Hz. Nûh (a.s)


Tarihçilerin[2] belirttiğine göre; Hz. Nûh (a.s)'ın soyu şu şekildedir:

Nûh İbn Lâmek b. Mettuşalah ibn Ahnûh yani İdrîs'dir. Buna göre Hz. İdrîs(a.s), Hz. Nûh (a.s)'ın büyük atası yani de­desinin babası olmaktadır.

Hz. Nûh (a.s)'m soyu, Şîd ibn -Ebu'l-Beşer olan- Hz. A-dem (a.s) ile sona ermektedir.[3]

Hz. Nûh ile Hz. Adem'in arası 1000 seneden fazla bir zaman vardır. Tevrat'ın rivayetine göre[4] ise ikisinin arasında ge­çen zaman, 1056 yıl olarak belirtilmektedir.

Buharı'nin rivayetine gelince ise; Buhârî, İbn Abbas (r.a)'m şöyle söylediğini rivayet etmiştir:

"Hz. Adem ile Hz. Nûh arasında on nesil vardı, (bu on neslin) hepsi de İslam dini üzereydiler."[5]

îbn Kesir, "el-Bidâye ve'n-Nihâye" adlı kitabında bu ha-is ile ilgili olarak şöyle der:

"Hadisi şerifin metninde geçen "Karn" yani "nesil" keli­mesinden maksat, 100 sene ise -nitekim insanların çoğu bu :elimeyi işittiklerinde ilk olarak ona 100 sene anlamını verir-er- demek ki Hz. Adem ile Hz. Nûh arasında (100x10=) 1000 ;ene geçmiştir. Ama bu, İbn Abbas'm koymuş olduğu "(Bu n neslin) hepside İslam dini üzereydiler" kaydına ters düş-nemektedir. Çünkü bu durumda ikisinin arasında Müslüman almayan başka nesiller geçmiş olabilir. Fakat Ebu Ümâme'nin hadisi ise, ikisinin arasında sadece on neslin geçmiş olduğuna delâlet etmektedir. İbn Abbas'm rivayet ettiği hadis ise, ikisi arasında geçen nesillerin Müslüman oldukları kaydını eklemiş­tir ki bu da, tarihçilerin ve diğer Ehl-i Kitab'ın ortaya attıkları "Kabil ve oğullan ateşe tapınışlardır1' iddiasını çürütmektedir.

Ebu Ümâme'nin hadisini ise İbn Hibbân, "Sahili"[6] adlı kitabında ondan şöyle rivayet etmiştir:

"Adamın birisi Resulullah (sav)'e:.

- Ey Allah'ın resulü! Adem(a.s) Peygamber miydi?" diye sordu, Resulullah (s.a.v)'de:

- Evet! O, Allah ile konuşan (yani Allah'ın kelamına mu­hatap olan) bir peygamberdi, diye cevap verdi. Bunun üzerine o adam:

- Hz. Adem ile Hz. Nûh arasında ne kadar zaman geçti?" Diye tekrar sordu. Resulullah (s.a.v)'de:

- On nesil, diye cevap verdi."[7]



Hz. Nûh (a.s)'ın Kur'an'da Zikredilmesi:


Hz. Nûh (a.s)'ın Kur'ân-ı Kerîm'in 43 yerinde[8] zikredil­miştir. Hz. Nûh (a.s)'m kıssası ise Kur'an'da detaylı bir şekil­de birçok surelerde anlatılmıştır. Bunlardan bazıları şunlardır: A'raf Sûresi (59 ile 64 arası), Hûd Sûresi (25 ile 48 arası), Müminûn Sûresi (23 ile 30 arası), Şuara Sûresi (105 ile 122 arası), Kamer Sûresi (9 ile 17 arası) vb. sureler.[9]

Ayrıca Kuv'ân-ı Kerîm'de "Nûh Sûresi" diye isimlendiri­len bir sure ise Hz. Nûh (a.s)'ın ismine mahsus olarak zikre­dilmiştir.

Kısacası bu surelerin hepsi, Hz. Nûh (a.s)'ın Peygamber olarak gönderilişine, peygamberliğine, davet metodunu kav­minin bile bile inkarına ve isyanına, onların eziyetlerine karşı göstermiş olduğu uzun bir müddet sabredişini, yalanlayıcılarm üzerine yapmayı gerekli kıldığı azap -ki oda boğulmadır- ve ona iman edenlerin kurtuluşunu anlatmaktadır. Hz. Nûh (a.s)'m kıssası ise geniş olarak birazdan anlatılacaktır. [10]



Hz.Nûh (a.s)'ın Yeryüzüne Gönderilen Resullerin İlki Oluşu:


