cahide
Jul 23 2008, 04:29 PM
Prof. Dr. Mahmud Es'ad COŞAN
ALLAH'IN VELÎ KULLARI
Bu cuma sohbetimde size oruçla başlayarak, Allah'ın sevgili kullarıyla ilgili bazı hadis-i şerifleri okumak istiyorum.
Peygamber SAS Efendimiz, amcazâdesi mübarek Abdullah ibn-i Abbas RA'nın bize rivayet ettiğine göre, buyurmuşlar ki:
161/4 (Evliyâullàhi min halkıhî) "Yaratıkları, mahlukatı içerisinde Allah'ın evliyâsı, sevgili kulları, dost kulları, evliyaları, (ehlül-cûi vel-ataş) açlık ve susuzluk ehli kimselerdir." Yâni karınları aç, dudakları susuzluktan
kurumuş insanlardır. Cû, açlık demek Arapçada... Ataş da susuzluk demek.
Tabii bu oruç tutmaya işarettir büyük ölçüde. Biz de oruç tuttuğumuz zaman Allah rızası için, hakkımız ve tabii ihtiyacımız olan yemeyi, içmeyi bırakıyoruz bir kenara... "Rabbimiz öyle emretmiş, helâl ama yemeyelim bakalım!" diyoruz. Yemek yemiyoruz, su içmiyoruz.
Kış gününde şimdi Türkiye'deki insanlar su içmemenin önemini belki anlayamazlar ama, bir de bu Ramazanın yazın, ağustosun en sıcak, en uzun günlerine geldiği zamanı düşünelim... O zaman su içmemenin, hele harman yerlerinde çalışan, kazma sallayan, kürek sallayan insanların durumunu bir düşünelim!
Bu oruçtan kinaye olabilir, böyle açlık ve susuzluktan kasıt oruç tutmak olabilir. Büyük ölçüde bu mânâya... Bir de, bu mübarekler fukara kimselerdir, yoksul kimselerdir, belki kimse kendilerine izzet ve itibar etmiyordur; parası yok, kürkü yok, üniforması yok, rütbesi yok, mevkii yok, makamı yok diye... Çünkü insanlar ekseriyetle, Nasreddin Hocamız rahmetlinin "Ye kürküm ye!" dediği gibi, giyime kuşama, kürke itibar ederler. Böyle bir insan biraz hırpânî giyinmişse, eski, yamalı giyinmişse, pek yüzüne bakmazlar, itibar etmezler.
Bu hususta da hadis-i şerifler var:
(Rubbe eş'asa ağbere) "Nice saçı başı dağınık, üstü tozlu insan vardır ki, kimse ona itibar etmez, kimse hoş geldin demez, nasılsın diye izzet ve ikramda bulunmaz; yok olduğu zaman ortalıktan, "Nereye gitti bu zavallıcık?" diye aramaz. Kimse halini hatırını sormaz, söz söylese kulak vermez, itibar etmez; kız istese, "Sen kimsin, maaşın ne, işin gücün ne, kazancın ne?" der, küçümser, kız vermezler. Yâni halk saymıyor, önemsemiyor, ama Allah seviyor.
(Lev akseme alellàhi leeberrehû) Allah'a yemin etseler bir şey için; Allah onların yeminleri çıksın diye o olmayacak işi öyle yapar. Yâni Allah yanında değerleri yüksek, kıymetleri fazla, duaları makbul, Allah'ın sevgili kulu... Yâni bazen böyle aç, susuz, fukara-i sâbirînden, yoklukta Allah'a ibadetini devam ettirebilen insanlardan evliya olur. O da mümkün.
(İnnel-insâne leyetgà. En raâhüstağnâ) [İnsanoğlu kendini müstağnî sayarak azgınlık eder.] buyruluyor ayet-i kerimede... Maalesef garip bir ters durum: Nimet çok oldukça şükrün çok olması lâzım gelirken, nimet çoğaldıkça şükür azalıyor, itaat azalıyor, isyan çoğalıyor. Allah parayı verdikçe, zenginliği verdikçe, taşkınlık, eğlence, içki, kumar, lüks, sefahat, kibir, ücub, debdebe, çalım, saltanat, şa'şaa... aksine böyle şeyler oluyor. Halbuki parası arttıkça, nimeti arttıkça Allah'a şükrünün, itaatinin artması lâzım gelirken, umûmiyetle insanoğlu, zenginleştikçe tuğyanı da artıyor. İnsanoğlu parayı gördü mü şımarıp şaşırabiliyor.
Fukaranın gönlü ezik oluyor. Herkes azarladığı için, önemsemediği için, boynu bükük oluyor, kalbi yaralı oluyor, gözü yaşlı oluyor. Allah da kalbi kırıkları, gözü yaşlıları seviyor. O da olabilir. Ama biraz da böyle oruç îma ediliyor gibi bu sözlerden...
Elbette Allah-u Teâlâ Hazretleri orucu çok seviyor, bunu biliyoruz. "Oruç bana karşı yapılmış güzel bir ibadettir, onun mükâfatını ben çok fazla miktarda vereceğim." diye vaadi vardır. Oruçlu olmak, Allah rızası için yemesini, içmesini, şehevâtını, arzularını, isteklerini dizginlemek ve sabretmek çok güzel bir şey... Eğer orucu Rasûlüllah Efendimiz'in bize öğrettiği, tavsiye buyurduğu şekilde tutarsak, şu Ramazanda biz de, Allah'ın sevgili kulu olma sıfatına bürünmüş oluyoruz.
Ama, Ramazanın ilk gününde de kardeşlerime hatırlatmıştım: Bakın, orucun sadece yemeden, içmeden kesilmek mânâsına olmadığını iyice aklınıza yerleştirin! Oruçlu olan kimse harama bakmayacak, oruçlu olan kimse haramı dinlemeyecek, oruçlu olan kimse gıybet ve dedikodu etmeyecek... Gel sen de, etraftaki müslümanların halini seyret. Radyolarda, televizyonlarda, kanallarda, programlarda gıybet, dedikodu, iftira, yalan, dolan, entrika, dümen... Allah Allah!.. Sanki Ramazanda hiç olmayacak şeyler, daha fazla yapılmağa başlandı gibi bir durum var. Acayip bir şey...
Demek ki, oruçlu olmakla biz Allah'ın sevdiği bir durumda bulunuyoruz. Allah'ın evliyası da halk arasında aç ve susuz kalan kimselermiş. Belki çok oruç tuttukları için, belki acizâne, fakîrâne, yoksul olduklarından, horlanmış, kalbi kırık kimseler olduklarındandır.
Hadis'in devamında, başka bir tehdide geçiyor Peygamber Efendimiz:
(Femen âzâhüm) "Kim bu Allah'ın evliyâsı olan mübarekleri ezâlandırır, üzer, hatırlarını kırar, kendilerini mahzun ederse; (intekamallàhu minhü) Allah bu eza cefa eden insandan, o mazlumun intikamını alır. O ezâ cefâ eden, ezâcı, cefâcı zâlimi, gaddarı, hâini, Allah cezâlandırır, Allah intikam alır. (Ve heteke sütrehû) Perdesini yırtar, parçalar. Artık yüzünün ar, namus perdesini yırtar parçalar. Kendisini azaba karşı koruyucu durumda olan siperleri darmadağın eder. Allah'ın azabının kendisine gelmesine engel olacak şeyler kalmaz artık ortada... (Ve harrame aleyhi îşehû min cennetihî) Allah cennetinde yaşamayı ona haram eder, cennetine sokmaz."
Demek ki bu hadis-i şerif'in ikinci cümlesinde Allah'ın dostlarını, evliyâsını üzmemek gerektiğini, üzenlerin de Allah tarafından cezalandırılacağını Peygamber SAS Efendimiz buyurmuş oluyor. Hadisin baş tarafındaki ifadede sevindik biraz... Demek ki biz de oruç tutuyoruz, inşaallah Allah bizi de sevgili kulları arasına dahil eder, bizi de evliyâsı arasına alır diye içimizde bir ümit beliriyor.
Allah hepimizi sevgili kullarından, evliyâsından eylesin... Evliyâsı ile beraber haşreylesin... Sevdiği, himâye ettiği, koruduğu kullarından eylesin...
Bu hususta bir başka hadis-i şerife geçmek istiyorum. Hz. Aişe-i Sıddîka Validemiz'den ikinci bir hadis-i şerif. İbn-i Asâkir, Beyhakî, Hakîm, Tayalisî, İbn-i Abdülber, Ahmed ibn-i Hanbel gibi hadis alimleri kitaplarında bu hadis-i şerifi yazmışlar. Burada evliyâdan bahsederek başladığımız için, bu mübarek hadis-i şerifi burada okumak istiyorum.
Peygamberimiz şöyle buyuruyor:
330/5 (Kàlellàhu azze ve celle) "Aziz ve celil Allah-u Teâlâ buyurdu ki..." diye başlıyor. Demek ki, Allah-u Teâlâ Hazretleri mahremâne Rasûlüllah SAS Efendimiz'e bu hususları bildirmiş. Hadis-i kudsî, yâni Rasûlüllah'a Allah-u Teâlâ Hazretleri mânâsını ilham buyurmuş. Ne buyurmuş:
(Men âzâ lî veliyyen) "Kim benim bir velîmi ezalandırırsa, sevgili kulumu, dost kulumu kim ezalandırırsa; (fekad istehalle muharebetî) benimle harbi helâl hale getirmiş olur. Benimle harb etmeyi başlatmış olur. Benim onunla harb etmemi meşru ve gerekli hale getirmiş olur."
O sebep oldu. Evliyâsını ezâlandırarak Allah'ın kendisiyle harb etmesine sebep oldu.
Bu deminki hadis-i şerifin, başka kelimelerle aynı mânânın ifadesidir. Demek ki Allah-u Teâlâ Hazretleri sevgili kullarını ezenleri, üzenleri, onlara karşı tecâvüzkâr olanları dünyada da ahirette de cezalandırıyor. Ahirette cennetine sokmayacak, dünyada da harb edecek, dünyayı başına dar edecek; iki cihanda hasired-dünya vel-âhireh olacak.
Neden?.. Edepsiz, zâlim, Allah'ın sevdiğini üzüyor. Halbuki insanın, Allah'ın rızasını kazanmak için, Allah'ın sevdiği şeyleri yapması lâzım! Sevdiği kulları sevmesi lâzım, sevmediği işleri yapmaması lâzım!.. Ezâ, cefâ, zülüm, cevir yapmaması lâzım!.. Gıybet, dedikodu etmemesi lâzım!.. Haksızlık işlememesi lâzım, birisinin hakkını çiğnememesi lâzım, verilmesi gereken hakkını vermekten geri durmaması lâzım!..
Bu hadis-i şerifin devamında Allah-u Teâlâ Hazretleri, Peygamber Efendimiz'e, kulun kendisine nasıl yakın kul olacağını, nasıl yakınlaşacağını, evliya olmanın nasıl başladığını ve nasıl devam edeceğini öğretiyor, ilham ediyor. Peygamber Efendimiz de bize bildirmiş:
(Ve mâ takarrabe abdî bi-misli edâil-ferâiz) "Benim kulum bana, farzları eda etmekten daha güzel bir şekilde yaklaşma yolu bulamaz." Yâni farzları eda ettiği zaman çok güzel bir şey yapmış olur, yakınlaşma başlar.
Allah'ın farzları nelerdir?.. İşte biliyoruz: Namaz kılmak, Ramazanda oruç tutmak, zenginlerin zekat vermesi, parası, sıhhati olduğu takdirde hac vazifesini yapmak... Din kitaplarımızda, ilmihal kitaplarında yazılmış çeşitli farzlar var. Ben kardeşlerime konuşmalarımda hatırlatıyorum:
Bakın, siz bunları sıralamayı öğrenin! Farzlar nelerdir, sıralayın, alt alta yazın! Hem kendiniz öğrenin, hem de çocuklarınız öğrensin. Hattâ büluğ çağına gelmeden öğretin ki, büluğ çağına erdikten, sorumluluk başladıktan sonra yanlış işler yapmasınlar, farzları ihmal etmesinler, haramları işlemesinler. Bunları herkesin öğrenmesi lâzım!..
Farzları edâ gibi bir başka güzel şeyle kulum bana yaklaşamaz. Önce farzları yapacağız. Bir kul olarak bizim ilk yapacağımız şey, çok dikkat etmemiz gereken ilk önemli şey ne?.. Ben Allah'ın kuluyum, ben Allah'a inandım, ben müslüman oldum, ben kelime-i şehadeti getirdim, ben İslâmiyeti yaşamak istiyorum; ne yapmam lâzım?.. İşte ilk yapacağı şey, Allah'ın ilk emirleri olan, büyük emirleri olan farzları ihmal etmeyecek.
--Hocam ben müslümanım da, namazları kılamıyorum... Müslümanım da orucu tutamıyorum... Müslümanım da zekâtı vermiyorum....
Olmaz, Allah bunları farz kılmış. Yâni çok önemli olduğunu bastıra bastıra Kur'an-ı Kerim'de beyan buyurmuş. O halde farzlarda hiç tereddüt etmeden, hiç tenbellenmeden, hiç gevşeklik göstermeden farzları kesinlikle yapacağım diye, insan gayret etmeli!..
Peygamber Efendimiz hem farzları yapmış, hem de farzların istikametinde, onlar gibi, aynı hedefe yönelik, farzlardan ayrı ibadetler yapmış. Bunlara da nafile ibadetler deniliyor. Farz değil ama, yapıldığı zaman sevap kazandıran işler var... Onları da yapmak lâzım!.. Peygamber Efendimiz aşk ile şevk ile, Allah-u Teâlâ Hazretleri'ne olan saygısından, muhabbetinden bu ibadetleri yapmış, bazılarını bize tavsiye buyurmuş; yapacağız.
Bunları yapınca ne olur?..
(Ve mâ yezâlül-abdü yetekarrabü ileyye bin-nevâfil) İşte bu farzlardan hariç olan öteki güzel ibadetleri de yapa yapa... Meselâ, Ramazanın dışında oruç tutmak farz değildir, tutmayabilir. Ama, Peygamber Efendimiz pazartesi - perşembe oruçlarını tutmayı tavsiye ediyor. Arabî ayların ortasında, 13, 14, 15'inde eyyâm-ı bıyz oruçlarını tutmayı çok ısrarla tavsiye etmiş, kendisi tutmuş... İşte bunun gibi Rasûlüllah'ın izinden gitmek, sünnetini uygulamak, Rasûlüllah'ın hayatına dikkat edip, onun yaptığı gibi ibadetleri yapmağa çalışmak, bu nafile ibadetleri yapmak... Bunları yapmakla, kul Allah-u Teâlâ Hazretleri'ne yakınlaşmaya devam eder durur. Yâni bir hareket, bir hız, Allah-u Teâlâ Hazretleri'ne yakınlaşmaya doğru bir hızlı gidiş devam eder.
