Yardım - Ara - Üyeler - Takvim
Normal Forum Görünümü: Tasavvufi Hayat
Islami Forum - Popüler Forum > İSLAMİ KONULAR > .·[ TASAVVUF ]·.
talip023
TASAVVUFÎ HAYAT & Necmeddin-i Kübrâ
talip023
“Sevgili dostum, iyi bil ki Allah sevdiği ve razı
olduğu için seni başarıya ulaştırdı.Murad ve mürîd
O’nun nurudur.Allah hiçbir kimseyi karanlıkta
bırakmamış, hiç kimseye zulmetmemiştir. Çünkü
hepsinde kendisinden bir ruh, bir akıl bulunduğu
gibi hepsi için de “kulak, göz ve gönüller” (Ahkaf,
46/26) yaratmıştır.” (S.93)
“Zikir ateşi, “herşeyi yakıp yok eden”, (Müddessir,
74/28) bir ateştir. Girdiği evde (kalbde) öyle der:
“Ben varım artık benimle başka hiçbir şey
olmayacak”. Bu ise “La ilâhe illellah” (Allah’tan
başka hiçbir ilâh yoktur) anlamındadır.Evde odun
varsa onu yakar, odun ateş olur. ayet ev karanlık
ise zikir nur olur, karanlığı yok eder, evi nura
boğar. Evde nur olunca ona zıt ve rakip olamaz,
aksine zikir, zâkir (zikreden ki i), meşkur
(zikredilen, Allah) dost olurlar”Nur üstüne nur”
(Nur, 24/35) olur o zaman.” (S.95)
“Meleklerin gelişi umumiyetle insanın arkasından,
bazan da üstündendir. Melekler topluluğundan
ibaret olan sekînette (Bakara, 2/248; Tevbe, 9/26)
böyledir.Sekînet kalbe iner. O zaman kalpte bir
rahatlık, doygunluk ve tatmin bulursun.”
“Bunda Peygamberin seninle beraber oldu unun
alâmet ve işareti ise gayr-ı ihtiyarî olarak dil ile
O’na olan salat ve selâmın devam etmesidir.”(S.99)
talip023
“Yine birgün seher vakti halvette zikrederken
meleklerin tesbihini işitmiştim. Hakk Taâlâ sanki
dünya semâsına inmiş, melekler de; babası kızıp
kendisini döveceğini anlayan çocuğun “tevbe,
tevbe” deyip korktuğu gibi korkan ve kurtuluşu
taleb ve arzu eden hallerle sözlerini süratle
söylemeye başlamışlardı.
Korku halleri şiddetlenen meleklerin “Ya Kadîr, Ya
Kadîr, Ya Kadîr Ya Muktedir”, diye yalvarmalarını
duydum.” (S.99-100)
“Saf hâtır-ı Hakk ise ilhamla olur, ilham sahihtir.
Gelen ilhama akıl, nefs, şeytan, kalp ve melek itiraz
edemez, onu reddedemez.
Bu ilhâm bazen gaybet hâlinde iken gelir. O zaman
daha net bir şekilde hissedilir ve zevk hâline daha
yakın olur.
Bundaki sır ve incelik, Hakkânî havâtırın ilm-i
ledünn (marifet, ke f, ilham...) olmasıdır. Yani
ilham gerçekte hâtır değildir,Allah’ın ruhlara “elest
bezmi”nde “Ben sizin Rabbınız değil miyim”diye
hitabetti i (A’raf, 7/172) ve “Allah Adem’e bütün
isimleri öğretti...” (Bakara, 2/31), âyetinin işaret
ettiği ezelî ilimdir. Ruhlar da bunu böyle öğrendi.
