Şu dünyaya gözlerimi açalı,
Hakk’tan ayrı, yâra hasret kaldım ben.
Yedi iklim, şol cihanı gezeli,
Ben aradım, bulamadım beni ben

Şol Yüce’nin zikrin açtım okudum,
İkrar ettim, ilmek ilmek dokudum,
Ta ki vardım, yollarına düş oldum,
Muhammed’in toprağına vardım ben.

Ulaştım da toprağına yüz sürdüm,
Medet dedim, şefaatin diledim,
Göz yaş, dil har, hasret ile uyudum,
Gece oldu, nurlu rüya gördüm ben.

Cânan Ahmed misafirlik eyledi,
Tuttu elden, mescidine götürdü,
İmam oldu, sabahımı kıldırdı,
Kardeşinden, dostlarından oldum ben.

Derken girdi içeriye büyükler,
Ali, Osman, Ebu Bekir ve Ömer,
Kolun açıp hepsi beni sardılar,
Onlara da yoldaşlardan oldum ben.

Hep beraber çıktık sonra mescitten,
Resul dedi “koku aldım güneyden,
Eser rahmet rüzgarları o yerden”,
Veysel ile de müşerref oldum ben.

Derken bitti, uykulardan uyandım,
Gözüm yaşın toprağına damlattım,
Hasretiyle ah-ü zar’ım artırdım,
Medine’de garip derviş oldum ben.

Bilmez idim şeriatın kapısın’
Tarikatın kapısını açtım ben.
Vacip oldu hakikatın sırların,
Marifetin yollarını aştım ben.

Yar aşkıyla doldu taştı bu gönül,
Şeytan iken melek oldu bu gönül,
Şefaate nail oldu bu gönül,
Server-i ser bülende halk oldum ben.

Çıktım ordan beytullaha da vardım,
Dost cemalin gözün içre de baktım,
Huzurunda secdelerden kalkmadım,
Yar toprağ’nda, dosta kıyam ettim ben.

Tavaf ettim secdegâhın etrafın’,
Açamadım bir lahzacık şol ağzım’,
Lebbeyk, lebbeyk! Ya Allah’ım demeden,
Hüseyn gibi titremeye düştüm ben.

Göz orada, gönül orda ayrıldım,
Yolda her dem ateşlerde ben yandım,
Döndüm şehre, huzuru hiç bulmadım,
Dosta hasret, yara hasret kaldım ben.

Kalan ömrüm Veysel gibi geçirdim,
Az söyledim, az dinledim, yemedim,
Avam huri, cennet ister neyleyim,
Dost cemalen hasret oldum artık ben.