Yardım - Ara - Üyeler - Takvim
Normal Forum Görünümü: Allah'tan BaŞkasina SiĞinmanin Ve Yardima ÇaĞirmanin HÜkmÜ
Islami Forum - Popüler Forum > İSLAMİ KONULAR > .·[ TASAVVUF ]·.
Sayfa: 1, 2
süleyman recep
ALLAH'TAN BAŞKASINA SIĞINMANIN VE YARDIMA ÇAĞIRMANIN HÜKMÜ

Allah (c. c) şöyle buyuruyor:
"Gerçekten bir takım insanlar, cinlerin bir takımına sığınırlardı da onların cüret ve azgınlıklarını artırırlardı." (Cin: 6)
"Allah'ı bırakıp da sana ne fayda ne de zarar veremeyecek şeylere ibadet etme. Eğer bunu yaparsan sen de zalimlerden olursun. Allah seni bir zarara uğratırsa onu senden kaldıracak ancak O'dur. Sana bir iyilik dilediği takdirde O'nun nimetini engelleyecek bir kuvvet de yoktur. O, bunu kullarından dilediğine eriştirir. O, Gafur'dur, Rahim'dir."(Yunus: 106-107)
"Allah'ı bırakıp da kıyamet gününe kadar cevap veremeyecek olan, kendisine yapılan dualardan habersiz kalan şeylere ibadet edenlerden daha sapık kim olabilir?"(Ahkaf: 5)
"Hiçbir şey yaratmayan üstelik kendileri yaratılmış olan şeyleri mi Allah'a ortak koşuyorlar?İbadet ettikleri şeylerin kendilerine (ibadet edenlere)yardım etmeye güçleri yetmez. Hatta kendilerine bile yardım edemezler." (A'raf: 191-192)
Rasulullah (s.a.s) zamanında bir münafık vardı. Mü'minlere eziyet ediyordu. Bazı mü'minler dediler ki:
"Gidip Rasulullah'tan yardım isteyelim." Rasulullah (s.a.s)'den yardım istediklerinde şöyle buyurdu:
"Benden yardım istenilmez. Doğrudan doğruya Allah'tan yardım istenilir."(Taberani rivayet edip sahih dedi)
Enes (r.a) şöyle rivayet etti: Uhud Savaşında Rasulullah'ın başı yarıldı ve dişi kırıldı. Bunun üzerine şöyle buyurdu:
"Resullerin başını yaran bir kavim nasıl felaha erişebilir?" Bunun üzerine şu ayeti kerime nazil oldu:
"Senin elinde bir şey yoktur. Allah ya onların tevbelerini kabul eder veya onlara azab eder. Çünkü onlar zalimlerdir." (Al-i imran: 128)(Müslim)
İbn-i Ömer (r.a) şöyle rivayet etmiştir: Rasulullah
(s.a.s)'in sabah namazında rükudan kalktığı zaman "Semiallahu limen hamideh" dedikten sonra şöyle söylediğini duydum:
"Saffan b. Umeyye, Süheyl b. Amr, El-Haris b. Hişam'a Allah lanet etsin." Bunun üzerine şu ayeti kerime nazil oldu:
"Senin elinde bir şey yoktur. Allah ya onların tevbelerini kabul eder veya onlara azab eder. Çünkü onlar zalimlerdir." (Al-i İmran: 128)
(Müslim)
Ebu Hureyre (r.a) şöyle rivayet etti:"Önce en yakın akrabalarını uyar." (Şuara: 214)ayeti nazil olduktan sonra Rasulullah (s.a.s) kalktı ve şöyle dedi:
"Ey Kureyş Ahalisi! Kendinizi ateşten kurtarın. (İman etmedikçe) Size hiçbir fayda veremem. Ey Abdulmuttalib'in oğlu Abbas! Ben sana bir fayda veremem. Ey Muhammed'in kızı Fatıma! Malımdan ne istiyorsan vereyim. Ama sana bir fayda veremem."(Müslim)
Bu ayetlerden ve hadis-i şeriflerden anlıyoruz ki:
Bazı insanlar cinlerin kendilerine yardım edeceğine inanarak onlara sığınırlar. Fakat gerçekte cinler onlara fayda değil ancak zarar verir.İbadet et Allah'ın sevdiği, emrettiği, kabul edip razı olduğu gizli ve açık ameller ve sözlerdir.
Dua ile yardımına çağırmak arasındaki fark: Dua sıkıntılı ve ferah her durumda yapılabilir, yardımına çağırmak ise zor bir durumla karşılaşıldığında olur.
Bütün bunlar yani; dua ve yardımına çağırmak her halukarda sadece Allah'a yapılır. Zira herhangi bir mahluka fayda sağlayacak veya ondan bir fenalığı giderecek ancak ve ancak Allah'tır. Eğer bir kişi Allah'tan başka kimsenin gücünün yetmediği bir şeyde ister melek, ister rasul, ister veli olsun bir mahluku yardımına çağırır veya ona sığınırsa müşrik ve kafir olur.
Ayrıca ölü bir kimseden rasul, sahabi, veli veya salih bir kişi de olsa yardım istemek, ona sığınmak büyük şirklerdendir. Bu kimseler, kendilerine bile fayda veya zarar sağlamaya güç yetiremezler.
- Rasulullah (s.a.s) Allah'ın en sevgili kulu olduğu halde Allah'ın izni olmadan- hiçbir insana ne bir fayda ne de bir zarar verebilir.
Allah (c.c) şöyle buyuruyor:
"Ya da sıkıntı ve ihtiyaç içinde olana, kendisine dua ettiği zaman icabet eden, kötülüğü açıp gideren ve sizi yeryüzünün halifeleri kılan mı? Allah ile beraber başka bir ilah mı? Ne kadar da az öğüt alıp düşünüyorsunuz?" (Neml: 62)
Yani; Ey müşrikler! Sıkıntı ve ihtiyaç halinde sıkıntıyı giderebilecek olanın sadece Allah olduğunu bildiğiniz halde niçin Allah'la aranızda vasıtalar tayin edip onlardan şefaat umuyorsunuz?
Geçmiş tarihlerdeki müşrikler, Allah'tan başka ihtiyaç ve sıkıntıyı giderecek bir varlık olmadığını kabul ederler, ihtiyaç ve sıkıntı halinde samimi olarak sadece Allah'tan yardım isterlerdi. Fakat, Allah (c.c) onların bu ihtiyaç ve sıkıntısını giderdiği zaman tekrar eski şirklerine dönerlerdi.Zamanımız müşrikleri ise; sıkıntıda da ferahlıkta da Allah'a şirk koşmaktadırlar
.
ziyaeddin el kudsi
islambuli
kardeş Allah razı olsun tasavvuf bölümünü sevdiniz bakıyorum smile.gif yazılarınızda yakıştı doğrusu Allah razı olsun.
süleyman recep
ALINTI(islambuli @ Jul 21 2008, 10:54 PM) *

kardeş Allah razı olsun tasavvuf bölümünü sevdiniz bakıyorum smile.gif yazılarınızda yakıştı doğrusu Allah razı olsun.


amin, cümlemizden İNŞAALLAH. tasavvuf konuları önemli bir konudur. üzerinde durulması gereken hadiseler epeyce vardır.bu bağlamda insanlara acizane uyarılar yapmayı görev adlettik.o yüzden olsa gerek, tasavvuf konularından çıkamıyorum...kardeş, RABB'E EMANET..
süleyman recep
Kur'ani kavramların temeli ve Kur'an'ın mesajı bu dört kelimenin çevresinde odaklanmıştır. Kur'an-ı Kerim'in çağrısının özü şudur: Allah bir ve tek İlâhtır; ortağı yoktur. Kulların muhtaç olduğu tek Rab'dır. On’dan başka ilâh da yoktur; Rab da... İlâh'lık ve Rab'lıkta kimse O'na ortak olamaz. İnsana gerekli olan, O'nu tek ilâh olarak kabul etmesi, O'ndan başkalarını Rab kabul etmemesi, başkasının ilâhlığım tanımaması, yalnız O'na ibâdet edip başkasına tapmaması, dinini Allah-u Teâlaya tahsis etmesi, O'nun dininden başka bütün dinlere karşı koymasıdır.

Nitekim bu husus Kur'an-ı Kerim'de şöyle açıklanmıştır:

"Biz senden evvel hiçbir peygamber göndermedik ki, ona şöyle vahy etmiş olmayalım: Gerçek şudur ki, benden başka hiçbir ilâh yok. O halde bana ibâdet edin" (Enbiya, 25)

"Oysa onlar, tek olan bir İlâh’a ibâdet etmekten başkasıyla emr olunmadılar. O'ndan başka ilâh yoktur. O, onların ortak koştukları şeylerden münezzehtir." (Tevbe, 31)

"Hakikat şu (tevhid ve İslam dini) bir tek din olarak sizin dininizdir. Ben de sizin Rabbinizim. O halde (başkasına değil) bana kulluk edin" (Enbiya, 92)

"De ki: "O, her şeyin Rabb'ı iken ben Allah'tan başka bir Rabb mı arayacağım?" (En'am,164)

"Artık kim Rabb’ına kavuşmayı ümit ediyorsa salih bir amel işlesin. Ve Rab'bına ibâdette (hiçbir kimseyi ve hiçbir şeyi) ortak tutmasın" (Kehf, 110).

"And olsun ki, biz her ümmete: "Allah'a kulluk edin, tağuttan sakının" diye (tebligat yapması için) bir peygamber göndermişizdir". (Nahl, 36)

"Şimdi onlar Allah'ın dininden başkasını mı arıyorlar? Halbuki göklerde ve yerde ne varsa (hepsi) ister istemez O'na boyun eğmiştir. Nihayette O'na döndürülüp götürüleceklerdir." (Âl-İmran, 83)

"De ki: Ben, Allah'a O'nun dininde ihlas edici olarak ibâdet etmemle emr olundum." (Zümer, 11)

"Şüphe yok ki Allah benim de Rabbim, sizin de Rabbiniz.Öyle ise O'na kulluk edin. İşte doğru yol budur." (Âl-i İmran, 51)

Bu birkaç ayeti yalnızca örnek olsunlar diye sıraladık. Aslında Kur'an-ı Kerim'in hidayet ve irşad olarak getirdiği her şey sadece bu dört terim etrafında döner. Kitab-ı Hakîm'in konusu ve temel görüşü şu dört esastan ibarettir:

Allah, Rab ve ilâhtır. O'ndan başka ilâh da Rab da yoktur. İnsanın yalnızca O'na ibâdet etmesi gerekir. Din'in sadece O'na has kılınması gerekir.
süleyman recep
[size=4]Kur'an-ı Kerim'i öğrenmek, anlamının derinliklerine inmek isteyen kimsenin bu dört kavramdan her birinin gerçek anlamlarını bilmesi, tam ve kapsamlı olarak neyi ifade ettiklerini anlaması gerekir. İnsan ilâhın ne olduğunu, Rabb'in ne anlama geldiğini, ibâdetin neden ibaret olduğunu, dinin neye dendiğim anlamazsa, şüphesiz, Kur'an-ı Kerim'in tamamı onun gözleri önünden, mânâsından hiç bir şey anlaşılmayan, gelişi güzel bir söz yığını gibi geçer gider. Bu durumda da, tevhidin hakikatini bilemez; şirkin anlamını kavrayamaz; ibâdetini Allah'a tahsis etmeye gücü yetmediği gibi, Din'inde de ihlasla Allah'a yönelemez. Bu dört terimin ifâde etmek istediği mânâ zihinlerde kapalı, karışık kalırsa ve onların mânâları hakkında insanın bilgisi noksan olursa,tabii ki ona Kur'an-ı Kerim'in hidayet ve irşad adına sunduğu şeyler karışık görünür. Kur'an-ı Kerim'e inanmakla beraber, inancı ile bütün amelleri noksan kalır. Durmadan "Allah'tan başka ilâh yoktur" kelime-i tevhidini tekrarladığı halde Allah'tan başka birçok ilâhlar edinir. Her zaman Allah'tan başka Rab olmadığını söyler durur; fakat pratikte Allah'ın dışında başka Rablara itaat eder; boyun eğer. Bütün doğruluk ve ihlası ile Allah'tan başkasına ibâdet etmediğinden, O'ndan başkasına boyun eğmediğinden dem vurur da bunun yanında Allah'tan gayri bir çok ilâhların kulluğuna bağlanır, kalır. Yine aynı şekilde bütün şiddet ve kuvvetiyle Allah'ın dininin gölge ve himayesinde olduğunu bağıra bağıra söyler. Birisi kalkıp kendisini İslam'dan başka bir dine nisbet ederse, ona hücum eder, savaş açar da, bütün bunlara rağmen çeşitli dinlere bağlanmış olarak yaşar durur.

Şüphesiz ki bu şahıs Allah'tan başkasına dua etmez, O'ndan başkasını ilâh ve rab olarak adlandırmaz. Lakin bunu sadece dili ile yapar. Bunun yanında bu iki kelimenin kullanıldığı anlamda bir çok ilâhlar, çeşitli rabler edinir de, bundan haberi bile olmaz. Bu durumdaki birisine, başka başka ilâh ve rableri Allah'a ortak ettiğim ve dinde şirk koştuğunu anlatarak uyandırmak istediğin zaman üzerine hücum eder ve buna şiddetle tepki gösterir. Ama o gerçekte, dinin ve ibâdetin gerçek amaçları bakımından şüphesiz ki Allah'tan başkasına ibâdet etmekte ve O'nun dininden başka bir dine girmiş bulunmaktadır. Buna rağmen böyle bir kimse, gerçekte işlediği amellerin Allah'tan başkasına kulluk anlamına geldiğim bilmez. Oysa içinde bulunduğu durum, aslında Allah'ın hoşnutluğunu taşımayan başka bir Din'in ifadesidir.[/size]
pamukşeker
Birde şu konuya değinmek istiyorum.Zararsız büyülerin günah olmadığını söyleyenler örnek ayetlerdeki gibi cinlerden yardım istemiş oluyorlar.Bunu yapmak yerine allaha dua etseler daha iyi olmazmı.
süleyman recep
arkadaşlar benim hafsalam almıyor.. bu insanlara ALLAH c.c. dan başkasına sığınmayın, yardıma çağırmayın,onlardan size yardım ve medet gelmez gelemez, DEDİKÇE AKSİNİ NEDEN YAPARLAR?

BU KONU HAKKINDA BİLGİSİ VEYA TEZ İ OLAN VARSA, LÜTFEN PAYLAŞSIN YARARLANALIM...

SELAMETLE..
-BeRcEsTe-
AlLAH razı olsun süleyman kardeş ....konuyu açmanız çok makbule geçti...
süleyman recep
ALINTI(-BeRcEsTe- @ Aug 31 2008, 06:35 PM) *

AlLAH razı olsun süleyman kardeş ....konuyu açmanız çok makbule geçti...


AMİN, CÜMLEMİZDEN İNŞAALLAH..BİRDE KONU HAKKINDA GÖRÜŞLERİNİZİ VE BİLGİLERİNİZİ PAYLAŞIRSANIZ ÇOK SEVİNİRİM..

Fİ EMANİLLAH..
missderv

Allah dan yardım isteyen kişi ne kadar isterse istesin
Alemlerin Rabbi olan ALLAH karı da zararı da yarattı

Derviş Şeyh den Medet Ya Şeyh diye yardım ister alır !
Sen bütün bildiğin duaları yap Allah dan yardı iste bakalım
ne olacak ! bu işin sırrını çözen işi de çözer !

medet Ya Şeyh diye daima yardım istemek Dervişin virdi !

Şeriatle bu işin sırrını çözemezsin hele hele 12 metr bezle
sakalla sarıkla insan kandıran tiyatrocu kılıklı içi kof insanların
elinde yetişen ne bilecek sırrı nuru sana kazık atanlara sor !

bu işi Derviş dizinin dibinde dudaktan kalbe sohbetle öğretir !
kızdırıp , hakaret ederek sır öğrenemek çok eski bir şeytan taktiği

sizler binlerce kitap yazsanız Derviş ne yapacağını Şeyhden işitir !

MEDET YA ŞEYH SEN BİLİRSİN KURBAN HERŞEYİN HAKİKATİNİ
MİSKİN DERVİŞ SENİN KULUN KÖLENDİR ! HALK İÇİNDE HAKİR Mİ
HAKİR HAKK KATINDA YÜCELER YÜCESİ ! İSPAT İÇİN DEĞİL
İKRAR İÇİN GELDİK BU SANAL ALEME ! İSTER İNAN ! İSTER İNANMA !
Teşekkürler
<#thank#>
nasreddinhoca
ALINTI
Sen bütün bildiğin duaları yap Allah dan yardı iste bakalım
ne olacak !


