Yardım - Ara - Üyeler - Takvim
Normal Forum Görünümü: Ey Nefis
Islami Forum - Popüler Forum > İSLAMİ KONULAR > .·[ TASAVVUF ]·.
cahide
Hak Sübhanehü Ve Teala (CC) Hz.leri ne zaman ki nefsi yarattı, ona: “Beni bildin mi” diye sordu. “Nefse ve onu (İnsan biçiminde) düzenleyene; ..Sonra da o nefse isyanını ve itaatini öğretene ki,Muhakkak (Allah'ın (CC) küfür ve isyandan) temizlediği nefis kurtulmuştur.”[1]

Yüce Allah (CC) Hz.leri nefse: “Ben kimim, ve sen kimsin?” diye sordu. Nefs cevap verdi: “Sen sensin, ben de benim.” Nefs, Allahü Teala (CC) Hz.leri’nin huzurunda senlikbenlik davasında bulunduğundan beri bu davayı bırakmamıştır.

Bunun üzerine Hak Celle ve Ala Hz.leri nefse hışım eyledi ve o hışmın pırıltısından Cehennem yaratıldı. Buyurdu ki: “Cehennemi üç bin yıl yaksın ve ısıtsınlar.” Cehennem öyle karardı ve karanlık oldu ki, cehennemin içinde göz gözü görmez oldu. Ve iyice ısındı. Hak Teala (CC) Hz.leri’nin buyruğu ile nefsi Cehennemin içine attılar. Orada bin yıl yandı. Sonra Cehennemden çıkararak Hakk’ın (CC) huzuruna götürdüler, yine soruldu: “Ey nefs! Bildinmi? Sen kimsin? Ben kimim?” Nefs yine cevap verdi: “Ben benim, Sen sensin.”

Hak Teala (CC) Hz.leri buyurdu, bin yıl daha Cehennemde yaktılar. Yine aynı soru soruldu ve aynı cevap alındı. Götürüp bin yıl daha yaktılar. Cehennemde azab ettiler, aynı cevabı tekrarladı. Görüyor musun? Nefsi emmare üç bin yıl Cehennemde yandığı halde senlikbenlik davasından vazgeçmedi.

Bu defa Hak Teala (CC) Hz.leri gıdasının kesilmesini irade buyurdu, gıdasını kestiler. Aradan üç gün geçmeden nefs feryada başladı. “Beni Rabbıma götürün.” dedi. Cehennem ehli buna şaşıp kaldılar. Kendi kendilerine: “Bu ne acep sırdır ki, bu nefs üç bin yıl Cehennemde yandı, türlü türlü azaplar gördü de bir kere ‘Rabbim Sensin’ demedi, Senlik benlik davasından vaz geçmedi, üç gün gıdası kesilmekle ‘Beni Rabbime götürün. Bana mevlam gerektir, başka hiçbir birşey gerekmez’ demeye başladı.”

Cehennem Malikleri Hak Teala Hz.lerine niyaz ettiler: “İlahi Sen Allamül Guyubsun (CC) (Gaibleri bilicisin). Şu nefs cehennemde üç bin yıl yandı da hiç kimseye baş eğmedi. Şimdi üç gün aç kalınca ‘Beni Rabbime götürün’ diye feryada başladı.” dediler. Hak Teala (CC) Hz.leri nefsi Huzuruna getirmelerini irade buyurdu ve nefse sordu: “Ya nefs! Bildin mi? Ben kimim ve sen kimsin?” Nefs bu defa şu cevabı verdi: “Sen benim Mevlamsın ben senin zaif kulunum.”

Hak Teala’nın (CC) nefse bu şekilde muamele yaptırmasından muradı, nefsi açlıktan başka hiçbir şeyin acze düşüremeyeceğini ve kulluk makamına getirilemeyeceğini bildirmektir. Şunuda iyi bil ki, az yemek gönlü saflaştırır. Nefsin karanlık ve bulanıklığını giderir. Kişinin zihni pak ve kuvvetli olur. Gönül yumuşak olur. Açlık kişinin gafletini giderir.