(Mâ yezâlü) ne demek, zâil olmadan, devamlı demek... (Mâ yezâlül-abdü yetekarrabü ileyye) Hiç kesintisiz kulum bana yakınlaşmaya devam eder. Nelerle?.. Nafile ibadetlerle... Allah-u Teâlâ Hazretleri'ni zikrediyor, sünnetleri kılıyor, Efendimiz'in tavsiye ettiği namazları kılıyor, Efendimiz'in tavsiye ettiği ibadetleri yapıyor, Kur'an'ı çokça okuyor... Bunları aşkından, şevkinden yapıyor.
Tabii, bunlar zâyi olmaz. İyi bir şeyi daha çok yapan, daha az yapandan --Allah'ın adaleti gereği-- daha çok mükâfat alır. Kul devamlı, kesintisiz, Allah'a yakınlaşmaya devam eder durur. Sonra ne olur?... (Hattâ ühibbehû) "Ben kulumu sevinceye kadar... Yaklaşmaya devam eder, devam eder, nihayet ben kulumu severim." Veyahut, (ühibbühû) okursak mânâsı; "Nihayet ben o kulumu affederim, severim." demek olur.
Biliyorsunuz, biz kullarız, hata ederiz, günah işleriz. Gece gündüz gaflet, isyan, hatâ, günah... Çok işlerimizde hatalarımız vardır. Melekler yazıyorlar. Allah-u Teâlâ Hazretleri çoğunu affediyor. Bunların bir kısmı eğer affedilmediyse, mizanda, terazide tartılacak, hesaba girecek. Aleyhimize olabilir. Bunlar için tevbe etmemiz lazım! Affettirmeğe, defterden sildirmeğe, Allah'ın affına, mağfiretine mazhar olmağa çalışmamız lâzım!.. Ama bu birden olmaz, çalışa çalışa olur. Başka bir hadis-i kudsîde buyruluyor ki:
"Kulum bana el açar, boyun büker, 'Yâ Rabbi!..' der, ben ona nazar etmem. Kul tekrar devam eder, 'Yâ Rabbi!..' der; ben ona yine nazar etmem. Kul yine devam eder, aşk ile sızlayarak, hatasını bilerek yine 'Yâ Rabbi!..' der."
Böyle olunca Allah-u Teâlâ Hazretleri buyururmuş ki:
"--(Yâ melâiketî) Ey meleklerim, şahid olun, (kad gafartü lehû) ben bu kulu afv ü mağfiret eyledim. Çünkü bu kulum benden gayri Rabbi olmadığını bildi, anladı, inandı, benim dergahıma döndü, 'Yâ Rabbi!..' deyip duruyor. O bana yalvarıp dururken, benim onun Mevlâsı olduğumu idrak etmişken, (kad istehyaytü min abdî) , onu afv ü mağfiret etmemekten utandım. Şahid olun, ben onu affettim." buyururmuş.
Tabii, Allah-u Teâlâ Hazretleri'nin utanması, bize durumu anlatmak için... Bizim duygularımızı göz önüne getirerek bir ifade tarzı... Allah-u Teâlâ Hazretleri'nin hiç bir fiili kullarınınkine benzemez ama, neticede biz müjdeyi alıyoruz. Demek ki, "Yâ Rabbi!.. Yâ Rabbi!.." diye ısrarla dua edince, sonunda affolunuyor; demek ki ısrar etmek lâzım!..
Kul da nafile ibadeti yapıyor yapıyor, ama suçlu, yüzü kara, eksiği kusuru çok... Yaptıkça, yaptıkça, yaptıkça nihayet, "Seni affettim, seni sevgili kulum yaptım." der Allah... Demek ki, ibadette ısrar etmek lâzım, hattâ ibadetinin kabul olmadığını hissetse bile, kabul olmuyor diye bırakmamalı, feyz almıyorum diye bırakmamalı, devam etmeli!..
Bunlardan anlıyoruz ki, güzel ibadetleri yapmağa devam etmek lâzım! Sabretmeli, devam etmeli, Allah affedecek.
(Feizâ ahbebtühû) Sonra, Allah bir kulu severse ne olur:
(Küntü ayneyhülletî yebsuru bihâ) "Onun gören gözü olurum!" Yâni Allah onun namına görüyor, gösteriyor. Başka normal insanların, bu mertebeye ulaşmamış insanların göremediği şeyleri uzaktan görüyor, derinden görüyor, içini görüyor.
(Ve üzünehülletî yesmeu bihâ) "İşittiği kulağı olurum." Yâni basit bir insanın işitmediği şeyleri işitiyor. Bilmem falanca kimsenin evinde karısıyla konuştuğunu işitiyor. Neden?.. Evliyâ olduğu için, Allah işittiriyor.
(Ve yedehülletî yabtışu bihâ) "Tuttuğu eli olurum." Yâni Allah-u Teâlâ Hazretleri onun tuttuğu eli olduğu zaman, bir elin uzanamadığı çok uzak yerde bile bir iş yapar; tutar, koparır, kaldırır, kırar, vurabilir. Neden?.. Allah o kudreti veriyor.
(Ve riclehülletî yemşî bihâ) "Yürüdüğü ayağı olurum." Yâni ne demek: Normal bir ayakla gitmekle ulaşılamayacak mesafeleri, bir göz yumup açıncaya kadar aşar demek... Evliyaullahın kerametleri haktır. Bu tayy-ı mekân dediğimiz hadise...
(Ve fuâdehüllezî ya'kılü bihî) "Aklettiği gönlü olurum. Duyguları, sezdiği, hissettiği gönlü olurum." O zaman her şeyi güzelce akleder, anlar. Karşısındakinin ciğerini okur, niyetini sezer; kâfirse kâfir olduğunu bilir, şakî ise şakî olduğunu bilir.
Şimdi bunları bilmeyen, dini bilgisi zayıf olan veya inatçı olan kimseler diyorlar ki:
--Gaybı Allah'tan başkası bilmez."
Doğru ama, Allah işte bazı kullarına başkalarının bilmediği şeyi bildireceğini bu hadis-i şerifte bildiriyor.
(Ve lisânehüllezî yetekellemü bihî) "Konuştuğu dili olur Allah..." Yani konuştuğu zaman öyle hak sözler, öyle tesirli sözler söyler, öyle gerçekleri söyelr ki, o asırda hiç kimse anlamaz. Kimsenin anlamadığı, alimlerin keşfedemediği hakîkatleri söyler.
(İn deànî ecebtühû) "O sevgili kulum bana bir dua etti mi, duasını kabul ederim. (ve in selenî a'taytühû) Benden bir şey istediği zaman istediğini veririm." buyuruyor.
Demek ki, bir kişi evliya olduğu zaman Allah onun her şeyine yardım ediyor. Demek ki olağanüstü bir kişilik kazanıyor şahıs ve olağanüstü şeyler yapıyor.
Bunun misâli Kur'an'ı Kerim'de var. Süleyman Aleyhisselâm'ın veziri, evliya sahabesi, Belkıs Aleyhisselâm'ın Yemen'deki tahtını, Filistin'deki saraya bir göz yumup açıncaya kadar ışınladı getirdi. Nasıl getirdiyse getirdi. Kur'an-ı Kerim'de anlatılıyor. Meryem validemiz hakkında böyle, olağanüstü yiyeceklerle merzuk olduğuna dair ayetler var.
Hadis-i şeriflerde var, sahabe-i kiram'ın hayatında var. Hz. Ömer RA Efendimiz'in minberden seslenip, İran'da savaşan ordu kumandanına sesini duyurması var. Evliyanın kerameti Kur'an'da vardır, sünnette vardır, haktır ve gerçektir. İşte olağanüstüleşiyor, olağanüstü işler yapıyor.
O zaman soruyor müridine:
"--Sen dün akşam ne yaptın, ne söyledin? Senin hanımınla konuşmanı ben duydum."
Şimdi bunu akledemeyen kişi diyor ki:
"--Karıyla kocasının konuştuğu yerde şeyhinin işi ne? Mahrem yatak odasına niye giriyor?"
Mahrem yatak odasına girse bile, Allah mahrem şeyi ona göstermez, mahrem olmayan şeyi duyurur, gösterir. Allah'ın bildiği, evliyasına sunduğu olağanüstü hallerdir bunlar... Ama hadis-i şerifte görülüyor ki,böyle şeyler var, evliyâullahın kerameti haktır.
Sonra hadis-i şerifte böyle evliyânın olağanüstülüğünü, Allah'ın kendisine böyle buyurduğunu anlattıktan sonra Peygamber Efendimiz devam ediyor:
(Ve mâ tereddedtü an şey'in ene fâilühû tereddüdî an vefâtihî) "Ben alemlerin Rabbi olarak bir işi yaparken tereddüt etmem, ancak onun vefatında tereddüt ederim. (ve zâke liennehû yekrehül-mevte ve ene ekrehü mesâetehû) Çünkü ölümden korkar o evliyâ kul, ne de olsa ölüm heyecanlı bir olay, ölümü istemez, ölüm hoş gelmez ona... Onun hoşuna gitmeyecek şeyi yapmak istemediğimden, onun vefatında tereddüdüm kadar hiç bir şeyde tereddüt etmem." Yâni Allah, sevgili kulunun ölümden korkusundan, telaşından dolayı onun canını alırken tereddüdünü böylece ifade buyurmuş. Çok sevdiğinden, üzülmesin diye...
Kur'an-ı Kerim'den de biliyoruz ki, insanlar üç tabakadır. "İzâ vakaatil vâkıa" suresinde beyan edildiği üzere üç sınıftır müslümanlar:
1. En yüksek sınıfı Mukarrabîn; Allah'a çok yakın kullar, yâni evliyaullah...
2. Ondan sonra ortanın üstündeki iyiler ashab-ı yemin; bunlar mü'min salih kullardır.
3. Bir de bu ikisinden sonra kötüler var, onlar da ashab-ı şimal, yâni günahkar, kâfir kullar...
Mukarrabîn kulların canının nasıl alınacağını, yine Vâkıa Sûresi'nin sonundaki ayet-kerime bildiriyor.(Fe emmâ in kâne minel-mukarrabîn) "Bu vefat eden kimse eğer Allah'ın mukarrab kullarından ise; (Fe ravhun ve reyhânün ve cennetü naîm.) rahatlıktır, güzel kokulardır ve işin sonu da cennete varmaktır." diye ayet-i kerime bildiriliyor. Demek ki, Allah'ın evliyâsı hoş kokularla, rahat bir şekilde ruhunu teslim edecek.
Reyhan, güzel kokulu bir bitkidir. Allah onun burnuna güzel kokuları duyurarak, gözünden perdeleri kaldırarak, cennetteki köşklerini, mükâfaatlarını göstererek, sevindirerek, cennetlik olduğunu müjdeleyerek, canını öyle aldırtıyor. O canının alındığının ızdırabını duymuyor bile, farketmiyor bile... Rahat bir şekilde ahirete göçüyor.
Halbuki, aslında ruh teslim etmek, can vermek kolay bir şey değil. Peygamber SAS Efendimiz buyurmuş ki:
"Bir insana kaldırsalar bir kılıç vursalar, bir daha vursalar, bir daha, bir daha... Bin tane kılıç vursalar, işte bin kılıç darbesinden daha şiddetlidir ölmek..."
Yâni insan çok fena olur, zor ölür, çok ızdırab çeker ama, çare yok... Azrâil pençesini geçirmiştir, canını alacak; zar zor, çalı söker gibi canını alır. Çok zorluk çeker kötü insanlar ruhunu teslim ederken... Yüzü buruşur, kapkara olur, ızdırap içinde kıvranır, öyle olur ölümleri.... Ama iyi kullar böyle, bir gül bahçesine girercesine ahirete göçerler.
Bu hadis-i şerifin sonunda böyle, onların vefatında Allah-u Teâlâ Hazretleri'nin böyle onlara şefkatini, rahmetini öğrenmiş oluyoruz.
Bir de Peygamber Efendimiz'in dostlarından bahsedelim. Peygamber Efendimiz bir hadis-i şerifinde buyuruyor ki:
162/1 (Evliyâî minküm) "Ey ashabım, ey ümmetim! Sizin içinizden benim dostlarım kimlerdir?.. (el-müttek�n) Takvâ ehli kimselerdir." Rasûlüllah'ın evliyâsı, dostları, arkadaşları, sevdiği insanlar kimlermiş?.. Müttakî kullar imiş.
Her zaman karşımıza gelen bir kelime takvâ, muttakî kul olmak... Namaz da takvâ ile kılınacak, oruç da takvâ ile tutulacak, kişi takvâ sıfatına sahip olacak, takvâlı kul olacak, müttakî kul olacak, takî, nakî kul olacak; o zaman kıymetli kul oluyor, Allah'ın sevgili kulu oluyor.
(İnnallàhe yuhibbül-müttakîn.) "Allah muttaki kulları sever." buyruluyor ayet-i kerimelerde. Peygamber Efendimiz de buyuruyor ki: "Sizin içinizden benim dostlarım, müttakîlerdir."
Allah cümlemizi şu mübarek ramazanda oruç tutarken, takvâyı kazanalım diye Allah'ın emrini tutarken, arzularımızı, şehvetlerimizi frenleyerek yemekten, içmekten kesilirken, orucun hakîkatini kavrayıp, müttakî kullar sıfatını anlayıp, bundan sonra müttakî kul olmaya ve müttakî kul olarak yaşamaya cümlemizi muvaffak eylesin...
Müttakî insan nedir?.. Haramlardan, günahlardan sakınan insandır. Müttakî insan kimdir?.. Aman Allah beni sevsin diye çırpınan insandır. Müttakî insan kimdir?.. Aman olmadık bir edepsizlik yapıp da Allah'ın rızasını kaybetmeyeyim diye titreyen insandır. Allah'ın rızasını kazanmak için çalışıyor, gazabına uğramamak için titriyor, dikkat ediyor, titiz davranıyor, haramlardan sakınıyor. Cehenneme düşmemek için pür-dikkat şu hayat imtihanında güzel bir yaşam sürüyor.
(Fein küntüm ülâike) "Eğer böyle müttakî kul olabilirseniz, (fezâlike) ne mutlu size, ne a'lâ size... (Ve illâ) Eğer müttakî kul olamazsanız, (feebsırû sümme ebsırû) görün başınıza gelecekleri, görün başınıza gelecekleri!.. O zaman neler gelir başınıza!.."
