Yardım - Ara - Üyeler - Takvim
Normal Forum Görünümü: "yalnız Kur'an"cı Iken Hidayete Ermiş Bir Arkadaşın Itirafları
Islami Forum - Popüler Forum > GENEL FORUM > .·[ SERBEST KÜRSÜ ]·.
selimbay
"Yalnız Kur'an"cı iken Hidayete ermiş bir arkadaşın itirafları

Mümin Birkul

"YALNIZ KUR'AN" HATA MIYDI? (BİR ÖZELEŞTİRİ VE VEDA...)

KUR’AN NESLİ WEB’in Önsözü:

“Aşağıda okuyacağınız satırlar, “Yalnız Kur’an” düşüncesini uzun süre hararetyli bir şekilde savunmuş olan samimi ama tepkisellik içindeki fikirlerini günümüzde bir özeleştiriye tabi tutarak fikirlerini Kur’an merkezli bir perspektifle ıslah etme erdemini gösteren aynı zamanda “Teslimiyet” isimli bir web adresinin kurucusu olan Mümin Birkul’a aittir. Adı geçen web sitesi “Yalnız Kur’an”cı bir web sitesi(ydi). Sahte Resul Reşad Halife’nin kurduğu Tucson Mescidinin resmi Web sitesi olan www.submission.org ‘un Türkçe bölümünü de oluşturan Mümin Birkul Mutedil bir çizgiye doğru ilerliyor hiçbir fikrini saplantı yapmaksızın... Vahiy merkezli bir Sünnet anlayışını kendi zihninde inşaa ederek bazı çarpık Sünnetçilere de, Yalnız Kur’ancılara da önemli bir örneklik oluşturuyor. Kur’an Nesli Web, yazarı artık kendi Islahatçı ailesinden görmektedir.”


Bundan yaklaşık bir sene önce Yalnız Kur'an fikri ile ilk tanıştığımda gerçekten heyecanlanmıştım, uydurma hadis ve sünnet yalanıyla kandırılan kitleler ve Kur'an 'dan uzak, gaflet ile geçen uzun asırlar... Evet, Yalnız Kur'ancı açıdan bakınca manzara buydu...

Diğer taraftan kendini müslüman olarak tanımlayan insan yığınlarının dünya sahnesinde içine düştükleri perişanlık da, yine bizce Kur'an'dan uzak kalmanın doğal bir sonucu olarak görüldü ve bu sebeple Yeniden Kur'an'a dönüş anlamına gelen bu haraket bizde son derece olumlu bazı beklentilerin doğmasına da yol açtı.

Burada hadis ve sünnetin yalan olduğu, Kur'an'ın ise tek ve yeğane doğru dinsel kaynak olduğu düşüncesi de ayrı bir gerekçe ile son derece mühim bir argüman olarak sunuluyordu:
Asıl verilen mesaj ise şu idi; Kur'an, Muhammed peygamberin aldığı yegane vahiydi ve o sebeple Kur'an'ın yanında dinsel hüküm kabul etmek, ALLAH'a eş koşmak ile eş anlamlıydı.Yani hadis ve sünnet kaynaklarına dayalı hüküm çıkaranlar ve bu hükümlere uyanlar otamatik olarak şirke girmişlerdi, dolayısıyla da bütün islam tarihi aslında koca bir yanlışın tarihi demekti...


Bu büyük bir iddia idi ancak öne sürülen gerekçe tevhid ve Kur'an olunca itiraz etmenin güçlüğü de ortadadır. Yalnız Kur'ancılar’ın dinsel hayattaki büyük sapkınlığa dair ortaya koydukları somut deliller de önemsenmeyecek gibi değildir, Bu tespitlerin pek çoğunun doğruluğu konusunda hala hemfikiriz. Bir takım sahte hadisler altında Kur'an'daki dine muhalif, onun hükümlerini hiçe sayan neredeyse yeni bir din denebilecek fikri oluşumlar muhakkak ki mevcuttur ve hala dinsel hayatta hakim bir mevkîi işgal etmektedir. Akıl sahibi bir kimsenin bu konularda yapılan tespitlere katılmaması mümkün değildir.Ayrıca geçmişten günümüze devam eden ve Kur'an tarafından şirk olarak nitelendirilen kimi uygulamalar da İslami gelenek içine sızmış ve büyük ölçüde dinsel hayatta kabul görmüştür.

Şimdi durumu artısı ve eksisi ile böylece tespit ettikten sonra kendi konumunuz ve tüm bunlar hakkındaki en son değerlendirmemizi yapmak istiyoruz: Klasik dinsel anlayışın içinde barındırdığı tüm bu yanlışlar ve öte yandan Tevhid düşüncesine dayalı ve Kur'an'ı birinci sıraya çıkartan yeni bir dinsel görüş alternatifi, dediğimiz gibi bizi de büyük bir heyecana sevketti ve bu düşüncelerin mutlaka herkesçe bilinmesi gerekir diye düşündüğümüzden bir web sitesi kurarak elde edebildiğimiz tüm bilgileri toplu olarak insanların kullanımına sunduk. İstedik ki başkaları da bizim heyecanımızı paylaşsın ve gerçeklerden haberdar olsun, aydınlansın, Rabbine eş koşmasın.