Ben, Fatiha ile hep Rabbim Allah'tan istedim...
Elhamdu Lillah ne istediysem verdi...
ne şeyhimi sordu, ne de sofuluğumu..
Bizim Rabbimiz Alllah, aracısız, karşılıksız verendir...
Hamd olsun Allahımıza ki bizleri üfürükten şeyhlerin eline bırakmadı, yoksa halimiz nice olurdu, olanlar gibi!!!
süleyman recep
ALINTI(nasreddinhoca @ Sep 1 2008, 06:04 PM) *

Ben, Fatiha ile hep Rabbim Allah'tan istedim...
Elhamdu Lillah ne istediysem verdi...
ne şeyhimi sordu, ne de sofuluğumu..
Bizim Rabbimiz Alllah, aracısız, karşılıksız verendir...
Hamd olsun Allahımıza ki bizleri üfürükten şeyhlerin eline bırakmadı, yoksa halimiz nice olurdu, olanlar gibi!!!



kardeş ALLAH aşkına, bu sitedeki insanlara hakaret eden olursa, ceza alır biliyorum.bu yukarıda yazı yazan zat, RABB'E c.c hakaret ediyor.. bu zat'ı sizlere şikayet ediyorum.. Fİ EMANİLLAH..
mmustafa
Peygamberimizin ve Peygamberlerin yaptıkları dualarla Şefaat-yardım istemeleri:

— De ki: “Eğer AlIah’ı seviyorsanız bana biat edin ki (uyun ki) (86) Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın. Allah, bağışlayan ve esirgeyendir”. (Âl-i imran: 31)

- “Ey kavmimiz, Allah’ın davetçisine uyun. O’na iman edin ki (Allah) günahlarınızın bir kısmını bağışlasın ve sizi, acı azabdan korusun”. (Ahkaf: 31) .

- (Musa) : “Rabb’im dedi. Beni ve kardeşimi bağışla. Bizi rahmetinin içine sal. Merhametlilerin en merhametlisi sensin! ” (Âraf: 151)

- Musa, tayin ettiğimiz vakitte (tevbe için beraberinde götürmek üzere) kavminden yetmiş adam ayırdı. Onları bir sarsıntı tutunca (çünkü bize Allah’ı göster demişlerdi) dedi ki: Rabbim, dileseydin bunları da beni de daha önce helâk ederdin. İçimizdeki bazı beyinsizlerin yaptıklarından ötürü bizi helâk mı edeceksin? .. Sen bizim Velimizsin, dostumuzsun, bizi bağışla, bize acı! Sen bağışlayanların en hayırlısısın”. (Âraf: 155)

— (İbrahim dedi ki) “Babamı da bağışla (Şuara: 86)

— (Nuh dedi ki) “Rabbim, beni, anamı-babamı, inanarak evime gireni, inanan erkek ve kadınları bağışla. Zalimlerin helakından başka bir şeyini de artırma”. (Nuh: 28)

-... Eğer onlar kendilerine zulmettikleri zaman sana gelseler, Allah’tan günahlarını bağışlamasını isteseler ve Resul de onların bağışlanmasını isteseydi, elbette Allah’ı affedici, merhametli bulurlardı”. (Nisa: 64) (87)

— (İbrahim) ‘Selam sana dedi. Senin için Rabbimden mağfiret dileyeceğim. Çünkü 0, bana çok lütufkardır’. (Meryem: 47)
- Onlara: “Gelin Allah’ın Resulü sizin için mağfiret dilesin” dendiği zaman başlarını çevirirler ve onların, büyüklük taslayarak yüz çevirdiklerini görürsün. (Münafikun: 5) (88)

- Sadakalar hususunda gönülden veren mü’minleri çekiştiren ve güçlerinin yettiğinden başkasını bulamayanlarla alay edenler yok mu, Allah Onları maskaraya çevirmiştir. onlar için acı bir azab vardır. Sen, Onlar için ister af dile, ister dileme. Onlar için yetmiş defa af dilesen - Allah Onları affetmez. Bu, böyledir. Çünkü Onlar Allah’ı ve Resulünü inkar ile kafir oldular (tanımadılar) . Allah, yoldan çıkmış fasıklar topluluğunu hidayet etmez. (Tevbe: 79,80)
Öyleyse Peygamberin Şefaati ancak kendine biat eden Mü’minlere ve kendilerinin gelip bağışlanmasını isteyenleredir.
— Sana diyecekler ki: Bizim için (Allah’tan) mağfiret (bağışlanma) dile... (Fetih: 11)

— ‘Ey Peygamber, inanmış kadınlar sana gelip Allah’a hiç birşeyi ortak koşmamaları, hırsızlık etmemeleri, çocuklarını öldürmemeleri, elleri ile ayakları arasında bir iftira uydurup getirmemeleri, (emredeceğin) iyi bir işte sana karşı gelmemeleri hususunda sana biat ederlerse, onların biatlarını al ve onlar için Allah’tan mağfiret dile. Şüphesiz Allah, çok bağışlayan, çok esirgeyendir’. (Mümtehine: 12)

— Ey inananlar, eşlerinizden ve çocuklarınızdan size düşman olanlar vardır. Onlardan sakının. Ama affeder (kusurlarından) geçer, bağışlarsanız, muhakkak ki Allah da çok bağışlayan, çok esirgeyendir. (Teğabun: 14)
-...Kimi de vardır ki, Allah’a ve Ahiret gününe inanır, verdiğini Allah’a yakın dereceler kazanmağa ve Resulün duasını almağa vesile sayar. Gerçekten o (verdikleri) , kendileri için yakın derecelere vesiledir. Allah, Onları rahmetinin içine sokacaktır.” (Tevbe: 99)


Yakup (A.S.) ’ın oğulları için Allah’tan bağış dilemesi:
“(Yakub’un oğulları) : ‘Ey babamız, bizim için, günahlarımızın bağışlanmasını dile. Gerçekten biz, günah işledik’ dediler’.
“Sizin için Rabbime istiğfar edeceğim, dedi. Şüphesiz 0, çok bağışlayan, esirgeyendir”. (Yusuf: 97,98) .

Burada “bizim için istiğfar et” diyen Yakub’un oğulları, babalarını apaçık aracı kılmışlardır. İnsanın, insana aracı olamayacağı iddiası yanlıştır. Demek ki “aracı” vardır.


İbrahim (A.S.) ’ın anne-babasına, evlatlarına ve Mü’minlere bağış dilemesi
“Rabbim, beni ve zürriyetimden bir kısmını namaz kılan yap; Rabbimiz, duamı kabul buyur! ”
“Rabbimiz, hesabın görüleceği gün; beni, anamı-babamı ve Mü’minleri bağışla! ” (İbrahim: 40,41)

86) Yani Beni sevin, zira insan sevmediğine biat etmez.
(87) Hani Allah’tan başkasından yardım istenmezdi! Bakın bu Âyet ne diyor: “Sana gelip, senden günahlarının bağışlanmasını isteselerdi.” Yani Peygamberin, bağışlanmaları için aracı olmasını isteselerdi, Resul de onların bağışlanmasını isteseydi Allah, Onlara merhametli davranıp affedecekti (Ama tenezzül edip, Peygambere duası için gelmediler, büyüklendiler) .
88) İşte apaçık. Peygamber’in Allah’tan, insanlar için mağfiret isteyebileceğini açıklayan en açık ayet, delil-i kat’i İşte bu “şefaat”tır. Ancak büyüklük taslayanlar, Peygamberin yüce aracılığını kabul etmez. Peygamberin duasını istemez. Peygamberin şefaatini inkar eder. Unutmayalım ki, Peygamberler de Veliler gibi İnsandır.Ama Onlar, Allah’ın Kudsi Ruh’unu taşıyan şefaat sahipleri Kâmil İnsanlardır. Duaları müstecaptır.Kendileri mukaddes,kutsal ve aziz kişilerdir. Bizler gibi cismaniler değillerdir. Onlar Ruh yönleriyle çok büyük ruhaniler, Rabbanilerdir. Zira onlardaki Ruh; Ruhul Kudüs - Kudsi, Kutsal Ruh’tur, pâklanmış Ruhlardır.

KAZIM YARDIMCI
NuRŞeN
Bizi yaradan Allah'tan başkasından yardım istenmez.Ancak dünyadaki iyi insanlar yüzü suyu hürmetine evliya ve enbiyalar yüzü suyu hürmetine dua edilebilir.
Dua ettiğimiz zaman hemen bir sihir gibi anında kabul görebileceğini isteğimiz olan şeylerin anında gerçekleştirebileceğini düşünmek yanılgıdır.Biz keramet sahibi değiliz sadece bir kuluz.Allah kendisinden yardım dileyen hiç bir kulunu geri çevirmez.
Bize hayırlı olacak bir şey istereken hayırlı olup olmadığını bilemeyiz.En iyisini allah bilir.
missderv
Münafığa sır verip ilim öğretilmez !

kaç bin senedir Derviş Şeyh ine sığınır ! sır böyledir !

siz kıskansanızda , iftira da etseniz size bu işi açıklamayacam !

bu işin sırrı Tekke de çözülür ! Medet Ya Şeyh ! Sen bilirsin !

ölülerden kazık yiyip Diri Olan ın dervişlerine çatma !

herkes layık olduğu muamele ile karşılandı bu alemde !

bütün yazdıklarımın tamammını oku ! belki bir şeyler anlarsın !

Allah ın bizim için yarattığı Nimetlerine ne kadar şükür etsek azdır !

Nefis ve şeytan NUR a düşmandır ! meselenin asıl özü ?

süleyman recep
Allah (c. c) şöyle buyuruyor:
"Gerçekten bir takım insanlar, cinlerin bir takımına sığınırlardı da onların cüret ve azgınlıklarını artırırlardı." (Cin: 6)
"Allah'ı bırakıp da sana ne fayda ne de zarar veremeyecek şeylere ibadet etme. Eğer bunu yaparsan sen de zalimlerden olursun. Allah seni bir zarara uğratırsa onu senden kaldıracak ancak O'dur. Sana bir iyilik dilediği takdirde O'nun nimetini engelleyecek bir kuvvet de yoktur. O, bunu kullarından dilediğine eriştirir. O, Gafur'dur, Rahim'dir."(Yunus: 106-107)
"Allah'ı bırakıp da kıyamet gününe kadar cevap veremeyecek olan, kendisine yapılan dualardan habersiz kalan şeylere ibadet edenlerden daha sapık kim olabilir?"(Ahkaf: 5)
"Hiçbir şey yaratmayan üstelik kendileri yaratılmış olan şeyleri mi Allah'a ortak koşuyorlar?İbadet ettikleri şeylerin kendilerine (ibadet edenlere)yardım etmeye güçleri yetmez. Hatta kendilerine bile yardım edemezler." (A'raf: 191-192)
Rasulullah (s.a.s) zamanında bir münafık vardı. Mü'minlere eziyet ediyordu. Bazı mü'minler dediler ki:
"Gidip Rasulullah'tan yardım isteyelim." Rasulullah (s.a.s)'den yardım istediklerinde şöyle buyurdu:
"Benden yardım istenilmez. Doğrudan doğruya Allah'tan yardım istenilir."(Taberani rivayet edip sahih dedi)
Enes (r.a) şöyle rivayet etti: Uhud Savaşında Rasulullah'ın başı yarıldı ve dişi kırıldı. Bunun üzerine şöyle buyurdu:
"Resullerin başını yaran bir kavim nasıl felaha erişebilir?" Bunun üzerine şu ayeti kerime nazil oldu:
"Senin elinde bir şey yoktur. Allah ya onların tevbelerini kabul eder veya onlara azab eder. Çünkü onlar zalimlerdir." (Al-i imran: 128)(Müslim)
İbn-i Ömer (r.a) şöyle rivayet etmiştir: Rasulullah
(s.a.s)'in sabah namazında rükudan kalktığı zaman "Semiallahu limen hamideh" dedikten sonra şöyle söylediğini duydum:
"Saffan b. Umeyye, Süheyl b. Amr, El-Haris b. Hişam'a Allah lanet etsin." Bunun üzerine şu ayeti kerime nazil oldu:
"Senin elinde bir şey yoktur. Allah ya onların tevbelerini kabul eder veya onlara azab eder. Çünkü onlar zalimlerdir." (Al-i İmran: 128)
(Müslim)
Ebu Hureyre (r.a) şöyle rivayet etti:"Önce en yakın akrabalarını uyar." (Şuara: 214)ayeti nazil olduktan sonra Rasulullah (s.a.s) kalktı ve şöyle dedi:
"Ey Kureyş Ahalisi! Kendinizi ateşten kurtarın. (İman etmedikçe) Size hiçbir fayda veremem. Ey Abdulmuttalib'in oğlu Abbas! Ben sana bir fayda veremem. Ey Muhammed'in kızı Fatıma! Malımdan ne istiyorsan vereyim. Ama sana bir fayda veremem."(Müslim)
Bu ayetlerden ve hadis-i şeriflerden anlıyoruz ki:
Bazı insanlar cinlerin kendilerine yardım edeceğine inanarak onlara sığınırlar. Fakat gerçekte cinler onlara fayda değil ancak zarar verir.İbadet et Allah'ın sevdiği, emrettiği, kabul edip razı olduğu gizli ve açık ameller ve sözlerdir.
Dua ile yardımına çağırmak arasındaki fark: Dua sıkıntılı ve ferah her durumda yapılabilir, yardımına çağırmak ise zor bir durumla karşılaşıldığında olur.
Bütün bunlar yani; dua ve yardımına çağırmak her halukarda sadece Allah'a yapılır. Zira herhangi bir mahluka fayda sağlayacak veya ondan bir fenalığı giderecek ancak ve ancak Allah'tır. Eğer bir kişi Allah'tan başka kimsenin gücünün yetmediği bir şeyde ister melek, ister rasul, ister veli olsun bir mahluku yardımına çağırır veya ona sığınırsa müşrik ve kafir olur.
Ayrıca ölü bir kimseden rasul, sahabi, veli veya salih bir kişi de olsa yardım istemek, ona sığınmak büyük şirklerdendir. Bu kimseler, kendilerine bile fayda veya zarar sağlamaya güç yetiremezler.
- Rasulullah (s.a.s) Allah'ın en sevgili kulu olduğu halde Allah'ın izni olmadan- hiçbir insana ne bir fayda ne de bir zarar verebilir. ibn-teymiyye
süleyman recep
senin gibi putperestleri, çok gördü bu büyük ve hak dininin mensupları , elhamdülillah hiçbir zaman da boyun eğmediler...canlarını verdiler, mallarını verdiler. ama asla ALLAH c.c. VE RASÜLULLAH s.a.v. e' iteatte kusur etmediler...

hele hele bu dini içden içe oymaya gayret eden, bidat ve hurafelerle doldurmaya çalışan misyonerlere ise, meydan bırakacak acziyet içerisinde ise hiç olmadılar...
-BeRcEsTe-
ALINTI(süleyman recep @ Sep 1 2008, 01:49 AM) *

AMİN, CÜMLEMİZDEN İNŞAALLAH..BİRDE KONU HAKKINDA GÖRÜŞLERİNİZİ VE BİLGİLERİNİZİ PAYLAŞIRSANIZ ÇOK SEVİNİRİM..

Fİ EMANİLLAH..


syn süleymen bu aralar kafam bu meseleden dolayı karışık....sizinde bu makalenşz çok yerinde oldu....
bir klasik soru sorucam lakin kimse yadırgamasın ...cin çarpması var mı? etrafımda bu konudan muzdarip insanlar var ...ve kafam karışıyor.......size bugün dinlediğim bir vaka yı anlatayım .....adam hasta galiba dr...lar bişiy bulamamış ...buda hocaya gitmiş...hoca buna muska yazıp vermiş...ve demiş ki ..bunu sakın .açma...sonrasında adam iyileşiyor....birgün arkadaşları merak etmiş gel şu muskayı açalım demişler....ve açmışlar....adam yine hasta olmuş ...gitmişler hocaya tekrardan ....eeeee ben size açmayın demedim mi demiş ...tekrar yapmış ..iyleşmiş falan filan ..buna benzer dinlediğim olaylar mevcut...şuanda size bu olay hikaye gibi gelebilir lakin hikaye değil...gerçek...
şimdi cinler insana gerçekten bu gibi zaralar verebilirlermi...yoksa ....sadece insanın korkularını büyütmesi sonucu mu böyle gelişiyor......nedir bu yani hayatımıza bı şekilde müdahale edebilirler mi?
fikirlerinizi paylaşın demiştiniz umarım pişman olmazsınız ... smile.gif
_LeyaL_
[quote name='süleyman recep' post='304730' date='Sep 2 2008, 02:27 AM']
kardeş ALLAH aşkına, bu sitedeki insanlara hakaret eden olursa, ceza alır biliyorum.bu yukarıda yazı yazan zat, RABB'E c.c hakaret ediyor.. bu zat'ı sizlere şikayet ediyorum.. Fİ EMANİLLAH..


hakaret nerede?



dosdoğru söylemiş......
nasreddinhoca
ALINTI
Derviş Şeyh den Medet Ya Şeyh diye yardım ister alır !
Sen bütün bildiğin duaları yap Allah dan yardı iste bakalım
ne olacak ! bu işin sırrını çözen işi de çözer !

medet Ya Şeyh diye daima yardım istemek Dervişin virdi !


ALINTI
hakaret nerede?


MEDET YA RABBİ...MEDET YA RABBİ...MEDET YA RABBİ...

