fani olanı istemem
Aug 13 2008, 08:39 PM
Louise Redden isimli çok fakir giyimli bir kadın yüzünde bir hüzünle bir manava girer. Dükkan sahibine mahcup bir şekilde yaklaşır. Kocasının çok hasta olduğunu, çalışamaz duruma düştüğünü ve yedi çocuğu ile birlikte aç kaldıklarını ve yiyeceğe ihtiyaçları olduğunu söyler.
John Longhouse isimli manav ona ters bir şekilde bakarak derhal dükkanı terk etmesini ister. Kadın ailesinin ihtiyaçlarını düşünerek “lütfen efendim” der, “paramız olur olmaz getirip borcumu ödeyeceğim”.
John kendisine bir kredi açamayacağını çünkü onun eski bir müşterisi olmadığını, kendisinde bir hesabının bulunmadığını söyler. O sırada dükkanın dışında bekleyen bir müşteri ikisinin arasında devam eden bu konuşmayı dinlemektedir. İçeri girerek Johna yaklaşır ve “ben o kadının almak istediklerine kefilim” der.
“Ailesinin ihtiyacı olan şeyleri ona ver.”
Bunun üzerine manav çok isteksiz bir şekilde kadına döner ve “bir alış veriş listen varmıydı?” diye sorar. Louise “Evet efendim” der. “Tamam” der manav. “Şimdi onu terazinin şu kefesine koy, onun ağırlığınca diğer kefeye istediklerinden koyacağım!”
Louise bir an duraksar, sonra başını önüne eğer ve çantasını açarak üzerine bir şeyler karalanmış bir kağıt parçasını çıkartır ve manavın kendisine gösterdiği kefeye özenle bırakırken başı hala öne eğiktir. Manavın ve diğer müşterinin gözleri terazinin kefesine dikilirken hayretle büyümüştür. Manav müşteriye dönerek, kısık bir sesle, “İnanmıyorum” der. İnanılacak gibi değildir. Müşteri manava gülerken manav çoktan diğer kefeye eline geçeni doldurmaya başlamıştır ama nafile, diğer kefeyi yerinden bile kıpırdatamamıştır. Terazinin kefesi artık üzerindekileri almayacak kadar doldurduğunda çaresiz hepsini bir torbaya doldurarak kadına verir. Şaşkınlıkla üzerinde bir şeyler çiziktirilmiş kağıdı eline alır ve okur. Birde bakar ki orda bir alış veriş listesi yoktur. Sadece bir dua yazılıdır.
“Allahım neye ihtiyacım olduğunu sen bilirsin, kendimi senin ellerine teslim ediyorum.”
Manav taş gibi bir sessizliğe bürünmüştür. Louise kendisine teşekkür ederek manavdan ayrılır. Müşteri Johnun eline bir elli dolarlık tutuştururken “her kuruşuna değdi” der. Daha sonra John Longhouse terazisinin kefelerinin kırılmış olduğunu görür. Bu nedenle duanın ne kadar ağır çektiğini sadece Allah bilir.
_________________
Onlar yol kesecek ve sen yürüyeceksin. Davan için yürüyeceksin. Ardına bakmadan, davasını satanlara aldırmadan yürüyeceksin. Gerekirse öleceksin; ölsende şehadetinle yürüyeceksin. Çünkü bu dava senin...Sen RABBİNE SÖZ VERDİN...
Düşmanlarımız bize ne yapabililerki?biz cenneti yüreğimizde taşıyoruz...
Hapseldilmemiz HALVET...Sürülmemiz SEYEHAT...Öldürülmemiz ise ŞEHADETTİR...
islam ve kulluk
Aug 13 2008, 09:21 PM
dua Allah'ın biz mü'minlere en güzel hediyelerindendir.
güzel bir kıssa anlayanlar için...
bilal habeş
Aug 14 2008, 12:03 AM
ALINTI(fani olanı istemem @ Aug 13 2008, 09:39 PM)

.Terazinin kefesi artık üzerindekileri almayacak kadar doldurduğunda çaresiz hepsini bir torbaya doldurarak kadına verir. Şaşkınlıkla üzerinde bir şeyler çiziktirilmiş kağıdı eline alır ve okur. Birde bakar ki orda bir alış veriş listesi yoktur. Sadece bir dua yazılıdır.