Ruhlar, ilm-i ledünnîyi şu anda da öğrenmek
durumundadırlar. Ancak bu ilim, bazan vücut ve
varlık karanlığı ile örtülür.” (S.100)
talip023
“Bir kere gaybet hâlinde iken Hz.Peygamberi_
yanında Hz. Ali oldu u halde _gördüm. Hemen
koşup Ali’nin elini tutup musafaha ettim. O anda
bana ilham geldi: Resûlullah’tan gelen haberlerde öyle bir şey işitir gibi oldum: “Kim Ali ile
musafaha ederse Cennete gider” Döndüm
Hz.Ali’ye “Bu hadis sahih midir?” diye sormaya
başladım. “evet Resûlullah (s.a) doğru söylemiştir.
Benimle musafaha eden Cennete girer”, dedi.”
(S.100-101)
“Tâbi ve uydu ruhlar şerefli ruhlardan bilgi alırlar.
Bu öğrenme şu anda da devam etmektedir. Fakat
bu şehadet âleminde değil gayb âlemindedir.
Velîlerin ruhlarının peygamberlerin ruhları
karşısındaki durumu gibi.”
“Ebu Hasan Harakani (öl. 425/1033) şöyle diyor:
“Bir gün öğle üzeri arşa yükseldim, tavaf etmeye
başladım. Bin veya bine yakın tavaf ettim. Bu
esnada arşın etrafında, tavaflarını beğenmediğim
halde benim tavaflarımın süratinden şa şıran sakin
ve mutmain bir topluluk gördüm ve sordum:
-Kimsiniz, tavafınızdaki bu soğukluk ve aş
ırlık
nedir?
-Biz meleğiz dediler, biz nuruz, tabiatımız böyledir.
Bundan daha farklı bir şey yapmaya gücümüz
yetmez, dediler. Bu defa onlar:
talip023
-Sen kimsin, tavafındaki bu sürat ve hareket nedir?
-Ben dedim, insanoğ luyum. Bende nur ve nâr
özelliğ i vardır.
Süratim ise şevk ateş inin sonucudur.” (S.101)
“Yüce Allah bazan, i şindeki incelik ve hikmetin
gereğ i olarak şeytan vasıtası ile kullarını kurb
makâmına ulaş tırır. Bu öyle olur: şeytan halka
karş ı riya gayesi ile o kulların kalplerine ibadet
sevgisini yerleş tirir.Böylece onlar da halkın iltifatı
için ibadet ederler. Halkın onlara iltifatı ve ilgisi
arttıkça ibadete olan ra ğbetleri de artar.Bunun
tadını aldıktan sonra gerçek kullu ğun deryasına
dalarlar. Di ğer taraftan ibadet sadece Hak için
olmak ister, ba şka türlü olmaktan imtina eder. te
bu şekilde zikirlerle Hakk’a ibadet etmenin
lezzetini tadarlar.”(S.102)
“Birgün halvette yalnız olarak zikirle meş gul
olurken şeytan geldi. Halvet ve zikir hayatım
ı
karış tırıp bozmak için hile ve tuzaklarını artırdı. O
anda elimde bir himmet kılıcı hasıl oldu. Ucundan
kabzasına kadar üzerinde: “Allah”, “Allah”
kelimeleri yazılı idi. O kılıçla, insanı meş gul eden
ve Allah’ı zikirden alıkoyan hâtıraları kovuyordum.
O anda kalbime “Hıyelu’l-merîd ale’l-mürîd”
(Azgın eytanın mürid için kurduğ u tuzaklar) ismi
ile halvette bir kitap yazmak hatırıma galdi, (kalb
sükût-u vaveyla
yine başladı talip yine açtın konuyu kendi kendine yazıyorsun ...

dediğim gibi parkta tek başına oynayan çocuk gibisin

saygılar...
talip023
hâtırı). şeyhim izin vermeden böyle bir eser
yazmam sahih olmaz, dedim. Benim şeyhim
arasındaki rabıtanın sıhhatli olması sebebiyle sesini
iş ittim. öyle diyordu: “Bu hâtırı bırak.. eyhime
gaibte (rabıta yolu ile) danış tım. Allah bundan
uzaktır bu hâtır şeytandandır. şeytan, kendisine
merid (azgın ve inatçı gibi çirkin ve kötü) bir isim
verdi. Böylece ş eytan kendine sövmez (kötü isim
vermez) zannettin onun böyle yapacağ ını uzak bir
ihtimal saydın. Gayesi seni (kitap yazmakla)
meş gul edip Hakk’ı zikirden alıkoymak ve iş ini
sarpa sarmaktır.”