SANA İMAN EDEN MÜŞRİKLERİNE MEDET...
garip_yolcu
Arkadaşlar bu konu çok hassas bir konu olup dikkat edilmediğinde Allah korusun insanı şirke dahi götürebilir. Bir kere mahlûklardan hiçbir kimse kendi başına hiçbir şeye malik değildir. Hani bir ayet vardı daha önceki mesajlarda arkadaşlar aktarmışlar. “Onlar kendileri yaratılıp durmaktalar…”
Yani hangi birimize kimden bir iyilik dokunursa da bu iyiliğin asıl menbaa başı direk olarak lütfü ilahidendir. İster bu inayet ya da ihsan anne babamızdan gelmiş olsun. Yani herkesin ve onun fiillerinin yaratanı ahad olan halıkımız ve samed olan rabbimizdir. Hatta biz dahi bir şey yaparken yaptıklarımız ancak onun kudreti ile gerçekleştiğini zihnen düşünmeliyiz.
Bunlarla birlikte tevessül etmek de denen bir hadise var bu duruma yakındır.

Peki, tevessül nedir nasıl yapılır?

"Tevessül" kelimesi, "vesile edinmek", "vesile kılmak" anlamına gelir. Kök anlamı "kurbet" (yakınlık) ve "rağbet" (ilgi, alâka) anlamına gelir' imiş.


İnsanın aklına gelebilir pakı Rabbim benden çok uzak mı ki ya da ona bire bir meramımı anlatma imkânım hiç yok mu ki başkasını vesile edeyim?

Bu konuya cevap olarak Yüce Allah Kuranda "Kullarım sana Benden sual edecek olurlarsa, hiç şüphe etmesinler ki Ben çok yakınım" der. Bu da demektir ki herkes direk olarak her zaman ona iltica edebilir ve istekte bulunabilir ondan.

peki başkalarını vesile etmek yanlış mı ?

Bence yanlış değil tabı bununda elbette bir edebi ve adabı var.
Mesela müşrikler daha önce putları bir çeşit vesile sayarak Allaha bunlarla yakınlaştıkları yönünde bir takım sapık inançlarla bunu yapmaya çalışmışlar ki bu konuda ayet inzal olmuş ve onların yaptıklarının sapıklık olduğu beyan edilmiştir.

Ama bana kalırsa kişiyi Allaha yakınlaştıran kendi gayretleri ve davranışları olmalı.
Bununla birlikte Allah'a yaklaşmak adına "resul, nebi, aziz, veli, sıddîk, şehit" gibi iyileri tevessül edilelebilir.
Bunların başında da Efendimiz gelir ki zaten o demiyor mu bana çok salâvat getirilen duaların kabulü olur seklinde. bu konudaki hadis aklıma gelmiyor...!

Evet, edilen dualarda Efendimizin yüzü suyu hürmetine demek hem makbul hem de takdire şayan ve kabule yakın olur inşallah. Zaten aslında burada bir incelik var. İnsan burada diyor ki Allah’ım sen Nebini seçtin bizim için onu peygamber olarak gönderdin. İşte onunla bize gönderdiğin şeylere iman getirdim ve onu vesile ederek sana iltica ediyorum. Yanı sana gelme yolunu bana kendisi ile öğrettiğin şekilde ve bu vecih üzere sana geldim

birde bana kalırsa duada ki en güzel tevessül hangi ihtiyacımız hangi esma dairesinin ikramatına dâhil oluyorsa o esma ilahi ile dua etmek daha Müstehap ve kabul görülebilmeye yakındır diye düşünüyorum.

selam ve dua ile
süleyman recep
öncelikle, üslubunuz ve katkılarınızdan ötürü size teşekkürlerimi sunarak, konumuz ile alakalı acizane birkaç hadiseyi de belirtmek isterim...

bakınız sevgili kardeşim.. ilk evvela şunu belirtmek de fayda var , hükmün manası tekdir ve kişi bence diye başlayamaz...evet, bir kısım ayetlerden misaller getirerek konuya renk katmışsınız . ancak bu ayetleri tevessül ve medet ile ilintilendirirseniz, o zaman bence devreye girer ve mazallah farkına varmadan hataya düşmekden kurtulamazsınız...eğer bizler, öğretici ile yardım ediciyi birbirine karıştırırsak (ki ALLAH korusun) cahiliye dönemindeki insanların iddia ettikleri gibi bir hatanın içerisinde olmuş oluruz...

geçmiş sayfalarda, dua ile alakalı bir çok yazı bulabilirsiniz.. buna mukabil, dua ve istek yalnızca ALLAH c.c. na yapılır, gayrısı yüce RABB'İMİZ'İN men ettiği şeylerdir...peki birilerini aracı koşma ısrarı neden diye bi soru akla gelebilir, işte burda da bunun savaşı verilmekte zaten...ALLAH AZZE VE CELLE'NİN yanından başkasından istemenin,sığınmanın ve vesile etmenin doğruluğu nedir ki , adab'ı ve edep'i olsun.? bakınız hem ayet ile örnek veriyorsunuz, hemde vesile ve tevessülün adabından bahsediyosunuz...sizce bir çelişki yokmudur.?

isterseniz,gelin şöyle bir yol izleyelim...ALLAH c.c. bizden nasıl bir kul olmamızı emreder, RASULULLAH s.a.v. nasıl bir mü'min olmamızı istemiş..doğru bilgilerle, bunları ortaya koyarak hedef'e daha çabuk varacağımızın kanaatindeyim...inanın derdimiz insanları alt etmek değil, bilakis sadece paylaşım yaparak doğruları bulmak ve bu doğruları hayatımıza nakşederek abd olma yolunda ALLAH c.c. rızasına nail olmaktır..maksat budur...

fi emanillah...
mmustafa
ALINTI(süleyman recep @ Sep 2 2008, 03:12 PM) *

Allah (c. c) şöyle buyuruyor:
"Gerçekten bir takım insanlar, cinlerin bir takımına sığınırlardı da onların cüret ve azgınlıklarını artırırlardı." (Cin: 6)
"Allah'ı bırakıp da sana ne fayda ne de zarar veremeyecek şeylere ibadet etme. Eğer bunu yaparsan sen de zalimlerden olursun. Allah seni bir zarara uğratırsa onu senden kaldıracak ancak O'dur. Sana bir iyilik dilediği takdirde O'nun nimetini engelleyecek bir kuvvet de yoktur. O, bunu kullarından dilediğine eriştirir. O, Gafur'dur, Rahim'dir."(Yunus: 106-107)
"Allah'ı bırakıp da kıyamet gününe kadar cevap veremeyecek olan, kendisine yapılan dualardan habersiz kalan şeylere ibadet edenlerden daha sapık kim olabilir?"(Ahkaf: 5)
"Hiçbir şey yaratmayan üstelik kendileri yaratılmış olan şeyleri mi Allah'a ortak koşuyorlar?İbadet ettikleri şeylerin kendilerine (ibadet edenlere)yardım etmeye güçleri yetmez. Hatta kendilerine bile yardım edemezler." (A'raf: 191-192)
Rasulullah (s.a.s) zamanında bir münafık vardı. Mü'minlere eziyet ediyordu. Bazı mü'minler dediler ki:
"Gidip Rasulullah'tan yardım isteyelim." Rasulullah (s.a.s)'den yardım istediklerinde şöyle buyurdu:
"Benden yardım istenilmez. Doğrudan doğruya Allah'tan yardım istenilir."(Taberani rivayet edip sahih dedi)
Enes (r.a) şöyle rivayet etti: Uhud Savaşında Rasulullah'ın başı yarıldı ve dişi kırıldı. Bunun üzerine şöyle buyurdu:
"Resullerin başını yaran bir kavim nasıl felaha erişebilir?" Bunun üzerine şu ayeti kerime nazil oldu:
"Senin elinde bir şey yoktur. Allah ya onların tevbelerini kabul eder veya onlara azab eder. Çünkü onlar zalimlerdir." (Al-i imran: 128)(Müslim)
İbn-i Ömer (r.a) şöyle rivayet etmiştir: Rasulullah
(s.a.s)'in sabah namazında rükudan kalktığı zaman "Semiallahu limen hamideh" dedikten sonra şöyle söylediğini duydum:
"Saffan b. Umeyye, Süheyl b. Amr, El-Haris b. Hişam'a Allah lanet etsin." Bunun üzerine şu ayeti kerime nazil oldu:
"Senin elinde bir şey yoktur. Allah ya onların tevbelerini kabul eder veya onlara azab eder. Çünkü onlar zalimlerdir." (Al-i İmran: 128)
(Müslim)
Ebu Hureyre (r.a) şöyle rivayet etti:"Önce en yakın akrabalarını uyar." (Şuara: 214)ayeti nazil olduktan sonra Rasulullah (s.a.s) kalktı ve şöyle dedi:
"Ey Kureyş Ahalisi! Kendinizi ateşten kurtarın. (İman etmedikçe) Size hiçbir fayda veremem. Ey Abdulmuttalib'in oğlu Abbas! Ben sana bir fayda veremem. Ey Muhammed'in kızı Fatıma! Malımdan ne istiyorsan vereyim. Ama sana bir fayda veremem."(Müslim)
Bu ayetlerden ve hadis-i şeriflerden anlıyoruz ki:
Bazı insanlar cinlerin kendilerine yardım edeceğine inanarak onlara sığınırlar. Fakat gerçekte cinler onlara fayda değil ancak zarar verir.İbadet et Allah'ın sevdiği, emrettiği, kabul edip razı olduğu gizli ve açık ameller ve sözlerdir.
Dua ile yardımına çağırmak arasındaki fark: Dua sıkıntılı ve ferah her durumda yapılabilir, yardımına çağırmak ise zor bir durumla karşılaşıldığında olur.
Bütün bunlar yani; dua ve yardımına çağırmak her halukarda sadece Allah'a yapılır. Zira herhangi bir mahluka fayda sağlayacak veya ondan bir fenalığı giderecek ancak ve ancak Allah'tır. Eğer bir kişi Allah'tan başka kimsenin gücünün yetmediği bir şeyde ister melek, ister rasul, ister veli olsun bir mahluku yardımına çağırır veya ona sığınırsa müşrik ve kafir olur.
Ayrıca ölü bir kimseden rasul, sahabi, veli veya salih bir kişi de olsa yardım istemek, ona sığınmak büyük şirklerdendir. Bu kimseler, kendilerine bile fayda veya zarar sağlamaya güç yetiremezler.
- Rasulullah (s.a.s) Allah'ın en sevgili kulu olduğu halde Allah'ın izni olmadan- hiçbir insana ne bir fayda ne de bir zarar verebilir. ibn-teymiyye



Bir kere şunun altını iyi çizmek gerekiyor. Yukarda verilen ayetlerin hepsinde oyma putlar kastedilerek insanlar uyarılmıştır. Bu ayetlerde oyma putların kastedildiği kesinken siz hangi mantıkla bu ayetleri Mürşide uyarlayabiliyorsunuz.

HiÇbir Derviş Şeyhini, Allah'tan ayrı Müstakil bir varlık olarak görmezzz.
Hiç bir Derviş Şeyhini Allahın Ortağı diyede bilmez..
Hiç bir derviş Şeyhini ilah olarak ta bilmez ve ona tapmaz ibedet etmez.
Derviş Tek bir İlaha İnanır Tek bir İlah olan Allaha Tapar ve sadece Allah'a ibadet eder..
BaNA ibadet edin, bana tapın diyen bir Mürşid var mı gördünüz mü Duydunuz mu??


Yukarıda zatınızın yumuşak bir dillee yazmış olduğu ayetlerin hapsi Putlara tapmayı ve putlardan yardım dilemeyi anlatmaktadır.
Medet Ya Pir diyen birisi bir anlamda pirnin duasını istemektedir. Buna siz sadece kendi keyfiyetinize göre kılıflar uydurmaya çalışıyorsunuz.. Medet Ya Resulallah diyen biriside Cenabı Peygamberin duasını istemektedir. Bu açıklama sizi ister tatmin etsin ister etmesin beni çokta bağlamaz ama bizler medet derken Alla'ın Enbiya ve Evliyalarından yardım isterken aynı Hz.Yakubun oğulları gibi diyoruz..
[/color]“(Yakub’un oğulları) : ‘Ey babamız, bizim için, günahlarımızın bağışlanmasını dile. Gerçekten biz, günah işledik’ dediler’.
“Sizin için Rabbime istiğfar edeceğim, dedi. Şüphesiz 0, çok bağışlayan, esirgeyendir”. (Yusuf: 97,98)
.
[color=#FF0000]

Eğer birisinden yardım istemek şirkse Hz. Yakub ve Oğulları da mı şirke girmiştir. Açık ve net olarak kendileri Allah'tan Af dilememişler ve Allah'ın Affetmesi için Hz. Yakubu aracı kılmışlardır..
Neden Hz.Yakubun oğulları kendileri için Allah'tan af dilememiş ve Babalarından bunu rica etmişlerdir...

Selametle,
missderv
Allah şükürler olsun iyiki anlamıyorlar !

kendi zanlarıyla çeşitli yakıştırmalarda bulunup işi anlamıyorlar !

bunca lafa söze ne gerek var bu iş Hakka giden Dervişleri ilgilendiren

özel bir konu ki : Yollar Harami .... Delilsiz gidilmez demişler ...

Şeyh in eteğini bırakırsan helak olursun bu irşad yolunda ...

maneviyetın Şeriatı özeldir ... sizin bildiğiniz terazi tartılmaz ..

hani misal olmaz ya : biraz şöförlüğü olan sürücünün kalkıpta ,

uzay aracı hakkında yok öyle olmaz şöyle olmaz gibi laf atması

yerde gitmek ve oturmakla füze ve uzay aracının meseleleri

nasıl ayrı vede apayrı ise ... iyi düşünün

her devirde biraz mürekkep yalayan kendini hoca zannedenler

irşaddaki dervişin, şeytanı olup bu işi bırak bu gidiş şirk küfür ?

gibi akıl vermeye kalkışmışlar ... ne o zaman bitti bu iş ne de bundan

sonra biter şeytanın kuyruğundan tuttup dervişin başına bele olan

ama herkes iiyi bilmeli ki : " Derviş Şeyhinin eteğini bırakamaz "

"derviş Şeyhinden başkasının tavsiyelerine kulağını tıkamıştır "

sizin teraziniz bu manevi yolları tartamaz ! boşuna uğraşmayın !

Hüküm size ait değil ! Allah a aittir ! Hakka giden Hakkıdır

Sır içinde sırrı saklıdır ! bir sürü ayet ve hadislerle size neyi ispat

edecek ki ? şüphe olan yerde ispat olur ! şüpheyle iman da bir arada

durmazlar ! Şeyh e imanı ve inancı olmayandan Derviş diye söz

edilmez ki : Ona münkir,, misafir,, avam tabakası denir !

bilmiyorsan bu işi git mektebinde oku !

İKRAR VERDİK DÖNEMEYİZ BU YOLDAN ! EL ELE EL HAKKA

kalbinde şüphesi olan bize çatacağına kendi derdine kendi derman

arasın... arayan bulacaktır belasını da Mevlasını da !
cahide
ALINTI(mmustafa @ Sep 3 2008, 11:13 AM) *

Bir kere şunun altını iyi çizmek gerekiyor. Yukarda verilen ayetlerin hepsinde oyma putlar kastedilerek insanlar uyarılmıştır. Bu ayetlerde oyma putların kastedildiği kesinken siz hangi mantıkla bu ayetleri Mürşide uyarlayabiliyorsunuz.

HiÇbir Derviş Şeyhini, Allah'tan ayrı Müstakil bir varlık olarak görmezzz.
Hiç bir Derviş Şeyhini Allahın Ortağı diyede bilmez..
Hiç bir derviş Şeyhini ilah olarak ta bilmez ve ona tapmaz ibedet etmez.
Derviş Tek bir İlaha İnanır Tek bir İlah olan Allaha Tapar ve sadece Allah'a ibadet eder..
BaNA ibadet edin, bana tapın diyen bir Mürşid var mı gördünüz mü Duydunuz mu??


Yukarıda zatınızın yumuşak bir dillee yazmış olduğu ayetlerin hapsi Putlara tapmayı ve putlardan yardım dilemeyi anlatmaktadır.
Medet Ya Pir diyen birisi bir anlamda pirnin duasını istemektedir. Buna siz sadece kendi keyfiyetinize göre kılıflar uydurmaya çalışıyorsunuz.. Medet Ya Resulallah diyen biriside Cenabı Peygamberin duasını istemektedir. Bu açıklama sizi ister tatmin etsin ister etmesin beni çokta bağlamaz ama bizler medet derken Alla'ın Enbiya ve Evliyalarından yardım isterken aynı Hz.Yakubun oğulları gibi diyoruz..
[/color]“(Yakub’un oğulları) : ‘Ey babamız, bizim için, günahlarımızın bağışlanmasını dile. Gerçekten biz, günah işledik’ dediler’.
“Sizin için Rabbime istiğfar edeceğim, dedi. Şüphesiz 0, çok bağışlayan, esirgeyendir”. (Yusuf: 97,98)
.



[color=#000099] selamün aleyküm

EVET SİZİNLE HEM FİKİRİM. AYNEN ÖYLE..