Az yiyen kişiler ibadet taatlerinden zevk ve lezzet bulurlar. Zikirden tesbihten Namazdan, Oruçtan ve bütün Hakkani işlerden Sefa alırlar. Bütün batıllardan kaçınır az yiyenler alçak gönüllü ve merhametli olurlar. Gece gündüz Hakk (CC) Hz.leri’ni zikrederler, dillerinde daima hayır kelam olur. Gözlerinde, gönüllerinde hikmet bulunur. Kendi acizliklerini bilirler. Ölümü unutmazlar, günahlarından ötürü pişman olurlar ve çok açlık çeken kişiler Arifi billah da olurlar. Çok açlık çektiklerinden dolayı kendilerine Marifet kapıları açılır az yiyen kişiler, nefsani gıdalardan kesilir ve Ruhani gıdalara erişirler. Gönüllerine Hakkın Muhabbeti dolar. O muhabbetin nuru dimağlarına çıkar. Az yemekle gönüle Hakkın Muhabbeti dolar. Bu sebeple Resülüllah (SAV) Efendimiz: “Amellerin efendisi açlıktır.” buyurmuşlardır.

Ey Salik (Sülük eden) kişi bütün saadetler hep az yemekle az yemekten elde edilir. Bütün minnetlerde çok yemekten başa gelir.

Hak Teala (CC), Hz. İsa’ya (AS) buyurdu: “Eğer beni görmek istersen, aç ol.” O halde ebedi Saadeti isterseniz açlığı ihtiyar ediniz. Şu bir kaç günlük ömürü az yemekle ve nefs mücahedesiyle geçiriniz. Zira Mucizel beyanda şöyle buyrulur: “Ben nefsimi temize de çıkarmıyorum. Çünkü nefis gerçekten kötülüğü şiddetle emreder. Ancak Rabbimin esirgediği nefis müstesnadır.. Çünkü Rabbim Ğafûr’dur, Rahim’dir (CC).”[2]

Yine Resülüllah (SAV) Efendimiz buyurmuşlardır ki: “Yüksek makamlara vasıl olmanın sebepleri açlıktır.”

İmdi ey kardeş açlığa kendini alıştır ve bunu mutlaka adet et. Nefsine riyazat ve mücahedeyi öğret ki, mücahede insanı müşahedeye erdirir. Şunu muhakkak olarak bil ki, açlık Nebilerin, Velilerin ve Salihlerin; tokluk ise kafirlerin, münafıkların ve hayvanların hasletidir.

Bir beyit:

Çok yiyenlerdir ibadet etmeyen
Çok yiyenlerdir doğru yola gitmeyen
Çok yiyenlerdir bu işi başarmayan
Çok yiyenlerdir Hak (CC) didarın görmeyen
Çok yiyenlerdir nefs arzusun koyan
Çok yiyenlerdir iş bu dünyayı seven
Çok yiyenlerin olur nefsi ağır
Çok yiyenlerin olur uykusu ağır
Çok yiyenlerin olur kulağı sağır
Çok yiyenler gaflete dalmışlardır
Çok yiyenler dünyaya kalmış durur
Çok yemek kafir münafık hasleti
Çok yiyenler göre yarın mihneti
Çok yiyenlerin gözü görmez olur
Çok yiyenler Hakk'ı (CC) zikretmez olur
Çok yemeklik Ulu mihnet durur
Az yemeklik büyük devlet durur
Az yemektir Enbiyalar Hasleti
Az yiyenlere Hakk'ın (CC)inayeti
Az yiyenlerdir Hakk'a (CC) gönül veren
Az yiyendir Hakk (CC) didarin gören
Az yemekten Evliya olur kişi
Az yiyenlerden giderir teşvişi
Az yiyendir Cennete doğru giden
Az yiyendir dünü gün Taat eden
Az yiyenlerin olur nefsi halim
Az yiyenler söylese Hikmet durur
Az yiyenin baktıği ibret durur
Az yiyenlerin Hakk (CC) ile Sohbeti
Az yiyenlerindir Ali himmeti
Esrefoğlu Rumi çok yemeği ko
Az yemeği edegör sana HUUU[3]

[1] Eş-Şems S. A.789.

[2] Yusuf. S. A.53

[3] Müzekkin Nüfus S.301,302

selametle.
Bereket14
PİRİ SANİ GÜZEL SÖYLEMİŞ
ALLAH ONDAN RAZI OLSUN !

