Bir kutsal kitap olarak Kur’an’ın mesajının daha iyi anlaşılması ve günümüze taşınması için önemli olan noktalardan birisi de Kur’an öncesi dönemde dünyadaki genel durumun ve vahyin geldiği toplumun tarihi şartlarının değişik açılardan incelemeye tabi tutulması ve bilinmesi gerekmektedir. Çünkü Kur’an, tarih sahnesine indiği toplumun şartlarını gözeterek ve dikkate alarak indirilmiştir. Kur’an öğretileri geldiği toplumu siyasi, sosyal ve inanç gibi noktalardan değiştirmiştir. Bu değişimi gerçekleştirirken o toplumun gerçeklerinden bağımsız hareket etmemiştir.
Aynı şekilde sadece Arap toplumuna yönelik bir içeriğe de sahip olmamıştır. Başta, Mekke toplumu içerisinde yer edinip daha sonra tüm dünyayı ilgilendiren evrensel ilkeleri ile insanlığa ışık tutmuştur. Bu sebeple o dönem insanlığının hangi mecrada akıp giderken Kur’an’la birlikte hangi mecralara yol aldığını bilmek gerçekten önem arz etmektedir. Bu noktadan hareketle burada bazı bilgiler verilecektir.
Biz, yazımızı iki aşamada tamamlayacağız. Birinci aşamada Kur’an’ın anlaşılması için tarihi şartları bilmenin gerekliliği üzerinde duracağız. İkinci aşamada ise Kur’an’ın günümüze taşınmasıyla ilgili ne anladığımızı ve Kur’an’ın günümüze taşınma şekillerini işleyeceğiz. Yazıda anlamanın ne olduğundan, Kur’an’ı anlamak dendiğinde ne kastedildiğinden ve anlama sürecinde neler olup bittiğinden söz etmeyeceğiz. Çünkü bunlar başlı başına bir araştırma konusudur ve bu yazının içeriğini ve sınırlarını aşacaktır.
Bir kutsal kitap olarak Kur’an’ın mesajının daha iyi anlaşılması ve günümüze taşınması için önemli olan noktalardan birisi de Kur’an öncesi dönemde dünyadaki genel durumun ve vahyin geldiği toplumun tarihi şartlarının değişik açılardan incelemeye tabi tutulması ve bilinmesi gerekmektedir. Çünkü Kur’an, tarih sahnesine indiği toplumun şartlarını gözeterek ve dikkate alarak indirilmiştir. Kur’an öğretileri geldiği toplumu siyasi, sosyal ve inanç gibi noktalardan değiştirmiştir. Bu değişimi gerçekleştirirken o toplumun gerçeklerinden bağımsız hareket etmemiştir.
Aynı şekilde sadece Arap toplumuna yönelik bir içeriğe de sahip olmamıştır. Başta, Mekke toplumu içerisinde yer edinip daha sonra tüm dünyayı ilgilendiren evrensel ilkeleri ile insanlığa ışık tutmuştur. Bu sebeple o dönem insanlığının hangi mecrada akıp giderken Kur’an’la birlikte hangi mecralara yol aldığını bilmek gerçekten önem arz etmektedir. Bu noktadan hareketle burada bazı bilgiler verilecektir.
Biz, yazımızı iki aşamada tamamlayacağız. Birinci aşamada Kur’an’ın anlaşılması için tarihi şartları bilmenin gerekliliği üzerinde duracağız. İkinci aşamada ise Kur’an’ın günümüze taşınmasıyla ilgili ne anladığımızı ve Kur’an’ın günümüze taşınma şekillerini işleyeceğiz. Yazıda anlamanın ne olduğundan, Kur’an’ı anlamak dendiğinde ne kastedildiğinden ve anlama sürecinde neler olup bittiğinden söz etmeyeceğiz. Çünkü bunlar başlı başına bir araştırma konusudur ve bu yazının içeriğini ve sınırlarını aşacaktır.
Bundan dolayı anlamanın kendisini başka bir çalışmaya bırakıyoruz.
