öncevefa
Sep 4 2008, 07:51 PM
İnsan demek, muhtaç demektir. Değil insanlar, her mahluk muhtaçtır. Hatta, insanın iyiliği, güzelliği, muhtaç olmasından ileri gelmektedir. İnsanın kulluk yapması, gönlü kırık olması, hep bu ihtiyacındandır. İnsan muhtaç olmasaydı, asi, taşkın, azgın olurdu. İkra’ suresindeki âyet-i kerimede mealen; (İnsan, ihtiyaçsız olunca, elbette azar!) buyuruldu.
Sıhhatin hep yerinde olması, Allahü teâlâyı unutmaya, Ona isyan etmeye, haram işlemeye sebep olmaktadır. Allahü teâlâ, acıdığı kullarını dertlerle, hastalıklarla gafletten uyandırmaktadır. Nitekim, hadis-i şerifte; (Müminlerde, üç şeyden biri bulunur: Kıllet yani fakirlik, illet yani hastalık, zillet, yani itibarsızlık) buyuruldu.
Sıhhatli ve sıkıntısız olmak, günah işlemeye sebeptir. Afiyet yani günahlardan uzaklaşmak ise, hastalıkta, sıkıntı çekmekte olur. Peygamber efendimiz buyurdu ki:
(Allahü teâlâ buyurdu ki: Hastalık benim kemendim, tuzağımdır ve fakirlik zindanımdır. Buralara sevdiklerimi sokarım.)
Hazret-i Ali, bir kalabalığı eğlence içinde görüp sebebini sorar. Onlar da;
-Bugün bizim bayramımızdır onun için eğleniyoruz derler. Bunun üzerine hazret-i Ali;
-Günah işlemediğimiz günler de, bizim bayramımızdır buyurur.
Firavunun, herkesin kendine tapınmasını istemesine sebep, 400 sene yaşadığı halde, bir kere başının ağrımaması, ateşinin yükselmemesi idi. Bir kere başı ağrısaydı, o saygısızlık hatırına gelmezdi.
Bir kimse, hasta olup tövbe etmezse, Azrail aleyhisselam o kimseye der ki; “Ey gafil! Sana kaç defa haberci gönderdim. Aklını başına toplamadın.”
Mümine kırk gün içinde, muhakkak bir üzüntü, hastalık veya korku yahut malına ziyan gelir. Hazret-i Âişe validemiz, Peygamber efendimize;
-Şehidlerin derecesine yükselen olur mu? diye sual edince;
-Her gün yirmi kere ölümü düşünen kimse, şehitlerin derecesini bulur buyurmuşlardır.
Şüphesiz ki hastalar, ölümü çok hatırlar. Hadis-i şerifte; (Ölümü çok hatırlayınız. Onu hatırlamak, insanı günah işlemekten korur ve ahirete zararlı olan şeylerden sakınmaya sebep olur) buyuruldu.
Dert, bela, hastalık ve insanın başına gelen bütün sıkıntılar, aynı zamanda günahların affolmasına da sebeptir. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:
(Sıtma hastalığı, insanın günahlarının hepsini temizler. Dolu tanesinde toz olmadığı gibi, sıtmalının günahı kalmaz.)
Musa aleyhisselam, bir hastayı görüp; (Ya Rabbi! Bu kuluna merhamet et!) diye yalvarınca, Allahü teâlâ vahyedip; (Rahmetime kavuşması için, gönderdiğim sebepler içerisinde bulunan bir kuluma, nasıl rahmet edeyim. Çünkü, onun günahlarını, bu hastalıkla affedeceğim. Cennetteki derecesini, bununla artıracağım) buyurdu.
İmam-ı Rabbani hazretleri buyuruyor ki:
“Dünya, zevk için, lezzet için yaratılmadı. Ahiret, bunun için yaratılmıştır. Dünya ile ahiret, birbirinin zıddı, tersidir. Birini sevindirmek, ötekinin gücenmesine sebep olur. Yani, birinde zevk aramak, ötekinde elem çekmeye sebep olur. O halde, dünyada nimetleri, lezzetleri çok olanlar, bunlara lazım olan şükrü yapmazlarsa ahirette çok korkacak, çok acı çekecektir. Bunun gibi, dünyada tehlikelerden sakındığı, çalıştığı halde çok acı çeken mümin, ahirette çok lezzete kavuşacaktır. Ayrıca müminler, dünyada, birkaç gün dert, bela çekmeselerdi, Cennetin lezzetlerinin kıymetini anlayamazlardı.”
