AKİDEDE SÜNNETİN YERİ
İmam Suyuti
Giriş
Bismillahirrahmanirrahim
Allah’a hamdolsun (c.c.). O’na güveniyorum. Selam da O’nun seçkin kullarına olsun. Allah (c.c.) size merhamet etsin, şunu biliniz ki: Bazı ilimler vardır ilaç gibidir. Bazı görüşler de vardır ki abdesthane gibidir, ancak zaruret anında zikredilir.
Allah’a (c.c.) hamd olsun ki, uzun zamandır mevcut olmayan fakat şimdilerde (kötü) kokusu yayılan bir görüş var. O da şu:
Bir rafizi zındığı sözünde ileri giderek sünnet-i nebeviyye ve rivayet edilen hadislerle amel edilemiyeceğini, sadece kur’an’ın delil olacağını söylemiştir. Allah Teala (c.c.), hadisi şeriflerin aliliğini ve şerefini arttırsın.
Bu kişi sözüne delil olarak ta şu hadisi getirmiştir:
“Size benden bir hadis geldiğinde bunu Kur’an’a arzedin. Eğer bu hadisle ilgili Kur’an’da bir asıl buluyorsanız hadisi alın, bulamıyorsanız onu reddedin”[1]
Bu rafiziden bu hadisi ben de bu şekilde işittim. Başkaları da işitti. Bazıları oralı olmadı. Bazıları da bu sözün aslını feslini ve nereden çıktığını bilmiyor.
Ben bu sözün aslını ve batıl olduğunu insanlara açıklamak istedim. Çünkü bu, toplumu helaka götürecek en büyük sebeplerden bir tanesidir.
Hadisin Delil Oluşunu İnkar Edenin Durumu
Allah (c.c.) size merhamet etsin. Şunu bilesiniz ki, usul ilminde maruf olan şartları taşıyan kavli olsun fiili olsun hadisler hüccettir. Rasulullah’ın (s.a.v.) bu hadislerini inkar eden kimse küfre girer ve İslam dairesinden çıkar, yahudilerle, hristiyanlarla veyahutta Allah’ın (c.c.) murad ettiği diğer kafir fırkalarla beraber haşrolunur.
İmam Şafii (r.a.)[2] birgün bir hadis rivayet eder ve “sahihtir” der. Birisi:
-Ey Ebu Abdillah! Sen de aynı kanaatta mısın? diye laf edince, bozulur ve şöyle der:
-Ey adam! Sen beni hiç hristiyan olark gördün mü? Bana kiliseden çıkarken rastladın mı? Belimde hristiyan uşağı gördün mü? Rasulullah’tan (s.a.v.) hadis rivayet edeceğim hem de aynı görüşte olmayacağım ha![3]
Zındıkların ve Rafızilerden İyice Haddi Aşanların Görüşleri
Bu fasid görüşün aslı şuraya dayanır: Zındıklar ve rafızilerden[4] ipin ucunu iyece kaçıranlardan bir grup, sünnetin delil olarak kullanılmasını inkar etmiş ve sadece Kur’an’la yetinmeyi iddia etmişlerdir. Onların bunu söylemelerindeki gayeleri farklı farklıdır:
Bazıları nübüvvetin Ali’nin hakkı olduğuna, Cibril aleyhisselamın peygamberlerin (s.a.v.) gelişinde hata ettiğine inanmaktadırlar. Allah Teala (c.c.) zalimlerin söylediklerinden çok beri ve yücedir.
Bunlardan bazıları da Rasulullah’ın (s.a.v.) nübüvvetini kabu etmekte fakat şunu da söylemektedirler: “Halifelik Ali’nin hakkı idi” Sahabe-i Kiram (r.a.) Ali (r.a.) yerine Ebubekir’e (r.a.) halifeliği tevdi edince, aklı bozuk bu kimseler (Alah’ın (c.c.) laneti üzerlerine olsun), “zulmettiler, halifeliği hakkı olana değil de hakkı olmayana verdiler”diye ashaba “kafirdir” dediler. Allah (c.c.) onlara lanet etsin. Ali’yi (r.a.) de hakkını aramadı diye küfre nisbet ettiler. Bu görüşlerin üzerine de tüm hadisleri reddetmeyi bina ettiler. Çünkü onların iddialarına göre bunlar kafir olan bir topluluğun rivayetleridir.
İnna lillah ve inna ileyhi raci’un.
Esasında zaruret hasıl olmasıydı, insanların birkaç asırdır ondan uzak ve rahat durduğu bu görüşün aslını anlatmayı helal görmüyordum. Bu görüşte olanlar dört imam zamanı ve onlardan sonraki zamanlarda çok olarak bulunuyordu ve dört imam ve onların ashabı derslerinde, münazaralarında ve eserlerinde bu görüş sahiplerini reddetmeye genişçe yer veriyorlardı. Ben inşaallah onların delillerinden bir demet sunacağım. Muvaffak kılacak olan ise Allah’tır (c.c.)