Tarihçilerin naklettiğine göre; Hz. Nûh (a.s) Cenab-ı Al­lah'ın yeryüzü halkına Peygamber olarak gönderdiği resullerin ilkidir. Bundan dolayı da Rabbi ona, kavmini uyarmasını ve onlara Allah'ın azabından sakındırmasını emretmiştir. Buna göre Hz. Nuh (a.s) uyarıcı nebilerin ve resullerin ilki olmakta­dır. Bunun delilleri ise şunlardır:

a. Nitekim Yüce Allah da bu konuyu şöyle anlatmaktadır:

"Kavmine elem verici bir azap gelmezden önce onları "uyar" diye Nuh'u, kavmine (Peygamber olarak) gönderdik."[11]

b. Buna başka bir delil ise Buhârî ve Müslim'in Sa-hîh'lerinde rivayet edilmiş olan şefaat hadisidir. Hz. Peygam-ber(sav) bunu şöyle anlatmaktadır:

"Allah kıyamet günü, öncekileri ve sonrakileri tek bir düz­lükte toplar. Bakan onları görür, çağıran onları işitir, güneş onlara yaklaşır. Gam ve sıkıntı insanların tahammül edemeye­cekleri ve güç yetiremeyeçekleri dereceye ulaşır. Öyle ki in­sanlar:

- Babanız Adem var! Derler. Ona gelerek:

- Ey Adem! Sen insanların atasısın. Allah seni kendi eliyle yarattı. Kendi ruhundan sana üfledi, (bütün isimleri sana öğret­ti) meleklerini senin önünde secde ettirdi. Seni cennete yerleş­tirdi. (Bunlardan dolayı Allah katında itibarın ve makamın var) Rabbin nezdinde bizim için şefaatte bulunmaz mısın? Bizim şu halimizi ve başımıza şu geleni görmüyor musun?" derler. Adem:

Bugün Rabbinı öfkelidir. Daha önce bu kadar öfkelen­medi ve bundan sonra da böylesine öfkelenmeyecek. (Esasen şefaate benim yüzüm yok. Çünkü cennette iken Allah) beni o ağaca yaklaşmaktan men etmişti. Ben, bu yasağa karşı geldim. (ben cennette iken işlediğim günah sebebiyle cennetten çıka­rıldım. Bugün günahlarım affedilirse bana yeter) Nefsim! Nef­sim! Nefsim! Benden başkasına gidin! Nuh'a gidin! diyecek. Bunun üzerine insanlar Nuh'a gelecekler ve ona:

- Ey Nûh! Sen yeryüzü halkına gönderilen resullerin ilki­sin. Allah seni çok şükreden bir kul[12] diye isimlendirdi. İçinde bulunduğumuz şu hali görmüyor musun? Başımıza gelenleri görmüyor musun? Rabbin katında bizim için şefaatte bulunmaz mısın?" diyecekler. Nûh'da:

- Bugün Rabbim çok öfkelidir. Daha önce hiç bu kadar öf­kelenmedi ve bundan sonra da böylesine öfkelenmeyecek! Çünkü benim bir dua hakkım vardı. Bende onu kavmimin a-leyhine (beddua olarak) kullandım. Nefsim! Nefsim! Nefsim! Benden başkasına gidin. İbrahim'e gidin! diyecek..."[13]

Nakledilen bu hadisi şerife göre; Hz. Nûh (a.s), yeryüzü halkına gönderilen ilk resuldür. Bu görüş birçok alimin ileri sürdüğü Sahîh bir görüştür. Fakat hadisi şerifte geçen bu ifade, Hz. Nûh(a)'dan önce hiçbir Peygamber gönderilmemiştir şek­linde değildir. Çünkü Hz. Nûh'dan önce Hz.Adem, Hz. Şid ve Hz. İdrîs gibi nebiler vardır. Bunların hepsi Hz. Nûh (a.s)'dan "önce Peygamber olarak gönderilmişlerdir. Fakat Hz. Nûh (a.s)'dan önce gönderilen bu nebiler, resul değildirler. Bu mü­nasebetle, Hz. Nûh (a.s) ilk resuldür. Ama ilk nebi değildir. Çünkü nübüvvet (yani nebüik) ile risalet (yani elçilik) arasında bir farkın olduğu herkes tarafından bilinen bir özelliktir. Zira resul; Yüce Allah'ın kendisine bir şeriatla vahyettiği ve insan­lara, Allah'ın kendisine vahyettiğini tebliğ etmekle sorumlu tuttuğu kimseye denir.

Nebi ise; Yüce Allah'ın kendisine bir şeriatla vahyettiği, fakat insanlara, Allah'm kendisine vahyettiğini tebliğ etmekle sorumlu tutmadığı kimseye denir.[14] Yine de doğrusunu en iyi bilen Allah'tır. [15]





GARİPKUL [font=Arial][font=Arial Black][color=#FF0000]