADECE HİKAYE Mİ?

Hz.Peygamberin YAKİN dediği ilim işte İlmi Ledünnüdür. Ancak cahiller bu ilmi inkar eder yada akil olmayanlar anlamazlar..

Cahillerden olmaktan Allaha sığınırız.
derinsular

Peygamber Efendimiz Sallallahu Aleyhi ve Sellem’in kendisine şeriat ilmi dediğimiz âyetlerin ve hadislerin ilmi verildiği gibi yine kendisine bir de ledün verildi.
Peygamber Efendimizi üç ilimle Allah ihya etti:

1- Nübüvvet ilmi: Allah ile kendi arasında bir şifredir.

2- Şeriat ilmi: Kur’an ve bunu açıklayan hadisler. Buna zâhir şeriat diyoruz. Bu ilim herkese açıklanmaya emrolundu.

3- Ledün ilmi (Kalb ilmi): Mevlâ’nın, Resûlüllah’ın kalbine akıttığı ilim. Musa Aleyhisselâm’ın Hızır Aleyhisselâm’a havale edilerek öğrenmek istediği ilim.

Resûlüllah bu ledün ilminde muhayyer kılındı. Bu ilme kabiliyetli birini görürsen verirsin görmezsen vermezsin. Bu ledün ilminin tahsili; şeyhlerden alınır. Tekkelerden tahsil olur. Şeriat ilmi ise; medreselerde âlimlerin dizleri dibinde öğrenilir.
İyi dinleyin. Sözlerimin evvelkileri ile sonu arasında alâka var. Dikkatlice dinleyin, iyi anlamaya çalışalım…

Tarikata laf demek şeriatın özüne laftır.

“Kullarım dikkat edin, agâh olun gözlerinizi açın. Ancak Allah’ı zikretmekle kalpler açılır. Sizin kalplerinizin benim ahkâmıma karşı teslim olması zikirle olur” (Rad Sûresi, 28. âyet-i kerîme).

Bakalım bizde teslimiyet var mı?
Yoksa teslimiyetsizliği teslimiyet mi zannediyoruz.
Düşünün, ölen bir kimseyi görmüşünüzdür. Yıkayıcılar gelse, teneşirdeki, yıkayana karşı sıcak su dökse “yandım”, soğuk dökse “üşüdüm dökme” diyemez. Sağa sola çevirse hiç itirazsız teslimdir. İşte teslimiyet budur. Yani teslimiyeti ölünün yıkayıcıya teslimiyetinden anlayın. Allah-u Teâlâ Hazretlerine, Kur’an’ın emir ve yasaklarına karşı ölünün yıkayıcıya teslim olduğu gibi sizin kalplerinizin de teslim olması ancak zikre bağlı. Eğer kalplerimiz Mevlâ’ya teslim olsaydı soğuk olmuş sıcak olmuş, çocuk olmuş olmamış,