“Gönlünün fezasında veya kalbinde bir hâtır
hissettiğ in zaman hemen şeyhinle müş avere et. O,
bu hâtır-ı Hakk’tır derse, bil ki, o öyledir. Bu hât
ır-ı
nefsdir ve ş udur, budur dediğ i zaman iyi bil ki
onun söylediğ i doğ rudur. te zevke ulaş ıncaya
kadar senin için kaide bu yol ve usûldür.” (S.103)
“Tasavvufî hayatın ba şlangıcı sonuna nisbetle
böyledir. şüphesiz ki onun da baş ı hastalık sonu
sıhattır. Zira ba şlangıçta kalp hastadır. Hassas ve
titiz tabib durumunda olan şeyh tarafından tedavi
edildiğ inde sıhhate ve selâmete kavuş ur. Bu
sebeple (ibtida halindeki sâlik) ba şlangıçta
ibadetteki lezzeti acı, günahtaki acılı ğı da tatlı
bulur.”
“Velayet mertebesine ulaş an havvastan (namaz ve
oruç gibi) günlük ibadet yapma sorumluluğ u kalkar
talip023
niyetim bilmeyenlerin bilgi sahibi olmasıdır güzel bir yazı buldum ve onu bu forumdakilerle paylaşmak istedim selametle...........
talip023
mı?.
Teklifin, meş akkat mânasına gelen külfetten
alınmış olması mânasında evet, düş er. Zira velîler
külfet ve me şakkat söz konusu olmaksızın ibadet
ederler, tersine ibâdetten zevk alır, bundan
hoş lanırlar. (Bu anlamda teklif dü er)” (S.104)
“ şüphesiz ki namaz bir münacaattır. Lâkin âbid şeytana muvafık, Rahman’a muhalif olduğ u sürece
münacaatın lezzetini tadamaz, aksine ona yük olur
meş akkat veriri. Zira muhalifin münacaatı beden
için zor ve güçtür.Fakat âbid Rahman’a muvafakat, şeytan’a dü şmanlık etti mi, onun hakkında
münacaattır. Lezzetlerin en iyisi de budur. Namaz,
sevgili ile sohbet halini alır.En lezzetli ş ey i te
budur.”
“Hadramî’nin öyle dedi ği rivayet edilir: “Bir
kısım insanlar ‘benim hululî’ oldu ğumu
söyliyorlar. Ben ise kullardan tekliflerin düş eceğ ini
söylüyorum. Peki Allah’tan ba şka bir varlık
görmediğ im halde nası
l ‘ben hululî’ olabiliyorum?
Çocuklu ğumdan bugüne kadar hiç kaçırmadığ ım
virdim ve zikrim olduğ u halde teklifin düş tü ğünü
nasıl söyleyebilirim? Evet ama ben ş unu demek
istiyorum: Allah’ın has kullarının ibadetinde külfet
yoktur.”
“ nsan uyudu ğu, az da olsa vücudun aş ırlıklarından
kurtulduğ u ve vücut denizi ile duyguları kapandığ ı
talip023
zaman, göz, kulak, tatma, ağ ız, el, ayak ve diğ er bir
beden nevinden, gayb âlemine baş ka duyu
organları açılır. (O bu organlarla ) görür ve iş itir.
Gaybdan yemek alır ve yer. Bazen yemekten sonra
uykudan kalktıktan sonra bile ağ zındaki bu
yeme ğin tadını bulur. Konu şur, yürür, tutar, uzak
yerlere gider, uzaklık onun için engel teş kil etmez.
