fani olanı istemem
Aug 11 2008, 09:37 PM
kopyala yapiştırı sevmiyorum ama bu haberi sizlerle paylaşmak istedim
Suudiler 1926 yılında kendi sınırları içindeki tüm mezarlıkları yıkma kararı alır. İşin en ilginç yanı Hz. Muhammed'in mezarının da Suudi sınırları içerisinde olmasıdır. Ancak Atatürk öyle bir telgraf çeker ki, Suudiler mezarın tek bir taşına bile dokunamazlar.
Nevzat Yalçıntaş'ın anekdotunu Can Ataklı köşesinden şöyle aktarmış:
TEK TAŞINA DOKUNURSANIZ ORDUMU GÖNDERİRİM
Prof. Nevzat Yalçıntaş “Suudiler 1926 yılında sınırları içinde tüm mezarlıkları yıkıyorlardı. Atatürk sıranın Hazreti Muhammed’in kabrine geldiğini öğrenince bir telgraf çekerek, ‘Eğer bir tek taşına bile dokunursanız ordumu aşağı gönderirim’ demişti. Bunun üzerine Suudiler Hazreti Muhammed’in kabrine dokunamamıştı. Ama bu telgraf yok edildi” dedi.
Atatürk olmasa bugün Hazreti Muhammed’in mezarı da olmayacaktı
O BELGE NASIL ORTAYA ÇIKTI?
Yalçıntaş anlatıyor: “(Dışişlerinde Bakanlık arşivini araştıran) Münir Bey aradı. Çok ilginç bir belge bulduğunu, bunu getirip göstermesi gerektiğini söyledi. O sırada benim çalıştığım başbakanlık binası ile dışişleri binası aynı yerde. Hemen atlayıp geldi. Çok heyecanlıydı.”
Prof. Yalçıntaş, Münir Bey’in gösterdiği belgeye baktığında çok şaşırdığını belirterek şöyle devam etti: “Belge bir telgraf metniydi. Henüz yeni kurulan Suudi devletinin kralına gönderilmişti. Telgrafta ‘Hazreti Muhammed’in mezarının yıkılacağını derin üzüntü içinde öğrendim. Bu kutsal emanete asla dokunamazsınız. Bir tek taşının bile zarar gördüğünü duyarsam orduyu aşağıya gönderirim’ anlamına gelen cümleler vardı.”
ZAMANINDA FAHRETTİN PAŞA MEZARI TERK ETMEMİŞ
Yalçıntaş, burada Hazreti Muhammed’in mezarı ile ilgili kısa bir detay anlattı. İngiliz işgali sırasında komutan olan Fahrettin Paşa’nın kabri terk etmemek için uzun süre direndiğini, aç kaldıklarını bu nedenle çekirge yiyerek beslendiklerini, sonunda İngilizler’in hiçbir şekilde dokunmamaları kaydıyla Hazreti Muhammed’in mezarını terk ettiklerini ancak kutsal emanetleri de yanlarına aldıklarını söyledi.
BELGEYİ AÇIKLAMAMIŞLAR
Şimdi gelelim belgenin bulunmasından sonraki gelişmelere, çünkü vahim ve ilginç olan bu: Nevzat Yalçıntaş’ın anlattığına göre Münir Bey belgeyi önce bir üst amirine götürüyor. Belge oradan daha yukarı taşınıyor. Sonunda müsteşara oradan da Bakan İlter Türkmen’e geliyor. Tabii Evren Başkanlığı’ndaki Milli Güvenlik Konseyi’nin de haberi oluyor.
Sorun şu: Bu belge ne yapılacak? Dönemin Atatürkçü komutanları ve onların emrindeki bürokrasi bu belgenin açıklanmasını istemiyor. Ancak belge de ortaya çıkmış bir kere. Sonunda o dönemde yazılan ve şimdi kitapçılarda tek nüshası bile kalmayan bir Atatürk kitabının içine, hiçbir anons yapılmadan konuyor.
Kısacası konu adeta kapatılıyor, sadece o tuğla gibi kalın kitabı sonuna kadar okuyanların dikkatini çekecek biçimde “zevahiri kurtarmak” adına konuyor.
Peki bu belge şimdi nerede? Kimin koruması altında? Bu da bilinmiyor. Bilinen tek şey, Atatürk’ün İslam aleminin peygamberi Hazreti Muhammed’in mezarının ortadan kaldırılmasını önlemesi herkesten saklanıyor.
