Yardım - Ara - Üyeler - Takvim
Normal Forum Görünümü: Nasil Aldattilar-mİllİ Devrİm-tefekkÜr
Islami Forum - Popüler Forum > EDEBİYAT VE DÜŞÜNCE > .·[ FELSEFE ]·.
şenume
‘’Vel-asr innel insane lefi husr. İllellezine amenü ve amilüs salihatü ve teve savbül hakkı ve teve savbüs sabr’’ Kur’an
‘’Ve rattili’l Kur’an-e tertila. Kur’an-ı üzerinde dura dura, düşüne düşüne, anlaya anlaya, kavraya kavraya oku.’’ Kur’an
‘’Üstün akıllılardan başkası da derin düşünemez.’’ Kur’an
‘’Muhammed’in ordularına bin tankla yapamadığımızı, bir kadeh ve bir kadın eli ile yapacağız’’ Gladstone ( Bu müptezel adam Sultan Abdülhamit Han’a (kudretli padişaha) ‘’rojan –kızıl- sultan’’ lakabını takan adamdır. Filistin topraklarına ihanet etmediği için. Şimdi bizim aydınlan-mış beyinlerimiz!?! Geviyor bu tefessüh etmiş asırlık sakızı. Yazık.
‘’Hiç bilenle bilmeyen bir olur mu?’’ Kur’an


‘’Kardeşinin derdiyle dertlenmeyen, onun sorunlarına çare aramadan deliksiz uykuya dalanlar bizim mescidimize yaklaşmasın.’’ Hz. Muhammed (sav)
‘’Komşusu açken tok yatan bizden değildir.’’ Hz. Muhammed (sav)
‘’İşçinin ücretini alnının teri kurumdan veriniz.’’ Hz. Muhammed (sav)
‘’Acı, aydın insanın değişmez kaderidir ve aydın, peygamberlerin varisidir’’ Ali Şeriati

‘’Herkes kendi içinde taşıdığı değerlere göre konuşur.’’ Hz. İsa (as)
‘’İnsanlar düşünceleriyle, hayvanlar pençeleriyle dövüşür.’’ Vivalaliberted
‘’Kölelik ve sefalet korkunun çocuğudurlar.’’ Vivalaliberted
‘’İnsanı savunuyorum. Çünkü düştüğünü gördüm.’’ Albert Camus
‘’Tek başına mutluluk utanılacak bir şeydir.’’ Albert Camus


‘’senin gibi düşünmüyorum ama düşüncelerini ifade etmen için gerekirse hayatımı feda edebilirim.’’ Volteire
‘’Hayatta bir başarı gösteremeyenler, başkalarının başarılarını küçültmekle teselli olurlar.’’ Cemil Sena Ongun
‘’Kendinden emin olmayanlar, başkalarının varlığını tehlikeli bulurlar.’’ İhsan Fazlıoğlu
‘’Küçük insanların gururu büyük olur’’ Anonim
‘’kendinde olmayan bir mahareti başkalarında görünce hazmedememe kompleksten doğan bir durumdur. Kompleks, sığlık, zayıflık ve basitlik alametidir.’’ Ali Şeraiti


‘’Gerçeğin dağlarına umutsuzlukla çıkılmaz.’’ Nietzsche
‘’Tanrı’ya inanan insan asla yalnız değildir.’’ Nietzsche
‘’En güzel şey; bir insanı utanılacak duruma düşmekten kurtarmaktır.’’ Nietzsche
‘’İnsanın işi konuştu mu kendisi susar.’’ Nietzsche
‘’Bilgeliğin başlangıcı Tanrı korkusudur.’’ Epiktotes
‘’Sorumluluk yükü her şeyden ağırdır, ölümden bile.’’ Mustafa Kemal Atatürk
‘’İslâm, insanın dinidir.’’ Ernest Renan
‘’Yer ve gök adalet üzerinde durur.’’ Hz. Muhammed (sav)



Bir insan olarak doğdum dünyaya. Büyüdüm, geliştim ve yaşlanacağım ve sonra da öleceğim ta ki dirilinceye değin uyu-mak üzere. Tabi Allah böyle istikrarlı bir yaşam nasip ederse. (Akıl ürünü deli gömlekleri, uyan-ma-mak üzere uyu-ma-nın garantisine bendenizi keskin hüccetlerle ikna ederlerse, söz, tanrılarına –liderlerine- ve dinlerine –kaidelerine- tapacağım, tapmazsam namerdim. Bilakis Tanrı’ya ve Dine muhalif olmamı benden istemesinler. Zira her birine çok taptım.) Yaşadım imkânlarım kadar. Hangi ideolojinin müntesibi olursam olayım, bir gün bile mukaddes değerlerime (din-devlet-vatan-millet) isyan ve küfür etmedim. Yalnız muayyen bir zaman diliminde, iman edene değin, dine muhalif oldum ama asla Tanrı’ya, peygambere ve kitaba haysiyetsizce saldırmadım. Çünkü ben düşünerek dövüştüm. Yalanla, dalavereyle ve kahpece değil. Düşüncem hâkim olsun ve ben menfaat temin edeyim de bu nasıl olursa olsun gibi süfli ve pespaye bir telakki ile hareket etmedim asla. Düşüncemin yanlışlığı keskin şekilde ispat ediliğinde ise direnmedim. Yenildim diye kompleks yapmadım. Bir gün geldi fikirlerim iflas etti ve dine yöneldim. Arayışımda samimi idim. Zira bu değerlerin (din-devlet-vatan-millet) ideolojiler üstü olduğunu her mantıklı insan bilir ve bunlarsız bir toplumun olamayacağına inanır.


Ama hep bir onur savaşçısı oldum ve onur için dövüştüm. Hem kendi onurum hem de insanlığın onuru için. Elbet bir düşüncem oldu. Ateist, komünist, Kemalist, milliyetçi, cemaatçi, İslamcı oldum ama asla kapitalist ve liberal olmadım. Bütün düşüncelerin ana kitapları dâhil yan kitaplarını okumaya çalıştım. Das Kapital, Kur’an- Kerim, Nutuk, Dokuz Işık, Kavgam, Risale-i Nur vs. Her düşünsel dönemime dair şiirlerim ve nesirlerim saklıdır tarihin kayıt defterinde ve hafızamın derinliklerinde. Her düşünceye bilinçli sahip oldum ve bilinçli ayrıldım her düşünceden. Zira bitevi bir arayış içinde oldum. Olduğum yerde kalmadım. Yolunda uyuyanlardan olmadım. Zira bildiklerim bilmediklerim yanında damla mesabesinde bile değildi. Ve olduğum yerde kalmak beni sömürünün basit ve sefil bir nesnesi kılıyordu ve kılacaktı. Bense beşerlikten bireyliğe terfi etmek istiyordum. Yani İNSAN olmak. Yani KENDİM olmak. Ve bu dünyanın en zor işiydi. KENDİ OLMAK SAVAŞI bir başladı mı asla bitmeyecek bir savaştı ve elanda bu savaşın asil bir dövüşçüsü olarak yolumda yürümeye gayret ediyorum inşallah.


