Öncelikle belirtmek isterim ki bu asık suratlı bir konudur. Haliyle yorumların bir kısmı suratsız olacaktır. Daha öncelerde kimlerin arasında neler yaşanmıştır bilemeycem. Ama buradaki yorumlar daha çok geçmişe taş atma neviden cümleler haksız ya da haklı ben bunu da bilmem.
Şimdı ne yapalım kı bu asık suratlı konuyu güldürelim
Hanı bilsem

bunlarla olur bir ton günderecem de ama yok olmuyormuş!!!
Öyle rahatta değil yanı!
İyisi mi biz başlıktan başlayalım…
Ne demişler balık başlıktan kokar

Selametle salim bir sonuca varmak için öncelikle başlıkla oynamak onu değişmek gerekir. Yani başın kokmasını önlersek gövde iyi ve hoş kokulu iş görür. Böyle bir sonucun hâsıl olması için de önce başlığı değişmek gerekir. İşe başlığı ya da başlarımızı yani zihniyetleri değişmekle başlamak lazım.
Tabi yanlış anlaşılmasın ben buradaki başlığı değiştirelim demiyorum. Yoksa işe bir iletişim kazası ile başlayıp başlığı baştan kokmaya mahal veririz ki, maazallah!
Demem odur insanlar bir konuyu ya da hadiseyi yazı ya da sesten bir ameliyat masasına yatırdıkları zaman buna münazara demenin yerine mülahaza deseler neşteri marazın üzerine indirmiş olurlar. Bir başka deyişle ön tekerlikleri doğru yola koymuş olurlar ki arkadakiler zaten öndekileri takip eder onların yerinden gider. Hani tartışma ya da münazara dediğimiz tabi başkasının buna münakaşa deme hakkı da var çünkü hepsi aynı kapıya çıkar.
Bu kapılar nereye çıkar biliyor musunuz?
Evet, bu kapıların tümü bir tarafın kazanma diğerinin ise kaybına çıkar.
İnsanın tabiatında da kaybetmeye tahammülsüzlük olduğu için bin dereden su getirir ne yapar eder yenilmemek ve kaybetmemek ister.
Ama ne çare ki tartışmada bir tarafın mutlaka kazanması diğerinin kaybı kaçınılmazdır.
Oysa asıl olan kişinin değil haklı olanın ya da hak olanın üste çıkması gerekir ki insanlık kazanmış olsun. Bunu sağlamak için öncelikle tartışmacıların ya da tarafların her birinin zihninde kendi fikirlerini kabul ettirme düşüncesinin üstünde hakkı galip getirme zihniyeti oluşmalı ki netice hakkaniyete uygun çıksın.Tabi insan bu!
Bir saniye sonraki davranışını ve tepkisini kestirmek namümkün!
Hele birde savunduğu bir düşüncesinin başkaları tarafından cümlelerle laf atışına tuttuğunu görürse!
Böyle bir durumdaki insanın adrenalini yükselir ve sinirler olabildiğince gerilir ve öfke kıvılcımları o kadar azgınlaşır ki akıl denen cevheri dahi eritirler. Öfkenin akla galebe çaldığı an gelir çatar böylelikle. Ve evet işte o zaman insanın en çok pişmanlık duyacağı konuşmaları yaptığı anlardır. Zaten insan kızdığı zaman durumu değil daha çok kendini kurtarmaya bakar. Yani tıpkı aynı gemide olan iki kişinin gemiyi kurtarmayı bırakıp kendilerini kurtaramaya yeltenmeleri gibi. Halbu ki gemiyi kurtarmaya çalışmak daha akilâne ve her ikisinin de selameti demek.
Bir münazarada doğru olanın kabul görülmesi ve kazanmasında tarafların üslubunun biçemi çok büyük bir etkendir.
Not: Yazımın daha önceki tartışmalardan ari tutulmasını istirham etmekteyim. Bununla birlikte kudretin ve hükmetmenin bir ya da birkaç Müslüman’ın eline bırakıldığı muhit ve platformlarda kutsallara saygısızlık ve hakaretlere göz yummak Allah adına hükmeden Müslüman ve müminlerin şanından değildir. Yanlış hatırlamıyorsam Ebu hüreyrenin ravisi olduğu çoğumuzun bildiği meşhur hadiste geçen; eğer bir yerde İslam’a uygun düşmeyen bir hadise yaşanırsa bize onu elimizle düzeltmek düşer. Bu mümkün olmuyorsa dilimizle buda olmuyorsa buğz edip oradan uzaklaşmak son çaredir ki buda imanın en zayıf hali olarak tabir edilmiştir. Oysa kudretin ve hükmetmenin müslümanda olduğu bu gibi yerlerde Allaha ve kutsallarımıza saygısızlığa en büyük hoş görü hadiste en başta geçen yetkililerin bunu elleri ile düzeltmesi ve böylelikte kab saba davranan kişinin de daha fazla günaha müptela olmasına izin vermemekle olu, diye düşünüyorum.
Selam ve dua ile