Yardım - Ara - Üyeler - Takvim
Normal Forum Görünümü: Kelime Kelime Bakara80 Çok Önemli
Islami Forum - Popüler Forum > İSLAMİ KONULAR > .·[ KUR'AN-I KERIM ]·.
fani olanı istemem
2 / BAKARA - 80
Ve (o emaniyyeye tâbî olanlar): “Ateş bize ancak sayılı birkaç gün dokunacak (günahlarımız kadar yanıp cennete gireceğiz).” dediler. De ki: “Allah katından bir ahd mi edindiniz?” (Eğer böyle bir ahd, almışsanız) Allah, ahdinden asla dönmez (Allah'ın ahdinde hilâf olmaz). Yoksa Allah'a karşı bilmediğiniz bir şey mi söylüyorsunuz?

1- ve kalu : ve dediler
2- len temesse-na : bize dokunmaz
3- en naru : ateş
4- illa : ancak ,sadece ,den başka
5- eyyamen : günler
6- ma'dudete : sayılı,adetli
7-kul : de,söyle
8-ettehaztum (e ittehaztum): siz edindiniz mi


2 / BAKARA - 78
Ve minhum ummiyyûne lâ ya’lemûnel kitâbe illâ emâniyye ve in hum illâ yezunnûn(yezunnûne).
Onlardan bir kısmı ümmîlerdir. Onlar (Allah'ın) Kitabı'nı bilmezler, sadece emaniyyeyi (kişilerin yazdığı kitapları) bilirler. Ve onlar sadece zannediyorlar.

2 / BAKARA - 79
Fe veylun lillezîne yektubûnel kitâbe bi eydîhim summe yekûlûne hâzâ min indillâhi li yeşterû bihî semenen kalîlâ(kalîlen), fe veylun lehum mimmâ ketebet eydîhim ve veylun lehum mimmâ yeksibûn(yeksibûne).
Yazıklar olsun onlara ki; elleriyle kitap yazarlar, sonra da (emaniyye bilgiler içeren) bu yazdıklarını az bir bedel (para) karşılığında satmak için: “Bu, Allah'ın indindendir.” derler. Yazıklar olsun onlara, elleriyle yazdıkları şeylerden dolayı. Yazıklar olsun onlara, kazandıkları şeyler sebebiyle.
international
Buhari, ornek recm.
fani olanı istemem
ne demek istediniz anlamadım
İlle Cihad
Konu başlığına göre, sen şimdi okumakta olduğumuz bu el yazması kurandanmı bahsediyorsun..

Yazdığın ayetlerin okumakta olduğumuz kitaplardan bahsettiğinimi söylüyorsun?

Eğer böyle bişey diyorsan çok kötü bir iş yapıyorsun.....

yok böyle değilde, kuranı nefsine göre değiştirenlerin yazdığı kitaptan bahsediyorsan yine çok kötü bir iş yapıyorsun..... çünkü kuran değişmemiştir, korunmuştur.

eğer değiştirilen tevrat ve incilden bahsediyorsan, yani onları değiştirip yazanlardan bahsediyosan haklısın..

fakat ne demek istediğin belli değil...

bu konuyu neden açtığını açıklarmısın acaba?
mesdo
gleam.gif
ALINTI(fani olanı istemem @ Jul 17 2008, 04:56 AM) *

ne demek istediniz anlamadım


bismillah

öncelikle yazmayacaktım lakin konuyu açıklamada yardım etmek amacı ile katıldım

burada anlatılan emaniyyeye örnek hz kur'an harici yazılan ve hz kur'an da olmamadsına karşın bir başka kitapta yazılanın hükmün ayet gibi itibar görmesidir.

bu noktada hz kur'an a muhalif olan recm hadisesi sahih buharide yazmakta lakin hz kur'an bunu red etmektedir.

işte bu noktada emaniyye tabiri yerini bulmaktadır.

buhari=recm ile bu nokta anlatılmak istenmektedir
mesdo
bismillah

2 / BAKARA - 79
Fe veylun lillezîne yektubûnel kitâbe bi eydîhim summe yekûlûne hâzâ min indillâhi li yeşterû bihî semenen kalîlâ(kalîlen), fe veylun lehum mimmâ ketebet eydîhim ve veylun lehum mimmâ yeksibûn(yeksibûne).


Yazıklar olsun onlara ki; elleriyle kitap yazarlar, sonra da (emaniyye bilgiler içeren) bu yazdıklarını az bir bedel (para) karşılığında satmak için: “Bu, Allah'ın indindendir.” derler. Yazıklar olsun onlara, elleriyle yazdıkları şeylerden dolayı. Yazıklar olsun onlara, kazandıkları şeyler sebebiyle.


buhari=recm=emaniyye=batıl=ateş
zahid89
mesdo efendi sen forumdan ayrılmamışmıydın huuuuuu
sükût-u vaveyla
ALINTI(zahid89 @ Jul 17 2008, 07:24 PM) *

mesdo efendi sen forumdan ayrılmamışmıydın huuuuuu


..konuya katılalım ..konu güzel ilerliyor..bir açıklamanız var mı ...kişisel görüşlerimizi öm atarak halledebiliriz ...

saygılar...
islambuli
örnek mesdo ve onun gibiler yani peygambere itaat ayetlerini kendi yorumlarıyla değiştirdiği için ve bu ayetlere uymamakla recm recm diye bağırırken kendisi peygamer s.av itaatla ilgili bu ayetleri kendisi nesh ettiği için
fani olanı istemem
Sayın mesdo Kuranın mesajı belli bakara79 ayetin gerisini anlatmak için yazdım ayet gayet net Cehennemde leblebi gibi kavrulucan ,yok kısık ateşte hafif tertip yanacan bunların uydurma olduğunu ispat etmiyormu?