Ancak bugün kendimizi yeni bir özeleştiri yapmaya mecbur görüyoruz ve yine bir yol ayrımına geldiğimize inanıyoruz: Şu an bazı nedenlerden ötürü “yalnız Kur'an” fikrinin çok temel bir yanılgı içinde olduğu ve o sebeple bunun (“Yalnız Kur’an” fikrinin) etkileyici ama yanlış bir yol olduğu kanaatine vardık.

Bu yazımızda bu temel nedenleri ortaya koyup bir de duyuru yapmak istiyoruz. Teslimiyet isimli web sitemizi de belirsiz bir süre için kapatıyoruz. Bir daha açıp açmayacağımız da şüpheli, muhakkak ki zamana ihtiyacımız var ve bu son bakış açısı ile yarın nereye varacağımızı da ALLAH bilir. O sebeple artık kendimizin doğruluğuna emin olmadığımız bazı fikirlerimizi başkalarına da yaymamak daha doğru olacaktır. Eğer yanlış bir şey söyleyerek birilerini olumsuz olarak etkiledikse de, Rabbimiz bizi affetsin. Hiç şüphesiz niyetimiz yalnızca gerçeği duyurmak ve ALLAH rızası idi.

Şimdi ise susmak belki de konuşmaktan daha hayırlı olacak. Erdemli ve sorumlu davranış budur diye düşünüyoruz. Duamız Rabbimizin herkese özeleştiri yapabilme ve hatadan geri dönebilme nimetinden ihsan etmesi için...


***

Yalnız Kur'ancı tevhid anlayışı ne derece doğru? Yalnız Kur'an'ın temel felsefesi otoriteyi Yalnız ALLAH 'a tahsis etmek (tevhid) olarak açıklanmıştır. Bunun yolu ise Kur'an dışında hiçbir dinsel hüküm kaynağını kabul etmemektir.

Bu ifadeyle Kur'an'a dayalı olan dışındaki tüm sözlü ve pratik dini gelenek de reddedilmiş olmaktadır. Yani Yalnız Kur'an'cı düşünceye göre bugünün müslümanının saf bir tevhidi düşünceye ulaşması önündeki en büyük engel son Peygamber' e izafe edilen kimi söz ve uygulamalar olmaktadır. Peygamberi sadece aldığını duyurmakla mükellef olan sıradan bir insan olarak değerlendiren “Yalnız Kur'ancılar”, bu tavırlarıyla onun ilahlaştırılmasına karşı çıktıkları da düşünmektedirler.(hiç şüphesiz Kur'an peygamberleri ilahlaştıranları da kınar) Bu konuda Kur’ani bir duruş içinde olmaya çalışanlar, bizce bir noktadan sonrasını iyi değerlendirememekte ve dolayısıyla da aşırı bir reaksiyon ile gerçekten uzaklaşmaktadırlar.

Peygamberin peygamberliğinin nerede başlayıp nerede bittiği hassas bir konudur ve o sebeple de bu konuda doğru bir sınır çizebilmek için biraz açmak istiyoruz:
Hiç şüphesiz Hıristiyanlar İsa peygamberi ve kendi din adamlarını ALLAH'a eş koşmuşlardır ve bu sebeple de kınanmışlardır. Kur'an açık ifadelerle bu tespiti yapar ve inananlar olarak
bizlerin de gerekli dersleri çıkarması kadar doğal bir şey yoktur. Şimdi onların nasıl eş koştuğuna bakalım ve Muhammed (as.)'ın durumunu da yeniden değerlendirelim.

Hıristiyanlar İsa ALLAH'ın oğludur demişlerdir. Kur'an bunu şirk ve küfür olarak niteler.Onların İsa as.'ı ALLAH'ın oğlu olarak nitelemekteki gerekçeleri ise öncelikle İsa (as.)'nın mucizevi doğumu ve mucizelerle dolu hayatıdır. İnananların Muhammed (as.) hakkındaki kanaatlerine şirk gözü ile bakan “Yalnız Kur’an”'cıların temel eleştirisi ise daha farklıdır. Onlara göre Müslümanlar Muhammed peygamber adına uydurulan hadis ve sünnete inanarak eş koşmaktadırlar. Muhammed peygamber sadece vahiy alıp insanlara bunu ileten, bunun dışında ise sıradan bir insan olan normal bir varlıktır.Onun aldığı vahiyler ise Kur'an' ile sınırlıdır .

Muhammed peygamberin Kur'an'dan başka vahiy aldığı ve Kur'an'ı tamamlayıcı nitelikte ilave hükümler vazettiği de yine asılsız bir iddia olarak ilk kez Reşat Halife tarafından "Yalnız Kur'an'a inanmak için oniki sebep" isimli makalesinde açıkça söylenmiştir. Bu noktada dini bayramlar meselesi bizce bir dönüm noktası olarak öne çıktı.Bizi yol ayrımına getiren sorular ise şunlardır:

Eğer Kur'an, dinin bütün temel gereklerini doğrudan veya dolaylı olarak haber veriyorsa ve vahiy dini Yalnızca bunlarla sınırlıysa, sıradan bir insan olan Muhammed peygamber nasıl olup da Kur'an'da varolmayan bir şeyi insanlara din olarak vazetmiştir?