HZ. MUHAMMED MESCİDİ NEBEVİ'DE YATIYOR
Hazreti Muhammed 571 yılında doğdu 632 yılında vefat etti. Peygamberimiz Medine’de oturduğu evde toprağa verildi. Bu mezar bugün dünyanın en büyük camisi olan Mescidi Nebevi’nin içinde.
Mescidi Nebevi, Hazreti Muhammed’in Mekke’den Medine’ye göç etmesinden sonra ilk namaz kıldığı yer. Hazreti Muhammed, Medine’de oturduğu evin hemen yanına kentin ilk mescidini inşa ettirmişti. Bu mescit geçen yıllar içinde defalarca yenilendi. Bugün 600 bin kişinin aynı anda namaz kılabildiği Mescidi Nebevi’nin korumasını çok uzun yıllar Osmanlı askeri yapmıştı.
Arabistan’da mezar adeti yoktur. Ölüler herhangi bir yerde toprağa verilir, üzerine belirleyici bir şey konmaz. Bu nedenle sadece Hazreti Muhammed’in mezar yeri ile ilgili bilgi vardır. O’nun dışındaki İslam büyüklerinin mezarlarının yeri bilinmez. Bir süre önce Hazreti Muhammed’in annesine ait olduğu ileri sürülen bir mezar ortaya çıkarılmıştı. Ancak Suudi yönetimi bu mezarı da ortadan kaldırmış ve yerine otopark yapmıştı.
Atatürk’ün müdahalesi olmasa Suudiler, Mescidi Nebevi’nin hemen dibindeki Hazreti Muhammed’in mezarını da tamamen ortadan kaldıracaktı. Nitekim Hazreti Muhammed’le aynı yere defnedildikleri bilinen Sahabe’nin önde gelen isimlerinin mezar yerleri bugün dümdüzdür.
fani olanı istemem
Aug 11 2008, 09:47 PM
“Hz. Muhammed, Allah’ın birinci ve en büyük Kuludur.
O’nun izinde bugün milyonlarca insan yürüyor.
Benim senin adın silinir. Fakat sonuca kadar
O ölümsüzdür.”
Mustafa Kemal Atatürk
ATATÜRK’ÜN SON MESAJI
Atatürk, ebedi âleme intikalinden on beş gün kadar önce kendine geldiği zaman, dünyadaki Müslümanlara şu mesajı göndermişti:
"Bütün dünyanın Müslümanları, Allah’ın (C.C.) son peygamberi Hz.Muhammed’in (S.A.V.) gösterdiği yolu takip etmeli ve verdiği talimatları tam olarak tatbik etmeli. Tüm Müslümanlar Hz.Muhammed’i (S.A.V.) örnek almalı ve kendisi gibi hareket etmeli, İslâmiyet'in hükümlerini olduğu gibi yerine getirmeli; zira ancak bu şekilde insanlar kurtulabilir ve kalkınabilir."
Mustafa Kemal Atatürk bu mesajı,
Başbakan ve Dışişleri Bakanı vasıtasıyla dünyaya açıkladı
Prof. Dr. Hanif Faruk
A.Ü.Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi Yayınları, Ankara 1979,s.102
“Büyük olmak için hiç kimseye iltifat etmeyeceksin;
hiç kimseyi aldatmayacaksın,
memleket için gerçek ülkü ne ise onu görecek, hedefe yürüyeceksin.
Herkes senin aleyhinde bulunacaktır;
seni yolundan çevirmeğe çalışacaktır,
İşte sen buna direneceksin. Önüne sayısız engeller yığacaklardır.
Kendini büyük değil, küçük, zayıf, araçsız, bir hiç sayarak,
Kimseden yardım gelmeyeceğine de inanarak bu engelleri aşacaksın. Bundan sonra da sana büyüksün derlerse,
Bunu söyleyenlere güleceksin.”
ATATÜRK
“Gerçekleri bilen, yüreğinde ve vicdanında, mânevi ve kutsal hazlardan başka zevk taşımayan insanlar için, ne kadar yüksek olursa olsun, maddi makamların hiçbir değeri yoktur.”
(S.D.Cilt 1, Sahife:264,30-Temmuz-1922,T.D.T ENST.Yayını,1989)
“Cenab-ı Hak riayetkâr kılmaya mecbur tuttuğu insanların
esasen âl-i vicdanındaki ihtiyacat-ı hakikiyesini tamamen bilir. Binaenaleyh gönderdiği kitap tamamen o ihtiyacata mutabık
hükümler ihtiva eden bir kitaptır. Ve efendiler! İlmi hakikatin en son emrettiği kanun böyle olabilir.
