Yardım - Ara - Üyeler - Takvim
Normal Forum Görünümü: İyyake Na’büdü Ve İyyake Nestein-Âyetinin Gerçeği
Islami Forum - Popüler Forum > İSLAMİ KONULAR > .·[ TASAVVUF ]·.
mmustafa
“İYYAKE NA’BÜDÜ VE İYYAKE NESTEİN” ÂYETİNİN GERÇEĞİ


Bu Âyetin gerçeği şudur: “Biz sana taparız ve senin inayetini ve yardımını isteriz.” Mealciler ise: ‘Ancak sana taparız ve ancak senden yardım isteriz.” diye meallendirmektedirler. ‘Sanataparız-seni Mâbud ediniriz’ kısmının başındaki “Ancak” kelimesi teyit içindir. Zira Allah’tan başka Ma’bud olmadığı, Kuran’da yüzlerce Âyette bildirilmektedir. “Fa’lem ennehu Lâ ilâhe illallah’ (Muhammed: 19) -Iyi bil ki Allah’tan başka İlâh yoktur.-
Ama Allah’tan başkasından yardım alınmaz diye bir âyete de rastlanmaz. Aksine “Mü’minlerin birbirlerine yardım etmeleri, birbirlerini veli edinmeleri” tavsiyesi vardır.
Müşrikler Allah’dan başka oyma cansız putları ma’bud edinirlerdi, ve putlar diriymiş, işitiyormuş ve bir güçleri varmış gibi onlardan yardım istederdi. Onun için Allah: “İlâh edindiğiniz oyma putlar, size ne fayda ne de zarar verir, ne diye onları çağırıyorsunuz ey cahiller’ (İsra: 56). demektedir. Ama canlı varlıklar, hem zarar hem de fayda verebilir.

Ayrıca, “İyyake nestein” Âyetinde Rabbimiz : “Ya Nesir” Esmasını değil, “Ya Müstean” istiane -İnayet- Esmasını kullanmıştır.
Allah: “Kûnû ensarullah” -Allah’ın yardımcıları olunuz.- (Saff: 14) diyerek Mü’min kullarından kendisine yardım istemektedir. Allah’a yardım eden kul, insanlara, hayvanlara bitkilere nasıl yardım etmez? Tabii Allah’a yardım, Peygambere yardım anlamınadır. Peygambere yardım eden insan, diğer insanlara da yardım eder. Eğer bu “Senden yardım isteriz” Âyetini, mutlak mânada “Ancak senden yardım isteriz.” anlamında alırsak -ki böyle birşey muhaldir, imkansızdır- 0 zaman Allah’dan başkasından yardım isteyen bütün Müslümanlar müşrik olur. Bu defa: Hastaneleri kapatmak, sosyal yardım müesseselerini yok etmek velhasıl Esbaba Tevessülü (sebeplerden faydalanmayı) ortadan kaldırmak gerekir. Bu da pratik hayatı yok etmek olur. Canlı varlıklar dara da düşer ve yine canlı varlıklar yardım da eder. “Ve emmes saile fela tenhar.’ -İsteyeni boş çevirme- (Duha: 10). Bakınız bu âyette: lsteyen de var, isteyene yardım etmek de var.

Ayrıca: “İçinizden fazilet ve mal sahipleri, olmayanlara versin’ (Nur 22). Demek ki fazilet sahipleri, faziletinden feyz olarak veriyor, mal sahipleri de zekat, sadaka, vergi olarak yardım ediyor. Yardım varsa: yardım isteyen de vardır, yardım eden de vardır. Bir de şu husus var, “ölülerden, kabir taşlarından yardım isteniyor” gibi sözler aslında Müslümanlara bir sataşmadır. Her Müslüman: “Allah’ı eşsiz bir bilir”. Herkes bilir ki, kabirde ceset vardır, ancak diri olan Ruh’dur, 0 da Allah’ın emridir, O da ölmez. Cansız varlıklardan yardım bekleme cehaleti göstermez. Mü’min, okuma-yazma bilmese de, İman nuru ve feraseti ile dinini bilir, hem Mü’mine cahil denilmez. Allah: Gafillere -imansızlara cahil demekte, onlar, 1 milyon cilt kitap okumuş olsalar bile “Üstüne kitap yüklenmiş merkep gibidirler” (Cuma : 5) buyurmaktadır. Peygamberimizin ashabının %90’ı okuma-yazma bilmezdi. Peygamberimiz de Ümmi idi. Ama o, Hoca-i Âlemdi, ilm-i Ledün’ün sultanı idi, Külli Âlimdi... Ummi de olsalar eshablar Hakkı bilirdi. Çok kuvvetli iman ve takva sahibi idiler. Cahil değillerdi. Demek ki ilim, kulak, sohbet yoluyladır. lIla ki okumakla değildir. Bunun ispatı Ashab-ı Kiram ve Ümmi Evliyalardır...
Başka şeye tapma suçlamasında delil gösterdikleri “Biz putlara tapıyoruz ki Allah’a yakın olalım.” (Zümer: 3) âyeti ise aslında şu incelikleri içerir. Müşriklere göre: Oyma putlar, semboller, bizatihi Allah gibi mevcut, varlık sahibi, kadim-ezeli kendisine göre güç-kuvvet, istiklal sahibi, bağımsız ve Allah’ın ortakları, Allah’ın yanında ve doğanın yönetiminde söz sahibi, mülke ve tasarrufa ortak, ancak herbirinin işi ayrı bilirlerdi. Örneğin: Yağmur, bereket, hayır-şer, yer, gök, gadap tanrısı gibi... Bu âliheler, tasarruflarında hür, Allah’la da tartışabilirlerdi, ancak en büyük ilâh Allah idi... Müşrikler Allah’ı inkâr etmezlerdi, ancak âhireti, mâneviyatı inkâr ederlerdi. “Yeri ve gökleri kim yarattı desen, Allah’tır derler.” (Mü’minun: 86) Madde ötesi yaşama inanmazlardı. Onlar Âhireti, fizikötesi yaşamı inkâr eden maddeci, materyalistlerdir. Öyleyse bir kişiye müşrik diyebilmek için onun âhireti inkâr etmiş olması lazımdır. Hem Allah’a göre müşrik “Zekat vermek istemeyen, yani; âhireti inkâr edenlerdir.” (Fussilet: 6)
Bu yazdıklarımız celi (açık) şirktir. Bundan ötesi hafi (gizli) şirktir, riya gibi... Riya, kisve (biçimsel) dindarlığıdır, namazı, orucu bilsinler
ve görsünler diye yapmaktır. Yani riya ikiyüzlülüktür.
Evet.. Önce şirkin ne olduğu bilinmeli ki sonra Tevhid bilinsin. 0 uydurma ilâhları bizzat kendiliğinden Allah gibi ezeli ve ebedi kadim var bilmek ve doğanın idaresi ve tasarrufunda onları Allah’a ortak kabul etmek, işte şirk budur. Allah, “Böyle birşey olmadığını, bu gibi saçma sözlerin ilmi bir değer taşımadığını, bunların müşriklerin zannı-tahmini varsayımı olduğunu” Kur’an’da defalarca bildirmiştir. Ve “Zan, gerçek şey değildir, zanna-tahmine uymayın” buyurur (Yunus: 36) Allah’tan başka ilâh yoktur, o uydurma ilâhların Allah’la bir ilişkisi de yoktur
Müslümanlar, Enbiya ve Evliya’yı böyle nitelemezler, bilirler ki Enbiya ve Evliya Allah’ın habercisi, elçisi, dostudur. Ve bu zatların Allah ile konuşması ve ilişkisi vardır. Müşriklerin; ortak ve kadim bildikleri uydurma ilâhların Allah’la ne ilişkisi vardır ki onlara ibadet, Allah’a yaklaştırsın. Yine Müslümanlar: Enbiya ve Evliya’da, müstakil bir güç, ilim irfan olduğunu kabul etmezler ki hepsini Allah’ın mahlûku ve kul bilirler. Onlarda olanın ve her şeyin Allah’a ait olduğunu bilirler. Onlara sevgi, saygı ve hizmetleri, Allah içindir. Onların da Allah’ın izni ile yardım ve şefaat edeceklerine, herkesteki ve herşeydeki kuvvet, ilim, güzellik ve faziletin Allah’ın olduğuna kesin inanır ve öyle ifade ederler. Öyle ise: Bi iznillah... Allah’ın izni ile, şefaat ya Habibi Kibriya, meded ya Şâh-ı Velâyet Aliyyel Mürteza ve Külli Enbiyaallah ve Evliyaallah... Aman, aman, biiznillah Huuuu Ya Dost... demekte ne sakınca vardır.
“Refiudderecat -Derecelerin Yücesi Allah (Mümin: 15), “Ulül ilme derecat - ilim derece derece verilmiştir.” (Yusuf: 76), Âyetlerinden anlaşıldığı üzere Allah-ü Teâla’nın Zâti üst mekanizması olduğu ve alt tabakalarda da bir hiyerarşik düzen kurduğudur. Allah’ın, Râfi, Ustün, Yüce, Yüksek kıldığı Kutsi Ruhlar ve Melekleri vardır: (Mücadele: 11) Mülkte de Devlet hiyerarşisi mevcuttur. İşte bunların hepsi, Allah’ın İrade ve lzni ile tasarruf ederler. Hepsindeki ilim, kuvvet ve tasarruf Allah’ındır. Varlığın özü, Allahü Teala’nın Pâk ve Nur olan, sınırsız, eşsiz bir vücududur. Herşeyin kaynağı O’dur. Mülkte-Melekutta yönetim ve tasarruf kendisinindir. Ama bunları: Kutsi Ruh sahibi Nebi, Veli ve başta Cebrail olmak üzere Meleklerle ve yeryüzündeki devlet kadrosuyla yapar. Allah’ın kurduğu İlâhi düzen budur. Onun izni ile Enbiya, Evliya ve Devlet Ricalinden yardım istenir. “Yok sen Enbiya, Evliya’nın

elini öptün, müşrik oldun, Ârife, Âlime saygı gösterdin Kâfir oldun” diye Müslümanlara hakaret edilemez. Âdeme hürmet etmeyen İblis’tir. Allah da onu kovmuş ve lânetlemiştir. Gerçek vücudu ve herşeyin kaynağını Allah bilen Muvahhiddir. Gerçek vücut Nur’dur ve sonsuzdur, kenarsızdır, iki kenarsız var ise olmaz. 0 nedenle Vücud-u Mutlak birdir.
Veli ve Valiler de O’nun izni ile yardım edebilirler. Allah’tan başkasında bizatihi güç yoktur. “Lâ kuvvete illa billah” (Kehf: 39). Gücün kaynağı Allah’tır. Allah amaç, diğerleri araçtır. Araçsız amaca kavuşulamaz ve ondan birşey alınamaz. Allah: Rab, Efendi ve Mâbuddur. O’ndan başka herşey kul, abd ve O’na mahkumdur. Allah herşeyi kaplamıştır. “Ela innehü bi külli şey’in muhit” (Fussilet: 54) Allah herşeyi ihata ettiğine göre maddi ve mânevi her nesne Allah’a mahkumdur. Mahkum ise esir, köle ve kuldur. Denizler ve köpükleri gibi, köpüklerin aslı deniz olmakla beraber, deniz onların hepsini hem kendinden ihdas etmiş, hem de onları ihata ederek, hepsini kendine kul-köle etmiştir. Hem de o köpüklerin izafı olan varlıklarını sonra kendi büyük varlığında yok edecektir. Vücudu Mutlak ezeli var ve nur olan sonsuz kenarsız, eşsiz bir Allah da herşeyi kendi nurundan ihdas etmiş ve onların hepsini kapsamış, kendine köle ve kul etmiştir. Ve sonra onları ezeli ve ebedi nurunda yok edecektir. İlk ve son, dış ve iç O’dur. Işte Tevhid budur. Zât-ı Mutlak Allah’dan başka ne bir müstakil, kadim var vardır, ne de kimsede bizatihi bir güç ve bir ilim-bilgi vardır. Kenarsız, sonsuz var olan Vücud-u Mutlak ve kenarsızlığı sonsuzluğu nedeniyle eşsiz bir tek bir Vahid-i Mutlak olan Allah’tır.
Kuvvetin, gücün, ilmin, güzelliğin kaynağı Allah’tır. Lâ mevcude illallah -Allah’tan başka var yoktur (Hakikatte) “La kuvvete illa billah”(Kehf-39), “Ve hüve bi külli şeyin alim” (Ahzab: 54), “Allemel insane ma’lem ya’lem” (Alak: 5), “Ve alleme ademel esmae külleha” (Bakara: 30). Var olan Allah’tır, sonsuz-kenarsız Nurdur. Kenarsızlığı nedeniyle tek birdir. Zira iki kenarsız var olmaz. Gücün, ilmin, sanatın, güzelliğin kaynağı Allah’tır. Allah, Mülkünü, Ilim, Irfan, fen ve sanatını, yönetim ve tasarrufunu derece derece hikmetle taksim etmiş ve izin vermiştir.
Hakikatta bunların hepsi Allah’a aittir, İşte Tevhid’de budur.
Müşriklerin o uydurma âlihelerini bizzat güçlü ve bilgili ve kadim,
daim, ezeli-ebedi bizatihi mevcut bilmek, aynen Allah gibi AIIah’ı büyük, diğerlerini küçük ilâh diye nitelemek, ilâhlardan oluşan bir şirket düşünmek... İşte şirk, ortaklık, ortak koşma budur...
Allah’ın iç Âlemi de, dış Âlemi de kendinden ve kendi nurundan ihdas ettiğini, Ezeli, Ebedi, Âlim ve Kuvvet Sahibi, Gören, İşiten, Konuşan, Hakim, Aziz ve Mutlak Yönetici olduğunu, üst ve alt dereceleri kurduğu ve bunlarda da Ruh, Melek, Nebi, Veli sonra Melik, kral, devlet reisleri vasıtası ile tasarruf ettiğini, herşeyin kendi izniyle olduğunu ve Mutlak Kaynak Kendisi olduğunu Kur’an ve Hadis’te tekrar tekrar ifade edilmiştir.
Evet, “Külli şey’in sebeba-herşeyin bir sebebi, nedeni vardır.” (Kehf: 84). Allah: işini, ceza ve mükafatını Ruh-Melek-Veli ve kral-melik, vali eliyle verir ve yapar. Bize yaraşan, Nebi ve Velilere sevgi, saygı ve hizmettir. (Mâide: 35). Çünkü: Nebi ve Veliler, Allah’ın Rahmet, Hidayet, Adalet, Şefkat Sıfatının altında... Melikler ve krallar ise, Kahr, Celal, Gadap Sıfatı altındadır. Allah’ın iki sistemi görülmektedir, biri Nebevi, diğeri meliki... Kulların çoğu Nebevi sistemi istemediğinden ya da haketmediği için başlarına ise: Kahri, Celali, Melki (Krallık) sistemi getirir. Sosyal demokrasi her ne kadar İsIâmi, (Nebevi) değilse de sosyal adaleti ve insan özgürlüğünü ve insan haklarını savunduğu için İslâmi sisteme en yakın olan bir sistemdir. “Allah Adildir, ancak insanların çoğu inançşızdır.” Âyetleri çok sayıda ve açık anlamdadır. (Rad: 1)
Adalet: Ata ot, kediye et vermektir. Bunun zıddı zulümdür. Allah da öyle yapmaktadır. Çoğunluğun isteğine göre başlarına yöneticiler getirmektedir. Toplum, gövde.. Yönetici ise baştır. Ya âdil -iyi, ya zalim -kötüdür baştaki... Demokrasi ile idare edilmeyen ülkelere bakıldığı zaman, o ülkenin insanlarının çoğunun aslında özgürlük, insan hakları, bireysel haklar diye bir istekleri olmadığı görülecektir. O toplumların çoğunluğunun istekleri, krallarının ve diktatörlerinin kendilerine ekmek vermesidir. 0 kral ve diktatörlere dalkavukluk ederek onlara yakın olup, onlardan yararlanmak -zengin olmaktır gayeleri... Onlar nefislerinin isteği olan bu dünyada lüks bir yaşam biçimine kavuşup, zevk-ü sefa sürmek istemektedirler. Onların özgürlük, insan hakları diye bir dertleri yoktur. İstedikleri sadece dünya yaşamı ve ziynetidir
(Süsüdür). 0 toplumların çoğunluğu; saydığımız bu insani değerlerin (özgürlük, adâlet, insan hakları gibi) kavramların bilincine varmadıkları gürülür. Sadece nefsani, hayvansal duygularını tatmin etmek isterler. Allahü Taâlanın: Kur’an’da “Velem yürid illel hayated dünya -Onlar dünya yaşamından başka birşey istemezler.” diye nitelediği insan topluluklarıdır. Onun için de özde ne Peygamberin ve Dört Halifesinin aslında Cumhuri Sistemini (sosyal adaletçi ve özgüılükçü olan) isterler ne sosyal demokrasiyi, ne de demokratik cumhuriyeti isterler. 0 toplumların çoğu aslında baskıcı rejim olan krallık, sultanlık ve diktatörlük isterler, eğer istemeseler başlarındaki o krallar, sultanlar, diktatörler fazla sürmez hemen düşerler. Bunun en son örneği Romanya Diktatörü Çavuşesko’nun durumudur. Halk istemeyince bütün zulmüne rağmen diktatörlüğünü sürdürememiş ve devrilmiştir.
Allah’ın Nebi ve Velilerine sevgi-saygı, Onlardan yardım istemeyi şirk sayan, sözde muvahhid Müslümanlar, meliklerden ve zenginlerden birşey istemesinler öyleyse.. Hasta olduklarında şifa için doktora gitmesinler, her türlü ihtiyaçlarını bizatihi Allah’tan istesinler, yoksa kendileri de müşrik oluyorlar.. Normal hayatta, sebeplere yapışmayı şirk sayıp, “Ancak senden yardım isteriz” diye de Âyeti yanlış tefsir etmek, insanlığın düzenini bozmak ve şaşkın etmekten başka brşey değildir. Ruhu Allah’a vasıl olmuş, Allah’ın Dostu-Velisi İbrahim Aleyhisselam gibi “Ve iza meridtü fehüve yeşfın” (Şuara: 80) -Hasta olursam Allah bana şifa verir- demek lazım, ya da hasta olan herkesin doktor, ihtiyacı olan herkesin de birer birer kral, zengin olması lazım... Çünkü bu kişilerin artık, Allah’tan başkasına ihtiyaçları kalmamıştır. ikisi de doruk noktaya, zirveye yükselmiştir. Biri Mânevi, biri maddi.. Buyrun: isteyen, Nebi ve Veliye sevgi-saygı gösterip hizmet etsin, O’nların feyzinden, nurundan, İlâhi Ilmi Ledününden feyz ve Mârifet istesin, faydalansın... Isteyen de, dünya melikleri, zenginleri ve yani zâlim diktatörlere hizmet etsin ve onların dünya nimetlerinden istesin.. Ve o zaman kim Mü’min kim müşrlk tam belli olsun..
Büyük Muvahhid Fuzuli bakınız ne buyuruyor:

“Hizmet ehline sim ü zer vermek (altın-gümüş) meliki mülke aittir.
En kazançlısı ise Hizmet-i Nebi ve Veli’dir.
0 da Rütbe i Şehadettir (Allah’ı Görmektir).”

