Yardım - Ara - Üyeler - Takvim
Normal Forum Görünümü: Bir Deniz Canavarı Solumuş...
Islami Forum - Popüler Forum > İSLAMİ KONULAR > .·[ GENEL ]·.
nasreddinhoca
PROF. DR FARUK BEŞER İLE GÜNCEL MESELELER ÜZERİNE–1

Nebiler Sultanı, kendisine isnat edilen bir sözünde, “Biz daima insanların seviyelerine iner ve onlarla anlayabilecekleri şekilde konuşuruz.” (Zebidî, İthaf, 2/65); başka bir beyanında ise “İnsanlara akılları nispetinde konuşun.” (Ebû Davud, Edeb, 20) buyururken tebliğ ve irşatta vazgeçilmez bir kaideyi ifade buyuruyordu.

...

Ben Necip Fazıl edebiyatıyla büyüdüm. Ve o zamanlar, Necip Fazıl ne derse benim için o nastı. Hatta Necip Fazıl felsefeye karşıydı, ben de felsefeye karşıydım. Necip Fazıl diyordu ki, “Felsefe tek bildiğini tekte değil çokta, Hak bildiğini Hakta değil batılda aramanın sanatıdır.” Ben de öyle kabul ediyordum.

Efendim, Necip Fazıl, Mevdudi’ye “Merdudi” diyordu. –Allah affetsin- bizde “Evet, demek ki Mevdudi, İslam’ı yıkmak için çalışan bir sapık adam” diyorduk. Necip Fazıl, Hamidullah Hoca’ya “baidullah” diyordu, biz de öyle zannediyorduk.

Ve benim hayatımda hep yandığım bir şey vardır; Hamidullah Hoca iki sene bizim dersimize geldi. Ve ben, Necip Fazıl’ın etkisiyle onun belki bir buçuk senesini Hamidullah hoca’ya karşı şartlı, önyargılı geçirdim. “Acaba- af buyurun- zehirini ne zaman kusacak? Nerede ne söyleyecek, nereden ne çıkacak?” filan , “bu adam sahtekâr bir adam” diye baktım.

Sonra anladım ki, bu adam evliyaullah yani! Bu adam Evliyaullahtan değilse kim evliyaullah? Hamidullah Hoca ki, evlenmemiş, 36 kilogram dev bir adam. Sonunda kaç ay kaldıysa, ondan adam gibi istifade etmeye çalıştık. Baktık ki Allah’ın veli bir kulu. Necip Fazıl’la, İslami yaşayışı, İslami bilgisi, İslami anlayışı filan hiç kıyaslanmaz.

Şimdi Necip Fazıl bunu niye yapıyordu? Bir takım cemaatler kendilerine bir ehl-i sünnet şablonu çizmişler. Necip Fazıl da -Allah rahmet eylesin- İslam’ı iyi bilmiyor. Ona bu anlayışı empoze etmişler; “budur Ehl-i sünnet. Yol budur, bir başka yol yoktur” demişler. Ondan sonra, “Seyyid Kutup kâfirdir” demişler, “Mevdudi merdudidir” demişler vs. O da bu nakaratları bize tekrarlamış.


Dolayısıyla, diyorum ki ehl-i sünnet eğer Rasulüllah (Aleyhissalatu vesselam) ve ashabının yaşadığı İslam’sa ki öyle, ben de öyle anlıyorum, öyle olmaya çalışıyorum, bu anlamda ehl-i sünnetim. O zaman, bugün ehl-i sünneti tekelinde bulunduran bizim cemaatlerimiz içinde tam anlamıyla ehl-i sünnet olan kaç cemaat kalır?

...

Kur’an-ı Kerim’deki bütün ayetler, sabittir, evrenseldir, sonuna kadar aynen geçerlidir. Ne diyorsa odur. Uygulanma şartı bulunmadığı için uygulanamayan hükümler olabilir. Ama ne diyorsa odur.

...