Ve o vücut, bu vücudumuzdan daha
mükemmeldir.” (S.105)
“Muhayyile gücü bir mânayı, o mânaya lâyık bir
kıyafet içinde tahayyül eder, tasavvur gücü o
mânaya sûret ve şekil verir, Meselâ adî bir düş man
köpek suretinde, haysiyetli bir düş man aslan şeklinde, büyük bir adam da biçiminde, padi şah
deniz tarzında , faydalı bir adam meyveli ağ aç eklinde, faydasız adam meyvesiz a ğaç biçiminde,
fayda ve rızık yemek halinde, dünya necaset ve
koca karı vaziyetinde... tasavvur edilir, böyle
suretlerde görülür. Tabir ilmindeki sır i te budur.”
(S.106)
“ ilk i sti ğrak, ziriden vücudun isti ğrak
ıdır. Bu da
sadecce vücut ve varlıktaki habis ve pis parçaların
yok edildi ği, tayyib ve iyilerinin bırakıldığ ı zaman
vukua gelir. O zaman varlığ ın zikrini i itirsin. Her
parça ve zerreden, borazanın üflemesi veya
davulun sesi gibi zikir sesini duyarsın. Bunların
zikri tam düzgün olunca, bu ses bal arısının vızıltısı
haline gelir.” (S.107-108)
talip023
“Düzgün hale gelmeden ( stikâmet) evvel, zikir baş
dairesinde vukua gelir. Çünkü baş yüksek yerdedir.
Oradan, kös, boru ve debdebe sesleriş i itirsin. Zikir
bir sultan ve kraldır. Debdebe ve ağ aası her gitti ği
yerde kendisiyle beraberdir. Nice kereler bu durum,
delirme ve ölüm tehlikesi oluncaya kadar devam
eder. Fakat sâdık kimselere böyle durumlar zarar
vermez.”
“Yine halvette zikrederken, şiddetli bir ba ş ağ rısı
ile beraber, bu tip sesler duydum. Halbuki ben, bu
hususta sâdık ve samimi idim, o huzurdaki
ayakların topra ğına kendimi feda etmiş tim.
Bu ses ve sıkıntıları şeyhime anlattım. “Ölmeden
ve aklını oynatmadan önce hemen halvetten çık,
zikri bırak”, dedi. Ben, “Yolda iken ölmem,
herhangi bir (tasavvufî makâmda ve) konakta ,iken
ölmemden daha iyidir”, dedim. Bunun üzerine şeyh: “Ben şu andaki iç durumumdan haber
veriyorum. Yok e ğer bu yolda canını feda etmeye
samimi olarak azmetmiş isen, bu gibi ş eylere neden
aldırıyorsun”, şeklinde kar şılık verdi.
Bu durum ve sıkıntılar-Allah bu dü ğmeyi
çözünceye kadar- bir hafta devam etti. Zikir tekrar
baş ıma doğ ru indi, yerle şti. Mutluluk, nefsin
istekleri, ruhların lezzetleri ve kalplerin güzellikleri
zuhûr etti.” (S.108)
“Bu davul ve boru tonlarda sesler duyarsın. Su şırıltısı, rüzgâr sesi,
yanmak üzere olan ate şin çatırdısı, geyik sesi, at ve
yavrusunun uyurken çıkardı ğı ses, fırtınalı
havalarda rüzgârın salladığ ı a ğaç yapraklarının
çıkardığ ı ses... vs. gibi.”
“Yer, gök ve ikisi arasındaki şeyler bu
unsurlardandır. te bütün bu sesler, sözkonusu
cevherlerin, unsurların zikirlerinden ibarettir. Bu
sesleri iş iten kimse Allah’ı her lisanla (bütün
varlıkların çıkardıkları seslerle) tesbih ve takdis
etmiş tir.” (S.108)
“ ikinci istiğ rak. Bundan sonra zikir, baş ın yan
tarafından daireye benzer yuvarlak bir kapı açar.
Buraya yukardan önce bir karanlık, sonra bir ate
daha sonra bir ate daha sonra da bir ye şillik iner.