Taklit ile, tebdil ile (değiştirme ile) kanun olamaz,
kanun, kanun-u hakiki olmak lâzımdır, kanun-u tabii olmak lâzımdır. Yani, kanun-u ilâhi olmak lâzımdır.”
“Yazgısını, KENDİNİ ZİNCİRE BAĞLAYAN KİŞİLERE bırakan uluslar,
o kişilerin keyif ve emellerine oyuncak olmaya karar vermiş,
boğun eğmiş sayılırlar. Bu tür uluslar, talihlerini ellerine bıraktıkları insanlar başarılı oldukça o insanların daha güçlü baskısı altında kalırlar.
Başarılı olmazlarsa; felâket, çökme yalnız o insanları değil,
onlara bağlı olan sosyal toplumu da bulur.
O halde, her iki ihtimalde de böyle bir ulus felâkete uğrar.”
(S.D. Cilt 2,T.D.T ENST.Yayını Sahife 30, Ocak 1922)
“Her ne sûretle olursa olsun, ulusa hizmet edenler, ulustan büyük mükâfatlar bekliyorlarsa, kesinlikle doğru bir harekette bulunmuş olmazlar. Ulustan çok şey istememeliyiz. Hizmet edenler, görevlerini yerine getirmiş olmaktan başka bir şey yapmamışlardır.”
(S.D. Cilt 2,1989,T.D.T ENST.Yayını, 1989, Sahife:95,31-1-1923)
“Kurtuluş savaşında, benim de ulusuma ettiğim bir takım hizmetler olmuştur, sanırım. Fakat bunlardan hiç birini kendime mâl etmedim. Yapılanın hepsi ulusun eseridir, dedim. Aranacak olursa doğrusu da budur. Beni seven arkadaşlara tavsiyem şudur:
KENDİNİZ İÇİN DEĞİL, FAKAT BAĞLI BULUNDUĞUNUZ ULUS İÇİN ELBİRLİĞİ İLE ÇALIŞALIM. ÇALIŞMALARIN EN YÜKSEĞİ BUDUR.”
(S.D. Cilt 2, Sahife:115,Nimet (S.D. Cilt 2, Sahife:115,Nimet Unan;1959 T.İT.ENST.Yayını)Unan;1959 T.İT.ENST.Yayını)
“Hayatta tam zevk ve mutluluk, ancak gelecek kuşakların şerefi, varlığı, mutluluğu için çalışmakta bulunabilir. Bir insan böyle davranırken:”Benden sonra gelecekler acaba böyle bir ruhla çalıştığımı fark edecekler mi?” diye bile düşünmemelidir. Hatta en mutlu olanlar, hizmetlerinin bütün kuşaklarca bilinmez kalmasını seçecek karakterde bulunanlardır. Bir adam ki, ülkenin ve ulusun mutluluğunu düşünmekten çok kendini düşünür, bu adamın değeri değersizliktir. Asıl değeri kendine veren ve bağlı olduğu ulus ve ülkeyi ancak kendi kişiliği ile var sayanlar, uluslarının mutluluğuna hizmet etmiş sayılmazlar.”
(S:d: Cilt 2,T.D.T.ENST.Yayını, 1989,17-3-1937, sahife :325)
NEDEN LAİKLİK:
“Kutsal ve ilâhi olan inanç ve vicdanımızı,
karışık ve dönek olan her türlü çıkar ve ihtirasların göründüğü sahne olan siyasetten
ve siyasetin bütün organlarından
bir an önce ve kesinlikle kurtarmak,
ulusun dünya ve ahiret mutluluğunun emrettiği bir zorunluluktur.”
(S.D.Cilt 1,T.D.T.ENST.Yayını,1989,Sahife:348,Mart-1924)
“Bizim yüzümüz her zaman temiz ve pâk idi
ve daima temiz ve pâk kalacaktır.
Yüzü çirkin, vicdanı çirkinliklerle dolu olanlar,
bizim vatanseverce, vicdanlıca ve namusluca
hareketlerimizi küçük ve çirkin ihtirasları yüzünden
çirkin göstermeğe kalkışanlardır.”
(Nutuk 2,Sahife:1174,Türk Tarih Kurumu Yayını 1984)
“En iyi fertler, kendinden ziyade mensup olduğu toplumu düşünen, onun varlığının ve mutluluğunun korunmasına hayatını veren insanlardır.”