Eğer birisinden yardım istemek şirkse Hz. Yakub ve Oğulları da mı şirke girmiştir. Açık ve net olarak kendileri Allah'tan Af dilememişler ve Allah'ın Affetmesi için Hz. Yakubu aracı kılmışlardır..
Neden Hz.Yakubun oğulları kendileri için Allah'tan af dilememiş ve Babalarından bunu rica etmişlerdir...

Selametle,



ALINTI(missderv @ Sep 3 2008, 04:31 PM) *

Allah şükürler olsun iyiki anlamıyorlar !

kendi zanlarıyla çeşitli yakıştırmalarda bulunup işi anlamıyorlar !

bunca lafa söze ne gerek var bu iş Hakka giden Dervişleri ilgilendiren

özel bir konu ki : Yollar Harami .... Delilsiz gidilmez demişler ...

Şeyh in eteğini bırakırsan helak olursun bu irşad yolunda ...

maneviyetın Şeriatı özeldir ... sizin bildiğiniz terazi tartılmaz ..

hani misal olmaz ya : biraz şöförlüğü olan sürücünün kalkıpta ,

uzay aracı hakkında yok öyle olmaz şöyle olmaz gibi laf atması

yerde gitmek ve oturmakla füze ve uzay aracının meseleleri

nasıl ayrı vede apayrı ise ... iyi düşünün

her devirde biraz mürekkep yalayan kendini hoca zannedenler

irşaddaki dervişin, şeytanı olup bu işi bırak bu gidiş şirk küfür ?

gibi akıl vermeye kalkışmışlar ... ne o zaman bitti bu iş ne de bundan

sonra biter şeytanın kuyruğundan tuttup dervişin başına bele olan

ama herkes iiyi bilmeli ki : " Derviş Şeyhinin eteğini bırakamaz "

"derviş Şeyhinden başkasının tavsiyelerine kulağını tıkamıştır "

sizin teraziniz bu manevi yolları tartamaz ! boşuna uğraşmayın !

Hüküm size ait değil ! Allah a aittir ! Hakka giden Hakkıdır

Sır içinde sırrı saklıdır ! bir sürü ayet ve hadislerle size neyi ispat

edecek ki ? şüphe olan yerde ispat olur ! şüpheyle iman da bir arada

durmazlar ! Şeyh e imanı ve inancı olmayandan Derviş diye söz

edilmez ki : Ona münkir,, misafir,, avam tabakası denir !

bilmiyorsan bu işi git mektebinde oku !

İKRAR VERDİK DÖNEMEYİZ BU YOLDAN ! EL ELE EL HAKKA

kalbinde şüphesi olan bize çatacağına kendi derdine kendi derman

arasın... arayan bulacaktır belasını da Mevlasını da !

MİSSDERV ! flowers.gif flowers.gif flowers.gif BU ÇİÇEKLER SENİN KABUL BUYURURMUSUN İNŞAALLAH.

SELAMETLE
NuRŞeN
Yaradan Allah'tan yardım dilenir.
" Kâinattaki herşeyi yaratan O'dur. Var olmasını dilediği bir şey, "ol" deyince hemen oluverir. Var olan bir şeyi de dilediği zaman yok eder."
süleyman recep
ALINTI(mmustafa @ Sep 3 2008, 11:13 AM) *

Bir kere şunun altını iyi çizmek gerekiyor. Yukarda verilen ayetlerin hepsinde oyma putlar kastedilerek insanlar uyarılmıştır. Bu ayetlerde oyma putların kastedildiği kesinken siz hangi mantıkla bu ayetleri Mürşide uyarlayabiliyorsunuz.

HiÇbir Derviş Şeyhini, Allah'tan ayrı Müstakil bir varlık olarak görmezzz.
Hiç bir Derviş Şeyhini Allahın Ortağı diyede bilmez..
Hiç bir derviş Şeyhini ilah olarak ta bilmez ve ona tapmaz ibedet etmez.
Derviş Tek bir İlaha İnanır Tek bir İlah olan Allaha Tapar ve sadece Allah'a ibadet eder..
BaNA ibadet edin, bana tapın diyen bir Mürşid var mı gördünüz mü Duydunuz mu??


Yukarıda zatınızın yumuşak bir dillee yazmış olduğu ayetlerin hapsi Putlara tapmayı ve putlardan yardım dilemeyi anlatmaktadır.
Medet Ya Pir diyen birisi bir anlamda pirnin duasını istemektedir. Buna siz sadece kendi keyfiyetinize göre kılıflar uydurmaya çalışıyorsunuz.. Medet Ya Resulallah diyen biriside Cenabı Peygamberin duasını istemektedir. Bu açıklama sizi ister tatmin etsin ister etmesin beni çokta bağlamaz ama bizler medet derken Alla'ın Enbiya ve Evliyalarından yardım isterken aynı Hz.Yakubun oğulları gibi diyoruz..
[/color]“(Yakub’un oğulları) : ‘Ey babamız, bizim için, günahlarımızın bağışlanmasını dile. Gerçekten biz, günah işledik’ dediler’.
“Sizin için Rabbime istiğfar edeceğim, dedi. Şüphesiz 0, çok bağışlayan, esirgeyendir”. (Yusuf: 97,98)
.


Eğer birisinden yardım istemek şirkse Hz. Yakub ve Oğulları da mı şirke girmiştir. Açık ve net olarak kendileri Allah'tan Af dilememişler ve Allah'ın Affetmesi için Hz. Yakubu aracı kılmışlardır..
Neden Hz.Yakubun oğulları kendileri için Allah'tan af dilememiş ve Babalarından bunu rica etmişlerdir...

Selametle,


[color=#000000]şimdi, ilk evvela saygı dairesi içinde sakin olmak ve meseleyi anlamaya çalışmak, temel ilkemiz olmalıdır.. aksi halde kavrayamaz ve verimsiz olursunuz...

altı çizilmesi gereken hadiseyi dilerseniz size anlatayım...insanın put'u, neyi ALLAH C.C. dan başkasını fazladan sever, bütün nimetlerini rızıklarını o fazla sevdiği kişi veya nesneden olduğunu beller, ahırette o sevdiği şeylerin, kendisine yardımcı, şefaatçi ve kurtarıcı olduğuna inanırsa, işte kişinin put'u o dur...
illa nesne veya kişi değildir...

yine müsade ederseniz şayet, size yakub a.s. ın meselesi ve medet hakkında doğru bilgileri sonraki sayfada anlatmak istiyorum..aşağıdaki ayetlere hep birlikte bir göz atalım..

116- Göklerin ve yerin egemenliği Allah'ın tekelindedir. Can veren de öldüren de O'dur. Sizin Allah'dan başka bir dostunuz, dayanağınız ve yardım edeniniz yoktur.tevbe 116...

129- Eğer sana sırt çevirirlerse de ki, Allah bana yeter, O'ndan başka ilah yoktur ben sırf O'na dayandım, O, yüce Arş'ın sahibidir.tevbe 129...
...............................................................................................................................................
135- Onlar size; "Yahudi veya hıristiyan olun ki, doğru yolu bulasınız " dediler. Onlara de ki; "Hayır, biz İbrahim'in dosdoğru dinine uyarız. O müşriklerden değildi. "

136- Onlara deyin ki; "Biz Allah'a, bize indirilene, İbrahim'e, İsmaïl'e, İshak'a, Yakub'a ve torunlarına indirilene; Musa'ya ve İsa'ya verilene ve diğer peygamberlere Rabbleri tarafından verilene inanırız. Onlar arasında ayırım yapmayız. Biz Allah'a teslim olanlarız. "

137- Eğer onlar sizin inandıklarınızın aynısına inanırlarsa doğru yolu bulmuş olurlar. Eğer bu inanca arka dönerlerse mutlaka çatışmaya ve çıkmaza düşerler. Onlara karşı Allah sana yetecektir. O işitendir ve bilendir.

138- Bu din, Allah'ın verdiği bir renktir. Kim Allah'tan daha iyi bir renk verebilir? Biz yalnız O'na kulluk ederiz.

139- De ki; "Bizim de sizin de Rabbiniz olan Allah hakkında bizimle çekişiyor musunuz? Bizim yaptıklarımız bize, sizin yaptıklarınız da size aittir. Biz O'na samimi olarak bağlıyız.

140- Yoksa İbrahim'in, İsmail'in, İshak'ın, Yakub'un ve torunlarının yahudi ya da hıristiyan olduklarını mı söylüyorsunuz? De ki; "Siz mi daha iyi bilirsiniz, yoksa Allah mı?" Allah tarafından kendisine bildirilen bir gerçeği saklayandan daha zalim kim olabilir? Allah yaptıklarınızdan asla gafil değildir.

141- Onlar daha önce gelip geçmiş bir ümmettir. Onların kazandıkları kendilerine, sizin kazandıklarınız da sizedir. Siz onların yaptıklarından sorumlu tutulmazsınız..

152- O halde siz beni hatırlayın ki, ben de sizi hatırlayayım. Bana şükredin, sakın nankörlük etmeyin.

153- Ey müminler, sabırla ve namazla Allah'tan yardım isteyin. Hiç şüphesiz Allah, sabredenler ile beraberdir.

164- Hiç şüphesiz göklerin ve yerin yaratılışında, gece ile gündüzün birbirini kovalamasında, insanlara yararlı şeyler ile denizde yüzen vapurlarda, Allah'ın gökten su indirip onun aracılığı ile ölü yeri dirilterek üzerine her çeşit canlıyı yaymasında, rüzgârları ve gökle yer arasında emre hazır bekleyen bulutları yönlendirmesinde, düşünen bir topluluk için birçok ayetler, deliller vardır.

165- İnsanlar arasında Allah'a çeşitli eşler koşanlar ve bu koştukları eşleri Allah'ı sever gibi sevenler vardır. Oysa müminler en çok Allah'ı severler. Zulmedenler, azabı gördükleri zaman bütün kuvvetin Allah'ta olduğunu ve Allah'ın azabının ağır olduğunu anlayacaklarını keşke şimdiden bilselerdi!

166- İşte uyulanlar (liderler), kendilerine uyanlardan uzaklaşıverdiler, azabı gördüler ve aralarındaki bütün bağlar kesildi.

167- Uyanlar o zaman "Keşke bir daha dünyaya geri dönebilseydik de şimdi onlar bizden nasıl uzaklaştılar ise bizde onlardan öyle uzak dursaydık " derler. Böylece Allah, onlara bütün yaptıklarını hayıflanmalar biçiminde gösterir. Onlar Cehennem'den çıkamayacaklardır.

170- Onlara; "Allah'ın indirdiklerine uyun" denilince; "Hayır, biz atalarımızdan gördüklerimize uyarız" derler. - Peki, ya onların ataları hiçbir şeyi düşünemeyen, doğru yolu bulamamış kimseler idiyse de mi öyle yapacaklar?

172- Ey müminler, size verdiğimiz rızıkların tertemiz (helâl) olanlarından yiyin ve eğer gerçekten sırf Allah â kulluk ediyorsanız, O'na şükredin.

bakara 135-136-137-138-139-140-141-152-153-164-165-166-167-170-172...

2- Allah'ın insanlara açtığı bir rahmeti hiç kimse alıkoyamaz. O'nun alıkoyduğunu da O'nun dışında hiç kimse salamaz. O üstün iradelidir ve her işi yerinde yapar.

10- Kim itibar ve üstünlük isterse bilsin ki, itibar ve üstünlük tümü ile Allah'ın tekelindedir. Güzel söz O'na yükselir, iyi ameli de O yükseltir. Kötü amaçlı komplolar düzenleyenler ağır bir azaba çarpılacaklardır. Ayrıca onların komplosu da boşa çıkar, verimsiz olur.

18- Hiç kimse başkasının günahını yüklenmez. Eğer günah yükü ağır bir kimse, yükünün sırtından alınmasını istese, en yakını bile yükünün en küçük bölümünü kendi sırtına almaz. Sen sadece görmeden Rabb'lerinden korkanları ve namaz kılanları uyarabilirsin. Kim kötülüklerden arınırsa kendi yararına arınmış olur. Sonunda Allah'a dönülecektir.

19- Kör ile görebilen bir olmaz. ·

20- Karanlıklar ile ışık da bir olmaz. ·

21- Gölge ile aşırı sıcaklık da bir olmaz. ·

22- Diriler ile ölüler de bir değildir. Allah dilediğine ses işittirir. Fakat sen mezarlıktakilere sesini işittiremezsin.fatır.-2-10-18-19-20-21-22-...

5- Allah'ı bırakıp da kıyamet gününe kadar kendisine cevap veremeyecek şeylere yalvarandan daha sapık kim olabilir? Oysa onlar, bunların yalvardıklarından habersizdirler.

6- İnsanlar kıyamet günü toplatılınca, putları onlara düşman olurlar ve tapınmalarını inkar ederler.
ahkaf..5-6..

33- Kulakları sağırlaştıracak o kıyamet gürültüsü geldiğinde;

34- O gün kişi kardeşinden,

35-36- Anasından, babasından, eşinden ve oğullarından kaçar.

37- Onlardan herkişinin (o gün) kendine yetecek derdi ve meşguli­yeti vardır.abese.33-34-35-36-37..

selametle








süleyman recep
31- Onlar Allah dışında hahamlarını, rahiplerini ve Meryemoğlu İsa'yı ilah edindiler. Oysa onlara sadece tek ilaha, kendisinden başka ilah olmayan ve onların yakıştırma ortaklarından uzak olan Allah'a kulluk etmeleri emredilmişti.tevbe-31...

Kitap ehlinin hahamlarını ve rahiplerini nasıl ilah edindiklerini anlatmadan önce Peygamberimizin -salât ve selâm üzerine olsun- bu ayetin açıklamasına ilişkin sağlam kaynaklı sözlerine başvurmak istiyoruz. Çünkü kesin çözüm O'nun sözlerindedir.

Bu ayette geçen "Ahbar" terimi, "Hebr" ya da "Hıbr" sözcüğünün çoğuludur. Bu terim "Kitap ehlinin bilginleri" -daha çok yahudi bilginleri- anlamına gelir. Yine bu ayette yeralan "Ruhban" terimi ise "rahip" sözcüğünün çoğuludur. Bu terim, "Kendini ibadete adamış, dünyadan el-etek çekmiş kişi" anlamına gelir. Rahipler normal olarak evlenmezler, başkaca bir iş tutmazlar, geçim peşinde koşmazlar.

"Durr-ül Mensur" adlı kitabın bir yerinde şöyle deniyor: Tirmizi'nin, İbn-i Munzır'ın, İbn-i Ebu Hatem'in, Ebu Şeyh'in, İbn-i Murdeveyh'in, Beyhaki'nin ve diğer hadis dergilerinin bildirdiklerine göre, sahabilerden Adiyy b. Hatem şöyle diyor; "Bir gün Peygamberimizin yanına gitmiştim. O sırada Tevbe suresinin `Onlar Allah dışında hahamlarını ve rahiplerini ilah edindiler' cümlesi ile başlayan ayetini okuyordu. Ayeti bitirince bana dönerek şöyle buyurdu:

"Gerçi onlar hahamlarına ve rahiplerine tapınıyorlar, ibadet etmiyorlar. Fakat bu din adamları kendilerine bir şeyi helal kılınca o şeyi helal sayıyorlar, buna karşılık din adamları bir şeyi yasaklayınca onu haram kabul ediyorlar."

İbn-i Kesir tefsirinde de şöyle deniyor: İmam-ı Ahmed, Tirmizi ve İbn-i Cerir değişik kanallara dayanarak bize bu belgeyi naklediyorlar: Adiyy b. Hatem, Peygamberimizin davetini alınca, çağrısını işitince Şam'a kaçtı. Bu zat cahiliye döneminde hristiyan olmuştu. Bir ara kız kardeşi kabilesinden birkaç kişi ile birlikte müslümanlara esir düşmüş, fakat Peygamberimiz kadını bağışlayarak, serbest bırakmıştı. Kadın kardeşinin yanına dönünce onu müslüman olmaya ve Peygamberimize gidip kendisi ile görüşmeye teşvik etmişti. Bunun üzerine Medine'ye geldi. -Bu zat o sırada Tay kabilesinin şefi idi, babası da cömertliği ile ün salmış bir kişi olan Hatem Tai idi.- Peygamberimizin huzuruna vardığında boynunda gümüş bir haç vardı. O sırada Peygamberimiz `Onlar Allah'ın dışında hahamlarını ve rahiplerini ilah edindiler' cümlesi ile başlayan ayeti okuyordu. Ayet bitince bizzat kendi ifadesine göre Peygamberimize `Onlar, hahamlarına ve rahiplerine tapmıyorlar, kulluk etmiyorlar' dedi. Onun bu sözlerine Peygamberimiz şu karşılığı verdi:

"Evet, ama din adamları onlara helal şeyleri yasakladılar ve haram şeyleri serbest ettiler. Onlar da din adamlarının bu hükümlerine uydular. Bu tutum, onların, din adamlarına kulluk etmeleri anlamına gelir."