Yâni müttakî kul olmadığı zaman, sakınmadığı zaman, takvâ ehli olmadığı zaman, haram helâl ayırmadığı zaman, günah sevap düşünmediği zaman; ele geleni yerse, dile geleni derse, böyle müslümanlık olmaz, böyle dervişlik olmaz. O zaman neler gelir başına!...
Hocamız Mehmed Zâhid Kotku Hazretleri'nin uzun yıllar hizmetinde bulunmuş yaşlı bir teyzemiz var, Allah ömür versin, selâmet versin... Geçen gün geldi, Hocamız'ın iki kerametini konuştuk:
Bir keresinde bir kadın, Mehmed Zâhid Kotku Hocamız'a hediye olarak bir file meyva getirmiş, kapının kenarına koymuş. Hocamızın evine ziyarete gelince hediye getiriyor, hani kimisi baklava getirir, kimisi başka bir hediye götürür ziyarete gittiği yere... O da böyle bir file meyva getirmiş. Hocamız oturduğu yerden o meyvalara bakmış; "Vay, vay, vay... Vah, vah, vah!.." diye başını sallamış. Demiş ki:
"--Ben bu meyvaların nasıl haramdan kazanıldığını, nasıl haram para ile alındığını, nasıl adeta bunların üzerinde, içlerinde çıyanlar, akrepler dolaşır gibi, o kadar pis olduğunu (görünüşünde öyle bir şey yok ama, haramla kazanıldığı için, evliya gözü ile görüyor) söylesem bu kadın darılır, bir daha semtime uğramaz. Al kızım, kaldır bunu, götür dışarıya!" demiş.
Meyvalara hiç elini sürmeden o meyvaları dışarı çıkarttırmış. Çünkü mânevî gözüyle görüyor ki, haramdan kazanılmış parayla alındı. Meyvalarda bir şey yok ama, kazanç haram olduğundan, haramla alınmış şeyi evliyâullah yemediği için, dışarıya bıraktırmış. Artık belki Zeyrek Ümmügülsüm Camii'nde idi. Dışarıya bıraktığı zaman oranın fukaraları kapışıp almışlardır. Ama Hocamız evliyalık gözüyle onların akrepli, yılanlı çıyanlı gibi olduğunu görmüş.
Mâdem evliyâullahtan açıldı, bir başka kerametini de aynı teyze anlattı. Onu da anlatayım da bu cuma sohbetini bitireyim. Bir kadını getirmişler bu teyzemize... Demişler ki:
"--Bu çok okuyan, aydın bir kadın... Dînî kitapları çok okuyor, bilgisi çok, aydın, bilgili, görgülü bir kimse..."
Bu kadın mürşid-i kâmil arıyormuş, soruşturuyormuş. Birisinin yanına getirmişler, o da almış onu, bizim teyzenin yanına getirmiş. "Bunu Hocaefendimiz'e götür!" demiş. Teyzemiz de neden Hocaefendimiz'i görmek istediğini sormadan peki demiş ve kadıncağızı alıp Hocamız'ın ziyaretine götürmüş. Kadın, Hocamız'ın yanına geldikten sonra, Hocamız:
"--Hanımefendi, hoşgeldin, bir arzun mu var, niye geldin; dileğin, isteğin nedir?" diye sormuş.
O da demiş ki:"--Efendim, ben mürşid-i kâmil arıyorum." demiş.
Teyzemiz bunu duyunca, önceden meseleyi de bilmediği için çok üzülmüş, "Yerin dibine geçtim. Öyle mübareklerin huzurunda böyle söylenir mi?" diye anlatıyor.
Hocamız ona bakmış, tebessüm etmiş:
"--Ah evladım, kızım, nerde o mürşid-i kamiller?.. Onlar olsa, sakalımı onların ayaklarını temizlemekte süpürge ederdim." demiş.
Hocamız haklı... Bu sözü söylerken kendisinin büyük evliyâullah mürşid-i kâmillerini düşünüyor, pirlerini düşünüyor, Allah indinde çok yüksek makamlı büyüklerini düşünüyor. E hakikaten de öyle, o zatlar sağ olsalar, insan meclislerine erse, sakalını süpürge yapar, yollarına toprak olur, canını feda eder. Haklı bir söz aslında ama lastikli, rumuzlu bir söz.
Kadın kalkmış gitmiş, anlamamış bir şeyi... Yâni "Mürşid-i kâmil yok!" demiş oluyor Hocamız, "Nerde, bu devirde bulunmuyor." gibi anlamış o... Aradığım mürşid-i kâmili bulamadım diye düşünmüş, kalkmış gitmiş.
Ertesi gün pür-telâş gelmiş bizim teyzeye:
"--Yahu, bu sizin hocanız ne biçim hoca, benim peşimi hiç bırakmadı. Ben burdan çıktım, çarşıya gittim, yanımda; manava gittim, yanımda; kasaba gittim, yanımda... Neredeysem arkamda, yanımda, etrafımda... Niye beni böyle takip etti?" demiş.
Bizimki de biraz kızmış, biraz gülmüş. Kadın, Hocamız'ın mürşid-i kâmil olduğunu, evliya olduğunu anlamıyor. Halbuki Hocamız hep yerinde oturuyor. Kerametle onun yanında görünüyor. Yoksa başkalarıyla sohbet yerinde yine oturuyor. O gittiği zaman onun peşinden çıkmadı, yine meclisinde oturuyordu ama o kadına da maneviyat yoluyla onun yanında görünüyor. "Bak ben senin yanındayım, senin ne yaptığını görüyorum." demek istiyor.
Bir şeyi daha anlatayım, dinleyenler bunu anlasınlar diye: Bizim şeyhlerimizden, mürşid-i kâmil, hakîkî velî büyüklerimizden birisine derviş kardeşlerden biri gitmiş:
"--Efendim, ben şimdi yolda bir kardeşimize rastladım. Sizi Beyazıt'ta görmüş, halbuki siz burdasınız. Nasıl oluyor bu?.." diye sormuş.
"--Evet evlâdım, şöyle bir gönül gezdirmiştik oralarda..." demiş.
Yâni oturduğu yerden gönül gezdirince, öbür tarafta görünüyor evliyaullah. Bu neden oluyor? Allah onlara yardım ettiği için... Gören gözü, işiten kulağı, tutan eli, yürüyen ayağı, hisseden gönlü olduğundan, olağanüstü bir insan olduğundan oluyor
Allah-u Teâlâ Hazretleri şu orucun anlamını tam anlamayı, Allah'ın sevdiği ibadetleri, onun sevdiği vech ile güzel yapmayı, sonunda takvâ ehli kullar olarak rızasını kazanmayı, sevgili kulu olmayı, dost kulu olmayı Allah cümlemize nasib eylesin...
Amaç o ama, bu devirde Allah'ın öyle bir kulu olmak zor!.. Öyle kullar da az olduğundan, millet onları da bilmiyor, onların aleyhinde de dedikodular yapıp ileri geri konuşabiliyorlar. Peygamberlerin bile aleyhinde konuşanlar olduğuna göre, ne yapalım; işte "Allah ıslah etsin!.. Allah hidayet versin!" diyelim.
Cumanız mübarek olsun, Ramazanınız mübarek olsun, ibadetleriniz makbul olsun, dualarınız müstecâb olsun... Allah sizi sevgili kullarından eylesin... İki cihan saadetine sevdiklerinizle, dostlarınızla, evlâtlarınızla, ana-babalarınızla, arkadaşlarınızla cümlenizi nâil ve sâhib ve mazhar eylesin...
Peygamber Efendimiz'in şefaatine erdirsin... Ma'rifetullaha, mahabbetullaha erdirsin... Arif-i hakîkî, àşık-ı sàdık kullar, iyi müslümanlar olmayı nasib eylesin... Cennetiyle, cemâliyle cümlenizi müşerref eylesin...
17. 01. 1997 - AKRA
cahide
Jul 26 2008, 06:49 PM
selamün aleyküm.
muttakilerle ilgili ayetler ve takva sahiblerine hitaben.
Takva, lugat manası çekinmek sakınmak ve korkmaktır. Ama takva sahibi olmak dediğimiz zaman farklı bir olayla karşı karşıyayız. Kuranı Kerime baktığımız zaman 7 kademelik takva sahipliği ve Allah'a yakîn hasıl olma durumu görüyoruz.
Müttaki, takva sahibi olan kişi demektir.
Kuran'ı Kerimde Takva ve Müttaki ile ilgili ayetlere baktığımız zaman hep bir müjde ile karşılaşmaktayız.
13 / RAD - 35 : Muttakilere vaadolunan cennet, altından nehirler akan ve onun meyvesi ve gölgesi daimî olan(bahçe) gibidir. İşte bu, takva sahiplerinin sonudur. Kâfirlerin sonu ise ateştir.
16 / NAHL - 30 : Ve takva sahiplerine: “Rabbiniz ne indirdi?” denildi. “Hayır (güzellikler).” dediler. Ahsen olanlara (iradesini Allah'a teslim edenlere) bu dünyada haseneler (iyilikler, güzellikler, sevaplar, pozitif dereceler) vardır. Ve elbette ahiret yurdu daha hayırlıdır. Ve gerçekten muttakilerin (takva sahiplerinin) yurdu ne güzeldir.
16 / NAHL - 31 : Onlar (muttakiler), altından nehirler akan Adn cennetlerine girerler. Orada, onların diledikleri herşey vardır. İşte Allah, (ahsen olan) muttakileri (bihakkın takvanın sahiplerini) böyle mükâfatlandırır.19 / MERYEM - 85 : O gün muttakileri (takva sahiplerini), Rahmân'ın huzurunda izzet ve ikramla haşredeceğiz (toplayacağız).
24 / NUR - 34 : Ve andolsun ki size, açıklanmış âyetler ve sizden önce geçmiş (nesillerden) örnek(ler) ve muttakiler (takva sahipleri) için öğütler (emirler) indirdik.
38 / SAD - 49 : Bu (Kur'ân-ı Kerim), bir Zikir'dir. Ve muhakkak ki muttakiler (takva sahipleri) için sığınakların en güzeli (Allah'ın Zat'ı) vardır.
54 / KAMER - 54 : Hiç şüphesiz muttakiler, cennetlerde ve nehir (çevresin)dedirler.Muhakkak ki takva sahipleri cennetlerde ve nehir kenarlarındadır.
69 / HAKKA - 48 : Ve muhakkak ki O (Kur'ân), gerçekten muttakiler (takva sahipleri) için bir öğüttür.
77 / MURSELAT - 41 : Şüphesiz, muttaki olanlar, gölgeliklerde ve pınar başlarındadır.
78 / NEBE - 31 : Gerçek şu ki; muttakiler için bir kurtuluş ve mutluluk vardır.
----------------------------------------------
2 / BAKARA - 194 : Haram ay, haram aya karşılıktır. Hürmetler (yasaklar) karşılıklıdır. O halde kim size saldırırsa o zaman onun size saldırdığı kadar siz de ona saldırın. Allah'a karşı takva sahibi olun ve Allah'ın takva sahipleriyle beraber olduğunu bilin!
3 / AL-İ İMRAN - 76 : Hayır, (öyle değil)! Kim (Allah ile olan) AHDini yerine getirir de takva'ya ulaşırsa (takva sahibi olursa), muhakkak ki; Allah, takva sahiplerini sever.
3 / AL-İ İMRAN - 102 : Ey îmân edenler! Hakkıyla takva sahibi olanlar (nasıl bir takvanın sahibi ise aynı onlar) gibi, Allah'a karşı takva sahibi olun ve (ölmeden önce) Allah'a teslim olun.
3 / AL-İ İMRAN - 125 : Evet... Eğer sabrederseniz ve takva sahibi olursanız, onlar size aniden gelirlerse (saldıracak olurlarsa) Rabbiniz, bu nişaneli meleklerin beş bini ile size yardım edecektir.
3 / AL-İ İMRAN - 133 : Rabbinizden mağfirete ve arzı (yerleri) göklerle yer kadar olan cennete koşuşun ki; (o cennet), takva sahipleri için hazırlanmıştır.
5 / MAİDE - 27 : Onlara Âdem'in iki oğlunun haberini (kıssasını, aralarında geçen olayı) hakkıyla oku. Allah'a yaklaştıracak kurban sundukları zaman, kurban ikisinin birinden kabul edilmiş, diğerinden ise kabul edilmemişti. (Kurbanı kabul edilmeyen): “Seni mutlaka öldüreceğim.” dedi. O da: “Allah sadece takva sahiplerinden kabul eder.” dedi.
5 / MAİDE - 65 : Eğer kitap ehli, âmenû olup (Allah'a ulaşmayı dileyip), takva sahibi olsalardı, elbette günahlarını örterdik. Ve onları mutlaka naim cennetlerine koyardık (dahil ederdik).
6 / EN'AM - 51 : Ve Rab'lerine haşrolunmaktan korkan kimseleri, onunla uyar. Onların, O'ndan (Allah'tan) başka bir dostu ve şefaat edeni yoktur. Böylece onlar takva sahibi olurlar
yukarıdaki örnek ayeti kerimelerden görüyoruz ki müttakiler için müjdeler vardır.
Peki kimdir müttaki, nasıl takva sahibi olunur, takva nedir?
Cevapları yine Kuranı Kerim'de buluyoruz:
8 / ENFAL - 29 :Yâ eyyuhellezîne âmenû in tettekullâhe yec’al lekum furkânen ve yukeffir ankum seyyiâtikum ve yagfir lekum, vallâhu zul fadlil azîm(azîmi).
Ey âmenû olanlar, Allah'a karşı takva sahibi olursanız sizi furkan (hak ve bâtılı ayırma özelliği) sahibi kılar! Ve sizden (sizin) günahlarınızı örter ve size mağfiret eder (günahlarınızı sevaba çevirir). Ve Allah, büyük fazl sahibidir.
30 / RUM - 31 :Munîbîne ileyhi vettekûhu ve ekîmûs salâte ve lâ tekûnû minel muşrikîn(muşrikîne).
O'na (Allah'a) yönelin (Allah'a ulaşmayı dileyin) ve takva sahibi olun. Ve namazı ikame edin (namaz kılın). Ve (böylece) müşriklerden olmayın.
30 / RUM - 32 : Minellezîne ferrakû dînehum ve kânû şiyeâ(şiyean), kullu hızbin bimâ ledeyhim ferihûn(ferihûne).
(O müşriklerden olmayın ki) onlar, dînlerinde fırkalara ayrıldılar ve grup grup oldular. Bütün gruplar, kendilerinde olanla ferahlanırlar.