Müşrikler, önce heva ve heveslerini simgeleyip, cansız oyma putlar yaptılar, sonra âlihelerinin önünde eğilip taptılar ve onlardan yardım istediler. Tıpkı Hristiyanların, önce Allah’ı İsa ve Meryem’e dönüştürüp sonra da onların taştan-demirden heykellerini yaparak, önünde eğilip taparak, sanki duyuyorlarmış gibi onlara yalvararak yardım istedikleri gibi.. Öyle ki Vatikan’da, mermerden Meryem Ana heykelinin ayakları, öpe öpe aşınmış, dümdüz olmuştur. Ve nerede iki tane çöp, demir çubuk buldularsa çaprazlama bağlayıp salip-haç yaptılar ve boyunlarına kadar heryere astılar. önce Ruh’u beden ettiler, bedeni de iki çubukla küçülttüler ve Koca İsa’yı çer-çöp ettiler.
İşte buna karşılık biz, Sure-i Fatiha’da “Biz sana taparız, ve biz senden yardım bekleriz.” diyerek uydurma ilâhlara tapmayı, varlıkları olmayan ve cansız olanlardan yardım istemeyi reddederiz. Hak’kı bilen (Ârif) ve Hakkı gören (Şehit)Ierden de Allah’ın izniyle şefaat bekleriz. Bu da Kur’an-ı Kerim’de kesin olarak sabittir. “Nahnü Evliyaüküm- Biz sizin Velileriniziz” (Fussilet: 31), (Zuhruf: 86) Bu Âyete göre “Melekler Mü’minlerin Velileridir”.
Melekler, insanlara yardım eder. Ruh-u Âzam, Küll-i Ruh olan Peygamberimiz ve Varisleri Hz. Ali, Hz. Hasan, Hz. Hüseyin, Hz. Ebubekir ve Veliler bizim şefaatçimiz ve yardımcılarımızdır. Peygamberimiz:

“Benim şefaatim -yardımım ümmetimin kebair-büyük günah işleyenlerine-ehlinedir.” buyuruyor.
Arapça Gramerde: “İyya”, İlgi-aidiyet- mahsus kılma anlamınadır. “İnnema-Ennema” kelimeleri ise -Ancak- anlamınadır. İyyake Sana, İyyaye-Bana, Iyyahu-Ona anlamındadır. “lyyake na’büdü” Âyetinde, olmadığı halde “Ancak sana taparız” meali vermek caiz olabilir. Zira Allah’tan başka Ma’bud -tapılacak olmadığı Kuran’da yüzlerce Âyette ifade edilmektedir. Allah tekdir ve Mutlak’tır (Nahl: 22)..”İyyake nestein” âyetine ise “Ancak” edatını koymak, yukarıda anlattığımız gibi yanlıştır. “Bi iznillah, bi iznihi” âyetleri ise delilimizdir. Enbiya, Evliya ve Şehitlerin ruhları diridir. Allah’ın emri olan, Ruh-u Kudsi’ Kutsal Ruhlar ölmez, Allah’ın yanındadır, istediklerine ve isteyenlere yardım ederler.

“Günahkarların ruhu berzahlarda, müttekilerin ruhu Allah’ın indindedir.” (Kamer 55). Aksini düşünmek, söylemek: ancak, Müslümanlara bir sataşmadır, demogojidir, ortalığa fesat yaymaktır. Hem de Enbiya, Evliya, Şehit ve Melekleri küçümsemektir. Onları küçütten Allah’ı küçültmeye kalkmış olur, sonunda iblis gibi zelil ve hakir kalır. Bunlar aslında, Mâneviyat-Ruhaniyat Aleyhtarı, Materyalist, Maddeci kişilerdir. “Yardım ancak Allah’tan istenir’ derler sonra zenginlere, idarecilere dalkavukluk, yağcılık ederler. Kur’an’daki mecazi anlamı da kaldırıp Cenneti dahi maddeleştirmeye çalışırlar.

Ruhani-Allah yolunun yolcuları ise: Üstadları, Hocaları, Öğretmenlerine-dünyada iseler vicahi-.sevgi ve saygı gösterirler, O’nları büyükler ve över, önünde eğilir, ellerini öper, hizmetlerini görürler. Çünkü: O’nlarsız: Ne Allah bilinir, ne Hak Yolu Öğrenilir. “İnsan-ı Kâmil, Allah’ın halifesi, aynası, varisidir.” (Bakara: 30). Şayet vefat etmişseler Nurani, Kutsi, Yüce Ruhlarına yönelerek, cehalet ve nefs-i emmarenin karanlığından kurtarmaları için himmet istenir, ilim-irfan, aşk ve feyz taleb edilir.
Bilindiği gibi ve dialektiğin gereği: Daima zayıf, güçlüye mahkumdur. Onun için hürmet eder, önünde eğilir. Yapmazsa ezilir, bundan ötesi mugalatadır...

Allah’ın: Maddi-Mânevi, Zahiri-Batıni, İç-Dış Âlemindeki hiyerarşisinde de durum böyledir. Buna baş kaldıran, kibirlenen, böbürlenen ezilir, azap görür. Dünyadaki huzuru bozmak isteyen fesatçılar olduğu gibi. Mânevi düzene (İnsan-ı Kâmil ile Allah’a ulaşma) hiyerarşisine de başkaldıran dini görünen fesatçılar vardır.” (Tevbe: 34)..” Hem bunlar en tehlikelisidir, molla kisvesinde görünen maddeci ve çıkarcılardır.” (Meryem: 69).. “Özlemleri lüks yaşam içindir, bunun için yapmayacakları dalkavukluk yoktur. Dini, dünyaya-menfaatleri doğrultusunda-tahvil ve tevil etmeye dahi kalkışırlar.” (Bakara: 86). Bunlar Haham, Papaz ve Mollaların çoğudur. Bunların Kur’an’daki adları “Ribbiyyun’dur.” Allah bunların “Peygamber ve İnsan-ı Kâmil’Ie mücadele ettiklerini” buyurur. (Âl-i imran: 146). Bunların malesef çok azı olan .İyilerini tenzih ederim.
Allah, Müslümanları ve insanlığı böylelerinden ve tehlikelerinden muhafaza buyursun. Enbiya, Evliya, Şüheda ve Ârif-Âlim Hak Dostlarının sevgisini kalbimizden, Şefaat, Himmet ve yardımlarını üstümüzden eksik etmesin.. Âmin...

Konuyu özetlemek gerekirse: Emevi din yorumunu daha da katılaştıran, İbn-i Hazm ve İbn-i Teymiye’nin bir uzantısı olan bazı Ehl-i Sünnet dışı mezheplere göre: “Peygamberden, Peygamberlerden Velilerden Şefaat-Yardım isteyenler, kabirleri ziyaret edenler, Peygamber ve Velileri dost edinenler, kurban kesenler kafirdir, müşriktir, putçudur’ deniliyor. Bu durumda: 1,5 milyar Sünni, Alevi,Şii olan biz Müslümanlar ve 1400 yıllık atalarımız hep kafir, müşrik ve de putçuyuz, yalnızca: şu anda sayıları 200-300 bini geçmeyen onun da yarısı belli bir aşiret ve bürokrat olan kişiler müslüman ve muvahhid öyle mi?.. Bu ancak insafsız birtefrikacılıktır. Sünni, Alevi, Şii olan halkın çoğunluğu Müslümandır.
Bir de “Allah ile kul arasına kimse giremez” sözünü ikide bir tekralayan bu Ehl-i Sünnet dışı mezhepdekiler Ayırsınlar bakalım din ile dünya işlerini, kabul etsinler demokrasiyi, benimsesinler 4 Halife’nin seçimle işbaşına geçme sistemini.. Hem, hiç dikkat etmiyorlar mı cenaze namazına... Cenaze Namazı çok önemlidir. Doğrudan önümüze koyup, onu da kıblemize eşdeğer tutup namaz kılıyoruz. Bu da tıpkı Meleklerin: Âdem’i kıble edinip, Âdem’e secde ettikleri gibi bir olaydır. Burada Âdem ve vefat eden Müslüman insan kardeşimiz kıbledir. Çünkü önümüzdedir ve yüzümüzü ona dönmüş durumdayız. “Yüzünü Mescid-i Haram’a çevir” (Bakara: 144). İbadet, Allah’adır. Ama kıble olarak, Âdem ve vefat eden kardeşimiz, cenaze namazıyla yüceltilmektedir, bu bir saygı, bir tazimdir. Zira, Âdem ve evladı yücedir. “Âdem’e bütün isimleri öğrettim.” (Bakara: 31). “Âdem ve Kâmil İnsan olan evlatları, Allah’ın halifesidir.” (Bakara: 30). “insan yücedir.” (Tin: 3)
Bu durumda: Melekler, Âdem’e secde etmekle, Müslümanlar da vefat eden insana yönelip salat, dua, namaz kılmakla müşrik mi olmaktadırlar. Yusuf’a secde eden Ebeveyni ve kardeşleri müşrik midir?
Aslında onlar, İnsan-ı Kâmile de, 4 büyük Halife’ye de, 4 mezhep imamına da, Maturudiye de, Eş’ariye de, Şiaya da tasavvufa da zaten karşılar. Mâneviyatı inkar eden, veya fizik ötesi âlemi de yorumlarıyla maddi-cismani kılan materyalistler bu Ribbiyyinler yani; (Rab’cı-Allah’cı geçinen dini bilginlerin çoğu) bunlara göre Nurani-Rahmani Âlem, Nurani Cennet yoktur. Cennet’te dünya gibi maddedir. Halbuki Ruh-Melek ve Cennet Âlemi, Emir’den yani Nur’dandır. Emir ise Allah’ın Kelim sıfa
tıdır. Kur’an-ı Kerim’de Allah’ın emridir, Allah’ın kelamıdır ve Nur’dur. Allah’ın emri-kelimesi ve nefesi cisim, mahluk, madde değildir. Bunlar, bu saydıklarımız Sıfat-ı Zât-i Bâri’dendir. Âlem-i Melekut ve Ceberut’tur.
Allah ile kul arasına giren kimse yok ki.. Aracı ilimdir, irşat ilimledir. Hakiki Mürşit ilimdir. Ancak ilim, kendiliğinden irşat yapamaz. İlmi bilen, Ârif lazımdır. Aracı Âlim, Ârifdir. Bilindiği gibi İslâm’da İlim: Zâhir-Bâtın, Fıkhi ve Itikadi ilimler diye ikiye ayrılır. Fıkıh (İslâm Hukuk İlmi), zahiri ilimler kategorisindendir. İtikat-İman İlmi ise; Felsefi, Kelami, Tasavvufi diye üç bölümdür. Bunların da bilge kişilerine Âlim ve Âriflerine ihtiyaç vardır. İrşat ilim iledir, ilim de bu görevi bilge Âlim, Ârif kişiler aracılığı ile yapar. Bunun da başka yolu yoktur.
İşte bu bilge kişilere: Medreselerde Fakih, Feylezof, Kelam Âlimi... Tekkelerde ise Üstad, Ârif, Şeyh,Baba, Pir, Dede ünvanı verilmiştir. Bilindiği gibi Tasavvuf medreselerden değil, Tekkelerden zuhur etmiştir. Hiçbir Tasavvufçu gösterilemez ki 0, bir Tarikat Piri veya mensubu olmasın....
“Aracı yoktur, mürşit ilimdir” gibi sözler saptırılmasın. Âlim, Ârif aracısı olmadan, ilim-irfan kendi başına irşat görevini yapamaz. Araçsız amaç olmaz. Rehbersiz, maddi-Mânevi hiçbir yere, amaca erişilemez. Aracı sadece rehberdir. Peygamberler ve Veliler Âlim, Ârif kişilerdir. Hak yola ve Allah’a kavuşmakta rehberdir. Peygamberler ve Veliler Âlim, Ârif kişilerdir. Hak yola ve Allah’a kavuşmakta rehberlik ve mürşitlik yapmaktadırlar. Ancak, gaye her zaman amaçtır, ama araçsız amaca da kavuşulamaz. Ampülsüz elektrik ışığından yararlanılamaz. Kur’an-ı Kerim’de “Errahmanü fes’eI bihi hablra - Rahman’ı, Rahman’dan haberdar olandan sor” buyuruluyor. Demek ki; Rahman’ı; Rahman’ı bilen-haberdar olan- Âlim, Âriflerden sorup öğrenmemiz emrediliyor.

İlim-fiil.. Âlim-fail.. İlim-Kur’an, Âlim, fail Muhammed (S.A.), Kâmil İnsan’dır. Kur’an’ı bilmek için illa bir Kâmil İnsan, Muhammed (A.S.)a ihtiyaç vardır. Bunun başka yolu da yoktur. Hal böyle olunca da, rehbere bir teşekkür etmek, sevgi ve saygı göstermek lazımdır. Hocaya, öğreticiye, hak yola rehberlik ediciye, babaya, büyüğe sevgisi, saygısı, teşekkürü olmayanın Allah’a hiç olmaz. Böyle birisine değil Müslüman, insan bile denmez. Çünkü, sa-
dece Allah’ı yüceltiyor görünüp, şerefli ve mükerrem insanı küçültmek ve sevmemek İblis’in işidir. İblis mel’unu da AlIah’ı Yüce kılıp, İnsanı-Âdem’i küçük gördü ve sevmedi yani büyüklendi!... Ama sonra tel’in edilip, recm edildi (kovuldu, taşlandı).
Hristiyanlarda Martin Luther de: Bu aracı kabul etmeme fikrini, Emevi din yorurumcusu Emevi kökenli, Zahiriye Mezhebi’nin kurucusu İbn-i Hazm’dan almış, ve Papa’ya karşı çıkıp protestanlığı kurmuştur. Ama 500 yılda sayıları 50 milyonu geçememiştir. Bugün Hıristiyanlığın %90’ı Katolikler ve Ortodokslar’dan oluşmaktadır. Bu aracı kabul etmeyen, velileri inkar eden Luther’ciler hem Müslümanlar, hem Hıristiyanlar arasında hep ifrad ve tefritçi olarak bulunur ve her zaman bir avuç azınlıktırlar. Çoğunluk, böyle sapık-aşırı fikirlere itibar etmez. İşte pratik de meydandadır.
Büyük bilgin, Âlim, Ârif olan Enbiya ve Evliya’nın kabirlerini korumak, simgelerle O’nların fikirlerini canlı tutmak: Bir hatıra, saygı, sevgi ve vefa ifadesidir. Yoksa kimse mezara tapmaz, her Müslüman Allah’ı bir bilir. Hiç bir Müslüman, cansızdan, cesetten, taştan, topraktan birşey istemez. Ölmez olan, canlı olan Allah’ın emri ve ruhundan istekte, talepte bulunur. Şefaat himmet ve feyz ister ve bunların Allah’ın izniyle olacağını bilir. Müşrikler ise; cansız sanemlerden (putlardan ve uyduruk âlihelerinden) yardım isterler ve uyduruk âlihelerini Allah’ın yaratmadığını ve onların da bizatihi Allah gibi Kadim olduklarını, ve kuvvetlerinin de bizatihi kendinden olduğunu, Allah’ın onları yok edemeyeceğini söylerler. Yani onları da Allah gibi Kadim, Ezeli bilirler. Kuvvetlerini kendiliğinden var bilirler ve uyduruk ilâhlarını Allah yaratmamış ve Allah yok edemez, onlardaki bilgiyi de Allah vermemiş. 0 âliheler kendi müstakil güçleriyle vardır diye bilir müşrikler ve müşriklere göre “Allah büyük ilâhtır, diğerleri küçük...” (Enam:19), (Mü’minun: 117). Tevhidi bilmek için önce şirkin ve şirklerin ne olduğunu bilmek gerekir.
Kardeşlerim, hangi Müslüman; “Âdem’i, Evliya’yı Allah yaratmadı, onlardaki ilim, kuvvet feyz Allah’tan değil” der. Böyle bir Müslüman var mı ki, Enbiya ve Evliya’ya Allah için hürmet edene Allah’ın izniyle himmet isteyene Müşrik deniliyor. Her Müslüman bilir ki, Enbiya ve Evliya’yı da herşey gibi Allah yarattı ve Allah onları da, herkesi
de öldürür ve öldürecektir ve onlardaki ilim, kuvvet, feyz Allah’ındır. Kuvvetin, ilmin, feyzin kaynağı Allah’tır. Herkes Allah’ın kuludur. Ma’bud, İlâh Allah’tır.
Allah birdir Enbiya ve Evliya ise Haktır. Her himmet ve yardım Allah’ın izniyledir. Ve Allah’ın şefaate ve irşada izin verdiği Enbiya ve Evliya ve tek kelime ile pâk ruhları Allah’a yaklaşmış Mukarrebun’lar yani, Kâmil İnsanlar vardır. Kimse cansız varlıklardan birşey istememektedir. Enbiya ve Evliya’nın ruhu Hay’dır. Ölen cesettir. Ruh Allah’ın emridir, ölmez. Günahkar ruhlar berzahlardadır. Pâk Ruhlar, Allah’ın indindedir.

“İnnel müttekine fi cennatin ve neher. - Müttakilerin ruhları Allah’ın indindedir.”(Kamer-54)

Âyeti apaçıktır. Müşriklerin uyduruk ilâhları Allah’a yakın değildir. Hem onlar yoktur ki. Onlara tapmakla Allah’a yakın olunsun. Ama Allah’ın huzurunda, yanında, yakınında olan Enbiya, Evliya ve Mukarreb ruhların sahipleri Allah’ın dostudur ve insanlara şefaatçidirler.
Ayrıca, Kur’an-ı Kerim’de

“Mü’minlerin, mü’minleri dost-Veli edinmesi,”(Enfal-72,Tevbe-71)

tavsiye hatta emri varken, Mü’minler, Allah’ın dostları-Velilerini Veli edinmekle Kur’an-ı Kerim’in emrine uymuş olmuyorlar mı?..

KAZIM YARDIMCI-ADIYAMAN-TÜRKİYE
_LeyaL_
İYYAKE NA'BUDU VE İYYAKE NESTEİN

Gerçeğini değil gerçeğin çarpıtılarak yutturulmaya çalışılan halini açıklamışsınız....

