Ergul
Aug 17 2008, 09:25 AM
forum iradeyle ilgili bir araştırma yaptım ama kayda değer birşey bulamadım. Tabii google'a da başvurdum, orda da birşey yok.
İradeye hükmetme hakkında forumdakilerden tavsiye bekliyorum. Herkes birşey yazsın faydalı olacağına inandığı bilgisini paylaşsın. Ama bilhassa deneyip gördüğü uygulamaları yazsın. Denemediklerini de yazıp denenmeiştir diye not düşsün.
Mesela namaza başlayıp hemen bırakıyorum ben. 1 ay boyunca namaz kıldığımı hatırlamıyorum. Namaz kılma iradesini gösterenler nasıl başarıyorsunuz? Ne yapıyorsunuz? Sadece ısrar ve tekrar mı?
Bu bir örnekti. Ben bu konuya çok önem veriyorum. Zira şu an benim gibi birçok genç arkadaşımda "iradesizlik ve kararsızlık" hastalığı var.
Ricam bu, haydi Bismillah
Cahar Dudayev
Aug 17 2008, 09:06 PM
Ergenlik dönemimdeyken ben de böyleydim. Namaza başlardım, en fazla iki ay sonra bırakırdım. Bu böyle tekrar ederdi. Fakat bunun sebebi ergenlik psikolojisi idi. Yani iniş çıkışlı, fırtınalı, zor bir dönem olduğundan dolayı irade ve kararlılık noktasında sıkıntı çekiyordum. Fakat daha sonra içinde bulunduğum gaflet beni çok rahatsız etti ve sağlam bir karar alarak tövbe ettim ve namaza başladım. O gün bugündür kılıyorum elhamdülillah. Dolayısı ile bir takım psikolojik veya dünyevi sıkıntılar kişiyi namazdan alıkoyabilir. (Aslında alıkoymaması lazım, biz zaaf gösteriyoruz.) Bu sıkıntıları bir kenara koyup tam ve samimi bir tövbe ile, tam bir kararlılık ile namaza başlamalıyız. Sıkıntılar bitmez. Sıkıntıları namaz ile beraber halletmeliyiz.
Bu söylediklerim, bu tip sıkıntıları olanlar için. Genel olarak şunları söyleyebilirim:
Olayı önce kafanda bitir. Düşün. Yapılması gereken nedir? Doğru olan nedir? Ne yapmam lazım? Nasıl yapmam lazım? diye kendine sor ve cevap ver. Ardından verdiğin cevapları kararlılık ile, azim ile uygula. Bir müddet sonra bunları zorlanmadan yaptığını ve rahatladığını göreceksin. Biz elhamdülillah namaz kılmaya alıştık. Bize öyle zor gelmiyor. Gayet güzel yapıyoruz.
Allah yardımcın olsun. Allah'a emanet ol.
sükût-u vaveyla
Aug 17 2008, 09:37 PM
başlığı görünce bayağı sevinerek açtım konuyu ...
beklediğim gibi bir yazı yokmuş...
---
kararsızlık ya da iradesizlik gibi bir sorunum var ...
---
aslında çözümü kur anla yeteri kadar haşır neşir olamamam...
daha sonra ...
gaflet dediğimiz olgu meydana geliyor...bu durumu bertaraf etmek için ise Kur an diyorum ...
---
saygılar...
zümrüt
Aug 18 2008, 04:43 PM
Nur ikliminden alinti geldi aklima buyun sizde okuyun lütfen.....
Irade demek benim neznimde birseye sahip cikmak onun kiymetini bilmek ve korumak...
Mesela hergün kuran okuyorum, az ama hergün, bunu irademle yapiyorum ve kesmiyorum...
IRADE
Kaderle ilgili sorulan uzun sual de meselenin aslı şudur: Cenab-ı Hak her şeye kadirdir. Öteyandan insan imtihana girip, mesuliyet alabilmesi için irade sahibi olması lazımdır.
Burada iradenin hareket ettiği saha, sanki Cenab-ı Hakkın kudretine ve her şeye kadir olduğuna müdahele imiş gibi anlaşılıyor. Dikkat edilecek şey, cüz-i iradenin çok iyi anlaşılmasıdır.
Üstadımız cüz-i iradenin aslını, meyelan kabul etmektedir. Meyelan ise; varlığı ve yokluğu tartışılan, harici vücudu olmayan, isbat ve inkar edilemeyen nisbi ve itibari şeylerdir.