Yıllarca bütün basını takip ettim ve bütün düşüncelerin dergilerini mümkün mertebe okudum. ((Misal olarak, muhtelif her basını takiple birlikte, fasılasız 10 yıl Cumhuriyet, 15 yıl Hürriyet, 5 yıl Kurultay, 4 yıl Zaman, 3 yıl Milli Gzt. takibi yaptım.)) Arşivimde en aşırısından en ılımlısına, en sağından en soluna kadar bütün düşüncelerin dergilerinden birer adet bulundururum. Münhasıran nostalji olsun diye. Tabi bazen zaman bulursam göz atarım. Otokritik yaparım. Genelinde iğrenç bir mürailik ve kahpe bir gizli sömürü düşüncesini müşahede ettim. Samimiyet ve sadakat görmedim. Aldatıldığım hissiyle tekmeyi vurdum. Ve sonraları yanıl-ma-dığımı gördüm. Şimdi sonsuz ve amansız yalnızlığa mahkûm müptedi bir şair ve çelik yürekli, demir yumruklu, özgür ruhlu, keskin sözlü, ateşli bakışlı özgür ve bağımsız bir devrimci kişiliğin ve kimliğin sahibi olarak halkıma sesleniyorum nesirlerimle ve şiirlerimle.


Zulme ve karanlığa bir başkaldırı ve direniş manifestosudur nesirlerim ve şiirlerim.


Can dostlar, insan güzelleri, çiçek yüzlüler, genç fidanlar, nazlı kızlar, yağız delikanlılar, yekpare yurdum insanları, sevgili okuyucular; bendeniz, bütün duygulanımları içselleştirmek, bütün farklılıkları denemek, bütün kitapları yudum yudum içmek, bütün düşünce vadilerinden geçmek, son tahlilde; dopdolu ve coşkulu bir beyin ve aşka gelmiş yürek ve bütün pencereleri açılmış bir zihinle halkımın ve insanlığın karşısına çıkmak ve orada gerçeğin yüceltici, diriltici ve inşirah verici türküsünü söylemek ve türkümle bütün âlemi tutuşturmak ve HAKİKAT DEVRİMİNİN meşalesini yakmak istiyorum. Ben insanlığı düşünüyorum özgürlük dolu, adalet yüklü, sevgiyle yıkanmış, muhabbetle çiçeklenmiş, barışla yücelmiş, kardeşlikle süslenmiş ve devrimle yanan bir gönülle birlikte.


Sevgili üstatlar, dostlar, kardeşler; bütün dünya dâhil bu topraklardaki zehirli aşılar hep siyonizmin fabrikasının mamulüdürler. İnsanı ve insanlığı parçalayıcı, milletleri bölücü, devletleri aciz düşürücü, halkları ezici bütün ihanetlerin, fikirlerin ve komploların ardında Siyonizm vardır. (Siyonist, gördüğün düşmanın ardında duran ama asla görmediğin düşmandır.) Burada antisemitizmi onayla-mı-yorum kesinlikle. Sadece Yahudi kavmine de ihanet içinde olan bir küresel kozmopolit çetenin ve o çetenin dayandığı yok edici fikrin insanlığa ihanetinden bahsediyorum. Bu çetenin bu topraklarda ki netameli oyunları da asla son bulmadı ve bulmayacak. Ta ki bizler zihinlerimizi işgalden kurtarıp, temiz yüreklerimizi kirlerden arındırıp saf hakikati idrak edesiye dek. Kim olduğumuzu ve kim için çalışmamız gerektiğini fehmedene dek.


Şunu asla ve asla unutmayalım ki; bütüne hâkim olmak yürek ister ama parçalara hâkim olmak çok basittir. Bu yüzden EMPERYALİZM hâkim olacağı bütünü öncelikle parçalara ayırır mutlak surette ve başına özgüveni olmayan, özbenliği oluşmamış kişilik ve kimlik yoksunu sefil beyinleri geçirerek kendine hadim kılar.


Bu topraklarda, bu toprağın çocuklarıyla asla bağı olmayan, hatta zatına dayandırılan insanla da alakası olmayan bir fikir kalıbı oluşturdular. Bu fikir kalıbını bu halka da kabullendirmek için Mustafa Kemal’e dayandırdılar ve Kemalizm adını verdiler. Fakat asla o kişinin söylemleriyle doğru orantılı eylemler içinde olmadılar. Bilakis tam zıddı eylemler içinde bulundular. Söylemlerde de hep kaypakça davrandılar. Ve müntesiplerini İslam’a muhalif kılmak için, ama bunu doğrudan yapmak kolay olmadığı için, İslamcılık olarak tavsif edilen bir ideoloji kurguladılar, bu ideoloji ile muayyen ülkeler arasında da bağ kurdular ve bunu medya aracılığı ile topluma endirekt şekilde zerkettiler ve böylece İslam’ı bir yere koydular ve bu oluşuma göre fraksiyonlar da ortaya çıkarttılar. Artık bu fraksiyonların her yaptıkları İslam’a ve Müslümanlara mal edilecekti. Bu fraksiyonlarda dini hakkıyla temsil edemediler ne yazık ki. Ve her durumda mütemadiyen oklarını fırlattılar. Bu fikir üzerinden biteviye baskı oluşturdular. Bu halkın, dokusuna aykırı olan şeyleri metazori ittihaza zorladılar. Ama bunu bu fikirde samimi olduğunu ifade edenler yani uygulayıcılar değil arka perdede durarak kuklayı yönlendirenler dikte ediyordu. Zira zamanı gelince bu fikir kolaylıkla halk tarafından ekarte edilmeliydi. ŞİMDİKİ RESİM BUNUN EN KESKİN HÜCCETİDİR. Bu ise muayyen fikir üzerinden halka ağır baskılar yapılarak başarılabilirdi. İlk parçalama da başarı kaydedilmişti artık. ((ne acı ki halk yüce İslam’ı kaynağından değil hep dini temsil ettiğini sandığı fraksiyonlardan öğrenince ve onlarda da yanlışlık görünce dine soğudu.))


Sosyalistlere gelince, statükonun özenle dikilmiş gömleğini giymeyi uygun buldular. Zira en büyük fayda buradaydı. Kasalar ve keseler boştu. Mevkiler, makamlar münhaldı. Şimdi asil olmanın zamanı değildi. Düşünerek dövüşmek ne kazandırırdı ki? Çok azı bunun dışında kaldı ama onlarda kendilerini ifade etmekte zorlandılar. Zira kendini açık ettiklerinde halk darbesi yiyeceklerini düşündüler. Ki bu olamazda değildi. Zira bu halkın asırlık kimliği malumdu ve bu halk tefessüh etmiş zehirli gömlekleri giyemezdi. Ve bu topraklarda ki statükoya dayalı sol kimliklilerin beyinlerinde hep Stalinist bir paradigma hakimdi. İşte bu yüzden kendilerini ifşa etmekte zorlanıyorlardı. Bunu hem kendi yoldaşları hem de halk kabullenmiyordu. Çünkü kendi dostları Leninciydi ve Stalini zaten telin ediyorlardı, halksa tümden karşıydı zira. Bunların samimiyetle ve içtenlikle hiç arası yoktu. Hâlbuki kendilerini doğru anlatabilseler, halkçı olabilseler ve halkın değişmez (hiçbir koşulda) değerlerine muhalif olmasalar belki anlaşılabilirler ve kendilerince haklılıklarını ispat edebilirlerdi. Ama yapmadılar, yapamadılar, yapmalarına DEVASA DAĞIN ARDINDAKİ GÜÇLER fırsat vermediler. Çünkü bu halk parça parça olmalıydı ve fikirleri birbirlerine düşmanlık üzerine kurulu olmalıydı, acımasız ve keskin olmalıydı. Asla birleştirici, barıştırıcı, anlaştırıcı olmamalıydı. Bu devasa dağın ardındaki güçlerin çarklarına çomak sokmak olurdu. Sosyalistler dinden doğan ulvi ahlakı eksen alsalardı ((keşke Müslümanlarda Sosyalistlerin direniş ruhlarını alsalardı)) belki değişim rüzgârları farklı esebilirdi. Hâlbuki bunların göremediği, belki de görmek istemediği ahlakın dinlerden doğduğu saf gerçeğini dünyaca meşhur ateist filozof JOHN LOCKE ne öz ifade etmişti, kendisine bir ahlak kitabı yazsanız nasıl olur diyen aydınlara: ‘’İNCİL VAR YA’’ diyerek. Hülasa ben samimi sosyalistlere, lütfen anlasınlar ve hoş karşılasınlar belki haddimi aşıyorum ama söylemeyi de ihmal etmek istemiyorum, JEAN JAURES in sosyalizmini, zamanın ruhunu dikkate alarak geliştirmelerini ve insanlığa sunmalarını öneririm âcizane düşünceme göre. Kabul ya da ret kendilerine kalmış. Ama bilmeliler ki reddin bedeli çok ağır olacaktır onlar için. Zira REGOR GRAUDY tarihin derinliklerinden çok isabetli konuşmuş. Üstelik bu fikrin zirvesine ulaşmış bir aydın olarak. Tabi bu arada söyleyeyim zat-ı âlileri İSLAM oldu. Allah muvaffak eylesin. Âmin. Olay şu.