Enfal 29'da iman sahibi kişilere takva sahibi olmaları gerektiği ve böylece günahların örtüleceği anlatıyor. Yani bir kişinin mümin olması yeterli bir olgu değil. Kişinin takva sahibi olması gerekiyor.
Rum 31 ve 32. ayeti kerimelerde insanın Allah'a münîb olması ve bu sayede takva sahibi olması gerektiği buyruluyor. Aksi takdirde bu kişiler rum 32 ye göre müşrik oluyorlar ve fırkalara ayrılıyor.
Demek ki takva ile münib olma arasında bir bağlantı var. Münib olma Allah'a yönelme yani ölmeden önce Allah'a ulaşma dileğidir.
Kişinin kalbinde ölmeden önce Allah'a ulaşma talebi yok ise bu kişi mümin olmakla beraber Rum 32 ye göre maalesef durumu pek hoş görünmemektedir.
Kişinin kalbinde ölmeden önce Allah'a ulaşma talebi oluştuğu anda 1.takva gerçekleşmiş olur.
selametle.
cahide
Jul 26 2008, 07:06 PM
selamün aleyküm.
Müminlerle ilgili ayetler.
Yalnız Allah'tan korkup sakınırlar
Gerçek müminler ancak o müminlerdir ki, Allah anıldığı zaman yürekleri ürperir, âyetleri okunduğu zaman imanlarını arttırır. Ve bunlar yalnızca Rablerine tevekkül ederler. (ENFAL/2)
O halde gücünüzün yettiği kadar Allah'tan korkun, dinleyin, itaat edin, kendi iyiliğinize olarak harcayın. Kim nefsinin cimriliğinden korunursa işte onlar kurtuluşa erenlerdir. (TEĞABÜN/16)
Rablerinin azabından korkarlar. (MEARİC/27)
Allah, onların önlerindekini de, arkalarındakini de (yaptıklarını ve yapacaklarını) bilir. Onlar, Allah'ın hoşnud olduğu kimseden başkasına şefaat etmezler. Hepsi de O'nun korkusundan titrerler. (ENBİYA/28)
Ey iman edenler! Allah'tan, O'na yaraşır şekilde korkun ve ancak müslümanlar olarak can verin. (AL-İ İMRAN/102)
Ey iman edenler! Allah'a karşı gelmekten sakınırsanız, O, size bir furkan (hakkı batıldan ayırdedecek bir anlayış) verir ve günahlarınızı örtbas eder, sizi bağışlar. Allah büyük lütuf sahibidir. (ENFAL/29)
Sen ancak Kur'ân'a tabi olan ve görünmediği halde Rahman olan Allah'tan korkan kimseyi sakındırırsın. İşte onu bir bağışlanma ve çok şerefli bir mükafatla müjdele. (YASİN/11)
Yalnızca Allah'a ibadet ederler
Emin ol, biz sana kitabı hakkıyla indirdik. Onun için dini yalnız kendisine halis kılarak Allah'a ibadet ve kulluk et.
İyi bil ki, halis din ancak Allah'ındır. O'ndan başka birtakım dostlar tutanlar da şöyle demektedirler: "Biz onlara sadece bizi Allah'a daha çok yaklaştırsınlar diye ibadet ediyoruz." Şüphe yok ki Allah, onların aralarında ihtilaf edip durdukları şeyde hükmünü verecektir. Herhalde yalancı ve nankör olan kimseyi Allah doğru yola çıkarmaz. (ZÜMER/2-3)
De ki: "Ey insanlar! Eğer benim dinimde bir şüpheniz varsa, şunu bilin ki, Allah'ı bırakıp da sizin taptıklarınıza tapmam. Lâkin sizin de canınızı alacak olan Allah'a taparım. Bana müminlerden olmam emredilmiştir". (YUNUS/104)
Ey iman eden kullarım! Şüphesiz benim yarattığım yeryüzü geniştir. O halde yalnız bana kulluk edin. (ANKEBUT/56)
Allah'ı herşeyin üzerinde tutarlar
Biz de duasını kabul ile icabet ettik de kendisine Yahya'yı ihsan ettik. Ve eşini (doğum yapmaya) elverişli hale getirdik. Doğrusu onlar iyiliklerde yarışıyorlar, umarak ve korkarak bize yalvarıyorlardı. Bize karşı derin saygı duyuyorlardı. (ENBİYA/90)
İnsanlar onlara: "Düşmanlarınız size karşı ordu topladı, onlardan korkun." dediklerinde, bu, onların imanını artırdı ve şöyle dediler: "Allah bize yeter. O ne güzel vekildir". (AL-İ İMRAN/173)
Birtakım insanlar (Allahı tesbih ederler) ki, ne ticaret ne de alış veriş onları Allah'ı anmaktan, namaz kılmaktan ve zekat vermekten alıkoymaz. Onlar, kalplerin ve gözlerin allak bullak olduğu bir günden korkarlar. (NUR/37)
Ey iman edenler! Sizden kim dininden dönerse, bilsin ki Allah yakında öyle bir toplum getirir ki, Allah onları sever, onlar da Allah'ı severler; müminlere karşı yumuşak, kâfirlere karşı da onurlu ve şiddetlidirler; Allah yolunda mücahede eder, hiçbir kınayıcının kınamasından da korkmazlar. Bu, Allah'ın bir lütfudur, onu dilediğine verir. Allah, geniş ihsan sahibidir, her şeyi çok iyi bilendir. (MAİDE/54)
İnsanlardan kimi de Allah'tan başka şeyleri O'na eş tutuyorlar da onları, Allah'ı sever gibi seviyorlar. Oysa iman edenlerin Allah sevgisi daha kuvvetlidir. O zulmedenler, azabı görecekleri zaman bütün kuvvetin Allah'a ait olduğunu ve Allah'ın azabının gerçekten çok şiddetli bulunduğunu keşke anlasalardı. (BAKARA/165)
-/color]
Allah'tan başka ilah aramazlar
De ki: "Şahitlik yönünden hangi şey daha büyüktür?". De ki: "Allah, benimle sizin aranızda şahittir ve bana bu Kur'ân vahyolundu ki, onunla hem sizi, hem de sizden sonra kendisine ulaşan herkesi uyarayım. Allah'la beraber başka ilâhlar olduğuna siz gerçekten şahitlik eder misiniz?" De ki: "Ben buna şahitlik etmem". "O, ancak ve ancak bir tek ilâhtır ve gerçekten ben, sizin ortak tuttuğunuz şeylerden uzağım"de. (EN'AM/19)
De ki: Ey kitap ehli! Sizinle bizim aramızda ortak olan bir söze geliniz. Allah'tan başkasına kulluk etmeyelim, O'na hiçbir şeyi eş tutmayalım ve Allah'ı bırakıp da kimimiz kimimizi ilâhlaştırmasın. Eğer onlar yine yüz çevirirlerse, deyin ki: "Şahit olun biz müslümanlarız". (AL-İ İMRAN/64)
Onlar, Allah'ın gönderdiklerini tebliğ ederler ve O'ndan korkarlar, Allah'tan başka kimseden korkmazlardı. Hesap görücü olarak da Allah yeter. (AHZAB/39)
Allah ile birlikte başka bir tanrıya tapıp yalvarma! O'ndan başka tanrı yoktur. O'nun zatından başka her şey helak olacaktır. Hüküm O'nundur ve siz ancak O'na döndürüleceksiniz. (KASAS/88)
Allah'a hiçbir şeyi ortak koşmazlar
Allah, sizlerden iman edip iyi davranışlarda bulunanlara, kendilerinden öncekileri sahip ve hakim kıldığı gibi, kendilerini de yeryüzüne sahip ve hakim kılacağını, onlar için beğenip seçtiği dini (İslâm'ı) onların iyiliğine yerleştirip koruyacağını ve geçirdikleri korku döneminden sonra, bunun yerine onlara güven sağlayacağnı vaad etti. Çünkü onlar bana kulluk ederler. Hiçbir şeyi bana eş tutmazlar. Artık bundan sonra kim inkâr ederse, işte bunlar asıl büyük günahkarlardır. (NUR/55)
Andolsun, "Allah, Meryem'in oğlu Mesih'tir" diyenler elbette kâfir olmuşlardır. Oysa Mesih onlara: "Ey İsrailoğulları, hem benim, hem de sizin Rabbiniz olan Allah'a ibadet edin. Kim Allah'a ortak koşarsa, şüphesiz Allah ona cenneti haram kılmıştır ve onun varacağı yer cehenemdir. Zalimlerin yardımcıları da yoktur" demişti. (MAİDE/72)
De ki: "Ben de sizin gibi ancak bir beşerim. Ne var ki, bana ilâhınızın ancak bir ilâh olduğu vahyolunuyor. Onun için her kim Rabbine kavuşmayı arzu ederse iyi amel işlesin ve Rabbine yaptığı ibadete hiç kimseyi ortak etmesin." (KEHF/110)
O halde yüzünü, Allah'ı bir tanıyarak dine, Allah'ın insanları üzerine yaratmış olduğu fıtratına doğrult. Allah'ın yaratışında değişiklik bulunmaz. Dosdoğru din budur. Fakat insanların çoğu bilmezler. (RUM/30)
-
..........
cahide
Jul 26 2008, 07:27 PM
selamün aleyküm
müminlerle ilgili ayetler.
Hiçbir kuşkuya kapılmadan iman ederler
Gerçek müminler ancak Allah'a ve Resulüne iman eden, ondan sonra asla şüpheye düşmeyen, Allah yolunda mallarıyla ve canlarıyla savaşanlardır. İşte doğrular ancak onlardır. (HUCURAT/15)
-Hakkında ihtilafa düştüğünüz herhangi bir şeyin hükmü Allah'a aittir. İşte benim Rabbim olan Allah budur. Ben yalnız O'na güvendim ve yalnız O'na yöneliyorum. (ŞURA/10)
-Peygamber'e indirilen (Kur'ân)i dinledikleri zaman, onun hak olduğunu öğrendiklerinden dolayı gözlerinin yaşla dolup taştığını görürsün. Onlar: " Ey Rabb'imiz iman ettik, bizi de şahitlerden yaz" derler. (MAİDE/83)
Gayba iman ederlerOnlar ki gaybe iman edip namazı dürüst kılarlar ve kendilerine verdiğimiz rızıktan (Allah yolunda) harcarlar. (BAKARA/3)
-Sen ancak Kur'ân'a tabi olan ve görünmediği halde Rahman olan Allah'tan korkan kimseyi sakındırırsın. İşte onu bir bağışlanma ve çok şerefli bir mükafatla müjdele. (YASİN/11)
-Onlar görmedikleri halde Rablerinden korkarlar, kıyamet saatinden de titrerler. (ENBİYA/49)
-Fakat daha görmeden Rablerinden korkanlar var ya, işte onlar için bağışlanma ve büyük bir mükâfat vardır. (MÜLK/12)
-
Herşeyin Allah'tan olduğunu bilirler.