Karanlık vücudun karanlığ ı, ate ş zikrin ateş i,
yeş illik ise kalbin ye şilli ğidir.”(S.109)
“Kalp bu esnada ferahlık hisseder (ba şlarından
çözülür). Sıhhatlı olması halinde Rabb (c.c)a rağ bet
eder. Bu istiğ rak fenâ anlamındaki isti ğrak değ il,
kalpte meydana gelen zikrin istiğ rakıdır. Kalp, bir
kuyu, zikir ise içindeki suya sarkıtılan ve su
çıkarılan, boş altan bir kova gibi hissedilir. Bu anda
organlarda uçma (hissi) meydana gelir, alış ılmı şın
dış ında zaruri hareketler görülür, titreyen kiş inin
(refleks) hareketleri gibi.”seslerini muteakıp çe şitli
talip023
“Sen ne zaman zikirden susarsan, sükût haline geçersen, göğ üsteki kalp zikir taleb etmek için
harekete geçer. Tıpkı ana karnındaki çocuğ un
hareketi gibi.”
“Kalbin zikri, arı vızıltısına benzer. Ne çok yüksek
perdeden karış ık bir ses ne de a şırı derecede alçak
ve gizli bir ses!” (S.109)
“Kalbte meydana gelen zikrin alâmet ve iş areti,
önünde süratli bir şekilde nur saçan bir menba
müş âhede etmendir.” (S.109)
“Bir baş ka alâmet ve i şareti ş udur: Zikir sağ tarafı,
açar ve orayı damgalar. Tıpkı sende bir çıban
çıktı ğı zaman bıraktığ ı iz gibi bir i şaret bırakır. Ve
oradan zikir nurları fı şkırır. Sonra bu iz döne döne
kalpteki zikir i şinin yanına varır, zikirle beraber
kalp hizasına varır. Oradan yandan arkaya doğ ru
bir dönüş yapar.”(S.109)
“Üçüncü istği rak. Zikrin sırra düş mesidir Bu da
Mezkûra (Allah’a) ula şan zâkirin zikirden
gayboluş udur. Onda gark, olması ve aş k şaş kınlığ ı
içinde bulunmasıdır.
Bunun alâmetlerinden biri, sen zikri bıraksan bile
zikrin seni bırakmamasıdır. Bu sana gaybet
hâlinden huzûr haline geçi ğini hatırlatmak için
zikrin sende, iç dünyanda uçmasıdır. Bir ba şka
alâmeti de zikrin ba şını ve diğ er organlarını
ba ğlamasıdır.”“ şu halde huzûr hâli olmaksızın harflerle yapılan
zikre, dilin zikri; kalpteki huzûrun zikrine kalbin
zikri; mezkûrda huzûrdan gaybet zikrine sırrın zikri
denir.”(S.110)
“Zikrin –sadece dil ile söylense bile – büyük bir
saltanatı (ve kudreti) vardır. Fakat vücut ve varlığ ın
perdeleri, zikir saltanatının perdelerinden daha
kalın ve kuvvetli olduğ u için onun yanında zuhûr
etmesi mümkün değ ildir. te Seyyar, uyku veya
gaybet hâli ile vücudu sözkonusu perdelerden
soyununca vücudun bu zayıf halinden istifade ile
zikir sultanı ortaya çıkar.” (S.110)
“ iyi bil ki, seyr ü sülûkun sonunda yüzde zuhûr
eden bir takım daireler vardır. Her sağ a ve sola
bakanda görülen nurdan yapılmış iki göz dairesi
bunlardandır. iki göz ile iki kaş arasından zuhûr
eden Hakk’ın nuru dairesi de bunlardandır. Yalnız
bu dairenin – gözde oldu ğu gibi- ortasında nokta
yoktur.” (S.111-112)
“Birgün halvette iken gaybet hâline girdim. Sonra
yükseltildim, do ğan bir güne şin önüne kadar
getirildim. Onun ş iddetli ve büyük kuvvetine gö ğüs
gerdikten sonra güneşe sokuldum. Sonra bunu şeyhim Ammar Yasir’e (Öl.582/1186) sordum.