“Allahım neye ihtiyacım olduğunu sen bilirsin, kendimi senin ellerine teslim ediyorum.”
kardeş inanın nasıl teşekkür edeceğimi bilemiyorum çok duygulandım

özelliklede şu kısmına:
“Allahım neye ihtiyacım olduğunu sen bilirsin, kendimi senin ellerine teslim ediyorum.”
''ALLAHU EKBER''
DUAMIZ OLMASA RABBİM ne diye ehemmiyet versin''!!
ALLAH razı olsun kardeş paylaşım için.
Selam ve duayla
fani olanı istemem
Aug 18 2008, 09:03 PM
Benide çok etkilemişti.Teslimiyete en güzel örneklerden birisi
Ömer Muhtar
Aug 18 2008, 09:16 PM
DEKİ: DUANIZ OLMASA RABBİM NE DİYE EHEMMİYET VERSİN
VESSELAM
fani olanı istemem
Nov 15 2008, 10:16 AM
Dua insanın yaratıcısına ihtiyaç duyduğunu gösteren ve kula yerini hatırlatan bir taleptir. İnsan yaratıcısını, Hakk olarak kabul etmiş olmalıdır ki, ondan yardım talep etsin. Öyleyse kulluğun ve Rabb olmanın iki ayrı yeri vardır. Dua kula Allah'ın bir mahlûku olduğunu hatırlatan ve Allah'ın ise Rabb olduğunu, tek ilâh olduğunu hatırlatan ve idrak ettiren esasları muhtevidir. Kısaca dua, kulun Rabbine müracaatıdır, münacaatıdır, yönelmesidir.
-7/A'RÂF-55: Rabbinize yalvararak ve gizlice dua edin. Muhakkak ki O, haddi aşanları sevmez.
-7/A'RÂF-56: Islâh olduktan sonra yeryüzünde fesat çıkarmayın. Allah’a korkarak ve umutla yalvarın. Şüphesiz ki Allah’ın rahmeti muhsinlere yakındır.
-40/MU'MİN-60: Ve Rabbimiz, şöyle buyurdu: "Bana dua ediniz ki size icabet edeyim. Bana kul olmaktan kibirlenenler, muhakkak ki hakir ve zelil olarak cehenneme girecekler."
-2/BAKARA-186: Ve kullarım sana, Benden sorduğu zaman, muhakkak ki Ben, (onlara) yakınım. Bana dua edilince, dua edenin duasına (davetine) icabet ederim. O halde onlar da Bana (Benim davetime) icabet etsinler ve Bana âmenû olsunlar (Bana ulaşmayı dilesinler). Umulur ki böylece onlar irşada ulaşırlar (irşad olurlar).
Görülüyor ki, Rabbimizden yardım istememiz, Rabbimizin kesin emridir. Yardımsız irşada ulaşmak mümkün değildir. Çünkü, âyet-i kerîmenin birinci kısmında, O'ndan dua ile yardım istememizi, bizden talep ediyor. Fakat Allah'dan gelecek yardımın kulların liyakatıyla paralel olacağını âyet-i kerîmenin sonunda açıklıyor. Bu yardımın dünya ni'metleri olmadığını Allah'ın katında ulvi ni'metlerine sahip olmak için Rabbimizden yardım istemenin efdal olduğunu, âyet-i kerîmenin sonunda Rabbimiz irşad kelimesiyle işaret ediyor.
İrşad hedefinin tahakkuku için ise; Rabbine kavuşmayı dileyen kimse, önce Allah'ın resûlüne onun vasıtasıyla da daha sonra Rabbine kavuşacaktır.
Burada da görülüyor ki dua, Allah'a yaklaşmanın, yakın olabilmenin bir vasıtasını teşkil ediyor.