Allah'ın izni olmayınca hiç bir musibet isabet etmez. Kim Allah'a inanırsa, Allah onun kalbini doğruya götürür. Allah her şeyi bilendir. (TEGABÜN/11)
-De ki: "Hiçbir zaman bize Allah'ın bizim için takdir ettiğinden başkası dokunmaz. O bizim mevlamızdır. Müminler yalnızca Allah'a tevekkül etsinler." (TEVBE/51)
-De ki, "Ben, Allah'ın dilediğinin dışında kendi kendime ne bir zarar ne bir fayda verebilirim". Her ümmetin bir eceli vardır. Ecelleri gelince artık ne bir an geri, ne bir an ileri gidebilirler. (YUNUS/49)
-Hiçbir şey için, Allah'ın dilemesi dışında: "Ben yarın onu yapacağım deme"
-Ancak Allah dilerse (yapacağım de). Ve unuttuğun vakit Allah'ı an ve "Umarım Rabbim beni, doğruya daha yakın olana eriştirir." de. (KEHF/23-24)
-Sonra onları siz öldürmediniz, lâkin Allah öldürdü. Attığın zaman da sen atmadın, lâkin Allah attı. Bu da müminlere güzel bir imtihan geçirtmek içindi. Allah işitendir, bilendir. (ENFAL/17)
-Yeryüzünde vuku bulan ve sizin başınıza gelen herhangi bir musibet yoktur ki biz onu yaratmadan önce, bir kitapta yazılmış olmasın. Şüphesiz bu Allah'a göre kolaydır. (HADİD/22)
-Âlemlerin Rabbi olan Allah dilemeyince, siz dileyemezsiniz. (TEKVİR/29)
Asıl hedefleri Allah'ın rızasıdır
Allah'ın rızasını aramak, kendilerini veya kendilerinden bir kısmını Allah yolunda sabit kılmak için mallarını Allah yolunda harcayanların hâli ise, bir tepedeki güzel bir bahçenin hâline benzer ki, ona kuvvetli bir sağnak düşmüş de yemişlerini iki kat vermiştir. Böyle bir bahçeye yağmur düşmese bile mutlaka bir çisenti vardır. Allah, yaptıklarınızı görür. (BAKARA/265)
-Bir sadaka vermeyi yahut iyilik yapmayı veyahut da insanlar arasını düzeltmeyi emreden(ler)inki hariç, onların aralarındaki gizli gizli konuşmalarının çoğunda hiçbir hayır yoktur. Kim bunları sırf Allah'ın rızasını kazanmak için yaparsa, yakında ona büyük bir mükafat vereceğiz. (NİSA/114)
-Nefsince de, sabah akşam rızasını isteyerek Rablerine yalvaranlarla beraber candan sabret. Sen dünya hayatının süsünü isteyerek onlardan gözlerini ayırma. Kalbini, bizi anmaktan gafil kıldığımız, nefsinin kötü arzusuna uymuş ve işi hep aşırılık olan kimseye uyma. (KEHF/28)
-Yine insanlardan kimi de vardır ki, Allah'ın rızasına ermek için kendini feda eder. Allah ise kullarına çok merhametlidir. (BAKARA/207)
-Onları yola getirmek senin boynuna borç değildir, ancak Allah dilediğini yola getirir. Yaptığınız her iyilik sırf kendiniz içindir. Siz yalnızca Allah rızasını gözetmenin dışında infak etmezsiniz. İyilik cinsinden ne infak ederseniz o size aynen ödenir. Size hiçbir şekilde haksızlık yapılmaz. (BAKARA/272)
-Allah o kitabla rızasına uygun hareket edenleri selamet yollarına iletir. Onları izniyle karanlıklardan aydınlığa çıkarır ve onları dosdoğru yola sevk eder. (MAİDE/16)
-O halde binasını Allah korkusu ve Allah rızası üzerine kurmuş olan mı hayırlıdır, yoksa binasını yıkılmak üzere olan bir uçurumun kenarına kurup da onunla birlikte cehenneme yuvarlanan mı daha hayırlı? Allah, zalimler güruhunu hidayete erdirmez. (TEVBE/109)
-O halde akrabaya da hakkını ver, yoksula da, yolcuya da... Bu, Allah'ın rızasını dileyenler için daha hayırlıdır. Kurtuluşa erecek olanlar da işte onlardır. (RUM/38)
"Size sırf Allah rızası için yemek yediriyoruz. Sizden ne bir karşılık, ne de bir teşekkür bekliyoruz." (İNSAN/9)
-Bunun üzerine kendilerine hiç bir kötülük dokunmadan Allah'ın nimeti ve lütfuyla geri döndüler ve Allah'ın rızasına uydular. Allah büyük lütuf sahibidir. (AL-İ İMRAN 174)
-Allah'ın rızasına uyan kimse, Allah'ın hışmına uğrayan ve varacağı yer cehennem olan kimse gibi midir? Varış yeri olarak ne kötüdür orası! (AL-İ İMRAN/162)
-
Allah'ın ayetlerine gönülden boyun eğerler
İyilik yaparak kendisini Allah'a teslim eden ve İbrahim'in dinine dosdoğru olarak tâbi olan kimseden, din bakımından daha iyi kim olabilir? Allah, İbrahim'i dost edinmişti. (NİSA/125)
-Fakat iman edip salih amel işleyenler ve Rablerine karşı edepli olanlar, güvenen ve itaat edenler var ya, işte bunlar da cennet ehlidirler. Onlar orada ebedi kalırlar. (HUD/23)
-Kitap ehlinden öyleleri var ki, Allah'a inanırlar, size indirilene ve kendilerine indirilene -Allah'a boyun eğerek inanırlar. Allah'ın âyetlerini az bir değere değişmezler. Onların mükafatı da Allah katındadır. Şüphesiz Allah, hesabı çabuk görendir. (AL-İ İMRAN/199)
-Ki Allah anıldığı vakit onların kalpleri titrer. Onlar başlarına gelene sabreden, namaz kılan kimselerdir. Kendilerine verdiğimiz rızıktan Allah yolunda harcarlar. (HAC/35)
-O sabredenleri, o doğruluktan şaşmayanları, o elpençe divan duranları, o nafaka verenleri ve seher vakitlerinde o istiğfar edip yalvaranları (görür). (AL-İ İMRAN/17)
-Başkasından geçerek hep O'na gönül verin ve O'ndan sakının. Namaza devam edin ve müşrilerden olmayın. (RUM/3
Allah'a güvenip-dayanırlar, Yardımın ancak Allah'tan olduğunu bilirler
Kâfirlere ve münafıklara itaat etme, onların ezalarını bırak (aldırma) da Allah'a tevekkül et. Allah vekil olarak hepsine yeter. (AHZAB/48)
-Ve o halde sen Allah'a güven. Çünkü sen, apaçık hakikatin üzerindesin. (NEML/79)
-Musa dedi ki: "Ey kavmim! Siz gerçekten Allah'a iman ettinizse, O'na samimiyetle teslim olan müslümanlardan oldunuzsa artık O'na güvenin!" (YUNUS/84)
-Eğer aldırmazlarsa onlara de ki: Bana Allah yeter. O'ndan başka ilâh yoktur. Ben O'na dayanmaktayım ve O, o büyük Arş'ın Rabbidir. (TEVBE/129)
-Allah size yardım ederse, sizi yenecek yoktur. Eğer sizi yardımsız bırakırsa, artık ondan sonra size kim yardım edebilir? Müminler ancak Allah'a güvenip dayansınlar. (AL-İ İMRAN/160)
-Ey iman edenler! Allah'ın size olan nimetini hatırlayın. Hani bir topluluk size el uzatmaya (tecavüze) yeltenmişti de, O (Allah) onların ellerini sizden çekmişti. Allah'tan korkun. Müminler yalnız Allah'a dayansınlar. (MAİDE/11)
-Ki onlar, sabretmiş olup yalnız Rablerine güvenip dayanmaktadırlar. (ANKEBUT/59)
-Sen, ölümsüz ve daima diri olan Allah'a güvenip dayan. O'nu hamd ile tesbih et. Kullarının günahlarından haberdar olarak O yeter. (FURKAN/58)
-Bize yollarımızı göstermişken neden biz Allah'a dayanıp güvenmeyelim? Elbette bize yaptığınız eziyetlere katlanacağız. Tevekkül edenler yalnız Allah'a tevekkül etsinler." (İBRAHİM/12)
-O Muhacirler, müşriklerin eziyetlerine sabredenler ve Rablerine tevekkül edenlerdir. (NAHL/42)
-İnsanlar onlara: "Düşmanlarınız size karşı ordu topladı, onlardan korkun." dediklerinde, bu, onların imanını artırdı ve şöyle dediler: "Allah bize yeter. O ne güzel vekildir". (AL-İ İMRAN/173)
-Ve dedi ki: "Ey yavrularım! (şehre) hepiniz bir kapıdan girmeyin de ayrı ayrı kapılardan girin. Gerçi ben ne yapsam, Allah'ın takdirini sizden engelleyemem. Hüküm yalnızca Allah'ındır. Onun için bütün tevekkül edenler O'na tevekkül etmelidirler." (YUSUF/67)
-Eğer şeytandan bir vesvese, bir gıcık gelirse hemen Allah'a sığın. Muhakkak ki, Allah hakkıyla işiten, kemaliyle bilendir. (A'RAF/200)
..............
-
cahide
Jul 26 2008, 07:42 PM
Daima Allah'ı anarlar
Sana vahyedilen Kitabı oku ve namazı kıl. Muhakkak ki namaz hayasızlıktan ve kötülükten alıkoyar. Allah'ı anmak elbette en büyük ibadettir. Allah yaptıklarınızı bilir. (ANKEBUT/45)
Onlar ayaktayken, otururken ve yanları üzerine yatarken Allah'ı anarlar; göklerin ve yerin yaratılışı üzerinde düşünürler. Ve "Rabbimiz! Sen bunu boş yere yaratmadın, Sen yücesin, bizi ateşin azabından koru." derler. (AL-İ İMRAN/191)Onlar, iman etmiş ve kalbleri Allah zikriyle yatışmış olanlardır. Evet, iyi bilin ki, kalbler Allah'ın zikri ile yatışır. (RA'D/28)
Ey iman edenler, bir düşman topluluğu ile karşılaştığınız zaman sebat edin ve Allah'ı çokça zikredin ki, kurtuluşa eresiniz. (ENFAL/45)
Birtakım insanlar (Allahı tesbih ederler) ki, ne ticaret ne de alış veriş onları Allah'ı anmaktan, namaz kılmaktan ve zekat vermekten alıkoymaz. Onlar, kalplerin ve gözlerin allak bullak olduğu bir günden korkarlar. (NUR/37)
Şanım hakkı için muhakkak ki size Resullulah'da pek güzel bir örnek vardır. Allah'a ve son güne ümit besler olup da Allah'ı çok zikreden kimseler için. (AHZAB/21)
Sabah akşam demeden, kendi içinden, korkarak ve yalvararak, alçak sesle Rabbini an ve gafillerden olma. (A'RAF/205)
Kuran'a kuvvetle bağlanmışlardır
Bu Kitap (Kur'ân), kendinden önceki kitapları tasdik eden, şehirler anası (Mekke) halkını ve çevresindeki bütün insanlığı uyarman için indirdiğimiz mübarek bir kitaptır. Ahiret gününe iman edenler bu Kitab'a da iman ederler ve onlar namazlarına da devamlıdırlar. (EN'AM/92)
Oturun da evlerinizde okunan Allah'ın âyetlerini ve hikmeti anın. Şüphe yok ki Allah lütuf sahibidir ve her şeyden haberdardır. (AHZAB/34)
Kendilerine Rablerinin âyetleri hatırlatıldığında ise, onlara karşı sağır ve kör davranmazlar. (FURKAN/73)
Sana indirdiğimiz ve onlara okunmakta olan kitap, kendilerine yetmedi mi? Bunda iman edecek bir kavim için elbette bir rahmet ve öğüt vardır. (ANKEBUT/51)
Aralarında Allah'ın indirdiğiyle hükmet. Onların keyiflerine uyma. Allah'ın sana indirdiğinin bir kısmından seni saptırmalarından sakın. Eğer Allah'ın hükmünden yüzçevirirlerse, bil ki Allah, bir kısım günahları sebebiyle onları musibete uğratmak istiyor. Muhakkak ki insanların çoğu yoldan çıkanlardır. (MAİDE/49)
Kitaba sarılanlara ve namazı kılmaya devam edenlere gelince, biz o iyilerin ecrini hiçbir zaman yitirmeyiz. (A'RAF/170)
(Madem ki yalnız seni gönderdik) Öyleyse kâfirlere boyun eğme ve bununla (Kur'ân ile) onlara karşı olanca gücünle büyük bir savaş ver! (FURKAN/52)
Allah'a asla nankörlük etmezler
Kitaptan ilmi olan kimse ise, "Gözünü açıp kapamadan, ben onu sana getiririm" dedi. (Süleyman) onu (Melike'nin tahtını) yanıbaşına yerleşivermiş görünce, "Bu, dedi, şükür mü edeceğim, yoksa nankörlük mü edeceğim diye beni sınamak üzere Rabbimin (gösterdiği) lütfundandır. Şükreden ancak kendisi için şükretmiş olur; nankörlük edene gelince, o bilsin ki Rabbim müstağnidir, çok kerem sahibidir."(NEML/40)
Kıyamet gününe kesin olarak inanırlar
Onlar görmedikleri halde Rablerinden korkarlar, kıyamet saatinden de titrerler. (ENBİYA/49)
Böylece biz sana Arapça bir Kur'ân indirdik ki, şehirlerin anası (olan Mekke) halkını ve etrafındakileri uyarasın ve hakkında hiç şüphe olmayan kıyamet gününün dehşetinden onları korkutasın. Bir grup cennettedir, bir grup da cehennemdedir. (ŞURA/7)
Gelecek endişesi taşımazlar
Şeytan sizi fakirlikle korkutup çirkin çirkin şeylere teşvik eder. Allah da lütfundan ve bağışlamasından birtakım vaatlerde bulunuyor. Allah'ın lütfu geniştir. O herşeyi bilendir. (BAKARA/268)
Kadere tam iman ederler, Zorluklar imanlarından döndüremez
De ki: "Hiçbir zaman bize Allah'ın bizim için takdir ettiğinden başkası dokunmaz. O bizim mevlamızdır. Müminler yalnızca Allah'a tevekkül etsinler." (TEVBE/51)
Yeryüzünde vuku bulan ve sizin başınıza gelen herhangi bir musibet yoktur ki biz onu yaratmadan önce, bir kitapta yazılmış olmasın. Şüphesiz bu Allah'a göre kolaydır.