A-Kur’an’n Anlaşılmasında Kur’an Öncesi Dönemin Tarihi Şartlarının Bilinmesi
1-Kur’an Öncesi Dönemde Dünyadaki Genel Durum:
İslam’ın zuhuru esnasında dünyadaki genel duruma bakıldığında insanlığın muhtaç olduğu huzur, sükun, asayiş ve emniyetin hiç de istenilen düzeyde olmadığı görülecektir. Şimdi genel olarak dünya ahvaline şöyle bir bakalım.
a-Avrupa:
Güney Fransa ve İspanya’da saltanat davaları var ve bu yüzden siyasi çekişmeler yaşanmakta. Vizigotlarla Franklar arasındaki kavgalar tarih sayfalarında en acı yerini alacaktır. İngiltere Anglo Sanksonların istilasına uğrar ve kanlı boğuşmalar çıkar. İtalya’da ise Romalılar eski önemini kaybetmiş, Roma sırf dini bir merkez haline gelmiştir.
Doğu Avrupa’da da durum pek iç açıcı değildi. Kargaşa ve istilalar vardı. İskandinavyalılar, Norveçliler, Danimarkalılar istila peşine düşmüşlerdi. Eski iptidai dinin izleri silinirken, Hıristiyanlık buralarda yayılmaya başlamıştı. Mezhep ve din mücadeleleri olmaktaydı.
b-Asya:
Konfüçyüs döneminde Çin, sahip olduğu medeniyetin en yüksek noktasına ulaşır. İslam’ın zuhuruna denk gelen yıllarda Konfüçyüs ile birlikte kurulan sosyal sistem çözülmüş ve Hindistan’dan gelen Budizm burada normal şartları yeniden tesis etme yolunu aramaktaydı. Ele aldığımız dönemlerde Çine gelen üç hanedanla birlikte kardeş kavgaları da başlamıştır. Çin’de zaman zaman birlik ve beraberlik tesis edilse de kardeş kavgaları ve kargaşalar eksik olmamıştır.
Hindistan’da ise Konfüçyüs’ün çağdaşı Buda vardır. Buda öncesi Hind toplumunda tenasüh, bir çok tanrıya tapma inancı gibi Hinduları insan cemiyeti için bir tehlike haline getiren inançlar hakim olmaya başlamıştır. Buda bunları inkar ve ret ile işe başlasa da getirdiği öğreti insanlık hayrına son sözü söylemeye muktedir olamadı.Hintlilere hayrı dokunsa da rakibi Brahmanizm tarafından Hindistan’dan büyük bir zulüm ile çıkarıldı.
Yazımıza konu olan dönemlerde Hindistan değişik istilalara maruz kaldı. Bazı dönemlerde sükunet ve müreffeh bir hayat tarzı görülse de istila hareketlerinden dolayı karışıklık ve çatışma hali sürüp gitmiştir.
Afrika’da ise Mısır, Romalılar ve Yunanlılar tarafından sömürülmektedir. Güneyinde de genel durum hiç de iç açıcı değildir. Mısır’ın durumu ayrıca değerlendirilecektir.
c-Bizans İmparatorluğu:
Bizans, sahip olduğu eski tarihi şöhreti kaybetmiştir. Doğudan ve batıdan bir çok istilalara maruz kalmıştır. Taht kavgaları hakimdir. Bu tahta kavgalarından yararlanmak isteyen Kuzey Afrika valisinin oğlu Heraclius Bizans sınırlarına dayanmış, yönetimi devirip tacı giymiştir. Bundan önce ise tarih Bizans’la Pers Hükümdarının mücadelelerine sahne olmuş fakat Bizans Pers karşısında fazla etkili olamamıştır. Bu iki krallık arasındaki mücadele Kur’an’da Rum suresine konu olmuştur. Persler karşısında yenilen Rumların kısa bir zaman sonra galibiyete ulaşacağı Rum suresinde bildirilmiştir. Şimdi burada Rum suresinde bu olayın konu edilmesinin ne anlamı olabilir? Olay şu şekildedir:
İranlılarla savaş halinde olan Rumlar, İranlılara yenildiler 613’de Şam ve Kudüs, 614’de de Mısır İranlıların eline geçti. 615’lerde ise İranlılar, Anadolu’yu ele geçirip İstanbul’u tehdit etmeye başladı. Puta tapan Araplar, kendileri gibi çok tanrıcı olan İranlıların tarafını tutuyordu. Müslümanlar ise Ehl-i Kitap olan Hıristiyan Doğu Romalıların üstün gelmelerini istiyorlardı. İranlıların galibiyeti müşrikleri şımarttı.