Rasulüllah’ın (Sallallahu aleyhi ve sellem) bazı söyledikleri sadece o örfü anlatıyor olabilir. Sadece o anı anlatıyor olabilir. Örnek olarak Rasulüllah (Sallallahu aleyhi ve sellem) diyor ki; “Buğday keylidir” Yani kile ile, hacim ölçüsü ile işlem görür. Ona göre faiz olur ya da olmaz demek istemiştir, Rasulüllah (Sallallahu aleyhi ve selem) efendimiz. İmam Ebu Yusuf zamanına gelindiğinde o; “buğday veznidir” demiştir. Yani kilo ile, tartı ile işlem görür. Ona demişler ki; “Bakın Rasulüllah (Sallallahu aleyhi ve selem) böyle söylüyor, keylidir diyor. Ebu Yusuf da diyor ki “Rasulüllah (Sallallahu aleyhi ve selem) bir durum tespiti yapıyor. O zaman buğday keyliydi. Zaman değişti, şimdi vezni oldu. Dolayısıyla şimdi bizim buğdayı vezni olarak düşünmemiz lazım.” Kimse de bu görüşe itiraz etmemiştir.

...

Size çarpıcı bazı örnekler vereyim. Ebu Hanife’nin namazlarda Fatiha’nın Farsça veya başka bir dilde okunabileceğini söylemesi tam anlamıyla tarihsel bir hükümdür.

-Sonradan dönmüş..

-Sonradan dönmüştür diyorlar, dönmemiştir aslında. Öğrencileri dönmediğini söylüyor. Biz döndüğünü söylüyoruz. Çünkü İmam Ebu Yusuf ve diğerleri “olmaz böyle bir şey” demişler, biz de “zaten onun bu görüşünden döndüğü söyleniyordu” demişiz. Ama döndüğü kesin değil. Dönsün ve ya dönmesin bu görüş tarihseldir. Neden tarihseldir?

Vakti zamanındaki yönetim, gayr-i meşru uygulamalar yapmaktadır. Mesela vatandaşa vergi vurmaktadır. Âlimler de buna karşı çıkmaktadırlar. Demektedirler ki; “Allah Teala bu ümmete zekât dışında bir vergi koymamıştır. Siz nasıl vergi koyar, bunu saray harcamalarında kullanırsınız? Olmaz böyle şey” deyip karşı çıkmışlardır. Bunun üzerine yönetim bakmış ki çare yok, âlimler karşı çıkıyor, âlimlerin otoritesi çok güçlü o zaman. Tutmuşlar, gayr-i müslimlerin, zimmîlerin baş vergisi olan cizyeyi arttırmışlar. Çünkü onun sınırı yok, yönetime bırakılmıştır.

Çoğu Fars asıllı olan, Sasani kökenli olan bu zimmîler bakmışlar ki, çare yok, Müslüman olmaya başlamışlar. Toptan, köy köy, kasaba kasaba Müslüman olmaya başlamışlar. Bundan yönetim korkmuştur. Çünkü kaynaklar kuruyor. Müslümanlardan istediklerini alamıyorlar. O zaman, bu yeni Müslüman olanlara demişlerdir ki; “Siz yalan söylüyorsunuz, Müslüman olmadınız. Müslüman olan adam namaz kılar, en azından Fatiha’yı bilir. Hadi okuyun bakalım, Fatiha’yı.” Onlar da okuyamamışlar. Bunu üzerine idareciler; “Gördünüz mü bakın! Siz yalancıktan Müslüman oldunuz. Verin vergiyi” demişlerdir.

Ebu Hanife de buna tepki göstermiştir. “Bu adam Müslüman’ım diyorsa Müslüman’dır kardeşim” İlla Fatihayı aslından okuma zorunluluğu yoktur. Tutar bunu, Fars ise Farsça okuyabilir, bir başka dilden ise o dille okuyabilir. Bunun namazı yine olur. Müslüman’ım diyorsa Müslüman’dır” diye diretmiş, karşı koymuştur.

...

Diyelim ki İslam’da Recm var mıdır? Kur’an-ı Kerim’de yoktur. İslam’da Recm vardır. Uygulanabilir mi, uygulanabilir. Rasulüllah (Sallallahu aleyhi ve selem) uygulamış mı, uygulamış. Peki, uygulanmayabilir mi? İşin püf noktası burasıdır. Evet, uygulanmayabilir de.