AMA KİTABIN DİĞER BÖLÜMLERİDE VAR BAYAĞI UZUNCA
AÇIKLAYARAK YAZARSANIZ DAHA FAYDALI OLABİLİR

MESELA NE KADAR YERSEK AZ YEMİŞ OLACAĞIZ ?
ÖLÇÜLER KİME NE KADAR ? YOKSA LAF OLSUN DİYE Mİ ?
KENDİ KENDİNE YAPARSAK NE OLUR ? SONUÇLARI YANİ ?

peniel
yenmemesi gerekenler bildiğimiz besinler değil. dengeli beslenme herkese gerekli.
ebu cehil çok dengeli beslenirdi.

burası tasavvuf bölümü madem: buranın yiyecekleri farklı olmalı. www.evrenselduzen.org insanın nefsine
uygun ağaçtan toplananlar yenebilir.
missderv

Riyazetlerde ağaçtan toplanan zeytin ve hurma nın kullanılması

çokça rastlanır.... fakat her meyva vucudu ayakta tutmakta aynı

tesiri gööstermez.... sonra kabız veya vitamin eksikliği olabilir

yine dedenem yanılma metodu yanlış bir bilene sormalı

her açlık çeken az yiyen doğru hedefe varmaz ! aman dikkat !

burada zemmedilen şey tokluk afeti hayvanlara ve kafirlere hasdır !

köpeğine yalı fazla veririsen komşuyuda ısırır... sahihibini de !

kilo sorunu olanlar ! nasıl olurda tasavvufdan bahseder ki ?

her zayıf da kamil insan mı ki ? az yeme bu işin bir kısmı !

az yeme içmeye nefsini alıştıramayanlar ! nefis köpeğini bağlamayan

işin başında kaybetmiş mücahedeyi ! nefsin en baş damarı !

az yeme ve içmeye alışmak ! neyi nasıl ne zaman yemek ?

önünde iyi bir örnek lazım insana ! az yiyen ! amellerin efendisini

iyi yapan açlık ve susuzluğu ! kendi başına olmaz sakın ha !

sadece meyva ile bu işi yapan bir sürü putperest yoll var !

karını zararını iyi bilen bir kılavuz lazım müslümana ! sonra

neyi nasıl yapacağı ? zaten yukarıda alıntı yapılan kitap

Piri Sani Eşrefoğlu Rumi tarafından ... Dergah sahibi Dervişlere bir

tavsiye olarak yazılmış ve elden dağıtılmış... yoksa halk için değil !

Tasavvuf Ehli için özel tavsiyeler içermesi ondan dır

bir tecrübe ve Hal ilmi kitabı yaşanarak yazılmış !

siz yine de az yemenin çarelerine bakın !
cahide
SELAMÜN ALEYKÜM

Aslında okadar geniş yer verilmişki ,herbirini toparlasak dahi baya geniş yer tutardı. az yemenin faziletleri konusunda ilminden istifade ettiğimiz PİR SANİ den ALLAH CC razı olsun inşaallah bu hususda yine kendilerinden istifade edebiliriz. adresimiz belli nede olsa. bu açıklamanın yanında başka alimlerinde görüşlerini dile getirmek isterim inşaallah.

şimdi bir başka derlemeyi arzetmek istiyorum.

