Yardım - Ara - Üyeler - Takvim
Normal Forum Görünümü: Hasan El-benna'nın Davet Üslûbu
Islami Forum - Popüler Forum > İSLAMİ KONULAR > .·[ GENEL ]·.
BiLaL HaTTaB
"Zarar vermek, inkâr etmek, mü'minlerin arasını ayırmak ve daha evvel Allah'a ve Peygamberi'ne karşı savaşanlara gözetleme yeri yapmak için bir mescit yapanlar: "Biz sadece iyilik yapmak istiyorduk" diye yemin ederler Allah da şahittir ki bunlar yalancıdırlar" (Tevbe, 107)


Hasan el-Benna Mısır'ın İsmailiye kentinde öğretmenlik yapıyordu O Kahire Üniversitesi Daru'l-Ulûm Fakültesi'nin birincisi idi Bu fakültenin sekreteri bana şunları anlattı:

İmtihan sonuçlarını gören bir öğrenci gelip Benna'ya:

"Ya Şeyh Hasan! Sen filan dersten ikmale kalmışsın" dedi Bunun üzerine Benna Allah'a secdeye kapandı Talebe ona:
"Ben sana ikmale kalmışsın diyorum, sen Allah'a şükür secdesi yapıyorsun, Bu nasıl şey?" Benna:
"Biz sevindiğimiz anda da sıkıntılı hallerde de Allah'a şükrederiz" cevabını verdi Bunun üzerine o öğrenci:
"Ya Şeyh Hasan seni müjdeliyorum, Daru'l-Ulûm Fakültesi'nde birinci olmuşsun" dedi, Tekrar Benna Allah'a secdeye kapandı

Benna, üniversiteden mezun olduktan sonra Milli Eğitim'de vazife almaya gitti Tarih 1927 idi, Milli Eğitim Bakanı Benna'ya İngilizler gibi resmi elbise giymesini şart koştu, Benna ona:

"Ben bu elbiseleri giymem, bu kâfirlerin elbiseleri" dedi, Milli Eğitim Bakanı:
"Bizim okullara ancak İngiliz kıyafeti giyenler girebiliyorlar" cevabını verdi, Benna ise ona:
"Hasan el-Benna ise ancak İslâm kıyafeti ile girecektir" dedi

