İMAM AHMED B. HANBEL HAKKINDA
Ebu Abdullah Ahmed b. Hanbel ez-Zuhri eş-Şeybanî el-Mervezî'dir. Sonra Bağdad'a yerleşmiştir. Şeyhu'l-İslam'dır ve çağdaşlarının alimidir. Huşeym, İbn Sa'd ve onların tabakasındaki alimlerden ilim dinlemiştir. Hadiste ve hadisin çeşitli alanlarında imam idi. Fıkıhta ve fıkhın inceliklerinde imam idi, sünnette ve sünnetin inceliklerinde imam idi. Verada ve onun gizli hallerinde imam idi. Zühd de ve zühdün hakikatlerinde imam idi.
İbrahim el-Harbî dedi ki:
Ben üç kişiye yetiştim ki onların benzeri görülmez ve kadınlar benzerlerini doğurmaktan acizdirler:
Ebu Ubeyd el-Kasım b. Sellam, Bişr b. el-Haris ve Ahmed b. Hanbel.
Ahmed bir milyon hadis ezberlemişti. 164 h. yılında dünyaya geldi. 241 yılı Rebiu'l-Evvel ayının 12. günü cuma sabahı vefat etti. (Şezerâtu'z-Zeheb, II, 96-98)
İmam Ahmed b. Hanbel'in
Îmâna Dair Görüşleri
İbn Ebi Ya'lâ, Ahmed'den şöyle dediğini rivayet etmektedir:
"İmani hasletlerin en faziletlilerinden birisi de Allah için sevmek, Allah için buğzetmektir." (Tabakatu'l-Hanabile, II, 275)
İbnu'l-Cevzî, Ahmed'den şöyle dediğini rivayet etmektedir:
"İman, şu hadiste belirtildiği üzere artar ve eksilir:
"İman bakımından mü'minlerin en kâmil olanları ahlâkları en güzel olanlarıdır."
(Ahmed, Müsned, II, 250; Ebû Dâvûd, V, 60, h. 4682; Tirmizî, III, 466, h. 1162; Ebu Seleme, Ebu Hureyre'den yoluyla. Tirmizî hadis hakkında: "Bu hasen, sahih bir hadistir" demiştir.)
(Menakibu'l-İmam Ahmed, s. 173. Ayrıca bk s 153, 168)
el-Hallâl, Süleyman b. Eş'as'dan şöyle dediğini rivayet etmektedir:
"Ebu Abdullah dedi ki: Namaz, zekât, hac ve birr (iyi ameller) imandandır. Masiyetler de imanı eksiltirler." (el-Hallal, es-Sunne, vr. 96)
(Ebû Dâvûd, Süleyman b. Eş'as b. İshak es-Sicistanî. Sunen'in müellifi olup Zehebî hakkında şunları söylemektedir: "imam, oldukça sağlam ve hafızların efendisidir." 275 h. yılında vefat etmiştir. (Tezkiretu'l-Huffaz, II, 591; Biyografisi için bk. Tarihu Bağdad, IX, 55)
Abdullah b. Ahmed dedi ki:
Ben babama:
İman söz ve ameldir, artar ve eksilir deyip de istisna yapmayan (inşaallah demeyen) bir kimse mürcieden olur mu? diye sordum. Şöyle dedi:
Mürcieden olmayacağını ümit ederim. (Abdullah devamla) dedi ki:
Babamı şöyle derken dinledim:
İstisna yapmayan kimseye karşı delil Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem'in kabirdekilere:
"Ve İnşaallah bizler size kavuşacağız" diye söylediği sözlerdir." (Müslim, II, 669, h. 974, Ata, Aişe (r.anha)'dan yoluyla.) (Abdullah, es-Sünne, I, 307-308)
Abdullah b. Ahmed dedi ki:
"Babamı -Allah'ın rahmeti üzerine olsun- mürcieciliğe dair soru sorulurken şu cevabı verirken dinledim:
Bizler diyoruz ki:
İman söz ve ameldir, artar ve eksilir. Bir kimse zina eder, içki içerse imanı eksilir." (Abdullah b. Ahmed, es-Sünne, I, 307
İMAM AHMED B. HANBEL'İN İTİKADÎ GÖRÜŞLERİ
Lalekâî dedi ki:
Bize Ali b. Muhammed b. Abdullah es-Sukkerî haber verdi dedi ki:
Bize Osman b. Ahmed b. Abdullah b. Bureyd ed-Dakikî anlattı dedi ki:
Bize Ebu Muhammed el-Hasen b. Abdu'l-Vehhab ya da el-Amber -Kendi kitabından kıraatle (okuyarak), 293 yılı Rebiu'l-Evvel ayında- anlattı dedi ki:
Bize Ebu Cafer Muhammed b. Süleyman el-Minkarî -Tinnis'de- anlattı dedi ki:
Bana Abdus b. Malik el-Attar anlattı dedi ki:
Ben Ebu Abdullah Ahmed b. Muhammed b. Hanbel'i şöyle derken dinledim:
Bize göre sünnetin esasları şunlardır:
Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem'in ashabının izlediği yola sımsıkı sarılmak, onlara uymak ve bid'atleri terketmek.