İnsanlar iradesi olmayan mahluklar gibi değildir. Allah (cc) ise; adil olduğundan, imtihana müsaid yarattığı kullarına, iradeleriyle rahat kullanabileceği, meyelan dediğimiz bir saha bırakmaktadır. Bu hareket sahası olmazsa; kul baskı altında kalır. Akibetinden dolayı ceza ve mükafat söz konusu olamaz.
İşte Adil-i Hakim olan Allah (cc); insanlara ve cinlere meyalan dediğimiz bir mahiyet vermiştir. Bizler de bu meyelanı istediğimiz gibi kullanır ve istediğimiz gibi değiştirebiliriz.
Meyelanlar mevcut kabul edilmediğinden dolayı, itibari şeyler olduğundan; insanın iradesinin bu sahada rahat cevelan etmesi, Allah’ın kudretine ve saltanatına bir nakise ve eksiklik getirmez ve gölge olamaz.
Mesela; insanlar, meyelanın dışındaki bütün eşya ve mahlukata, irade noktasında müdahil olması mesuliyeti icab ettirdiği gibi; fikren sahiplenmeye kalkması da inkarı ve şirki işmam eder.
Hele fiilen müdahelede ise; beşer, ya aciz kalır veya sanatı bozar başına bela eder. Bu meseleler meyalanın dışında kalan ve bizim irade noktasında müdahil olamayacağımız yasak bölgelerdir.
Fakat imtihana girmeye esas olan ve sonucuna katlanmayı istilzam eden meyelandaki tasarruf tamamen kula aittir. Bu aitlikte iman ve itikat noktasında Allah’a karşı bir isyan, haşa bir mukabele ve müdahele söz konusu değildir. Zira meyelan grubuna giren şeyler mevcud olmadığından, kulun tasarrufu altında değerlendirilir.
Mesela ağaç, insan, iklim, atom v.s. gibi şeyler irade ile mahiyetleri değişmez. Bunlar mevcuddurlar itibari değillerdir. Herkesçe bilinen hususiyetleri ve özellikleri vardır. Bu kısımlar meyelanın dışındadır. İnsan iradesinin tasarrufu altında değildir.
Fakat itibara göre değişen, varlığı isbat edilemeyen, insanın iradesiyle mahiyet değiştiren, mahlukat ve mevcudat grubuna girmeyen sahalar, meyelandır bu saha insanin iradesinin tasarrufu içerisindedir.
Örneğin sağ sol, ön arka, alt üst, büyük küçük, uzun kısa, kilo, metre, derece ile; vurmak, yürümek, yemek yemek, öldürmek gibi mek- mak eki taşıyan her şey meyelan olup kul bu meyelanları iradesiyle istediği şekle çevirebilir.
Misal olarak şöyle diyebiliriz. Allah (cc) kolu yaratmıştır fakat sağ diye bir şey yaratmamıştır. Sağ ifadesi insanın itibariyle ortaya çıkmıştır.
Cenab-ı Hak ağacı yaratmıştır. Ancak uzunluk ölçüsü olan metreyi yaratmamıştır. Metre insanların itibariyle zuhur etmiştir.
Mesela koyun tavşandan büyüktür, deveden küçüktür. Koyun büyükmüdür küçükmüdür.? Sorusuna cevap verilmez. Çünkü neye göre ifadesi, itibarı ortaya koyar nisbi bir mukayese icab ettirir.
Yürüyen bir insanı gösteririz. Ancak yürümek denen mefhumu gösteremeyiz. Çünkü itibari şeyler mevcudlar gibi gösterilemezler, isbat edilemezler.
İşte insandaki cüz-i iradenin hareket sahası olan meyelanlar mezkür misallerde olduğu gibi; vücudları olmadığından, insanların rahat hareket edeceği intihani şeylerdir.
İşte; ilk çıkış, niyetin ilk basamağı ve iradenin ilk hareket noktası olan meyelanlar tamamen kulun insiyatifinde olan noktalardır. Bundan sonraki merhaleler hep Allah’ın takdiri, iradesi ve halk etmesiyle meydana gelir. Sadece ilk çıkış veya ilk başlangıç diyebileceğimiz, meyelanlar da olmazsa; insanlar imtihana giremezler ve sonuçlar ise; zulüm olur. Allah (cc) ise; bundan münezzehdir.
İmtihana giren talebe imtihan salonunun tertibi, düzeni ve tanzimi ile ilgili hiçbir şeyden sorumlu değildir ve onlara karışamaz. Çünkü oralara müdahelesi söz konusu olamaz.