Bahsedildiği gibi hastanelerden yardım kuruluşlarından yardım almak daha doğrusu hizmet görmek veya hizmet etrmek Allah tan başkasından yardım dilemek değildir...konu çok ters anlatılmış...

ayrıca Allah ın veli kulları veya dostları tabiki olacak.....Allah akıl vermiş kullanmış ve Allah ın sevdiği kullarından olmuş bu bana gidip ondan yardım isteme hakkını vermez ....

belli bi mertebesi varsa bu ancak ona fayda eder....

ben bi mertebeye erişmek istiyosam bunuda ancak Allah kulluk edip ve ancak Allah dan yardınm dileyerek yapabilirim....

ayrıca bu konu daha önce tartışılmıştı bilen arkadaşlar link verirler......



mmustafa
ALINTI(_LeyaL_ @ Sep 2 2008, 05:04 PM) *

İYYAKE NA'BUDU VE İYYAKE NESTEİN

Gerçeğini değil gerçeğin çarpıtılarak yutturulmaya çalışılan halini açıklamışsınız....

Bahsedildiği gibi hastanelerden yardım kuruluşlarından yardım almak daha doğrusu hizmet görmek veya hizmet etrmek Allah tan başkasından yardım dilemek değildir...konu çok ters anlatılmış...

ayrıca Allah ın veli kulları veya dostları tabiki olacak.....Allah akıl vermiş kullanmış ve Allah ın sevdiği kullarından olmuş bu bana gidip ondan yardım isteme hakkını vermez ....

belli bi mertebesi varsa bu ancak ona fayda eder....

ben bi mertebeye erişmek istiyosam bunuda ancak Allah kulluk edip ve ancak Allah dan yardınm dileyerek yapabilirim....

ayrıca bu konu daha önce tartışılmıştı bilen arkadaşlar link verirler......


“Biz sana taparız ve senin inayetini ve yardımını isteriz.” Mealciler ise: ‘Ancak sana taparız ve ancak senden yardım isteriz.” diye meallendirmektedirler. ‘Sanataparız-seni Mâbud ediniriz’ kısmının başındaki “Ancak” kelimesi teyit içindir. Zira Allah’tan başka Ma’bud olmadığı, Kuran’da yüzlerce Âyette bildirilmektedir. “Fa’lem ennehu Lâ ilâhe illallah’ (Muhammed: 19) -Iyi bil ki Allah’tan başka İlâh yoktur.-
Ama Allah’tan başkasından yardım alınmaz diye bir âyete de rastlanmaz. Aksine “Mü’minlerin birbirlerine yardım etmeleri, birbirlerini veli edinmeleri” tavsiyesi vardır.
Müşrikler Allah’dan başka oyma cansız putları ma’bud edinirlerdi, ve putlar diriymiş, işitiyormuş ve bir güçleri varmış gibi onlardan yardım istederdi. Onun için Allah: “İlâh edindiğiniz oyma putlar, size ne fayda ne de zarar verir, ne diye onları çağırıyorsunuz ey cahiller’ (İsra: 56). demektedir. Ama canlı varlıklar, hem zarar hem de fayda verebilir.

Ayrıca, “İyyake nestein” Âyetinde Rabbimiz : “Ya Nesir” Esmasını değil, “Ya Müstean” istiane -İnayet- Esmasını kullanmıştır.
Allah: “Kûnû ensarullah” -Allah’ın yardımcıları olunuz.- (Saff: 14) diyerek Mü’min kullarından kendisine yardım istemektedir. Allah’a yardım eden kul, insanlara, hayvanlara bitkilere nasıl yardım etmez? Tabii Allah’a yardım, Peygambere yardım anlamınadır. Peygambere yardım eden insan, diğer insanlara da yardım eder. Eğer bu “Senden yardım isteriz” Âyetini, mutlak mânada “Ancak senden yardım isteriz.” anlamında alırsak -ki böyle birşey muhaldir, imkansızdır- 0 zaman Allah’dan başkasından yardım isteyen bütün Müslümanlar müşrik olur. Bu defa: Hastaneleri kapatmak, sosyal yardım müesseselerini yok etmek velhasıl Esbaba Tevessülü (sebeplerden faydalanmayı) ortadan kaldırmak gerekir. Bu da pratik hayatı yok etmek olur. Canlı varlıklar dara da düşer ve yine canlı varlıklar yardım da eder. “Ve emmes saile fela tenhar.’ -İsteyeni boş çevirme- (Duha: 10). Bakınız bu âyette: lsteyen de var, isteyene yardım etmek de var.
İlle Cihad
tamamıyle TASAFFUF hizmet için yapılmış bir yorumdur.

gerçekle hiç alakası olmayan bir yorumdur.

Allahtan başkasından yardım dileriz, kısmını nefsinize göre nasılda çevirmişsiniz.

hastaneden, doktordan yardım almak ile, Suredeki Yanlız senden yardım dileriz ifadesinin uzaktan yakından bağlantısı yoktur.

tamamıyle zırva bir yorum.
nasreddinhoca
ALINTI
Tamamıyle TASAFFUF hizmet için yapılmış bir yorumdur.


Kesinlikle...
Katılıyorum...
Tasavvuf ilmini cahillerden tenzih ederim...(medet ya şeyh diyen cahiller...)

İlle Cihad
tasaffuf yazmışım, düzelteyim smile.gif

TASAVVUF olacaktı...
_LeyaL_
ALINTI(mmustafa @ Sep 3 2008, 11:33 AM) *

“Biz sana taparız ve senin inayetini ve yardımını isteriz.” Mealciler ise: ‘Ancak sana taparız ve ancak senden yardım isteriz.” diye meallendirmektedirler. ‘Sanataparız-seni Mâbud ediniriz’ kısmının başındaki “Ancak” kelimesi teyit içindir. Zira Allah’tan başka Ma’bud olmadığı, Kuran’da yüzlerce Âyette bildirilmektedir. “Fa’lem ennehu Lâ ilâhe illallah’ (Muhammed: 19) -Iyi bil ki Allah’tan başka İlâh yoktur.-
Ama Allah’tan başkasından yardım alınmaz diye bir âyete de rastlanmaz. Aksine “Mü’minlerin birbirlerine yardım etmeleri, birbirlerini veli edinmeleri” tavsiyesi vardır.
Müşrikler Allah’dan başka oyma cansız putları ma’bud edinirlerdi, ve putlar diriymiş, işitiyormuş ve bir güçleri varmış gibi onlardan yardım istederdi. Onun için Allah: “İlâh edindiğiniz oyma putlar, size ne fayda ne de zarar verir, ne diye onları çağırıyorsunuz ey cahiller’ (İsra: 56). demektedir. Ama canlı varlıklar, hem zarar hem de fayda verebilir.

Ayrıca, “İyyake nestein” Âyetinde Rabbimiz : “Ya Nesir” Esmasını değil, “Ya Müstean” istiane -İnayet- Esmasını kullanmıştır.
Allah: “Kûnû ensarullah” -Allah’ın yardımcıları olunuz.- (Saff: 14) diyerek Mü’min kullarından kendisine yardım istemektedir. Allah’a yardım eden kul, insanlara, hayvanlara bitkilere nasıl yardım etmez? Tabii Allah’a yardım, Peygambere yardım anlamınadır. Peygambere yardım eden insan, diğer insanlara da yardım eder. Eğer bu “Senden yardım isteriz” Âyetini, mutlak mânada “Ancak senden yardım isteriz.” anlamında alırsak -ki böyle birşey muhaldir, imkansızdır- 0 zaman Allah’dan başkasından yardım isteyen bütün Müslümanlar müşrik olur. Bu defa: Hastaneleri kapatmak, sosyal yardım müesseselerini yok etmek velhasıl Esbaba Tevessülü (sebeplerden faydalanmayı) ortadan kaldırmak gerekir. Bu da pratik hayatı yok etmek olur. Canlı varlıklar dara da düşer ve yine canlı varlıklar yardım da eder. “Ve emmes saile fela tenhar.’ -İsteyeni boş çevirme- (Duha: 10). Bakınız bu âyette: lsteyen de var, isteyene yardım etmek de var.




yukardaki cevabımı tekrarlıyorum....

sizde böyle gereksiz şeylere kafa yormayın...

yardım istemek için

Allah varken

çaput bağlayacak birilerini aramaya gerek yok......
-BeRcEsTe-
ALLAH sana bir sıkıntı verirse, o'ndan başkası bunu gideremez.Sana bir iyilik verirse, başkası onu engelleyemez.O, her şeye gücü yetendir.
ENAM 17
karuban
Maşallah... Barekallah. Allah sayınızı artırsın, gayretinizi kaleminizi keskin eylesin.

Ayet-i Kerimenin bir yorumu yapılıyor, ulema ekibimiz, koro halinde tasavvufi diye "zinhar caiz değulduuuur" demişler. Fetvayı bastıklarına göre, ulema ekibimiz biliyor olmalı:

Ulema ekibimizden soralım öylese:

"ibadet ederiz"

"senden isteriz"

İkisi de çoğuldur. Tek başına namaz kılan da böyle çoğul söylemektedir. Peki burada neden çoğul kullanılmıştır? Çoğul ifadeler olması ne anlama gelmektedir?

***

Süleyman As.'ın Belkıs'ın tahtını orada hazır bulunanlardan istediği biliniyor. Süleyman As. neden Allah'tan tahtı yanında halk etmesini istememiş de uzaklardaki bu taht için maiyetinden yardım istemiştir?

***

Bakara 61'de İsrailoğulları, Musa As.'dan dua etmesini ve yerin bitirdiği şeylerden; sebzesinden, hıyarından, sarımsağından, mercimeğinden, soğanından Allah'ın vermesini istemişledir. Bunlar neden kendileri dua etmemiş de Musa As.'dan "dua et" diyerek bütün bu meyve, sebze ve hububatı istemişlerdir?

***

Yusuf 97'de Yusuf As'ın kardeşleri Yakup As.'dan Allah'a dua etmesini ve günahlarının bağışlanmasını istemişlerdir... Bunlar kendi başlarına Allah'ım bizi affet dememişler, Yakup As'ın dua ederek kendi aflarını dilemesini isteyerek şirk mi koşmuşlardır? Hani Allah'tan başkasından istemek şirk ya!

***

Aynı şekilde Nur 62'de Peygamber Efendimize emir verilmiştir: " ... Onlar (senden izin isteyen Ashab) için Allah’tan bağış dile"

Misalleri çoğaltmak mümkün. "İyyake nestain" emr-i şerifi sizin anladığınız gibiyse, bu Ayetler ne oluyor?

Buyrun ilminizden teberrük edelim.
nasreddinhoca
ALINTI
Yusuf 97'de Yusuf As'ın kardeşleri Yakup As.'dan Allah'a dua etmesini ve günahlarının bağışlanmasını istemişlerdir... Bunlar kendi başlarına Allah'ım bizi affet dememişler, Yakup As'ın dua ederek kendi aflarını dilemesini isteyerek şirk mi koşmuşlardır? Hani Allah'tan başkasından istemek şirk ya!


Kim söylüyor şirk olduğunu???
Bir kimsenin bir kimseye dua etmesinde herhangi bir sakınca mı var, Allah ayette diyor birbirinize dua edin diye...

Mesele, medet ya şeyh gibi Rasulullah (sav)'ın öğretmediği bidat dua kalıplarıdır!!!
Hele de bu türbeden istenir hale gelince daha da bir iş yolundan çıkıyor...

ALINTI
Misalleri çoğaltmak mümkün. "İyyake nestain" emr-i şerifi sizin anladığınız gibiyse, bu Ayetler ne oluyor?


Bizim anladığımız gibi bir şey yok ortada, hemen hemen bütün tefsirler Fatiha'nın tefsirinde ittifak halindedir...
Yani, Fatiha tefsiri apaçıktır...
Öyle şeyhin meyhin anladığı olmaz...
ne olur?
tefsirler ortada...
tevessüle gelince, meşru tevessüle kimsenin itirazı yok, meşru tevessül ayet ve sahih hadisler ışığında bizlere yol gösterecek kadar açıktır, hem de apaçıktır, ancak bir kör göremez!!!

Müslim'in, Alâ b. Abdurrahman yolu ile Hz. Ebu Hureyre'ye dayandırarak bildirdiğine göre Peygamber efendimiz şöyle buyuruyor:

"Yüce Allah şöyle buyurur: "Ben namazı kendim ile kulum arasında ikiye böldüm. Yarısı bana ve öbür yarısı kuluma aittir. Kulum istediğine kavuşacaktır."

Kul, "Elhamdü lillâhi rabbilalemin" dediği zaman, Allah, "Kulum bana hamd etti" der. Kul, "Errahmanirrahim" dediği zaman, Allah, "Kulum, bana övgü sundu" der. Namaz kılan kul, "Maliki yevmiddin" dediği zaman, Allah "Kulum benim şanımın yüceliğini ifade etti" der.

Namaz kılan kul, "İyyake na'budu veiyyake nesteın" dediği zaman, Allah, "Bu söz hem bana ve hem de kuluma aittir. Kuluma istediği verilecektir" der.

Kul, "İhdinessıratal müstakim, sıratallezine en'amte aleyhim, gayrilmağdubi aleyhim veleddallin" dediği zaman, Allah, "Bu söz tamamen kulumla ilgilidir, ona istediği verilecektir" der."
islambuli
ALINTI
Iyi bil ki Allah’tan başka İlâh yoktur.-


arkadaşım zaten kuranı kerimin özü bu değilmi Allahtan başka ilah yoktur zaten Allah azze ve celle bize bunu emrediyor ama insanlar senin yazında yaptığın gibi çeşitli ilahlar buluyorlar kendilerine Allahtan başka mabudlar olmasa Allah c.c başka ilahları reddetmemizi emretmez.şu ayetlere bir bak istersen insanlar neleri ilah yerine koyuyormuş.

Şimdi sen, kendi hevasını ilah edinen ve Allah'ın bir ilim üzere kendisini saptırdığı, kulağını ve kalbini mühürlediği ve gözü üstüne bir perde çektiği kimseyi gördün mü? Artık Allah'tan sonra ona kim hidayet verecektir? Siz yine de öğüt alıp-düşünmüyor musunuz?(casiye 23)

Ey insanoğulları, size and vermedim mi?" Şeytana tapmayın o sizin apaçık düşmanınızdır.(yasin 60)

gördüğün gibi buradaki tapınma ve ilah edinme kelimeleri sende takdir edersinki kendisine secde edilen namaz kılınan şeyler anlamına gelmiyor gibi anlamlar içermiyor.yani insanlar kendileri birşeyler ilah mertebesine çıkarabiliyorlar.fatihanın ayetlerinden yazdığın gibi anlamlar çıkarman gerçekten üzücü insana şah damarından yakın onların dualarına karşılık veren bir yaratıcı varken başka birşeylere ihtiyaç duymak insanın nefsine zulmetmesi olsa gerek.

Kullarım sana beni sorunca, şüphesiz ben yakınım; bana dua edince dua edenin duasına karşılık veririm.O halde onlarda bana karşılık versinler, bana iman etsinler, ta ki doğru yola ulaşmış olalar." (Bakara-186)

Rabbiniz şöyle dedi: Bana dua edin size karşılık vereyim kulluğumdan kaçınıp büyüklük taslayanlara gelince, alçalmış olarak cehenneme gireceklerdir." (Gafir-60)

Gerçek dua O'nadır. O'ndan başka çağırdıkları, onlara bir şeyle karşılık veremezler. Ancak onların hali, suya ulaşmak için iki avucunu açan ve fakat bir türlü suya kavuşamayanın haline benzer. Kafirlerin duası sapıklıktan başka bir şey, değildir'' (Ra'd-14)
karuban
Hadis-i Şerifi Beyhakî sahih bir isnat ile rivayet etmiştir. (Bak. İbni Hacer'e ait olan Feth’ul barî, c.2 s.495, İbni Kesir'e ait olan El-Bidaye ven-nihaye, c.7 s. 91)

İmam Beyhaki, Efendimiz Ömer’in haznedarı Mâliki’d-dâr’dan sağlam bir senetle rivayet ediyor. Hadisin manası şöyledir:

Ömer zamanında kıtlık baş göstermişti. Adamın biri Resul’ün (aleyhisselâm) kabrine geldi ve dedi ki: “Ya Allâh’ın Resulü, ümmetin için yağmur iste, çünkü onlar mahvoldular!.” Rüyasında adama denildi ki: 'Ömer’e selâm söyle, kendisine yağmurun geleceğini haber ver ve ümmetin hizmetinde gayret göstersin'. Adam Efendimiz Ömer’e gelip durumu haber verince Ömer (radiyAllâhu anh) ağladı ve 'Ya Rabbi, elimden ne geliyorsa geri koymaz yaparım' dedi.

Bu kişinin Sahabeden Bilâl bin el-Hars el-Müzeni olduğu söylenmiştir. Dolayısıyla bu Sahabi Allâh’ın Resulünün (aleyhisselâm) kabr-i şerifine teberrük için gitmiştir ve bunu ne Efendimiz Ömer red ve tenkit etmiş ne de diğerleri..


***

Bu konuda cevaziyeti gösteren nice delillerimiz nakillerimiz daha vardır.

Fakat sadece bu nakil, caizliğin anlaşılması için yeter. O yüzden diğerlerine şimdilik gerek yok.

Bazılarının mantığına göre (Özellikle Harranlı İbnu Teymiyye takipçilerine bakarsanız) Peygamberler ve onların varisleri olan alimler (veliler) kabirlerinde kendilerine edilen nidayı işitmezler.

Öyle midir? Değildir. Yukardaki nakil bunun en açık bir delilidir.

Peygamberlerin kabirlerinde diri oldukları, namaz kıldıkları sahih ahbar ile bildirilmiştir.

Şehitler dahi "ölüler" olmuyor. Ayet var hakklarında. Peygamberler ve Sadıklar ise şehitlerden üstün sınıflardır. Ayet-i Kerime ile sabittir. "... Peygamberler, sadıklar, şehitler ve salihler ile beraberdir. Onlar ne güzel arkadaştır.." Ayet-i Kerimesinin tefsirlerine bakınız.

İmdi; bir Peygamberin ya da bir Varisinin kabrine gidip dua etmesini istesek, suç mu olur?

"Medet ya filan" demeyi bu anlamda "dua isteme" olarak algılasak ne olur? Hata mı ederiz?

Şunu anlamak lazım, kimse Allah'tan başkasından bir şey istemiyor. Kim ne isterse Allah'tan istiyor! Farklı anlayanların kendi meselesidir. Kimseyi bağlamaz.