Her bir bid'at de esasen bir sapıklıktır.
Düşmanlıkları terketmek, hevâ sahipleriyle birlikte oturmayı terketmek, tartışmaları, münakaşaları ve din ile ilgili münakaşa yapmayı terketmektir.
Sünnet bize göre Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem'den gelen nakillerdir.
Sünnet Kur'ân'ı açıklar ve o Kur'ân'ın delilleridir.
Sünnette kıyas yoktur. Ona örnekler gösterilmez. Akıllarla, hevalarla idrak edilmez. Sünnet sadece tabi olmak ve hevayı terketmektir.
Bir tek hasletini dahi terkedip benimsemeyecek ve ona iman etmeyecek olursa sünnet ehlinden olamaz.
Yine ehlinden olmasına vesile olacak sünnetin gerekleri arasında şunlar da vardır:
Hayrıyla şerriyle kadere iman etmek. Bu husustaki hadisleri tasdik etmek ve onlara inanmak. "Niçin" veya "nasıl" denilmeksizin sadece bunlar tasdik edilir ve bunlara iman edilir.
Bir hadisin tefsirini bilmeyen yahutta aklıyla onu kavrayamayan bir kimse bu hususta mükellefiyet altında değildir ve onun lehine iş sağlam oturmuş demektir. Böyle bir kimse buna iman edip, ona teslimiyet göstermekle yükümlüdür. "es-Sadık ve'l-masduk" hadisi ve buna benzer kadere dair diğer hadislerde olduğu gibi.
Ru'yet (kıyamette Allah'ın görüleceğine) dair bütün hadisler de böyledir. Bunlar kulaklara yabancı gelse, bunları duyan, bunlardan irkilse bile ona düşen bu hadislere iman etmek, onların bir parçasını dahi -ki güvenilir ravilerden nakledilmiş benzeri diğer hadisler de böyledir- reddetmemektir.
Herhangi bir kimseyle tartışma ve münazara yapmaz. Tartışma (cedel)i de öğrenmez. Kader, ru'yet, Kur'ân ve bunların dışında sünnetlerde varid olan hususlar hakkında konuşmak mekruhtur, yasaklanmıştır. Bu şekilde hareket eden bir kimse -sözleriyle sünneti isabet ettirse dahi- tartışmayı terkedip teslimiyet göstermedikçe ehl-i sünnetten olmaz.
Gelen rivayetlere iman edilir, Kur'ân Allah'ın kelâmıdır, yaratılmış değildir. Kur'ân yaratılmamıştır, demekte gevşeklik göstermemelisin. Çünkü Allah'ın kelâmı Allah'tandır. Allah'ın kelâmından yaratılmış hiçbir şey yoktur. Sakın bu hususta daha önce söylenmemiş görüşleri ortaya atan, lafız ve başka şeyler hakkında konuşanlarla tartışmayasın. Kur'ân hakkında görüş belirtmeyerek yaratılmış mıdır, yoksa yaratılmamış mıdır bilemiyorum? diyen kimselerle de tartışma. O Allah'ın kelâmıdır, yaratılmamıştır. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem'den rivayet edilen sahih hadislerde belirtildiği gibi, kıyamet gününde Allah'ın ru'yetine de iman etmelidir.
Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Rabbini görmüştür ve bu Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem'den sahih olarak rivayet edilmiştir.
Bunu Katade, İkrime'den, o İbn Abbas'tan rivayet ettiği gibi el-Hakem b. Eban, İkrime'den, o İbn Abbas'tan da rivayet etmiştir. Ali b. Zeyd, Yusuf b. Mehran'dan, o da İbn Abbas'tan yoluyla da rivayet edilmiştir. Bize göre hadis Peygamber sallallahu aleyhi ve selleme geldiği gibi zahiri üzere anlaşılır. Onun hakkında söz söylemek de bir bid'attir. Bunun yerine biz ona geldiği şekilde, zahiri üzere iman eder ve bu hususta kimseyle de tartışmayız.
"Kul kıyamet gününde tartıya konur da bir sivrisinek kanadı kadar dahi ağırlık çekmez."