Böylece elinizden çıkana üzülmeyesiniz ve Allah'ın size verdiği nimetlerle şımarmayasınız. Çünkü Allah, kendini beğenip böbürlenen kimseleri sevmez. (HADİD/22-23)
Allah'ın dinini tebliğ ederler
Onlar, Allah'ın gönderdiklerini tebliğ ederler ve O'ndan korkarlar, Allah'tan başka kimseden korkmazlardı. Hesap görücü olarak da Allah yeter. (AHZAB/39)
Gizli yada açık infak ederler
Rablerinin rızasını kazanmak arzusuyla sabrederler ve namazı dosdoğru kılarlar ve kendilerine verdiğimiz rızıklardan gizli ve açıkça Allah yolunda harcarlar ve çirkinlikleri güzelliklerle yok ederler. İşte bunlar, bu hayatın akibeti kendilerinin olacak olanlardır. (RA'D/22)
Zekatı gereği gibi verirler
Onlar ki, zekat (vazifelerini) yerine getirirler, (MÜ'MİNUN/4)
"Ve bize hem bu dünyada bir iyilik yaz, hem de ahirette. Biz gerçekten de tevbe edip senin hidayetine döndük." Buyurdu ki, azabım var, onu dilediğime isabet ettiririm, rahmetim de vardır , o ise her şeyi kaplamış ve kuşatmıştır. Onu da özellikle korunanlara, zekatını verenlere ve âyetlerimize inananlara mahsus kılacağım. (A'RAF/156)
Siz namazı hakkıyle kılmaya bakın ve zekatı verin! Kendi nefsiniz için her ne hayır yaparsanız, Allah katında onu bulursunuz. Muhakkak ki, Allah bütün yaptıklarınızı görmektedir (BAKARA/110)
Emanete riayet ederler
Onlar emanetlerini ve ahitlerini gözetirler. (MEARIC/32)
Kitap ehlinden öylesi vardır ki, ona yüklerle mal emanet etsen, onu sana eksiksiz iade eder. Fakat öylesi de vardır ki, ona bir dinar emanet etsen, tepesine dikilip durmadıkça onu sana iade etmez. Bu da onların, "Ümmîlere karşı yaptıklarımızdan bize vebal yoktur." demelerinden dolayıdır. Ve onlar, bile bile Allah'a karşı yalan söylerler. (AL-İ İMRAN/75)
Allah size, emanetleri ehline vermenizi ve insanlar arasında hükmettiğiniz zaman adaletle hükmetmenizi emrediyor. Allah, bununla size ne güzel öğüt veriyor. Şüphesiz ki Allah her şeyi hakkıyla işiten, hakkıyla görendir. (NİSA/58)
Yine onlar ki, emanetlerine ve ahidlerine riayet ederler, (MÜ'MİNUN/8)
İyiliği emreder
Allah'a ve ahiret gününe inanırlar, iyiliği emrederler, kötülükten vazgeçirmeye çalışırlar, hayır işlerinde de birbirleriyle yarışırlar. İşte onlar iyi insanlardandır. (AL-İ İMRAN/114)
Erkek ve kadın bütün müminler birbirlerinin dostları ve velileridirler. İyiliği emrederler, kötülükten vazgeçirirler, namazı kılarlar, zekâtı verirler, Allah'a ve Resulüne itaat ederler. İşte bunları Allah rahmetiyle yarlığayacaktır. Çünkü Allah azîzdir, hakîmdir. (TEVBE/71)
Siz insanlar için çıkarılmış en hayırlı ümmetsiniz. İyiliği emreder, kötülükten vazgeçirmeğe çalışır ve Allah'a inanırsınız. Kitap ehli de inansaydı kendileri için elbette daha hayırlı olurdu. İçlerinden iman edenler de var, ama pek çoğu yoldan çıkmışlardır. (AL-İ İMRAN/110)
Onlar (o müminlerdir) ki, eğer kendilerini yeryüzünde iktidar mevkiine getirirsek namazı kılarlar, zekatı verirler, iyiliği emrederler ve fenalığı yasak ederler. Bütün işlerin sonu sırf Allah'a âittir. (HAC/41)
"Yavrucuğum! Namazı kıl, iyiliği emret, kötülükten sakındır. Başına gelenlere sabret, çünkü bunlar, azmi gerektiren işlerdendir." (LOKMAN/17)
(Bunlar), O tevbekâr olanlar, o ibadet edenler, o hamd edenler, o oruçlular, o rükua varanlar, o secdeye kapananlar, iyiliği emredip, kötülükten vazgeçirenler, Allah'ın hududunu koruyanlar (emirleriyle yasaklarının ölçülerine riayet edenler)dır. Müjde ver o müminlere, müjde! (TEVBE/12)
Hoşgörülü ve bağışlayıcıdırlar
Sen yine de affa sarıl, iyiliği emret ve cahillerden yüz çevir. (A'RAF/199)
Bir tatlı dil ve kusurları bağışlamak, arkasından eza ve gönül bulantısı gelecek bir sadakadan daha hayırlıdır. Allah, hiçbir şeye muhtaç değildir, halimdir, yumuşak davranır. (BAKARA/263)
Bir hayrı açıklar yahut gizlerseniz, yahut da bir kötülüğü bağışlarsanız, biliniz ki, Allah da çok bağışlayıcıdır, her şeye hakkıyla kadirdir. (NİSA/149)
Adeletlidirler
Ey iman edenler! Adaleti ayakta tutan ve kendiniz, ana-babanız ve yakın akrabanız aleyhine de olsa, yalnız Allah için şahitlik eden kimseler olunuz. Zira zengin de olsa, fakir de olsa, Allah ikisine de (sizden) daha yakındır. Nefsinizin arzusuna uyarak adaletten uzaklaşmayın. Eğer (şahitlik ederken) dilinizi eğer, bükerseniz veya çekinirseniz, şüphesiz Allah yaptıklarınızdan haberdardır. (NİSA/135)
Allah sizi, din hakkında sizinle savaşmayan ve sizi yurtlarınızdan çıkarmayan kimselere iyilik etmekten, onlara adaletli davranmaktan men etmez. Çünkü Allah adalet yapanları sever. (MÜMTEHİNE/8)
Eğer müminlerden iki grup birbirleriyle vuruşurlarsa aralarını düzeltin. Şayet biri ötekine saldırırsa, Allah'ın buyruğuna dönünceye kadar saldıran tarafla savaşın. Eğer dönerse aralarını adaletle düzeltin ve (her işte) adaletli davranın. Şüphesiz ki Allah, adil davrananları sever. (HUCURAT/9)
Ey iman edenler, Allah için hakkı ayakta tutanlar ve adaletle şahitlik yapanlar olunuz. Bir kavme olan kininiz, sizi adaletsizliğe sevketmesin. Adaletli olun, çünkü o, takvaya daha yakındır. Allah'tan korkun. Şüphesiz Allah, yaptıklarınızdan haberdardır. (MAİDE/8)
Allah size, emanetleri ehline vermenizi ve insanlar arasında hükmettiğiniz zaman adaletle hükmetmenizi emrediyor. Allah, bununla size ne güzel öğüt veriyor. Şüphesiz ki Allah her şeyi hakkıyla işiten, hakkıyla görendir. (NİSA/58)
Müslüman olması için kimseye baskı yapmazlar
Eğer Rabbin dileseydi, yeryüzünde kim varsa hepsi toptan iman ederlerdi. O halde insanları hep mümin olsunlar diye sen mi zorlayacaksın? (YUNUS/99)
De ki: "Ey insanlar! İşte size Rabbinizden hak geldi. Artık kim hidayeti kabul ederse kendi canı için kabul etmiş olur. Kim sapıklık ederse kendi zararına sapıklık etmiş olur. Ve ben sizin üzerinize vekil değilim." (YUNUS/108)
Onlar, boş söz işittikleri zaman, ondan yüz çevirirler ve "Bizim işlerimiz bize, sizin işleriniz size. Size selam olsun. Biz kendini bilmezleri istemeyiz" derler. (KASAS/55)
Dinde zorlama yoktur. Çünkü doğruluk, sapıklıktan ayırd edilmiştir. Artık her kim tâğutu inkar edip, Allah'a inanırsa, sağlam bir kulpa yapışmıştır ki, o hiçbir zaman kopmaz. Allah, her şeyi işitir ve bilir. (BAKARA/256)
Haydi öğüt ver; sen şimdi sırf bir öğütçüsün.
Onların üzerinde bir zorba değilsin. (GAŞİYE 21/22
............
cahide
Jul 26 2008, 08:09 PM
Sabırlıdırlar
İşte onlar, sabretmelerine karşılık cennetin en yüksek makamları ile mükafatlandırılacaklar, orada hürmet ve selamla karşılanacaklardır. (FURKAN/75)
O Muhacirler, müşriklerin eziyetlerine sabredenler ve Rablerine tevekkül edenlerdir. (NAHL/42)
Ey iman edenler! Sabredin, düşmanlarınıza karşı sebat gösterin, nöbet bekleşin, Allah'dan gereğince korkun ki, kurtuluşa eresiniz. (AL-İ İMRAN/200)
Ve sabret! Çünkü Allah iyilik edenlerin mükafatını yitirmez. (HUD/115)
Şimdi sen sabret. Çünkü Allah'ın vaadi mutlaka haktır. Sakın imanı sağlam olmayanlar seni hafifliğe sevketmesinler. (RUM/60)
Rabbin için sabret. (MÜDDESSİR/7)
Çaresiz biz sizi biraz korku, biraz açlık, biraz da mallardan, canlardan ve ürünlerden eksiltme ile imtihan edeceğiz. Müjdele o sabredenleri! (BAKARA/155)
Calut ve ordusuna karşı savaş meydanına çıktıkları zaman da şöyle dediler: "Ey Rabbimiz! Üzerlerimize sabır dök, ayaklarımızı sabit tut ve kâfirler topluluğuna karşı bize yardım et!" (BAKARA/250)
Sizin yanınızdaki dünya malı tükenir, Allah'ın katındakiler ise tükenmez. Muhakkak ki biz, Allah yolunda sabredenleri, yaptıkları amelin daha güzeliyle mükafatlandıracağız. (NAHL/96)
Kibirli değildirler
Yeryüzünde kibir ve azametle yürüme! Çünkü sen asla yeri yaramazsın ve boyca da dağlara erişemezsin. (İSRA/37)
Böylece elinizden çıkana üzülmeyesiniz ve Allah'ın size verdiği nimetlerle şımarmayasınız. Çünkü Allah, kendini beğenip böbürlenen kimseleri sevmez. (HADİD/23)
İşte ahiret yurdu! Biz onu yeryüzünde böbürlenmeyi ve bozgunculuğu arzulamayan kimselere veririz. (En güzel) akıbet, takva sahiplerinindir. (KASAS/83)
Bizim âyetlerimize öyle kimseler iman eder ki, onlarla kendilerine öğüt verildiği zaman secdelere kapanırlar ve Rablerine hamd ile tesbih ederler de büyüklük taslamazlar. (SECDE/15)
Allah'a ibadet edin ve O'na hiçbir şeyi ortak koşmayın. Sonra anaya, babaya, akrabaya, yetimlere, yoksullara, akraba olan komşulara, yakın komşulara, yanında bulunan arkadaşa, yolda kalanlara, sahip olduğunuz kölelere iyilik edin. Şüphesiz Allah, kibirlenen ve övünen kimseyi sevmez. (NİSA/36)O çok merhametli Allah'ın (has) kulları onlardır ki, yeryüzünde tevazu ile yürürler ve cahil kimseler kendilerine laf attığı zaman (incitmeksizin) "selam" derler (geçerler). (FURKAN/63) Her ümmet için Allah'ın kendilerine rızık olarak verdiği kurbanlık hayvanların üzerine O'nun adını ansınlar diye bir mabed yapmışızdır. Hepinizin ilâhı bir tek ilâhtır. Onun için yalnız O'na teslim olan müslümanlar olun. (Ey Muhammed!) Allah'a itaat eden alçak gönüllüleri müjdele. (HAC/34)
"Hem insanlara karşı avurdunu şişirme (kibirlenme) ve yeryüzünde çalımla yürüme. Çünkü Allah övünen ve kuruntu edenlerin hiçbirini sevmez. (LOKMAN/18)
Yapmayacakları şeyleri söylemezler
Ey iman edenler! Yapmayacağınız şeyi niçin söylüyorsunuz?
Yapmayacağınızı söylemeniz, Allah yanında şiddetli bir buğza sebeb olur.(SAFF/2-3)
Yoksulları korurlar
Onların mallarında belli bir hak vardır,
Hem isteyen için, hem de istemekten utanan yoksul için. (MEARİC/24-25)
Düşküne, yetime ve esire seve seve yemek yedirirler. (İNSAN/8)
Asla ümitsizliğe kapılmazlar
"Ey oğullarım, gidin, Yusuf'u ve kardeşini araştırın. Allah'ın rahmetinden ümit kesmeyin; zira kâfir kavimden başkası Allah'ın rahmetinden ümit kesmez." (YUSUF/87)
De ki: "Ey haddi aşarak nefislerine karşı israf etmiş olan kullarım! Allah'ın rahmetinden ümid kesmeyin. Çünkü Allah, bütün günahları bağışlar. Şüphesiz ki O, çok bağışlayıcıdır, çok merhamet edicidir." (ZÜMMER/53)
Melekler: "Seni gerçekle müjdeliyoruz. Sakın Allah'ın rahmetinden ümidini kesenlerden olma!" dediler. (HİCR/55)
Suçlulara arka çıkmazlar
[color=#000099]Ey inananlar! Benim de düşmanım, sizin de düşmanınız olan kimseleri dost edinmeyin. Onlar size gelen gerçeği inkar ettikleri, Rabbiniz Allah'a inandığınızdan dolayı Resulü ve sizi (yurdunuzdan sürüp) çıkardıkları halde siz onlara sevgi ulaştırıyorsunuz. Eğer benim yolumda savaşmak ve benim rızamı kazanmak için çıktınızsa içinizde onlara sevgi mi gizliyorsunuz? Oysa ben sizin gizlediğiniz ve açığa vurduğunuz her şeyi bilirim. Sizden kim bunu yaparsa doğru yoldan sapmış olur. (MÜMTEHİNE/1)
Allah'a ve ahiret gününe inanan bir milletin, babaları, oğulları, kardeşleri, yahut akrabaları da olsa Allah'a ve Resulüne düşman olanlarla dostluk ettiğini görmezsiniz. Onlar o kimselerdir ki Allah kalblerine iman yazmış ve onları kendinden bir ruh ile desteklemiştir. Onları, altlarından ırmaklar akan cennetlere sokacak, orada ebedî kalacaklardır. Allah onlardan razı olmuş, onlar da O'ndan razı olmuşlardır. İşte onlar Allah'ın hizbi (dininin yardımcıları)dir. iyi bilin ki kurtuluşa erecek olanlar Allahın hizbidir (MÜCADELE 22)
Barıştırıcı ve uzlaştırıcıdırlar
Sözünüzde durmanız, kötülükten sakınmanız ve insanların arasını düzeltmeniz için, Allah'ı yeminlerinize hedef veya siper edip durmayın. Allah, her şeyi işitir ve bilir. (BAKARA/224)
Her kim de vasiyet edenin, bir hata işlemesinden veya bir günaha girmesinden endişe eder de tarafların arasını düzeltirse, ona bir vebal yoktur. Şüphesiz ki, Allah çok bağışlayıcıdır, çok merhamet edicidir. (BAKARA/182)
Bir sadaka vermeyi yahut iyilik yapmayı veyahut da insanlar arasını düzeltmeyi emreden(ler)inki hariç, onların aralarındaki gizli gizli konuşmalarının çoğunda hiçbir hayır yoktur. Kim bunları sırf Allah'ın rızasını kazanmak için yaparsa, yakında ona büyük bir mükafat vereceğiz. (NİSA/114)
Müminler ancak kardeştirler. Öyleyse kardeşlerinizin arasını düzeltin ve Allah'tan korkun ki rahmete eresiniz. (HUCURAT/10)
Eğer karı-koca arasının açılmasından endişeye düşerseniz bir hakem erkeğin tarafından, bir hakem de kadının ailesinden kendilerine gönderin. Bu arabulucu hakemler gerçekten barıştırmak isterlerse, Allah karı-koca arasındaki dargınlık yerine geçim verir. Şüphesiz ki Allah hakkıyla bilendir, her şeyin aslından haberdardır. (NİSA/35)
Arkadan konuşmaz ve kusur araştırmazlar
Ey iman edenler! Bir topluluk diğer bir toplulukla alay etmesin. Belki de onlar, kendilerinden daha iyidirler. Kadınlar da kadınları alaya almasınlar. Belki onlar kendilerinden daha iyidirler. Kendi kendinizi ayıplamayın, birbirinizi kötü lakaplarla çağırmayın. İmandan sora fâsıklık ne kötü bir isimdir! Kim de tevbe etmezse işte bu kimseler zalimlerdir.