Az yemek, az uyumak ve az konuşmak salihlerin âdetidir. Çok yemek, çok uyumak ve gereksiz yere çok konuşmak gaflete sebeptir. Gaflete düşmek ise büyük ziyandır.
Çok yemek, kalbe kasvet verir.
Zihnî faaliyetleri zaafa uğratır.
Bedeni hantallaştırır.
Çok uyumaya sebep olur.
Şehevâni arzuları artırır.
Tok iken yemek ise, hastalık üzerine hastalıktır.
Müslüman, her konuda olduğu gibi yemek, içmek hususunda da itidali muhafaza etmeli, aşırı derecede, oburca yemekten, içmekten sakınmalıdır. Allah dostları, sülaha-yı salihin, ülema-yı amilin günde bir defa, iki defa yerlerdi.
Sabah ve ikindi sonrası olmak üzere günde iki kere yemek yemek güzel bir âdettir.
İkindi sonrası yenilen akşam yemeklerinde çok yağlı, etli, hamurlu yemeklerden sakınmalıdır. Daha ziyade sebze yemekleri yenmelidir. Çünkü geceleri uyanık kalabilmek, seherlerin bereketli saatlerini değerlendirebilmek için uyku veren, kasvet veren, hazmı zor yiyeceklerden sakınmak gerekir.
Mideyi haram ve şüpheli yiyecek ve içeceklerden korumak lazımdır. Mübah olanlardan da kifayet miktarı yiyip içmelidir.
Erzurumlu İbrahim Hakkı hazretleri Marifetname'sinde şöyle der: "Ehlullah demişlerdir ki: 'Seni taşıyacak miktarda ye, sakın sen onu taşıyacak miktarda yeme. Yemeği o derecede ye ki, sen onu yemiş olasın. Sakın onun seni yiyeceği şekilde çok yeme. Eğer sen onu yersen hepsi nur ve can olur. Eğer o seni yerse hepsi dert ve duman olur."
Aşırı derecede yeme iştahı olanlar, çok yemeyi adet haline getirenler, bu hallerinin önüne geçmek için, açlıktan karnına taş bağlayan alemlerin efendisi, ahir zaman nebisi Allah Teâlâ'nın sevgilisi Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellemi düşünelim.
Mekke-yi Mükerreme'de üç yıl müşriklerin muharasında kalan, yiyecek içecek almaları yasaklanan ilk müslümanların açlıktan ölmemek için bulabildikleri katılaşmış derileri ıslatıp yumuşatarak yemelerini düşünelim...
Açlık ve yokluk içinde bitap düşmüş, kuru bir ekmeğe muhtaç milyonlarca masum çocuğu, ak saçlı, ak sakallı ihtiyarları, muhtaç müslümanları düşünelim...
Vicdanları sızlatacak, merhamet duygularını harekete geçirecek, elini lokmalara götürürken titretecek, milyonlarca mazlum, mağdur, mustazaf müslümanın türlü türlü zulümler altında inim inim inleyen din kardeşlerimizin canhıraş feryatlarına kulak verelim.
Nefsimizin azgınlıklarına set çekip, gönül alemimizin çiçek çiçek muhabbet açması, aşk terennümleri fısıldaması, seherlerde açılan sır perdelerinin ötesini temaşa etmesi için az yemeyi şiar edinelim. Az yemekle elde ettiğimiz tasarruflarımızı muhtaçlara, hayır kurumlarına aktaralım.