Ancak imtihan kağıdına istediğini yazmakta serbesttir. Burada dilediği gibi hareket edebilir. İmtihan süresince serbestiyeti vardır. Dilediği gibi hareket ettiğinden sonucunada katlanır. İşte imtihan budur. İsterse talebe matematik imtihanında resim de çizebilir veya hocasına isyankar cümleler de yazabilir. Bu da serbesttir.
İşte bu misal gibi; dünya imtihanı da buna benzer. İnsanlar ömür sayfalarını kendilerine verilen iradeleriyle, meyelan kalemleri ile doldururlar.
Bu muamelede gayet serbesttirler. Allah’ın uluhiyetine müdahele kesinlikle söz konusu değildir. Bu şartlarda imtihan olanların akibetleri de adalet noktasından muhasebeye tabi tutulacaktır
Ergul
Aug 19 2008, 08:15 AM
ALINTI
başlığı görünce bayağı sevinerek açtım konuyu ...
beklediğim gibi bir yazı yokmuş...
---
kararsızlık ya da iradesizlik gibi bir sorunum var ...
---
aslında çözümü kur anla yeteri kadar haşır neşir olamamam...
daha sonra ...
gaflet dediğimiz olgu meydana geliyor...bu durumu bertaraf etmek için ise Kur an diyorum ...
---
saygılar...
Umudunu kırdığım için üzüldüm. Ama ben de zaten ilk önce kararsızlık sorunumu da nasıl çözebilirim diye sormak için açmıştım konuyu. Forum sakinleri umduğumdan da "sakin" çıktı. Ben daha fazla yardım yazısı gelir diye umuyordum. Yazanlara teşekkür ederim.
Karasızlıktan ve iradesizlikten çok çektim. Bunla ilgili yeterince kitap da yok. "Nasıl iradeli olurum" sorusunu forumdakiler iyi bilir deyip açtım başlığı.
Bu konuda sünnetullah nedir onu araştırmak istiyorum. Yapanlar nasıl yapmıştır? Hangi sebepler iradeli yapar bunları gözlemlemeye anlamaya çalışıyorum. Karasızlık konusu da aynı şekilde...
1-2 gün içinde gözlemlerimi araştırmalarımı yayınlayacağım.
esre
Aug 19 2008, 11:23 PM
Bende kararsızlık var bu da iradesizlikle alakalı of offf:(
(ibadet dışında)
hamzayurekli
Aug 19 2008, 11:31 PM
Selamun Aleyküm.....
İslamiyetin zayıflığı ile alakalı.....
Eğerki daha çook tevekkül edersek Rahmanımız (c.c) inanın o sizinle oluyor....
Geçmez denen dertler , Bitmez denen acı'lar hepsi geçiyor ve bitiyor.....
Namaz örneği ise çoooook vahim durum gözüm...
Bizim hocamız derki namazlarınızdan bi şuur alamaz oluyorsanız.Ruku'da ve secde'de 3 yerine 5 söylyin 5 söyluyorsanız7 soyleyın bunu cogaltabıldıgınız kadar cogaltın..Mesela fawori bir namaz secin kendınıze mesela sabah namaz'ı o namaz'da özellikle 11 defa söyleyin.Ben bu metodu denedım gercekten harıka bır haz aldım...
Gercek müslüman iradeli ve karar'lı olmalı....
Karar verirken İslamiyet'e hangisi daha yakın hangısı daha uygun ise o yonde karar vermli.Dünyalık zevklere göre karar vermemeli.Devir mantk devri...
Saygıla...
ayparcam
Aug 20 2008, 09:36 AM
cah
Aug 20 2008, 11:22 AM
Selam,
İrade netice itibarı ile yapotığın tercihi neticelendirme gücüdür...
Bir işi yapmaya yahut yapmama konusunda hüküm verilir, bu bağlamda tercihler yapılır ve devamında bu yapılan tercihin hayata geçmesini irade gücü belirler...
Netice olarak irade güçle ilgilidir, ve güç ile güven doğru orantılıdır, nekadar güven varsa okadar güç vardır yahut nekadar güç varsa okadar güven vardır...
İrade zaafiyeti yaşayan bir kişi, güven zaafiyeti yaşıyor demektir.
Güven kişinin yüreğindeki hal ile başlar, bu hal ise doğal olarak İman ile ilgilidir.
Netice olarak bizler kendimize olan güvenimizi irade olarak yansıtırız.
Kendimize olan güvenimizi kesinlikle Allaha olan güvenimiz belirler...
Ya allaha olan güvenimizi ne bilirler?
Bizi sevip sevmediği konusu belirler...
Zira Allah sevdiği kulunu korur, Allahın korumasında olduğuna güvenen birisi, hiç başkalarına güvenme ihtiyacı duyar mı?