Sıradan insanlar olarak bizlerin de böyle dini vecibeler icad etmeye hakkı olabilir mi? Yoksa "Yaşayan Kur'an" olarak nitelenen Muhammed peygamberin Kur'an'a uyma anlayışı çok mu farklı idi? Yalnız Kur’ancı açıdan bakarsak peygamberin Kur’an'a uyma konusunda gevşek bir tutum içinde olduğu gibi bir sonuç ortaya çıkmaktadır ki, bu doğru değildir.

Nesiller boyu hiçbir meşruiyet eleştirisine maruz kalmadan geniş kitleler tarafından yaşanarak günümüze getirilmiş olan nice uygulamalarda vardır ki,Kur'an tarafından haber verilmemiştir ancak mesele, duruşu itibariyle bir yanılgı olamayacağı konusunda son derece kuvvetli bir intiba vermektedir.Bazı şeyler yanlış anlaşılmış ve uygulanmış olabilir ancak mesela bir bayram konusunun bir yanılgı ve uydurma olduğunu söyleyebilmek de doğrusu son derece zordur.

Yani Yalnız Kur'ancı teori yaşanan pratiği açıklamakta bariz bir şekilde yetersiz kalmaktadır.
O açıdan dini hayat ve düşüncenin sadece Kur’an bilgisine dayalı olarak yeni bir sorgulamadan geçirilip ıslahının yüzde yüz doğru olmayabileceği de ciddi bir seçenek olarak belirmektedir.

Doğrusu "tam, mükemmel ve detaylı" bir kitabın bu ihtiyacı karşılaması kadar doğal bir şey de olamaz, ancak (maalesef diyemiyoruz), durum bu değildir. Çünkü bizler Kur'an'a tabi olmakla ve ilahi iradeye uymakla mükellefiz ve bizim bu konuda bir tercihimiz de söz konusu değildir...

Şöyle düşünün; Bir an için olaylara ALLAH'ın açısından bakmaya çalışalım, eğer siz, insanlara kendi başına yetecek bir kitap indirseydiniz, bu kitapta hangi detaylara yer verirdiniz?
Hiç şüphesiz, eğer Yüce Yaratıcı dileseydi insanlara hiçbir şüpheye yer bırakmayacak şekilde detaylar içeren çok daha ayrıntılı bir kitap indirebilirdi ve bu kitap bugün tek başına pek çok
meseleyi çözebilirdi. Birkaç kelime ile namazların günde kaç vakit ve rekat kılınacağından, zekatın yüzde kaç olduğuna ve daha pek çok ayrıntı verilebilir ve insanlar sadece Kuran ile hiç şüphesiz tatmin olurlardı. Ancak her ne kadar anlamakta zorlansak da Rabbimizin böyle bir yolu tercih etmediği apaçık ortadadır.Yalnız Kurancıların bu boşluğu doldurmak için ortaya koydukları çeşitli argümanlar ise, dinsel realiteyi bir bütün olarak ve tatmin edici bir tarzda açıklayamamaktadır.

Bunu Kur'an'ın bir eksikliği olarak düşünmek de doğru değildir, eksiklik ancak yetersizlikten kaynaklandığı takdirde bir ayıp ve kusur olur. Ancak eğer yapmış olduğunuz şey mesela üç bacaklı bir sandalye ise, bunun dördüncü bacağı nerede diye, hiç kimsenin sormaya hakkı olamaz. Çünkü işe başlarken amacınız üç bacaklı bir sandalye yapmaktı ve öyle de yaptınız. Sonuçta ortaya çıkan şey her ne kadar eksik ve kusurlu bir şey gibi görünüyor ise de, hayal ettiğinizi yüzde yüz gerçekleştirdiğiniz için kusursuz, tam ve mükemmeldir, çünkü plan öyledir.

Kur'an için de aynı şeyi söyleyebiliriz, Kur'an'da bazı mühim bilgiler yoktur,ancak bu bilgiler Kur'an (haşa) yetersiz bir yazar tarafından yazıldığı için değil, öyle olması istendiği için noksan bırakılmıştır. Tamamen iradi ve planlı bir olaydır. Kur'an'ın kendi kendisi hakkındaki "tam, mükemmel ve detaylı" tanımlamasını da böylece düşünmek gerekir.

Şimdi de bunun sebebi hikmeti hakkında düşünelim:Kur'an'ın belli bilgileri kasten vermemesindeki en büyük sebep, bizce Son Peygamber olan Muhammed (as.)'ın önemini azaltmamaktır. Dolayısıyla sahte peygamberlerin doğuşuna izin vermemektir, çünkü hakikatin bir parçası Kur'an ise diğeri de Peygamberin fiili tebliği ve öğretisidir. Sadece birine dayanan, gerçeği açıklamakta yetersiz kalır ve kalması da istenmiştir.

Bugün “Yalnız Kur'an”cı anlayışın bir yandan İslam’ın son ve gerçekliği tartışılmaz Peygamberini bir şekilde devre dışı bırakmaya çalıştığı görülürken, "tabiat boşluk kabul etmez" prensibi gereği aynı boşluğun pekçok sahte elçi tarafından doldurulmaya çalışıldığı da görülmektedir. “Yalnız Kur'an” fikriyle birlikte yaşanan resul(!) enflasyonun ana sebebi bizce budur.