Birgün bir seminer düzenlenir. Graudy konuşmaktadır ve ideolojilerden ve dinlerden bahsetmektedir. Bir genç dayanamaz ve ayağa kalkarak:
—Buraya bizlere dinciliği mi aşılamaya geldiniz Bay Graudy der. Cevap manidar ve muhteşemdir:
—Bak oğlum beni iyi dinle ve söyleyeceklerimi kafana iyi sok der ve şu mücmel ifadeyi kullanır:
—İslam’ın halkların ruhuna hükmettiği ülkelerde İslam’dan bağımsız bir Sosyalizm düşünülemez ve bu hayaldir. Söz bitmiştir.


Ardından mukaddes değerlere dayandırılan bir milliyetçilik fikri oluşturuldu. Ve muayyen kavramlar bu oluşumun inhisarına verildi. Artık bu kavramları ancak bu oluşumun mümessilleri savunabilirdi. Bu oluşum aslında bir sentezdi. Bilakis tutunması olanaksızdı. Ve iki kesimi de kapsaması gerekiyordu. Zira beyhude bir çaba olurdu ve akamete uğrardı. Büyük Türklüğün ve Yüce İslam’ın dayanakları meczolunmuştu. İmtizaç ettirilmişti. Büyük bir kitlenin sahiplenmesi de bu yüzdendi. Ki bu toprağın çocuklarının mayasıyla da uyuşuyordu. Artık sıra düşman yaratmaya gelmişti. Aslında aynı değerlerin çocukları olan Kemalistler bu fikrin çocuklarına gizli komünist olarak lanse edilmişti. Ki zevahirde sanki böyle bir izlenim doğuracak söylem ve eylem sergiliyorlardı. İslamcılar ise ümmetçi olarak lanse edilmişti. Binaenaleyh Kemalistler ve ümmetçiler bu topraklara düşmandı ve Türklüğü yok etmek üzere vardılar. Birileri Moskova’ya birileri de Araplara hizmet ediyordu. Parçalanmanın ikinci perdesi de bu şekilde ikmal olunmuştu. Hâlbuki üstat Erol Güngör ne diyordu: ‘’Türklerle Araplar birbirlerine kasıtlı olarak nice netameli planlar neticesinde düşman edilmiştir İngiliz casuslar eliyle.’’ Tafsilatlarını bu üstadın kitaplarında bulabilirsiniz.


İslamcılık fikriyatına sahip olan kitleye de diğer iki kesim biteviye farklı lanse edilerek bu toprağın çocuklarının arasındaki rabıtalar iyice zayıflatıldı. Bu fraksiyonun indinde de milliyetçi olanlar ırkçıydı, faşistti dolayısıyla bölücüydü. Kemalist olanlar ise dinsizdi, batıcıydı. Türklüğün ve İslam’ın değerlerine düşmandı. Aynı şekilde diğerlerinin nazarında da bu kesim yobaz, gerici, ümmetçi, ortaçağcı idi. Bir gün olsun bu fraksiyonlardan birinin liderliğini yapan kişi çıkıp ta biz ne yapıyoruz yahu, hepimiz aynı gemideyiz, aynı değerlere yaslanıyoruz, aynı milletin evlatları, aynı devletin vatandaşlarıyız, aynı dinin müntesipleriyiz oturup konuşalım, ortak akılda buluşalım demiyordu. Zira her biri diğerine olan muhalefetiyle oy avcılığı yapıyordu. Ve büyük senaryo böyle kurgulanmıştı ki, böyle bir birleştiri-ci-liğe tevessül eden eminim ki ekarte edilirdi. Zira kişilik kalıpları belirlenmişti mevcut politikalara göre. Bu emperyalizmin her ülkede icra alanına sürdüğü en netameli ve vahim senaryosuydu. Ve büyük Türkiye’miz de bu senaryo başarılı olmuş, bu toprağın evlatları paramparça edilerek birbirlerinin amansız düşmanı kılınmıştı. Ve bu ayrılık ve düşmanlık faili meçhul kahpe katliamlarla pekiştirilmişti. Artık acı ve kahredici söylemler biteviye nifak tohumları ekiyor, kin çiçekleri yetiştiriyordu mukaddes coğrafyamızda. Milletimiz adeta acının madeni olmuş, gülmeyi unutmuştu.


Sonralarda ise bu toprağın çocuklarının başına bir Kürtçülük belası bulaştırdılar ve bunun ihalesini ise dış güçlerin taşeronluğunu yapan ve bu milletin ve devletin enerjisini heba etmekle ve terakkisini akamete uğratmakla görevli tayin ettikleri malum örgüte verdiler. TSK’ni ve EMNİYET’i bitevi bu işle meşgul ettirdiler. Bu vatanın evlatlarını birbirlerine kırdırdılar. Bu halkın ve devletin her olumlu adım atışını sekteye uğrattılar. Bu uğurda ne darbeler indirdiler. Bu ülkeyi ve milleti mahvettiler karanlık odaklar ve yerli uşakları. Kahrolsun.


Bir insan vatana ihanetle ne kazanır ki? Değerlerini yok etmekle eline ne geçer ki? Evlatlarını değerlerine düşman etmekle ve ahlaksızlığın esiri kılmakla neyi arzular ve kime hizmet eder ki? Ve bunu onuruna nasıl yedirir ki? Yazık yazık yazık, binler yazık. Hâlbuki en büyük zulüm ve en aşağılık ihanet; insanoğlunun, inandığı değerler kahpece kullanılarak sömürülmesidir.