Bizim irademiz güvenimiz kadardır ve bizim güvenimiz Allahın bizi sevdiğine inandığımız derece kadardır.
asiLDuA
Aug 20 2008, 11:44 AM
ALINTI
Zira şu an benim gibi birçok genç arkadaşımda "iradesizlik ve kararsızlık" hastalığı var.
.
Size tavsiyem,Namaz ile alakalı Allah resulunun hadislerini okuyun mesela;
Namazı bırakan kişinin hali ile alakalı hadisler.
Namaz kılan kişinin hali ile alakalı hadisler.
Bu hadisleri muhakkak okuyun.Ve Cehennem ateşini düşünün her namaz vaktinde.Ciddiyetle önem verin.Allah resulunun ve sahabesinin asla namazını terk etmediğini.
Hatta kimi sahabenin,Sırtından ok yiyor yinede namazdaki surenin güzelliğinden sebep kaybetmiyor.Allahın nimetlerini düşünün.Size sunduğu nimetleri.
Birde Namaz ilebirlikte KURAN MEALİ okumaya başlayın.Kuran mealinde takıldığınız lafızlarda bilmediğiniz lafızlarda googleye yazın bakın.
'' BEN DEĞİŞMELİYİM'' diyerek Bismillah deyip başlayın kardeşim.
Dünya baki değildir.Asıl bakilik ahirettir.
Allah bir sivrisineğin kanadı kadar dünyaya değer vermez.(hadis)
Herşeyden önce burada,Namazdan,Oruçtan dahi önce İMANINIZI TAZELEYİN.Allaha olan imanınızı.Tekrar tekrar tazeleyin.LAİLAHEİLLALLAH Allahtan başka ilah yoktur.Yerlerin ve göklerin hükümranlığı onundur.Tağut;Allahın hükümleri gibi hüküm koyan,yasal-yasak Allahın haram saydığını helalleştirin her kişi ve sistemleri red ediyorum.Bakınız tağut ile ilgili ayetler: Bakara suresi,256.ayet.257.AYET.Nahl suresi 36.ayet.
Yani imanınızı tanıyın.İmanı tanıyın.Sonra bunlara başlayın.
esre
Aug 20 2008, 11:28 PM
ALINTI(cah @ Aug 20 2008, 12:22 PM)

Selam,
İrade netice itibarı ile yapotığın tercihi neticelendirme gücüdür...
Bir işi yapmaya yahut yapmama konusunda hüküm verilir, bu bağlamda tercihler yapılır ve devamında bu yapılan tercihin hayata geçmesini irade gücü belirler...
Netice olarak irade güçle ilgilidir, ve güç ile güven doğru orantılıdır, nekadar güven varsa okadar güç vardır yahut nekadar güç varsa okadar güven vardır...
İrade zaafiyeti yaşayan bir kişi, güven zaafiyeti yaşıyor demektir.
Güven kişinin yüreğindeki hal ile başlar, bu hal ise doğal olarak İman ile ilgilidir.
Netice olarak bizler kendimize olan güvenimizi irade olarak yansıtırız.
Kendimize olan güvenimizi kesinlikle Allaha olan güvenimiz belirler...
Ya allaha olan güvenimizi ne bilirler?
Bizi sevip sevmediği konusu belirler...
Zira Allah sevdiği kulunu korur, Allahın korumasında olduğuna güvenen birisi, hiç başkalarına güvenme ihtiyacı duyar mı?
Bizim irademiz güvenimiz kadardır ve bizim güvenimiz Allahın bizi sevdiğine inandığımız derece kadardır.
Allah razı olsun...
Ergul
Aug 21 2008, 10:36 AM
Son zamanlarda okuduğum kitaplardan öğrendiklerimi paylaşayım. İnşaallah faydalanan olur.
Eylem, kudret ve iradeden oluşur. Bir eylemde bulunmak isteyen insanın o işi yapmaya irade etmesi ve bunu yapacak kudretinin(ilmi, bedensel vs.) bulunması gerekir.
İnsan iradesini de eylem gibi iki unsur oluşturur. Bunlar "yüce değer" ve "akıl(ayırdedici-temyiz mekanizması)".
İrade
İnsan fıtratı gereği daha iyi ve daha kalıcı olana eğilim gösterir, akıllı insan böyle yapar. Kötüyü iyiden ayırdeden akıl, fıtratı gereği daha iyi ve faydalı olanı seçer.
(Gazali'nin deyimiyle) "inci, şişeden kıymetlidir" deyip de şişeyi tercih eden akılda problem yoktur. Problem bu insanın söylediğine gerçekten inanmamasındadır.