Kur’an, ancak bir peygamber eliyle en mükemmel şekilde anlaşılabilir ve yaşanabilir, bu peygamber ise doğal olarak Muhammed (as.)'dır. ( O’nun bıraktığı sözlü ve fiili gelenek sayesinde) Onu devre dışı bıraktığınızda onun mevkisinin birileri tarafından doldurması da kaçınılmaz olmaktadır.

Özetle söylemek istediğimiz şudur, vahiy dini Yalnız Kur'an'dan ibarettir savı ile getirilen alternatif düşünce dini hayatı açıklamakta yetersiz kalmaktadır ve bu sebeple doğru değildir. İlahi irade de bu yönde kullanılmamıştır, Kur'an’ın tertibi bunu açıkça göstermektedir. Hal böyle olunca Yalnız Kur'ancı bakış açısıyla İslam dünyasına yöneltilen şirk eleştirileri de geçerliliğini yitirmektedir. Kur'an’ı peygamberin öğretisi doğrultusunda anlamaya ve yaşamaya çalışan kitleleri temel bir yanılgı içinde olmakla suçlayamayız, her ne kadar pek çok haklı eleştirimiz olsa da, Bir bayram günü olan bugün, inananlarla kucaklaşma ve kaynaşma günüdür. ALLAH, bir diyen, Kur’an'a ve peygambere iman etmiş insanlarla bizim bir alıp veremediğimiz olamaz. Onlara bazı şirk unsurlarına bulaştılar diye müşrik gözü ile de bakmamalıyız. Unutmayalım ki her günah bir küfür, küfür ise bir çeşit şirktir. Şimdi kim günah işlemiyor?

Bunun anlamı elbette ki yanlışı da doğru ile birlikte kabul etmek değildir. Yanlışa her zaman muhalif olmak her müminin boynunun borcudur. Öte yandan yanlışı bahane edip doğru işlerde birlikte olmaktan da kaçınmamalı ve mücadelemizi sistemin içinde kalarak sürdürmeliyiz. Çünkü ortada aksini gerektirecek derecede kuvvetli bir neden yok. Zaten şartları oluştuğunda Rabb’e hicret etmek her müminin bir vazifesidir.

Doğru olan inananlarla ayrılmak için değil birleşmek için sebepler aramaktır. Kur'an kitap ehli ile bile ortak bir payda da buluşmaya çalışın diyor. Kendi aramızda ise bu paydalar zaten bolca mevcut, Bu vesileyle tüm inanan kardeşlerimin bayramını da kutluyorum... www.kurannesli.net
sükût-u vaveyla
sadece kur an fikrini duyduğumda banada cazip gelmişti ...

lakin:)

ALINTI
Kur’an, ancak bir peygamber eliyle en mükemmel şekilde anlaşılabilir ve yaşanabilir, bu peygamber ise doğal olarak Muhammed (as.)'dır. ( O’nun bıraktığı sözlü ve fiili gelenek sayesinde) Onu devre dışı bıraktığınızda onun mevkisinin birileri tarafından doldurması da kaçınılmaz olmaktadır


işte gerçek budur...

Allah razı olsun ...
İlle Cihad
Yanlız Kuran Yeter sözünü ilk duyduğum andan itibaren sevmemiştim.

Çünkü böyle bir zihniyetin, ümmeti başsız lidersiz darmadağın bırakacağını, herkesin kendi nefsini ilah edineceğini taa ozamandan anlamıştım elhamdülillah.

Bu tür zihniyetler büyük şeytan!ın, ümmeti zayıflatma entrikalarıdır.

Nebevi siyasetten uzaklaştırıp nefsi siyaseti, dolayısıyla darmadağın bir ümmeti oluşturmak isteyen büyük şeytanın hilelerinden biridir bu.

malesefki bu gerçeği görmeyen müslüman yığınları hiçte az değildir.
cah
Selam

Yazının samimiyeti su götürmez, bu bağlamda defalarca konuşulmuş olan bu mevzu hakkında tahkik ederek iman etme kaygısı taşıyan bir müslüman olarak gözden kaçan birkaç meseleyi belirtmek gerek...

Kuranı kerimde Yahudilerden çok bahsedilir hatta bizim gibi birçok araştırıcıyı hayret ettirecek derece fazla bahsedilir Yahudilerden.Ortak görüş bunun gerekçesi olarak Allah bizlere Yahudileri örnek göstermekte ve onlar gibi olmamamız gerektiğini anlatmaktadır...

Yahudiler hakkında ki Allahın en büyük suçlaması, Tevratı gizlemeleri, sıradan insanların tevratta yazanları öğrenmelerine engel koymaları ve nihayetinde tevratı tahrif etmeleridir...

Öğreniyoruz ki Hahamların yani alimlerin ilk işi, tevratı sıradan insanlardan gizlediler ve öğrenmek isteyenler ancak yahudi hahamlardan öğrenebildi bu arada tevratta olmayan bilgileri tevrat ayetidir diye yazdılar...

İnsanları kandırmanın en etkili yolu, %98 doğruyu söyleyip araya sıkıştırılan % 2 lik fitne ile %98 mundar etmedir...

Buna en güzel örnek Yaşar n. Öztürktür, Kuran yeter diyen zümrenin uyguladığı taktir budur böylece samimi Müslümanlar gelenekçi Dincilere mahkum edilir...