Büyük üstat Sadi Şirazi tarihin derinliklerinden ne diyor: ‘’soysuzlara karşı soysuzluk etmek kabildir fakat insan olanın elinden köpeklik gelmez.’’ Bu örgüt eliyle, bu devletin ve milletin enerjisini boş yere heba ettiler, ettirdiler. Şimdi bu örgüte illegal yollarla yaptıramadıklarını onların legal sözcüsü imajı veren bir oluşuma, legal yoldan yaptırmaya çalışıyorlar ama bunun tutmayacağını da biliyorlar. Bu işi kirli yollarla yapamayacaklarını anladılar ve temiz olarak yapmak, derinden yapmak istiyorlar. Kirli yollara tevessül ettiklerinde işlerin şirazesinden çıktığını ve can düşmanı olarak bildiklerinin (yekpare milletin) güç kesbettiğini fark ettiler ve korktular. Ve AYDIN-IM-SI-LAR ve DİYALOGÇULAR eliyle bu ülkeye hâkim bir oluşum ihdas etmeye çalışıyorlar gizliden gizliye. Ve bu oluşumu yekpare topluma kabullendirerek iktidar yapmak ve netameli planlarını fark ettirmeden bu iktidara gerçekleştirtmek istiyorlar. Namuslu ve haysiyetli aydınların ve siyasetçilerin şerefli duruşlarıyla derinliği ölçülemeyen bu kirli oyun bozulacaktır. Yeter ki dik ve onurlu duruş sergilensin.


((Gelişmelere dikkat ediniz. Derin manipülasyonlar var. Birileri önce güvercin olarak lanse edilip yekpare halkın reaksiyonu pasifize edildi. Binaenaleyh şahinciklere galebe çaldırıldı. Bu derin ve kirli oyunun bu kerteye gelmesinde kuşkusuz herkesin, yerli ve çok kimlikli karanlık kalemlerin vs, biraz suçu var. Ama netameli mevzular bunlar. Derin dokunuş vahamet arzeder. Ada-lı-yı bile adam ettiler be. Mütemadiyen ötüyor, kendini ağıra satıyor, ağır takılıyor. Bu fazla şişirilmiş balon çok netameli ve vahim boyutlara ulaşmaktadır. Bütün kurumlar ortak akıl ekseninde, ortak değerler temelinde bu işi bir an önce sonlandırmalıdır. Çok keskin kanunlar tanzim edilmelidir. Ama halkın gönlü muhakkak kazanılmalıdır. Adaletten nasipsiz halkın bu kirli kuyuların derin dehlizlerinde kaybolması mukadderdir. Bu yüzden mutlaka muazzam bir ekonomik iyileştirme hamlesi başlatılmalı ve harika bir paylaşım gerçekleştirilmelidir. Artık devletin muayyen kurumlarıdır bu işi yapacak. İKTİDAR OLMAYI bile bu meseleye bağladılar ki gerisini düşünün. Ne acı ve hazin. Kanaatimce bunun ileri aşamasında Doğu bölgemizde (bu yandan da destek alarak) STALİNİST bir yapılanma teşekkül ettirmek gibi gayretler görüyorum âcizane. Kürtçülük siyasetinin bitevi alevli kalmasını sağlamak, bu menhus ve melun siyaseti Adalıya endeksleyerek ve Adalı özgür bırakılmazsa bu iş noktalanmaz diyerek doğulu gençlerimizin taze dimağlarını zehirleyen kaç yüz-bin ajan cirit atmaktadır acaba? HARUN YAHYA üstadın bu konulardaki eserlerine müracaatınızı mutlaka salık veririm âcizane. Zatını sev-me-seniz de.))


Hâlihazırdaki iktidarın bu netameli konularda haddinden fazla müteyakkız olması iktiza ediyor. Bendeniz bir birey olarak uyu-ma-ma-larını, kendi içlerinde de varsa şayet hainlere karşı teyakkuzda olmalarını yürekten istirham ediyorum sayın başbakanımızdan ve sayın cumhurbaşkanımızdan.


Daha sonra da irili ufaklı particikler, örgütçükler ve cemaatçikler ihdas ettiler. En büyüğünü ve netamelisini biliyorsunuz malum. HOŞGÖRÜ ve DİYALOGCU taifesi. Her birinin başına da kendi maiyetlerinde olan netameli kişilikler tayin ettiler. Yani belirlenmiş insan kalıpları. Kendi kişilikleri ve bilinçleri olmayan mahlûkatlar. Haysiyet ve hassasiyet yoksunu sefil beyinliler. Bu organizasyonlarda bir kişinin cemaatçikle en ufak bir doku uyuşmazlığı-nı ya da küçücük bir fikir ayrılığını fark ettiler mi anında aforoz ederler beyinlerde. Artık o kişi sakıncalıdır, ona karşı dikkat edilmelidir, mesafe konur peyderpey üyelerle arasına. Ama ekarte de etmezler ki, sömürülmesi gereken bir tarafı vardır. Ekonomik olarak, güç olarak, bilgi olarak vs. artık o zavallı bir sömürü nesnesidir. Değersiz biridir müritler indinde. Abi, abla kılıklı dar kafalıların yanında zaten bitmiştirler. Tebessümler sahtekârcadır, iletişim belirgin şeklide yapaydır. İliklerine kadar sömürüldükten sonra artık müritlere selam veril-me-mesi talimatı verilmiştir, tedricen iletişim koparılacaktır. Fakat o kişi kendisi bu kadar sahtekârlığa, aşağılık tavırlara, kahpeliğe zaten dayanamaz ve anında, daha mürailiği sezdiği anda tekmeyi vurur. Tabi özgüveni, özbenliği oluşmuşsa. Orada haysiyetini, hassasiyetini, iradesini yitirmemişse. Yoksa sefil bir şekilde yaşar gider bu haysiyetsiz, hassasiyetsiz, iradesiz, özgüvensiz, özbenliksiz sürünün arasında.


Particikleri devlet ve toplum enerjisini heba etmek ve bütünü parçalamak için, cemaatçikleri dini yozlaştırmak ve dindarları pasifleştirmek için, örgütçükleri ise gerektiğinde suikastlar için acımasızca kullandılar.


Bütün parçaların otokontrol görevi de silah gücünü elinde bulunduran soylu, mümtaz, asil, necip ve kahraman Türk Ordusu’na ve şerefli Türk Emniyeti’ne tevdi edilmişti. Bu gayri iradi şekilde olmuştu. Bu işi bu toprağın çocuklarının bu MUKADDES KURUMLARA MUHALİF olmasını sağlamak için yapıyorlardı ve ne hazin ki başarılı da oluyorlardı. Zira bu, toplumun mukaddes kurumları için züldü ve bu kurumlar bunu kabullenmiyorlardı.


Asıl ve esas otokontrol mekanizması ise küresel sermayenin taşeronluğunu ve payandalığını yapan ve paraya hâkim olan iğrenç, soysuz, kanı bozuk, kahpe KOMPRADOR BURJUVAZİNİNDİ.