Örnek üzerinde inceleyelim.
X kişi kendine hergün 5 sayfa tefsirden okuyacağım gibi bir hedef koysun.
1. gün okudu.
2. gün de okudu.
3. gün arkadaşı aradı 1-2 sayfa okuyup arkadaşıyla buluşmak üzere evden ayrıldı.
4. gün "bu iş olmayacak" deyip bıraktı.
Nerede hata yapmış olabilir?
1- Neden yaptığını bilmiyor? Amaçsız eylem(amaç=yüce değer)
2- Belki de amacı vardır! Amaca olan inanç zayıf, samimi değil
3- Çabuk sonuç almak istiyor olabilir.İnsan fıtratı gereği aceleci ("İnsan pek acelecidir(17/11, 21/37)")Sabırsızlık
4- Nasıl yapacağını bilmemek. İlim eksikliği, sünnetullahı bilmemek
5- Amacı canlı tutmamak, unutmak, ilk andaki heyecanı yitirmek
Çözüm Önerileri
1- Her eylemin bir amacı olmalıdır. Amaç ("yüce değer"), düşünüldüğü anda aklın ilk tercihi olmalıdır. Daha iyi, daha faydalı, daha kalıcı olan amaçlar mesela. En yüce değer daha kalıcı ve daha iyi olan cennettir.
2- "İnci, şişeden değerlidir" deyip şişeyi tercih eden insan söylediğine inanmıyor demektir. "namaz kılmayanın azap göreceğine" gerçekten inanan bir insanın, namazı terketmemesi beklenir. İman zaafiyet, inanç konularındaki iradede sorun yaratır. İman amelle, tekrarla kemale erer. Bir insana kırk gün delisin deseniz sonunda deli gibi davranmaya başlayacaktır.Yani telkinlerle, inancınızı artırabilirsiniz.
Hergün "Allah beni görüyor" diye kendine kendine telkinde bulunan bir insanın, bir süre sonra buna olan inancı muazzam derecede artacaktır.
Ya da hedefiniz doğrultusunda başka telkinlerde de bulunabilirsiniz. Her gün beş kere Allah'ın huzuruna çıkıyorsunuz. Bunlar fırsattır. Her namazın sonunda Allah'a dua ediyorsunuz. Kaç kere hedefleriniz doğrultusunda dua ettiniz? Bu hedefi taze tutmaya yarar, unutmanıza, gaflete düşmenize engel olur.
3- Acelecilik insan fıtratında var dedik. Sabırlı olmamız Kur'an'da çok defa tavsiye edilir. Allah "Sabırla ve namazla (Allah'tan) yardım dileyin (2/45)" buyuruyor. Yardım dilemekte sabır da önemli demek ki. "...Allah sabredenleri sever(3/146)", "...Sabredin, çünkü Allah sabredenlerle beraberdir.(2/153)"
Sabır gücünüzü artırmak için oruç tutabilirsiniz. Nefsiyle çokça mücadele eden kişi sabretmekte , iradesini kullanmakta zorlanmayacaktır.
4- Namaz kılmak için önce namaz kılmayı öğrenmeli. Ya da bir sınava hazırlanıyorsunuz daha önceden başaranlar nasıl hazırlanmış, ne yapmış öğrenmelisiniz. Bu sünnetullahtır. "...Bu Allah'ın öteden beri gelen sünneti(yasası)dır. Allah'ın sünnetinde (yasasında) bir değişme bulamazsın. (48/23)"
Kaynaklar:
Recep Aykan, Kur'an Fihristi
Cevdet Said, Güç İrade ve Eylem
Gazali, İhya
Muhammed Bozdağ, Ruhsal Zeka
Benim paylaşacaklarım bu kadar. İnşaallah faydalanırsınız.
sükût-u vaveyla
Aug 21 2008, 01:24 PM
Allah razı olsun ...
musalli
Aug 21 2008, 03:35 PM
arkadaşım bende cevdet said'den güç,irade ve eylem isimli kitabı tavsiye edecektim ki
siz ondan faydalanmışsınız sanırım.
gerçekten bu anlamda işe yarıyor.
birde;biz müslümanın değer yargıları ile ilgili bir durumdur bu diye düşünüyorum,
değer verdiğimiz konu allah'ı razı edeceğimizle alakalı olunca yılmamak ve iradeyi sonuna kadar
dirayetle sürdürmek kolay oluyor inşaallah.
bu yüzden değerlerimize göre irade belirleniyor diyebilirim.