Aradaki fark şurda: "Medet ya filan", diyen de Allah'tan istiyor ama seslendiği kimseyi duacı ricacı olarak ondan istirhamda bulunuyor. Diyor ki: "Benim nazım niyazım değersiz. Siz naz ve niyazda bulununuz da şu isteğimi Allah'a dua ediniz. Zira naz ve niyaz ehli varsa sizsizniz, bendeniz değil!"

Dua istemenin sakıncalı olmadığını bir önceki iletimizde Ayet-i Kerimeler ile göstermiştik zaten. Mesele kalmamalı.

Çoğul "iyyake na'budu ve iyyake nestein" ifadesinin neden çoğul olduğu konusunda bir izah yapamadınız. Allah ile kulu arasında bölünmüş olması çoğul ifadenin açıklaması değildir. Allah ile kul. İkisi çoğul olarak ele alınsa bile bu yaklaşım "çoğulluğu" izah etmez. Çünkü kul ibadet etse de Allah ibadet etmez. Birinden niyazda da bulunmaz. İbadet ederiz, deniyor, düşünürsek anlarız inşallah.

Bu çoğulluğun bir nedeni olmalı değil mi?
-BeRcEsTe-
ALINTI
Bakara 61'de İsrailoğulları, Musa As.'dan dua etmesini ve yerin bitirdiği şeylerden; sebzesinden, hıyarından, sarımsağından, mercimeğinden, soğanından Allah'ın vermesini istemişledir. Bunlar neden kendileri dua etmemiş de Musa As.'dan "dua et" diyerek bütün bu meyve, sebze ve hububatı istemişlerdir?

israiloğulları kuranda sıkça bahsedilen bir kavim .......ellerindeki ile yetinmeyip herşeyin fazlasını istemişlerdi...ve verdikleri sözde durmadıklarını kurandan öğreniyoruz.....şimdi bunlar peygamberden dua etmelerini istedi idye bizde öylemi yapalım yani......onlar ALLAH a hakkıyla inansalardı zaten kendileri dua ederlerdi.....musa(as) ya rabbine dua et demezlerdi.yani israiloğulları rabbın herkesin rabbı olduğunu idrak edemedikleri için musa'ya(as) havale ettiler bu işi.......o rab hepimizin rabbi ....bizi yaratan ALLAH a halimi kendim arzedemiyeceksem ....nerde benim kulluğum......
ibn_kutame
ALINTI(karuban @ Sep 3 2008, 10:21 PM) *

Hadis-i Şerifi Beyhakî sahih bir isnat ile rivayet etmiştir. (Bak. İbni Hacer'e ait olan Feth’ul barî, c.2 s.495, İbni Kesir'e ait olan El-Bidaye ven-nihaye, c.7 s. 91)

İmam Beyhaki, Efendimiz Ömer’in haznedarı Mâliki’d-dâr’dan sağlam bir senetle rivayet ediyor. Hadisin manası şöyledir:

Ömer zamanında kıtlık baş göstermişti. Adamın biri Resul’ün (aleyhisselâm) kabrine geldi ve dedi ki: “Ya Allâh’ın Resulü, ümmetin için yağmur iste, çünkü onlar mahvoldular!.” Rüyasında adama denildi ki: 'Ömer’e selâm söyle, kendisine yağmurun geleceğini haber ver ve ümmetin hizmetinde gayret göstersin'. Adam Efendimiz Ömer’e gelip durumu haber verince Ömer (radiyAllâhu anh) ağladı ve 'Ya Rabbi, elimden ne geliyorsa geri koymaz yaparım' dedi.

Bu kişinin Sahabeden Bilâl bin el-Hars el-Müzeni olduğu söylenmiştir. Dolayısıyla bu Sahabi Allâh’ın Resulünün (aleyhisselâm) kabr-i şerifine teberrük için gitmiştir ve bunu ne Efendimiz Ömer red ve tenkit etmiş ne de diğerleri..


***

Bu konuda cevaziyeti gösteren nice delillerimiz nakillerimiz daha vardır.

Fakat sadece bu nakil, caizliğin anlaşılması için yeter. O yüzden diğerlerine şimdilik gerek yok.

Bazılarının mantığına göre (Özellikle Harranlı İbnu Teymiyye takipçilerine bakarsanız) Peygamberler ve onların varisleri olan alimler (veliler) kabirlerinde kendilerine edilen nidayı işitmezler.

Öyle midir? Değildir. Yukardaki nakil bunun en açık bir delilidir.

Peygamberlerin kabirlerinde diri oldukları, namaz kıldıkları sahih ahbar ile bildirilmiştir.

Şehitler dahi "ölüler" olmuyor. Ayet var hakklarında. Peygamberler ve Sadıklar ise şehitlerden üstün sınıflardır. Ayet-i Kerime ile sabittir. "... Peygamberler, sadıklar, şehitler ve salihler ile beraberdir. Onlar ne güzel arkadaştır.." Ayet-i Kerimesinin tefsirlerine bakınız.

İmdi; bir Peygamberin ya da bir Varisinin kabrine gidip dua etmesini istesek, suç mu olur?

"Medet ya filan" demeyi bu anlamda "dua isteme" olarak algılasak ne olur? Hata mı ederiz?

Şunu anlamak lazım, kimse Allah'tan başkasından bir şey istemiyor. Kim ne isterse Allah'tan istiyor! Farklı anlayanların kendi meselesidir. Kimseyi bağlamaz.

Aradaki fark şurda: "Medet ya filan", diyen de Allah'tan istiyor ama seslendiği kimseyi duacı ricacı olarak ondan istirhamda bulunuyor. Diyor ki: "Benim nazım niyazım değersiz. Siz naz ve niyazda bulununuz da şu isteğimi Allah'a dua ediniz. Zira naz ve niyaz ehli varsa sizsizniz, bendeniz değil!"

Dua istemenin sakıncalı olmadığını bir önceki iletimizde Ayet-i Kerimeler ile göstermiştik zaten. Mesele kalmamalı.

Çoğul "iyyake na'budu ve iyyake nestein" ifadesinin neden çoğul olduğu konusunda bir izah yapamadınız. Allah ile kulu arasında bölünmüş olması çoğul ifadenin açıklaması değildir. Allah ile kul. İkisi çoğul olarak ele alınsa bile bu yaklaşım "çoğulluğu" izah etmez. Çünkü kul ibadet etse de Allah ibadet etmez. Birinden niyazda da bulunmaz. İbadet ederiz, deniyor, düşünürsek anlarız inşallah.

Bu çoğulluğun bir nedeni olmalı değil mi?





es-selamu aleyküm verahmetullah


kardeş bu hadisin, İmam Beyhaki, Efendimiz Ömer’in haznedarı Mâliki’d-dâr’dan sağlam bir senetle rivayet ediyor. Hadisin manası şöyledir:

“Ömer zamanında kıtlık baş göstermişti. Adamın biri Resul’ün (aleyhisselâm) kabrine geldi ve dedi ki: “Ya Allâh’ın Resulü, ümmetin için yağmur iste, çünkü onlar mahvoldular!.” Rüyasında adama denildi ki: 'Ömer’e selâm söyle, kendisine yağmurun geleceğini haber ver ve ümmetin hizmetinde gayret göstersin'. Adam Efendimiz Ömer’e gelip durumu haber verince Ömer (radiyAllâhu anh) ağladı ve 'Ya Rabbi, elimden ne geliyorsa geri koymaz yaparım' dedi.

peki neden peygamber s.a.v vefat ettikten sonra peygamber in amcası olan abbas (r.a) ın yanına gittiler bize allah tan yagmur iste, neden peygamber s.a.v in mezarına gitmediler. bu hadisi hangi kitapta okudugunu söylermisin bizde okuyalım tam ögrenelim???
karuban
Yukarda bak. yazıyor. Anlamı bakınız, şu kaynaklarda bu rivayet yazılıdır, demektir. offtp.gif wink.gif
süleyman recep
ALINTI(mmustafa @ Sep 2 2008, 01:37 PM) *

“İYYAKE NA’BÜDÜ VE İYYAKE NESTEİN” ÂYETİNİN GERÇEĞİ


Bu Âyetin gerçeği şudur: “Biz sana taparız ve senin inayetini ve yardımını isteriz.” Mealciler ise: ‘Ancak sana taparız ve ancak senden yardım isteriz.” diye meallendirmektedirler. ‘Sanataparız-seni Mâbud ediniriz’ kısmının başındaki “Ancak” kelimesi teyit içindir. Zira Allah’tan başka Ma’bud olmadığı, Kuran’da yüzlerce Âyette bildirilmektedir. “Fa’lem ennehu Lâ ilâhe illallah’ (Muhammed: 19) -Iyi bil ki Allah’tan başka İlâh yoktur.-
Ama Allah’tan başkasından yardım alınmaz diye bir âyete de rastlanmaz. Aksine “Mü’minlerin birbirlerine yardım etmeleri, birbirlerini veli edinmeleri” tavsiyesi vardır.
Müşrikler Allah’dan başka oyma cansız putları ma’bud edinirlerdi, ve putlar diriymiş, işitiyormuş ve bir güçleri varmış gibi onlardan yardım istederdi. Onun için Allah: “İlâh edindiğiniz oyma putlar, size ne fayda ne de zarar verir, ne diye onları çağırıyorsunuz ey cahiller’ (İsra: 56). demektedir. Ama canlı varlıklar, hem zarar hem de fayda verebilir.

Ayrıca, “İyyake nestein” Âyetinde Rabbimiz : “Ya Nesir” Esmasını değil, “Ya Müstean” istiane -İnayet- Esmasını kullanmıştır.
Allah: “Kûnû ensarullah” -Allah’ın yardımcıları olunuz.- (Saff: 14) diyerek Mü’min kullarından kendisine yardım istemektedir. Allah’a yardım eden kul, insanlara, hayvanlara bitkilere nasıl yardım etmez? Tabii Allah’a yardım, Peygambere yardım anlamınadır. Peygambere yardım eden insan, diğer insanlara da yardım eder. Eğer bu “Senden yardım isteriz” Âyetini, mutlak mânada “Ancak senden yardım isteriz.” anlamında alırsak -ki böyle birşey muhaldir, imkansızdır- 0 zaman Allah’dan başkasından yardım isteyen bütün Müslümanlar müşrik olur. Bu defa: Hastaneleri kapatmak, sosyal yardım müesseselerini yok etmek velhasıl Esbaba Tevessülü (sebeplerden faydalanmayı) ortadan kaldırmak gerekir. Bu da pratik hayatı yok etmek olur. Canlı varlıklar dara da düşer ve yine canlı varlıklar yardım da eder. “Ve emmes saile fela tenhar.’ -İsteyeni boş çevirme- (Duha: 10). Bakınız bu âyette: lsteyen de var, isteyene yardım etmek de var.

Ayrıca: “İçinizden fazilet ve mal sahipleri, olmayanlara versin’ (Nur 22). Demek ki fazilet sahipleri, faziletinden feyz olarak veriyor, mal sahipleri de zekat, sadaka, vergi olarak yardım ediyor. Yardım varsa: yardım isteyen de vardır, yardım eden de vardır. Bir de şu husus var, “ölülerden, kabir taşlarından yardım isteniyor” gibi sözler aslında Müslümanlara bir sataşmadır. Her Müslüman: “Allah’ı eşsiz bir bilir”. Herkes bilir ki, kabirde ceset vardır, ancak diri olan Ruh’dur, 0 da Allah’ın emridir, O da ölmez. Cansız varlıklardan yardım bekleme cehaleti göstermez. Mü’min, okuma-yazma bilmese de, İman nuru ve feraseti ile dinini bilir, hem Mü’mine cahil denilmez. Allah: Gafillere -imansızlara cahil demekte, onlar, 1 milyon cilt kitap okumuş olsalar bile “Üstüne kitap yüklenmiş merkep gibidirler” (Cuma : 5) buyurmaktadır. Peygamberimizin ashabının %90’ı okuma-yazma bilmezdi. Peygamberimiz de Ümmi idi. Ama o, Hoca-i Âlemdi, ilm-i Ledün’ün sultanı idi, Külli Âlimdi... Ummi de olsalar eshablar Hakkı bilirdi. Çok kuvvetli iman ve takva sahibi idiler. Cahil değillerdi. Demek ki ilim, kulak, sohbet yoluyladır. lIla ki okumakla değildir. Bunun ispatı Ashab-ı Kiram ve Ümmi Evliyalardır...
Başka şeye tapma suçlamasında delil gösterdikleri “Biz putlara tapıyoruz ki Allah’a yakın olalım.” (Zümer: 3) âyeti ise aslında şu incelikleri içerir. Müşriklere göre: Oyma putlar, semboller, bizatihi Allah gibi mevcut, varlık sahibi, kadim-ezeli kendisine göre güç-kuvvet, istiklal sahibi, bağımsız ve Allah’ın ortakları, Allah’ın yanında ve doğanın yönetiminde söz sahibi, mülke ve tasarrufa ortak, ancak herbirinin işi ayrı bilirlerdi. Örneğin: Yağmur, bereket, hayır-şer, yer, gök, gadap tanrısı gibi... Bu âliheler, tasarruflarında hür, Allah’la da tartışabilirlerdi, ancak en büyük ilâh Allah idi... Müşrikler Allah’ı inkâr etmezlerdi, ancak âhireti, mâneviyatı inkâr ederlerdi. “Yeri ve gökleri kim yarattı desen, Allah’tır derler.” (Mü’minun: 86) Madde ötesi yaşama inanmazlardı. Onlar Âhireti, fizikötesi yaşamı inkâr eden maddeci, materyalistlerdir. Öyleyse bir kişiye müşrik diyebilmek için onun âhireti inkâr etmiş olması lazımdır. Hem Allah’a göre müşrik “Zekat vermek istemeyen, yani; âhireti inkâr edenlerdir.” (Fussilet: 6)
Bu yazdıklarımız celi (açık) şirktir. Bundan ötesi hafi (gizli) şirktir, riya gibi... Riya, kisve (biçimsel) dindarlığıdır, namazı, orucu bilsinler
ve görsünler diye yapmaktır. Yani riya ikiyüzlülüktür.
Evet.. Önce şirkin ne olduğu bilinmeli ki sonra Tevhid bilinsin. 0 uydurma ilâhları bizzat kendiliğinden Allah gibi ezeli ve ebedi kadim var bilmek ve doğanın idaresi ve tasarrufunda onları Allah’a ortak kabul etmek, işte şirk budur. Allah, “Böyle birşey olmadığını, bu gibi saçma sözlerin ilmi bir değer taşımadığını, bunların müşriklerin zannı-tahmini varsayımı olduğunu” Kur’an’da defalarca bildirmiştir. Ve “Zan, gerçek şey değildir, zanna-tahmine uymayın” buyurur (Yunus: 36) Allah’tan başka ilâh yoktur, o uydurma ilâhların Allah’la bir ilişkisi de yoktur
Müslümanlar, Enbiya ve Evliya’yı böyle nitelemezler, bilirler ki Enbiya ve Evliya Allah’ın habercisi, elçisi, dostudur. Ve bu zatların Allah ile konuşması ve ilişkisi vardır. Müşriklerin; ortak ve kadim bildikleri uydurma ilâhların Allah’la ne ilişkisi vardır ki onlara ibadet, Allah’a yaklaştırsın. Yine Müslümanlar: Enbiya ve Evliya’da, müstakil bir güç, ilim irfan olduğunu kabul etmezler ki hepsini Allah’ın mahlûku ve kul bilirler. Onlarda olanın ve her şeyin Allah’a ait olduğunu bilirler. Onlara sevgi, saygı ve hizmetleri, Allah içindir. Onların da Allah’ın izni ile yardım ve şefaat edeceklerine, herkesteki ve herşeydeki kuvvet, ilim, güzellik ve faziletin Allah’ın olduğuna kesin inanır ve öyle ifade ederler. Öyle ise: Bi iznillah... Allah’ın izni ile, şefaat ya Habibi Kibriya, meded ya Şâh-ı Velâyet Aliyyel Mürteza ve Külli Enbiyaallah ve Evliyaallah... Aman, aman, biiznillah Huuuu Ya Dost... demekte ne sakınca vardır.
“Refiudderecat -Derecelerin Yücesi Allah (Mümin: 15), “Ulül ilme derecat - ilim derece derece verilmiştir.” (Yusuf: 76), Âyetlerinden anlaşıldığı üzere Allah-ü Teâla’nın Zâti üst mekanizması olduğu ve alt tabakalarda da bir hiyerarşik düzen kurduğudur. Allah’ın, Râfi, Ustün, Yüce, Yüksek kıldığı Kutsi Ruhlar ve Melekleri vardır: (Mücadele: 11) Mülkte de Devlet hiyerarşisi mevcuttur. İşte bunların hepsi, Allah’ın İrade ve lzni ile tasarruf ederler. Hepsindeki ilim, kuvvet ve tasarruf Allah’ındır. Varlığın özü, Allahü Teala’nın Pâk ve Nur olan, sınırsız, eşsiz bir vücududur. Herşeyin kaynağı O’dur. Mülkte-Melekutta yönetim ve tasarruf kendisinindir. Ama bunları: Kutsi Ruh sahibi Nebi, Veli ve başta Cebrail olmak üzere Meleklerle ve yeryüzündeki devlet kadrosuyla yapar. Allah’ın kurduğu İlâhi düzen budur. Onun izni ile Enbiya, Evliya ve Devlet Ricalinden yardım istenir. “Yok sen Enbiya, Evliya’nın