Onlara göre Peygamberin iddia ettiği gibi Allah tek galip olsaydı, kendisine kulluk eden Bizans’ı galip yapardı. İşte Rum suresinde İranlılara yenilen Doğru Roma İmparatorluğu’nun kısa bir sürede galip geleceği anlatılmıştır. Burada Müslümanların durumu Doğu Roma ile karşılaştırılmak istenmiştir. Allah’a inananların Allah’ın inayeti ile galip gelecekleri anlatılmak istenmiştir. Nitekim böyle de olmuştur. 624’lerde Bizans’ın orduları İran’a girerken Müslümanlar da Bedir’de galip gelmişlerdir.
d-İran:
İslamiyet’in doğuşu esnasında İran’da Sasaniler hakimdi. Komşuları Türkler ve Romalılardı. Ön Asya’da Bizans ile İran arasında süregelen savaşlar vardı. Herakliyüs’ün galip gelmesinden sonra İran’da taht ve saltanat kavgaları başlamış, siyasi entrikalar yayılmıştı. Yönetimi elinde bulunduran Hüsrev Perviz’in israfı, halkın mal ve mülküne el konulması durumu kötüleştirmişti. Halk sınıflara ayrılmıştı.
Devletin resmi dini Zerdüştlüktü. Bu din adamlarının nüfuzu, hükümdardan daha fazla idi. Hatta yönetim bunların elinde idi.
Kur’an’a baktığımızda Mecusilerden bahsedildiğini görürüz:
“O îmân edenler, Yahûdîler, Sabiiler, Hıristiyanlar, Mecusiler, Allah'a ortak koşanlar (var ya), muhakkak ki Allah, kıyâmet günü aralarında hükmünü verecek, hak ve bâtılı ayıracaktır. Çünkü Allah her şeye şâhid bulunuyor.” (Hac sûresi: 17)
Ayetin tefsirinde Mecusilerle ilgili Mevdudi şu bilgiyi vermektedir:” Yani, iki tanrıya -biri aydınlık biri karanlık tanrısı- inanan ve kendilerini Zerdüşt'in takipçileri olarak kabul eden İran'lı ateşperestler. Bunların inanç ve ahlâkları Mazdek tarafından o denli bozulmuştu ki bir adam rahatlıkla kızkardeşi ile evlenebilirdi.”
Mazdek Dini, Peygamberimizin doğumu sırasında İran’ın resmi dini olmuştu. Kurucusu Mazdek, büyük bir rahatlık içinde yaşıyor ve kim olursa olsun bir erkeğin istediği kadınla ilişkiye girme hakkı olduğunu savunuyordu. Ondan sonra oğlu tahta geçmişti. İran’da zulüm ve eziyet eksilmemişti.
e-Mısır:
Mısır tarih boyunca Türkler, İranlılar, Büyük İskender ve Romalılar tarafından istilalara maruz kalmıştır. Mısırda Hıristiyanlığın yayılmasından sonra manastırlar yapılmış, rahipler, keşişler çoğalmış; kiliselere ve manastırlara bir çok arazi tahsis edilmiş ve bu yüzden devletin gelirlerinde azalmalar olduğu için vergiler artmaya başlamış ve böylece halkı fakirleşmişti. Artan mezhep ve din kavgaları ve vergilerin ağırlığı halkı ezmişti.
(Sonraki yazı: Kur’an Öncesi Dönemde Arap yarımadası)
İLGİLİ KAYNAKLAR
-W. Barthold, İslam Medeniyeti Tarihi, çev. Fuad Köprülü, DİB yay., Ankara, 1963
-Muhammed Hamidullah, İslam Peygamberi, çev.Salih Tuğ, İrfan yay., İstanbul, 1993
-Osman Keskioğlu, Hz. Muahmmed ve Hayatı, DİB yay., Ankara, 1993,
-W.Montgomery Watt, Kur’an’a Giriş, çev.Süleyman Kalkan, Ankara Okulu, Ankara, 2000
-Mevdudi, Tefhim’ul-Kur’an, çev.kurul, İnsan yay.
-İsmail Cerrahoğlu, Tefsir Usulü, DİV yay., Ankara, 1993
-Süleyman Ateş, Kur’an’ı Kerim ve Yüce Meali, Yeni Ufuklar, İstanbul
devam edecek..