Merhum, mağfur, arifi billah Musa Topbaş kudduse sırrıhu; Medine-yi Münevvere'de yapmış oldukları bir sohbette şöyle buyurmuşlardı: "Bizim çocukluğumuzda toz şeker 27 kuruş, kesme şeker de 29 kuruştu. Büyüklerimiz toz şeker alır, kesme şekerle toz şeker arasındaki iki kuruşu tasarruf eder ve muhtaçlara tasadduk ederlerdi."
Erzurumlu İbrahim Hakkı hazretleri şöyle buyuruyor:
"Ağzını ekmeğe kilitleyenin, ruhunun ağzı açılır. Ona aşk şarabı içirilir. Dünya ekmeği yerine nur ekmeği yedirilir. Gençleşen ruh, birlik alemine göçer ve aşk kanadıyla veliler grubuna karışarak peygamberlerin ruhuyla uçar. Nuh yağmurlarıyla ilahi gizlilikler gece gündüz ruhuna akar. Eğer vücudun ağzı açılırsa o zaman ruhun ağzı kapanır ve beden mezbelesinden gelen dertlerle gönlü dolar. Çünkü toprak gözün yiyeceği yine topraktır. Eğer ruh, arzu ve heveslerin esiri, gönül belaların zindanı olursa, o zaman dimağ gece gündüz kuruntular içinde kıvranır. Bütün sözleri çirkin, hareketleri fena, işleri hileli olur. Hayvanî nefis, yemekle kuvvet bulur. Ruh ise hastalanır. Çünkü her lezzetli lokma, ruha bir zincir vurmaktadır. Az yemek ise nefis zayıflayınca, ruh ondan kurtulur, sevgiyle, aşkla dolup şerefli ve üstün mertebelere yükselir."
Yanlış anlaşılmasın, az yemek ayrı, Allah Teâlâ'nın insanlar için yaratmış olduğu nimetlerden faydalanmak ayrıdır. Yani müslümanlar olarak Allah celle celaluhunun vermiş olduğu, lutfettiği yiyecek ve içeceklerden elbette faydalanacak, Rabbımıza kulluk, Allah yolunda hizmet etmek için vücudumuzu diri, sıhhatli, güçlü tutacak şekilde yiyecek ve içeceğiz. Ancak bunu yaparken, israf etmeyecek, tıka basa, beden ve ruhumuza zarar verecek şekilde yiyip içmeyeceğiz. Midemize haram ve şüpheli lokma sokmayacağız.
Hz. Aişe radıyallahu anha şöyle rivayet ediyor:
"Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellemin karnı hiç doymamıştır. Bu durumunu da hiç kimseye şikayet etmedi. Fakirliği zenginlikten daha fazla severdi. Sabaha kadar açlıktan karnı bükülse bile bu durum onun ertesi gün oruç tutmasını engellemezdi.
Halbuki O, Rabbinden yeryüzünün bütün hazinelerini isteyebilirdi.
Nitekim Mekke vadisi altın yapılıp kendisine arzolundu da O: "Hayır ya Rabbi! Bir gün tok olayım bir gün aç kalayım. Aç kaldığım gün sana yalvarayım. Tok olduğum gün sana hamd edeyim. Seni senâ edeyim." demişti. (Tirmizi)
Görüldüğü gibi, peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem ve onun kutlu izini takip edenler, asla dünyaya rağbet etmemişler, kendilerini;
İbadetlerini huzurla yapmaktan,
Allah Teâlâ'yı zikretmekten,
Seherlerde uyanık olmaktan,
Kalp safâsından alıkoyan,
Gaflete daldıran,
Çok yemek, çok uyumak ve çok konuşmaktan uzak durmuşlar, bunlara asla rağbet etmemişlerdir.
__________________