2 / BAKARA - 80
Ve (o emaniyyeye tâbî olanlar): “Ateş bize ancak sayılı birkaç gün dokunacak (günahlarımız kadar yanıp cennete gireceğiz).” dediler. De ki: “Allah katından bir ahd mi edindiniz?” (Eğer böyle bir ahd, almışsanız) Allah, ahdinden asla dönmez (Allah'ın ahdinde hilâf olmaz). Yoksa Allah'a karşı bilmediğiniz bir şey mi söylüyorsunuz?

1- ve kalu : ve dediler
2- len temesse-na : bize dokunmaz
3- en naru : ateş
4- illa : ancak ,sadece ,den başka
5- eyyamen : günler
6- ma'dudete : sayılı,adetli
7-kul : de,söyle
8-ettehaztum (e ittehaztum): siz edindiniz mi
mesdo
ALINTI(islambuli @ Jul 17 2008, 07:40 PM) *

örnek mesdo ve onun gibiler yani peygambere itaat ayetlerini kendi yorumlarıyla değiştirdiği için ve bu ayetlere uymamakla recm recm diye bağırırken kendisi peygamer s.av itaatla ilgili bu ayetleri kendisi nesh ettiği için


bismillah

sevgili islambuli

bize karşı olan kızgınlığınız sizi doğrudan ayırmasın

sizin bahs ettiğiniz ayetler bireyin islam inancını anlamada elçiye tabi olmasını emreder.

mesela hz kur'an 23 yıl gibi bir sürede tamamlanmıştır.

bu sürede ilk dönemlerde ne namaz ne oruç ne zekat ne hacc farz değildi.

henüz islam ufak ufak tebliğ edilmeye başlanmıştı.

daha sonra islama giren (müşrik)bireylere kanunlar inzal olunmaya başladı.

o müşriklikten dönen bireyler daha önce bilmedikleri ve yapmadıkları bu uygulamalarda çelişki yaşadılar.

çünkü inen ayetler nefislerin zorlanacağı amelleri eda ettiren ayetler idi.

işte bu emirleri tebliğ eden elçiye a.s karşı sorguları oldu.

ey elçi a.s bu senin isteğinmi? yoksa ALLAH'mı emretti

işte bu noktalarda hz ALLAH C.C HZ leri kendi emrini tebliğ eden elçisine itaat etmemizi istiyor ve ayeti ilede açıkça beyan ediyor.

emri veren hz ALLAH C.C HZ LERİ.

emri tebliğ eden söyleyen anlatan yapılmasını bildiren birey elçi a.s

dolayısı ile

"allah ve rasulu bir hüküm koydukları zaman" ayetinin anlatmak istediği hüküm bu açıklama bu.

resul verilen hükmü açıklar ve o hüküm ile hüküm verir.

islamda kendi başına karar alamaz aldırılmaz.

anlatmak istediğimiz yegane nokta burasıdır
islambuli
O, hevadan (kendi istek, düşünce ve tutkularına göre) konuşmaz.(necm 3)

ayet gayet açık hiç birşey yazmaya gerek yok

Allah emretmiştir Allah rasulü uygulamıştır.yani Allah müminlere namazı emretti namazı kılın dedi Allah rasulüde ayeti okudu namazı kılın bitti sahabelerde tamam dediler nedir namaz nasıl kılacağız ne yapacağız diye hiç sormadılar.zekat emredildi ayette Allah rasulü ayeti okudu bitti yani Allah rasulü Allahın ayetlerini okudu başka hiç birşey söylmedi ya bu nasıl mantık ayet apaçık kendi kafalrına göre kuarnı kerimi yorumlayanlardan bahsediyor(bakara 80)o kişilerde belli sanırım.kızgınlıktan falan bahsetmişsin ama belki isim yazmayabilirdim ama üzerine alınma o zaman bu mesdo olur hüso olur hoca olur diyanet olur yaşar nuri olur beyaz olur olurda olur önemli olan isim değil önemli olan kuranı kerimi kafalrına göre yorumlamarı
mesdo
bismillah

ALINTI
zekat emredildi ayette Allah rasulü ayeti okudu bitti


islam tarihinde zekat hz ALLAH C.C HZ leri tarafından red edilen bir mescid kuşu!SALEBE mevzuu var.

zekat ayetlerinden önce müslüman olan lakin çok fakir olan salabenin daha sonra çok zengin olması ve zekat ayetleri ile muhatap olunca

"bu zekat HARAÇ gibi bir şey" diyerek kabul etmememesi ve akabinde kendisi hakkında ayet indirilmesi meselesi var.

sahabe sizin dediğiniz gibi her şeyui hemen kabul etmediler.

sorguladılar soruşturdular.

sahabenin hayatlarını okursanız sizin bildiğiniz sahabelerden çok farlı bir hayat tarzı olduğunu göreceksiniz.

