garipkul
Aug 6 2008, 11:19 PM
HZ. MÛSÂ (A.S)
"(Ey Muhammedi Sana indirdiğimiz) Kitap (Kur'an)'da (Firavun ile olan kıssasını, o müşriklere) anlat. Çünkü o, seçkin kılınmış bir kimse ve (tarafımızdan) gönderilmiş bir peygamberdir." (Meryem: 19/51)
Hz. Mûsâ (a.s)'m, Firavunla olan kıssası[1] Kur'ân-ı Ke-rîm'in bir çok surelerinde çeşitli şekil ve üsluplarla anlatılmıştır.
Hz. Mûsâ (a.s)'m, İsrail oğullarıyla olan kıssası[2] ise, keza açık, detaylı ve net bir şekilde geniş olarak, özellikle de A'raf[3] ve Kasas[4] surelerinde; kendine özgü bir şekilde ortaya konulmuş ve açıklanmıştır.
Hz. Mûsâ (a.s)'m Firavun ile olan kıssası[5] ise; sadece hir şahsın, bir hükümdarla ve bir peygamberin büyük bir zorbayla arasında geçen tek bir kıssadan ibaret olmayıp her zaman ve her mekanda tekerrür edebilecek ve her vakit ile her zamanda ortaya çıkabilecek bir kıssadır. Bu kıssa; zor bir olayın gerçekte şekillenişi, hak-batıl arasında mücadele edenlerin çatışması ve Rahman'ın ordusu ile şeytanın ordusu arasında alışılmış bir savaşın kıyasıya mücadelesidir. Allah'ın veli kullan ile Allah'ın düşmanları arasında geçmekte olan bu savaş, insan varlığının ortaya çıkışından ve yine davetçilerin, ıslahatçıların, nebilerin ve resullerin hayat sahnesine çıkmasından itibaren kıyamete kadar devam edecektir
Tağut, batıl davası ve şeytanın ordusundan oluşmuş çoğunlukta bulunan bir kesimin yanında durarak; imana, tevhide ve semavi risaletlere karşı meydan okumaktaydı. Hakk ise; hayırlı kimselerin özünden, nebiler, resuller, davetçiler ve ıslahatçılardan oluşmuş azınlıkta bulunan bir kesimin yanında durmaktaydı. İman ile küfür ve Hak ile tağut arasındaki bu savaş kızışıp şiddetlendi. Sonuçta ise çok yorucu ve zorlu bir mücadelenin sonunda iman, küfre karşı zaferi kazandı ve Hak böylece batıla karşı yücelmiş oldu. Çünkü yardım, iman ordusunun yanındaydı. Yüce Allah, bunu destekleyici mahiyette şöyle buyurmaktadır:
"Doğrusu Biz, (batıla karşı mücadele eden) peygamberlerimize ve (onların destekçileri olan) müminlere, dünya hayatında ve şahitlerin şahitlik edecekleri kıyamet gününde yardım ederiz"[6]
İşte iman ve hakkın; küfre ve tağuta karşı zafer kazanması, dünya hayatındaki Allah'ın sünnetidir. Allah'ın sünnetinde ise bir değişme olmaz. Kötülük, kocaman inatçı bir düşman suretinde bulunur. Barışı, selameti, insafı ve vicdanı yoktur. Halbuki Hak ise Rabbani daveti yerine getirmeyi ister. Hayrı, hedef tutar. Sevgi, kardeşliğe ve insanlığa çağırır. Yeryüzünde 1 yaşayan halklar arasında adaleti ve barışı yerleştirmeyi çalışır!.
Kötülük; kızgınlığı açıkça belli olan, kirlenmiş, ama sesi kesilmiş ve köpek dişlerini sırıtarak gösteren bir varlığa bü| rünmüş olarak durmaktadır. Bu nedenle de Allah'ın peygaı berleri ile veli kullarında bulunan Rabbani davetin üstün mezif yetini, temizlik ve safiyetini yok etmek istemektedir.