bu durumda söz konusu namaz olunca,razı edeceğimiz merci allah oluyor ve o ibadeti
yapma isteği insanı sevince berekete iletiyor.
verdiğiniz bilgiler için allah razı olsun.
selametle...
garip_yolcu
Aug 21 2008, 11:44 PM
İRÂDE (İrâdet):[font=Arial][size=7]
1. Allahü teâlânın sübûtî sıfatlarından. Allahü teâlânın dilemesi.
Allahü teâlâ Kur'ân-ı kerimde meâlen buyurdu ki:
(Muhakkak ki senin Rabbin) her neyi irâde ederse irâde ettiği gibi yapar. (O'nun irâdesi hiç şaşmaz. Helâk etmek irâde ettiklerini muhakkak helâk eder, kurtuluşa erdirmeyi irâde ettiklerini kurtuluşa erdirir.) (Burûc sûresi: 16)
Allahü teâlânın irâde ettiği olur. O, irâde etmezse hiçbir şey olmaz. Varlıkları irâde etmiş yaratmıştır. (Muhammed bin Kutbüddîn İznikî)
Kâinâttaki her hâdise Allahü teâlânın irâdesi ile olmaktadır. Allahü teâlâ irâde etmeyince, hiçbir şey hareket etmez. (İmâm-ı Gazâlî)
Allahü teâlâ her şeyin hâlıkı (yaratıcısı) ve sâhibidir. Mülkünde irâde ettiğini yapar. O'nun irâdesi sonsuzdur. O'na niçin böyle irâde ettin ve böyle yaptın demeye kimsenin hakkı yoktur. (Muhammed Hâdimî)
2. İstemek, seçmek, dilemek tercih etmek.
Allahü teâlâ kulların ihtiyârî yâni istekli hareketlerini, işlerini yaratması için kullarında ihtiyâr (seçme, isteme özelliği) ve irâde yaratmış, bu irâde ve ihtiyârlarını işleri yaratmasına sebeb kılmıştır. Bu yüzden yaptıkları işlerden mes'ûl tutul muşlardır. Cansızların hareketlerinde irâde yoktur. Ateş değdiği zaman, yakması, ateşin yakmağı irâde etmesi ve istemesi ile değildir. (Mevlânâ Hâlid-i Bağdâdî)
3.Tasavvuf yoluna yeni girenlerin başlangıç halleri. Allahü teâlânın rızâsına kavuşmaya azmedenler, karar verenler için ilk konak. [font=Arial Black][size=5]
Alıntıdır...
garip_yolcu
Aug 21 2008, 11:56 PM
İrâde-i Külliyye:
Allahü teâlânın irâdesi. İrâde-i ilahiyye de denir.
Ehl-i sünnete göre bütün fiiller ve davranışlar irâde-i külliyyeye bağlı olarak meydana gelir. İrâde-i külliyye ezelîdir, başlangıcı yoktur, yaratılmamıştır. Güneş, ay, yıldızlar, bulut, yağmur, rüzgâr ve tabiattaki bütün kuvvetler Allahü teâlânın İr âde-i külliyyesinin emrindedir. Allahü teâlâ irâde etmeyince hiçbir şey hareket etmez. (İmâm-ı Gazâlî)
Allahü teâlâ insanın ihtiyârî (istekli) hareketlerini yaratmak için insanın irâdesini şart, sebeb kılmıştır. Bu şart olmasa da yaratır. Fakat bu şart ile, bu sebeb ile yaratması âdetidir. Peygamberlerinde (aleyhimüsselâm) ve evliyâsında (rahmetullahi aleyhim) bu âdetini bozarak sebepsiz yarattığı çok görülmüştür. (Muhammed Hâdimî)
Allahü teâlânın kul irâde etmeden de yaratması câiz ise de, ihtiyârî (istekli) olan işleri yaratmağa kulların kalblerinin ihtiyâr ve irâde etmesini sebep kılmıştır. İrâde-i cüz'iyyenin sebeb olması da Allahü teâlânın irâde-i külliyyesi iledir. Kul bi r işi yapmağı ihtiyar ve irâde edince, yâni tercih edip dileyince Allahü teâlâ da o işi irâde ederse o işi yaratır. (Muhammed Akkermânî)
alıntıdır...
garip_yolcu
Aug 22 2008, 12:17 AM
İrâde-i Cüz'iyye:
Allahü teâlânın, bir işi yapmak ve yapmamak husûsunda insanlara ihsân ettiği dileme ve seçme kuvveti.