allahrasulunun sahabesinin arasında savaşa giden mücahid arkadaşının hanımı ile zina yapan ve hakkında ayet inen sahabeler var.


lütfen öncelikle islamın ana kaidesini anlayalım sonra ayetler ile konuşalım!
sükût-u vaveyla
sevgili mesdo ...salabenin haraç gibi bir şey demesi bir sorgulamamı sizce ...yoksa zengin olduktan sonra nefse ağır gelmemi?

sahabeleri genellememek lazım ...kaldı ki en yakın arkadaş fark etmez...eğer ki bir zina olayı mevcutsa ki kulağa hoş gelmiyor...bunu yapan cennetle müjdelenmiş olamaz ..dimi ama ...
mesdo
bismillah

sevgili havvanur hanım kardeşim

salebe konusu açıkça nefse zor gelen bir konu.

eğer sorgulama olsa idi yani hz ALLAH C.C HZ lerimi emretti!

yoksa elçisinin isteğimi?

dense idi ayetle sabit olduğunu öğrendiği anda itaat ederdi.

lakin haraç gibi derken malından istenen zekatın nefsine zor gelmesi ile açıkça islam inancına hakaret etmiş olmakta.

eğer sorgu olsa idi zaten itaat eder ve sorun kalmazdı değilmi

lakin itaat etmedi hatta isyan etti ve akabinde hz ALLAH C.C hz leri onun zekatının asla kabul edilmeyeceğini hükmetti.

be hz elçi a.s nede halefleri salebe yaşadığı dönemde zekatını kabul etmemiştir.

zina meselesini daha evvel burada yazmıştım.

anlatmak istediğim nokta

itaat ayeti celilesini irdelerken asıl amacın elçia.s ın (beşerin)değil ilahi iradenin emrine ve o emri tebliğ eden beşerin(elçi a.s ) vahiy olan söylemine itaat etmeliyiz.

dileyen islam inancının bireyi sosyal ve siyasal olarak serbest bıraktığı noktalarda elçi a.s hz lerine mukallidlik noktasında uyar.

lakin bu işlem islamın emri olmayıp sadece bireyin şahsi yorumu olduğuda asla unutulmamalıdır.
islambuli
ALINTI
sorguladılar soruşturdular.

sahabenin hayatlarını okursanız sizin bildiğiniz sahabelerden çok farlı bir hayat tarzı olduğunu göreceksiniz.


bizim bildiğimiz sahabe sizin bildiğiniz sahabe diye birşey yok yaşamış bir kavmin bize ulaşmış hayat hikayeleri var bu sizede aynı ulaşmış bizede yani herkesin sahabesi aynı. bak ne güzel yazmışsın sordular soruşturdular diye zaten bizimde amacımız sorduklarında aldıkları cevaplar ne oldu Allah rasulü onlara ne dedi sana ağır gelen bumu anlamadım herşeye tamam Allah rasulüne geldimi başlıyorsun insandı v.s. arakadaş biz bunları biliyoruz zaten asıl senin öğrenmen gereken sorulan sorulara Allah rasulü nasıl cevap vermiştir sen onları öğren.ayrıca zekat veya namaz örneklerini vermem sadece bir örnekti kuranı kerimin birçok ayetinde insanlar için emirler ibretler var sahabe bunları rasule sordukları zaman nasıl açıklıyordu Allah rasulü. korkma arkadaş bir bak karşına öcü çıkmayacak kendisinde bizim için güzel örnekler olan rasulün cevapları tavsiyeleri çıkacak. sana birşey sormak istiyorum sen bizleri ne sanıyorsun senin kadar meal okumadığımızmı sanıyorsun yoksa hiç kuranı kerim okumayıp hikaye destan kitapları okuduğumuzumu sanıyorsun yoksa gidip birilerinden hadisleri öğrenip veya hadis kitapları okuyup tamam ben müslüman oldummu dediğimizi sanıyorsun her müslüman nerden ne öğreniyorsa önce ayet sonra sünnet öğrenir ayetin cevap olmadığı yerde rasulü ekremin tavsiyeleri olaylar karşısndaki tutumunu öğrenir aynen örtünün rengi biçimi nası olmalı diye soran bir kardeşimize ayetten cevap bulamadığımz Allah rasulünün görüşünü açıkladığımız gibi tabii sen hemen geldin birşeyler yazmaya iftira atmaya iftira atacağına o kada çok bilginle kardeşe yardmıcı olman daha hayırlı olmazmıydı.tüm müslümanlar bu Allahında emridir.önce vahyi kendilerine rehber alır sonra Allah rasulünün yaşantısını ve olaylar karşısındaki tutumunu burda yanlış olan varsa senin görüşündür sen iyice bir düşün buraya kadar yazdıklarımda bir yanlış varsa söylermisin yoksa hiç cevap yazma yada işte rasul böyleydi insandır kendi kafasından falandır filandır.gibi yazılar yazma
fani olanı istemem
Arkadaşlar lütfen konu merkezinde cevaplar yazalım.Alakasız cevapları okuyanlar konunun ne olduğunu anlamıyor kördöğüşü gibi manasız anlamsız ve bol polemikli nefsani yazılar çıkyor.Foruma kalite getirmenin zamanı gelmedi mi sizce?