elini öptün, müşrik oldun, Ârife, Âlime saygı gösterdin Kâfir oldun” diye Müslümanlara hakaret edilemez. Âdeme hürmet etmeyen İblis’tir. Allah da onu kovmuş ve lânetlemiştir. Gerçek vücudu ve herşeyin kaynağını Allah bilen Muvahhiddir. Gerçek vücut Nur’dur ve sonsuzdur, kenarsızdır, iki kenarsız var ise olmaz. 0 nedenle Vücud-u Mutlak birdir.
Veli ve Valiler de O’nun izni ile yardım edebilirler. Allah’tan başkasında bizatihi güç yoktur. “Lâ kuvvete illa billah” (Kehf: 39). Gücün kaynağı Allah’tır. Allah amaç, diğerleri araçtır. Araçsız amaca kavuşulamaz ve ondan birşey alınamaz. Allah: Rab, Efendi ve Mâbuddur. O’ndan başka herşey kul, abd ve O’na mahkumdur. Allah herşeyi kaplamıştır. “Ela innehü bi külli şey’in muhit” (Fussilet: 54) Allah herşeyi ihata ettiğine göre maddi ve mânevi her nesne Allah’a mahkumdur. Mahkum ise esir, köle ve kuldur. Denizler ve köpükleri gibi, köpüklerin aslı deniz olmakla beraber, deniz onların hepsini hem kendinden ihdas etmiş, hem de onları ihata ederek, hepsini kendine kul-köle etmiştir. Hem de o köpüklerin izafı olan varlıklarını sonra kendi büyük varlığında yok edecektir. Vücudu Mutlak ezeli var ve nur olan sonsuz kenarsız, eşsiz bir Allah da herşeyi kendi nurundan ihdas etmiş ve onların hepsini kapsamış, kendine köle ve kul etmiştir. Ve sonra onları ezeli ve ebedi nurunda yok edecektir. İlk ve son, dış ve iç O’dur. Işte Tevhid budur. Zât-ı Mutlak Allah’dan başka ne bir müstakil, kadim var vardır, ne de kimsede bizatihi bir güç ve bir ilim-bilgi vardır. Kenarsız, sonsuz var olan Vücud-u Mutlak ve kenarsızlığı sonsuzluğu nedeniyle eşsiz bir tek bir Vahid-i Mutlak olan Allah’tır.
Kuvvetin, gücün, ilmin, güzelliğin kaynağı Allah’tır. Lâ mevcude illallah -Allah’tan başka var yoktur (Hakikatte) “La kuvvete illa billah”(Kehf-39), “Ve hüve bi külli şeyin alim” (Ahzab: 54), “Allemel insane ma’lem ya’lem” (Alak: 5), “Ve alleme ademel esmae külleha” (Bakara: 30). Var olan Allah’tır, sonsuz-kenarsız Nurdur. Kenarsızlığı nedeniyle tek birdir. Zira iki kenarsız var olmaz. Gücün, ilmin, sanatın, güzelliğin kaynağı Allah’tır. Allah, Mülkünü, Ilim, Irfan, fen ve sanatını, yönetim ve tasarrufunu derece derece hikmetle taksim etmiş ve izin vermiştir.
Hakikatta bunların hepsi Allah’a aittir, İşte Tevhid’de budur.
Müşriklerin o uydurma âlihelerini bizzat güçlü ve bilgili ve kadim,
daim, ezeli-ebedi bizatihi mevcut bilmek, aynen Allah gibi AIIah’ı büyük, diğerlerini küçük ilâh diye nitelemek, ilâhlardan oluşan bir şirket düşünmek... İşte şirk, ortaklık, ortak koşma budur...
Allah’ın iç Âlemi de, dış Âlemi de kendinden ve kendi nurundan ihdas ettiğini, Ezeli, Ebedi, Âlim ve Kuvvet Sahibi, Gören, İşiten, Konuşan, Hakim, Aziz ve Mutlak Yönetici olduğunu, üst ve alt dereceleri kurduğu ve bunlarda da Ruh, Melek, Nebi, Veli sonra Melik, kral, devlet reisleri vasıtası ile tasarruf ettiğini, herşeyin kendi izniyle olduğunu ve Mutlak Kaynak Kendisi olduğunu Kur’an ve Hadis’te tekrar tekrar ifade edilmiştir.
Evet, “Külli şey’in sebeba-herşeyin bir sebebi, nedeni vardır.” (Kehf: 84). Allah: işini, ceza ve mükafatını Ruh-Melek-Veli ve kral-melik, vali eliyle verir ve yapar. Bize yaraşan, Nebi ve Velilere sevgi, saygı ve hizmettir. (Mâide: 35). Çünkü: Nebi ve Veliler, Allah’ın Rahmet, Hidayet, Adalet, Şefkat Sıfatının altında... Melikler ve krallar ise, Kahr, Celal, Gadap Sıfatı altındadır. Allah’ın iki sistemi görülmektedir, biri Nebevi, diğeri meliki... Kulların çoğu Nebevi sistemi istemediğinden ya da haketmediği için başlarına ise: Kahri, Celali, Melki (Krallık) sistemi getirir. Sosyal demokrasi her ne kadar İsIâmi, (Nebevi) değilse de sosyal adaleti ve insan özgürlüğünü ve insan haklarını savunduğu için İslâmi sisteme en yakın olan bir sistemdir. “Allah Adildir, ancak insanların çoğu inançşızdır.” Âyetleri çok sayıda ve açık anlamdadır. (Rad: 1)
Adalet: Ata ot, kediye et vermektir. Bunun zıddı zulümdür. Allah da öyle yapmaktadır. Çoğunluğun isteğine göre başlarına yöneticiler getirmektedir. Toplum, gövde.. Yönetici ise baştır. Ya âdil -iyi, ya zalim -kötüdür baştaki... Demokrasi ile idare edilmeyen ülkelere bakıldığı zaman, o ülkenin insanlarının çoğunun aslında özgürlük, insan hakları, bireysel haklar diye bir istekleri olmadığı görülecektir. O toplumların çoğunluğunun istekleri, krallarının ve diktatörlerinin kendilerine ekmek vermesidir. 0 kral ve diktatörlere dalkavukluk ederek onlara yakın olup, onlardan yararlanmak -zengin olmaktır gayeleri... Onlar nefislerinin isteği olan bu dünyada lüks bir yaşam biçimine kavuşup, zevk-ü sefa sürmek istemektedirler. Onların özgürlük, insan hakları diye bir dertleri yoktur. İstedikleri sadece dünya yaşamı ve ziynetidir
(Süsüdür). 0 toplumların çoğunluğu; saydığımız bu insani değerlerin (özgürlük, adâlet, insan hakları gibi) kavramların bilincine varmadıkları gürülür. Sadece nefsani, hayvansal duygularını tatmin etmek isterler. Allahü Taâlanın: Kur’an’da “Velem yürid illel hayated dünya -Onlar dünya yaşamından başka birşey istemezler.” diye nitelediği insan topluluklarıdır. Onun için de özde ne Peygamberin ve Dört Halifesinin aslında Cumhuri Sistemini (sosyal adaletçi ve özgüılükçü olan) isterler ne sosyal demokrasiyi, ne de demokratik cumhuriyeti isterler. 0 toplumların çoğu aslında baskıcı rejim olan krallık, sultanlık ve diktatörlük isterler, eğer istemeseler başlarındaki o krallar, sultanlar, diktatörler fazla sürmez hemen düşerler. Bunun en son örneği Romanya Diktatörü Çavuşesko’nun durumudur. Halk istemeyince bütün zulmüne rağmen diktatörlüğünü sürdürememiş ve devrilmiştir.
Allah’ın Nebi ve Velilerine sevgi-saygı, Onlardan yardım istemeyi şirk sayan, sözde muvahhid Müslümanlar, meliklerden ve zenginlerden birşey istemesinler öyleyse.. Hasta olduklarında şifa için doktora gitmesinler, her türlü ihtiyaçlarını bizatihi Allah’tan istesinler, yoksa kendileri de müşrik oluyorlar.. Normal hayatta, sebeplere yapışmayı şirk sayıp, “Ancak senden yardım isteriz” diye de Âyeti yanlış tefsir etmek, insanlığın düzenini bozmak ve şaşkın etmekten başka brşey değildir. Ruhu Allah’a vasıl olmuş, Allah’ın Dostu-Velisi İbrahim Aleyhisselam gibi “Ve iza meridtü fehüve yeşfın” (Şuara: 80) -Hasta olursam Allah bana şifa verir- demek lazım, ya da hasta olan herkesin doktor, ihtiyacı olan herkesin de birer birer kral, zengin olması lazım... Çünkü bu kişilerin artık, Allah’tan başkasına ihtiyaçları kalmamıştır. ikisi de doruk noktaya, zirveye yükselmiştir. Biri Mânevi, biri maddi.. Buyrun: isteyen, Nebi ve Veliye sevgi-saygı gösterip hizmet etsin, O’nların feyzinden, nurundan, İlâhi Ilmi Ledününden feyz ve Mârifet istesin, faydalansın... Isteyen de, dünya melikleri, zenginleri ve yani zâlim diktatörlere hizmet etsin ve onların dünya nimetlerinden istesin.. Ve o zaman kim Mü’min kim müşrlk tam belli olsun..
Büyük Muvahhid Fuzuli bakınız ne buyuruyor:

“Hizmet ehline sim ü zer vermek (altın-gümüş) meliki mülke aittir.
En kazançlısı ise Hizmet-i Nebi ve Veli’dir.
0 da Rütbe i Şehadettir (Allah’ı Görmektir).”

Müşrikler, önce heva ve heveslerini simgeleyip, cansız oyma putlar yaptılar, sonra âlihelerinin önünde eğilip taptılar ve onlardan yardım istediler. Tıpkı Hristiyanların, önce Allah’ı İsa ve Meryem’e dönüştürüp sonra da onların taştan-demirden heykellerini yaparak, önünde eğilip taparak, sanki duyuyorlarmış gibi onlara yalvararak yardım istedikleri gibi.. Öyle ki Vatikan’da, mermerden Meryem Ana heykelinin ayakları, öpe öpe aşınmış, dümdüz olmuştur. Ve nerede iki tane çöp, demir çubuk buldularsa çaprazlama bağlayıp salip-haç yaptılar ve boyunlarına kadar heryere astılar. önce Ruh’u beden ettiler, bedeni de iki çubukla küçülttüler ve Koca İsa’yı çer-çöp ettiler.
İşte buna karşılık biz, Sure-i Fatiha’da “Biz sana taparız, ve biz senden yardım bekleriz.” diyerek uydurma ilâhlara tapmayı, varlıkları olmayan ve cansız olanlardan yardım istemeyi reddederiz. Hak’kı bilen (Ârif) ve Hakkı gören (Şehit)Ierden de Allah’ın izniyle şefaat bekleriz. Bu da Kur’an-ı Kerim’de kesin olarak sabittir. “Nahnü Evliyaüküm- Biz sizin Velileriniziz” (Fussilet: 31), (Zuhruf: 86) Bu Âyete göre “Melekler Mü’minlerin Velileridir”.
Melekler, insanlara yardım eder. Ruh-u Âzam, Küll-i Ruh olan Peygamberimiz ve Varisleri Hz. Ali, Hz. Hasan, Hz. Hüseyin, Hz. Ebubekir ve Veliler bizim şefaatçimiz ve yardımcılarımızdır. Peygamberimiz:

“Benim şefaatim -yardımım ümmetimin kebair-büyük günah işleyenlerine-ehlinedir.” buyuruyor.
Arapça Gramerde: “İyya”, İlgi-aidiyet- mahsus kılma anlamınadır. “İnnema-Ennema” kelimeleri ise -Ancak- anlamınadır. İyyake Sana, İyyaye-Bana, Iyyahu-Ona anlamındadır. “lyyake na’büdü” Âyetinde, olmadığı halde “Ancak sana taparız” meali vermek caiz olabilir. Zira Allah’tan başka Ma’bud -tapılacak olmadığı Kuran’da yüzlerce Âyette ifade edilmektedir. Allah tekdir ve Mutlak’tır (Nahl: 22)..”İyyake nestein” âyetine ise “Ancak” edatını koymak, yukarıda anlattığımız gibi yanlıştır. “Bi iznillah, bi iznihi” âyetleri ise delilimizdir. Enbiya, Evliya ve Şehitlerin ruhları diridir. Allah’ın emri olan, Ruh-u Kudsi’ Kutsal Ruhlar ölmez, Allah’ın yanındadır, istediklerine ve isteyenlere yardım ederler.

“Günahkarların ruhu berzahlarda, müttekilerin ruhu Allah’ın indindedir.” (Kamer 55). Aksini düşünmek, söylemek: ancak, Müslümanlara bir sataşmadır, demogojidir, ortalığa fesat yaymaktır. Hem de Enbiya, Evliya, Şehit ve Melekleri küçümsemektir. Onları küçütten Allah’ı küçültmeye kalkmış olur, sonunda iblis gibi zelil ve hakir kalır. Bunlar aslında, Mâneviyat-Ruhaniyat Aleyhtarı, Materyalist, Maddeci kişilerdir. “Yardım ancak Allah’tan istenir’ derler sonra zenginlere, idarecilere dalkavukluk, yağcılık ederler. Kur’an’daki mecazi anlamı da kaldırıp Cenneti dahi maddeleştirmeye çalışırlar.

Ruhani-Allah yolunun yolcuları ise: Üstadları, Hocaları, Öğretmenlerine-dünyada iseler vicahi-.sevgi ve saygı gösterirler, O’nları büyükler ve över, önünde eğilir, ellerini öper, hizmetlerini görürler. Çünkü: O’nlarsız: Ne Allah bilinir, ne Hak Yolu Öğrenilir. “İnsan-ı Kâmil, Allah’ın halifesi, aynası, varisidir.” (Bakara: 30). Şayet vefat etmişseler Nurani, Kutsi, Yüce Ruhlarına yönelerek, cehalet ve nefs-i emmarenin karanlığından kurtarmaları için himmet istenir, ilim-irfan, aşk ve feyz taleb edilir.
Bilindiği gibi ve dialektiğin gereği: Daima zayıf, güçlüye mahkumdur. Onun için hürmet eder, önünde eğilir. Yapmazsa ezilir, bundan ötesi mugalatadır...

Allah’ın: Maddi-Mânevi, Zahiri-Batıni, İç-Dış Âlemindeki hiyerarşisinde de durum böyledir. Buna baş kaldıran, kibirlenen, böbürlenen ezilir, azap görür. Dünyadaki huzuru bozmak isteyen fesatçılar olduğu gibi. Mânevi düzene (İnsan-ı Kâmil ile Allah’a ulaşma) hiyerarşisine de başkaldıran dini görünen fesatçılar vardır.” (Tevbe: 34)..” Hem bunlar en tehlikelisidir, molla kisvesinde görünen maddeci ve çıkarcılardır.” (Meryem: 69).. “Özlemleri lüks yaşam içindir, bunun için yapmayacakları dalkavukluk yoktur. Dini, dünyaya-menfaatleri doğrultusunda-tahvil ve tevil etmeye dahi kalkışırlar.” (Bakara: 86). Bunlar Haham, Papaz ve Mollaların çoğudur. Bunların Kur’an’daki adları “Ribbiyyun’dur.” Allah bunların “Peygamber ve İnsan-ı Kâmil’Ie mücadele ettiklerini” buyurur. (Âl-i imran: 146). Bunların malesef çok azı olan .İyilerini tenzih ederim.
Allah, Müslümanları ve insanlığı böylelerinden ve tehlikelerinden muhafaza buyursun. Enbiya, Evliya, Şüheda ve Ârif-Âlim Hak Dostlarının sevgisini kalbimizden, Şefaat, Himmet ve yardımlarını üstümüzden eksik etmesin.. Âmin...

Konuyu özetlemek gerekirse: Emevi din yorumunu daha da katılaştıran, İbn-i Hazm ve İbn-i Teymiye’nin bir uzantısı olan bazı Ehl-i Sünnet dışı mezheplere göre: “Peygamberden, Peygamberlerden Velilerden Şefaat-Yardım isteyenler, kabirleri ziyaret edenler, Peygamber ve Velileri dost edinenler, kurban kesenler kafirdir, müşriktir, putçudur’ deniliyor. Bu durumda: 1,5 milyar Sünni, Alevi,Şii olan biz Müslümanlar ve 1400 yıllık atalarımız hep kafir, müşrik ve de putçuyuz, yalnızca: şu anda sayıları 200-300 bini geçmeyen onun da yarısı belli bir aşiret ve bürokrat olan kişiler müslüman ve muvahhid öyle mi?.. Bu ancak insafsız birtefrikacılıktır. Sünni, Alevi, Şii olan halkın çoğunluğu Müslümandır.
Bir de “Allah ile kul arasına kimse giremez” sözünü ikide bir tekralayan bu Ehl-i Sünnet dışı mezhepdekiler Ayırsınlar bakalım din ile dünya işlerini, kabul etsinler demokrasiyi, benimsesinler 4 Halife’nin seçimle işbaşına geçme sistemini.. Hem, hiç dikkat etmiyorlar mı cenaze namazına... Cenaze Namazı çok önemlidir. Doğrudan önümüze koyup, onu da kıblemize eşdeğer tutup namaz kılıyoruz. Bu da tıpkı Meleklerin: Âdem’i kıble edinip, Âdem’e secde ettikleri gibi bir olaydır. Burada Âdem ve vefat eden Müslüman insan kardeşimiz kıbledir. Çünkü önümüzdedir ve yüzümüzü ona dönmüş durumdayız. “Yüzünü Mescid-i Haram’a çevir” (Bakara: 144). İbadet, Allah’adır. Ama kıble olarak, Âdem ve vefat eden kardeşimiz, cenaze namazıyla yüceltilmektedir, bu bir saygı, bir tazimdir. Zira, Âdem ve evladı yücedir. “Âdem’e bütün isimleri öğrettim.” (Bakara: 31). “Âdem ve Kâmil İnsan olan evlatları, Allah’ın halifesidir.” (Bakara: 30). “insan yücedir.” (Tin: 3)
Bu durumda: Melekler, Âdem’e secde etmekle, Müslümanlar da vefat eden insana yönelip salat, dua, namaz kılmakla müşrik mi olmaktadırlar. Yusuf’a secde eden Ebeveyni ve kardeşleri müşrik midir?
Aslında onlar, İnsan-ı Kâmile de, 4 büyük Halife’ye de, 4 mezhep imamına da, Maturudiye de, Eş’ariye de, Şiaya da tasavvufa da zaten karşılar. Mâneviyatı inkar eden, veya fizik ötesi âlemi de yorumlarıyla maddi-cismani kılan materyalistler bu Ribbiyyinler yani; (Rab’cı-Allah’cı geçinen dini bilginlerin çoğu) bunlara göre Nurani-Rahmani Âlem, Nurani Cennet yoktur. Cennet’te dünya gibi maddedir. Halbuki Ruh-Melek ve Cennet Âlemi, Emir’den yani Nur’dandır. Emir ise Allah’ın Kelim sıfa
tıdır. Kur’an-ı Kerim’de Allah’ın emridir, Allah’ın kelamıdır ve Nur’dur. Allah’ın emri-kelimesi ve nefesi cisim, mahluk, madde değildir. Bunlar, bu saydıklarımız Sıfat-ı Zât-i Bâri’dendir. Âlem-i Melekut ve Ceberut’tur.
Allah ile kul arasına giren kimse yok ki.. Aracı ilimdir, irşat ilimledir. Hakiki Mürşit ilimdir. Ancak ilim, kendiliğinden irşat yapamaz. İlmi bilen, Ârif lazımdır. Aracı Âlim, Ârifdir. Bilindiği gibi İslâm’da İlim: Zâhir-Bâtın, Fıkhi ve Itikadi ilimler diye ikiye ayrılır. Fıkıh (İslâm Hukuk İlmi), zahiri ilimler kategorisindendir. İtikat-İman İlmi ise; Felsefi, Kelami, Tasavvufi diye üç bölümdür. Bunların da bilge kişilerine Âlim ve Âriflerine ihtiyaç vardır. İrşat ilim iledir, ilim de bu görevi bilge Âlim, Ârif kişiler aracılığı ile yapar. Bunun da başka yolu yoktur.
İşte bu bilge kişilere: Medreselerde Fakih, Feylezof, Kelam Âlimi... Tekkelerde ise Üstad, Ârif, Şeyh,Baba, Pir, Dede ünvanı verilmiştir. Bilindiği gibi Tasavvuf medreselerden değil, Tekkelerden zuhur etmiştir. Hiçbir Tasavvufçu gösterilemez ki 0, bir Tarikat Piri veya mensubu olmasın....
“Aracı yoktur, mürşit ilimdir” gibi sözler saptırılmasın. Âlim, Ârif aracısı olmadan, ilim-irfan kendi başına irşat görevini yapamaz. Araçsız amaç olmaz. Rehbersiz, maddi-Mânevi hiçbir yere, amaca erişilemez. Aracı sadece rehberdir. Peygamberler ve Veliler Âlim, Ârif kişilerdir. Hak yola ve Allah’a kavuşmakta rehberdir. Peygamberler ve Veliler Âlim, Ârif kişilerdir. Hak yola ve Allah’a kavuşmakta rehberlik ve mürşitlik yapmaktadırlar. Ancak, gaye her zaman amaçtır, ama araçsız amaca da kavuşulamaz. Ampülsüz elektrik ışığından yararlanılamaz. Kur’an-ı Kerim’de “Errahmanü fes’eI bihi hablra - Rahman’ı, Rahman’dan haberdar olandan sor” buyuruluyor. Demek ki; Rahman’ı; Rahman’ı bilen-haberdar olan- Âlim, Âriflerden sorup öğrenmemiz emrediliyor.