Parçalar birbirlerini parçalarken kazanan çirkin, vahşi, ilkel ve kanı bozuk KAPİTALİSTLERİN sefil ve kişiliksiz veletleriydi. Bu durumu yeni zamanların şerefli aydını olan muazzez üstat Ahmet Özcan ağabey Özgürlük Paradoksu isimli makalesinde bedihi olarak şu şekilde izah ediyordu:


‘’Bundan yıllarca önce, bir üniversite yurdunda ülkücü, İslamcı, solcu, her görüşten bir grup arkadaş sohbet ediyorduk. O zamanlar yurtlarda, öğrenci evlerinde, sabahlara kadar tartışılır, çay ve sigara eşliğinde öfkeli muhabbetler olurdu. Bir gece devrimi kimlerin yapacağını tartışırken, sol görüşlü bir arkadaş ayağa kalktı ve ‘’biz’’ dedi. ‘’Biz hepimiz aslında aynı yolun yolcularıyız. Aynı kelimelerle konuşmasak ta, aynı dili konuşuyoruz. Ve tuhaf bir şekilde farklı ve düşman kamplardayız. Bana öyle geliyor ki, hepimiz sırayla yenileceğiz ve KAZANANLAR aramızda olmayan ve şu anda bir diskoda sevgilisiyle DANS EDENLER olacak.’’ O geceden birkaç yıl sonra, bu sözleriyle hepimizi garip bir gerilime sokan solcu arkadaşın bir çatışmada öldürüldüğünü öğrendim. Aradan yıllar geçti ve maalesef onun dediği doğru çıktı. Sadece ülkemizde değil, tüm dünyada koca koca ideolojiler, büyük anlatılar, felsefeler, ‘’entertainment’’ endüstrisinin basit ve sıradan eğlenme kültürü karşısında birer birer yenildi. Doğruydu, sert ve soğuk ideolojiler insanlığı yormuş ve bunaltmıştı. Hayata dair sıcak ve sevecen yaşama kültürleri üretilememiş, gelecekteki mükemmel ütopyalar uğruna şimdi ve bugün feda edilmişti. ‘’biz, hepimiz’’ bir batılı gazetecinin ifadesiyle, ‘’Elvisin kıvrak danslarına’’ yenilmiştik. Bu yeni eğlenme ideolojisinin temsil ettiği para ve cinsellik tahakkümüne dayalı yeni dinin, ne insan varoluşuna ne de adalet, özgürlük ve etik arayışına dair tek bir sözü bile yoktu. Ama sonuçta bizi yenmişti ve tüm insanlığı hızla içine çeken şeytani bir girdap gibiydi. Galiba kötülük yine kazanmıştı. Güçlüler, zenginler, yönetenler, kendi yaşam tarzlarını hiçbir ezaya, cefaya, zahmete girmeden muktedir kılmıştı. Daha sonraları da o İslamcı arkadaşın intihar ettiğini, ülkücü arkadaşın ise parasızlıktan tedavi ettiremediği çocuğunun kucağında ölümüne dayanamayıp akıl hastanesine yatırıldığını öğrenmiştim.’’


Şimdi her fraksiyon birbirine düşman şekilde kaderiyle baş başa. Müntesipleri de öyle. Yani milletimiz paramparça. Hazinemiz ve değerlerimiz Vandallık kokan bir zihniyetle yağmalanıyor. Bu toprağın çocukları sefaletin şarkısını terennüm ediyor bitevi. Ne hazin bir hikâye. Üstat Cemil Meriç’in dediği gibi ‘’ne gülüyorsun, anlattığım senin hikâyen.’’ Ve yine ne hazin bir hikâye. Ve ne acı. BİR GÜZEL VATAN VE PARAMPARÇA OLMUŞ YÜREKLER. Şu sıralar çok vahim bir süreç içindeyiz. İslamcı dedikleri kesim yalnız başına ve diğer fraksiyonlar bunlara can düşman. Niye düşmanlık yaptıklarını bile bildiklerini sanmıyorum. Ve bu bilinçli bir senaryonun ürünü. Kim bilir belki de 100 yıllık bir planın icra aşamaları. Ne müthiş bir başarı emperyalizm için. Normalde kopmaz bağlarla bağlı olan kardeşleri en amansız düşman kılmayı başarmak kolay olmasa gerek. ‘’Ancak müminler kardeştirler.’’ Kur’an. Hâlbuki Kemalist, milliyetçi ve İslamcı denilen fraksiyonlar aynı ulvi ve ekmel değer yargılarının müntesipleridir. Kemalist cenahtan muayyen bir bölümü farklılık arzetsede devasa bölümü diğerleri ile aynı değerlerin müntesibidirler. Ama araya ideoloji girdimi her şey nasıl da vehleten değişiveriyor. Ne diyordu üstat Cemil Meriç ‘’ideolojiler zihnimize giydirilmiş deli gömlekleridir.’’ Ne diyordu Yüce Allah ‘’birbirinize girmeyin, kuvvetiniz gider, rüzgârınız kaybolur ve devletinizi kaybedersiniz.’’ Kemalist kliğin müntesipleri olan kardeşlerimizi de bilinçli olarak İslam’ın ve Türklüğün değerlerine muhalif kıldılar. Milliyetçilik ve milliyetçi kesim faşizm ve faşistlik olarak, İslamcı kesim dolayısıyla İslam ise gerici, gerilik ve ortaçağ özenticiliği olarak lanse edildi. Ne dehşetli bir plan ve ne soysuz uygulama.


Yegâne gaye ise; bu vatanı bölmek, bu milleti köleşetirmek ve bu toprağın çocuklarının değerlerini ve hazinelerini yağmalamak ve ve ve yüce, ekmel, ilk ve son din İSLAM’I öz be öz vatanı olan YÜREKLERDEN söküp atmaktır. Son tahlilde ise; tüm dünyayı SİYONİZMİN hâkimiyeti altına almaktır.


Her zaman düşünce önderleri ile ya da kitap eksenli düşünenler ile hemhal oldum, piyonlarla, müritlerle asla işim olmadı olsa da beni anlamadıkları için iletişim kuramadık. ((burada bir toplumsal gerçeğe vurgu yapıyorum, şerefimle sizleri temin ederim ki megolamani yok.)) Ya da rutin bir iletişim içinde olduk. Çünkü onlar kalıplarla, klişelerle iştigal ediyorlardı, sloganiktiler, papağandılar, sırdan olmaktan memnun görünüyorlardı, sığ sularda yüzüyorlardı, arayışları ikmal olmuştu, bir tanrıları ve dinleri vardı. Tanrı’ya ve dine başkaldırırlarken tanrıların ve dinlerin kuklası olmuşlardı. Hâlbuki Tanrı’ya kul olmak ve dine tabi olmak ne güzeldi. Yani yolun sonuna gelmişlerdi ve artık yolculuğa çıkmamak üzere oturmuşlardı. Birileri onlar için düşünüyorlardı ve yürüyorlardı. Bu düşünceleri savunurken bile her dem arayış içinde oldum. Sahip olduğum düşüncemi bir diğerine hakaret ya da bir diğerini yok etme üzerine kurmadım. Münhasıran insanları meraklandırmayı, düşündürmeyi, heyecanlandırmayı ve sordurmayı erek edindim. Herkesin doğruları kendisinin bulmasını ve özgür iradesiyle ittihaz etmesini benimsedim. Zorla yapılanların kalıcılığına asla inanmadım. Ateistken dindarlara ve değerlerine küfredecek kadar iğrençleşmedim. Dindarken de ateistleri basitçe yargılamaya gitmedim. Zira çok iyi bildiğim arayış dönemleriydi bu dönemler ve çok sıkıntılı ve zordu ve hiçbir şey bir anda olmuyordu. Binaenaleyh derin bir anlayış ve engin bir müsamaha gerekiyordu.