Hüküm yani Farz koyma yetkisini birtek Allaha verdiğiniz anda, Kuran eksik değildir onda ihtiyacımız olan bize gerekli olan herşey vardır dediğiniz anda, tüm mezhepler, tarikatlar, cemaatler temelsiz kalır varlık gerekçeleri ortadan kalkar...

Kuranı yetersiz görüp, Peygamberimizi Farz koymada Allaha ortak koşanların derdi asla ve kat'a Peygamber sevgisi değildir.

ONLARIN DERDİ, PEYGAMBERİ FARZ KOYMADA ALLAHA ORTAK EDİP, ALİMLER PEYGAMBER VARİSİDİR HADİSİNİ TEMEL YAPIP, ALİMLERİ DE BÖYLECE FARZ KOYMADA 3 CÜ ORTAK YAPMAKTIR.

Evrensel hukukun en baş şartlarındna birisi, yasakların yazılmasıdır, serbest olan şeyler yazılmaz.

Kuranı kerimin izlediği yolda budur.Kuranı Kerimde elzem olan yasaklar ,sınırlar yazılmış serbest olanlar yazılmamıştır, birşeyin yasaklığı Kuranı Kerimde yazılmamış ise bunun anlamı, İnsana tercih hakkı verilmiş olmasıdır...

Buna en güzel örnek yemesi haram sayılan şeyler hakkındaki Kuran yasasıdır...

Yemesi haram olan 4 şey sayılmış lakin neler helal yazılmamıştır, bu 4 şey konusunda İnsana tercih hakkı tanınmıştır.Lakin mezheplerimiz yasak olan bu 4 şeye Hadis delil getirerek onlarca yeni haram eklemişlerdir...

Bir konu Kuranı Kerimde yasaklanmamış yahut belirtilmemiş ise bunun anlamı, o konuda İnsana tercih serbestisi tanınmış demektir, dileyen dilediği gibi hareket edebilir anlamı taşır.

Şimdi siz Kuran yetmez eksiktir, diyenler, "Biz bu kitapta hiçbirşeyi eksik bırakmadık" diyen Allahtan hiç çekinmiyormusunuz?

Siz Allahın sözüne itibar etmeyip, Allamelerin sözlerine mi itibar ediyorsunuz?


İlle Cihad
ozaman eşşek yemek serbest öylemi, dileyen yer dilemeyen yemez.....

Kuran eksiktir diyen kafirdir...

biz ne zaman kuran eksiktir demişiz..........

cah
ALINTI(İlle Cihad @ Aug 14 2008, 12:57 PM) *

ozaman eşşek yemek serbest öylemi, dileyen yer dilemeyen yemez.....

Kuran eksiktir diyen kafirdir...

biz ne zaman kuran eksiktir demişiz..........


Eşşeki bırak, dileyen kendi pisliğini bile yiyebilir...

Siz kimsiniz bilmem..

Kuran eksik değildir lakin, ama, fakat, şu şu şu Kuranda haram demiyor, Peygamberimiz ve onun varisi alimler, şuda buda oda haram, deyince aslında ne demiş oluyorlar?
İlle Cihad
kendi pisliğini de yer öylemi smile.gif

Allah akıl fikir versin ne diyim....

Peygamberide Allaha ortak eden sizlersiniz. baksanıza peygamber şu haram deyince ne oluyor diye soruyosun. yani sana göre peygamber şu haramdır deyince İlah oldu öylemi...

gülünecek durumdasınız gerçekten..

Allah sizi neden peygamber seçmemiş belli oluyor smile.gif
cah
Allah hepimize akıl fikir ihsan etsin, amin.

Onca yazılandan ilgini çeken şeyin örnek olarak verilen kendi pisliğini yeme olması ilginç.

Evet kardeş, dileyen yesin, ne farz nede haram.

Birgün kendi pisliğini yiyen birini görürsen ona acı, mümkünse doktora götür lakin asla ve kat'a sen kafir oldun deme, e mi.
İlle Cihad
Ben herhangi birine kafir dedimmi şimdi?

Büyük şeytanın oyunu olan SADECE KURAN zihniyetine hizmet etmeye devam ediniz.

zaten bizde sadece kuran diyoruz, fakat biz kuranı kuranın kendisine indirilen Hz. Şahı Rasülün tefsir niteliğinde olan hayatından öğrenmeyi yeğliyoruz.

kendi nefsimize kalsak, sizin gibi bizde namazı nefsimize göre kılardık elbet....
karuban
"ONLARIN DERDİ, PEYGAMBERİ FARZ KOYMADA ALLAHA ORTAK EDİP, ALİMLER PEYGAMBER VARİSİDİR HADİSİNİ TEMEL YAPIP, ALİMLERİ DE BÖYLECE FARZ KOYMADA 3 CÜ ORTAK YAPMAKTIR."

Amma yapmışsınız ha!

Uzaktan yakından alakası yok.

"Hiç bilenle bilmeyen bir olur mu?"

"Allah'tan layıkıyla alimler korkar"

"Her bilenin üstünde bir bilen vardır"

"Bana yönelenin yoluna uy"

Bunlar Hadis-i Şerif de mi? Töbe Hadis de değil, Alimlerin uydurmaları de mi?