İrâde-i cüz'iyye kullarda bir hâldir. Kullar irâde-i cüz'iyyellerini kullanmakta serbesttir. Mecbûr değildir. Allahü teâlânın kul irâde etmeden de yaratması câiz ise de ihtiyârî (istekli) işleri yaratmaya, kulların kalblerinin ihtiyâr ve irâde etmesi ni sebeb kılmıştır. İrâde-i cüz'iyyemizin sebeb olması da Allahü teâlânın irâdesi iledir. Kul bir işi yapmağı irâde-i cüz'iyyesiyle dileyip tercih edince, Allahü teâlâ da o işi irâde ederse, onu yaratır . (İmâm-ı a'zam Ebû Hanîfe)
İnsanların işleri yalnız irâde-i cüz'iyye ile meydana gelmez. İnsan işlerin olmasını irâde eder, meselâ elinin hareket etmesini ister, kudretini kullanır, hareket meydana gelir. Fakat insan bunu yarattı denilemez. İrâde-i cüz'iyye insanın kalbinde hâ sıl olmaktadır. İnsanın işleri ezeldeki (başlangıcı olmayan öncelerde) takdîr ile meydana geliyor ise de, meydana gelmeleri için önce kul îrâde-i cüz'iyyesini kullanmaktadır. İşin yapılmasını veya yapılmamasını istemektedir. Allahü teâlâ da o işi kulun irâdesine göre yaratmaktadır. Bu sebeple insan, meydana gelen bu işten mes'ûl olmaktadır. (Muhammed Hâdimî)
İnsanlar kendilerine ihsân edilmiş olan irâde-i cüz'iyyelerini kullanarak iyilik yaratılmasını ister ve sevâb kazanırlar. Kötülük yaratılmasını isteyen günâh kazanır. Bunun için hep iyilik yapmayı düşünmeli, hep iyilik istemeliyiz. (İmâm-ı Gazâlî)
Alıntıdır...
Belki de bu aktarımlar konun açılmasındaki gayeye direk cevap teşkil etmeyebilir. Ama konuyu tanıma ve tanımlama adına bu bilgilerin gerekli olduğuna inanıyorum. İnşallah daha sonra kardeşimizin suallerine yönelik yorumları da yapacaz. Bu güzel konuyu açan ve yine aynı güzellikte yorumları ile katkıda bulunan herkesten Rabbim razı olsun dilerim.
garip_yolcu
Aug 23 2008, 06:30 PM
İRADE-İ CÜZ'İYEYE DAİR...
İrade bir seçme işi ise kendi isteğimle bu foruma üye olmam, bu konuyu görüp ve irâde-i cüz'iyemi kullanarak cevaplamam… Bunu ben istedim ama bu konudaki fiillerimi yaratan Yüce mevladır. Her ne kadar ben istemiş olsam da o dilemeseydi benim bir şeye ne kudretim yetebilirdi ne de bir şeye malik olurdum, olabilirdim. Zira en küçük ve basit diye adlandırdığımız bir pardak su içme fiili için bile bir sürü şeye ihtiyaç vardır. Misal bir pardağın yapımı için bir fabrikaya gereksinim duyulmakta. Oysa her pardağa sahip olanın bir fabrikaya sahip olmasının mümkünatı yoktur. Aynen öylede beynimiz ve sinir sistemimizde de bir çay pardağını alıp ağzımıza götürme işlevinde binlerce işlevsellik söz konusudur ve bizim bunda pek de belirleyiciliğimiz yoktur. Pardağı üreten fabrika, fabrikda çalışan işçiler, pardağın hammaddesi ve bizlerde dâhil herkes ve her şey yüce Allah’ındır. Herkesin ve her şeyin Allaha ait olması ve onunla kaim olması da bizlere kâinattaki bütün kuvvetlerin Allahü teâlânın İr âde-i külliyesinin emrindedir hakikatine götürmektedir.
Öyleyse insanın kendi hayatındaki cüz-i ihtiyarînin yeri nedir ve ne kadardır?
Bunun yanında irademizi hangi etmenlerle geliştirilip kuvvetlendirilebilir ve bunu nasıl da tamamen Allahın emrinin itaatine boyun eğdirilmiş bir hale getirilebiliriz?
İrâde-i cüz'iyye kullarda bir hâldir. Kullar irâde-i cüz'iyyellerini kullanmakta serbesttir. Mecbur değiller. Allah’ü teâlânın kul irâde etmeden de yaratması caiz ise de ihtiyârî (istekli) işleri yaratmaya, kulların kalplerinin ihtiyâr ve irâde etmesini sebep kılmıştır. Bu şart olmasa da yaratır. Fakat bu şart ile bu sebep ile yaratması âdetidir. İrâde-i cüz'iyyemizin sebep olması da Allah teâlânın iradesi iledir. Yani bir kul hayrda şerde dilese Allah Teâlâ dilerse onu halk eder. Bahusus vurgulamak gerektir ki taksimat ve yaratma Allah ile iken kullarının taksiratının külfeti ise kullaradır. Zira halkı şer şer değil; kesbi şer ancak şerdir.