İlim-fiil.. Âlim-fail.. İlim-Kur’an, Âlim, fail Muhammed (S.A.), Kâmil İnsan’dır. Kur’an’ı bilmek için illa bir Kâmil İnsan, Muhammed (A.S.)a ihtiyaç vardır. Bunun başka yolu da yoktur. Hal böyle olunca da, rehbere bir teşekkür etmek, sevgi ve saygı göstermek lazımdır. Hocaya, öğreticiye, hak yola rehberlik ediciye, babaya, büyüğe sevgisi, saygısı, teşekkürü olmayanın Allah’a hiç olmaz. Böyle birisine değil Müslüman, insan bile denmez. Çünkü, sa-
dece Allah’ı yüceltiyor görünüp, şerefli ve mükerrem insanı küçültmek ve sevmemek İblis’in işidir. İblis mel’unu da AlIah’ı Yüce kılıp, İnsanı-Âdem’i küçük gördü ve sevmedi yani büyüklendi!... Ama sonra tel’in edilip, recm edildi (kovuldu, taşlandı).
Hristiyanlarda Martin Luther de: Bu aracı kabul etmeme fikrini, Emevi din yorurumcusu Emevi kökenli, Zahiriye Mezhebi’nin kurucusu İbn-i Hazm’dan almış, ve Papa’ya karşı çıkıp protestanlığı kurmuştur. Ama 500 yılda sayıları 50 milyonu geçememiştir. Bugün Hıristiyanlığın %90’ı Katolikler ve Ortodokslar’dan oluşmaktadır. Bu aracı kabul etmeyen, velileri inkar eden Luther’ciler hem Müslümanlar, hem Hıristiyanlar arasında hep ifrad ve tefritçi olarak bulunur ve her zaman bir avuç azınlıktırlar. Çoğunluk, böyle sapık-aşırı fikirlere itibar etmez. İşte pratik de meydandadır.
Büyük bilgin, Âlim, Ârif olan Enbiya ve Evliya’nın kabirlerini korumak, simgelerle O’nların fikirlerini canlı tutmak: Bir hatıra, saygı, sevgi ve vefa ifadesidir. Yoksa kimse mezara tapmaz, her Müslüman Allah’ı bir bilir. Hiç bir Müslüman, cansızdan, cesetten, taştan, topraktan birşey istemez. Ölmez olan, canlı olan Allah’ın emri ve ruhundan istekte, talepte bulunur. Şefaat himmet ve feyz ister ve bunların Allah’ın izniyle olacağını bilir. Müşrikler ise; cansız sanemlerden (putlardan ve uyduruk âlihelerinden) yardım isterler ve uyduruk âlihelerini Allah’ın yaratmadığını ve onların da bizatihi Allah gibi Kadim olduklarını, ve kuvvetlerinin de bizatihi kendinden olduğunu, Allah’ın onları yok edemeyeceğini söylerler. Yani onları da Allah gibi Kadim, Ezeli bilirler. Kuvvetlerini kendiliğinden var bilirler ve uyduruk ilâhlarını Allah yaratmamış ve Allah yok edemez, onlardaki bilgiyi de Allah vermemiş. 0 âliheler kendi müstakil güçleriyle vardır diye bilir müşrikler ve müşriklere göre “Allah büyük ilâhtır, diğerleri küçük...” (Enam:19), (Mü’minun: 117). Tevhidi bilmek için önce şirkin ve şirklerin ne olduğunu bilmek gerekir.
Kardeşlerim, hangi Müslüman; “Âdem’i, Evliya’yı Allah yaratmadı, onlardaki ilim, kuvvet feyz Allah’tan değil” der. Böyle bir Müslüman var mı ki, Enbiya ve Evliya’ya Allah için hürmet edene Allah’ın izniyle himmet isteyene Müşrik deniliyor. Her Müslüman bilir ki, Enbiya ve Evliya’yı da herşey gibi Allah yarattı ve Allah onları da, herkesi
de öldürür ve öldürecektir ve onlardaki ilim, kuvvet, feyz Allah’ındır. Kuvvetin, ilmin, feyzin kaynağı Allah’tır. Herkes Allah’ın kuludur. Ma’bud, İlâh Allah’tır.
Allah birdir Enbiya ve Evliya ise Haktır. Her himmet ve yardım Allah’ın izniyledir. Ve Allah’ın şefaate ve irşada izin verdiği Enbiya ve Evliya ve tek kelime ile pâk ruhları Allah’a yaklaşmış Mukarrebun’lar yani, Kâmil İnsanlar vardır. Kimse cansız varlıklardan birşey istememektedir. Enbiya ve Evliya’nın ruhu Hay’dır. Ölen cesettir. Ruh Allah’ın emridir, ölmez. Günahkar ruhlar berzahlardadır. Pâk Ruhlar, Allah’ın indindedir.

“İnnel müttekine fi cennatin ve neher. - Müttakilerin ruhları Allah’ın indindedir.”(Kamer-54)

Âyeti apaçıktır. Müşriklerin uyduruk ilâhları Allah’a yakın değildir. Hem onlar yoktur ki. Onlara tapmakla Allah’a yakın olunsun. Ama Allah’ın huzurunda, yanında, yakınında olan Enbiya, Evliya ve Mukarreb ruhların sahipleri Allah’ın dostudur ve insanlara şefaatçidirler.
Ayrıca, Kur’an-ı Kerim’de

“Mü’minlerin, mü’minleri dost-Veli edinmesi,”(Enfal-72,Tevbe-71)

tavsiye hatta emri varken, Mü’minler, Allah’ın dostları-Velilerini Veli edinmekle Kur’an-ı Kerim’in emrine uymuş olmuyorlar mı?..

KAZIM YARDIMCI-ADIYAMAN-TÜRKİYE


[size=4]merak'ımı mazur görün lütfen...

1-arpça ve diğer ilimleri size kim ve nasıl verdi..?

2-siz, kazım koyuncu ve kazım yardımcıyı karıştırmıyasınız smile.gif (latifedir)

3-siz kazım yardımcıyı tanırmısınız..?

4-sizin delil'iniz bu insanmıdır..?

alın size bu insanın düşüncesi: varlık eserinden bir kopya..[/size]


RUHLARIN TEKRAR GELDİĞİ ÂLEME DÖNÜŞÜ

Ulu Tanrı, bu duruma düşen insana, Rahman -çok acıyıcı- niteliği ile acımış, onları bu durumdan kurtarmak için, kutsal ve gerçekleri bilen Ruhu taşıyan bazı özel kişileri -Peygamberler ve Veliler- onlara göndermiş ve “İrcii ila Rabbiki – Tanrı’na dön” (Fecr 28)

çağrısında bulunmuştur. İlk oluş âleminde Tanrı’nın belirtisi olan, Kutsal Ruhu taşıyan, bu madde âlemine gelip, tekrar O’na dönüp kutsallaşan ve yeryüzündeki Tanrı ile anlaşmasını unutmuş şaşkın insanları ayıktırmak için, Tanrı tarafından tekrar gönderilen, Tanrı bilgini ve güzel ahlâklı kişiye: “Kâmil İnsan” denmiştir. Olgun insanın içi Hak, dışı halktır. Yani içi kutsal Nur, dışı maddedir. İçi ile, içlerin içi Tanrı’ya, dışı ile insanlara yöneliktir. Bu durumu ile iç ve dış âlemi birleştiren bir noktadır.

“Kül innema ena beşerün mislüküm yuha - De ki bende sizin gibi insanım, ancak sizden fazla olarak bende, Tanrı’nın Kutsal Sözü ve Kutsal Ruhu , yani üstün Tanrı bilgisi vardır.” (Kehf, 110)

“In hüve illa vahyün yuha - Peygamber (Muhammed) –Olgun İnsan- ne söylerse vahiy -Tanrı sözü- dür”. (Necm, 4)

Olgun İnsanın sözleri Tanrısaldır. Cahil insandan ayrıldığı yön budur. Yoksa O da insandır. Geri dön çağrısı ile görevlendirdiği Olgun İnsana uyan ham kişilere, Olgunun göstereceği yolda ve Onun yüksek terbiye - eğitimi altında Tanrı’nın lütfu onları tekrar ilk durumlarına geçirmektedir.

Yeniden maddenin katılığından latifleşmek sureti ile kurtulup, Tanrı’nın güzel nitelikleri ile bezenip, Tanrı bilgisine kavuşacak, iyiliği ve doğruluğu bulup kutsallaşacak ve Olgun İnsan olmak olanağını kazanacaktır. Bu eğitime eski Tasavvuf bilginleri Seyri süluk – Tanrısal yolda seyretme –yürüme demişlerdir. İşte Tasavvufta Seyri süluk, Velâyet, Tarikat namları ile adlanan Tanrı Yolu, bu Kutsal ve Ruhani, sonsuzluk yolculuğudur. Bunun bir adı da tecrit – maddeden soyunma- kötülüklerden arınma, pâklanmaktır. Tanrı: “Soyun, kavuş” demiştir.

Olgun İnsan sönmemiş kirece ve incire benzer. İncirin içi dolu, şirin, kendi bir tane olup, çekirdeği binlercedir. O çekirdekler,

“İnsana bütün adlarımı öğrettim” (Bakara,31)

âyetinde belirtilen tüm bilgilerdir. Her çekirdek bir adın yansıtıcısıdır. Çünkü varlık bir, nitelikleri binbirdir.

İnsana “büyük nüsha” da denmiştir. Bütün gerçekleri kendisinde toplamış anlamınadır.İnsan,Tanrı’nın Zâtına ve bütün niteliklerine aynadır. Bu yönü ile de bütün nesneleri hem kendinde toplamış, hem de hepsinden üstündür. Niyazi Mısri’nin:



“Hüdanın sun’una âyine âlem,

Düşüptür Sâniin mir’atı Âdem”



“Tanrı’nın sanatlarına nesneler aynadır.

İnsan, sanatçının-Tanrı’nın kendisine aynadır”



YORUM SİZİN.......
İlle Cihad
ayetteki, ÇOĞUL olayını, yani YANLIZ SANA İBADET EDERİZ, YANLIZ SENDEN YARDIM DİLERİZ, ifadesindeki çoğul vurgusunu anlamak çok zor değil muhterem.

yani, BİZ MÜSLÜMANLAR YANLIZ SANA İBADET EDER, YANLIZ SENDEN YADIM DİLERİZ anlamında olduğunu kavramak zor olmasa gerek.

Yoksa, biz birbirimiz için sana dua eder, MUHTEREM KULLARINDAN DUA ETMELERİNİ İSTERİZ anlamında mı anlamak gerekiyor smile.gif

ELBETTEKİ BU ÇOĞUL İFADE "BİZ MÜSLÜMANLAR" anlamına gelir.

insanların birbirinden dua etmelerini istemeleri farklı bir olaydır.

"Şu işim için bana dua edermisin" demekte bir sakınca yoktur.

kardeşinin gıyabında dua etmekte efdaldir.

FAKAT, "BENİM DUAM KABUL OLMAZ, ALLAH BENİ DİNLEMEZ, SEN ALLAHIN SEVDİĞİ, KIRMAYACAĞI, DEĞER VERDİĞİ BİR KULSUN, SEN BİR ARACI OLSANDA ALLAHTAN ŞU İŞİM İÇİN YARDIM DİLESEN" dersen şirk olur.

yani işinin olmayacağını biliyorsun, yada öyle sanıyorsun, ve araya torpil sokuyorsun ki işim olsun. bu saçmalıktır.

zaten ayette, diyorki, BİZ MÜSLÜMANIZ, VE BİZ SADECE SANA İBADET EDER YANLIZ SENDEN YARDIM DİLERİZ.

yani BİZ, yani MÜSLÜMANLAR.


hatta şöyle de düşünülebilir.

Allah c.c. bu ayette, bizim bu şekilde dua etmemizi emrediyor, yani diyorki, "YANLIZ BANA İBADET EDİN, YANLIZ BENDEN İSTEYİN"

bu ifadeyi müslüman kullarının şöyle söylemesini istiyor,

DEYİNKİ, BİZ MÜSLÜMAN KULLARIN YANLIZ SANA İBADET EDERİZ, YANLIZ SENDEN YARDIM DİLERİZ...


meselenin anlaşılmış olması ümidiyle.
musalli
biz anlıyoruz da... jp.gif ..
pürmelal
bir ayet orasından burasından çekiştirilerek ancak bu kadar manası dışına taşınabilirdi.. bravo vallahi..! doh.gif

sayenizde ufkumuz genişliyor mübarek.. biggrin.gif yahoo.gif

tasavvuf düşüncesinin sakat ayaklarından biri işte.. tamamen nefsi bir yazı.. esefle kınıyorum..!

ayet manalarını bu şekilde çarpıtamazsınız.. çünkü ayetin manası gayet açık.. yorumlamaya gerek yok..

YALNIZ SANA İBADET EDERİZ, YANLIZ SENDEN YARDIM DİLERİZ bu kadar basit.. yes.gif
-BeRcEsTe-
ALINTI(pürmelal @ Sep 4 2008, 09:34 PM) *

bir ayet orasından burasından çekiştirilerek ancak bu kadar manası dışına taşınabilirdi.. bravo vallahi..! doh.gif

sayenizde ufkumuz genişliyor mübarek.. biggrin.gif yahoo.gif

tasavvuf düşüncesinin sakat ayaklarından biri işte.. tamamen nefsi bir yazı.. esefle kınıyorum..!

ayet manalarını bu şekilde çarpıtamazsınız.. çünkü ayetin manası gayet açık.. yorumlamaya gerek yok..

YALNIZ SANA İBADET EDERİZ, YANLIZ SENDEN YARDIM DİLERİZ bu kadar basit.. yes.gif

ilim bir nokta idi onu cahiller çoğalttı .......bu şekilde herkes ayetleri istediği gibi yorumladığı için ilim noktadan yığın haline geldi ....
mmustafa
ALINTI(nasreddinhoca @ Sep 3 2008, 12:17 PM) *

Kesinlikle...
Katılıyorum...
Tasavvuf ilmini cahillerden tenzih ederim...(medet ya şeyh diyen cahiller...)


Tasavvufu bildiğinizi zannediyorsunuz ama ne yazık ki uzaktan yakından alakanız yok. Çünkü tasavvuf kitaplardan değil Erbabından öğrenelir. Eğer tasavvuf erbabıyla bir bağınız varsa öğrenmeye başlarsınız.

LEBBEYK YA HUSEYN demekle MEDET YA HUSEYN DEMEK ARASINDAKİ FARKI BANA İZAH EDEBİLİRMİSİNİZ.
-------


ALINTI
İlle Cihad

FAKAT, "BENİM DUAM KABUL OLMAZ, ALLAH BENİ DİNLEMEZ, SEN ALLAHIN SEVDİĞİ, KIRMAYACAĞI, DEĞER VERDİĞİ BİR KULSUN, SEN BİR ARACI OLSANDA ALLAHTAN ŞU İŞİM İÇİN YARDIM DİLESEN" dersen şirk olur.
yani işinin olmayacağını biliyorsun, yada öyle sanıyorsun, ve araya torpil sokuyorsun ki işim olsun. bu saçmalıktır.
zaten ayette, diyorki, BİZ MÜSLÜMANIZ, VE BİZ SADECE SANA İBADET EDER YANLIZ SENDEN YARDIM DİLERİZ.
yani BİZ, yani MÜSLÜMANLAR.


Hz Yakubun Oğulları Allah'ın kendilerini affetmeyeceği ümidini taşıyordu. Eğer babaları affedilmeleri için dua eder ve ricacı olursa belki Allah kendilerini affedeceğini biliyorlardı. Bu yüzden baba bizim için Allahtran mağfiret dile diye babaları Yakubu bir nevi aracı kılmışlardır.

“(Yakub’un oğulları) : ‘Ey babamız, bizim için, günahlarımızın bağışlanmasını dile. Gerçekten biz, günah işledik’ dediler’.
“Sizin için Rabbime istiğfar edeceğim, dedi. Şüphesiz 0, çok bağışlayan, esirgeyendir”. (Yusuf: 97,98) .

Sence Yakub ve oğulları Haşa şirke mi girmiştir.???? Tabiki hayır şirke girmemiştir.
-------


ALINTI
Süleyman Recep hocaaa hocaların hocaası:

2-siz, kazım koyuncu ve kazım yardımcıyı karıştırmıyasınız (latifedir)
alın size bu insanın düşüncesi: varlık eserinden bir kopya

Latifede de bir edeb olmalıdır. Ne demek istyorsan düzgün örneklerle verin burası tiyatro sahnesi mi yada siz komiklik yapmaya mı geldiniz buraya.. Bu konuya gerekli cevabınızı yazın ondan sonra tartışmak isdediğiniz başka bir konu varsa onu tartışalım daldan dala atlamayın. Kopi PASTE YAPTIĞINIZ KONUDA ŞİKAYETİNİZ nelerde onları yazın. Bu insanın düşüncesi diye yazı yazacağınıza itiraz ettiğiniz biryazı yazın.
..İlla edeb illa edeb..
----


Sadece şu ayeti bir düşünün :
“Kûnû ensarullah” -Allah’ın yardımcıları olunuz.- (Saff: 14)

Cenab-ı Allah bana yarcımcı olun yardım edin diye söyllüyor.Allah yardıcımcı olan yardım eden bir insan başka bir insana Allah'ın izni ile yarcımcı tabiki olabilir.