Milli Eğitim Bakanı ile yeni mezun olan bu talebe arasında tartışma bu şekilde devam etti, Tabii ki Benna, okuduğu fakültenin birincisi idi Bu sebeple Milli Eğitim Bakanı ona İslâmî kıyafeti ile vazife verme mecburiyetinde kaldı, Benna sarık ve cübbesi ile öğretmen oldu, Fakat Milli Eğitim Bakanı onu tersinden ödüllendirerek fakültesinin birincisi olduğu halde onu ilkokul öğretmeni yaptı, Benna bu vazifeyi üstlenip İngilizler'in tamamen hakimiyeti altında bulunan İsmailiye şehrine gitti Çünkü İsmailiye'nin bütün halkı Süveyş Kanalı Şirketi'nde çalışan işçilerdi Süveyş Kanalı ise İngiliz firmasının elinde idi Burada çalışan insanlar adeta yeyip içen ve günlük hayatını sürdürmekten başka bir şey düşünmeyen akılsız hayvanlar gibiydi,
"Gündüzleri merkeb geceleri de leş gibi yaratıklardı" Bu gibi insanları Peygamber Efendimiz (sav) şu hadis-i şerifi ile ne güzel vasıflandırmıştır:
"Şüphesiz ki Allah böbürleneni, kendisini büyük göreni sevmez Bunlar gündüzleri eşek, geceleri ise leş gibidirler Dünya işlerini bilirler, fakat ahirete ait durumlardan cahildirler"
( Bkz Ebu Davud, Edeb, bab: 3, sahife,1690)
Hasılı bu gibi insanlar gündüz boyunca adeta merkeb gibi çalışırlar, geceleyin ise başlarını torbaya sokar bir daha çıkarmamak üzere uyurlar, İşte Şeyh Hasan el-Benna bu gibi insanların meydana getirdikleri toplumu ve manzarayı bizzat gözü ile görmüştür Öyle ki camilerde gençlerden hiçbir kimse yok, Sadece körler, topallar, yaşlılar var, Bazısı oturarak namaz kılıyor, diğeri duvara dayanarak rükua gidiyor Kahveye gidiyor, orada hayaletlere benzeyen insanlar görüyor, Sabahtan ikindiye kadar İngiliz şirketlerinde çalışıyorlar, ondan sonra da gecenin yarısına kadar kahvehanelerde kâğıt oynayarak vakitlerini öldürüyorlar Merhum Benna bunların yanına gidip oturuyor, kendisi de bir çay isteyip içiyordu, O burada yaşayan insanların psikolojilerini çok iyi kavramıştı, Onların bir takım hikâyeler dinlemekten zevk aldıklarını biliyordu ve onlara: "Ne dersiniz, ben sizlere "Gevşek Düğme" hikâyesini anlatayım mı?" diyor ve onlara Ebu Zeyd'in kıssasını, Sinek Hikayesi'ni, Çözülmüş Düğme hikâyelerini anlatıyordu Akşam namazı geldiğinde ise durum çok ciddileşiyordu Merhum Benna onlara: "Müsaade ederseniz ben gidip namazı kılıp geleyim" Onlar da: "Buyur efendim, buyur üstad" diyorlardı, O gidip namazı kılıyor, tekrar dönüp onlara benzeri hikâyeleri anlatıyordu Beş gün, on gün derken bunu dinleyen insanlar: "Niçin biz burada bekliyoruz da hoca ile birlikte camiye gidip namaz kılmıyoruz ve beraberce dönüp hikâyeleri dinlemiyoruz?" demeye başlıyorlardı Böylece Benna devamlı kahveden insanları camiye çekiyor ve onları eğitmeyi başarıyordu, Öyle ki Benna tesis ettiği hareketin en seçkin elemanlarını kahvelerden toplamıştı
Meselâ Yusuf Talat bisiklet tamircisi idi Bu zat her gün Mısır parası ile üç kuruş kazanıyordu, Sonra ne oldu biliyor musunuz? Süveyş Kanalı'nda İngilizler'e karşı savaşta müslümanların ordu komutanı ve 1948'deki Filistin Cihadı'nda yine müslümanların komutanı idi, Halbuki asıl mesleği bisiklet tamirciliği idi,
Hasan el-Benna, mescitte ders halkalarını genişletmeye ve gençleri mescide toplamaya başladığında, mescidin imamı Hasan el-Benna ile liderlik yarışına girer Çünkü mescit tıklım tıklım dolmuştur, Daha önceden ise mescitte körler, topallar, sakatlar ve yaşlılardan başka hiçbir kimse yoktu, Şu anda ise mescit gençlerle dolmuştu Ömrünün baharında iken Süveyş Kanalı'nda çalışan gençlerdir bunlar, Mescidin imamı Hasan el-Benna'ya kin beslemeye ve ona muhalefet etmeye, kıskanmaya, aleyhinde konuşmaya başlar Hasan el-Benna mescitte Peygamberlerin sabrından, onların kavimlerine olan davet ve mücadelelerinden bahsetmektedir Bir defasında İbrahim (as)'ın hayatını anlatmaya başlar, Mescitteki otoritesinin elinden alındığını hisseden ve kendisini adeta cumhurbaşkanı gibi kabul eden imam efendi Hasan el-Benna'ya:

"Peki Hz İbrahim'in babasının adı ne?" diye sorar, Hasan el Benna:
"Müfessirler İbrahim'in babasının adı hakkında farklı görüşler belirtmişlerdir Bazıları İbrahim (as)'ın babasının adının Azer olduğunu, diğerleri ise onun adının Tareh olduğunu söylemişlerdir" der Mescidin imamı:
"Tareh değil Taruh'tur" diye Hasan el-Benna'nın ifadesini düzeltir Bununla Hasan el-Benna'nın hata yaptığını ve kendisinin daha bilgili olduğunu ispatlamak ister Hasan el-Benna hocadan kurtulamayacağını anlar ve en iyisi hocayı evime davet etmektir, der Hocayı evine davet eder, ona etli yemekler ikram eder, meyvalar sunar ve daha sonra hocayı kitaplığına götürerek kitaplığından ona kitaplar hediye eder O günden sonra hoca ile arası düzelir ve sorunları halledilmiş olur İşte bu sebeple bazen Mescid-i Dırar canlı bir kişi olarak karşımıza çıkar