İhtiyaçsızlık, azgınlığa, nefsin azmasına sebep olur. Nefs ise, Allahü teâlânın düşmanıdır. Nefs, zevklerine kavuşmak için her kötülüğü yapmaktan çekinmez. Onun zevklerinin sonu yoktur. Dertler, sıkıntılar ve ölümü hatırlamak ise, emirlere sarılmaya, günahlardan sakınmaya sebep olur. Kişinin haram işlemeye cesaretini azaltır. Nefsin azmasına fren olur. Peygamber efendimiz; (Lezzetleri yıkan, eğlencelere son veren ölümü çok hatırlayınız!) buyurmuştur.
Netice olarak mümin, belalardan, sıkıntılardan kurtulamaz. Zira mümine gelen belalar, sıkıntılar, günahlara dalmaması için fren ve günahlarının affına da vesiledir...
_Alinti_
-BeRcEsTe-
Sep 4 2008, 09:32 PM
yakın zaman da bende bir yerde okudum....ALLAH sıkıntıyı sevdiği kuluna verir....diye....o anda o söz bana ilaç gibi gelmişti....ALLAH ın unuttuğu kul olmaktan yine ALLAH a sığınıyorum....
sıkıntı, hastalık ....çekilmedikçe bazı şeylerin kıymeti bilinmiyor ve hayattan ibret alınmıyor.....bize şer gibi gelen şeyler aslında bizim için hayır oluyor.....kalp gözümüzün açılması dileğiyle paylaşımın için ALLAH razı olsun öncevefa...
vuslatsiz_sevda
Sep 4 2008, 09:43 PM
ALINTI
İmam-ı Rabbani hazretleri buyuruyor ki:
“Dünya, zevk için, lezzet için yaratılmadı. Ahiret, bunun için yaratılmıştır. Dünya ile ahiret, birbirinin zıddı, tersidir. Birini sevindirmek, ötekinin gücenmesine sebep olur. Yani, birinde zevk aramak, ötekinde elem çekmeye sebep olur. O halde, dünyada nimetleri, lezzetleri çok olanlar, bunlara lazım olan şükrü yapmazlarsa ahirette çok korkacak, çok acı çekecektir. Bunun gibi, dünyada tehlikelerden sakındığı, çalıştığı halde çok acı çeken mümin, ahirette çok lezzete kavuşacaktır. Ayrıca müminler, dünyada, birkaç gün dert, bela çekmeselerdi, Cennetin lezzetlerinin kıymetini anlayamazlardı.
Paylaştıgınız için Allah razı olsun kardeşim....
ayparcam
Sep 4 2008, 10:00 PM
Allah c.c razi olsun cok guzel paylasimdi elinize saglik
Selam,
Bu yazı adeta Yürekleri ızdırap içinde, karanlık kuyularda yalnız ve mutsuz Müslümanlara mazeret üretmek için yazılmış...
İman etmiş lakin imana ermenin hakikatine erememiş bir aklın ürünü...
Nefsiyle savaşan, kendi gölgesi ile savaşır ve daima kaybeder...
Nefsini düşman belleyen, kendine düşman olur, kendine düşman olan herkesi düşman beller...
Bu şahsiyetlerin en bariz işareti GÜVENSİZLİKTİR...
Güvensiz şahsiyetleirn Yürek payı KORKUDUR...
Nefse hükmetmek başka şeydir, nefs ile savaşmak başka şey...
Nefs ile savaşmak 6 yaşında ki zeki, güzel şımarık kız çocuğu ile savaşan babaya benzer...
Siz bu savaştan galip çıkmış bir baba tanıdınız mı?
al_muallim
Sep 4 2008, 10:23 PM
ALINTI(cah @ Sep 4 2008, 11:14 PM)

Selam,
Bu yazı adeta Yürekleri ızdırap içinde, karanlık kuyularda yalnız ve mutsuz Müslümanlara mazeret üretmek için yazılmış...
İman etmiş lakin imana ermenin hakikatine erememiş bir aklın ürünü...
Nefsiyle savaşan, kendi gölgesi ile savaşır ve daima kaybeder...
Nefsini düşman belleyen, kendine düşman olur, kendine düşman olan herkesi düşman beller...
Bu şahsiyetlerin en bariz işareti GÜVENSİZLİKTİR...