(1930,Ayın Tarihi, Cilt 24,Sayı:82-83,1931)
“İnsanlar ferdi olarak çalışırlarsa muvaffak olamazlar.
Çünkü Allah insanları yaratırken onlara öyle bir hacet vermiştir ki
her insan hemcinsi ile çalışmağa mecbur ve mahkûmdur.
Bu iştirak faaliyeti âdeta bir ihtiyacı ilâhi olunca,
maksatları birleştirmenin nasıl zaruret olduğunu kolayca anlarız.”
(S.D. Cilt 2, T.D.T.ENST:Yayını 1989, Sahife:129,16-3-1923)
“İnsanlar daima yüksek, soylu ve kutsal amaçlara yürümelidirler.
Bu davranış biçimidir ki, insan olanın vicdanını, aklını ve tüm insanlık kavramlarını doyurur.
Bu şekilde yürüyenler ne kadar büyük esirgemezlikler gösterirlerse
o kadar yükselirler ve bu hareket biçimi mutlaka alnı açık olur.
Çünkü alnı açık, aklı açık, kalp ve vicdanı açık insanlar tarafından yönetilebilen toplumlar,
ancak bu anlamda hareketlerin takipçisi olabilirler.”
(S.D. Cilt 3,T.D.T.ENST.Yayını 989, Sahife:119)
“Bir ulusun namuslu bir varlığa, saygın bir duruma sahip olabilmesi için,
o ulusun yalnız bilgi ve teknikte üstün olması yetmez.
Her bilimin, her şeyin üstünde bir özelliğe sahip olması gerekir ki,
o da ulusun belirli ve müspet bir karaktere mâlik bulunması gereklidir.
Böyle bir karaktere mâlik olmayan bireyler ve
böyle bireylerden meydana gelmiş uluslar
hiçbir dakika gerçek bir devlet meydana getirmiş olmazlar.
Böyle uluslar birer fesat ocağı olurlar.”
(S.D. Cilt 2, T.D.T.ENST.Yayını 1989 Sahife:146)
“Ahlâkın millet teşkilinde yeri çok büyüktür...
Ahlâk dediğimiz zaman ahlâk kitaplarında yazılı olan
veya bir takım ahlâk hocalarının tavsiye ettikleri nasihatleri murat etmiyorum. Murat ettiğim ahlâk milli ve sosyal ahlâktır...
Kaynağı da cemiyettir, millettir.
Ama üzülerek belirtmeli ki çöküş,
ahlâk ve mânevi alana değin yayılmış görünüyor.
Hiç kuşku yok ki, bu büyük ülkeyi, bu koca ulusu yok olma,
tepelenme uçurumu kenarına getiren başlıca etken bu olmuştur.”
(Nutuk Cilt 2, 1969, Sahife:637)
“Kendisine büyük Atatürk diye hitap edildiğinde:
"İsmime böyle riyakâr kelimeleri karıştırmayınız"
diye uyarıda bulunurdu.”
(Kılıç Ali, Atatürk’ün Hususiyetleri, Sahife:117,1955)
“Biz cahil dediğimiz zaman
mektepte okumamış olanları kastetmiyoruz.
Kastettiğimiz ilim, hakikati bilmektir.
Yoksa okumuş olanlardan en büyük cahiller çıktığı gibi,
klâsik tahsil görmemiş olanlardan da
hakikati gören âlimler çıkabilir.”
(Atatürk 22-3-1923 S.D.Cilt 2. Sahife: 136)
“Her ulusun kendine özgü geleneği, kendine göre ulusal özellikleri vardır. Hiçbir ulus bir başka ulusu tıpkısıyla taklit etmemelidir. Çünkü böyle bir ulus ne kendini benzettiği ulusun aynı olabilir, ne kendi ulusal bütünlüğünde kalabilir.”
(S.D. Cilt 2, T.İ.T.ENST.Yayını 1959, Sahife:150 21 Mart-1923)
“İnsanlığın tümünü bir vücut ve bir ulusu bunun parçası saymak gerekir. Bu vücudun parmağının ucundaki acıdan diğer bütün kısımlar etkilenir.”
(S.C.Cilt 2,T.D.T.ENST.Yayını 1989, Sahife:326)
ÇALIŞMADAN, YORULMADAN, TERLEMEDEN KOLAY YOLLARLA KAZANMAYI ALIŞKANLIK HALİNE GETİREN MİLLETLER, ÖNCE HAYSİYETLERİNİ, SONRA İSTİKLÂLLERİNİ VE NİHAYET, İSTİKBALLERİNİ KAYBEDERLER.