Düşüncelerime bilinçli olarak inadım ama arayışım hep sürdü. Çünkü hep bir şeylerin eksikliğini gördüm ve mükemmeli aradım. Her fraksiyonun bir şekilde beni sömürdüğüne ve aldattığına inandım süreç içerisinde. Zira söylemlerinde ve eylemlerinde derin bir tenakuz gördüm. Sorudan, sorgulamadan ürktüklerini sezdim. Buna tevessül edenlerin tecziye edildiğini müşahede ettim. Bazılarında korkunç bir hiyerarşi müşahede ettim. Koşulsuz itaate zorlanıldığına şahit oldum. Düşüncemi hep bu vatan sathında realize etmeye çalıştım. Hep onur dedim, haysiyet dedim, adalet dedim, özgürlük dedim, bağımsızlık dedim, birlik dedim, sevgi dedim, kardeşlik dedim, barış dedim. Benimde hakkım yaşamak dedim. Ve hak mücadelesi verdim pervasız. Hiç devletime isyan etmedim. Ama devletim hakkımı alsın ve versin dedim. Çünkü yalnız başıma hakkımı ala-ma-yacağıma inandım aşağılık, vahşi, soysuz, kan emici kahpe komprador burjuvaziden. Tabi benim desteğimle yani mücadelemle olacaktı bu iş. Ve onurlu dövüşümle haklı mücadelemde devletime destek olmaya gayret ettim. Gerek söylemlerimle, gerekse eylemlerimle.


Hiç kimsenin düşüncesinden dolayı mesleğinden tardedilmesini asla benimsemedim. Münhasıran muayyen bir ceza ile iktifa edilmesinden yana oldum. Tekrar mesleğine dönmesi üzere. Zira hiçbir kimsenin ya da kurumun bir insanın ömürlük alın terinin ürünü olan ekmeğinin metazori olarak hiçe sayılıp yok edilmesini kabullenmek imkânsızdı. Bu insanlık haysiyetini hiçe saymaktı. Yalnızca bu vatanı parçalamak isteyenler ve bu milleti köleleştirmek için gizli mücadele içinde olanlar hariç. Hatta bir yerde buna bile karşı oldum. Bu kişilerin kullanıldıklarını ve devletçe ıslah edilip bilinçlendirilmeleri gerektiğini düşündüm. Ama hangi düşünce olursa olsun bu vatan sathında idealini realize etmeye çalışıyorsa ona da bir şey demedim. Zira bu toprağın evlatlarıyız. Bu topraklarda doğduk. Düşüncemiz bu toprağa bağlıdır. Zehirsizdir. Yapıcıdır. Şifalıdır. Bu toprakların tarihine ve kültürüne sadakatliyiz. Bu toprağın kokusunu taşıyoruz. Dünümüz, bugünümüz, yarınımız hep bu topraklarda yaşandı, yaşanıyor ve yaşanacak. Bu topraklara kanla kazılmış mührümüz. Ya bu toprakla varız ya da yokuz, yoksa bu topraklar.


Ben dünyaya mülkiyet iddihar etmeye değil insanca yaşamaya geldim dedim. Bir kere geldim ve bir kere gidecem dedim. Paylaşarak ve bölüşerek yaşamak istedim. Hak yememeye gayret ettim. Ben hiçbir şey istemedim. Servet, şöhret ve mevki delisi değilim dedim. Münhasıran, her görevini noksansız ifa eden bir birey olarak, devletimden hazinede ki hakkımın tam olarak verilmesinin sağlanmasını istedim. Yaşamın sunduğu natürel zevkleri kuşlar kadar özgür olarak yaşamak istedim. Ben masum ve onurlu yaşamaya çalıştım. Kimseye kötülük yapmamaya gayret ettim. Zulmetmedim kimseye, sömürmedim kimseyi. Bir referansla işimi yapabilme imkânı bulduysam bile başkasının hakkını yerim mülahazasıyla bu işe tevessül etmemeye gayret ettim. Bu yüzden herkes adil olsun istedim. Benim hakkım yenmesin istedim. Ayrıcalıklı olanlar olmasın istedim. Birileri güçlerini kullanarak benim hakkımı yerken ben bakayım istemedim. Herkes eşit olsun ve eşit pay alsın hazineden istedim. Herkes hakkıyla iktifa etsin istedim. Herkes insanlık için işini yapsın istedim. Onurluca ve namusluca. Ama hak ettiğimizi de bir türlü alamadık. Torpilsiz, rüşvetsiz yollarımız açılmamak üzere kapalıydı. Ama yine de bu iğrençliklere tevessül etmemeye gayret ettik, direndik. Zira gözbebeğimiz, efendimiz, yeryüzünün görüp görebileceği YEGÂNE DEVRİMCİ ÖNDERİMİZ ((tabir-i caizse ‘’işçinin ücretini alnının teri kurumdan veriniz’’ ikesiyle sosyalist, ‘’vatan sevgisi imandandır’’ ilkesiyle milliyetçi, fıtri olarak zaten İslam’dı. Zira her düşünceyi kapsıyor, bütün insanlığı kucaklayıp kuşatıyordu. Binaenaleyh, yegâne ‘’ortak akıl, ortak vicdan’’dı ve insanlık bu yüce önderin yolundan gitmeyip sapıttıkça asla felaha kavuşamayacak, hep sefil olarak yaşayacak ve sefaletin şarkısını terennüm edecekti. ‘’UYAN ANADOLUM’’ başlıklı yazımdaki en başlardaki Mustafa Kemal’e ait söze tekrar göz atabilirsiniz. Aynı şeyi keskin olarak ifade ediyordu. Binaenaleyh, insanlık tek vücut ve tek fikir olup O yüce öndere tabi olmadıkça ve O’nun izinden gitmedikçe parça parça emperyalizme yem olmaya, mezellet ve meskenet içinde çürüyüp gitmeye mahkûm olacaktır.)) rüşvet alanı da vereni de lanetlemişti. Allah’ın laneti bu kişilerin üzerinedir demişti. Ve meleklerin ve insanların ve bütün mahlûkatın laneti.


‘’Yerler ve gökler adalet üzerinde durur.’’ Hz. Muhammed (sav) Adalet dünyanın altyapısıdır. Adaletsiz bir dünya yoklukla, perişanlıkla, mahvla maluldür.


Zihinlerin işgalden kurtulması ve özgürleşmesi için didindim durdum. O zaman her şeyin netleşeceğini ve ciddi bir istikamet kesbedeceğini düşündüm. Zira insanı eyleme sevk eden durumun BİLMEK değil İDRAK etmek olduğunu benimsedim. İnsanlığın yürekte gizli olduğu mülahazasıyla her dem yüreklere seslendim ve yüreklerde yaşamaya çalıştım. En güzel vatanın da insan yüreği olduğuna inandım. Yıkılmayan, eskimeyen, parçalanmayan en güzel vatan. O yüreklerin de derin ve ulvi duygularla yürek olduğu bilincine vardım. DUYGUSUZ YÜREKLERİN, insanlığa, hakikate, özgürlüğe, adalete, sevgiye, barışa, kardeşliğe, muhabbete hatta ve hatta ALLAH’A bile mesafeli olacağını idrak ettim ve bu durumu bizatihi müşahede ettim.