Bugün de güçlü bir İslam ülkesi olsa diyebilir ki; “Arkadaş! Bu zinanın, fuhşiyatın önünü almak gerekir. Recm uygulayacağım” der ve uygular. Buna mâni hiçbir şey yoktur.

Bunun tarihselliği yoktur, şartları vardır sadece. Ondan çok daha zalimce, gaddarca, gayri insanice bir uygulamadır, bir insanı elektrikli sandalyede idam etmek. Ben evvelki senelerde duymuştum. Naklen yayın yapmışlar. Amerika’da 14 dakikada, çırpınarak öldü bir adam. Bundan daha vahşi bir şey olabilir mi? Ama kimse Amerika’yı suçlamaz, suçlayamaz. Niye, çünkü güçlüdür, kuvvetlidir. Ondan daha vahşi bir öldürme yöntemi olamaz. Üstelik belki de o insanın yaptığı şey ölümü gerektirecek bir şey değildir.

Bu sabah internete girdim, gördüm, baktım ki, 50–60 sene evvel yaptıkları vahşet var. Koca hendekler açmışlar. Kur’an-ı Kerim’deki Hendek ashabı gibi aynen, oraya insanları yığmışlar, yüzükoyun, canlı canlı.. Hamsi kızartır gibi.. Biz tavada hamsiyi dizeriz, öyle yaparız. Üzerlerine dozerlerle toprağı yığarak insanları öldürmüşler. Kimse bir şey demiyor, diyemiyor.(Hocamız, 1950’de Güney Kore hükümetinin ABD’lilerin gözü önünde onbinlerce muhalifi diri diri gömmesi hadisesinden bahsediyor)

Sadede gelirsek, Recm uygulanmayabilir. Bakın Rasulüllah da (Sallallahu aleyhi ve sellem) Recm’i uygulamak istememiştir. Bizi temizle diye gelen insanları özellikle, geri çevirmiştir. “Ya böyle bir şey yapmamışsınızdır, etmeyin, gitmeyin” filan demiştir. “Hayır, Ya Rasulüllah bizi temizleyin. Biz yaşamak istemiyoruz“ dediklerinde, akli durumlarının yerinde olup olmadığını tespit ettirmiş ve en nihayet “peki, bunların cezasını uygulayın” demiştir. Ceza uygulanırken acıya dayanamayıp kaçmaya çalışan birini yakalayıp cezalandırmaya devam ettiklerinde ise “bıraksaydınız, gitseydi” buyurmuştur.

Bütün bunları hesap eden âlimler demişler ki, “ha, demek Recmin uygulanacağı bir durum var; birisi “Ben dünyada cezamdan temizlenmek istiyorum” derse uygulanabilir. Başka türlü uygulanabileceğini sanmıyorum ben. Osmanlıda, 600 sene içinde bir kere uygulanmış, onda da kıyametler kopmuştur. Ama onun orada hukuken durması caydırıcılık anlamında çok manidardır. Onu belki kriminoloji açısından tartışmak lazım. Yani, hedef suçları ortadan kaldırmak ise, hedef insanlara yapılan haksızlıkları kaldırmaksa, o zaman ölçelim, biçelim arkadaş, akıllıca davranalım diyebilir insanlar, bunu düşünebilirler.

Kaldı ki Efendimiz (Sallallahu aleyhi ve sellem): “Dar-ul Harpte insanların elini kesmeyin” buyurmuştur. Neden dediklerinde, “Çünkü onlara (hasım cepheye) iltihak eder” demiştir. Orada güçsüzsünüzdür, gücünüz yoktur. Böyle bir şey yapmış olmanız halinde, siz hakkı ortaya koyma durumundayken, bu sizi zayıf duruma düşürür.

Ben diyorum ki, bugün dünyada aynı şey vardır. Bugün İran’da Recmin uygulanması, Nijerya’da böyle bir Recmin uygulanması, bunun televizyonlarla dünyaya dağıtılması İslam adına çok büyük bir darbedir. Bunu biz yıllardır söylüyoruz. Allah’a hamd olsun ki, bu sene İranlılar bunu tartışmaya başladılar; “Uygulanmayabilir de mi?” filan diye. Oysa İslam “maslahatları celb etmek, mefsedetleri def etmek” için vardır. Bu uygulamanın, aksi mümkün iken, gerçekleştirilmesinin getirdiği mefsedet çok daha büyüktür.