2 / BAKARA - 80
Ve (o emaniyyeye tâbî olanlar): “Ateş bize ancak sayılı birkaç gün dokunacak (günahlarımız kadar yanıp cennete gireceğiz).” dediler. De ki: “Allah katından bir ahd mi edindiniz?” (Eğer böyle bir ahd, almışsanız) Allah, ahdinden asla dönmez (Allah'ın ahdinde hilâf olmaz). Yoksa Allah'a karşı bilmediğiniz bir şey mi söylüyorsunuz?

1- ve kalu : ve dediler
2- len temesse-na : bize dokunmaz
3- en naru : ateş
4- illa : ancak ,sadece ,den başka
5- eyyamen : günler
6- ma'dudete : sayılı,adetli
7-kul : de,söyle
8-ettehaztum (e ittehaztum): siz edindiniz mi
RAzdAR
Hani Musa kavmine “Allah bir sığır kesmenizi emrediyor.” demişti. “Bizimle alay mı ediyorsun?” dediler. “Cahillerden olmaktan Allah’a sığınırım.” dedi. “Rabbine seslen de bize nasıl bir şey olduğunu açıklasın.” dediler. “Allah diyor ki” dedi, “ne yaşlı, ne de körpe. Bu ikisi arasında. Hadi emrolunduğunuz şeyi yerine getirin.” Dediler ki, “Rabbine seslen, renginin ne olduğunu bize açıklasın.” “Rabbim diyor ki, görenlerin içini açan sapsarı bir sığırdır o.” dedi. “Rabbine seslen bakalım bu nasıl bir sığırmış. Bu sığır bize diğer sığırlar gibi görünüyor. Allah dilerse doğru yola yöneliriz.” dediler. Dedi ki, “Allah şöyle diyor: Toprağı sürmek ve ekini sulamak için boyunduruğa alınmayan, kusursuz ve alacasız bir sığır.” “Şimdi hakkı ortaya koydun.” dediler ve sığırı kestiler. Fakat neredeyse bunu yapmayacaklardı. Bir kişiyi öldürdüğünüz ve bu konuda ihtilafa düştüğünüzde Allah gizlediğinizi açığa çıkaracaktı. “Ona sığırın bir parçasıyla vurun” dedik. İşte Allah ölüleri böyle diriltir. (Bakara 67-73)

Bakara suresinde bu başlık altında bütün ayrıntılarıyla anlatılan bu hikaye birkaç yönden ele alınabilir.

1. Yahudilerin, Allah ve Peygamberi karşısında “bizimle dalga mı geçiyorsun” diyebilecek derecede edebe aykırı cüretleri dikkat çekicidir. Demektedirler ki, biz bir cinayeti ve onun katilini ortaya çıkarma işini soruştururken sen buna karşılık sığır kesmemizi emrediyorsun. Bizimle dalga mı geçiyorsun? Musa bunun üzerine diyor ki: Bu, cahillerin yapacağı bir şey. Ben cahillerden olmaktan Allah’a sığınırım.

Bu bir yana, tam üç kez, edebe aykırı bir şekilde “Bizim için Rabbine seslen bakalım” demişlerdir. Oysa “Rabbimize yalvaralım” demeleri gerekirdi. Çünkü Allah sadece Musa’nın Rabbi değildi. Bu gibi sözler mü’minlerin tarzı değildir. Mü’minler, “Rabbim, bunları boşuna yaratmadın.” (Âl-i İmran 191), “Rabbim, hiç kuşku yok biz imana çağıran bir davetçi işittik.” (Âl-i İmran 193) ve benzeri ayetlerdeki gibi söylerler.

2. Soruları arttırarak meseleyi kendileri için iyice zorlaştırdılar. Oysa nasıl olursa olsun mevcut bir sığırı kesselerdi kâfi gelecekti. Ayyâşî, İmam Rıza’dan naklettiği hadiste şöyle demektedir: Eğer bir sığırı kesselerdi yetecekti. Fakat işi yokuşa sürdüler. Allah da onların işini zorlaştırdı.

“Ey iman edenler, açıklandığında sizi üzecek şeyleri sormayın. Kur’an indirilirken sorarsanız size açıklanır. Allah onu affetti. Allah bağışlayandır, şefkatlidir. Sizden önce bir kavim onu sormuştu ve sonra kâfir olmuştu.” (Maide 101-102) ayeti, sorularla işi yokuşa sürmeyi yasaklamaktadır. Tabersî şöyle demektedir: Ayetin takdiri şudur ki, Allah’ın zikretmediği şeyleri sormayın. Çünkü onlara ihtiyacınız yok. Ama ortaya çıkarsa sizi üzer. Hz. Peygamber’den (sav) rivayet edilen hadiste “Ben sizi bıraktğımda siz de beni bırakın. Yoksa sorularınız çokluğuyla sizden öncekiler gibi helak olursunuz.”

3. Bütün bu soruların sebebi neydi? Acaba sığırı kesmenin ölüyü diriltecek olmasına şaşırıyor da o sığırın kesinlikle özellikli bir hayvan olması gerektiğini düşünüyor ve bu nedenle mi özelliklerini soruyorlardı. Ya da belki İsrailoğulları, sığırı kutsal sayan ve ona tapan Mısırlılarla olan dostlukları nedeniyle sığırı kutsal kabul ediyor ve onu kesmeye kendilerini hazır hissetmiyorlardı. Bu bakımdan sorular sorarak bu işi savsaklamak istiyorlardı. Bu sorular, içlerinde bu işi yapmaya rızaları olmamasından kaynaklanıyordu.