Tefsir bilgini Sudey, bu ayeti açıklarken şöyle der; `Onlar yüce Allah'ın kitabını arkalarına atarak din adamlarının hükümlerine başvurdular. Bundan dolayı yüce Allah bu ayetin devamında `Oysa onlara sadece tek ilaha kulluk etmeleri emredilmişti' buyuruyor. Yani o tek ilah bir şeyi haram kılınca, o şey haram sayılacak, O'nun helal ilan ettiği şeyler helal bilinecek, koyduğu yasaya uyulacak ve verdiği hüküm yürürlüğe konacaktır."

Tefsir bilgini Alusi de bu ayeti şöyle açıklıyor; "Çoğu tefsir bilginlerinin görüşüne göre bu ayetteki ilah edinmekten maksat, Kitap ehlinin din adamlarını evrenin ilahları saydıkları, böyle bir inanç taşıdıkları değildir; buradaki ilah edinmekten maksat, onların din adamlarının kişisel emirlerine ve yasaklarına uymalarıdır."

Gerek bu açık anlamlı ayetten, gerekse Peygamberimizin -son söz niteliğindeki- yorumundan ve gerekse eski-yeni tefsir bilginlerinin sistemine, bu dine ilişkin son derece önemli gerçekler öğreniyoruz. Bu gerçeklere, aşağıda kısaca değinmek istiyoruz:

1- İbadet, yasal hükümlerde Kur'an'ın ayetlerin ve Peygamberimizin bu ayetlere ilişkin açıklamalarına uymak demektir. Yahudiler ile hristiyanlar, hahamları ile rahiplerinin ilah olduklarına inanmak, onlara ibadet amaçlı hareketler sunmak anlamında bu din adamlarını ilah edinmiş değillerdi. Buna rağmen yüce Allah, bu ayette onların müşrik olduklarına, bir sonraki ayette de kâfir olduklarına hükmetmiştir. Bu hükmün tek gerekçesi, onların din adamlarını yasa koyma mercii olarak kabul etmeleri, koydukları yasalara uymaları, boyun eğmeleridir. İlahi hükmün tek sebebi budur. Ayrıca, inançta ve ibadetlerde Allah'tan başkasını ilah edinmiş olmak şart değildir. Sırf bu tutum, sahibini Allah'a ortak koşmuş duruma düşürür. Sırf bu sapıklık, sahibini mü'minlerin safından çıkarıp, kâfirlerin saflarına katmak için yeterlidir.

2- Bu ayet hahamlarına yasa koyma yetkisi tanıyan, onlarca konmuş yasalara uyan ve itaat eden yahudiler ile Hz. İsa'ya ilahlık yakıştıran ve ona ibadet amaçlı davranışlar sunan hristiyanları aynı derecede müşrik sayıyor, aralarında hiçbir fark görmüyor. Yani her iki tutum da sahiplerini Allah'a ortak koşmuş saydırma açısından eşit ağırlıklı suçlardır. Her iki sapıklık da sahiplerini mü'minlerin safından çıkarıp, kâfirlerin saflarına katmak için yeterlidir.

3- İnsanın Allah'a ortak koşan bir müşrik sayılması için yasa koyma yetkisini Allah dışındaki bir mercii, meselâ kullara tanıması yeterlidir. Bu sapıklığın yanısıra sözkonusu kulun ya da kulların ilah olduğuna inanması, onu ya da onlara ibadet amaçlı hareketler sunması şart değildir. Az önceki iki paragrafımız bu gerçeği açıkça ortaya koymaktadır. Biz burada bu gerçeği bir kere daha vurgulamak istedik.

Gerçi bu ayetlerin içerdikleri gerçeklerin ilk amacı, o günkü islâm toplumuna egemen olan olumsuz şartlara karşı koymaktır, o günkü müslümanların kalplerindeki Bizanslılarla savaşmaya ilişkin tereddütleri ve fobileri silmektir, "Bizanslılar madem ki Kitap ehlidirler, o halde müzmindirler" şeklindeki ön yargının doğurduğu kuşku bulutlarını dağıtmaktır. Fakat bu gerçekler bu konudaki temel işlevlerinin yanısıra genel-geçerlidirler ve bu nitelikleri ile genel anlamda "dinin özü"nün ne olduğunu belirleme hususunda bize ışık tutarlar.

Gerçek din "islâm"dır. Yüce Allah tüm insanlar için bu dini seçmiştir, bunun dışındaki bir dini hiç kimsele,r kabul etmez. Müslüman olabilmek için yüce Allah'ın ortaksız ilahlığına inandıktan ve ibadet nitelikli eylemleri sırf O'na sunduktan sonra, yasal hükümlerde de sırf O'na uymak şarttır. Eğer insanlar O'nun yasaları dışında başka yasalara uyarlarsa, yahudiler ve hristiyanlara ilişkin hükmün kapsamına girerler. Yani Allah'a inanmamış "müşrikler" sayılırlar. İstedikleri kadar "Biz müminiz desinler" faydasızdır. Çünkü yüce Allah'ın dışındaki bir merciin, meselâ bazı kulların koydukları yasalara uymaları bu damgayı yemeleri için yeterlidir. Böyle durumlarda insanların bu damgayı yemekten kurtulabilmeleri için kullar tarafından kendilerine empoze edilen yasalara karşı çıkmaları, onlara baskı altında uymak zorunda kaldıklarını kanıtlayan protesto nitelikli bir reaksiyon göstermeleri, yüce Allah'a yönelik bu küstahlıkları onaylamadıklarını, onları bertaraf etmeye güçleri yetmediği için dişlerini sıktıklarını ortaya koymaları gerekir.

Günümüzde "din" kavramının sınırları, insanların kafalarında, alabildiğine daralmıştır. Günümüzün insanları dini sadece vicdanda hapsedilmiş bir inanç ve birtakım ibadet amaçlı eylemler saymaktadırlar. İşte yahudilerin burada kınanan tutumu da böyle idi. Onlar bu anlayışları yüzünden okuduğumuz ayete ve Peygamberimizin bu ayete ilişkin yorumuna göre Allah'a inanmamış, O'na ortak koşmuş, O'nun sadece tek ilaha kulluk etmelerini buyuran emrine ters düşmüş sayılmışlar, ayrıca Allah'ı bir yana bırakarak hahamlarını ilah edinmekle suçlanmışlardır.

Dinin başta gelen anlamı "deynunet" yani boyun eğmek, teslim olmak ve uymaktır. Bu tutum da ibadet amaçlı eylemlerin sunuluşunda olduğu kadar yasalara uymada da ortaya çıkar, somutluk kazanır. Bu mesele yüce Allah'dan başkalarının koyduğu yasalara uyanların sergiledikleri pişkinlikle ve cıvıklıkla bağdaşmayacak derecede ciddidir. Böyle kimselerin sırf yüce Allah'ın ilahlığına inanıyorlar ve ibadetlerini sırf yüce Allah'a sunuyorlar diye kendilerini yüce Allah'a inanmış, müslümanlar saymaları en hafif deyimi ile kaba bir vurdumduymazlık, bir kaypaklık örneğidir. Yüce Allah'dan kaynaklanmayan yasaların egemen olduğu toplumlarda yaşayanlar eğer bu ortak suçun sorumluluğundan gerçekten kurtulmak istiyorlarsa, yüce Allah'ın otoritesine yönelik bu küstahlıkları onaylamadıklarını kesinlikle kanıtlayacak, protesto nitelikli bir tavır ortaya koymalıdırlar.

Bu cıvıklık, bu kaypaklık yaşadığımız tarih döneminde bu dinin karşılaştığı en büyük tehlikedir. Düşmanların bu dine yönelttikleri en öldürücü silah budur. Dinimizin bu düşmanları, yüce Allah'ın müşriklikle, gerçek dini din edinmemekle ve "Allah'ı bir yana bırakarak başka ilahlar edinmekle" suçladığı rejimlerin ve insanların günümüzdeki benzerlerine, zamanımızdaki izdaşlarına "islâm" yaftasını yakıştırmak için can atıyorlar. Madem ki, bu dinin düşmanları bu tür rejimlere ve kişilere islâm yaftası yakıştırmaya bu denli özen gösteriyorlar, o halde bu tür yanıltıcı yaftaları yere düşürmek, bu tür maskeleri indirerek arkalarında gizlenen müşrikliği, kâfirliği ve yüce Allah dışında ilah edinme sapıklığını gözler önüne sermek de bu dinin taraftarlarının görevidir. Bu konudaki sözlerimizi incelediğimiz ayetin ikinci cümlesini bir kere daha okuyarak bağlayalım:

"Oysa onlara sadece tek ilaha, kendisinden başka ilah olmayan ve onların yakıştırma ortaklarından uzak olan Allah'a kulluk etmeleri emredilmişti."

süleyman recep
hiç kimse size, RABB'İMİZDEN dua'da ve istekde bulunmasın demiyor.aksine 'O' dan başkası size yardım ve medet edemez diyor.. (başta mezarlıkdaki ölüler olmak üzere.) bakınız kardeşim, kur'an ne alimlere inmiştir nede mezarlıkdaki kabir ehline, bilakis kur'an tüm insanlığa inmiştir.ve ALLAH AZZE VE CELLE APAÇIK BİR DİLLE BİZİM ANLAYACAĞIMIZIDA SÖYLEMEKTEDİR.. sizin delil olsun diye gösterdiğiniz ayette, sizi desdekleyen ne gibi bir delil var hep birlikte bakalım..

97- Oğulları; `Ey babamız! Bizim adımıza Allah dan günahlarımızı affetmesini dile, biz kesinlikle suçluyuz" dediler.

Ancak Hz. Yakub'un, açıkça söylemese de bu oğullarına karşı kalbinin az da olsa halâ kırgın olduğu anlaşılıyor. Onlara Allah'dan günahlarını affetmesini dileyeceğine ilişkin söz veriyor ama bu işi, içindeki kırgınlık iyice geçtikten, iyice sakinleşip kendine geldikten sonra yapacağını belirtiyor:

98- Hz. Yakub, oğullarına; "Sizin için daha sonra af dileyeceğim. Hiç kuşkusuz Allah affedicidir, merhametlidir" dedi.

Nitekim ayetin orijinaline baktığımızda Hz. Yakub'un, "af dileyeceğim" derken, fiili -Arapça'da uzak gelecek zaman ifade eden- "sevfe" edatıyla kullanarak, bu işi "daha sonra" yapacağını özellikle belirttiğini görüyoruz. Bu olgu, Hz. Yakub'un kalbinin o an için bile halâ sızladığı biçiminde pekalâ yorumlanabilir...

GÖZ YAŞARTICI SAHNELER

Ayetlerde, kıssadaki sürprizlerin aktarılmasına devam ediliyor. Ancak, zamandan ve mekândan bir atlama yapılarak hemen kıssamızın büyüleyici ve göz yaşartıcı nitelikteki son sahnesine geçiliyor:



99- Hz. Yakub ailesi, Hz. Yusuf un yanına vardığında O, ana-babasını bağrına bastı ve "Allah'ın izni ile Mısır'a güven içinde giriniz" dedi.

100- Ana-babasını makam koltuğuna oturttu, bu arada hep birlikte

önünde secdeye kapandılar. Bunun üzerine Hz. Yusuf, babasına dedi ki; "Babacığım, bu olay, bir zamanlar gördüğüm rüyanın somut yorumudur, Rabbim o rüyayı gerçeğe dönüştürdü. Ayrıca beni hapisten çıkararak ve şeytanın kışkırtması sonucunda kardeşlerimle aramın açılmasından sonra sizleri çöl ortasından kaldırıp yanıma getirerek bana lütufta bulundu. Hiç kuşkusuz Rabbim dilediklerine karşı lütufkâr davranır. O her şeyi bilen ve her yaptığını yerinde yapandır. "

Aman Allah'ım! Ne kadar güzel bir sahnedir bu! Onca yılların ve nice günlerin ardından, karamsarlıkların ve düş kırıklıklarının ardından, acıların ve sıkıntıların ardından, sınavlara ve belalara maruz bırakılmanın ardından, dayanılmaz özlemlerin, bitmeyen üzüntülerin ve sızım sızım sızlatan dertlerin ardından geliveren ne görkemli bir sahnedir bu!

Hıncahınç heyecan, duygu, sevinç ve gözyaşı dolu bir sahnedir bu!

Bu son sahneyle, ilk sahne arasında da öylesine güzel bir uyum var ki! Başlangıçta bütünüyle bir gayb, geleceğe ilişkin bir bilinmezlik durumundaydı tüm bunlar. Son sahnedeyse bir bakıyoruz, tüm bunlar bizzat yaşanıyor! Ve tüm bunlar yaşanırken bakıyoruz ki, Hz. Yakub yine hiçbir zaman unutmadığı Allah'ını anıyor:

"Hz. Yakub ailesi, Hz. Yusuf'un yanına vardığında O, ana-babasını bağrına bastı ve `Allah'ın izni ile Mısır'a güven içinde giriniz' dedi."alıntı yaptığımız meal ve tefsir, fi zilal-il kur'an dan kopyalanmıştır..

selametle...
süleyman recep
Ben cennetliğim diyen kimsenin durumu nedir? diye sordum, Ebû Hanife:

-Yalan söylemiştir, o bunu bilmiyor. Mü'min îmanı sebebiyle cennete giren, işledikleri sebebiyle ateşte azap gören kimsedir, dedi.

-Eğer kendisinin cehennem ehli olduğunu söylerse? dedim. Şöyle dedi:

-Yalan söylemiştir. Onun bu hususta bilgisi yoktur. Şüphesizki o, Allah'ın rahmetinden ümit kesmiştir. Ve şöyle devam etti: Mü'minin, gerçekten mü'minim demesi gerekir. Çünkü o, îmanında şüphe etmemektedir.

İMAM A'ZAM EBU HANİFE..ALİM VE'L MUALLİM...
missderv
elinde bir iki kitap var onlara mı takıldın ?

tasavvuf konusunda cahil olduğunuzu söylemek istemezdim ama

tasavvufun cahili ve marifet ilminden bi haberlerden olduğunuz

yazdığınız yazıdan zaten belliydi ama yinede fitne çıkmasın diye bir

iki satır yazdım .... Marifet ilmi sahibi Dervişler bilirler ki :

" Allah dan başkasına sığınma tabiri " başta hata dır

Allah Zat-ı Kibriyadır .... Ya Şeyhe veya Şeytana sığınılır zaten !

Evliyaüş Şeytanlar Tağut a yani şeytanın ruhaniyetine sığınır

Evliyau Allah olan Mümin Evliyalar da Şeyhe sığınırlar

sen cehaletinle Allah ın Kur'an da avama yani müslümanlara olan

tavsiyesi ki " size şeytan yaklaştığında Allah a sığının " ayetiyle

marifet sahibi Hakk a giden Dervişlerin sığınmasını karıştırma !

yerde sürünen... hatta hareket bile etmeyen müslümanlarla ...

zamansız .... mekansız... yere göğe benzemeyen yollarda gidenin

aynı emniyet kemeri bağlayamazsın olmaz...senin fitnen senin başını

yer ne derviş olan mümin seni ciddiye alır... ne de Şeytana bağlı olan

bu konular yerdekileri biraz aşar gibi... beş duyudan bile aciz olanlara

tevessül falan lazım değil ! onlar üçüncü diğer boyuttakileri uzaktan

severler.... çileyi çeken riski alanlar dervişler... halk beleşçi köşe dönücü

gel hemen türbeye işini gördürmeye çalış... ya ssizin gibi hepsini hata

gören zavallılar... önümüze koyduğunuz Ayet ve Hadisler

beğenmediğiniz amellerle meşgül Sahabe ve Evliyanın gayreti ile

bu devre kadar geldi .... bu akli fikri ile mevla bulunmaz olsa olsa

Şeytana gardaş olursun iki cihanda... oda senin bildiğinden fazla bilir !

kıldığı namazların haddi hesabı yok ! ama Allah ın kuluna secde emri

onun kafasına yatmadı ..... secde etmedi ...olmaz öyle şey dedi

yoksa Azzazil iken Şeytan Allah a çok secde etti ama ... onu ne ilmi

nede namazı kurtarmadı ? Allah ın Kuluna (H.z.Adem) secde etmedi

Allah ın kuluna boyun eğmeyen.... hiç Allah a itaat eder mi ?

Kur'an ı Kerim Allah Kelamı olduğundan Allah sıfatı tecelli eder onda

Yani Kuran hem Hadi.... hemde Dall olarak tecelli eder ?

bir okuyan sapıtır ( kendi mealine göre hüküm vererek kema entüm )

kimi okuyan da Hidayet bulur ... başında rehbersiz nize Kuran a mana

verenler helak oldu gitti... siz dervişleri kuran dan bi haber mi

zannettiniz .... sizin kaynaklarınız Ehli Sünnet Tasavvufunda makbul

olan Allah Dostu Alim ve hocalardan değil ! onlar zaten kendi

zamanlarında bile müslüman Ehli sünnet olarak bilinmezlerdi siz kimi

kandırmaya çalışıyorsunuz ! Erzurumlu İbrahim Hakkı Hz.lerinde hiç

yazmıyorsunuz (Yoksa müsteşrikmisiniz ) bunca tasavvuf Şeyhi Alim

varken sanki sizdeki muhabbet FE LEYSE MİNNİ lerden yana ne iş ?

biz geçtik ak ile kareden.... okuduğumuzu yazdığımızı bir kenara

bıraktık... nefsimizin irşadıyla uğraşıp sevgiyi yaşarken

sizin okumaya vaktiiniz olmayan kitaplar...sayısız... bizim suya attığımız

daha fazladır...tasavvuftan anlamıyorsan ne yazıp çiziyorsun ? amaç ne ?