Dolayısıyla ben şahsen, bugün kendisine İslam devleti denen bir devletin Recm’i ille de uygulamak zorunda olduğu kanaatinde değilim. Hatta maslahat açısından, uygulanmaması gerektiği kanaatindeyim. Çünkü bu, İslam’ın “behemehal bunu yapacaksınız” dediği bir şey değildir.

http://www.cevaplar.org/index.php?khide=vi...mp;yazi_id=6454

Not: Kısmen cevaplar.org sitesinden iktibas edilmiştir...
nasreddinhoca
PROF. DR FARUK BEŞER İLE GÜNCEL MESELELER ÜZERİNE–2


Mesela, ben Hayreddin Bey’den (Karaman) dinlemiştim; “Altmışlı yıllarda, biz Ömer Nasuhi Hocayla İstanbul müftülüğünde ders yaparken, anlamak için okuyabilir miyiz diye sadece fıkıh kitapları tartışılıyordu. “Kur’an-ı Kerim ve Buhari anlamak için okunmaz. Bunlar sadece teberrüken (bereket umulmak için) okunur, yangın olmasın diye okunur, şu olsun diye okunur”. Bunda herkes müttefikti.

Ama “acaba fıkıh kitaplarını anlamak için okumak caiz midir?” diye düşünülüyor, tartışılıyordu. O zaman elhamdülillah “fıkıh kitaplarını anlamak için okumak caizdir” diye bir görüş hâkim oldu.

Çünkü fıkıh büyük ölçüde zamanı okumaktır. Bilimin geldiği, gelişmelerin geldiği noktaya fakih onlara bakacak,biyolojiye bakacak,onlara bilmediklerini soracak, ondan sonra “böyleyse bunun hükmü budur diyecek..

Zamanımız varsa size çarpıcı bir örnek vereyim; Ben sınıflarda öğrencilere bu misali anlatırken kahkahalarla gülüyorlar. Bizim Hanefi mezhebinin Zahir’ür Rivaye dediğimiz görüşlerini toplamayı hedefleyen, temel kaynaklarından birisi olan Mavsili’nin el-İhtiyar adlı kitabında ki, Mavsili bu temel kaynakları toplamış, özetlemiş ve sonra da bunlara şerh yapmış. Yani Hanefilerin ilk İmamlarına ait olduğu kesin olan görüşler bunlar.

Orada mestler üzerinde mesh bahsinde bir fetva var. Diyor ki; mesh için elinin kullandığı ıslaklığı yetmez. Yeni bir su alacak, o su ile ayağını meshetmiş olacak. Bu suyu bulamazsa, yağmur yağıyor olsa, elini tutsa, yağmurdan aldığı su ile yapsa olur mu, olur diyor. Efendim dışarıda abdest alırken, sabahleyin otların üzerinde meydana gelen çiylere elini sürse, onlarla meshetse olur mu? “Ve kıyle la yecuz” diyor. “Dendiğine göre olmaz”. Böyle bir ifade kullanıyor, belli ki doğruluğundan o da çok emin değil. Neden olmaz? “Çünkü” diyor, otların üzerinde meydana gelen çiğler, damlacıklar, sabahleyin denizden kafasını uzatıp karaya doğru soluyan bir deniz canavarının soluğundan hâsıl olan ıslaklıklardır. Bir hayvandan hâsıl olan ıslaklıklar da onun eti hükmünde olduğu için pistirler. Onlarla olan bir mesh olmaz.”

Bunu okuduğumuzda öğrenci gülüyor. Diyorum ki “Neden gülüyorsunuz? Bu fakih ne yapıyor? Önce yanındaki insanlara soruyor, “bu çiyler nasıl meydana gelir” zamanının biyologlarına soruyor veya tabiat uzmanlarına soruyor. Onlar da bunun bir deniz canavarının solumasının eseri olduğunu söylüyorlar. Fakih de onlardan aldığı bilgiler ışığında böyle bir fetva veriyor. Kendi zamanına göre ya da verilen bilgilere göre yanlış mı yapıyor?