“İnnel müttekine fi cennatin ve neher. - Müttakilerin ruhları Allah’ın indindedir.”(Kamer-54)
Allahın indinde olan Ruhlarda Allahın izni ile insanlara dua da ederler yardım da ederler. Bir insan da Müttakilerden yardım ve dua beklerken veya isterken onları Allahtan ayrı bir İlah olarak gördüğünden dolayı istememektedir. Bununda altını çizmek gerekiyor.
Allah'ın Evliyası, Velisi'ni anlamayanlar yada idrak edemeyeneler, herşeyi dışla kabukla değerlendirler dini manevyattan uzaklaştırmaya çalışanlar tabiki peşinen daha yazılan yazıyı bile okumadan başlığı görür görmez hayırrrr fendim bu böyle olmaz diye itiraz ederr. Zahmet verip yazıya ilmince bilgince cevaplar yazınız. Yazılan yazıda kimse işkemden atarak düz bir nesir yazı yaılmamıştır. Ayetlerden hadislerden örnekler verilerek yazılmıştır.

Hiçbirimiz bu yardım ve inayetin Allah'ın izni dışında olduğunu savunmuyoruz. Medet Ya Pir Diyen bir kişi çok iyi biliyorki Eğer kendisine bir yardım gelirse bu Allah'tan ve Allah'ın izni ile dir.

Herşeyin en iyisini Allah bilir.
nasreddinhoca
ALINTI
Tasavvufu bildiğinizi zannediyorsunuz ama ne yazık ki uzaktan yakından alakanız yok. Çünkü tasavvuf kitaplardan değil Erbabından öğrenelir. Eğer tasavvuf erbabıyla bir bağınız varsa öğrenmeye başlarsınız.


Şeyhul Ekber Muhyiddin İbn Arabi tasavvufun kitaplardan öğrenilebileceğini söylüyor, kendisi de mürşidsiz, şeyhsiz seyr-u süluk için bir kitap yazmış...(Mevaikum Nücum...) Tasavvufu kitaplardan öğrenmeyen, erbabı denilen bazı zatların çirkeflerini göremez...Elhamdu Lillah okuduk, öğrendik, gördük...Abdulkadir Geylani, tasavvuf dedikoduyu bırakmaktır der...

Cüneyd Bağdasi ise şöyle der: "Sufi toprak gibidir, her fena şey ona atılabilir, fakat ondan sadece güzel şeyler çıkar. O yeryüzü gibidir, üzerinde iyi de, kötü de yaşar. O herşeyi gölgeleyen bulut, yeryüzünü sulayan yağmur gibidir."

Yine Cüneyd Şöyle der: "Kuran'ı Kerim'i ezberlemeyen ve hadisi zaptetmeyen bir tarike intisap edemez. Zira bizim bu ilmimiz Kitap ve Sünnet ile mukayyettir ve hadisi Rasulullah (sav) ile takviye edilir"

Öyle ipini koparan şeyh, ipini koparan sofi olsa idi ben de Hallacı Mansur olurdum...

ALINTI
LEBBEYK YA HUSEYN demekle MEDET YA HUSEYN DEMEK ARASINDAKİ FARKI BANA İZAH EDEBİLİRMİSİNİZ.


Onu, Seyyid Hasan Nasrullah'a sormak lazım... smile.gif
mmustafa
Tasavvufu Kitaplardan öğrenmek ve kitaptan seyri Sulk yapmak imkânsızdır. Fizik ya da Kimya dersini kitaptan öğrenebilirsiniz. Tasavvufu kitaplardan okursun ama yaşamadan öğrenemezsiniz.
Örneğin: Sobanın sıcaklığını çocuğa anlatırsınız ama çocuk elini sabaya dokununca ve eli yanınca sobanın sıcaklığını ve elinin yandığını anlar.
Kitaptan öğrenilen kitapta, Ruha ve Kalbe öğretilen Ruh ve Kalpte kalır.
Zira
‘’İlim İki Türlüdür!! Biri dilde olup ki bu zahiri ilimdir. Allahü Tealanin Kullari Üzerine Hüccetidir.Birde Kalpte olan Marifetullah ilmi vardır.Asıl gayeye ulaşmak için faydali olan budur.’’
Anlatmak istediğimiz budur.
Ayrıca bir elmayı köre anlatmaya çalışmak ne kadar zordur değil mi? Elmanın şeklini, rengini ne kadar anlatsak ta gören bir göz kadar idrak edemez. O zaman gören bir gözün yanında birde gösteren, öğreten bir gözün de olması lazım gelir. Tasavvuf İnsan-ı Kamil Merkezli hareket eder. İnsanı kamilsiz ne tasavvuftan nede seyri sulktan söz edilebiliriz. Mürşitsiz Tasavvufta yol alamazsınız.

Tasavvufta çok nadir olarak bazı Mürşidlerin dış alemde yani dünyada Pirleri – Mürşit’leri olmamıştır. Onlar iç alemden Tasarruf ve irşat edilmiş ve feyz almıştır. Yani Mürşidleri İç alemdendir. Buna Tasavvufta Veysilik denmektedir. Bu çok nadir görülen bir durumdur. Bu özel bir hadiseyi genellemek yanlış olur. Hayır ben iç alemden tasavvuf öğrenmek istiyorum. Dünyada Mürşid yoktur ve olanlarıda red ediyorum diye bir teklif veya bekleti içinde olmakta ahmaklıktır. Eğer İbni Arabinin hayatını okuduysanız kimlerden ders aldığını kime bağlandığını da okursunuz.
Dini Bilgiler her zaman hoca talebe ilişki ile gelişmiş ve yayılmıştır.
Bir mürşid, talebe(derviş) olarak yanında bulunanlara sohbet şeklindeki derslerle (Muhabbetle) manevi bilgileri nakış nakış kalplerine ve ruhuna işlemektedir. Geçmişte yaşamış Mürşitleri sevmeniz onlara hürmet etmeniz çok güzel ama onlar da varisleri (hırkası) vasıtası ile yollarını devam ettirmektedirler. Bir bağda kötü üzüm gördünüz diye tüm üzümler kötüdür mantığı içerisinde olmanız da çok yanlıştır. Bir bağda koruklarda olabilir, üzümlerde, eğer sizin maksadınız üzüm yemekse muhakkak ki üzümle karşılaşırsınız.
İnsanların da iyisi ve kötüsü vardır. Kötü insanlar var diye geneline hakaret etmek yada tüm insanları ret etmekte aptallıktır. Kötü varsa sende iyisini bul yada iyisini ara.. Sen bir ara bakalım Mevla neyler. Neylerse güzel eyler..
Bir kere bir yerde iyi varsa muhakkak kötüde vardır. Bir yerde kötü varsa muhakkak ki iyide vardır. Allah’ın izni ile iyi ile kötü ayırt edilir inşallah..

Bu yol ne şan şöhret ne de mal mülk yolu dur. Bu yol gönül yoludur. Hakka Yolculuk Hakka SEYİRDİR.

Buyurduğunuz İbni Arabinin kitabını duydum fakat okuma şansını elde edemedim. Eğer siz okuduysanız, bilgi sahibiyseniz yada bu kitabın Türkçe tercümesi sizde mevcutsa oradan alıntlar yaparak bizide bilgilendirebilirseniz seviniriz.

Her şeyin en iyisini Allah bilir.
a.zade
selam
Bazı şeyhler bu ayetten niçin rahatsız oluyorlar?
Çünkü bu ayet insanların onlara kul olmasını yasaklıyor. Bir tarafta "Yalnız Allah'a 'kayıtsız şartsız' teslim olmak var" diğer tarafta "mürit mürşidin elinde gassalin elindeki meyyit gibi olmalı" mantığı var. Eeee haliyle bu iki yaklaşım uyuşmuyor. Taviz hangi taraftan verilmeli? Nasıl olsa bu dünyada karışan katışan yok. Taviz Allah'a ibadetten (kulluktan) veriliyor. Bazı şeyhler tavize yanaşmıyor ve ortaya böyle zırvalar çıkıyor.

Bu ayette "sadece sana (Allaha) ibadet ederiz" ve "Sadece senden yardım dileriz" anlamı yokmuş. Arkadaş bu anlam seni niye rahatsız etti ki? Sadece Allah'a ibadet etmeyeceğiz de onun yanında ikinci bir varlık olarak başka kime ibadet edeceğiz?? Sadece ona dua etmeyeceğiz de başka kimlere dua edeceğiz?

Gerçekten bu tasavvuf insanda akıl-fikir bırakmıyor.

Allah, aklını kullanmayanların üzerine pisliği (şirki) yığar. Yunus suresi.

(Belli bir süre pislik içinde kalan insan pislikten rahatsız olmayı geç zamanla ondan haz alır. Aynen Mekkeli müşriklerin, müşrik hristiyan Rahiplerinin ve Hindu ve budist din adamlarının üstün huşuları gibi huşu vaziyetine giriyorlar. Çünkü İslam dışındaki dinler -adı ne olursa olsun- aklı uyuşturur. Kalp ile hareket eder. Ama İslam insanı hem akıl hem kalp ile hareket ettirdiği için insanı diri tutar. Bize "müslüman" adını yüce Allah vermiştir. O ismin yanına mutasavvıf, sufi, nurcu, süleymancı gibi isimler-sıfatlar eklemek edepsizliktir. İslamı övmüş ve bize din olarak seçmştir. İslam insanın maddi manevi her ihtiyacına yeter. Onu eksik görürcesine başka sistemler aramak terbiye sınırlarını aşmaktır. O yüzden peygamberimiz bize şu duayı öğretmiştir: Razıytu billahi rabben, ve bil islami dinen vebi muhammedin rasulen. Rab (terbiye edici) olarak Allahtan, din olarak islamdan, rasul olarak Muhammed'den razı oldum. Kişi hem bu duayı eder hem de Allahtan başka terbiyeci kabul ederse ikiliğin -şirk-içine düşmüş demektir. İşte bunları akıllarıyla kavramak veya kabul etmek istemeyenler pislik içinde kalmayı hak etmişlerdir.)
nasreddinhoca
ALINTI
Tasavvufu Kitaplardan öğrenmek ve kitaptan seyri Sulk yapmak imkânsızdır.


Şeyhul Ekber mümkündür diyor...
gerisinin lafına bakılmaz...
mmustafa
ALINTI(nasreddinhoca @ Sep 6 2008, 05:32 PM) *

Şeyhul Ekber mümkündür diyor...
gerisinin lafına bakılmaz...


Sevgili Nasreddin Hocam,
Diğer eserlerini bir kenara bırakıp, belkide hiç okumadığınız ama sağdan soldan duyduğunuz bir başka eserini yada sözlerini delil olarak savunuyor olmanız da tuhaflık arzediyor.
Meşhur bir sözü var Muhyiddîn Arabî'nin
(KS)"Hâlimize âşinâ olmayanlar, eserlerimizi okumasınlar." buyurmuştur.
Bence, siz Muhyiddîn Arabî'nin bu tavsiyesini dinleyin.

Selametle,
süleyman recep
kimseye hakaret etmemeye itina gösteririm. neden alındığınızı anlamaya çalışalım beraberce...

...............................................................................................
1. sayfadaki size sorum

merak'ımı mazur görün lütfen...

1-arpça ve diğer ilimleri size kim ve nasıl verdi..?

2-siz, kazım koyuncu ve kazım yardımcıyı karıştırmıyasınız (latifedir)

3-siz kazım yardımcıyı tanırmısınız..?

4-sizin delil'iniz bu insanmıdır..?

alın size bu insanın düşüncesi: varlık eserinden bir kopya..
......................................................................................................

burada size nasıl bir hakaret var anlayamadım. şayet öyle anlıyosanız, hakkınızı helal ediniz. amacım asla kırmak değildi...

bu arada hoca değilim, nidanız hiçde şık olmadı...bir şeyler yazmamı isteyeceğinize, sakince yazdıklarımı okusanız daha iyi olmazmı.?
islambuli
ALINTI
Allah’ın yardımcıları olunuz.- (Saff: 14)


bu ayetten ve yazdığın diğer ayetlerde nasıl anlamlar çıkarıyorsun anlayabilmiş değilim.aynı mantıkla aşağıdaki ayetide yorumlayabilirmisin.

Eğer Allah'a güzel bir borç verecek olursanız, onu sizin için kat kat arttırır ve sizi bağışlar....(tegabun 17)

ALINTI

“İnnel müttekine fi cennatin ve neher. - Müttakilerin ruhları Allah’ın indindedir.”(Kamer-54)


yukarıddaki ayetin hem arapcasını hem türkçesini yazmışsın o halde bile arapçasında cennet ve nehir kelimeleri geçerken senin melainde geçmiyor sen kendini zorla birşeylere inandırmayamı çalışıyorsun ayette müttakilerin cennete ırmaklar başına olacağı müjedeleniyor.

yusuf suresindeki ayetlerdede yusuf a.s ın kardeşlerinin duyduğu pişmanlık karşısında babalrından af dilemeleri ve babalrında onları bir baba yüreği ile affetiğini kendisinin affettiğini Allah c.c affetmesi içinde dua edeceğini anlıyoruz.zaten diğer kardeşlerde yazmışlar bir müslümanın diğer bir müslümandan dua istemesi benim için dua et demesinde bir sorun yok ama sorun sizinki gibi belli bir adres göstererek gidip bundan dua etmesini isteyeceğim o Allahın dostu v.s sıfatlar ekleyerek onun duası kabul olur seninki veya benimki kabul olmaz mantığında.hatta forumda dua bölümü bile var benim için dua edermsiniz kardeşler diye kimse çıkıp oraya yazmıyor bu bölüm şirktir diye.
mmustafa
Soru soran ve itirazlarını dile getiren arkadaşların yazılarını okuyunca burada konu başlığı yaptığımız ''İyyake Na’büdü Ve İyyake Nestein Âyetinin Gerçeği'' yazısının tümünün okunmadan aceleyle cevaplar ve itirazlar yazıldığını farkettim. Yaznın uzunluğundan kaynaklanabileceğini de düşünürek Özetle altını çizmek istediğimiz yerleri bizden cevap bekleyen ve soru soran arkadaşlara cevaben tekrar yazıyorum..
---------------------------


''İyyake Na’büdü Ve İyyake Nestein Âyetinin Gerçeği''

Sure-i Fatiha’da “Biz sana taparız, ve biz senden yardım bekleriz.” diyerek uydurma ilâhlara tapmayı, varlıkları olmayan ve cansız olanlardan yardım istemeyi reddederiz. Hak’kı bilen (Ârif) ve Hakkı gören (Şehit)Ierden de Allah’ın izniyle şefaat bekleriz. Bu da Kur’an-ı Kerim’de kesin olarak sabittir. “Nahnü Evliyaüküm- Biz sizin Velileriniziz” (Fussilet: 31), (Zuhruf: 86) Bu Âyete göre “Melekler Mü’minlerin Velileridir”.
Melekler, insanlara yardım eder. Ruh-u Âzam, Küll-i Ruh olan Peygamberimiz ve Varisleri Hz. Ali, Hz. Hasan, Hz. Hüseyin, Hz. Ebubekir ve Veliler bizim şefaatçimiz ve yardımcılarımızdır.

Peygamberimiz: “Benim şefaatim -yardımım ümmetimin kebair-büyük günah işleyenlerine-ehlinedir.” buyuruyor.
Arapça Gramerde: “İyya”, İlgi-aidiyet- mahsus kılma anlamınadır. “İnnema-Ennema” kelimeleri ise -Ancak- anlamınadır. İyyake Sana, İyyaye-Bana, Iyyahu-Ona anlamındadır. “lyyake na’büdü” Âyetinde, olmadığı halde “Ancak sana taparız” meali vermek caiz olabilir. Zira Allah’tan başka Ma’bud -tapılacak olmadığı Kuran’da yüzlerce Âyette ifade edilmektedir. Allah tekdir ve Mutlak’tır (Nahl: 22)..”İyyake nestein” âyetine ise “Ancak” edatını koymak, yukarıda anlattığımız gibi yanlıştır. “Bi iznillah, bi iznihi” âyetleri ise delilimizdir. Enbiya, Evliya ve Şehitlerin ruhları diridir. Allah’ın emri olan, Ruh-u Kudsi’ Kutsal Ruhlar ölmez, Allah’ın yanındadır, istediklerine ve isteyenlere yardım ederler.

“Günahkarların ruhu berzahlarda, müttekilerin ruhu Allah’ın indindedir.” (Kamer 55). Aksini düşünmek, söylemek: ancak, Müslümanlara bir sataşmadır, demogojidir, ortalığa fesat yaymaktır. Hem de Enbiya, Evliya, Şehit ve Melekleri küçümsemektir. Onları küçütten Allah’ı küçültmeye kalkmış olur, sonunda iblis gibi zelil ve hakir kalır. Bunlar aslında, Mâneviyat-Ruhaniyat Aleyhtarı, Materyalist, Maddeci kişilerdir. “Yardım ancak Allah’tan istenir’ derler sonra zenginlere, idarecilere dalkavukluk, yağcılık ederler. Kur’an’daki mecazi anlamı da kaldırıp Cenneti dahi maddeleştirmeye çalışırlar.

Ruhani-Allah yolunun yolcuları ise: Üstadları, Hocaları, Öğretmenlerine-dünyada iseler vicahi-.sevgi ve saygı gösterirler, O’nları büyükler ve över, önünde eğilir, ellerini öper, hizmetlerini görürler. Çünkü: O’nlarsız: Ne Allah bilinir, ne Hak Yolu Öğrenilir. “İnsan-ı Kâmil, Allah’ın halifesi, aynası, varisidir.” (Bakara: 30). Şayet vefat etmişseler Nurani, Kutsi, Yüce Ruhlarına yönelerek, cehalet ve nefs-i emmarenin karanlığından kurtarmaları için himmet istenir, ilim-irfan, aşk ve feyz taleb edilir.

Konuyu özetlemek gerekirse: Emevi din yorumunu daha da katılaştıran, İbn-i Hazm ve İbn-i Teymiye’nin bir uzantısı olan bazı Ehl-i Sünnet dışı mezheplere göre: “Peygamberden, Peygamberlerden Velilerden Şefaat-Yardım isteyenler, kabirleri ziyaret edenler, Peygamber ve Velileri dost edinenler, kurban kesenler kafirdir, müşriktir, putçudur’ deniliyor. Bu durumda: 1,5 milyar Sünni, Alevi,Şii olan biz Müslümanlar ve 1400 yıllık atalarımız hep kafir, müşrik ve de putçuyuz, yalnızca: şu anda sayıları 200-300 bini geçmeyen onun da yarısı belli bir aşiret ve bürokrat olan kişiler müslüman ve muvahhid öyle mi?.. Bu ancak insafsız bir tefrikacılıktır. Sünni, Alevi, Şii olan halkın çoğunluğu Müslümandır.