Ayette geçen “Az daha yapmayacaklardı” (Bakara 71) cümlesinde kasdedilen, o sığırın ender bulunur veya çok pahalı olması olması nedeniyle, yahut sığırı kutsal kabul etmeleri ve yapmaya gönülleri bulunmaması sonucu az daha onu yapmayacaklardı.

Acaba Hz. Musa, İsrailoğullarının, sığırı kendi elleriyle kesmeleri ve böylelikle sığırın kutsal sayılmasının zamanla ortadan kalkmasını sağlamak üzere bir fırsat mı verdi. Bu nedenle mi cinayet olayında fırsattan istifade sığır kesme meselesini ortaya attı? Acaba bu olay, Sâmirî ve buzağıya tapma olayından sonra mı oldu, önce mi?

4. İsrailoğullarının Mısırlılarla olan dostluğu nedeniyle sığırı kutsal saymaları ve ecdatlarının tevhid dinini unutmuş olmaları kuvvetli ihtimaldir. Dolayısıyla sözkonusu emir, sığırı kendi elleriyle öldürüp yavaş yavaş onun kutsallığının ortadan kalkması içindi.

Büyük araştırmacı Allame Talegânî bu konuda şöyle der: İsrailoğulları uzun yıllar Mısırlıların elinde mahkumdu. İster istemez Mısırlıların vehimleri ve inançları onlara hakim olmuştu. Mısırlıların mukaddeslerinden biri de sığırdı. Hindistan’da olduğu gibi Mısır’da da sığırın kutsal ve saygın kabul edilmesi daha çok çiftçilik ve hayvancılıkla uğraşan sınıfta yaygındı. İsrailoğulları, ülke halkının çoğunluğunu oluşturan bu sınıfla karışmış bulunduğundan sığırın kutsallığı ve sığıra tapma zaman içinde aralarında öylesine yayıldı ki nüfusun çoğu babalarının tevhid dinini unuttu. Sığırın kutsallığı bu sınıflar arasında geçerli olduğundan (sığır tanrı gibi) bu inanç, tarihte Mısır’ın egemen sınıflarının tanrıları kadar şöhret bulmadı. Belki Mısır’dan çıktıktan sonra çölde uzun süren hayatları boyunca ve sığıra tapan kabilelerle ilişki içinde bulunmaları da onlar üzerinde etkili olmuştu. Dolayısıyla heryerde ve her yolla sığır ve buzağıyı kutsama nefislerinde kök salmış ve onlara muhabbet kalplerini sarmıştı. Nitekim aynı surede (Bakara) 93. ayette buna işaret edilmektedir: “İnkarları yüzünden buzağı kalplerine sindirilmişti.” Bu nedenle, Hz. Musa’nın (as) birkaç günlük yokluğunda buzağıya tapmaları, gaflet anında ya da aniden boş bulunarak, yahut kandırıldıkları için değildi. Tam tersine böyle bir tapınmanın kaynağı içlerinde taşıdıkları büyük ilgi ve istekti. (Pertevî ez Kur’an, Bakara hikayesi)

Mısırlı Merâğî, tefsirinde bu hükmün sebebini onların buzağıya tapması olarak göstererek şöyle demektedir: Başka hayvanları değil, sığırı kesmekle görevlendirildiler. Çünkü o, taptıkları buzağı cinsindendi. Böyle yapmalarının emredilmesinin sebebi de buzağıya olan saygı ve muhabbetlerini ortadan kaldırmaktı.

Tantavî, tefsirinde şöyle der: Sığır tanrıya (apis) tapma ve buzağıya ibadet kalplerinde derin iz bıraktığı için onu kesmekle görevlendirildiler.

Bu iki müfessirin sözlerine bakılırsa bu olay Sâmirî tartışmasından sonra meydana gelmiş olmalıdır.

5. Tamamını girişte naklettiğimiz ayetlerin başı ve sonundan anlaşıldığı kadarıyla anlatılanların hepsi aynı olay ve bir tek meseleyle ilgilidir. Yani birisi öldürülmüş ve Musa’dan olayın araştırılmasını istemişlerdir. Hz. Musa da bir sığırın kesilmesini ve onun bir parçasıyla öldürülenin bedenine temas edilmesini emretmiştir. Böylece mesele bir mucizeyle çözülecektir. El-Mîzân, el-Menâr ve diğerleri bu olayı yaşanmış bir gerçek olarak kabul ederler.

Hindistanlı Seyyid Ahmed Han (Pertevî ez Kur’an’ın nakline göre) şöyle demektedir: “Ona sığırın bir parçasıyla vurun” dedik. İşte Allah ölüleri böyle diriltir.” (Bakara 73) ayeti ve öncesi, başka bir hikayeye aittir ve “bakara” meselesiyle ilgili değildir. “bir parçasıyla (bi-ba’dihâ)” ifadesindeki “hâ” zamiri “kendisine” atıftır. Yani ayetin emri şöyle olmalıdır: “Öldürülenin bir organını kendisine vurun.” Bu yöntem, o dönemde kâtil ve suçluyu ortaya çıkarmak için kullanılırdı. Cinayetle suçlananlar biraraya toplanır ve herbiri öldürülenin bir organını tutup ölüye vururdu. Kâtil olmayanlar bunu yapmaya cesaret ederdi. Fakat kâtil, “Hain korkaktır” atasözünde olduğu gibi bunu yapmaya korkar ve tereddüt geçirirse gerçek ortaya çıkardı.