Bir misal daha vereyim: Ramazanın ve bayramların tespiti konusunda bu günkü fukahamız gerçekten çok geri bir konumdadırlar. Hâlâ Efendimizin(Aleyhissalatu vesselam) hadislerini doğru anlamadıkları kanaatindeyim. Efendimiz buyuruyor ki, “Biz ümmi bir milletiz, okuma yazma ve hesap bilmiyoruz. Aylar da ya yirmi dokuz ya otuz olur. O halde hilali gördüğünüzde oruca başlayın, tekrar gördüğünüz de bitirip bayram edin.” Bu ölçü şaşmaz. Her zaman için geçerlidir. Ama bizimkiler sadece “hilali gördüğünüzde oruca başlayın” cümlesini alıp, “demek ki Ramazan’ı tespit etmenin tek yolu budur” diyorlar.

Oysa hicri beşinci asırdaki fakih meseleyi anlamış ve “bir gün hesaplar görmeden daha kesin sonuç verirse, o zaman görmeye değil, hesaba itibar edilir” demiş. Biz şimdi meseleyi bütün olarak ele aldığımızda çok kolay olduğunu görüyoruz. Kavuşum denen bir olgu var, onu kesin bilebiliyorsanız Ramazan’ın tespiti de o kadar kesin olur.


Bendeniz konu ile on sene meşgul oldum, anladıklarımı çeşitli mahfillerde anlattım, ama usul bilgisi olmayanların bunu doğru anlayacağı kanaatinde de değilim.


http://www.cevaplar.org/index.php?khide=vi...mp;yazi_id=6485

Cahar Dudayev
Muhterem, Ebubekir Sifil hoca 16 Ağustos'taki yazısında konuya giriş yaptı. Yarın devam edecek. Takip etmeni tavsiye ederim. Hoca herhalde meseleye açıklık getirecek.
esre
Necip F.K hayranı olarak üstadın bazı sözleri garibime giderdi bunu okuduğum çok iyi oldu.
Teşekkürler paylaşım için.
İkinci yazı da süper clapping.gif
nasreddinhoca
ALINTI
Muhterem, Ebubekir Sifil hoca 16 Ağustos'taki yazısında konuya giriş yaptı. Yarın devam edecek. Takip etmeni tavsiye ederim. Hoca herhalde meseleye açıklık getirecek.


http://www.ebubekirsifil.com/index.php?say...zete&no=790

İlgi ile bekliyorum...
Cahar Dudayev
Ebubekir Sifil Hoca'nın konu ile ilgili yazısı burada...

http://www.ebubekirsifil.com/index.php?say...zete&no=792

Hoca önce konuyu ilmi şekilde izah etmiş. İlmi kısmına aklım pek ermez fakat hoca son paragrafta noktayı koymuş:

"Hasılı Prof. Dr. Faruk Beşer hocanın kullandığı bu tavır kesinlikle ehl-i Fıkh'ın tavrı değildir/olmamalıdır. Kemal-i ciddiyet içinde ve edebine uygun olmak kaydıyla içtihad iddiasında da bulunabilirsiniz, geçmiş ulemanın içtihad ve fetvalarını tenkit de edebilirsiniz. Bu başka şeydir. Ama siz talebelerinize her şeyden önce Fıkıh ve Fukaha'ya edep ve saygı göstermelerini öğretmek, ilim ahlakı ve müslüman hassasiyeti aşılamak yerine Fıkıh'la/fukahayla "dalga geçme" tavrını yerleştirirseniz, öncelikle kendi varlık alanınızı tartışma konusu yapmış olursunuz. Böyle bir savrulmaya şahit olmak bana giran geliyor… "

Allah başımızdan böyle alimleri eksik etmesin. Sayısını artırsın. İlim sahibi fakat gafil olanlardan da muhafaza eylesin. Amin.

Bu basit görünüm sadece metinlerden oluşur. Resim ve Daha Fazla Bilgi Görmek İçin Forumun Normal Haline Geçmeniz GerekmektedirBuraya Tıklayın.
Invision Power Board © 2001-2008 Invision Power Services, Inc.