“İnsanlara feyiz ruhu vermiş olan dinimiz son dindir,
ekmel (en mükemmel) dindir.
Çünkü dinimiz akla, mantığa, hakikate tamamen tevâfuk (muvâfık) ve tetâbuk (uygun) etmektedir.
Eğer akla, mantığa ve hakikate tevâfuk (muvâfık) etmemiş olsaydı, bununla diğer kavânin-i tabiiyye-i ilâhiye (tabiattaki ilâhi kanunlar) beyninde (arasında) tezat olması icab ederdi.
Çünkü bilcümle kavânin-i kevniyyeyi (mevcudatın kanunlarını) yapan Cenâb-ı Hak’tır.”
“Dinime, bizzat hakikate nasıl inanıyorsam,
buna da öyle inanıyorum.
Şuura, muhalif, terakkiye engel hiçbir şey ihtiva etmiyor.”
“Milletimiz din ve dil gibi temelli iki fazilete sahiptir.
Bu faziletleri hiçbir kuvvet
milletimizin kalp ve vicdanından çekip alamaz!”
"EFENDİLER UZMAN KİŞİLERCE BİLİNİR Kİ,
YASA YAPAN İNSANLAR BİR TAKIM SEÇKİN
NİTELİKLERE SAHİP OLMAK ZORUNDADIRLAR.
O NİTELİKLERDEN BİRİNCİSİ ŞUDUR EFENDİLER;
YASAYI ÖNEREN, YASA YAPAN, YASA KOYAN
BİR KİŞİ, İNSANLIĞIN BÜTÜN DÜŞÜNCE VE
DUYGULARINI HERKESTEN DAHA ÇOK
SEZİNLEMİŞ VE KAVRAMIŞ OLMALIDIR!
ÖTE YANDAN DA BENLİĞİNİ HERKESTEN
DAHA ÇOK VE TÜMÜYLE, BÜTÜN KAPSAMIYLA
BUNLARDAN SAKINDIRMAK GÜÇ VE YETENEĞİNE
SAHİP OLMALIDIR! BU SEÇKİN NİTELİĞE
SAHİP OLMAYAN KİŞİLER, İNSAN TOPLULUĞU İÇİN
YASA YAPMAK HAK VE YETKİSİNDEN
YASAKLANMIŞLARDIR!
EFENDİLER! YASALAR EGOİST DUYGU VE DÜŞÜNCELERE
DAYANILARAK VE ONLARA BAĞLANARAK
YAPILAMAZ."
(S.D.Cilt 1, T.D.T.ENST.Yayını 1989,Sahife:213,1-12-1923)
YÜCE ALLAH, KİTÂB-I KERİM'İNDE KULLARI İÇİN NE BUYURUYOR
BİR DEFA DAHA DİKKATLE OKUMAĞA ÇALIŞALIM
"HEM KENDİLERİ ALLAH'I UNUTMUŞ, HEM (ALLAH) KENDİLERİNİ (KENDİ GERÇEKLERİNİ) KENDİLERİNE UNUTTURMUŞ OLANLARDAN OLMAYINIZ! ZİRA ONLAR, FÂSIKLARIN TA KENDİLERİDİR."
(Haşr Sûresi, Âyet 19)
"ŞİMDİ BANA HABER VER, HEVA VE HEVESİNİ TANRISI EDİNMİŞ, KENDİSİNİ ZAHİRİ BİR İLİM ÜZERİNE, ALLAH (C.C.) ŞAŞIRTMIŞ, KULAĞINI, KALBİNİ MÜHÜRLEMİŞ, GÖZÜNE DE BİR PERDE GERMİŞ BİR KİMSEYE, ALLAH(C.C.)'DAN BAŞKA KİM HİDAYET EDEBİLİR?
HALÂ DÜŞÜNMEYECEK MİSİNİZ?"
(Casiye Sûresi, Âyet 23)
fani olanı istemem
Aug 16 2008, 08:29 AM
Atatürk iyi bir siyasetçi,iyi bir asker,iyi bir hatip,iyi bir analizci,çok fazla kitap okuyan araştıran birisi olabilir.Bir gerçek varki din adamı değildi dinden çok anlamazdı.Nereden mi biliyorum? Onun nerede olduğunu anlamak için şu sözü yeter Hayatta en hakiki mürşit ilimdir