Seyyid Ahmed Han’ı destekleyen şey, ayette geçen “Ve bir kişiyi öldürdüğünüzde” cümlesinin “vâv” ile önceki ayetlerden ayrılmş olmasıdır. Eğer bu cümle sığır hikayesinin parçası olsaydı “fâ” ile söze devam edilmesi gerekirdi. Bu ayetlerin hepsinin aynı olayı anlattığını öne sürenler demektedirler ki, olay başlangıçta “Ve bir kişiyi öldürdüğünüzde” ile başlamaktadır. Onlar, “Hani Musa kavmine ‘Allah bir sığır kesmenizi emrediyor.’ demişti.” ayetlerini mukaddime sayıyorlar.
“Ona onun bir parçasıyla vurun” ifadesi, olayın gerçekten yaşandığını teyid etmektedir. Böyle olmasaydı kâtili bulmanın hükmü şöyle şöyledir denir, emir biçiminde “vurun” diye buyurulmazdı.

Eğer Hindistanlı Seyyid Ahmed’in sözü doğruysa İsrailoğullarının “Bizimle dalga mı geçiyorsun?” itirazının sebebi söylediğimizden başka bir şey olmalıdır.

6. Hindistanlı Seyyid Ahmed’in değerlendirmesine bakılırsa, 4. maddede Allame Talegânî, Tantavî ve Merâğî’den aktararak dile getirdiğimiz ihtimal daha çok desteklenmiş olmaktadır. Çünkü bu durumda sığır kesme olayı bağımsız bir emirdir ve nedeni de sığırın kutsallığı ve saygınlğının ortadan kaldırılmasıdır. Eğer ayetler aynı olayı anlatıyorsa yine önceki ihtimal kuvvetini korur. Bu ihtimale göre Hz. Musa, fırsattan istifade kâtilin ortaya çıkması için sığır kesmeyi ortaya atarak bir taşla iki kuş vurmuştur.

Allame Talegânî, “Allah .. emrediyor” ayetinden, bu hükmün bir defalığına olmadığı, tam tersine muzari (geniş/şimdiki zaman) siğası nedeniyle (ye’muru-kum) süreklliği bulunduğu sonucunu çıkarmıştır. Talegânî şöyle der: Yahudiler ve sığır konusundaki diğer ayetlerin karinesiyle bakıldığında ayette geçen emrin bağımsız bir hüküm olduğu anlaşılmaktadır. Bu hüküm, sonraki ayette geçen (bir kişiyi öldürdüğünüzde) meselenin mukaddimesi değildir. Bu hakikat gözönünde bulundurulduğunda Yahudilerin sığırı kesmek üzere biraraya toplanmaları emri, sığır kesme (kurban bayramı) adı altında bir gelenek başlatma yönündeki bağımsız bir emir olmalıdır. Böylelikle bu gelenekle sığıra tapma ve onu kutsama adeti hatıralardan silinecektir. (Pertevî ez Kur’an, ilgili ayetin tefsiri)

Buradan anlaşılmaktadır ki Allame Talegânî, Hindistanlı Seyyid Ahmed Han’ın görüşünü kabul etmektedir.

Hulasa, sığır kesme emri basit bir emir değildi ve “İnkarları yüzünden buzağı kalplerine sindirilmişti.” halinin ortadan kalkması içindi. Hucks, Kitab-ı Mukaddes Sözlüğü’nde “Buzağı” maddesinde şunları yazar: İsrailoğulları, Musa dağda (Tûr’da) kaldığı süre boyunca beklemekten yorulmuş ve kuşkuya düşmüşlerdi. Mısır’da böyle durumları çokça gördüklerinden Harun’dan kendileri için heykelden bir tanrı yapmasını istediler.

Hucks, bu cümleden önce Harun’un onlar için bir buzağı yaptığını söyler ama bu doğru değildir. Kur’an’ın açııkladığına göre buzağıyı yapan Harun değil, Sâmirî’dir. Fakat Kur’an, Mısırlıların adetinin İsrailoğulları üzerinde iz bıraktığını teyid eder.
Bir kez sığır kesmek bu tür fikirlerin ortadan kalkması için yeterli olamazdı. Dolayısıyla sığır kesmenin kurban bayramı haline getirildiğini ve sürekli kılındığını söyleyen Allame Talegânî’nin görüşü desteklenmiş olmaktadır. Mevcut Tevrat’ta Krallar’ın I. Kitabında (Bâb 12, ayet 29) nakledildiğine göre Yerubam, İsrailoğullarının tapması için iki altın buzağı yapmış, birini Beyt-el’e, diğerini ise Dan’a yerleştirmişti.

Anlaşılıyor ki, aradan uzun zaman geçmesine rağmen sığır hâlâ onların gözünde kutsallığını koruyordu. Belki de bu nedenledir ki, 11. Bâb, 40. ayette geçtiği gibi, Süleyman’ın Yerubam’ı öldürmek istemesi üzerine o Mısır’a kaçtı ve Süleyman’ın vefatına kadar orada kaldı.