Ben Filistin'de çarşaf giyen bir kız görmedim Özellikle okumuş bir kızın çarşaflı olması mümkün değil! Bizler başının yarısını adeta bir mendille örtmüş tahsilli bir kız gördüğümüzde: "Acaba bu kız kimlerden?" diye soruyor ve bunu seçkin biri kabul ediyorduk Çünkü saçının yarısını kapatmıştı Şayet bu çarşaf giymiş olsaydı büyük velilerden sayılacaktı Fakat bu mümkün değildi
Bizi eğiten hocalarımızdan bir tanesini hatırlıyorum Kardeşinin kızını liseye göndermişti Elbisesi bacağının yarısındaydı Halbuki o okula giden talebelerin dizlerine kadar uzanmış oluyordu Tabii liseye giden kızlar çorap bile giymiyorlardı Bu kızcağız entarisini biraz uzattı, ayrıca ayaklarına da çorap giydi Bu nedenle Cenin kentinde lise öğrencisi kızların eğlenceleri olmuştu Her gün okulun müdürü olan domuz kadın, bu kızı sabahtan öğlene kadar güneşin altında tutuyordu Suçu ise uzun giymekti, İşte durum bu safhaya varınca bizi eğiten hocamız bu kadını tehdit etti ve dedi ki: "Ben onu mahkemeye vereceğim ve Milli Eğitim Bakanlığı'na şikayet edeceğim" Bunun üzerine kadın korktu ve kızı serbest bıraktı
Bugün ise sizler büyük bir nimet içerisindesiniz Arap Yarımadası bu fesadı görmemiştir Kuveyt ise bu çılgın hayatı yaşamıştır Çünkü Kuveyt, Hasan Eyyub iktidara gelmeden önce acaib bir çılgınlık içinde idi, Sanki bir çöp yığınıydı Yani o derece cahiliyete batmışlardı ki, manevi yönden çerçöp içinde yüzüyor gibiydiler Kuveytli bir kız entarisini ya dizinin üstünden ya da dizine kadar uzatıyordu ve buna da mini etek deyip: "Ne yapalım çağımız bunu icab ettiriyor" diyorlardı Fakat Şeyh Hasan Eyyub gelince durmadan bantlar doldurdu, evlere göndertti, mescitlerden birinde karar kıldı, insanlar devamlı gelip ondan meselelerini öğreniyorlardı, Böylece aile ve evlere İslâm girdi, hidayete yöneldiler Ne yazık ki Kuveyt'te İslâmî akım devreye girince bu defa ona: "Yeter ey Hasan Eyyub, haydi, Allah işini kolaylaştırsın" dediler
Bu defa Hasan Eyyub Suudi Arabistan'a gitti, Üniversitede görev aldı Cidde'de çalıştı Gece gündüz kız peşinde koşan gençlerle ilgilendi Kötülükten başka, fuhuştan başka, eğlenceden başka hiçbir düşünceleri olmayan, işleri güçleri bulunmayan gençlerle ilgilendi Üstad Hasan Eyyub'un vesilesi ile binlerce genç onun bulunduğu camilere gelmeye, sohbetlerinde bulunmaya ve vaaz kasetlerini dinlemeye başladılar Cidde halkının çoğunluğu zengin tüccarlardan meydana gelmektedir Bunlar Üstad Hasan Eyyub'un camiine gitmeye başladılar Fıtratlarını bozmuş ve sapıtmış kimseler ise: "Hasan Eyyub'un yolunu kesiniz, Kuveyt'ten çıkartıldığı gibi onu buradan çıkartınız, kovunuz" demeye başladılar Alimlerden birisi: "Üstad Hasan Eyyüb'ü neden çıkartmak istiyorsunuz? O, iyiliği emredip kötülükten sakındıran İslâm davetçilerinden biridir" derken diğer bir âlim: "Neden Hasan Eyyub'un camisi doluyor da bizim derslerimize hiç kimse gelmiyor? Vallahi Hasan Eyyub bu şehirde kalmayacaktır" diyordu Bunun için de Allah adına yemin ediyordu, Yemin ederek bu sözü söyleyen âlim Mescid-i Dırar hükmündedir, Bu âlimin bizzat kendisi Mescid-i Dırar'dır