İmam Şafi’nin Sünnete Bakışı
İmam Şafii (r.a.) Risale’sinde şöyle der: Beyhaki de[5] onun sözünü Medhal’inde[6]nakleder:
Allah Teala (c.c.), İslam dini, farzlar ve Kur’an’la ilgili olarak Rasulünü (s.a.v.) öyle bir yere koymuştur ki; onu, farz kıldığı taatlar ile haram kıldığı masiyetlerin kendisiyle bilindiği bir meşale olarak insanlara gönderdiğini açıklamıştır. Ayrıca kendisine imanla Rasulüne (s.a.v.) imanı beraberce zikrederek Rasulullah’ın faziletini beyan etmiştir.
Allah Tebareke ve Teala (c.c.) bunu şöyle ferman ediyor:
“Allah’a, peygamberine ve indirdiğimiz kur’an’a iman ediniz. Allah bütün yaptıklarınızdan haberdardır”
(Teğabun: 64/8)
Yine Allah Teala (c.c.) şöyle buyuruyor:
“Muhakkak mü’minler onlardır ki, Allah’a ve Rasulüne iman etmişlerdir ve onun maiyetinde ictimai bir işle meşgul bulundukları zaman da ondan izin istemedikçe bırakıp gitmezler”
(Nur: 24/62)
Allah Teala (c.c.) bu ayette, onun dışında kalan hususların kendisine tabi olduğu imamın, başlangıçta tam olmasını Allah’a (c.c.) ve Rasulune (s.a.v.) beraberce inanma şartına bağlamıştır.
İmam Şafii şunu da söyler:
Allah Teala (c.c.) insanlara kendi vahyine ve Rasulünün (s.a.v.) sünnetine uymayı farz kılmıştır. Nitekim Kur’an’da şöyle buyurmaktadır:
“Her ne kadar daha önce açık bir sapıklık içinde bulunuyorlar idiyse de, içlerinden,kendilerine Allah’ın ayetlerini okuyan, (kötülüklerden ve inkardan) temizleyen, kendilerine Kitap ve hikmeti öğreten bir peygamber göndermekle Allah, müminlere büyük bir lütufta bulunmuştur” (Al-i İmran: 3/164)
Allah Teala (c.c.) başka ayetlerde de kitap ve hikmeti bir arada zikreder. Bu hususta İmam Şafii şöyle diyor:
Allah Teala (c.c.) (ayette) kitabı zikretmiştir. Bu Kur’an-ı Kerim’dir. Hikmeti de zikretmiştir. Kur’an bilgisini beğendiğim bir kimseden bununla ilgili olarak şöyle dediğini duydum:
“Hikmet, Rasulullah’ın (s.a.v.)sünnetidir”
Allah Teala (c.c.) bir ayette de şöyle buyurmaktadır:
“Ey iman edenler! Allah Teala’ya itaat ediniz ve peygambere de, sizden olan emir sahiplerine de itaatta bulununuz. Sonra birşey hakkında ihtilafa düşerseniz, onu Allah Teala’ya ve peygamberine arz ediniz”
(Nisa: 4/59)
İlim ehlinden bazılar bu ayette geçen “emir sahipleri”nden muradın Rasulullah’ın (s.a.v.) gönderdiği seriyyelerin komutanları olduğunu söylemişlerdir. “İhtilafa düşerseniz”in manası da -yine de Allah Teala (c.c.) en iyisini bilir- birşeyde anlaşmazlığa düşerseniz demektir. İhtilafa düşerseniz diye kastedilenler de seriyyeye katılanlar ve itaat etmekle emrolundukları komutanlarıdır” Onu Allah Teala’ya ve peygamberine arz ediniz” kavlinden murad, Allah’ın (c.c.) ve Rasulu’nun (s.a.v.) sözüne bakın demektir. Yine de burada kastedilene en iyi Allah bilir (c.c.).
İmam Şafii bunları söyledikten sonra açıklamalarına devam etmiş, sonra şöyle demiştir:
Allah Teala (c.c.) onlara, Rasulüne itaatın kendisine itaat demek olduğunu bildirmiş ve şöyle buyurmuştur:
“Hayır; Rabbine andolsun ki! Aralarında çıkan anlaşmazlık hususunda seni hakem kılıp sonra da verdiğin hükümden içlerinde hiçbir sıkındı duymaksızın (onu) tam manasıyla kabullenmedikce iman etmiş olmazlar”
(Nisa: 4/59)