Yiyecek ve içeceklerimizin helal ve temiz olmasına çok dikkat etmeliyiz. Şüphelilerden sakınmalıyız.
Bu hususta Allah Teâlâ şöyle buyurmaktadır:
"Ey iman edenler! Size verdiğimiz rızıkların temizlerinden yiyin. Eğer gerçekten Allah'a kulluk ediyorsanız, O'na şükredin." (Bakara/172)
Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem, sohbetlerinin birinde kıyametin, mahşerin dehşetinden, ahiret ahvalinden bahsetmişler, orada bulunan Hz. Ali, Osman bir Mazun, Abdullah bin Mes'ud radıyallahu anhüm ve bir kısım sahabiler;
Devamlı oruç tutmaya,
Geceleri hiç uyumadan namaz kılmaya,
Kadınlarına yaklaşmamaya,
Et yememeye,
Eski, yıpranmış elbiseler giymeye,
Bir kısmı da kendini hadım etmeye niyet etmişlerdi.
Durumdan haberdar olan Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem, onların yanına vardı ve:
"Ben hem uyurum, hem namaz kılarım.
Oruç tutar, iftar ederim.
Kadınlarıma yaklaşırım, et yerim." buyurdu ve onları niyet ettikleri şeyleri yapmaktan menetti.
Bu hadise üzerine şu ayeti kerimeler nazil oldu:
"Ey iman edenler! Allah'ın size helal kıldığı iyi ve temiz şeyleri (kendinize) haram kılmayın ve aşırı gitmeyin. Allah aşırı gidenleri sevmez.
Allah'ın size helal ve temiz olarak verdiği rızıklardan yiyin. Kendisine iman ettiğiniz Allah'tan korkun." (Maide/87-88)
Ayeti kerimelerden de anlaşılacağı gibi Allah Teâlâ'nın helal kıldığı temiz, iyi rızıklardan yiyecek ve içeceğiz. Ancak israf etmeyecek, kifayet miktarı yiyip içmeye dikkat edeceğiz.
Allah Teâlâ şöyle buyurmaktadır:
"Çardaklı ve çardaksız bahçeleri, çeşit çeşit hurmaları ve ekinleri, birbirine benzeyen ve benzemeyen zeytin ve narları yaratan O'dur. Meyve verdiği zaman meyvesinden yiyin. İsraf etmeyin. Allah israf edenleri sevmez." (En'am/141)
"Ey Adem oğulları! Mescide her girdiğinizde ziynetli elbiselerinizi giyin. Yiyin, için. Fakat israf etmeyin. Allah israf edenleri sevmez." (Araf/31)
Allah Teâlâ, çeşit çeşit yiyecekler, içecekler yarattığına ve bu nimetleri insanların emrine verdiğine göre bir sofrada çeşitli yiyecek ve içeceklerin bulunmasında bir mahzur yoktur.
Nitekim Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellemin zaman zaman sofrasında çeşitli yiyecekler bulunmuştur.
Bu hususta Enes bin Malik radıyallahu anhden şöyle bir rivayet vardır:
"Bir terzi, hazırlamış olduğu bir yemeğe Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellemi davet etti. Ben de onunla gittim. Ona, bir arpa ekmeği, içinde kabak bulunan bir çorba, kurutulmuş et ikram etti."
Enes bin Malik şöyle dedi: "Peygamber sallallahu aleyhi ve sellemin tabağın etrafından kabakları araştırarak topladığını gördüm. O günden beri kabağı çok severim." (Buhari-Müslim)
Sofrada çeşitli yiyecek ve içecekleri bulundurmak ve yemekte hiçbir mahsur yoksa da, az ve kifayet miktarı yemek, sofrada mevcut olanla yetinmek gerekir.
Cabir radıyallahu anh şöyle rivayet ediyor:
"Bir gün Cabir radıyallahu anh, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem ile beraber, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellemin hanımlarından birinin evinde idi.
Peygamber sallallahu aleyhi ve selleme "Yemek var mı?" diye sordu.
- Evet, dediler.
Üç parça arpa ekmeği getirildi. Onları bir sofra üzerine koydu. Onlardan birini alıp benim önüme, bir tanesini de kendi önüne koydu. Üçüncüsünü de ortadan ikiye böldü, yarısını kendi önüne, yarısını da benim önüme koydu.
Sonra "Katık var mı?" diye sordu.
- Biraz sirkeden başka bir şey yok, dediler.
- Ondan daha iyi katık mı olur, getirin, buyurdu." (Müslim)
Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem ve onun güzide ashabı, hep kifayet miktarı yiyip içmişler, mevcut olanla yetinmişler, fazla ve çeşitli yiyecek, içecek olduğu zaman da asla israf etmemiş, fazlasını fakir ve muhtaçlara ikram etmişlerdir.
Mikdam bin Ma'dikerb radıyallahu anh şöyle bir hadis rivayet etmektedir:
"Ademoğlu karnından daha kötü bir kap doldurmamıştır. Ademoğluna belini doğrultacak bir kaç lokma yeter. Bundan fazlasını yemesi icap ederse, midesini üçe bölsün.
Üçte birini yemek için,
Üçte birini su için,
Üçte birini de nefesi için ayırsın." (Tirmizi)
Ebu Hureyre radıyallahu anhden rivayet edilen bir hadisi şerif de şöyledir:
"Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem, kafir bir adamı misafir etti ve bir koyun sağılmasını emretti. (Misafir) sütü içti. Sonra bir koyun daha sağılmasını emretti. Onun da sütünü içti. Sonra bir koyun daha sağıldı, onun da sütünü içti. Sağılan koyunların sayısı yedi oldu. Yedi koyunun sütünü içtikten sonra doydu. Bu adam sabah olunca müslüman oldu.
Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem bir koyun sağılmasını emretti. Misafir onun sütünü içti. Bir daha sağıldı. Onun sütünün tamamını içmeden doydu.
Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem bunun üzerine şöyle buyurdu:
"Mü'min tek bağırsağını doyurmak için içer. Kafir ise yedi bağırsağını doldurmak için içer." (Buhari, Müslim)
Diğer bir hadisi şerifte de şöyle buyurulmaktadır:
"Bir kişilik yemek iki kişiye yeter.
İki kişilik yemek dört kişiye yeter.
Dört kişilik yemek sekiz kişiye yeter." (Müslim)
Yukarıda da zikredildiği gibi Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem, Ashab-ı Kiram, evliyayı izam hep az yemeği tercih etmişlerdir.
Ebu Süleyman Darânî şöyle diyor:
"Açlıktan karnım arkama yapıştığı zaman yaptığım ibadetlerin tadını daha çok duyuyorum. Zira hikmet gelin gibidir. Rahat içinde uyuyacağı ve damat ile başbaşa kalacağı boş bir ev ister."
Çok yemekten sakınmakla beraber yiyecek ve içeceklere bağımlı olmaktan, herhangi bir yiyecek ve içeceğin tiryakisi olmaktan da sakınmak gerekir.
Mübah olan yiyecek ve içeceklerin de tiryakisi olmamalıyız. Çünkü tiryakisi olduğumuz şeyleri elde edebilmek için haramlara, şüphelilere dalar, zamanla haram-helal hassasiyetimizi kaybedebiliriz.
Hz. Ömer radıyallahu anh, çok et satın alan birisini gördüğü zaman onu azarlar ve şöyle derdi:
"İçki tiryakiliği gibi etin de bir tiryakiliği olduğunu bilmez misin?"
Selefi salihin sık sık helaya gitmekten utanırlar, Allah Teâlâ'yı zikredemeyecekleri bu yerlerde vakit geçirmeyi büyük bir ziyan kabul ederlerdi. Onun için helaya sık sık gitmemek için az yer, az içerlerdi.
Malik bin Dinar:
"Doğrusu üç günde bir defa helaya gidip gelmekten utanıyorum." diyor.
Rabi bin Enes şöyle dedi:
"Sivrisinek aç olduğu müddetçe yaşar. Doyduğu zaman şişer ve semirir. Semirince de ölür. Ademoğlu da böyledir. şişip semirdiği zaman kalbi ölür."
Çeşit çeşit nimetlerin içinde bulunan bir müslüman, bu nimetlerden itidal üzere yiyip içer, israf etmez ve nefsinin tüm arzularına rağmen, iştihasını çeken bu rızıklardan tıka basa yemez, sabrederse, aynı zamanda Allah Teâlâ'nın sevdiği, sabreden kullarından olur. Elde olmayana sabretmek de bir sabırdır. Fakat elinin altında çeşit çeşit yiyecek içecek, çeşit çeşit imkan ve fırsatlar var iken sabredip, israf etmeyip onlardan kifayet miktarı faydalanıp, fazlasını Allah yolunda sarf etmek çok daha büyük bir sabırdır. Onun için bir çok maddi imkana sahip olan Allah dostları, bu imkanlarını, maddi varlıklarını Allah yolunda sarf eder, kendi nefisleri için kifayet miktarı faydalanırlardı.
Bir gün, Emevi Devleti'nin halifelerinden Ömer bin Abdülaziz'in yanına halası geldi. Halife Ömer bin Abdülaziz, ekmekle yağ ve tuz yiyordu.
Halası durumu görünce üzüldü ve şöyle dedi:
- Ey müminlerin emiri! Yanına bir ihtiyacım için gelmiştim. Ama ihtiyacımı söylemekten önce şunu sorayım: Bundan daha iyi bir yemek yiyemez miydin?
Halife Hz. Ömer bin Abdülaziz, Emevi Devleti'nin koca halifesi şöyle cevap verdi:
- Hala yanımda başka bir şey yok.
Erzurumlu İbrahim Hakkı hazretleri açlığın, az yemenin faziletini şöyle nazmeylemiş:
Açlık ki tok eyler, ol kamu azayı.
Açlıkta bu nefs terk eder dünyayı.
Hem açlık açar hem rumuz manayı.
Açlıkta bulur bu can, bu dil Mevla'yı.
Nandan boş olan pür hikmettir.
Gönlü gözü uyanık, işi ibrettir.
Açlık ki tamam hiffet ve iffettir.
Her derde şifadır, ol tene sıhhattir.
__________________
peniel
doğrular-eğriler belli oldu. oldu da, nasıl? uygulamalar zor.
cahide
ALINTI(peniel @ Aug 2 2008, 01:13 AM) *

doğrular-eğriler belli oldu. oldu da, nasıl? uygulamalar zor.



SELAMÜN ALEYKÜM.

EVET ZOR AMA HAK CC YA YÜZÜNÜ DÖNENE HİÇTE ZOR DEĞİL ÇÜNKÜ MUHABBET İLE YAPILIR ACLIK HİSSİ KALKAR VE ONUNLA MEŞKULİYET MUHABBET, AYRI OLMA ZULMETİR.

BİRKERE O AŞK KALBE İNSİN HEŞEYİN BAŞLANGICI AAŞKA VARMAKLA BAŞLAR AŞIĞIN HALİ DE BAMBAŞKADIR..

SELAMETLE.
Bu basit görünüm sadece metinlerden oluşur. Resim ve Daha Fazla Bilgi Görmek İçin Forumun Normal Haline Geçmeniz GerekmektedirBuraya Tıklayın.
Invision Power Board © 2001-2008 Invision Power Services, Inc.