7. El-Menâr sahibi ve diğeri, “Ona onun bir parçasıyla vurun dedik. İşte Allah ölüleri böyle diriltir.” ayetini ortada mucize olmayacak şekilde yorumlamak istemektedirler. Şöyle derler: Buradaki “Allah ölüleri işte böyle diriltir.” cümlesi, genel olarak hayatı ve kanı koruma maksadı taşıyan “Kim onu diriltirse bütün insanları diriltmiş olur.” (Mâide 32), “Kısasta sizin için hayat vardır.” (Bakara 179) ayetlerindeki gibidir.

Hz. Musa’nın dönemleri mucizelerle doludur. Mesela âsânın yılan olması, elin beyazlaması, denizin yarılması, taştan su fışkırması gibi. Öyleyse buraya kadar konuştuğumuz meselenin de bir mucize olmasına engel nedir? “Allah ölüleri işte böyle diriltir.” ayeti iki şeyle ilgilidir: ölüleri diriltmek ve ahiretin bununla kıyaslanması.

8. “Bakara” hikayesi hakkında şöyle nakledilmiştir: İsrailoğulları, nitelikleri açıklanan sığırı yüksek fiyatla bir çocuktan almışlardı. Bu çocuk babası için hayırlı bir evlat olduğundan bu kadar para kazanmak ona nasip olmuştu.
Bu rivayet Şia ve Ehl-i Sünnet tarafından nakledilmiştir. Allame Talegânî, tefsirinde (Pertevî ez Kur’an, c. 1, s. 191) bu rivayetlerin hepsinin İsrailiyyât haberler olduğunu ve sahih İslamî dayanaklarının bulunmadığını söyler.

Bu hadis Şia’nın hadis kitaplarında birkaç rivayet zinciriyle gelmiştir. Bunlardan biri, merhum Sadûk’un babasından, onun Muhammed b. Yahya el-Attâr’dan, onun Ahmed b. Muhammed’den, onun da Bezentî’den naklettiği rivayettir. (Burhân tefsiri)
Burada tartışma konusu olan, rivayet zincirinin doğruluğu ise de rivayetin doğruluğu olmasa gerektir. Çünkü İsrailoğullarının bütün o sorulardan sonra, nitelikleri belirtilmiş sığırı çocuğun elinde görüp ondan yüksek fiyatla satın almış olmalarının, daha önce bahsettiğimiz meselere aykırı hiçbir yanı yoktur.

Bu metin, İranlı alim Ali Ekber Karaşî’nin Kâmûs-i Kur’an isimli eserinden alınmıştır.
fani olanı istemem

sayın rüzdar bana şunu anlat hikaye ve alıntı hoş olmuyor.Atalar diyorki ateş bize sayılı günde dokunur Kuran böyle diyor.Yani biz müslümanlar cehaletten Kurana değil Atalar dinine tabii olmuşuz

2 / BAKARA - 80
Ve (o emaniyyeye tâbî olanlar): “Ateş bize ancak sayılı birkaç gün dokunacak (günahlarımız kadar yanıp cennete gireceğiz).” dediler. De ki: “Allah katından bir ahd mi edindiniz?” (Eğer böyle bir ahd, almışsanız) Allah, ahdinden asla dönmez (Allah'ın ahdinde hilâf olmaz). Yoksa Allah'a karşı bilmediğiniz bir şey mi söylüyorsunuz?

1- ve kalu : ve dediler
2- len temesse-na : bize dokunmaz
3- en naru : ateş
4- illa : ancak ,sadece ,den başka
5- eyyamen : günler
6- ma'dudete : sayılı,adetli
7-kul : de,söyle
8-ettehaztum (e ittehaztum): siz edindiniz mi
RAzdAR
hangi hikaye??
burda hikaye anlatmıyoruz(!)
dikkat ederseniz Kâmûs-i Kur’an isimli eserinden alıntı yaptığımızı belirtmişiz..
ALINTI
Atalar diyorki ateş bize sayılı günde dokunur Kuran böyle diyor.Yani biz müslümanlar cehaletten Kurana değil Atalar dinine tabii olmuşuz


ateş bize sayılı günler dışında dokunmayacak, nasıl olsa bağızlanacağız, inandıktan sonra ne yaparsan yap eninde sonunda cennettesin gibi aldatıcı ve duyarsızlaştırıcı anlayışların önceki ümmetlerde olduğu gibi müslümanlar arasında da yayılması beraberinde Allah’ın hükümlerine karşı ciddiyetsizliği, duyarsızlığı ve hatta laubaliliği doğurmuştur.
oysa Rabbimiz Kitab-ı Keriminde ateş bize sayılı günler dışında dokunmayacak gibi aldatıcı ve duyarsızlaştırıcı inanışların bir safsatadan ibaret olduğunu bildirmiş ve kurtuluşun ancak iman-amel bütünlüğünde islama tabi olmakla mümkün olduğunu beyan etmiştir:


dediler ki: 'sayılı günlerin dışında, ateş asla bize değmeyecektir.' de ki: 'Allah katından bir ahid mi aldınız? -ki Allah asla ahdinden dönmez yoksa Allaha karşı bilmediğiniz bir şeyi mi söylüyorsunuz?'