Şeytan diyorki evladlarımın 1/4 den fazla büyük bir kısmını dervişlerin

başına bela ettim... diğer büyük bir kısmını da Meşayihe saldım ( nasıl mı

boş araba misali salak insanlar içlerinde onları süren şöför şeytanlar )ile

gider Meşayihin karşısına oturup Tekke de fitne çıkarıp olur olmaz soru

sorar onun bunu aleyhinde konuşur... Şeyhe iftira atar... şüphe saçar

"Kafirler (insi-cinni-erkek-kadın-münafık-kafir) istemese de "

" Allah >Nurunu tamamlayacaktır " Allah yeminle söylüyor

missderv
İnternette İslami Forum da şeytanın evlatlarını ne işi var

onlar internete giremezler... burada Ümmet var Maşallah hepisi de

şeytanla işi olmayan kendini bilen Rabbini de bilmiş ?

bu işleri arka plandan yöneten kafirler ! aslında sizler Şeytanın kuklası

hiç kurtalmayı düşünmediniz mi ? kaçmayı Allah a " Fe Firru ila Allah "
nasreddinhoca
ALINTI
Ya Şeyhe veya Şeytana sığınılır zaten !
Evliyaüş Şeytanlar Tağut a yani şeytanın ruhaniyetine sığınır
Evliyau Allah olan Mümin Evliyalar da Şeyhe sığınırlar
sen cehaletinle Allah ın Kur'an da avama yani müslümanlara olan
tavsiyesi ki " size şeytan yaklaştığında Allah a sığının " ayetiyle
marifet sahibi Hakk a giden Dervişlerin sığınmasını karıştırma !


TEVBE, ESTAĞGİRULLAHEL ALİYYİL AZİM...
PEYGAMBER HANGİ HADİSİNDE SÖYLEMİŞ ŞEYHE SIĞINIZ DİYE!!!

İmamı Pezdevi: " Şeriat hakikattir.Hakikat şeriattan başka değildir. Bazı sofilerin ve zikir ehlinin görüşü ise; hakikat, şeriattan ayrı ve başkadır. Bu görüşü benimseyenler evliyayı, enbiyadan üstün kabul edenlerdir. Bunlar: "Peygamberler şeriat ile, veliler hakikat ile amel eder" diyenlerdir. "Şeriat elli dirhemden sadaka vermeyi icabettirir, hakikat ise hepsinin tasadduk edilmesini gerektirir" derler. Bunlara "evliyacılar" adı verilmiştir. Sapık bid'atçilerdir. Bunlar Allahu Teala (cc)'nın kitabına ve ResuI-i Ekrem (sav)'in sünnetine muhalefet ederler. Batın, gizli ilim iddiasında bulunurlar. Bu kişiler karamıta mezhebine mensupturlar. Gerçek şudur: “Bütün hakikatlerin aslı şeriattır” (İmam Pezdevi, Ehl-i Sünnet Akaidi)
süleyman recep
ALINTI(missderv @ Sep 6 2008, 03:25 PM) *

elinde bir iki kitap var onlara mı takıldın ?

tasavvuf konusunda cahil olduğunuzu söylemek istemezdim ama

tasavvufun cahili ve marifet ilminden bi haberlerden olduğunuz

yazdığınız yazıdan zaten belliydi ama yinede fitne çıkmasın diye bir

iki satır yazdım .... Marifet ilmi sahibi Dervişler bilirler ki :

" Allah dan başkasına sığınma tabiri " başta hata dır

Allah Zat-ı Kibriyadır .... Ya Şeyhe veya Şeytana sığınılır zaten !

Evliyaüş Şeytanlar Tağut a yani şeytanın ruhaniyetine sığınır

Evliyau Allah olan Mümin Evliyalar da Şeyhe sığınırlar

sen cehaletinle Allah ın Kur'an da avama yani müslümanlara olan

tavsiyesi ki " size şeytan yaklaştığında Allah a sığının " ayetiyle

marifet sahibi Hakk a giden Dervişlerin sığınmasını karıştırma !

yerde sürünen... hatta hareket bile etmeyen müslümanlarla ...

zamansız .... mekansız... yere göğe benzemeyen yollarda gidenin

aynı emniyet kemeri bağlayamazsın olmaz...senin fitnen senin başını

yer ne derviş olan mümin seni ciddiye alır... ne de Şeytana bağlı olan

bu konular yerdekileri biraz aşar gibi... beş duyudan bile aciz olanlara

tevessül falan lazım değil ! onlar üçüncü diğer boyuttakileri uzaktan

severler.... çileyi çeken riski alanlar dervişler... halk beleşçi köşe dönücü

gel hemen türbeye işini gördürmeye çalış... ya ssizin gibi hepsini hata

gören zavallılar... önümüze koyduğunuz Ayet ve Hadisler

beğenmediğiniz amellerle meşgül Sahabe ve Evliyanın gayreti ile

bu devre kadar geldi .... bu akli fikri ile mevla bulunmaz olsa olsa

Şeytana gardaş olursun iki cihanda... oda senin bildiğinden fazla bilir !

kıldığı namazların haddi hesabı yok ! ama Allah ın kuluna secde emri

onun kafasına yatmadı ..... secde etmedi ...olmaz öyle şey dedi

yoksa Azzazil iken Şeytan Allah a çok secde etti ama ... onu ne ilmi

nede namazı kurtarmadı ? Allah ın Kuluna (H.z.Adem) secde etmedi

Allah ın kuluna boyun eğmeyen.... hiç Allah a itaat eder mi ?

Kur'an ı Kerim Allah Kelamı olduğundan Allah sıfatı tecelli eder onda

Yani Kuran hem Hadi.... hemde Dall olarak tecelli eder ?

bir okuyan sapıtır ( kendi mealine göre hüküm vererek kema entüm )

kimi okuyan da Hidayet bulur ... başında rehbersiz nize Kuran a mana

verenler helak oldu gitti... siz dervişleri kuran dan bi haber mi

zannettiniz .... sizin kaynaklarınız Ehli Sünnet Tasavvufunda makbul

olan Allah Dostu Alim ve hocalardan değil ! onlar zaten kendi

zamanlarında bile müslüman Ehli sünnet olarak bilinmezlerdi siz kimi

kandırmaya çalışıyorsunuz ! Erzurumlu İbrahim Hakkı Hz.lerinde hiç

yazmıyorsunuz (Yoksa müsteşrikmisiniz ) bunca tasavvuf Şeyhi Alim

varken sanki sizdeki muhabbet FE LEYSE MİNNİ lerden yana ne iş ?

biz geçtik ak ile kareden.... okuduğumuzu yazdığımızı bir kenara

bıraktık... nefsimizin irşadıyla uğraşıp sevgiyi yaşarken

sizin okumaya vaktiiniz olmayan kitaplar...sayısız... bizim suya attığımız

daha fazladır...tasavvuftan anlamıyorsan ne yazıp çiziyorsun ? amaç ne ?

Şeytan diyorki evladlarımın 1/4 den fazla büyük bir kısmını dervişlerin

başına bela ettim... diğer büyük bir kısmını da Meşayihe saldım ( nasıl mı

boş araba misali salak insanlar içlerinde onları süren şöför şeytanlar )ile

gider Meşayihin karşısına oturup Tekke de fitne çıkarıp olur olmaz soru

sorar onun bunu aleyhinde konuşur... Şeyhe iftira atar... şüphe saçar

"Kafirler (insi-cinni-erkek-kadın-münafık-kafir) istemese de "

" Allah >Nurunu tamamlayacaktır " Allah yeminle söylüyor


eğer sen mü'minsen alemde ne mü'min var nede insan var...yerde sürünenin önde gideni..

imana gel...
süleyman recep
[size=6]BU SİTENİN YÖNETİCİLERİ NEREDE ?

BU CAHİL MİSYONER ( MİSSDVR) ALLAH AZZE VE CELLEYE HAKARET EDİYOR... KUR'ANI HİÇE SAYIP MÜSLÜMANLARA AŞAĞILIYOR... SEYİRCİMİ KALACAKSINIZ
[/size]
ErKaMReaL
SAPIK itikadi fikirlerini savunmak ve bunda ısrarcı olmaktan dolayı missderv forumumuztan atilmiştir.

ErKaMReaL
derinsular
ALINTI(nasreddinhoca @ Sep 7 2008, 12:42 AM) *



İmamı Pezdevi: " Şeriat hakikattir.Hakikat şeriattan başka değildir. Bazı sofilerin ve zikir ehlinin görüşü ise; hakikat, şeriattan ayrı ve başkadır. Bu görüşü benimseyenler evliyayı, enbiyadan üstün kabul edenlerdir. Bunlar: "Peygamberler şeriat ile, veliler hakikat ile amel eder" diyenlerdir. "Şeriat elli dirhemden sadaka vermeyi icabettirir, hakikat ise hepsinin tasadduk edilmesini gerektirir" derler. Bunlara "evliyacılar" adı verilmiştir. Sapık bid'atçilerdir. Bunlar Allahu Teala (cc)'nın kitabına ve ResuI-i Ekrem (sav)'in sünnetine muhalefet ederler. Batın, gizli ilim iddiasında bulunurlar. Bu kişiler karamıta mezhebine mensupturlar. Gerçek şudur: “Bütün hakikatlerin aslı şeriattır” (İmam Pezdevi, Ehl-i Sünnet Akaidi)


nasrettinhoca başka bir topikte yukardaki yazı için, Sizin yolunuzun aslı budur:demiş.

İmamı Pezdevi: " Şeriat hakikattir.Hakikat şeriattan başka değildir.yukarda biz ne dedik ve ne naklettik ? Bazı sofilerin ve zikir ehlinin görüşü ise; NE DİYOR BURDA BAZI DİYOR DEGİLMİ YOKSA BÜTÜN SOFİLERMİ DİYOR ? hakikat, şeriattan ayrı ve başkadır.BİZ ZATEN BÖYLE DİYENİN KÜFRE DÜŞTÜGÜNÜ BİLDİRDİK DEGİLMİ ? Bu görüşü benimseyenler evliyayı, enbiyadan üstün kabul edenlerdir.HİÇ BİR VELİ HİÇ PEYGAMBERDEN ÜSTÜN DEGİLDİR VE BİR PEYGAMBERİN A.S MAKAMINA ÇIKAMAZ VE HATTA SAHABE EFENDİLERİMİZİN MAKAMINA ÇIKAMAZ BİZ BÖYLE İNANIRIZ. Bunlar: "Peygamberler şeriat ile, veliler hakikat ile amel eder" diyenlerdir.HAŞA BİZ BÖYLE DEMİYORUZ. "Şeriat elli dirhemden sadaka vermeyi icabettirir, hakikat ise hepsinin tasadduk edilmesini gerektirir" derler.ŞERİATTA ZEKATIN MİKTARI BELLİDİR Bunlara "evliyacılar" adı verilmiştir. Sapık bid'atçilerdir. Bunlar Allahu Teala (cc)'nın kitabına ve ResuI-i Ekrem (sav)'in sünnetine muhalefet ederler.BİZLERDEN BAHSETMİYOR TABİKİ. Batın, gizli ilim iddiasında bulunurlar.LEDÜN (Hikmet)İLMİ HAKTIR KURANLA SABİTTİR. Bu kişiler karamıta mezhebine mensupturlar.NE BU MEZHEBİ NEDE BÖYLE DÜŞÜNENLERİ TANIMIYORUM. Gerçek şudur: “Bütün hakikatlerin aslı şeriattır DOGRU SÖZE NE DENİR AMENNA DENİR” (İmam Pezdevi, Ehl-i Sünnet Akaidi)

yukardaki kırmızı yazılar cevap olarak verilmiştir.


görüldügü gibi bazıları önyargılı ve bazı konulardan habersiz.

.
derinsular
ALINTI(süleyman recep @ Sep 7 2008, 03:57 AM) *

eğer sen mü'minsen alemde ne mü'min var nede insan var...yerde sürünenin önde gideni..

imana gel...




(Mümine kâfir diyenin, kendisi kâfir olur.) [Buhari]


.
derinsular
-... Eğer onlar kendilerine zulmettikleri zaman sana gelseler, Allah’tan günahlarını bağışlamasını isteseler ve Resul de onların bağışlanmasını isteseydi, elbette Allah’ı affedici, merhametli bulurlardı”. (Nisa: 64) (87)

— (İbrahim) ‘Selam sana dedi. Senin için Rabbimden mağfiret dileyeceğim. Çünkü 0, bana çok lütufkardır’. (Meryem: 47)
- Onlara: “Gelin Allah’ın Resulü sizin için mağfiret dilesin” dendiği zaman başlarını çevirirler ve onların, büyüklük taslayarak yüz çevirdiklerini görürsün. (Münafikun: 5) (88)



Yakup (A.S.) ’ın oğulları için Allah’tan bağış dilemesi:
“(Yakub’un oğulları) : ‘Ey babamız, bizim için, günahlarımızın bağışlanmasını dile. Gerçekten biz, günah işledik’ dediler’.
“Sizin için Rabbime istiğfar edeceğim, dedi. Şüphesiz 0, çok bağışlayan, esirgeyendir”. (Yusuf: 97,98) .
Burada “bizim için istiğfar et” diyen Yakub’un oğulları, babalarını apaçık aracı kılmışlardır. İnsanın, insana aracı olamayacağı iddiası yanlıştır. Demek ki “aracı” vardır.

-----------------------------------





Feyz-ul-Kadîr'in müellifi, İmam-ı Subkî'den naklen şöyle demiştir: "Allah Teâlâ'ya yaklaşmak için Peygamberleri vesile kılmayı = teşeffu' ve istiâneyi (şefaat, medet dilemek ve manevi yardımı), selef ve haleften (Peygamber Efendimizin zamanından), İbnu Teymiyye'ye gelinceye kadar hiçbir kimse inkâr etmemiştir. O ise hak yoldan ayrılıp, şefaat ve vasıtayı, meded beklemeyi inkâr etmiştir."

***

Şihabeddîn Seyyid Mahmud Âlûsî tefsirinde, İbnu Teymiyye ve arkasında gidenlerin haksız olduklarını belirtmiştir. Oğlu veya torunu = Cilâu-l-Ayneyn kitabının sahibi ve mezkur tefsirin musahhihi, tefsir sahibinin, İbnu Teymiyye'nin kitaplarına vakıf olmadığını iddia etmiştir. Seyyid Mahmud Şükrü de son zamanlarda Vahabilerin fikirlerini takviye etmiştir.

Tefsirin sahibi Şihabeddin Hazretleri, aynı tefsirde İmam Subkî'nin İbnu Teymiyye'ye karşı fazla hakaret yaptığını kaydettikten sonra 128. sayfasında tevessülde hiçbir beis olmadığını kaydetmektedir.

***

Tevessül hususunda dilerseniz En-Nisa' 64 ve El-Maide 35. ayetleriyle alakalı İbnu kesir c.2 s.306; Âlûsî cüz 6 s.35; Keşşaf c.1 s.538; Tefsir-i Hatib c.1 s.307 ve sair tefsirlere bakınız; vesileden maksadın salih amel ve salih insan olduğunu görürsünüz. Bu hususta hiçbir tefsir diğerine muhalefet etmemiştir. Ehli Sünnet dışındakiler müstesna…

(allame İsmail Çetin, Ehli Sünnetin Nazarı İtikadın Ölçüsüdür. Dilara Yayınları).



Şafiî ulemasından Allâme Şihab er-Remlî'ye (Rahimehulal), "Bazı insanlar zorluklarla karşılaştıklarında: 'Ya Resulallah!', 'Ya Şeyh filan!' gibi nidalarla, Peygamberlerden, Velilerden, Alimler ve Salihlerden istiğâsede bulunuyorlar (meded dileniyorlar), bu caiz midir? Bu zatların, vefatlarından sonra bir iğâseleri (yardımları) var mıdır?" diye sorulduğunda şöyle cevap vermiştir:

"Resullerin, nebilerin ve velilerin, vefatlarından sonra da yardımları vardır. Çünkü Peygamberlerin mucizeleri ve velilerin kerametleri ölümlerinden sonra kesilmez.

Zira birçok sağlam hadis-i şeriflerde varid olduğu üzere, peygamberler kabirlerinde diridirler, namaz kılarlar, hacca giderler, dolayısıyla onların yardımları mucizelerinden sayılır.

Şehitler de diridirler, gündüz gözüyle aşikâre kâfirlerle harbettikleri açıkça görülmüştür. Velilerin yardımı ise onların kerametleridir."