Kendi vehmini hakikat zannedenlere Allah yardım etsin.

Yahudi hahamlarıyla İslam alimlerini aynı kefeye koyanlara nasıl dua edilir, siz buyurun.
selimbay
Araf: 157. ayeti çok açıktır ve rasulun haram ve helal kılma yetkisi olduğunu açıkça ortaya koymaktadır.

"Onlar ki, o ümmî peygambere uyarlar, yanlarındaki Tevrat ve İncil'de yazılmış bulacakları o peygambere uyup, onun izinden giderler ki, o, onlara iyiyi emreder ve onları kötülüklerden alıkoyar, temiz ve hoş şeyleri kendilerine helâl kılar, murdar ve kötü şeyleri de üzerlerine haram kılar, sırtlarından ağır yükleri indirir, üzerlerindeki bağları ve zincirleri kırar atar, işte o vakit ona iman eden, ona kuvvetle saygı gösteren, ona yardımcı olan ve onun peygamberliği ile birlikte indirilen nuru izleyen kimseler var ya, işte asıl murada eren kurtulmuşlar onlardır."

Fakat her nedense sünnet inkarcıları ayetin bu açık hükmüne rağmen tartışmaya devam etmektedirler. Birisi bu ayeti okumadan rasule haram ve helal kılma yetkisi izafe etse onu şirkle itham ederler. Fakat bu ayeti okuduğunuz zaman da zorlama tevillere girişirler ve burada hadislerden değil ayetlerden bahsedildiğini iddia ederler. Halbuki maksad sünnet olmaksızın sadece Kuran ayetlerine uymak olsaydı bu işi rasule izafe etmeye gerek olmazdı. Mesela şu ayete bakalım:

"Kendilerine kitap verilenlerden oldukları halde Allah'a ve ahiret gününe inanmayan, Allah'ın ve Peygamberinin haram ettiğini haram tanımayan ve hak dinini din edinmeyenlere küçülmüş oldukları halde kendi elleriyle cizye verinceye kadar savaşın!" (Tevbe: 29)

Bu ayette açıkça rasulun haram kıldıklarından bahsedilmektedir. Burada sadece Allahın Kur'anda haram kıldığı şeylerden bahsedilecek olsaydı rasul kelimesi haşa lüzumsuz zaid bir kelime olurdu. Allah ise bundan münezzehtir. Sünnet inkarcılarının "Hüküm Allahındır, dolayısıyla rasule teşri yetkisi tanımak Allaha şirk koşmaktır" demelerinin bir anlamı yoktur. Çünkü müslümanlardan hiç kimse Allah rasulunun Allahtan bağımsız bir teşri yetkisine sahip olduğunu iddia etmiyor. Sonuçta teşri yetkisi mutlak olarak Allaha aittir. Allah ise rasulune teşri izni vermiştir. Zaten rasulun dinle alakalı söylediği şeylerin kaynağı vahiydir.

selimbay
"O, hevâdan (arzularına göre) konuşmaz. Onun konuşması ancak, bildirilen bir vahiy iledir." (Necm: 3-4)

Özellikle gaybi ve akidevi konularda söylediği sözlerin tamamı vahiydir. Şeriatla alakalı konularda ise haram ve helal kıldığı şeylerin bazıları kesin olarak vahye dayanır. Vahye dayandığını kesin olarak bilmediğimiz konularda da netice itibariyle itaat farzdır. Kuşkusuz rasulullah aynı zamanda devlet başkanı ve komutandı yani ulul emr sıfatıyla verdiği emirler vardı. Sahabeler Nebi sav'in sağlığında bu tarz konularda "Ya rasulallah bu söylediğiniz vahiy midir, yoksa kendi içtihadınız mıdır" diye sordukları olurdu. Eğer içtihad olduğu ortaya çıkarsa kendi görüşlerini söylerlerdi. Fakat bugün için bizim bunu tesbit etme imkanımız yoktur. Zaten Allah rasulunun verdiği hükümlerde düzeltilecek bir husus olsaydı -aynı Bedir esirleriyle ilgili verdiği hükmü Rabbimizin vahiyle düzelttiği gibi- sağlığında vahiy yoluyla düzeltilirdi. Bu da Rasulullahın vefatına kadar düzeltilmemiş, yürürlüğünü devam ettirmiş hükümlerin isabetli olduğunu ve tartışılmaz olduğunu ortaya koymaktadır. Sahabelerden hiç birisi sağlığında Allah rasulune sordukları soruyu vefatından sonra sormamış ve bir hadis işittiklerinde "bu acaba rasulun kendi içtihadı mıdır yoksa vahiy ürünü müdür?" diye sorgulamaya girişmemişlerdir. Bilakis hadisin Allah rasulune ait olduğunu tesbit ettikten sonra tereddütsüz uygulamışlardır.
cah
Evet aynı konular tekrarlanıp duracak..zira insan tartışmayı pek sever...

Son söz olarak, Allah ve Resulü tabiri, Allah ayrı Resul ayrı farz koyma makamı anlamında değildir, Resul Allahın bildirdiklerini uygular...Allahın bildirdikleri ise Kuranı Kerimde güvenceye alınmıştır...

Anlaşılmayan nokta şudur, şüphe götürmeyen tek kitap Kurandır, Hadis dahil her kitapta şüphe vardır...