İlgili rivayetlerde geldiği üzere kulların amelleri tartılacaktır.
Buna iman ve bunu tasdik etmek, bunu reddetmekten uzak kalmak ve bu hususta da tartışmayı terketmek (gerekir).
Yüce Allah kıyamet gününde kulları ile onunla aralarında herhangi bir tercüman bulunmaksızın konuşacaktır. Buna da iman etmek, tasdik etmek (gerekir).
Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem'in kıyamet gününde bir Havzının bulunacağı, ümmetinin o Havza gireceğine, eni bir aylık mesafe gibi olduğuna, üzerindeki kapların semadaki yıldızlar sayısınca olduğuna da -bu hususta birden çok yolla haberlerin sahih olarak belirttiği üzere- iman ederiz.
Kabir azabına, bu ümmetin kabirlerinde sorgulandığına, imana, İslama, Rabbinin ve Peygamberinin kim olduğuna dair soru sorulacağına, kişiye kabrinde Münker ve Nekirin Yüce Allah'ın dilediği ve murad ettiği şekilde geleceğine iman ve tasdik etmek (gerekir).
Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem'in şefaatine, bir topluluğun yanıp kömür gibi olduktan sonra cehennem ateşinden çıkarılarak -bu husustaki hadiste belirtildiği üzere- Allah'ın dilediği gibi ve dilediği şekilde cennetin kapısındaki bir ırmağa bırakılacaklarına da iman etmelidir. Bunlara sadece iman edilir ve tasdik edilir.
Mesih ed-Deccal'in mutlaka çıkacağına, gözleri arasında "kâfir" yazısının bulunduğuna ve hakkında gelmiş bulunan hadislere ve bunların gerçekleşeceğine; Meryem oğlu İsa'nın inip onu Lüd kapısında öldürüleceğine iman etmek gerekir.
İman, söz ve ameldir. Artar ve eksilir. Nitekim rivayet edilen haberde şöyle belirtilmektedir:
"Mü'minlerin iman bakımından en kâmil olanları ahlâk itibariyle en güzel olanlarıdır."
Namazı terkeden bir kimse kâfir olur. Namaz dışında terkedilmesi küfrü gerektiren başka bir amel yoktur. Onu terkeden kâfir olur ve Allah onun öldürülmesini helâl kılmıştır.
Peygamberinden sonra bu ümmetin en hayırlısı Ebu Bekir es-Sıddîktır, sonra Ömer b. el-Hattab'dır, sonra Osman b. Affan'dır. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem'in ashabı bu hususta herhangi bir anlaşmazlık söz konusu olmaksızın bu üçünü öne geçirdikleri gibi biz de onları önceleriz.
Sonra bu üçün ardından şûrada bulunan beş kişi gelir. Bunlar da Ali b. Ebi Talib, Talha, Zubeyr, Abdu'r-Rahman b. Avf ve Sâd'dir. Hepsi de halife olabilecek kimselerdi ve her birisi bir imamdır.
İbn Ömer'in şu hadisindeki ifadeyi benimsiyoruz:
"Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem hayattayken ve ashabı henüz çoğunlukla yaşıyorken bizler önce Ebu Bekir'i, sonra Ömer'i, sonra Osman'ı sayar, sonra da susardık."
Şûra ashabından sonra muhacirlerden olup Bedir'e katılanlar, sonra ensardan olup Bedir'e katılanlar, sonra da hicret ve önceliklerine göre Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem'in ashabından önceliği olanlar(ı faziletli kabul ederiz.)
Bunlardan yani Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem'in ashabından sonra insanların en faziletlileri aralarında Peygamber olarak gönderildiği nesildir.
Kimisi onunla bir sene, kimisi bir ay, bir gün yahut bir an sohbet etmiş yahut onu sadece görmüştür. Hepsi de onun ashabındandır. Bunların her birisinin onunla arkadaşlık süresi kadar sahabilikten payı vardır ve onunla birlikte bir geçmişi, bir önceliği vardır. Ondan bir şeyler işitmiş ve ona bir defa olsun bakmıştır.
Sahabiliği en alt mertebede olan kimse onu hiç görmemiş olan bütün nesilden daha faziletlidir. İsterse bunlar her türlü ameli işlemiş olarak Allah'ın huzuruna varmış olsunlar.
Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem ile sohbeti bulunup onu gören, ondan bir şeyler işitenler, gözleriyle onu görüp ona iman edenler -bir an dahi olsa- ashabdan olması sebebiyle bütün tabiinden daha faziletlidir. İsterse bütün hayır amellerini işlemiş olsunlar.