Buna, Kur'ân-ı Kerîm'in anlattığı kıssalar da tehdit yollu açık seçik örnekler verilir. Çünkü peygamberler, azgın ve taş-km kimseler tarafindan kötülüğe hedef tutulmuşlardır. Yüce Allah bu konuyu şöyle anlatmaktadır:
"Kafirler, (kendilerine gönderilmiş) peygamberlerine: 'Ya bizim (mensup olduğumuz şirk) dinine geri dönersiniz ya da sizi, memleketimizden çıkarırız' dediler. Bunun üzerine Rabbleri, peygamberlere: 'Biz, (size ve bana karşı yaptıkları haksızlıklardan dolayı) zalimleri mutlaka helak edeceğiz. Onlardan sonrada yeryüzüne sizi yerleştireceğiz. Bu, makamımdan ve tehdidimden korkanlar içindir' diye vahyetti. Peygamberler de (Allah'tan) yardım istediler. Böylece (Allah'ın yardımıyla) her inatçı zorba hüsrana uğradı. "[7]
İşte bu düşünce, her zaman her vakitte bulunabilen tağutlarm düşünce şeklidir. Bu düşünce şekli, hiçbir zaman delil ve ispat yoluyla anlaşılmaz. Akıl ve mantık ölçüsü yoktur. Onun yolu ancak; "saldırma", "korkutma", "cezalandırma" ve "azablandırma" şeklindedir.
Nitekim Yüce Allah, bu yolu, Firavunun ağzından naklen şöyle buyurmaktadır:
"Onların oğullarını öldürüp kadınlarını da sağ bırakmak suretiyle elbette biz onları ezecek üstünlükteyiz. "(A'râp 7/127)
İşte bu düşünce, Hz. Mûsâ (a.s) zamanında yaşayan Firavunun düşünce şeklidir. Genel olarak ise, her zamanda ve her mekanda var olabilecek "Firavunluğun" düşünce şeklidir.
Peygamberlerin düşünce şekli ise; akıl ve hikmet doğrultusunda gelişen bir düşünce şeklidir. İşte bu düşünce şekli, kendisine çeşitli eziyetleri ve zulümleri tattırdıktan sonra kavmine şu sözü söyleyen Hz. Mûsâ (a.s)'m sözünde de şöyle ortaya çıkmaktadır:
"Mûsâ, (Firavunun sözlerinden ve tehdidinden dehşete kapılan) kavmine: 'Allah'tan yardım isteyin ve (başınıza gelebilecek olan şeylerde) sabredin. Yeryüzü şüphesiz ki (Firavun değil,) Allah'ındır. Allah, kullarından dilediğini yeryüzüne mirasçı kılar. Sonuç; (Firavun ve onun hanedanının değil,) muttakilerindir' dedi."[8]
Görüldüğü üzere, bu ayeti kerimede; bütün resullerin ve nebilerin davetlerinde yön ve hedefin bir tek olduğu güzel bir şekilçle bize açıklanmış oluyor. Nitekim aynı şekilde burada sapıklık ehli ile batıl davetçilerin tek gaye ve tek hedefte ittifak etmeleri de ortaya çıkıyor. İşte bu durum, hak ile batıl ve hidayet ile sapıklık arasındaki mücadelenin her vakit ve her zaman da tekerrür etmiş bir şeklidir. Bunun sonucu ise -daha öncede geçtiği üzere- inanç ashabının ve iman ehlinin zaferi kazanması ve sapık ile zalimler topluluğunun ise hezimete uğratılması şeklinde ortaya çıkmıştır. Yüce Allah, bu sonucu şöyle haber vermektedir:
"Biz, yeryüzünde muşta zaf olanlara iyilikte bulunmak, onları (yeiyüzünde) önderler kılmak, onları (mülk ve egemenlikte başkalarına) vâris yapmak, onlara yeryüzünde (egemenlik vennek suretiyle) imkan hazırlayıp yerleştirmek ve onlara Firavun, Haman ve ikisinin askerlerine de (israil oğullarının hakimiyeti altına girmekten) çekinmekte oldukları şeyleri göstermek istiyorduk."[9]
İşte bu kıssa, Hz. Mûsâ (a.s)'ın Firavun ile olan kıssasından bir ibret tablosudur. Bu kıssa, sadece Hz. Mûsâ (a.s) ilef smırlanmayıp bütün nebiler ve resullerin kıssaları içinde ge1çerlidir. [10]