Mesele Resulün dedikleri değildir, mesele acaba resul söylediği iddia edilenleri söylemişmidir?Yaptı dediklerini yapmışmıdır...

Bir ara kendinize sorun, farz koyma yetkisini birtek ve sadece Allaha verdiğinizde, Resulü ve alimleri farz koyma makamından çıkardığınız da;

Mezhep kalır mı?

Hizip kalır mı?

Ve şunuda hiç unutmayın;

BİZİM BİLDİKLERİMİZİN DEĞERİ, YÜREĞİMİZDEKİ HAL KADARDIR.

Her iddia sahibi yüreğine baksın ve HALİNİ görsün, kendi yüreğini bile güzelliklere, hoşnutluklara götüremeyen o bilgilerin ne değeri var?

Yüreklerimizde ki HALİMİZ bizim şahidimizdir...vesselam.
bilal habeş
ALINTI(cah @ Aug 14 2008, 12:51 PM) *


Kuranı yetersiz görüp, Peygamberimizi Farz koymada Allaha ortak koşanların derdi asla ve kat'a Peygamber sevgisi değildir.

ONLARIN DERDİ, PEYGAMBERİ FARZ KOYMADA ALLAHA ORTAK EDİP, ALİMLER PEYGAMBER VARİSİDİR HADİSİNİ TEMEL YAPIP, ALİMLERİ DE BÖYLECE FARZ KOYMADA 3 CÜ ORTAK YAPMAKTIR.





ES-SELAMUNALEYKUM kardeş şu ayetlere dikkatle baksanıza:



(Allah’a ve Resulüne itaat edin!) [Enfal 20] (Sadece Allah’a değil, Resulüne de itaat şarttır.)

(İhtilaflı bir işin hükmünü Allah’tan [Kur’andan] ve Resulünden [Sünnetten] anlayın!) [Nisa 59]

(O Peygamber, güzel şeyleri helal, çirkin, pis şeyleri haram kılar.) [Araf 157] (Haram etme yetkisini Allahü teâlâ, Resulüne de vermiştir.)


(Allah ve Resulü, bir işte hüküm verince, artık inanmış kadın ve erkeğe, o işi kendi isteğine göre, tercih, seçme hakkı kalmaz.) [Ahzab 36] (Sadece Allah değil, Resulü de bir hüküm verince, kimsenin söz söylemeye hakkı kalmaz.)

(Allah’a ve ümmi nebi olan Resulüne iman edin!) [Araf 158] (Demek ki Resule de iman şart.)


(Onun sözü vahiyden başka şey değildir.) [Necm 4]

(Peygamberin verdiğini alın, yasak ettiğinden sakının!) [Haşr 7]


Selam ve duayla
karuban
Batmışsınız, İslam'ı Resulüyle alimiyle sahih nakliyle anlamaya kendi anlayışlarınızı ortak koşmuşsunuz, bir de halinizden memnun olduğunuzu ilan ediyorsunuz.

Size karşı şimdi, sizin aksinizi söyleyen de kalbindeki halini şahit getirir ise ne yapalım? Hangi şahitliği kabul edelim? Böyle bir savunma yöntemi yoktur. Olamaz da.

"Her fırka kendi halinden hoşnuttur." Araştırın bakalım, bu sözü nerede bulacaksınız.

Size tek bir söz; Vahyin muhatabı ve onun açıklayıcısı öğreticisi ne sizsiniz ne de biziz. Elimizde Mushaf olması bu muhataplık için bir delil, bir işaret değildir.

Anlamak isteyene bu sözümüz yeter.
selimbay
tekrar ediyorum;

gerçekten karanlık bir çağda yaşıyoruz vesselam....

Tanrı'nın yarattığı insanlar yaşamış, tanrı'sını yaratan insanlar yaşamış, şimdi tanrılaşan insana tanıklık ediyoruz....

Tek tanrılı din.... Çok tanrılı dinler.... ve tanrısız din.....

Bizde deriz ki;
Ahsenül kelami Kelamullah.... Ahsenülheyi Hedyü Muhammed......

(En güzel söz Allah'ın sözü, en güzel yol Muhammed'in yoludur....)

Kuran namına Rasulün yolunu görmezden mi gelelim...? Hadisleri savunacağız derken Kuran'ı ihmal mi edelim...?

Tevratı okuyup İncili terkedenlere ya da İncili okuyup Tevrat'ın şeriatından gaflet edenlere mi benzeyelim...?

Bizden öncekilerin adımlarını mı izleyelim...?

Musa'nın ve peygamberlerin masumiyetini yok eden ve onları sıradanlaştıran ensesi kalın bön adamlara mı benzeyelim yoksa Musa'nın şeriatını terkedip de İsa'yı tanrı edinenlere mi benzeyelim...?

Ne yaptığımızı biliyormuyuz...?

İnneke lehulukin azim.... denilen zatın ahlakını nasıl bilecek ve nasıl örnek alacaksınız...?
inneke leminel murselin ala sıratin mustakim.... denilen zatın yaşamını, yolunu ve yordamını bilmeden İslamın hakikatına ulaşalım.... (eğer sayfalarda yazılı olan hidayet için yeterli olsaydı Peygamberler bizim için nasıl usvetün hasenetün(uyulacak en güzel örnek) olurdu?)
İnna ataynekelkevser................. denilen zattan kendimizi nasıl mustagni kılalım. ve nasıl O'na gelen kitabı O'nun elinden alıp O'nsuz kendimizce anladığımız şeyleri dinin kendisi sanalım....