Ey iman edenler! Zannın bir çoğundan kaçının. Çünkü zannın bir kısmı günahtır. Birbirinizin kusurunu araştırmayın. Biriniz diğerini arkasından çekiştirmesin. Biriniz, ölmüş kardeşinin etini yemekten hoşlanır mı? İşte bundan tiksindiniz. O halde Allah'tan korkun. Şüphesiz Allah, tevbeyi çok kabul edendir, çok merhamet edendir. (HUCURAT/11-12)
-Anne bayaya iyi davranırlar
Biz insana, ana babasına iyi davranmasını tavsiye etmişizdir. Eğer onlar, seni, hakkında bilgin olmayan bir şeyi (körü körüne) bana ortak koşman için zorlarlarsa, onlara itaat etme. Dönüşünüz ancak banadır. O zaman, size yapmış olduklarınızı haber vereceğim. (ANKEBUT/8)
Rabbin kesin olarak şunları emretti: Ancak kendisine ibadet edin, anne ve babaya iyilik edin. Onlardan biri veya her ikisi senin yanında yaşlanırsa, sakın onlara "öf" bile deme ve onları azarlama. İkisine de tatlı ve güzel söz söyle. (İSRA/23)
Gerçi biz insana, anasına ve babasına itaati de tavsiye ettik. Anası onu zayıflık üstüne zayıflıkla taşıdı. Onun sütten ayrılması da iki yıl içindedir. (Biz insana): "Bana, anana ve babana şükret" diye de tavsiye ettik. Dönüş, ancak banadır. (LOKMAN/14)
-Kadınları koruyup gözetirler
Namuslu, kötülüklerden habersiz mümin kadınlara zina isnadında bulunanlar, dünya ve ahirette lanetlenmişlerdir. Onlar için çok büyük bir azab vardır. (NUR/23)
Ey iman edenler! Kadınlara zorla varis olmanız size helal değildir. Verdiğiniz mehrin bir kısmını kurtaracaksınız diye, onları sıkıştırmanız da helal değildir. Ancak açık bir hayasızlık yapmış olurlarsa başka. Onlarla iyi geçinin. Eğer kendilerinden hoşlanmadınızsa, olabilir ki, siz bir şeyden hoşlanmasanız da Allah onda bir çok hayır takdir etmiş bulunur. (NİSA/19)
Kadınları boşadığınız zaman iddetlerini bitirdiklerinde, artık kendilerini ya iyilikle tutun veya güzellikle salın. Yoksa haklarına tecavüz için zararlarına olarak onları tutmayın. Her kim bunu yaparsa nefsine zulmetmiş olur. Sakın Allah'ın âyetlerini alay konusu edinmeyin, Allah'ın üzerinizdeki nimetini, size kendisiyle öğüt vermek üzere indirdiği kitap ve hikmeti hatırlayıp, düşünün. Hem Allah'tan korkun ve bilin ki Allah her şeyi bilir. (BAKARA/231)
Boşamak (talak) iki defadır. Ondan sonrası ya iyilikle tutmak veya güzellikle salmaktır. Onlara verdiklerinizden bir şey almanız da size helâl olmaz. Ancak Allah'ın çizdiği hudutta duramayacaklarından korkmaları başka. Eğer siz de bunların, Allah'ın çizdiği hudutta duramayacaklarından korkarsanız, kadının, ayrılmak için hakkından vazgeçmesinde artık ikisine de günah yoktur. İşte bunlar, Allah'ın çizdiği hudududur. Sakın bunları aşmayın, Her kim Allah'ın hududunu aşarsa, işte onlar zalimlerdir. (BAKARA/229)
Sözün en güzelini söylerler
Allah'a davet eden, salih amel işleyen ve: "Ben gerçekten müslümanlardanım" diyen kimseden daha güzel sözlü kim olabilir? (FUSSİLET/33)
Görmedin mi? Allah nasıl bir misal verdi. Güzel bir söz, kökü (yerde) sabit, dalları gökte olan güzel bir ağaç gibidir.
(O ağaç) Rabbinin izniyle her zaman meyve verir. Öğüt alsınlar diye Allah insanlara böyle misaller verir. (İBRAHİM/24-25)
-
cahide
Jul 28 2008, 06:22 PM
[ Allah'ı Sevmek ve Allah İçin Sevmek Sevgilerin En Yücesidir ]
Allah CC sevgisinden söz etmek istiyorum.
Her iyiliğin başı Allah'ı sevmektir. Dünyada mutlu hayat, ahirette cennetin sonsuz nimetleri bu sevgi sayesinde elde edilir.
Allah'ı sevmek, O'nu bilmeye ve tanımaya bağlıdır. Çünkü insan, ancak bildiğini ve tanıdığını sever. Bir İslâm büyüğü olan Hasan Basri'nin: "Rabbini bilen O'nu sever''1 sözü ne kadar güzeldir.
Allah Teâlâ, Kur'an-ı Kerim'de belirtilen sıfatları ile tanınır. 0, âlemlerin Rabbidir. Bütün alemleri yaratan ve yaşatan O'dur. O'ndan başka yaratıcı yoktur. Her şeyi gören ve bilendir. Yerde ve göklerde O'na saklı hiçbir şey yoktur. Her şeyi görür ve işitir. Hatta gönüllerde saklı olan şeyleri bile bilir. Rahman'dır, Rahim'dir, insanlara ve bütün canlılara sonsuz şefkat ve merhameti vardır. Yarattığı insanlardan O'na inanmayanları da yedirip içirmekte ve doyurmaktadır. İnsanları öldürüp sonra diriltecek ve huzurunda sorgulayacak olan O'dur. Emirlerine uyup yasakladıklarından sakınmış olanları cennetle ve cennetin sonsuz nimetleri ile mükafatlandıracak O'dur. Her şeye gücü yeter. Kâinatta olan her şeyi, güneşi de ayı da, denizleri ve nehirleri de hepsini insanoğlunun hizmetine veren ve emrine amâde kılan O'dur.
Bu sıfatlar, Allah'tan başka kimde bulunur? Hiç kimsede bulunmaz. En üstün yaratık olan insandaki yetenekleri insana veren O'dur. Bunun için insanoğlu yalnız O'na ibadet etmek ve her şeyden daha çok O'nu sevmek durumundadır.
Her şeyde bize örnek olan Peygamberimiz Allah'ı sevmede de bize en güzel örnektir. Onun hayatını inceleyenler, onun Allah'ı ne kadar çok sevdiğini göreceklerdir. Allah'ı sevmede, O'na güvenip dayanmada tek örnek alınacak insan, odur.
Allah sevgisi insanı Allah'a yaklaştırır ve O'nun rızasını kazanmasına sebep olur. Peygamberimiz buyuruyor:
"Davut (a.s.)'un duasından birisi şöyle idi: "Allah'ım, senden senin sevgini ve seni sevenleri sevmeyi ve senin sevgine beni ulaştıracak amelleri dilerim. Allah'ım, senin sevgini, nefsimden çoluk çocuğumdan ve soğuk sudan daha sevgili kıl."2
Peygamberimiz, Allah'ı candan sever ve O'na ibadet etmekten büyük haz duyardı. Hadis kitapları, Peygamberimizin gece namazında ayakları şişinceye kadar ayakta durduğunu haber veriyorlar. Kendisine:
- Ey Allah'ın Resûlü, yüce Allah seni bağışlamışken bu kadar zahmete neden katlanıyorsunuz? Dediklerinde, O:
- Niçin Allah'a şükreden bir kul olmayayım?3 Diye cevap veriyordu. Bu cevap, onun, Allah korkusu endişesiyle değil, Allah'a olan sevgi ve derin saygısı sebebiyle ibadet ettiğini gösteriyor.
Peygamber efendimizin şu yalvarışı, onun Allah'a olan sevgisini gösterir.
İbn-i Abbas (r.a.) anlatıyor: Peygamberimiz gece yarısı namaza kalktığında şöyle yalvarırdı:
"Allah'ım, hamd sana mahsustur. Göklerin ve yerin nuru, nur vereni sensin, hamd sana mahsustur. Gökler ve yer seninle senin emrinle ayakta durmaktadır. Hamd sana mahsustur, göklerin, yerin, göklerle yerdekilerin Rabbi sensin, sen haksın, va'din haktır, sözün hak, sana kavuşmak haktır. Allah'ım, ben sana teslim oldum, sana inandım, sana güvendim, sana sığınıyorum. Sana güvenerek mücadele ediyorum. Düşmanımla aramızda ancak senin hakemliğine baş vurdum. Benim gerek evvelce işlediğim ve gerekse bundan sonra işlemem muhtemel bulunan günahlarımla, gizli ve aşikar yaptıklarımı bağışla. Benim İlâhım sensin, senden başka hiçbir ilâh yoktur.''4
Görülüyor ki, Peygamberimiz gece uyku ve istirahatini feda ederek kalkıyor, o sessizlik içinde namaz kılıyor ve sonunda Allah'a el açarak yalvarıyor. Bu davranışı, onun Allah'ı nasıl sevdiğini göstermektedir.
Esasen Allah'a yapılan ibadetin makbul olanı da budur. Severek, isteyerek ve saygı duyarak yapılan ibadet en makbul ibadettir.
Peygamberimiz her vesile ile Allah'a olan derin saygısını dile getirirdi.
Ömer b. el-Hattab (r.a.) anlatıyor: Peygamberimizin huzuruna Havazin kabilesinden bir takım esirler gelmişti. Bunların içinde emzikli bir kadın vardı. Çocuğunu kaybetmişti. O, göğsüne biriken sütü esirler arasındaki çocuklara veriyor, emziriyordu. Bu kadın esirler arasında kendi çocuğunu bulunca hemen onu alıp bağrına bastı ve derin bir sevgi ile çocuğunu emzirmeye başladı. Bu yüksek şefkat ve sevgiyi görünce Peygamberimiz bize:
- Şu kadının çocuğunu ateşe atacağına ihtimal verir misiniz? Buyurdu, Biz:
- Hayır, atmamağa gücü yettiği sürece atmaz, dedik. Bunun üzerine Peygamberimiz:
- İşte Allah Teâlâ kullarına bu kadının çocuğuna olan sevgi ve şefkatinden daha merhametli ve şefkatlidir, buyurdu.5
Bir kere Ashaptan biri şöyle bir olay anlattı: Bir çalılığın içinde birkaç kuş yavrusu gördüm. Onları aldım ihramımın içine koydum. Biraz sonra anneleri geldi, ihramımın üzerinde dolaşıp durdu. Ben ihramımı açar açmaz o da yavrularının yanına girdi. Peygamberimiz bu olayı dinledikten sonra: "Anneliğin şefkatinden hayret mi ediyorsunuz? Beni gönderen Allah'a yemin ederim ki, Allah Teâlâ kullarını, bir annenin yavrularını sevmesinden daha fazla sever", buyurdu.6
Allah'ı Kim Sever?
Hiç şüphe yok ki, Allah'ı, O'nu tanıyan ve O'na inanan kimse sever. Nitekim Kur'an-ı Kerim'de şöyle buyuruluyor.
"İnsanlar arasında Allah'ı bırakıp O'na koştukları eşleri ilah olarak benimseyip onları Allah'ı sever gibi sevenler vardır. İnananların Allah'ı sevmesi ise hepsinden kuvvetlidir."7
Ayet-ı Kerime'de önemli bir uyarıda bulunuluyor. Gerek Allah'ı tanımayarak olsun ve gerekse olmasın ilâhlık manasında Allah'a ortak yapıp, onları Allah'ı sever gibi severler. Onları, eriştikleri nimetin sahibi olarak tanırlar. Onların sevgisini hareketlerinin başı kabul ederler. Allah'a yapılacak şeyleri onlara yaparlar. Allah'ın rızasını düşünmeden onların rızalarını elde etmeye çalışırlar. Allah'a isyan sayılan şeylerde bile onlara itaat ederler. Yazık, bunlar sapıklığın içinde bocalayan zavallılardır. Çünkü bunlar kendilerini yoktan var eden Allah'a yönelmeleri ve O'nun verdiği nimetlere şükretmeleri gerekirken,onlar, kendilerine hiçbir fayda ve zararı olmayan, Allah'a ortak koştukları şeylere bağlanırlar. Onun için bunlar yollarını şaşırmış zavallı insanlardır.
Ancak mü'minler her şeyden daha çok Allah'ı severler. O'na yönelir, O'ndan dilekte bulunurlar. Peygamberimiz şöyle buyuruyor:
"Bir kimsede (tam olarak) üç özellik bulunursa imanın tadını duyar. Allah ile Peygamberi kendisine başkalarından daha sevgili olmak, sevdiği kimseyi yalnız Allah için sevmek, Allah onu küfürden kurtardıktan sonra tekrar küfre dönmekten ateşe atılacakmışçasına hoşlanmamak."8
Allah'ı sevenler, O'nu her zaman anarlar. Bir insanın sevdiğini sık sık anmasından daha olağan ne olabilir? Sevilen Allah olunca, bu anış, insanın bütün varlığını kaplayan bir aşk haline dönüşür. Böyle olunca sevgili Peygamberimizin buyurdukları gibi Allah Teâlâ o kimsenin işiten kulağı, gören gözü ve konuşan dili olur.
Gönüllerinde Allah sevgisi yer etmiş olan kimseler her zaman ve her yerde Allah'ı anarlar. Kur'an-ı Kerim'de şöyle buyuruluyor:
"Onlar ayakta dururken, otururken, yanları üzerine yatarken (her zaman) Allah'ı anarlar, göklerin ve yerin yaratılışı hakkında derin derin düşünürler ve şöyle derler: ''Rabbimiz, sen bunu boş yere yaratmadın. Seni tesbih ederiz. Bizi cehennem azabından koru."9
Hz.Aişe (r.a.) validemiz anlatıyor: Bir gün Peygamberimiz bir zatı askeri birliğin başına göndermişti. O zat birliğe imam olduğunda namazı "İhlas'' sûresi ile kıldırmıştı. Birlik geri geldiğinde, bu zatın namazı kısa bir sûre olan "İhlâs" sûresi ile kıldırdığı, uzun sûre okumadığı Peygamberimize şikayet edildi. Peygamberimiz:
- Bunu ne maksatla yaptığını kendisinden sorun, buyurdu. Sordular, o zat:
- "İhlâs'' sûresi Allah'ın sıfatlarını ihtiva ettiğinden onu okumayı seviyorum. Onun için namazı bu sûre ile kıldırdım, deyince Peygamberimiz:
- Siz de onu müjdeleyin, Allah kendisini seviyor, buyurdu.10
Değerli kardeşlerim, bütün ibadetler, Allah'ı anmak ve daima onu hatırlamak içindir. Bu itibarla Allah'ı anmak en üstün ibadet sayılmıştır. Nitekim Ebû'd-Derdâ (r.a.)'nın anlattığına göre Peygamberimiz şöyle buyurmuştur.
"Size işlerinizin en hayırlısını, Allah katında en makbulünü, dereceleriniz bakımından en yükseğini, altın ve gümüş dağıtmaktan daha üstününü, savaş alanlarında düşmanlarınızla karşılaşıp onları öldürmenizden daha hayırlı olanını haber vereyim mi?'' diye sordu. Ashap:
"Evet, ey Allah'ın Resûlü, haber ver'', dediler. Peygamberimiz:
"Allah'ı anmaktır'', buyurdu.11
Allah'ı ananların Allah tarafından anılacakları ve O'nun tükenmek bilmeyen maddi ve manevi nimetlerine, sayısız Iütuflarına erecekleri Kur'an-ı Kerim'de müjdelenmiş ve:
''Siz beni anın, ben de sizi anayım. Bana şükredin, sakın nankörlük etmeyin",12 buyurulmuştur.
Bu âyet-i kerime şu tabirlerle açıklanmıştır:
- Siz beni, bana itaatle anınız, ben de sizi rahmetimle anayım.
- Siz beni, bana dua ederek anın, ben de sizi, duanızı kabul ederek anayım.
- Beni överek ve itaat ederek anın, ben de sizi nimetimi artırarak anayım.