Güvensiz şahsiyetleirn Yürek payı KORKUDUR...
Nefse hükmetmek başka şeydir, nefs ile savaşmak başka şey...
Nefs ile savaşmak 6 yaşında ki zeki, güzel şımarık kız çocuğu ile savaşan babaya benzer...
Siz bu savaştan galip çıkmış bir baba tanıdınız mı?
yani, nefsi ıslah etmenin imkanı yokmu demek istiyorsunuz,
insan nefsini neden güzellikle görsün ki, halbuki tam tersi, nefis onu insana gösterir, ama insan bazen aldanır, bazen aldanmaz,
yazmış olduğunuz yazıları birazdaha açarsanız sevinirim, ki bilmiyorum ben mi böyle anladım,
ALINTI(al_muallim @ Sep 4 2008, 11:23 PM)

yani, nefsi ıslah etmenin imkanı yokmu demek istiyorsunuz,
insan nefsini neden güzellikle görsün ki, halbuki tam tersi, nefis onu insana gösterir, ama insan bazen aldanır, bazen aldanmaz,
yazmış olduğunuz yazıları birazdaha açarsanız sevinirim, ki bilmiyorum ben mi böyle anladım,
Nefs ıslah anlamı nasıl çıkarıldı yazıdan bilmiyorum lakin nefs ile ilişkimizi 6 yaşındaki zeki güzel ve şımarık bir kız çocuğu ile babası arasındaki ilişki üzerinden tasavvur edebilirsiniz...
Bahsi geçen kız çocuğuna söz dinleten baba kendi nefsine de kolayca hükmedebilir bu konuyu kendi tecrübenizden yahut yakın çevrenizden gözlemleyerek tahkik edebilirsiniz...
Adem babamız ile Havva anamızın ilk günahtan sonraki tevbelerine -ki bizatihi Allah tarafındna öğretilmiştir- bakarsanız, kabul edilen bu tevbe bize doğru yolu göstermede muhteşem bir bilgidir...
Onlar şöyle tevbe etmişti...
"Ey Rabbimiz, biz NEFSİMİZE ZÜLM ettik, kendimize yazık ettik..."
Müslümanların en büyük hatası, daima suçu başkalarına atmalarıdır, en sofusu suçu nefsine atar ve böylece zalim olur ve imanı onları huzura erdiremez sadece YÜK olur...
musalli
Sep 5 2008, 02:36 PM
sonuçta biz müslümanların üzerine düşen,günahlarımızı tespit edebilmek,
ve sürekli tövbe etmek,,
başımıza gelen sıkıntılarada musibet nazarıyla değilde,
rahman'ın bizimle irtibata geçişi olarak görmek gerektiğidir.
bu lisan anladığımız lisan olduğundan Allah bizimle bu şekilde konuşuyor.
rabbim firasetli bakış açısı sunsun bizlere inşaallah...
hikmetinden sual olunmayan rabbim ihtiyaçları en güzel giderendir.
rabbimden razı olmak duasıyla...
bilal habeş
Sep 8 2008, 12:08 AM
insan herzaman muhtaçtır, muhtaç olmayan SAMED olan RABBimizdir.bu dünyada çektiğimiz sıkıntıları birer nimet olarak görmeliyiz.ayrıca konuyu okuyunca aklıma geldi: geçen gün forumdan bir arkadaş çok anlamlı bir hadis-i şerif ekledi onu paylaşmak istiyorum.
RASULULLAH (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:
"Dünyadayken en çok nimete mazhar olmuş cehennemliklerden biri, kıyamet gününde getirilip ateşe bir kez daldırılır, sonra kendisine sorulur: "Ey Ademoğlu! Hiç hayır gördün mü? Hiç nimete mazhar oldun mu?" O da şöyle cevap verir: "Hayır, VALLAHi Ya RAB."
Cennetliklerden dünyadayken en çok sefalete maruz kalmış biri getirilip Cennete konulur ve kendisine şöyle sorulur: "Ey Âdemoğlu! Hiç sefalete maruz kaldın mı? Hiç sıkıntı çektin mi?" O da şöyle cevap verir: "Hayır VALLAHi ya RAB. Hiç sefalete maruz kalmadım ve hiç sıkıntı çekmedim .( Müslim. Münafikun. 3/55)
NOT: başımıza bir zorluk bir sıkıntı geldimi bu hadisi hatırlayalım iNŞAALLAH.
Selam ve duayla