(Fetâve'r-Remlî, fîHâmişi'l-Fetâve'l-Kübrâ, libni Hacer el-Heytemî, 4/382,el-Fetâve'l-Hayriyye,fîHâmişi'l-Ukûdi'd-DürriyyefîTenkîhi'l-Hâmidiyye,2/279-280, Tehânevî, Ahkamü'l-Kur'an, 3/67, Nebhânî, Şevâhidü'l-Hak, Sh.141)

***

Şeyh Abdulğânî En-Nablûsî Cem'u-l-Esrar fî Men'i Eşrâr an-it-Ta'ni fisSofîyet-il-Ahyar adlı eserinde, Şehab-ur-Remlî'nin sözünü naklettikten sonra şöyle devam eder: “Şehab-ur-Remlî, Ey İman edenler Allah'tan korkun ve vesileyi taleb edin…” mealindeki ayete mebni, tevessül ve istiğasenin caiz olduğunu kastetmektedir. Nitekim Şehab-ur-Remlî demiştir ki: Enbiya ve evliyaya, ölümlerinden sonda da sığınmak caizdir. Çünkü enbiyanın mu'cizeleri, evliyanın kerametleri, ölümleriyle kesilmez.

Şevâhid-ul Hak adlı eserde, Şeyh Yûsuf Nebehânî bu hususta dört mezheb ulemasının sözlerini nakletmektedir.

-------------------------------------




Biz hangi peygamberi gönderdikse, sirf Allah'in izni ile itaat edilmek üzere gönderdik. Eger onlar kendilerine zulmettikleri zaman sana gelseler de Allah'tan günahlarinin bagislanmasini dileselerdi ve Resul de onlarin bagislanmasini dileseydi, elbette Allah'i affedici, merhametli bulurlardi.
(Nisa, 64)
İbni Kesir'in Vehhabîleri Tekzib Eden Yazıları
İsmâ’îl bin Ömer İbni Kesir, Şâfi’î hadîs alimidir. İbni Teymiyye'nin öğrencisidir. 774 [m. 1372] de Şam'da vefat etdi. Vehhabîler İbni Kesir'i büyük alim olarak tanıtıyor, tefsirine sıkça atıfda bulunuyorlar. İbni Kesir'den naklettiğim aşağıdaki yazılar Vehhabîlerin bazı temel görüşlerini iptal etmektedir.

Ebdâl

Ebu Bekr İbn Merdûyeh diyor ki: «Bize Muhammed İbn Ahmed İbn İbrahim... Sevbân'dan merfû' olarak şu hadîs-i şerîfi haber verdi: «Allah'ın emri gelinceye kadar (kıyamete kadar) içinizde yedi sınıf insan bulunacak; onlarla zafer bulacaksınız, onlarla yağmura nail olacaksınız ve onlarla rızıklanacaksınız.»

Yine İbn Merdûyeh diyor ki: Bize Muhammed İbn Ahmed... Ubâde İbn Sâmit'ten rivayet etti ki Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuşlardır : «Ümmetim içinde ebdâl otuz kişidir; onlar sayesinde rızıklanırsınız, onlar sayesinde size yağmur verilir ve onlar sayesinde zafere kavuşturulursunuz.» Katâde der ki: Hasan'ın onlardan olduğunu umarım.

İbni Kesir, Bakara/252


Peygamberimizden (aleyhisselam) Şefaat İstemek

İçlerinde eş-Şâmil isimli eserin müellifi Şeyh Ebu Nasr îbn es-Sabbâğ'ın bulunduğu bir grup âlim Utbâ'dan şu meşhur hikâyeyi naklederler ; Utbâ şöyle anlatmıştır : Hz. Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) in kabri yanında oturuyordum. Bir bedevî gelerek: Selâm sana ey Allah'ın Rasûlü, AllahüTeâlâ'nın : «Onlar kendilerine yazık ettikleri zaman, sana gelip Allah'tan mağfiret dileseler ve peygamberleri de onlara mağfiret dileseydi elbette Allah'ı Tevvâb ve Rahîm olarak bulacaklardı.» buyurduğunu işittim. İşte günâhlarımdan mağfiret dileyerek ve Rabbıma benim hakkımda şefaatte bulunmanı isteyerek sana geldim, dedi ve şu şiiri söyledi:

«Ey yeryüzündeki efendilerin en hayırlısı ve en büyüğü; onların güzel kokularıyla yeryüzünün alçak ve yüksek yerleri hep güzelleşmiştir.
Senin bulunduğun kabre benim nefsim feda olsun. Orada iffet, orada cömertlik ve şeref vardır.»

Sonra Bedevi ayrılıp gitti ve bana bir uyku hali geldi. Rü'yâmda Hz. Peygamberi (sallallahü aleyhi ve sellem) gördüm. Şöyle buyurdular: Ey Utbâ, Bedevi'ye var ve Allah'ın kendisini bağışladığını ona müjdele. (*)

İbni Kesir, Nisa/64 tefsiri.


Meyyitler İşitir

52 — Bunun için sen, ölülere kat'iyyen işittiremezsin. Dönüp giden sağırlara da daveti duyuramazsın.
53 — Körleri sapıklıklarından vazgeçirip doğru yola döndüremezsin. Sen âyetlerimizi ancak inananlara duyurabilirsin, işte onlar müslümanlardır.Ölülere Duyurabilir misin Hiç?

Allahü Teâlâ bu âyet-i kerîme'lerde şöyle buyuruyor: Nasıl ki kabirlerindeki ölülere işittirmek, işitmeyen sağırlara sözünü ulaştırmak kudretine sâhib değilsin ve bununla beraber onlar sana arka çevirmektedirler; aynı şekilde hakka karşı kör olanları hidâyete erdirmeye ve onları sapıklıklarından çevirmeye de güç yetiremezsin. Bunlar ancak Allah'a aittir. Dilediği zaman dirilerin seslerini ölülere işittirmek, dilediğini hidâyete erdirmek ve dilediğini sapıttırmak O'nun kudreti dahilindedir. O'nun dışında hiç kimseye bu güç verilmemiştir. Bu sebepledir ki şöyle buyurur: «Sen, âyetlerimizi ancak inananlara duyurabilirsin. İşte onlar müslümanlardır. (Allah'a boyun eğen, O'na icabet eden ve O'na itaat edenlerdir. İşte hakkı işiten ve hakka tâbi olanlar da bunlardır.)» Bu, inananların durumudur. Birincisi ise kâfirlerin misâlidir. Nitekim başka bir âyet-i kerîme'de şöyle buyrulur: «Ancak dinleyenler icabet ederler. Ölülere gelince; onları Allah diriltir.

Sonra O'na döndürülürler.» (En'âm, 36).Abdullah İbn Ömer'in rivayet etmiş olduğu bir hadîse göre; Hz. Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem), Bedir kuyusuna atılmış ölülerle üç gün sonra konuşmuş, onları azarlamıştı. Nihayet Hz. Ömer ona: Ey Allah'ın elçisi, kokuşmuş bir kavme ne diye hitâbedersin? demişti. Hz. Peygamber: Nefsim kudret elinde olan (Allah) a yemîn ederim ki siz benim söylemekte olduklarımı onlardan daha iyi işitir durumda değilsinizdir. Şu kadar var ki onlar cevab veremezler. Abdullah İbn Ömer'in bu hadîsi rivayetine karşı mü'minlerin annesi Hz. Âişe (r.a.) «Bunun için sen, ölülere kat'iyyen işittiremezsin.» âyetini delil getirerek Allah Rasûlü (sallallahü aleyhi ve sellem) nün yukarıdaki sözünü şöyle te'vîl etmiştir: Şüphesiz ki onlar benim kendilerine söyleyegelmekte olduğum şeylerin gerçek olduğunu şu anda çok iyi bilmektedirler. Katâde der ki: Allahü Teâlâ onları peygamberi için diriltmiş de onlar bir azarlama, suçlama ve öç alma şeklinde onun sözünü işitmişlerdir. Alimler katında sahîh olan ise İbn Ömer'in rivayetidir. Zîrâ onun sahîh olduğuna birçok yönlerden şâhidler vardır. Bu cümleden olarak İbn Abdülberr'in İbn Abbâs'tan merfû' olarak rivayet ettiği ve sahihtir dediği bir hadîste şöyle buyrulur: Bir kimse dünyada iken tanımakta olduğu bir müslüman kardeşinin kabrine uğrar da ona selâm verirse Allahü Teâlâ onun ruhunu kendisine iade eder de selâm verenin selâmına karşılık verir.

İbni Kesir, Rum 52-53. ayetlerin tefsiri


Nitekim Ebu Dâvûd et-Tayâlisî der ki: Bize Salt İbn Dinar'ın Hasan'dan, onun Câbir İbn Abdullah'tan rivayetine göre; Allah Rasûlü (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur : Muhakkak ki sizin amelleriniz akraba ve aşiretlerinize kabirlerinde arzedilir. Eğer amelleriniz hayır ise sevinirler. Aksi ise : Ey Allah'ım, Senin tâatını işlemesini ona ilham et, derler.

İmâm Ahmed der ki: Bize Abdürrezzâk'ın... Enes'den rivayetine göre, Hz. Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur : Muhakkak ki sizin amelleriniz, ölü olan yakınlarınıza arzolunur. Eğer hayır ise sevinirler. Değilse : Ey Allah'ım, bize hidâyet verdiğin, gibi onları da hidâyete kavuşturmadıkça onları öldürme, derler.

Buhârî'nin rivayetine göre Hz. Âişe (R. Anhâ) şöyle demiştir: Birisinin amelinin güzelliği senin hoşuna gittiğinde: İşleyiniz, Allah, Rasûlü ve mü'minler işlediklerinizi görecektir, de. Buna benzer şekilde ifâdeler, hadîste de vârid olmuştur.

İbni Kesir, Tevbe/105 tefsiri


(*) Not: İbni Kesir'in Nisa/64 tefsirinde naklettiği rivayet başka kaynaklarda da mevcuttur. Mesela, Recep Yıldız şunları yazmış:

Huzur-u Nebi’de el-Utbi’nin tanık olup naklettiği şu manzaraya muvafık nice haller var... el- Utbi naklediyor: Kabr-i Şerif’in yanında oturuyordum, bir bedevi geldi, kabre yönelip “Es-selamu aleyke ya Resulallah! İşittim ki Allahü Teala şöyle diyor: ‘Eğer müminler kendilerine zulmettikleri zaman sana gelseler de Allah’tan günahlarının bağışlanmasını dileseler ve Peygamber de onlara bağışlama dileseydi, elbette Allah’ı tövbeleri çok kabul edici ve çok merhametli bulacaklardı.’[30] ben de huzuruna, günahına istiğfar eden, Rabbine karşı, şefaatini bekleyen bir halde geldim.” diye yalvarır. Samimi duygularla Allah Resülü’nden (sallallahu aleyhi vesellem) şefaat talebinde bulunan bedevi şöyle bir şiir inşad eder:Ey kemikleri bu vadiye defnedilenlerin en hayırlısı olan Resul!Kemiklerinin kokusundan ova ve tepeler güzel olmuştur.İçinde bulunduğun kabre canım fedadır.İffet, cûd ve kerem o kabrin içinde metfundur. Bedevinin haline tanıklık eden el-Utbi hemen orada uykuya dalar. Rüyada Allah Resulü’nü (sallallahu aleyhi ve sellem) görür. Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) buyururlar ki; “Utbi! Bedeviye yetiş ve ona, Allah’ın kendisini affettiğini müjdele.”[31]

[30] Nisa(5): 64. [31] İbn Kudame, el-Muğni, Beyrut, 1994, III, 394.

Kaynak: Recep Yıldız, Harameyn Notları, İnkişaf Dergisi, No: 7.

Prof. Dr. Zekeriya Güler ise İmam-ı Nevevî'nin sözlerini şöyle nakletmiş:

Nevevî (v. 676/1277), “Ziyaretçi kerem sahibi olan kabre/ravza-i mutahhereye gelir; sırtını kıbleye, yüzünü de kabrin duvarına çevirir... Kendisi hakkında Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) ile tevessülde bulunur ve onunla Allah Teâlâ’dan istişfâ’ eder” dedikten sonra şunu kaydetmektedir: “Bu konuda Mâverdî, el-Kâdî Ebu’t-Tayyib ve diğer ashabımızın müstahsen görerek el-Utbî’den naklettikleri en güzel söz şudur: “Ey şu kutlu toprakta yatanların en hayırlısı! Bu kabrin varlığından dolayı, yeryüzünün tüm dağları ve ovaları ne kadar da hoştur. (Peygamberim!) Senin sâkini bulunduğun bir kabre canım feda olsun! İffet ve nezâhet, kerem ve sehâvet hep bu kabrin içindedir”.

Kaynak: Prof. Dr. Zekeriya Güler (Selçuk Üniversitesi İlâhiyat Fakültesi), Vesîle ve Tevessül Hadislerinin Kaynak Değeri (Tahric ve Değerlendirme), İlam Araştırma Dergisi, c. II, sy. 1, Ocak-Haziran 1997.


İmam-ı Kurtubi'nin tefsirindeki şu rivayet de konuyla alakalıdır:

Ebû Sadık, Hz. Ali'den şöyle dediğini rivayet etmektedir: Rasûlullah'u (sallallahü aleyhi ve sellem) defnettiğimizden üç gün sonra bir bedevi Arap yanımıza çıkıp geldi. Kendisini Rasûlullah'ın (sallallahü aleyhi ve sellem) kabri üzerine attı. Toprağından başının üzerine saçmaya koyuldu. Şöyle dedi: Ey Allah'ın Rasûlü, sen söyledin biz de senin söylediğini dinledik. Sen Allah'tan belledin biz de senden belledik. Allah'ın sana indirdiği buyruklar arasında da: ''Şayet kendilerine zulmettiklerinde..." âyeti de vardır. Ben kendime zulmettim. İşte sana, bana mağfiret dilemen için gelmiş bulunuyorum. Kabirden ona: Sana mağfiret olundu, diye seslenildi.

Kaynak: Kurtubi Tefsiri, Nisa/64.


İbni Kesir'in tefsirinden naklettiğim yukarıdaki rivayeti ve İmam-ı Kurtubi'nin yazdığı bu rivayeti bir sene kadar önce bir forumda yazmıştım. Bundan birkaç ay önce de, Mefahim isimli eser elime geçti. Hoş bir sürpriz olarak gördüm ki, bu rivayetler orada da yazılıdır. Müellif Muhammed bin Alevi el-Maliki el-Haseni şu bilgileri eklemiş:

İbni Kesir'in yazdığı rivayeti aynı zamanda İmam-ı Nevevi el-İzah adlı eserinin 498. sayfasında, Şeyh Muhammed İbni Kudame Mugni isimli meşhur eserinde (el-Mugni, 3/556), Şeyh Ebu'l Ferec Şerhü'l-Kebir adlı eserinde (Şerhü'l-Kebir, 3/495), Şeyh Mansur bin Yunus el-Buhuti de Hanbeli mezhebinin en meşhur kitaplarından biri olan Keşşafu'l-Kına adlı eserinde (Keşşafu'l-Kına, 5/30) nakletmişlerdir...

Bize göre, bu büyük alimlerin naklettiği bu kıssanın zayıf ya da sahih kabul edilip edilmemesi herhangi bir önem arz etmemektedir. Zira önemli olan şudur ki, bu alimlerin hiç birisi bu kıssayı şirk, sapkınlık, kabirlere tapmak ve putperestlik olarak görmemişlerdir. Rivayette geçenleri onayladıkları içindir ki kıssayı aynen nakletmişlerdir.

Buna rağmen onların sözlerine güvenmeyecek ve delil kabul etmeyecekler varsa şundan başka diyecek bir şeyimiz kalmıyor: "Allah'ım bu ne büyük bir iftiradır."

Utbi'nin kabr-i şerif başında okuduğu şiiri, şu anda Efendimizin (sallallahü aleyhi ve sellem) hücreyi seadetlerinin karşısındaki sütunların üstünde yazılıdır. Yüzyıllardır onu herkes görmektedir. Hatta Kral Abdülaziz, Kral Suud, Kral Faysal ve Kral Halid zamanında da oradaydı. Şimdi de Kral Fahd zamanındayız [şimdi de Kral Abdullah var- mütercim] ve bu şiir orada muhafaza edilmektedir.

Kaynak: Mefahim tercümesi, Baskı: Ege Basım, İstanbul, 2007; s.158-159.