“Allah’a hamdolsun” dedi. “Ben de bu gece ikimiz
birlikte Mekke’ye gittiğ imizi gördüm. Güne ş
göğ ün tam ortasında olduğ u bir sırada Mekke’deHarem-i ş erifte bana şöyle dedin:
-‘Ey şeyh ben kimim?’ ‘Beni tanıyor musun?’
-‘Sen kimsin’, dedim. Bunun üzerine sen:
-‘Ben gökteki şu güne şim’ diye karş ılık verdin.”
“Kudsî ruh latîftîr, semavîdir. Himmet kuvveti ile
dolup taş tı ğı zaman, semâya bitiş ir ve semâ onda
garkolur.” (S.112)
“Gaybet hâlinde iken mü şâhede ettiğ in gökyüzünü;
semâyı ş u gördüğ ün semâ zannetme. Gayb
âleminde daha latîf daha yeş il, daha saf daha parlak
sayısız ve hesapsız gökler vardır.
Kendi iç saflığ ını artırdıkça ve ilerlettikçe gökyüzü
de sana daha açık, güzel ve saf görünür. Bu
durumun Allah’ın safasını seyredinceye kadar
devam eder. Allah’ın safasında seyr, seyr-ü
sülûkun sonudur. Aslında Allah’ın safasının sonu
yoktur.”
“ iyi bil ki Allah’ın bir takım mahdar (mazhar,
meclâ ve tecelligâh) ları vard
ır. Bunlar sıfatların
tecelli ettiğ i yerlerdir. Bir mahdarı, öbür
mahdardan hâlinle ayırdedebilirsin. Bu makâma
yükseldiğ in zaman, elinde olmaksızın dilinden o
mahdarın ve mazharın onunla ismi ve sıfatı
çıkıverir. Sonra mahdarı ve mahdarın sıfatına ula ırsın.” (S.113)
talip023
şşşşşşşşşşşş
talip023
“Hakk’ın her sıfatından da kalbin bir hissesi vardır.
Dolayısıyla bu sıfat kalpteki nasip ve bölümü
vasıtasıyla tecellî eder. Bu suretle sıfatlar sıfatlar
için, zâtlar zâtlar için tecellî eder.” (S.114)
“Yüz dairesi saf ve temiz hâle gelince- su
kaynağ ının parlaklığ ı ve berraklığ ı gibi-nur saçar.
iki kaş ve iki göz arasında olan bu nur kaynağ ı
sebebiyle Seyyar nur kayna ğını kendi yüzünde
hisseder. Daha sonra yüz tamamen nura garkolur,
önünden yüzünün hizasına kadar olan kısmı
böylece nurdan bir yüz olur.”
“Daha sonra bu saflık ve safiyet bütün bedeni
kaplar ve önünde kendisinden nurlar çıkan bir şahıs
mü şâhede edersin. Seyyar bu anda, vücudunun her
yerinden bu şekilde nurlar fı şkırdığ ını hisseder.
Nice kereler olur ki bütün benlik perdeleri ortadan
kalkar. te o zaman bütün bedeninle bütünü ve
küllü görürsün.”
“Basiretin açılı şı gözden ba şlar. Sonra sırayla yüz,
göğ üs, daha sonra ise bütün vücutta ortaya çıkar.
Önündeki bu nuranî şahıs sûfilerce “mukaddem”,
“ şeyhu’l-gayb”, ya da “mizanu’l-gayb” diye
isimlendirilir.” (S.115)
“i yi bil ki, melek, nefis ve şeytan senden ayrı ve
senin dış ında bir varlık değ il, aksine sen onlarsın.
Bunun gibi, yer, gök, Kürsî, Cennet,Cehennem,
hayat, ölüm...de senin dış ında olan şeyler değ il,
sende bulunan şeylerdir. Seyredip safla ştı ğın
zaman bu (sır) sana açıklanacak in şaallah.”