DEVRİM ÜZERİNE
Hep devrime inandım ama asla toplumuma ve devletime ihanet etmeden bir devrim yapmaya. Bu toprağın asıl çocuklarının öncülüğünde, bu vatan sathında gerçekleştirilecek bir devrime, milli bir devrime. Sosyal adaleti hâkim kılacak ve toplum hazinesinin soyulmasına son verecek, paylaşımı ve bölüşümü ikame edecek bir devrime. Ekmel ve ulvi ahlakı, ikna ile topluma sunacak bir devrime. Her yerde doğallığı egemen kılacak bir devrime. Kurulacak otağlarda, yağız delikanlıların, rüzgârın çocuğu tayların üzerinde cengine olanak sağlayacak devrime. Keskin kanunları olan kudretli bir devlet doğuracak devrime. Kanunları ayrım yapmadan her ferdine uygulayacak bir devrime. Başında adaletli ve özgürlükçü bir önder bulunan devrime. Yine DEVRİMCİYİM, AMA, BİR HAKİKAT, ADALET, SEVGİ, MUHABBET, DOĞALLIK, UMUT, PAYLAŞIM, İNSANLIK VE ÖZGÜRLÜK DEVRİMCİSİ. Ve toplumların devrim yapmadan olgunlaşacağına da inanmıyorum. Bireylerin bu sürece eklemlenmeden kâmil birey olacaklarına ve birey olma sürecini ikmal edebileceklerine de inanmıyorum.


Zira devrim hayatın özüdür. İnsanca yaşamın yegâne koşuludur. Yeryüzünde adaleti, özgürlüğü, birliği ve bütün ulvi erdem ve güzellikleri gerçekleştirmenin ön koşuludur. Renksiz hayat, dünya ve insan boğucudur. Bir nevi zindandır. Bu yüzden renk, koku sahibi olmak, ama en güzel renge ve kokuya sahip olmak çok önemlidir. Şöyle bir bakalım hayatın her hangi bir köşesinde bir yudumluk huzur bulunacak bir şey var mı? Sığ bakarsak evet lakin derinlemesine ve çok ince bakarsak asla. Laf olsun diye yaşıyorsak evet lakin aradığımız bir şeyler varsa ve oraya ulaşmak için ceht içindeysek asla. Benciysek evet lakin bizciysek asla.


Yani dostlarım kaos her zaman kahpe ve şerefsiz kompradorların işine yaramıştır ve yarar. Tıpkı kocaman ve belirsizlik arz eden lafların onların işine yaradığı gibi. Dünyaca ünlü Sosyolog Şehit dr Ali Şeriati demiyor muydu ''dışarıdakiler yani sığ bilinçli, toplumuna yabancı, batılılaşmış aydınımsılar, müphem mevhumlarla yüksek perdeden, içeridekiler yani fıkıhta ve kelamda boğulanlar, müphem mevhumlarla yüksek perdeden konuşuyor, peki halk ne yapsın.'' Ne kadar isabetli. Elbette ki, halk anlamadığı şeye tepki vermezdi ve kişi kendisini anlayan kadar etkili olabilirdi. Halka belirsizlik kokan kocaman laflarla giderseniz malayani ile iştigal etmiş olursunuz. Devrim GÜNLÜK DİL in çocuğudur. Direkt olarak kavranan kavramların meyvesidir. Kocaman lafların değil. Muammalı kavramların değil. Kocaman laflar hazmedilip, buradan DİRİLTEN BİR GÜNLÜK DİL üretilmedikçe TOPLUMSAL SARSILMA VE DEVRİMSEL KIVILCIM meydana getirmek muhaldir. Kaynama derinliğin olduğu yerde olur ama derinlikte günlük dille hâsıl olur.


Birlikte çoğalmanın yegâne yolu yüreklerden yüreklere uzanan bir köprü inşa edecek günlük dil oluşturabilmektir. KUR'AN a bakalım sanki böyle sohbet ediliyormuş havası sezmiyor musunuz? Gayet beliğ bir dil. Muazzam bir şeffaflık. Muhabbet ve nasihat iklimi. Tarifsiz bir sevgi akımı. İşte GÜNLÜK DİL. Anlaşılır, net, keskin, diriltici ve direnişçi. Tam çözümcü ve yaşanılabilir. Yani nasıl birlik olurdu yoksa insanlık? Kardeşlik iklimi nasıl oluşurdu yoksa? GÜNLÜK DİL istikamet belirleyicidir. Muammalı dil saptırıcılık barındırır özünde. Ve sahtekâr felsefecilerin dilidir bu. Halkı saptırmaya yeltenen felsefecilerin dili. Söze sadık olan, fikre sadık olan felsefecilerin değil. ŞERİATİ’NİN, TOPÇU’NUN, MERİÇ’İN vb dili. ((Bu üç muazzez aydın bireyler, bütün düşünce vadilerinden geçmişler, bütün fikir şişelerinden içmişler, bütün bilgi ağaçlarının asude gölgesinden istifade etmişler, bütün düşünce güneşlerinin şavkısından behrelerini almışlardır. İşte bu yüzden izleri keskindir, isimleri lâyemuttur.)) Hayatın anlamını kavramayı kolaylaştıran dil.


Günlük dil toprağın dostu olanların dili. Muammalı dil ateşin dostu olanların dili. Toprağın dostları bu dille Allah’a tabi olurlar. Ateşin dostları bu dille şeytana tabi olurlar. Toprağın dostu olanlar bu yüzden merhametli ve mütevazidirler. Ateşin dostu olanlar ise merhametsiz ve kibirlidirler o yüzden. Toprağın dostu olanlar bu dil sayesinde üreticidirler. Ateşin dostu olanlar o dil sayesinde tüketicidirler. Toprağın dostu olanlar bu dille diriltici. Ateşin dostları o dille yok edicidirler. Toprağın dostları bu dille istikametçi. Ateşin dostları o dille saptırıcıdırlar. İşte bu dille toprağın dostları yaşayacak. İşte o dille ateşin dostları yanacaklar.


Günlük dil üretemeyen düşünceler tarih süreci içerisinde iflasa mahkûmdurlar. Ve zafer bu dili üretenin olacaktır. Ve bu dili Kur'an’dan başka hiç bir şey üretememiştir ve üretemeyecektir ve son tahlilde ZAFER İSLAM’IN VE İNANAN’LARIN olacaktır. Bu mutlak hakikattir. İstense de istenmese de. Fakat zafer adaleti ve özgürlüğü getirmelidir, devasa bir kitlesel destekle başarılmış olmalıdır. Kitlesel başkaldırıyı sağlayabilmek devrimsel süreçteki en büyük ve en önemli adımdır ve mutlaka zaferi tevlit eder. Yani bu toprağın çocuklarının asil kanları üzerinden sağlanmamalıdır. Ve hâkimiyette de muhalifler asla ama asla zulüm, baskı, şiddet, sömürü vs aşağılayıcı durumlarla karşılaşmamalıdır. Bu ulvi tavır ve asil muamele, zaferin ebediyetinin sigortası olacaktır. Zira aksi durumlara tarihsel süreç içinde müteaddit defalar şahit olunmuş ve zafer akim kalmıştır.