İmdi tamda burada yol ayrımına geliyoruz. İrademizle rahmani şeyleri nasıl talep edecek ve talebimizle birlikte uygulamada nasıl sebat edip dirayetli davranacak ve Rabbimizin sevgisini kazanacağız?
Unutulmamalıdır kul ölümü tadamayıncaya kadar hayr ve şerle imtihandadır. Tabi her yaşın ve ortamın insana bir takım sunumları ve dahi yaptırım gücü vardır. Bu sunumlar içinde insanın nefsi bilhassa şerleri tercihe temayüllüdür. Yüce mevlamız kâinatı insan merkezli, insanı da kendisi için yaratmıştır. Yani insanoğlu yaratılmışlar içinde halife seçilmiş ve en güzel şekilde donatılmıştır. Bu halife olma durumu beraberinde bir takım görev ve sorumluluklar getirmiştir. Belki de Allaha imandan sonra akıl kâmil olmuş ya da başka bir söylemle buluğ çağına girmiş her insanın yaratanına karşı ki yükümlülüklerin başında NAMAZ gelmektedir. Hem her insanın günde beş vakit namazla mükellef olması hem de burada konuyu açan kardeşimizin sürekli namazlı kalamamasından muzdarip oluşunu hemi de kıyamette her insanın en önce hesaba çekildiği amelin namaz olduğunu dikkati nazara alarak biz bu yazımızda daha çok “ Namazın dinde ve hayatımızdaki yeri nedir?” e yönelik yazmaya çalışacağız. Ancak daha sonra zaman ve imkânların elvermesi durumunda inşallah teferruatıyla namaz konusunu ele alabiliriz.
Evet, bir insan ne zaman ki bir şeyi kendisi için hayati derecede önemde bilirse o denli ona sahip olmaya çalışır. Kul namazın kendi hayatındaki yerinin ne kadar önemli olduğunu bilirse o derece namaza karşı iştiyaklı olabilir. Namazın bir insanın hayatındaki yeri güneşin Samanyolu galaksilerindeki yeri gibidir. İnsan bir âlemse o bu âlemin güneşi imanıdır. İmanın en belirgin ve kuvvetli nişanesi ise namazdır. Güneşsiz bir âlem nasıl karanlıksa bınammaz bir hayat da öyle karanlıktır. Bu söylemlerimizi şu hadisi şeriflerle temellendirebiliriz. “Namazın dindeki yeri, başın vücuttaki yeri gibidir.[b]” [Taberani], “Namaz dinin direğidir, terk eden dinini yıkmış olur.” [Beyheki],
Beş vakit namazın farziyeti bizatihi mirâc gecesinde Cenabı Hak tarafından Âlemlerin Efendisi'ne bir hediye kabilinden takdim buyrulmuştur.
Hazret-i Peygamber (s.a.v) ümmetine bu beş vakit hususunda şöyle buyurur: Allah Teâlâ buyurdu ki; "Senin ümmetine beş vakit namazı farz kıldım. Kendi katımda verilmiş bir söz vardır. Kim o namazları tam vaktinde kılarsa, onu mutlaka cennete sokacağım. Kim de o namazları korumazsa, katımda ona verilmiş hiçbir söz yoktur."(İbn-i Mâce, İkâmetü's salât, 194),
Rabbim namazı kendileri için nur eylemiş ve namazlarından çalmayanlardan ve de namazı onunla masiva arasında perde olmuş kullardan eylesin.
Teşekkürler
Aug 24 2008, 12:13 AM
<#thank#>
kas1299
Oct 11 2008, 04:33 AM
kardeş sğlasın ne güzel yazmışın Allah razı olsun
TEVHİD
Oct 18 2008, 12:38 AM
ALINTI
İradeye hükmetme hakkında forumdakilerden tavsiye bekliyorum
El Mürîd çekin.İradeniz güçlenecektir ,nşallah.Denenmiştir kardeşim.
Selam ve dua ile
Bu basit görünüm sadece metinlerden oluşur. Resim ve Daha Fazla Bilgi Görmek İçin Forumun Normal Haline Geçmeniz Gerekmektedir
Buraya Tıklayın.