İmamlara, iyi ya da günahkar olsun mü'minlerin emirine ve halifelik görevine gelip de insanların etrafında toplanıp halifeliğine razı oldukları kimselere itaat ve (onları) dinlemek gerekir.
Kılıcıyla onlara galebe çalıp nihayet halife olan ve mü'minlerin emiri diye adlandırılan kimseye de (dinleyip, itaat etmen gerekir.)
İyi ya da günahkâr olsun bütün emirlerle gazaya çıkmak kıyamet gününe kadar geçerli bir şeydir, terkedilmez.
Fey'in paylaştırılması ile hadlerin uygulanması imamların yetkisindedir. Bu böylece uygulanır, herhangi bir kimsenin bu hususta onlara dil uzatması ya da onlarla çekişmeye kalkışması hakkı yoktur.
Onlara zekâtları vermek caizdir ve geçerlidir. Zekâtını onlara veren bir kimsenin zekâtı -yöneticiler iyi ya da günahkâr olsunlar- yerini bulur.
Yöneticilerin ve onların görevlendirdiklerinin arkasında cuma namazı kılmak caizdir, eksiksizdir ve iki rekat olarak kılınır. Kim bu iki rekatı iade edecek olursa bid'atçi bir kimsedir. Bu husustaki rivayetleri terketmiş, sünnete muhalefet etmiş olur. İyileriyle, kötüleriyle imamlar (İslam devletinin yöneticileri) arkasında namaz kılmayı uygun görmeyen kimse, cumanın faziletinden hiçbir şey elde edemez. Sünnet bu namazın onlarla birlikte iki rekat olarak kılınmasıdır. Bu iki rekatı iade eden kimse bid'atçidir. İki rekat kılınması halinde onun tam olduğuna dinen inanmak gerekir ve bu konuda kalbinde herhangi bir şüphe bulunmamalıdır.
İnsanların ister gönül hoşluğuyla, ister galip geldiği için halifeliğini kabul edip etrafında toplanmış oldukları müslümanların imamına karşı çıkan bir kimse müslümanların birliğini parçalamış ve Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem'den gelen rivayetlere muhalefet etmiş olur. Eğer bu ayaklanan kimse ölecek olursa cahiliye ölümüyle ölür. Sultan ile savaşmak helal olmadığı gibi, herhangi bir kimsenin ona karşı çıkması da helal değildir. Kim böyle yaparsa o sünnetin ve doğru yolun dışında bid'atçi bir kimse olur.
Hırsızlarla ve huruç edenlerle (İslam'ın meşru devlet otoritesine karşı çıkanlarla) savaşmak, -kişinin canına ve malına saldıracak olurlarsa- caizdir. Böyle bir kimse kendi canını ve malını korumak için savaşabilir ve gücü yettiği her bir şeyle bunları savunabilir.
Bu hırsız ve ayaklananlar o kimseden ayrılıp yahut onu terk edecek olurlarsa onların peşine gidemez. Onların izlerini takip edemez. Bunu ancak imam yahutta müslümanların yöneticileri yapabilir. Kişinin sadece bulunduğu yerde kendisini savunması ve bütün gayreti ile de kimseyi öldürmemeyi niyet etmesi gerekir. Eğer çarpışma esnasında kendisini savunurken saldırganı öldürecek olursa Allah o saldırganı uzaklaştırmış olur. Şayet kişi kendi canını ve malını savunur iken öldürülecek olursa hadislerde geldiği üzere şehid olacağını ümit ederim. Bu husustaki bütün rivayetler sadece onunla çarpışmayı emretmekte fakat onu öldürmeyi de, arkasından gitmeyi de emretmemektedir. Eğer yere düşmüş yahutta yaralanmış ise onun işini bitirmez. Onu esir olarak yakalayacak olursa yine onu öldüremez, ona had de uygulayamaz. Fakat onun durumunu Yüce Allah'ın yönetime getirdiği kimseye iletir, o da onun hakkında hüküm verir.
Kıble ehlinden herhangi bir kimsenin işlediği bir amel sebebiyle onun cennetlik ya da cehennemlik olduğuna şehadet etmez. Bununla birlikte salih kimsenin adına ümit besler ve onun için korkar fakat günahkar ve kötülük işleyen kimse için de korkar, bununla birlikte Allah'ın rahmetini de onun için ümit eder.
Bir kimse cehennemi gerektiren bir günahtan dolayı tevbe etmiş ve o günah üzerinde ısrar etmeksizin Allah'ın huzuruna çıkacak olursa şüphesiz Allah da onun tevbesini kabul eder. O kullarının tevbesini kabul edendir, günahları affedendir.
