Mevdudi’nin; "İlah, Rab, İbadet, Din ve Tağut" kelimelerini bugünkü insanların anlamadığını anlatan yazısı.
"Kur’an’ı Kerim arapça olarak indirilmiştir ve arapça konuşanlara sunulduğunda, onlardan her biri ilah kelimesinin manasını da rab kelimesinden kastedilen manayı da biliyordu. Çünkü ilah ve rab kelimeleri önceden beri dillerinde kullanılan iki kelimeydi. Onlar bu iki kelimenin ihtiva ettiği bütün manaları kavrıyorlardı. Onun için lâ ilâhe illallah ve Allah-u Teâlâ'dan başka Rab yoktur, uluhiyette ve rububiyette O’nun hiç bir ortağı yoktur denildiği zaman, hangi şeye davet edildiklerini çok iyi anlıyorlardı. Yine apaçık bir şekilde, bunları söyleyen kişinin neleri inkar etmesi gerektiğini, neleri Allah-u Teâlâ'ya has kılması gerektiğini ve Allah için hangi konularda ihlaslı olması gerektiğini anlıyorlardı. Yine bu kelimeyi reddedip inkar edenler, bu kelimenin neleri gerektirdiğini ve neleri reddettiğini bilerek inkar ediyordu. İman eden de bu akidenin neleri gerektirdiğini ve neleri reddettiğini iyice bilerek iman ediyordu. Yine aynı şekilde ibadet ve din kelimeleri de dillerinde yaygındı. Abd (köle) kelimesinin ne olduğunu, ubudiyetin (kölelik) nasıl gerçekleştiğini biliyorlardı. Aynı şekilde din kelimesinin de ne manaya geldiğini ve bu kelimenin kapsamına giren manaların neler olduğunu da çok iyi biliyorlardı. Bundan dolayı onlara:
"Allah-u Teâlâ'ya ibadet edin, tağuttan kaçının ve bütün dinlerden uzaklaşarak Allah’ın dinine girin" denildiği zaman, Kur’an’da bildirilen bu daveti anlamakta hata yapmadılar. Bu daveti ilk duyduklarında, hayatlarında neleri değiştirmelerini gerekli kıldığını ve isteklilerine ne gibi yükümlülükler getirdiğini çok iyi anlıyorlardı.
Fakat şimdiki asırda okunan Kur’an’daki bu kelimelerin hepsinin asıl ve gerçek manaları değiştirilmiştir.Yani Kur’an’ın indirildiği asırdaki insanlar arasında yaygın olan manaları... Böylece konuşulan bu dört kelimeden her birinin daha önceki geniş ve kuşatıcı manası daraltılmış oldu. Hatta zamanımızda bu dört kelimenin manaları öyle daraltılmıştır ki, onlardan asıl kastedilen manalar artık anlaşılamayan dar, sınırlı, tam net ve açık olmayan şüpheli manalara sokulmuştur. Bunun iki sebebi vardır:
a - İnsanların fasih arapça zevkinin azalması ve sonraki asırlarda halis arapçanın gündemden uzaklaştırılması.
b - Zamanımızdaki İslam toplumunda doğan ve orada çoğalan kimselerin, Kur’an’ın indirildiği zamandaki cahili arap toplumunda manaları yaygın olan ilah, ibadet, rab ve din kelimelerinin manalarından habersiz kalmaları.
Bu iki sebepten dolayı sonraki asırlarda dil alimleri ve müfessirler, Kur’an kelimelerinin çoğunu sözlüklerde ve tefsir kitaplarında, asıl manaları yerine, sonradan gelen müslümanların anladıkları manalarla açıkladılar. Aşağıdaki örneklerde olduğu gibi:
1 - İlah kelimesini; sanki heykel ve put kelimeleriyle eş anlamlıymış gibi, bu kelimelerle açıkladılar.
2 - Rab; terbiye eden, yetiştiren kelimesini; mahlukatı terbiye eden ve onları yetiştirenle eş anlamlıymış gibi bu kelimelerle açıkladılar.
3 - İbadet kelimesini; kulluk etmek, bir takım ibadet olan ameller yapmak, mütevazi olmak ve namaz kılmak manalarıyla sınırladılar.
4 - Din kelimesini; millet (kavmiyet) kelimesiyle açıkladılar.
5 - Tağut kelimesini; put veya şeytan olarak tefsir ettiler.
Sonuç olarak, insanlar Kur’an’ın davetinin gerçek hedefini ve esas maksadını anlamadılar. Kur’an onları Allah-u Teâlâ'dan başka bir ilah edinmemeye çağırdığı zaman putları terketmeyi ve heykellerden uzaklaşmayı emrediyor zannettiler. Bu nedenle put ve heykel dışında ilah kelimesinin kapsadığı diğer ilahlara taptıkları halde sadece putlardan ve heykellerden uzaklaştıklarında Kur’anın emrini tam yerine getirmiş olduklarını zannettiler. Onlar bu amelleriyle, Allah-u Teâlâ'dan başka ilahlar edindiklerini bilmiyorlar.
Kur’an onlara; gerçek rabbin sadece Allah olduğunu ve O’ndan başka rab edinilmemesini emrettiği halde şöyle derler;
"Biz, Allahtan başka bizi koruyan, bizi yetiştiren, bizi terbiye eden bir varlık olduğuna inanmıyoruz. İşte bu şekilde bizim tevhid konusundaki inancımız tamamlanmış olur." Halbuki gerçekte onların çoğu, (mürebbi) "terbiye eden" dışında Rab kelimesinin kapsadığı diğer rablere de boyun eğmişlerdir.
Kur’an onlara; Allah-u Teâlâ'ya ibadet edin ve tağuttan kaçının diye bildiride bulunduğu zaman; "Biz putlara ibadet etmiyoruz. Şeytana da buğzediyor, ona lanet ediyor ve Allah-u Teâlâ'dan başka hiçbirşeye de huşu göstermiyoruz. Kur’an’ın bu emrine kesinlikle itaat ediyoruz derler." Halbuki, taştan yontulmuş putlar dışındaki diğer tağutlara boyun eğerek onlara ibadet etmeğe devam ederler.
Bunun gibi, din hakkında onlara "ayetler" söylendiğinde, Allah-u Teâlâ için dinde ihlaslı olmanın manasının; hindu, yahudi veya hristiyan olmamak ve İslam milletine tabi olmaktan ibaret olduğunu anlarlar. Bundan dolayı (hüviyetinde) İslam dinine mensup olduğunu söyleyen sayıca kalabalık bir gurup Allah-u Teâlâ’ın dininde ihlaslı olduğunu zannetmekte, fakat gerçekte "din" kelimesinin kapsadığı geniş manalar göz önüne alındığında, çoğunun Allah-u Teâlâ’ın dininde ihlaslı olmadığı (başka dinlere bağlandığı) görülmektedir." (Dört Terim-Mevdudi) (kaynak:Cahiliyenin Hükmünü mü İstiyorlar ?-Ziyaeddin eL-Kudsi)