ÖLÜM BİR YOK OLUŞ MUDUR?
2/2/2008 · Kategori: Ahmet Mahmut unlu
Tevessül edilen kişinin diri veya ölü olması arasında bir fark yoktur. Tevessülün ölümden sonra da caiz olduğunu ispat eden delilleri serd etmeden önce, cevabını açıklamak istediğimiz bazı sorular vardır:
Ölüm tam bir yok oluş mudur; yoksa o, bir yurttan diğerine geçiş midir?
Bir şeye güç yetirmenin varlığı ve yokluğu hususunda ölüyle diri arasında bir fark var mıdır?
Ölü mü, dirinin dua ve benzeri hediyelerinden faydalanır, yoksa diri de ölüden fayda görebilir mi?
Peygamberin ve velinin Allah katındaki mertebesi ölümünden sonra biter mi?
Allah’ın tevfîk ve inayetiyle bu suallere cevap vermek üzere deriz ki: Ehl-i Sünnet ve’l- Cemaat inancına göre ölüm; dünya yurdundan berzah âlemine geçişten ibarettir. Hüccetü’l-İslâm İmam-ı Gazâlî (Rahimehullâh) “el-İhyâ” isimli eşsiz eserinde şöyle demiştir: Âyet ve hadislerden anlaşıldığına göre, ölüm sadece bir halin değişmesidir, ruh bedenden ayrıldıktan sonra da bâkidir, ama ya azap içerisindedir veya nimetlere mazhar bir haldedir.1 Süyûtî (Rahimehullâh) “Büşra’l-Keîb” isimli eserinde bu konuyu şöyle açıklamıştır:


Ulemanın beyanına göre; ölüm halis bir yokluk ve sade bir tükeniş değildir, ölüm ancak ruhun bedenle ilişkisinin kesilmesidir.2
“İnbâü’l-ezkiyâ fî hayâti’l-enbiyâ” ve “Mirkatü’s-Su’ûd” isimli eserlerinde de şöyle demiştir: “Rasûlüllâh (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) in ve diğer peygamberlerin kabirlerinde diri oldukları, bu hususta ulaştığımız deliller sayesinde bizim nezdimizde kat’î bir bilgiyle malumdur ki, artık bu rivâyetler tevâtür derecesine ulaşmıştır.”3

İbn-i Kayyim, “er-Rûh” isimli eserinde şöyle demiştir: “Rasûlüllâh (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)in Cesed-i Şerîfi’nin toprakta taptaze durduğu kesinlikle bilinmektedir. Sahabe Ona: “Sen kabrinde çürümüşken bizim salâtlarımız sana nasıl arz edilecektir?” diye sorduklarında O: ‘Allah, peygamberlerin cesetlerini yemeyi toprağa yasaklamıştır’ buyurarak, bize bu hakikati açıklamıştır. 4

Ölümün yokluk anlamına gelmediğine delâlet eden bir çok âyet-i kerîme ve hadîs-i şerîf mevcuttur. Nitekim, “Allah(ın dinini yüceltme) yolunda öldürülen (şehit) kimseler için: ‘ölüler’ demeyin! Doğrusu (onlar), dirilerdir velâkin (yaşantıları cismanî olmadığından) siz (onların hayatlarını sezinlemek bir yana, vahye dayanmayan şu yetersiz akıllarınızla, onların ne manada diri olduklarını bile) anlayamazsınız.” 5 Ve “(Habîbim!) Sakın ha Sen Allah yolunda (Bedir ve Uhud gibi muharebelere katılıp oralarda) öldürülmüş olan kimseleri ölüler sanmayasın! Bilakis dirilerdir; Rableri katında rızıklandırılmaktadırlar.”6 âyet-i kerîmeleri Allâh yolunda öldürülenleri ölü sanmaktan ve onları “ölüler” diye anmaktan nehyetmektedir. Allah yolunda öldürülmek sade harpte şehit düşmekle olmaz. Bu, nefisle cihattayken ölen velilere de şamildir. Nitekim Ebû Zerr el-Ğıfârî (Radıyallâhu anh) dan rivâyet edilen bir hadîs-i şerîfte Rasûlüllâh (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur: “Cihadın en üstünü, kişinin, Allah-ü Teâlâ uğrunda nefsi ve arzusuyla cihat etmesidir.” 7

Câbir (Radıyallâhu anh) dan rivâyet edilen bir hadîs-i şerîfte Rasûlüllâh (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur: “Hoş geldiniz! En küçük cihattan, en büyük cihada; kulun, nefsiyle cihadına geldiniz!”8 Fudâle ibn-i Ubeyd (Radıyallâhu anh) dan rivâyet edilen bir hadîs-i şerîfte Rasûlüllâh (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur: “Gerçek mücâhit, nefsiyle cihat edendir.” 9

İşte bu gibi bir çok hadîs-i şerîf ve rivâyet buna delâlet etmektedir. Kılıç şehitlerinin ve aşk şehitlerinin hali bu olunca, ya genel manada bütün peygamberlerin özellikle de Rasûlüllâh (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)in berzah hayatı nasıl olur? Nitekim Enes ibn-i Mâlik (Radıyallâhu anh)dan rivâyet edilen bir hadîs-i şerîfte Rasûlüllâh (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur: “Peygamberler diridirler, kabirlerinde namaz kılarlar”10

Münâvî (Rahimehullâh) bu hadîsin sahih olduğunu, Kettânî (Rahimehullâh)ise “Nazmü’l-müte-nâsir” isimli eserinde mütevâtir olduğunu söylemiştir. İbn-i Neccâr (Rahimehullâh) ise peygamberlerin ezan ve kametle namaz kıldıklarını söylemiştir. Nitekim Haccâc’ın ordularının Medîne’yi yağmaladığı Harre günlerinde Rasûlüllâh (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)in mescidinde üç gün ezan ve kamet getirilmemişti. Sa’îd ibn-i Müseyyeb (Radıyallâhu anh) ise kabr-i şerîfe sığınarak mescitten ayrılmamıştı. Fakat kapalı yerde kaldığından namaz vakitlerini anlayamıyordu. O, namaz vakitlerini ancak Rasûlüllâh (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)in kabr-i şerîfinden duyduğu ezanla anlayabiliyordu.11

Zerkanî’nin “el-Mevâhib” şerhinde, Kastalânî ve Remlî gibi bir çok âlimin de muhtelif eserlerindeki beyanlarına göre; peygamberler diridirler, kabirlerinde namaz kılarlar, oruç tutarlar, hacca giderler, umre yaparlar ve farz olmayan bir çok nâfile ameller işlerler. 12

Müslim şerhi “el-Müfhim” sahibi Ahmed ibn-i Ömer el-Kurtubî (Rahimehullâh) ın beyanı veçhile; peygamberlerin kabirlerindeki namazları manevî değildir, hayatlarında kıldıkları namaz cinsindendir. Nitekim Enes ibn-i Mâlik (Radıyallâhu anh)dan rivâyet edilen bir hadîs-i şerîfte Rasûlüllâh (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur: “Mi’rac gecesi kırmızı kum tepesinin yanında Musa’ya uğradığımda o, kabrinde ayakta namaz kılıyordu”13

Bu hadîsden açıkça anlaşıldığına göre, Rasûlüllâh (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) Mûsâ (Aleyhisselâm)ı gerçekten uyanıkken görmüştür. Mûsâ (Aleyhisselâm) da, hayatında kıldığı gibi kabrinde diri olarak namaz kılmaktadır. 14

Bunda muhal görülecek bir şey yoktur. Âhiret halleri akılla idrak edilemez. Kabir halleri de, dünya hallerinden çok âhiret hallerine benzer. İmam-ı Süyûtî (Rahimehullâh) Nesâî şerhinde şöyle demiştir: Şeyh Bedreddîn ibn-i Sâhib (Rahimehullâh) “Hayâtü’l-enbiyâ” isimli eserinde şöyle demiştir: Bu hadîs, Mûsâ (Aleyhisselâm)a kabrinde hayat sıfatı ispat etmektedir. Çünkü ayakta namaz kılmak, ruhun işi olamaz, bununla ancak beden sıfatlanır. Zaten “Kabrinde” ifadesi bunun delilidir. Çünkü ruhun namaz kılmasının kabre tahsisinin bir anlamı yoktur. Şeyh Takiyyüddîn es-Sübkî (Rahimehullâh) da bu hadîsin şerhinde şöyle demiştir. “Namaz diri bir bedene sahip olmayı gerektirir, ama bu bedenin dünyada olduğu gibi yemeye, içmeye vesâir zarûretlere muhtaç olması gerekmez, bilakis o farklı bir tür hayattır, fakat mecâzî değil, hakîki bir hayattır.”15

Yine böylece Rasûlüllâh (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)in Mi’rac gecesi Mescid-i Aksâ’da peygamberlere imam olduğu, onların Rasûlüllâh (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)i öven konuşmalar yaptıkları hemen hemen bütün hadîs ricâli tarafından sahih kaynaklarda zikredilmiştir.16 Allah-ü Teâlâ bu şerefi sadece peygamberlere tahsis etmemiş, dünyada ibadet ve namaz aşığı olan ve bu hal üzere vefat eden bazı dostlarına da nasip etmiştir. Nitekim namaz aşığı olan Sâbit el-Bünânî (Radıyallâhu anh): “Ya Rabbi! Bir kuluna kabrinde namaz imkânı verdiysen, onu bana da ver” diye dua ederdi. Vefat ettiğinde onu lahdine koyan kişi üzerini kapattıktan sonra, onun kabrinde ayakta namaza durduğunu gördü.17 Mardin’e bağlı Şehmûs beldesinde medfûn bulunan, Abdulkadîr-i Geylânî (Kuddise sirruhû) nun arkadaşlarından olan Şeyh Mûsâ ez-Zûlî (Kuddise sirruhû) nun da aynen kendisini kabre koyan kişi tarafından ayakta namaz kılarken görüldüğü muteber kitaplarda zikredilmektedir. Rasûlüllâh (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)in kâmil ümmetlerinin kabir hayatı böyleyse, ya Rasûlüllâh (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)in kabir hayatı ne kadar gerçektir! Bunun en büyük delili Ebû Hüreyre (Radıyallâhu anh) dan rivâyet edilen: “Kim bana selâm verirse, Allâh bana mutlaka ruhumu (konuşma kabiliyetimi) iâde ettiği için ben onun selâmına cevap veririm!” hadîsidir. 18


Yine Ebû Hüreyre (Radıyallâhu anh) dan rivâyet edilen bir hadîs-i şerîfte Rasûlüllâh (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur: “Ebu’l-Kasım’ın canı (kudret) elinde olan Zât’a yemin olsun ki, elbette Meryem oğlu Îsâ adâletli bir imam ve âdil bir hakem olarak inecektir. Mutlaka haçları kıracak, domuzları öldürecek, (Müslümanların) araları(nı) kesinlikle düzeltecek ve hiç şüphesiz kin ve nefreti giderecektir. Ona çok mallar arz edilecek, fakat kabul etmeyecektir. Sonra kabrimin yanında durup bana: ‘Yâ Muhammed’ dediği anda ben mutlaka ona cevap vereceğim”19

İşte bütün bu hadîs-i şerifler Rasûlüllâh (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)in, kabrinde işiten, gören ve cevap veren diri bir zat olduğu hususunda bir nastır.
Şehitlerin hayatı Kur’an’ın nassıyla sabitken, ya şehitlerden üstün olan peygamberlerin hayatı, hele hele hem peygamberlerin, hem de şehitlerin Efendisi olan Muhammed Mustafa (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)in hayatı ve tasarrufları nasıl yadırganabilir? Bu hakikati inkâr edenler, kendisine tâbi olduklarını iddia ettikleri İbn-i Kayyım’in “er-Rûh” isimli kitabına bakacak olsalar, bir çok yanlış inançlarını düzeltmeye muvaffak olacaklardır. Ama onların derdi gerçeği bulmak değildir, kör taklitçiliktir, demek ki bunların imamı “şu veya bu” değildir, ancak nefs-i emmâreleridir.


Vakit ve yer darlığı yüzünden kısa kesmeye mecbur olduğum bu izahla, yazımın başındaki dört sorudan birincisini cevaplamaya çalıştım. Böylece anlamış olduk ki, ölüm, bazılarının yanlış anladığı gibi bir yokluk değildir, bilakis bir yurttan diğerine geçiştir. Bu herkes hakkında böyledir ama peygamberler, şehitler ve veliler gibi kullar hakkında bu daha da farklıdır, çünkü onların gerçek anlamda hayatları, tasarrufları ve insanların ibadeti gibi teklîfî olmasa da, meleklerin tâatı gibi ilhâmî olan ibadetleri devam etmektedir, ne var ki onlar diriyseler de, melekler gibi bize görünmemektedirler, nitekim melekler diriyseler de biz onları görememekteyiz. Ancak içimizden Allâh-ü Te’âlâ’nın özel ikrâmına mazhar olanlar müstesnâ! İşte Seyyid Ahmed er-Rifâ’î (Kuddise sirruhû) Rasûlüllâh (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)in kabr-i şerîfinde müvâceheyi şerîfeye vardığında: “Uzakken rûhumu gönderiyordum.

Benim vekilim olarak toprağı öpüyordu.
İşte şimdi bedenlerin buluşması gerçekleşti.
Sağ elini uzatsan da dudağım da nasiplenseydi”

dediği anda, Rasûlüllâh (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)in mübarek eli kabr-i şerîfinden çıkıyor, Ahmed er-Rifâ’î (Kuddise sirruhû) onu hürmetle öpüyor; bu sırada orada izdiham etmiş elli bini aşkın insan cezbeye geliyor, içlerinden niceleri o anda can veriyor. Abdulkadir-i Geylânî, Hayat ibn-i Kays el-Harrânî ve Adiyy ibn-i Müsâfir (Kaddesallâhu sirrahüm) gibi bir çok zevât o anda orada hazır bulunanlar arasında, mübarek eli görüyorlar, fakat öpemiyorlar. Ee ne demişler: “Elde olan beyde olmaz!” Bu hâdise o kadar meşhûr ve mütevâtirdir ki, bu hususta tevâtürü nakleden müstakil bir eser bile gördüm. “Gâyetü’t-tahrîr” müellifi Abdülazîz ed-Dîrînî, Hz. Peygamberin selâma karşılık vermesinin ve kabrinden dışarıya nûrânî bir elin uzanmasının mümkün olduğu hakkında devrin kadısına ait bir fetvayı da zikreder.

Celâleddîn es-Süyûtî (Rahimehullâh) bu haberi incelediği “eş-Şerefü’l-Muhtem” adlı risâlesinde hâdisenin tevâtür derecesine ulaştığını söyler. Rifâî şeyhlerinden Ebü’l-Hüdâ es-Sayyâdî (Kuddise sirruhû) da bu menkıbe hakkında kaleme aldığı “el-Kenzü’l-Mutalsem fî meddi yedi’n-Nebî li-veledihi’l-Ğavs er-Rifâî” adlı eserinde bu menkıbeye yer veren pek çok kitap ve müelliften iktibaslar yapmıştır. 20 İşte bu da, Ebu’l-Hasen-i Şâzelî’nin halîfesi, Arş’ın ezanını dinleyen Yâkût-u Arşî ve “el-Hikem” sahibi İbn-i Atâillâh el-İskenderî gibi bir çok velînin şeyhi Ebu’l-Abbâs el-Mürsî (Kuddise sirruhû)ki o da “Rasûlüllâh (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) bir an bile gözümden kaybolsa, kendimi müminlerden saymam. Ben bu elimle, Rasûlüllâh (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) ile musâfaha ettim” diyor. Zaten tasavvuf imamları, din ve dünya işlerinde Rasûlüllâh (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) ile dâimi irtibât halinde olmayanları “Erler Divanı”na kayıtlı kabul etmiyorlar. Makam sahibi büyüklerin, mertebeleri hakkında ihtilâf ettikleri hadîsleri Rasûlüllâh (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)e sordukları yakînen bilinen bir gerçektir. Tabi ki bu, şeyh bozuntusu bir takım iddiacıların harcı değildir. Gerçek ölüyle hakiki diriyi ancak kalbi diri olanlar anlar, cisimleri diri, kalpleri ise ölü olanlar bu hakikatlerden ne anlar! 21

Nimet erbâbına nimetleri âfiyet olsun, Miskin âşığa da zorla yudumlayabildiği kalsın!
Yazılarımızı takip edenler diğer üç sorunun cevabını ve bununla beraber ne ilimler öğrenecekler, böylece artık ölümün yüzünü soğuk görmeyeceklerdir. Tabi konumuz yine tevessül başlığına dönecektir.
Selâm ve duâ ile Rabbime emânet ederim!

DİPNOTLAR: (İhyâ-ü ulûmi’d-dîn, 4/493) (el-Hâvi li’l-fetâvâ, 2/147) (İnbâü’l-ezkiyâ, sh:34) (er-Rûh, sh:111; Nesâî, no: 1374; Ebû Dâvud, no: 1040; İbn-i Mâce, no: 1085; Ahmed ibn-i Hanbel, el-Müsned, 4/8) (Bakara, 154) (Âl-i İmrân, 169) (İbn-i Neccâr, Deylemî, Ali el-Müttakî, Kenzü’l-ummâl, no: 11262, 11265, 4/430-431) Beyhakî, ez-Zühd, no:374, sh:198; Hatîb, Tarih-u Bağdâd, no:7345, 13/498; Ali el-Müttakî, Kenzü’l-ummâl, no: 11260, 4/430-431, 11779, 4/616; İrâkî, el-Muğnî, no:2584, 2/709; Zebîdî, el-İthâf, 7/351) (Tirmizi, Cihad:2, no:1621, 4/165) (Ebû Ya’lâ, no:3425; Heysemî, Mecma’u’z-Zevâid, 8/211, Bezzâr, Beyhakî, Hayâtü’l-enbiyâ, İbn-i Adiyy, İbn-i Asâkir, Ebû Nu’aym, Tarih-u İsfehân, Muhammed Zekî, Hayâtü’l-ervâh, sh:213, İbn-i Hacer,