Hasan Eyyub'un eski kitaplarını araştırmaya başladılar ve Tebsitû'l-Akaidi'l-İslâmîye isimli kitabında bir cümlesini buldular ve bu cümleyi alarak Suud Müftüsü Bin Baz'a gittiler: "İşte bu Hasan Eyyub'un ifadeleridir, onun akidesi bozuktur" dediler, Üstad Hasan Eyyub'ün akidesi nasıl bozuk olabilirdi? Gazeteler Üstad Hasan Eyyub'un aleyhinde yazmaya başladılar Bir Ebu Turab ez-Zahiri onun inancı hakkında yazmaya, diğer bir Ebu Turab el-Batını yine onun inancı hakkında yazılar yazmaya başladılar Ebu Turab el-Zahiri, Hasan Eyyub'un inancının bozuk ve sapık olduğunu yazmaya başladı
Üstad Hasan Eyyub bu insanlara: "Ey cemaat! Gelin bende ne görüyorsanız bana anlatın, akidemde bir bozukluk varsa düzeltin ve sizlerin elinde akidem düzelsin Şüphesiz ben yüce Allah'a tevbe etmek, sizin elinizde kurtuluşa ermek isterim" dedi "Dilerseniz bu kitabı beğenmediğiniz yerleri çıkardıktan sonra basınız Sizin doğru gördüğünüz inanca göre tashih ettikten sonra yayınlayınız Daha ne istiyorsunuz?" dedi, Ancak onlar: "Hayır, ittifak ettik, Biz ittifak ettik" dediler Ve bir-iki hafta sonra Mısırlı Üstad Hasan Eyyüb üniversiteden atıldı Gerekçe: Akidesinin bozuk olması, Mescid-i Dırar'lar bitmez, ardı arkası gelmez,
Üstad Hasan Eyyüb Mısır uyrukludur Ramazan ayında Suud'da çalışmasını iptal ettiler Bunun üzerine el-Mescidü'l-Amudi'yi yaptıran zat vb salih kimseler Suud'da çeşitli yerlere başvurarak bu karardan vazgeçilmesini istediler Suud yetkilileri başvuranlara: "Tamam, bunun çalışma sözleşmesini iptal etmiyoruz" cevabını verdiler Hasan Eyyüb Mısır'a gitti Geri döndüğünde ise çalışma sözleşmesinin tekrar iptal edildiğini gördü Tabii ki Hasan Eyyüb Suud'u terk etmek, oturduğu üniversitenin lojmanını bırakmak mecburiyetinde idi Çocukları üniversitede okuyorlardı Bu defa Suud yetkililerine: "Peki ben memlekete gitmeden önce niçin bunu bana bildirmediniz?" dedi Bunun üzerine Abdullah Nasif çeşitli bakanlara ve prenslere gitti Onun gibi diğer salih kimseler de aynı yollara başvurdular Suud yetkililerine: "Bunu üniversiteden atın, fakat bir mescitte imam yapın, onu Rabıta hesabına çalışan bir memur kabul edin" dediler Bunun üzerine Hasan Eyyüb bir camiye imam oldu ve davetçiler enstitüsünde ders vermeye başladı Bu enstitüde iş bulamayan işsizler ders okumaktadırlar Üniversite öğrencileri gibi seçilmiş elemanlar değillerdir Hasan Eyyüb'un bu gibi insanlarla meşgul olmasını reva gördüler Gelecekte memleketi sevk ve idare edecek kişilerle muhatap olmasını istemediler Çünkü onun inancını bozuk gördüler Halbuki Kuveyt'ten Cidde'ye kadar binlerce gencin inancını düzeltmiş ve onların Allah'a yönelmelerine sebep olmuştur
Hülâsa Dırar Mescidleri bitmez Sebep ise Hasan Eyyub'u kıskanan hocaefendinin söylediği şu sözdür: "Niçin insanlar Hasan Eyyub'a gidiyorlar da bize gelmiyorlar?" Evet, Hasan Eyyub'un Suud'dan kovulmasına iki gün kala Abdullah Nasif (Allah kendisini hayırlarla mükâfatlandırsın) araya girdi ve onun Rabıta adına davetçiler enstitüsünde öğretmen olarak kalmasını sağladı Bu enstitü İslâm âleminin herhangi bir yerinde master yapmaya kabul edilmeyen talebelerden otuz kişi alıp eğitmektedir Hülâsa Dırar Mescidleri sayılmayacak kadar çoktur