“ iyi bil ki “Allah yerin ve göklerin nurudur” (Nur,
24/35). Peygamberin nuru O’nun izzet nurundan,
velîlerin ve müminlerin nuru ise peygamberin
nurundandır. Demek ki nur ancak Allah’ındır. şu
iki âyetin sırrı da budur: “i zzet isteyen kimse bilsin
ki izzet ( eref, kuvvet) Allah’ındır” (Fatır, 35/10);
“... şeref Allah’ındır, Peygamberlerinindir,
müminlerindir” (Münafikûn, 63/8)”
“Alın hizası bu noktaların görülmesine tahsis
edildiğ i için ancak orada görülebilir. Çünkü görüş
buradan yapılmaktadır.” (S.116)
“Gayb âleminde Allah Taâlâ’nın yazdı ğı kitaplar
vardır. Bir kısmı noktalarla, bir kısmı hareketlerle,
bir kısmı
da harflerle yazılmı tır.”
“Seyyar önce-Kur’ân gibi-yazılan, anlaş ılan ve
idrâk edilen kitaplar görür. Sonra sır vaki olur. Onu
bazan da vücut ve varlığ ın unutturucu
karanlı ğından dolayı onu anlıyamaz. Sonra kare ve
daha ba şka şekilde hareketlerle yazılan kitaplar
görür. Onları anlar ve okur, böylece ilm-i ledünnîyi
ö ğrenir. Tekrar vücuduna döndü ğü zaman hepsini
unutur. Fakat kalbindeki bu anlayış ın tatlılı ğı
devam eder.” (S.117)“ iyi bil ki, Seyyarlardan herbirine ism-i âzamlardan
bir tane verilmiş tir. i sm-i âzam kalplerden fı şkırır. ism-i âzam âyetlerin bütününün bir araya
gelmesiyle hasıl olur. Âlem-i gayb ve âlem-i şahadetteki bütün delillerin ortaya çıkış nisbetine
göre ism-i âzamın harflerinden biridir.”
“Mahabbet marifetin (bigi) meyvasıdır, çünkü
bilmeyen sevemez. O’nun bize olan mahabbeti
bizim O’na olan muhabbetimizden daha öncedir.
Kiş i sevdiğ i şeyi sık sık zikreder ve anar.” (S.118)
“Zât tevellî edince heybetiyle tecellî eder. Bunun
üzerine Seyyar ufalır, yok olur. Küçülür ve ölecek
gibi olur. O anda öyle bir ses i itir: “Ahad,
Ahad.... (“Bir,Bir!.). Zâtından fânî olunca O’nunla
bâkî olur ve O’nunla ya şar.”
“Bazan Seyyar gaybet hâline girer, o zaman Hakk
O’nu kendisine yükseltir. O’da kendinde rubûbiyeti
tadar. Bu zevk bir anda olur. Allah’ın (azze
ismuhu) bu zevki kuluna taddırması makâmların ve
kerâmetlerin en yükse ğidir.”(S.119)
“ istihlâk mahabbetin eseridir. Mahabbette ilk adım
nefs için mahbûbun arzu edimesidir. Sonra nefsin
kendisine fedâ edilmesidir. Daha sonra ikiliğ i
unutmasıdır. En son merhale ise vahdaniyyette fenâ
bulmasıdır. Mahluklarda kesintisiz ve sürekli bir
hâl olmak üzere bir hâl olarak biz iş te bunu tattık.”
karuban
Allah razı olsun Talip023...

Güzel bir yazı dizisi olmuş, gönlüne sağlık ve afiyet.

talip023
allah sizlerdende razı olsun kardeş , eğer sizinde beğendiğiniz güzel yazılar var ise bizlerle paylaşmak için

yazın yazı bayağı bi uzun gerisini yazmadım eğer istek olursa yazabilirim selametle..............
Bu basit görünüm sadece metinlerden oluşur. Resim ve Daha Fazla Bilgi Görmek İçin Forumun Normal Haline Geçmeniz GerekmektedirBuraya Tıklayın.
Invision Power Board © 2001-2008 Invision Power Services, Inc.