İnsan her işin teorisini okuduğu satırlardan işin gerçekliğini ise işin ustasından öğrenir...

Ustaya ve öğretmene ne gerek var diyenler ancak ben merkezci ve bencil ahmaklardır.....

Kurallar kaideler bir kitaptan öğrenilebilir ancak insanlık, ahlak, edeb ve erdemler örneklik olmadan öğrenilemez...
selimbay
yine tekrar ediyorum;

İşte siz dinin insanda yaşayan manasını böylece yitiriyorsunuz....Kuralları (yasaları) din edinen ve din sanan Tevrat ehline benziyorsunuz.... Kendi kitapları onlar için şöyle diyor (Sizler Ensesi kalın kalplerinin örtüsü sünnet edilmemiş bön adamlarsınız)

Din yasa olduğu gibi yaşamdır... Din kural olduğu gibi ahlaktır.... Din abd olmak gibi abid de olmaktır...

"Yeryüzünde yaşayanlar Melekler olsaydı onlara Rasul olarak bir Melek gönderirdik..."

Bu ayet aklı olanlara Rasulün örnekliği konusunda yeterli delil değil mi?

İslam alemlerin (ulusların) Rabbi Allah'ın kullarını terbiyesidir.... O'nun Rabliğini kabul etmenin gerçekliği O'nun terbiyesine teslim olmaktır.....
Rabbani öğretmenleri öldürenlerin Rabbe inandığını söyleyebilirmisiniz.... Rabbani öğretmenlere ve Rabbani örneklere sırtını dönen ve O'da her şeyi bu Kitap'tan öğrenmedi mi ne olacak bende öğrenirim diyen akılsız ve şımarık çocuklar gibi olanlara ne diyelim..?

İşte gerçek sizin sandığınız gibi değil..... Kendince Kitabı okumak yeterli değil...?

innellezine yubayiuneke innema yubayiunallah.... Yedullahi fevka eydihim ( Sana beyat edenler Allah'a beyat etmişlerdir.... Allah'ın eli onları elleri üzerindedir...)

Hadi Rasulün eline götüren bir el olmadan, Rasulün merhametli eli olmadan Allah'ın eline uzanın da beyat edin.....

karuban
Cah ve onun gibi düşünenlere rica ediyorum.

Lütfen basite almayıp, "İsnad İslam'dandır" "İslam nakil dinidir" bu iki ifadeyi araştırıp soruşturmalarını, üzerinde tefekkür edip enine boyuna düşünmelerini rica ediyorum.

Kendi iyiliğiniz için bunu sizden istiyorum.

Şimdi olmasa da mutlaka inceden eleyip sık dokuyacağınız bir vakte kadar bu ifadeleri hafızanızda tutunuz.

Ves'selam...


İlle Cihad
Bakara 151
Nitekim kendi aranızdan, size âyetlerimizi okuyan, sizi her kötülükten arındıran, size kitap ve hikmeti öğreten, ayrıca bilmediklerinizi de öğreten bir peygamber gönderdik


bu ayettemi hiç birşey ifade etmiyor anlamıyorum ki...

ayetleri okuyan, öğreten ayrıca bilmediklerimizi öğreten bir peygamber gelmiş öğretmiş, ama bizim yanlız kurancılar ona gerek yok diyorlar...

Aklınıza yanayım hemi...
asiLDuA
ALINTI
her günah bir küfür, küfür ise bir çeşit şirktir. Şimdi kim günah işlemiyor?


Her günah küfür değildir.Hiçbir amel küfür değildir de diyemeyiz.Her amel günah olan amelde küfürdür diyemeyiz.Eğer hiçbir amel insanı küfre götermez der isek; Mürcie,

Eğer bütün ameller küfre götürebilir der isek; hariciler gibi olabiliriz.

Ehli sünnet ulemasına göre menhec şu olamalı; orta yol.Yani insanı imanından çıkartan amellerde vardır.Bu ameller küfür amelleri dediğiniz gibi şirk amelleri.

İnsanı imanından çıkartmayan amellerde vardır mesela alkol kullanmak gibi.

Elbette insan böylesi bir günahı işlediğinde Allaha itaatsizliği bırakır ama , bizler akıl yoluyla değil dediğiniz gibi bu dini Allah resulu ve sahabesinden öğreniyoruz.

Eğer bizlerin akli menhecine kalsaydı doğru yolu bulamazdık.

Bu yüzden onlar küfür amellerine karşı nasıl hüküm verdi ise bizde aynen o hükmü verir,Onlar küfür olmayan günah amellere nasıl hüküm verdiyse bizde aynen o hükme razı olmalıyız.

Selametle.Güzel..bir yöneliş.Kutlarım.
Bu basit görünüm sadece metinlerden oluşur. Resim ve Daha Fazla Bilgi Görmek İçin Forumun Normal Haline Geçmeniz GerekmektedirBuraya Tıklayın.
Invision Power Board © 2001-2008 Invision Power Services, Inc.