Şehid Dr Abdullah Azzam - "Tevbe Suresinin Gölgesinde CİHAD DERSLERİ" adlı eserinden
bilal habeş
ALINTI(BiLaL HaTTaB @ Aug 15 2008, 10:59 AM) *

[size=3

Hasılı bu gibi insanlar gündüz boyunca adeta merkeb gibi çalışırlar, geceleyin ise başlarını torbaya sokar bir daha çıkarmamak üzere uyurlar, İşte Şeyh Hasan el-Benna bu gibi insanların meydana getirdikleri toplumu ve manzarayı bizzat gözü ile görmüştür Öyle ki camilerde gençlerden hiçbir kimse yok, Sadece körler, topallar, yaşlılar var, Bazısı oturarak namaz kılıyor, diğeri duvara dayanarak rükua gidiyor Kahveye gidiyor, orada hayaletlere benzeyen insanlar görüyor, Sabahtan ikindiye kadar İngiliz şirketlerinde çalışıyorlar, ondan sonra da gecenin yarısına kadar kahvehanelerde kâğıt oynayarak vakitlerini öldürüyorlar Merhum Benna bunların yanına gidip oturuyor, kendisi de bir çay isteyip içiyordu, O burada yaşayan insanların psikolojilerini çok iyi kavramıştı, Onların bir takım hikâyeler dinlemekten zevk aldıklarını biliyordu ve onlara: "Ne dersiniz, ben sizlere "Gevşek Düğme" hikâyesini anlatayım mı?" diyor ve onlara Ebu Zeyd'in kıssasını, Sinek Hikayesi'ni, Çözülmüş Düğme hikâyelerini anlatıyordu Akşam namazı geldiğinde ise durum çok ciddileşiyordu Merhum Benna onlara: "Müsaade ederseniz ben gidip namazı kılıp geleyim" Onlar da: "Buyur efendim, buyur üstad" diyorlardı, O gidip namazı kılıyor, tekrar dönüp onlara benzeri hikâyeleri anlatıyordu Beş gün, on gün derken bunu dinleyen insanlar: "Niçin biz burada bekliyoruz da hoca ile birlikte camiye gidip namaz kılmıyoruz ve beraberce dönüp hikâyeleri dinlemiyoruz?" demeye başlıyorlardı Böylece Benna devamlı kahveden insanları camiye çekiyor ve onları eğitmeyi başarıyordu, Öyle ki Benna tesis ettiği hareketin en seçkin elemanlarını kahvelerden toplamıştı
Meselâ Yusuf Talat bisiklet tamircisi idi Bu zat her gün Mısır parası ile üç kuruş kazanıyordu, Sonra ne oldu biliyor musunuz? Süveyş Kanalı'nda İngilizler'e karşı savaşta müslümanların ordu komutanı ve 1948'deki Filistin Cihadı'nda yine müslümanların komutanı idi, Halbuki asıl mesleği bisiklet tamirciliği idi,





RABBim onlardan razı olsun iNŞAALLAH.


VESSELAM

BiLaL HaTTaB
ALINTI(bilal habeş @ Aug 15 2008, 04:02 PM) *

RABBim onlardan razı olsun iNŞAALLAH.
VESSELAM


Amin.. Bizleri de rızasına layık kullardan eylesin inşAllah

vesselam..
bilal habeş
ALINTI(BiLaL HaTTaB @ Aug 15 2008, 09:23 PM) *

Amin.. Bizleri de rızasına layık kullardan eylesin inşAllah

vesselam..




Amin Amin... RABBim cümlemizden razı olsun iNŞAALLAH.


Selam ve duayla
Bu basit görünüm sadece metinlerden oluşur. Resim ve Daha Fazla Bilgi Görmek İçin Forumun Normal Haline Geçmeniz GerekmektedirBuraya Tıklayın.
Invision Power Board © 2001-2008 Invision Power Services, Inc.