Bir de “Allah ile kul arasına kimse giremez” sözünü ikide bir tekralayan bu Ehl-i Sünnet dışı mezhepdekiler Ayırsınlar bakalım din ile dünya işlerini, kabul etsinler demokrasiyi, benimsesinler 4 Halife’nin seçimle işbaşına geçme sistemini.. Hem, hiç dikkat etmiyorlar mı cenaze namazına... Cenaze Namazı çok önemlidir. Doğrudan önümüze koyup, onu da kıblemize eşdeğer tutup namaz kılıyoruz. Bu da tıpkı Meleklerin: Âdem’i kıble edinip, Âdem’e secde ettikleri gibi bir olaydır. Burada Âdem ve vefat eden Müslüman insan kardeşimiz kıbledir. Çünkü önümüzdedir ve yüzümüzü ona dönmüş durumdayız. “Yüzünü Mescid-i Haram’a çevir” (Bakara: 144). İbadet, Allah’adır. Ama kıble olarak, Âdem ve vefat eden kardeşimiz, cenaze namazıyla yüceltilmektedir, bu bir saygı, bir tazimdir. Zira, Âdem ve evladı yücedir. “Âdem’e bütün isimleri öğrettim.” (Bakara: 31). “Âdem ve Kâmil İnsan olan evlatları, Allah’ın halifesidir.” (Bakara: 30). “insan yücedir.” (Tin: 3)
Bu durumda: Melekler, Âdem’e secde etmekle, Müslümanlar da vefat eden insana yönelip salat, dua, namaz kılmakla müşrik mi olmaktadırlar. Yusuf’a secde eden Ebeveyni ve kardeşleri müşrik midir?
Aslında onlar, İnsan-ı Kâmile de, 4 büyük Halife’ye de, 4 mezhep imamına da, Maturudiye de, Eş’ariye de, Şiaya da tasavvufa da zaten karşılar. Mâneviyatı inkar eden, veya fizik ötesi âlemi de yorumlarıyla maddi-cismani kılan materyalistler bu Ribbiyyinler yani; (Rab’cı-Allah’cı geçinen dini bilginlerin çoğu) bunlara göre Nurani-Rahmani Âlem, Nurani Cennet yoktur. Cennet’te dünya gibi maddedir. Halbuki Ruh-Melek ve Cennet Âlemi, Emir’den yani Nur’dandır. Emir ise Allah’ın Kelim sıfatıdır. Kur’an-ı Kerim’de Allah’ın emridir, Allah’ın kelamıdır ve Nur’dur. Allah’ın emri-kelimesi ve nefesi cisim, mahluk, madde değildir. Bunlar, bu saydıklarımız Sıfat-ı Zât-i Bâri’dendir. Âlem-i Melekut ve Ceberut’tur.

Allah ile kul arasına giren kimse yok ki.. Aracı ilimdir, irşat ilimledir. Hakiki Mürşit ilimdir. Ancak ilim, kendiliğinden irşat yapamaz. İlmi bilen, Ârif lazımdır. Aracı Âlim, Ârifdir. Bilindiği gibi İslâm’da İlim: Zâhir-Bâtın, Fıkhi ve Itikadi ilimler diye ikiye ayrılır. Fıkıh (İslâm Hukuk İlmi), zahiri ilimler kategorisindendir. İtikat-İman İlmi ise; Felsefi, Kelami, Tasavvufi diye üç bölümdür. Bunların da bilge kişilerine Âlim ve Âriflerine ihtiyaç vardır. İrşat ilim iledir, ilim de bu görevi bilge Âlim, Ârif kişiler aracılığı ile yapar. Bunun da başka yolu yoktur.

İşte bu bilge kişilere: Medreselerde Fakih, Feylezof, Kelam Âlimi... Tekkelerde ise Üstad, Ârif, Şeyh,Baba, Pir, Dede ünvanı verilmiştir. Bilindiği gibi Tasavvuf medreselerden değil, Tekkelerden zuhur etmiştir. Hiçbir Tasavvufçu gösterilemez ki 0, bir Tarikat Piri veya mensubu olmasın....
“Aracı yoktur, mürşit ilimdir” gibi sözler saptırılmasın. Âlim, Ârif aracısı olmadan, ilim-irfan kendi başına irşat görevini yapamaz. Araçsız amaç olmaz. Rehbersiz, maddi-Mânevi hiçbir yere, amaca erişilemez. Aracı sadece rehberdir. Peygamberler ve Veliler Âlim, Ârif kişilerdir. Hak yola ve Allah’a kavuşmakta rehberdir. Peygamberler ve Veliler Âlim, Ârif kişilerdir. Hak yola ve Allah’a kavuşmakta rehberlik ve mürşitlik yapmaktadırlar. Ancak, gaye her zaman amaçtır, ama araçsız amaca da kavuşulamaz. Ampülsüz elektrik ışığından yararlanılamaz. Kur’an-ı Kerim’de “Errahmanü fes’eI bihi hablra - Rahman’ı, Rahman’dan haberdar olandan sor” buyuruluyor. Demek ki; Rahman’ı; Rahman’ı bilen-haberdar olan- Âlim, Âriflerden sorup öğrenmemiz emrediliyor.

İlim-fiil.. Âlim-fail.. İlim-Kur’an, Âlim, fail Muhammed (S.A.), Kâmil İnsan’dır. Kur’an’ı bilmek için illa bir Kâmil İnsan, Muhammed (A.S.)a ihtiyaç vardır. Bunun başka yolu da yoktur. Hal böyle olunca da, rehbere bir teşekkür etmek, sevgi ve saygı göstermek lazımdır. Hocaya, öğreticiye, hak yola rehberlik ediciye, babaya, büyüğe sevgisi, saygısı, teşekkürü olmayanın Allah’a hiç olmaz. Böyle birisine değil Müslüman, insan bile denmez. Çünkü, sa-
dece Allah’ı yüceltiyor görünüp, şerefli ve mükerrem insanı küçültmek ve sevmemek İblis’in işidir. İblis mel’unu da AlIah’ı Yüce kılıp, İnsanı-Âdem’i küçük gördü ve sevmedi yani büyüklendi!... Ama sonra tel’in edilip, recm edildi (kovuldu, taşlandı).


Büyük bilgin, Âlim, Ârif olan Enbiya ve Evliya’nın kabirlerini korumak, simgelerle O’nların fikirlerini canlı tutmak: Bir hatıra, saygı, sevgi ve vefa ifadesidir. Yoksa kimse mezara tapmaz, her Müslüman Allah’ı bir bilir. Hiç bir Müslüman, cansızdan, cesetten, taştan, topraktan birşey istemez. Ölmez olan, canlı olan Allah’ın emri ve ruhundan istekte, talepte bulunur. Şefaat himmet ve feyz ister ve bunların Allah’ın izniyle olacağını bilir. Müşrikler ise; cansız sanemlerden (putlardan ve uyduruk âlihelerinden) yardım isterler ve uyduruk âlihelerini Allah’ın yaratmadığını ve onların da bizatihi Allah gibi Kadim olduklarını, ve kuvvetlerinin de bizatihi kendinden olduğunu, Allah’ın onları yok edemeyeceğini söylerler. Yani onları da Allah gibi Kadim, Ezeli bilirler. Kuvvetlerini kendiliğinden var bilirler ve uyduruk ilâhlarını Allah yaratmamış ve Allah yok edemez, onlardaki bilgiyi de Allah vermemiş. 0 âliheler kendi müstakil güçleriyle vardır diye bilir müşrikler ve müşriklere göre “Allah büyük ilâhtır, diğerleri küçük...” (Enam:19), (Mü’minun: 117). Tevhidi bilmek için önce şirkin ve şirklerin ne olduğunu bilmek gerekir.

Kardeşlerim, hangi Müslüman; “Âdem’i, Evliya’yı Allah yaratmadı, onlardaki ilim, kuvvet feyz Allah’tan değil” der. Böyle bir Müslüman var mı ki, Enbiya ve Evliya’ya Allah için hürmet edene Allah’ın izniyle himmet isteyene Müşrik deniliyor. Her Müslüman bilir ki, Enbiya ve Evliya’yı da herşey gibi Allah yarattı ve Allah onları da, herkesi de öldürür ve öldürecektir ve onlardaki ilim, kuvvet, feyz Allah’ındır. Kuvvetin, ilmin, feyzin kaynağı Allah’tır. Herkes Allah’ın kuludur. Ma’bud, İlâh Allah’tır.

Allah birdir Enbiya ve Evliya ise Haktır. Her himmet ve yardım Allah’ın izniyledir. Ve Allah’ın şefaate ve irşada izin verdiği Enbiya ve Evliya ve tek kelime ile pâk ruhları Allah’a yaklaşmış Mukarrebun’lar yani, Kâmil İnsanlar vardır. Kimse cansız varlıklardan birşey istememektedir. Enbiya ve Evliya’nın ruhu Hay’dır. Ölen cesettir. Ruh Allah’ın emridir, ölmez. Günahkar ruhlar berzahlardadır. Pâk Ruhlar, Allah’ın indindedir.
Müşriklerin uyduruk ilâhları Allah’a yakın değildir. Hem onlar yoktur ki. Onlara tapmakla Allah’a yakın olunsun. Ama Allah’ın huzurunda, yanında, yakınında olan Enbiya, Evliya ve Mukarreb ruhların sahipleri Allah’ın dostudur ve insanlara şefaatçidirler.
Ayrıca, Kur’an-ı Kerim’de
“Mü’minlerin, mü’minleri dost-Veli edinmesi,”(Enfal-72,Tevbe-71)

tavsiye hatta emri varken, Mü’minler, Allah’ın dostları-Velilerini Veli edinmekle Kur’an-ı Kerim’in emrine uymuş olmuyorlar mı?..


Kazım Yardımcı
süleyman recep
5- Ancak sana ibadet eder ve ancak senden yardım dileriz.

Taberi diyor ki: "Eğer sorulacak olursa ki: "Bütün âlemlerin rabbi olan Allah'a hamdolsun" ifadesini ve bundan sonra gelen ifadeleri bizzat Allah teala söyleyerek kendini övüyor ve bizlerin de böyle yapmamızı öğretiyor, eğer böyle ise "Ancak sana ibadet eder ve ancak senden yardım dileriz." ifadeleri nasıl izah edilecektir? Zira Allah, yardım isteyen değil, yardım eden, ibadet eden değil.kendisine ibadet edilendir. Yoksa bunlar, Cebraile veya Muhammed'e, söyleme­leri emredilen ifadeler midir? Cevaben denilir ki: "Bütün bunlar Allah'ın kela­mıdır. Allah bunlarla kendisini övmüş, kullarına da bu şekilde kendisini övme­lerini öğretmiştir. Ve onlara demiştir ki: "Deyin ki: "Ancak sana kulluk eder ve ancak senden yardım dileriz..." Burada takdir edilen "Deyin ki" ifadelerinin, âyetlerin başında açıkça zikredilmemesi, Arapçanin, kısaltmaya ve veciz ifade­ye önem verme özelliklerindendir. Zira Arapçada bir mânâ, cümlenin bir kısım kelimelerini düşürmek suretiyle de ifade edilebilirse, düşürülmesi mümkün olan kelimeler düşürülür ve kısa bir şekilde ifade edilir. Burada da durum böyle ol­muştur. Nitekim, Abdullah b. Abbas, "ElhamdüliIlalV'i şöyle izah etmiştir.. "Cebrail Muhammed'e dedi ki: "Ey Muhammed, de ki; "Hamel, âlemlerin rabbi olan Allah'a mahsustur."

Âlemlerin Rabbi: İnsanların, cinlerin, meleklerin, göklerin ve yerin rabbi demektir. Arap dilinde "Rab" kelimesi, "Kendisine itaat edilen efendi, bir şeyi düzeltip ıslah a\en, bir şeyin sahibi" mânâlarına gelmek­tedir. Şanı yüce olan rabbimiz, benzeri olmayan, dengi bulunmayan bir rabdır. Yaratıklarına bol nimetler vererek onların durumlarım düzeltip ıslah edendir. O, her şeyi yaratan ve bütün işleri elinde bulunduran bir hükümdardır. Bu itibarla "Rab" kelimesinin üç mânâsının da Allah teala için kullanılması yerindedir.

Âlem: Tüm ümmetleri ve yaratılmışların toplumlarını ifade eder. Böylece insanlar bir âlem, cinler bir âlem, diğer yaratıklar da kendi başla­rına birer âlemdirler. Bu kelime, tekili bulunmayan cins isimdir. Her yaratık sı­nıfına "Âlem" denildiği gibi o sınıfın belli bir çağda yaşayanlarına da "Âlem" denir.

Abdullah b. Abbas, Said b. Cübcyr ve Mücahid, "Âlemlerin rabbi" ifade­sini. "Cin ve insan âlemlerinin rabbi." şeklinde izah etmişler. Katadc "Her sınıf kendi başına bir âlemdir." demiş, IZbul Âliye ise "İnsanlar bir âlem, cinler de bir âlemdir. Bunların dışında olan varlıklar ise on sekiz bin veya on dört bir âlemdir." demiştir.

Rahman: "Rahmeti, esirgemesi bütün yaratıklarını kapla­yan" demektir.

Rahim: "rahmeti ve bağışlaması, özellikle müminleri kapsa­yan" elemektir. Allah tealanın bu iki sıfatının mânâları, besmele izah edilirken açıklanmıştır. Bu sıfatların, besmelede zikredildikten sonra, Fatihada da tekrar edilmeleri, besmelenin, fatihadan bir âyet olmayıp kendi başına müstakil bir âyet olduğunu göstermektedir. Zira, Allah tealanın kitabında, aralarında fasıla bulunmaksızın, aynı lafızlarla tekrar'eden iki âyet mevcut değildir.

taberi tefsiri...
süleyman recep
5- (Allah'ım!) Yalnız sana kulluk eder, yalnız senden yardım dileriz.

İslâm inanç sisteminin bu temel ilkesi, bu surede ifade edilen daha önceki ilkelerden kaynaklanır. Buna göre, kulluk yalnız Allah'a yöneltilir ve yalnız O'ndan yardım dilenir.

Burada da bir yol ayrımı vardır. Her türlü kölelikten mutlak anlamda kurtuluş ile, mutlak anlamda kullara kul olmak arasındaki yol ayrımı!..

Bu ilke, insanlığın topyekün kurtuluşunun ilanını müjdeler; kuruntulara, çeşitli sosyal sistemlere ve yeryüzü gereklerinin zorlayıcı baskısına bağımlılıktan kurtuluşun ilanını... Sebebine gelince, kulluk yalnız Allah'a yöneltileceğine ve yalnız O'ndan yardım isteneceğine göre insan öncelikle yaşamın zorlayıcı ihtiyaç ve baskılarından, çeşitli ideolojik sistem ve güçlerin boyunduruğundan, asılsız kuruntu ve hurafelerden kendini kurtarmak zorundadır.

BEŞERİ GÜÇLERE KARŞI MÜSLÜMANIN TUTUMU

Burada, müslümanın beşeri ve tabii güçler karşısındaki tutumunun ne olacağına kısaca değinelim:

Beşeri güçler müslümana göre ikiye ayrılır: Bunlardan biri Allah'a inanan , Allah'ın önerdiği hayat tarzı ile uyum halinde olan hidayete erdirici güçlerdir. İyilik, hakk ve yapıcılık yolunda bu tür güçlerle uyumlu olmak ve işbirliği etmek gerekir. Bu güçlerin diğeri ise Allah'a bağlı olmayan, O'nun önerdiği hayat tarzına uymayan güçlerdir ve bunlarla savaşmak, mücadele etmek ve kendilerine başkaldırmak gerekir.

Bu sapık güçlerin büyük ve saldırgan olması müslümanı asla yıldırmamalıdır. Çünkü bunlar, ana kaynakları olan ilahi güçten bağlarını koparmakla kendilerine gerçek gücü veren damarı kurutmuş olurlar. Bu durum tıpkı ışık saçan bir yıldızdan kopan iri bir kütleye benzer. Bu kütle ne kadar kocaman olursa olsun kısa bir süre sonra sönmeye, soğumaya, yani ışığını ve ısısını kaybetmeye mahkûmdur. Oysa sözkonusu ana yıldızdan kopmayan herhangi bir zerre, enerjisini, ısısını ve ışığını devam ettirir. Nitekim yüce Allah şöyle buyuruyor:

Nice az sayıdaki topluluk, Allah'ın izni ile (kendilerinden) kalabalık bir topluluğu yenmiştir."·(Bakara Suresi, 249)

Az sayıdaki topluluğun kalabalık bir kitleyi yenebilmesi; sayıca zayıf olan grubun ana güç kaynağına bağlı olması, gücünü ve üstünlüğünü aynı kaynaktan alması sayesindedir.

Tabiat güçlerine gelince, müslümanın bunlar karşısındaki tutumu korkuya ve düşmanlığa değil, yakınlığa ve dostluğa dayalı olmalıdır. Çünkü insanî güçler ile tabiî güçlerin her ikisi de yüce Allah'ın dilemesi sonucu varoldukları gibi, bu gücü kullanırken de O'nun iradesine bağlı kalmaları gerekir. Sonuç olarak insan, kendi yeteneklerini tabiatın güçleriyle destekleyerek ve işbirliği yaparak iyi bir koordine sağlamalıdır.

Müslümanın inancı bu konuda kendisine şu görüşü telkin eder: Yüce Allah bu güçlerin tümünü kendisine dost, yardımcı ve işbirlikçi olmak üzere yarattı. O, bu güçlerin dostluğunu kazanabilmek için onları tanımalı, onlarla işbirliği yapmalı ve onlarla uyum içinde her ikisinin de ortak Rabbi olan Allah'a yönelmelidir. Eğer bu güçler bazan kendisine zarar ve rahatsızlık veriyorsa, bunun sebebi, onları incelememiş, tanımamış olması, bağlı oldukları tabii kanunları kavramamış olmasıdır.

Cahiliye karakterli Roma uygarlığının varisleri olan Batılılar, tabiî güçlerden yararlanmayı "tabiatı yenmek, tabiatı dize getirmek" gibi küstah bir deyimle ifade ediyorlar. Bu deyim, Allah ve Allah'ın iradesine boyun eğmiş evrenle arasındaki tüm müsbet ilişkileri koparmış bir cahiliye mantığını açığa vuruyor.

Oysa müslümanın kalbi, Rahman ve Rahim olan Allah'a bağlı olduğu gibi, ruhu da tüm alemlerin Rabbine boyun eğmiş şu varlık