‘’Üzülmeyin, gevşemeyin. Eğer hakkıyla inanıyorsanız, üstün gelecek olanlar mutlaka sizlersiniz.’’ Kur’an


TEFEKKÜR ÜZERİNE
Sevgili dostlarım, ferasetli ve basiretli okurlar! Bu söylediklerimi zat-ı âlilerinizden şöyle asude bir mekânda, derin TEFEKKÜRE dalarak, dingin ve sakin bir beyinle, temiz bir yürekle tahlil etmenizi istirham ederim. Tefekkür yalnızlıkta tebeyyün eder. Bilginin her yerde edinilecek bir şey olmasına karşın. Kalabalık tefekkürün zindanıdır. Ama bilginin kaynağı olabilir. Binaenaleyh insan yalnızken hakikate daha yakın olur. Tekâmül yalnızlığın ürünüdür daha çok. Ama kalabalıklarda insan yozlaşır, tefekkürden uzaklaşır. Düşüncenin mezarıdır kalabalıklar. Yalnızlık yurdu düşüncenin dirildiği yerdir. Hakikat kalabalıklarda değil, yalnızlığın ve sessizliğin kalbinde saklıdır. Gürültü, beynin sağlığını ve istikrarını bozar. Kalabalıklarda ve gürültülü ortamlarda düşüncenin dengesi bozulur ve fikr-i istihsal muhal olur. Binaenaleyh, düşünceyi yalnızlığın koynunda, sessizliğin kalbinde arayınız. Bilakis hayatın ve varlığın sırrına vakıf olamazsınız. Ayrıca, çokluk; derinlik, mana ve kıymetten yoksundur. Varlığın, hayatın ve kâinatın sırrına mı ermek istiyorsunuz? Kalabalıklardan biraz uzaklaşın, yalnızlığın koynuna girin ve deruni âleminize uzun bir yolculuğa çıkın.


George Pulitzer’in ‘’Felsefe’nin Temel İlkeleri’’ isimli kitabındaki şu sözü burada nakletmek isabetli olacaktır eminim. ‘’Bilim adamları laboratuara girince Tanrı’ya inanıyorlar, çıktıklarında ise inkâr ediyorlar.’’ Çünkü sokak derin düşünceleri boğuyor, düşüncenin mezarı oluyor. Sokak menfaat tarlasıdır. Orada gerçekleri sarih olarak ifade ederek ürün toplayamazsınız. Yalanlarla mebzul miktarda ürün toplayabileceğiniz bir tarladır orası. Niye politikacılar sokağın nabzını tutar ve çok severler bu tarlayı? Çünkü devasa ürünlerin toplanmasına açılan kapıdır orası. Ve yalanlar savrulur orada. Yürekler kavrulur aynı şekilde orada. Sokrates’in şu sözleri manidardır: yoldaşına der ki; ‘’politikaya girseydim ve saf gerçekleri söyleseydim yaşayabileceğimi mi sanıyordun?’’ evet şimdi politikacıların tıynetlerinin şifresi de deşifre olmuş oluyor biraz. Politikacılar en büyük kumarbazdırlar. Eflatun’un deyimiyle birazda ‘’fahişe.’’ İşte böyle sevgili dostlar. Kalabalık insanı aptallaştırıyor. Absürtlüğün ve anlamsızlığın esiri kılıyor. Ve zevzekleştiriyor. Hakikat kalabalıklarda aranmaz, aransa da bulunmaz asla.


Tevhit-adalet-özgürlük-kitap-devrim-ahlak-emek-vatan-bağımsızlık.
Artık aldanmayalım aldatıcılara inşallah.
Kur’an gözlüğü ile saf gerçeği görelim inşallah.
Peygamber yolunun takipçisi olalım inşallah.
Allah Ahlakı ile ahlaklanalım inşallah.
Bilgiyle değil, güçle hâkimiyet düşleyenler tükeneceklerdir inşallah.
Sevgili ülkemiz Türkiye’miz bir gün mutlaka özgür olacaktır inşallah.
Toplum her şeyin sahibi olacaktır inşallah.
Zer-zor-tezvir şebekesi çökertilecektir inşallah.
Tam Bağımsız Türkiye inşa edilecektir inşallah.


‘’Allah’a çağırandan ve ben Müslümanlardanım diyenden daha güzel sözlü kim olabilir?’’ Kur’an


DEVRİM GÜNEŞİ

Ey bu dünyanın insanları
Kulak verin gerçeğin çağrısına
Yüce devrim güneşi doğacak
Ezilen halkları aydınlığa boğacak

Özlemle beklenen o gün gelecek
Sermaye ebediyen devrilecek
Ruy-i zeminin mukaddes topraklarında
Barış gülleri derilecek

Bileklerimize vurulan prangalar
Boynumuzu kuşatan zincirler kırılacak
Karşımıza kurulan barikatlar
Emekçinin sarsılmaz direnişiyle yarılacak

Ambarlar emeğin üretimiyle dolacak
Mustazaflar zengin ve özgür olacak
Karanlık bir ömür devrimle sonlanacak
Bunu gören halkalar direnişle canlanacak

Zihinlerimiz işgalden kurtulacak
Tefrikalar son bulup kardeşlik canlanacak
Mustazaflar kopmaz bağlarla bağlanacak
Onulmaz yaralar devrim ateşiyle dağlanacak

Milletimiz müreffeh, devletimiz kudretli olacak
Zenginlikler eşit olarak paylanacak
Olanaklar herkese sonsuz sağlanacak
Bunu gören komprador burjuvazi kahrolacak

O günü göremeyebiliriz belki biz
Yine de bu yolda onurluca dövüşmeliyiz hepimiz
Çünkü bize yaşamı bağışlayacak
Bu yolda direnişi taçlandıran mukaddes kinimiz


ALİ ŞERAİTİ, NURETTİN TOPÇU, CEMİL MERİÇ, EROL GÜNGÖR, SEYYİD KUTUP, MEVDUDİ, NECİP FAZIL, SEZAİ KARAKOÇ, JEAN JAURES, REGOR GRAUDY, RENE GUENON, MARTİN HEİDEGGER, ALBERT CAMUS, JEAN PAUL SARTRE, NEİZTZCHE, AHMET ÖZCAN, İHSAN ELİAÇIK, İLHAMİ GÜLER, FİKRET BAŞKAYA, HAYRİ KIRBAŞOĞLU, GALİP ERDEM, DÜNDAR TAŞER VS OKUNABİLİR.


((İnşaallah bir gün siyaset kulvarın da politika atına binersem ve halkım ve insanlık adına uzun maratona start verme imkânım olursa halkımın (her fraksiyondan kardeşlerimin) ve insanlığın çektiği acıların ve aldanışların intikamını almazsam namerdim. En azından bu uğurda en onurlu mücadeleyi verip halkımın sözcülüğünü yapacağım. Bu ulvi arzum belki bir ütopya, ama varoluşun tahakkuku birazda ütopyalara merbut değil midir? Bendenizde projelerimi, düşüncelerimi, necip milletimin ve muazzez ümmetin uyanması, saadete kavuşması, mukaddes vatanımın terakkisi ve devletimin istiklalinin tahkimi için istimal etmeyi ve bunu siyaset kulvarında gerçekleştirmeyi düşünürüm kuşkusuz ve bu benim vatandaş olarak en doğal hakkımdır. Eğitim meselelerinde de halkım için en güzel projelerimle çalışmayı bütün yüreğimle düşünürüm.))


şenume
gerçek kurtuluş milli devrimdedir ama tevhid temelli
codixer
yazı çok uzun be,ısıta ısıta verseydin ya:D
şenume
sevgili insan kardeşim sonradan pişman oldum ama sağlık olsun. zatınıza katılıyorum. ama en fazla yarım saatlik bir yazı. biraz gayret oldu bitti güzel insan. ya da iki üç günde tamam olur rahat olacak şekilde. sağol dost. en kalbi duygularla muhabbetle.
Bu basit görünüm sadece metinlerden oluşur. Resim ve Daha Fazla Bilgi Görmek İçin Forumun Normal Haline Geçmeniz GerekmektedirBuraya Tıklayın.
Invision Power Board © 2001-2008 Invision Power Services, Inc.