Bu günahından dolayı dünyada kendisine had uygulanmış olduğu halde Allah'ın huzuruna çıkan kimseye gelince, o had Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem'den nakledilen rivayette belirtildiği gibi, onun günahının keffareti olur.
Cezalandırılmayı gerektiren günahlardan tevbe etmeksizin o günahlar üzerinde ısrar ederek Allah'ın huzuruna giderse işi Allah'a kalır. Allah dilerse onu azablandırır. Dilerse ona mağfiret buyurur.
Kim de Allah'ın huzuruna kâfir olarak varırsa Allah onu azablandırır, ona mağfiret etmez.
Muhsan olduğu halde zina eden bir kimse zina ettiğini itiraf eder yahutta zina ettiğine dair delil ortaya konulursa recmedilmesi haktır. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem recmettiği gibi raşid halifeler de recmetmişlerdir.
Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem'in ashabından herhangi bir kimsenin değerini küçük gören ya da yaptığı herhangi bir iş dolayısıyla ona buğzeden yahutta kötülüklerini diline dolayan bir kimse hepsine rahmet okumadıkça ve onlara karşı kalbindeki bütün kötü duygular gitmedikçe bid'atçi bir kimse olur.
Münafıklık küfrün kendisidir. Münafıklık bir kimsenin Allah'ı inkar etmesi ve ondan başkasına ibadet etmesi, bununla birlikte zahirde müslüman olduğunu göstermesidir. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem'in dönemindeki münafıklar gibi.
Şu şekildeki hadislere gelince...
"Üç özellik kimde bulunursa o münafıktır."
(Buhârî, 33; Müslim, 59 "Münafıkın alameti üçtür..." lafzıyla. Kaydedilen lafzı da Ebu Ya'la, Müsned, 4098'de rivayet etmiştir. Diğer şahitleriyle birlikte hasen bir hadistir.)
Bu, vebalin ağırlığını anlatmak içindir.
Biz bu hadisleri geldikleri gibi rivayet eder ve bunları tefsir etmeyiz.
Yine Allah Rasûlü şöyle buyurmuştur:
"Sizler benden sonra birbirinizin boynunu vuran sapık kâfirler olarak gerisin geri dönmeyiniz." (Buhârî, 121; Müslim, 65 ve başkaları)
"İki müslüman kılıçlarıyla karşı karşıya gelecek olurlarsa öldüren de, öldürülen de cehennemdedir."(Buhârî, 31; Müslim, 2888 ve başkaları)
"Müslümana sövmek fasıklık, onunla çarpışmak küfürdür." (Buhârî, 48; Müslim, 116 ve başkaları)
"Kim kardeşine: Ey kâfir diyecek olursa mutlaka ikisinden birisi bu söze layık olur."(Buhârî, 6103;Müslim, 111 ve başkaları)
"Zayıf bir ihtimal ile dahi olsa bir nesebden uzak olduğunu belirtmek Allah'ı inkârdır."(Hasen bir hadistir. Ahmed, II, 215; İbn Mace, 2744 ve başkaları rivayet etmiştir. Bk. Sahihu'l-Cami, 4485)
Bu ve benzeri sahih olarak nakledilip bellenmiş olan hadisleri (tefsirleri) bilinmese dahi teslimiyetle kabul ederiz. Onlar hakkında söz söylemeyiz, tartışmayız. Bu hadisler ancak geldikleri gibi tefsir edilirler ve bunları ancak yine bunlardaki hakka göre açıklarız.
Cennet ve cehennem -Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem'den gelen rivayetlerde de belirtildiği gibi- yaratılmışlardır:
"Cennete girdim, orada bir köşk gördüm, orada Kevseri gördüm."; (Buhârî, 5226; Müslim, 2394 ve başkaları) (Buhârî, 4964 ve başkaları)
"Cennete baktım, ora ahalisini şöyle şöyle gördüm. Cehenneme baktım, oranın ahalisini de şöyle şöyle gördüm" gibi. (Buhârî, 3241, 5198 ve başkaları)
Cennet ile cehennemin yaratılmamış olduğunu iddia eden bir kimse Kur'ân'ı ve Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem'in hadislerini yalanlamış olur. Böyle bir kimsenin cennete ve cehenneme iman etmiş olacağını da zannetmiyorum.
Kıble ehlinden olup muvahhid olarak ölen bir kimsenin cenaze namazı kılınır. -Onun için mağfiret dilenir ve namazı küçük ya da büyük olsun işlediği herhangi bir günah sebebiyle terkedilmez.- İşi de yüce Allah'a kalmıştır.