- Siz beni gizli yerlerde anın, ben de sizi kırlarda ve çöllerde anayım.
- Siz beni refah ve rahat içinde iken anın, ben de sizi felâket ve musîbete uğradığınız zaman anayım.
- Siz beni ibadetle anın, ben de sizi yardımımla anayım.
- Siz beni, İslâm'ı yaymak için anın, ben de sizi hidayetimle anayım.
- Siz beni "Allah'tan başka ilâh yoktur'' diyerek anın, ben de sizi kulluğa kabul ederek anayım.13
Görülüyor ki, Yüce Allah kulunun, kendi rızası için olan hiçbir davranışını karşılıksız bırakmıyor.
Ebû Hureyre (r.a.) Peygamberimizin şöyle buyurduğunu haber veriyor:
"Aziz ve Celil olan Allah buyurur ki, "Ben kulumun beni sanısı yanındayım, beni nasıl sanırsa ben öyleyim. Kulum beni andığı zaman muhakkak onunla beraberim. O beni gönlünde gizlice anarsa, ben de onu öyle anarım. Eğer o beni bir topluluk içinde anarsa ben de onu, beni içinde andığı topluluktan daha hayırlı bir topluluk için de anarım. Kulum bana bir karış yaklaşırsa, ben ona bir arşın yaklaşırım. Kulum bana bir arşın yaklaşırsa ben ona bir kulaç yaklaşırım."14
Bu hadis-i şerifte, Allah Teâlâ'nın kuluna yakınlık derecesini anlatmak için kullanılan karış, arşın, kulaç gibi gözle görülen şeylere ait ölçü aletlerinin Allah Teâlâ hakkında kullanılması tamamiyle mecazî tabirlerdir. Bunun gibi Allah Teâlâ hakkında koşmak tabiri de kulun isteğine ve duasına sür'atle icabet etmekten kinayedir.
Değerli mü'minler, Allah ve Peygamber sevgisi imandandır, belki imanın ta kendisidir. Bu sevgiden yoksun olan kimsenin gerçek anlamda inanmış olduğu söylenemez. Nitekim Hz.Ömer:
- Ey Allah'ın Resûlü, ben sizi canımdan başka her şeyden daha çok severim, dedi. Peygamberimiz:
- Ey Ömer, canımı kudret elinde tutan Allah'a yemin ederim ki, beni canından da daha çok sevmedikçe olgun mü'min olamazsın, buyurdu. Peygamberimizi dikkatle dinleyen Hz.Ömer:
- Ey Allah'ın Resûlü, vallahi ben şimdi sizi canımdan da daha çok seviyorum, diyince, Peygamberimiz:
- İşte ya Ömer, şimdi olgun mü'min oldun.15
Peygamber sevgisi Allah sevgisinden sonra gelir. Peygamberi sevmek, Allah'ı sevmek demektir. Alimleri, müttakileri ve hayır sahiplerini sevmek de böyledir. Zira sevilenin sevgilisi de sevilir. Sevilenin elçisi de sevilir. Sevileni seven de sevilir. Burada gerçekte sevilen yalnız Allah'tır. O'ndan başka gerçek sevgiyi hakeden yoktur. Bunu şöyle bir örnekle açıklayalım: İnsan için ilk sevilen şey kendi nefsidir. Kişinin kendi kendini sevmesi demek, varlığının devamını istemesi ve yok olmaktan hoşlanmaması demektir. Bu, yaratılışta insanda var olan bir özelliktir. Aslında insanda var olan bu duygu, Allah'ı sevmeyi gerektirir. Çünkü kendisini ve Rabbini bilen, varlığının devam ve kemalinin kendisinden değil, Allah Teâlâ'dan olduğunu anlar. Onu yoktan var eden, yaşatan O'dur. Çünkü varlıklar arasında varlığı zatının gereği olan ve var olmakta hiçbir şeye ihtiyaç duymayan yalnız Allah Teâlâ'dır. O'ndan başka her şey O'nun kudreti ve yaratması ile vardır. Bunun böyle olduğunu bilen kimse elbette kendisini var edeni ve her şeyi ona vereni sever, sevmesi gerekir. O'nu sevmemesi, kendini ve Rabbini bilmemesinden ileri gelir. Sevgi, bilginin meyvesidir. Bilgi olmazsa sevgi de olmaz. İnsan annesini-babasını sever. Niçin sever? Çünkü onlar onun var olmasının sebebidirler. Ayrıca da onu yetiştirip büyütmüşlerdir. Bunun için anne ve baba sevilir. Halbuki insanı yaratan Allah'tır. Anne ve babayı onun var olması için sebep kılan da O'dur. Anne ve babaya çocuk sevgisini veren de yine O'dur. Hayvanlara bile bu sevgiyi vermiştir. Peygamberimiz buyuruyor:
"Allah Teâlâ rahmeti yüz parça yaptı. Doksan dokuz parçasını kendi yanında tuttu, bir parçasını yeryüzüne indirdi. İşte bu bir parça rahmet sebebiyle bütün yaratıklar birbirleriyle sevişirler. Hatta kısrak yavrusunu emzirirken dokunur korkusu ile bir ayağının tırnağını yukarı kaldırır."16
Evet, Peygamber sevgisi Allah sevgisinden sonra gelir. Onu seven ve sünnetine uyan, dünyada olduğu gibi ahirette de mutlu olacak, onunla birlikte cennete girecektir.
Enes b.Malik (r.a.) anlatıyor: Bir defa Peygamberimizle birlikte mescidden çıkıyorduk. Mescidin kapısında karşımıza bir adam çıktı ve:
- Ey Allah'ın resûlü, kıyamet ne zaman kopacak? diye sordu. Peygamberimiz:
- Sen kıyamet için ne hazırladın? buyurdu. Adam:
- Ey Allah'ın Resûlü, ben kıyamet için çok namaz, oruç ve sadaka hazırlamadım, ancak ben Allah'ı ve Peygamberini severim, dedi. Bunun üzerine Peygamberimiz.
- O halde sen sevdiklerinle beraber olacaksın, buyurdu.17
Konu ile ilgili olarak Kur'an-ı Kerim'de şöyle buyurulmuştur:
''Kim Allah'a ve Peygambere itaat ederse işte onlar, Allah'ın kendilerine nimet verdiği Peygamberlerle, sıddıklarla, şehitlerle, iyilerle birlikte olacaktır. Bunlar ne güzel arkadaştır."18
Az önce Allah ve Peygamber sevgisinin imandan olduğunu söylemiştik. İnananlar da birbirini sevmedikçe gerçek anlamda mü'min olamayacakları Peygamberimiz tarafından bildirilmiş ve şöyle buyurulmuştur.
"Nefsimi kudret elide tutan Allah'a yemin ederim ki, siz, iman etmedikçe cennete giremezsiniz. Birbirinizi sevmedikçe de olgun mü'min olamazsınız. Size bir şey söyleyeyim, onu yaptığınız zaman sevişirsizin: Aranızda selâmı yayınız."19
Mü'minler, birbirlerini Allah için sevmelidirler. Allah için olmayan sevginin Allah katında bir değeri yoktur. Birbirlerini Allah için değil de şahsî çıkar uğruna sevenlerin kıyamet günü birbirlerine düşman olacakları Kur'an-ı Kerim'de bildirilmekte ve şöyle buyurulmaktadır.
"O gün Allah'tan korkanlar hariç, birbirine dost olanlar düşmandırlar."20
Allah ve Peygamber sevgisi ile birbirini sevenler, birbirlerine karşı saygılı davranırlar. Birbirlerine haksızlık yapmaktan, birbirinin zararına olacak tutum ve davranışlardan sakınırlar. Kendileri için arzu ettikleri iyilikleri sevdikleri için de arzu ederler. Birbirlerine daima iyi ve yararlı öğütlerde bulunurlar. Felâket zamanlarında birbirlerine yaklaşır, üzüntülerini paylaşırlar. Muhtaç iseler ellerinden gelen her türlü yardıma koşarlar.
Değerli mü'minler, kıyamet günü en üstün dereceyi, Allah sevgisi ile birbirlerini sevenlerin alacağı müjdelenmiştir. Muaz (r.a.) diyor ki: Peygamberimizin şöyle buyurduğunu işittim:
Allah Teâlâ, "Benim hoşnutluğum uğrunda sevişenler için, Peygamberlerin ve şehitlerin bile imrenecekleri derecede nurdan kürsüler vardır."21
Görülüyor ki, Allah sevgisi, dünya ve ahiret mutluluğunun vesilesidir. Allah sevgisi etrafında birleşmemiz ve bu sevgi ile birbirimizi sevmemiz, Allah'ı razı edecek bir davranış olacaktır.
selat ve selam ALLAH CC RASULÜNE OLSUN.
............
cahide
Jul 28 2008, 06:34 PM
Allah'ı Sevmenin Belirtisi Nedir?
Allah'ı sevmek, O'nun gönderdiği son Peygamber Muhammed Mustafa (s.a.v.)'e uymakla olur. Peygamberimizi örnek almayan, onun sünnetini uygulamayan kimsenin, Allah'ı seviyorum, demesinin bir anlamı yoktur. Kur'an-ı Kerim bu konuda şöyle diyor:
''(Ey Muhammed) de ki: Eğer siz Allah'ı seviyorsanız bana uyun ki, Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın. Allah bağışlayıcıdır, merhamet edicidir ."22
Evet, insanın sadece, Allah'ı seviyorum, demesinden bir şey çıkmaz. Kişinin sözünden çok işine bakılır. Allah'ı sevmek demek, O'nun Peygamberini de sevmek demektir. Peygamberi sevmek demek ise, onun izinden gitmek ve her işte onu örnek almaktır.
Değerli mü'minler, Allah'ı seveni, Allah'a itaat edeni Allah da sever, başkalarına da sevdirir. Ebû Hureyre (r.a.) anlatıyor: Peygamberimiz şöyle buyurmuştur.
"Allah Teâlâ bir kulunu sevdiği vakit, Cebrail (a.s.)'a, "Allah filanı seviyor, onu sen de sev'' diye emreder. Cebrail de onu sever ve gök ehline, "Allah filanı seviyor, siz de onu seviniz'' diye seslenir. Bunun üzerine göktekiler o kimseyi severler. Sonra da yeryüzünde onun sevgisi kalplerde yerleşir."23Görmediğimiz İslâm alimlerine duyduğumuz sevgi ve saygının sebebi bu hadisi şerifte açıklanıyor.
Son olarak şunu söyleyelim ki, Allah'ı seven, O'nun Peygamberini de Allah'ın sevdiklerini de sever.
Ne mutlu Allah sevgisi gönlünde yer etmiş olanlara ve yine ne mutlu Allah için, O'nun rızasını kazanmak için birbirini sevenlere.
Konuşmamı, Ebû Hureyre (r.a.)'nin rivayet ettiği bir hadisi şerif ile bitirmek istiyorum. Peygamberimiz buyuruyor:
"Allah Teâlâ kıyamet gününde: "Benim için sevişenler nerededir? Onları gölgemden başka gölge bulunmayan bir günde arşımın gölgesinde gölgelendireceğim'', buyurur.24
DİPNOTLAR
1 Ahmet Serdaroğlu, İhyau Ulûmi'd-Dîn Tercümesi, c. IV, s. 537, İstanbul, 1975.
2 Tirmizi, Davut, 73.
3 Buhari, Teheccüd, 6; Müslim, Kitabu Salâti'l-Müsafirin ve Ahvalihim, 18.
4 Buhari, Tevhid, 7; Müslim, Kitabu Salâti'I-Müsafirin ve Ahvalihim, 26.
5 Buhari, Edeb, 18; Müslim, Tevbe, 4.
6 Şiblî, İslâm Tarihi-Asr-ı Saadet, c. II, s. 857, İstanbul, 1928.
7 Bakara, 165.
8 Buhari, İman, 9; Müslim, İlm, 15.
9 Al-i İmran, 191.
10 Buhari, Tevhid, 2; Müslim, Kitabu Salâti'I-Müsafirin ve Kasrıha, 45.
11 Tirmizî, Kitabu'd-Dua, 6.
12 Bakara, 152.
13 Hak Dini Kur'an Dili, Bakara 152'nci ayetin tefsiri.
14 Buhari, Zühd,15; Müslim, Kitabu'z-Zikr ve't-Tevbe ve'I-İstiğfar, I.
15 Aynî, Umdetü'I-Kârî, c. I, s. 144.
16 Buhari, Edep, 19; Müslim, Tevbe, 4.
17 Müslim, Kitabu'I-Birr ve's-Sıla, 50.
18 Nisa, 69.
19 Müslim, İman, 22.
20 Zuhruf, 67.
21 Tirmizî, Zühd, 31.
22 AI-i İmran, 31.
23 Buhari, Kitabu Bedi'I-Halk, 6; Müslim, Kitabu'I-Birr ve's-Sıla, 48.
24 Müslim, Kitabu'I-Birr ve's-Sıla ve'I-Adab, 12.
SELAMETLE.
cahide
Aug 4 2008, 04:46 PM
selamün aleyküm.
ZU'N-NUN-I MISRİ DİYORKİ;
ALLAH'IN öyle kulları var ki, onlar günah ağaclarını gözlerinin önüne diker, tövbe yaşları ile onları ıslarlar.Bundan
pişmanlık ve mahzuniyet meydana geli. onlar akılları gitmeden deli divane olurlar dili tutulmadan lal olur.
işte ALLAH CC VE RASULÜNÜ S.A.S i bilen fasih vebeliğ (hatasız konuşan ) kimselar onlardır.Mihnet ve meşakkate sabreder.Belalara tahammül ederler.Sonra gönülleri melekut alemine hayran kalır.fikirleri, ceberut (kudret ) perdelerinin esrarına dalar, nedamet gölgesinin altında gölgelenir, günahlarının sayfalarını okur, feryad-u figan ederler de bu vera çekinmeleri sayesinde zühdün ( dünyaya kıymet vermemek) yüksek mertebesine ulaşırlar.Dünyayı terk etmenin acısını kendilerine tattırırlar. yatak yerlerinin sertliğini yumuşatmazlar. Bu sayede kurtuluş ipine ulaşır ve selamet halkasına yapışırlar.cennet bahcelerinin koltuklarında oturur, hayat deryasına dalar,feryad hendeklerini kapatır, ilmin civarında, hikmet havuzlarından içer,akıl ve zeka gemisine biner, kurtuluş yelkenini selamet sahiline doğru açarlar da istirahat, izzet ve keramet bahcelerine ulaşırlar. Sahih olan her tövbenin kabul edileceği hususunda bu kadar açıklamanın kafi geldiğini sanırım.
( İHYA 4 C. S; 30 )