evet; kim bir kötülük işler de günahı kendisini kuşatırsa, (artık) onlar, ateşin halkıdırlar; orada süresiz kalacaklardır.



iman edip salih amellerde bulunanlar ise cennet halkıdırlar; orada süresiz kalacaklardır.” (Bakara 2/80-82)



Rabbimiz müminleri vasfederken “Onlar ayetlere karşı sağır ve kör davranmazlar” buyuruyor. Hz. Peygamberin öncülüğünde oluşan ilk Kur’an nesli Rabbimizin buyurduğu bu vasıf üzere idiler.
onlar Allahın ayetleri karşısında haşyet ve teslimiyet hali üzere idiler.
onların ayetler konusunda parolaları “işittik ve itaat ettik” şeklindeydi.
ayetlerle yaşıyor, ayetlerle kendilerine çeki düzen veriyor, ayetlerle istikamet belirliyor, ayetlerle yanlışlarından vazgeçiyorlardı. içkiyi haram kılan Maide Suresi 90. ayet inzal olunduğunda medine sokaklarında içkiden dereler oluştuğu haber verilmektedir kaynaklarda. zira onlar Allahın ayetlerine ciddiyetle yöneliyor, ciddiyetle kulak veriyor ve ayetlerin gereğini tereddütsüz olarak yerine getirmeyi müslüman olmanın olmazsa olmazı biliyorlardı.
onlar ciddiyetsizliğe, duyarsızlığa, laubaliliğe asla prim vermiyorlardı. hayatlarında ciddiyetle güler yüzlülüğü, net olmakla yumuşak huylu ve şefkatli olmayı çok iyi şekilde formüle etmişlerdi. gayet ciddiydiler fakat asla asık yüzlü ve somurtkan değildiler.



Allahın ayetleri karşısında duyarsızlığın ve onun da ötesinde laubali davranmanın tohumları, Hz. Peygamber sonrası dönemde yaşanan çeşitli sorunların doğurduğu fırkalaşmalar ve bu fırkalaşmalarla birlikte ortaya çıkmaya başlayan konjonktüre dayalı farklı itikadi yorumlarla Kurani öğretinin dışına çıkılmaya başlanmasıyla atılmıştır. bu süreçlerde, Rabbimizin Kur’anda sıkı sıkıya bağladığı iman ve amel bağı koparılıp amelsiz bir imanın makbuliyeti anlayışı ortaya atılmış, bunun yanı sıra kadercilik ve şefaatçilik anlayışları üretilerek insanların İslam’la olan bağı ciddi şekilde sakatlanmıştır.
Rabbimizin Kur’anda Nisa suresi 17-18, Nisa 146, En’am 154, Nahl 119, Meryem 60, Furkan 71, Tahrim Suresi 8 gibi ayetlerde bildirdiği
“makbul tevbe”nin sınırlarını gözetmeyip önceki ümmetlerde olduğu gibi
“Nasıl olsa bağışlanacağız” şeklindeki duyarsızlaştırıcı anlayışa kaynaklık eden “kurtuluş kapıları” icad edilmiştir.
hiçbir pratik bağlayıcılık içermeyen bir iman iddiasını makbul gören ve sahibini cennetle müjdeleyen bu tür aldatıcı anlayışlar, beraberinde Allahın hükümlerine karşı ciddiyetsizliğin, duyarsızlığın ve daha da ötesinde laubaliliğin boy verip yaygınlaşmasını getirmiştir.



günümüzde söz konusu ciddiyetsizlik, duyarsızlık ve laubalilik sorununun çok yaygın bir halde yaşandığı aşikardır. milyonlarca namazsız, taatsız, islam’a inanan ama islamla yaşamayan “Müslüman” var bugün yeryüzünde.
şayet, iman iddiasında olduğu halde islam’ın kapısından geçmeyen, namaza-niyaza yanaşmayan bu “İslamsız müslümanlar”ın hastalığına çare olmak, onların islam’la tanışmasında ve sahiden İslamın insanı olmasında bir öncülük işlevi görmek istiyorsak öncelikle meselenin kaynağını teşkil eden ciddiyet sorununu çözmeye çalışmamız gerekir. ciddiyet sorununu çözmenin ilk adımı ise, insanları kulaktan dolma/zanna dayalı iddiaların karanlığından, vahyi bilginin aydınlığına taşımak ve ciddiyetsizliğin kaynağı olan “Ateş bize sayılı günler dışında dokunmayacak”, “Nasıl olsa bağızlanacağız”, “İnandıktan sonra ne yaparsan yap eninde sonunda cennettesin” şeklindeki Kur’an dışı anlayışları bertaraf etmektir.

tefsir yapmak ehil işidir,,
burada istediğiniz kadar ayet ve açıklamalarını yazabilirsiniz lakin mühim olan verimli ve öğretici olmaktır..

ALINTI
2 / BAKARA - 80
Ve (o emaniyyeye tâbî olanlar): “Ateş bize ancak sayılı birkaç gün dokunacak (günahlarımız kadar yanıp cennete gireceğiz).” dediler. De ki: “Allah katından bir ahd mi edindiniz?” (Eğer böyle bir ahd, almışsanız) Allah, ahdinden asla dönmez (Allah'ın ahdinde hilâf olmaz). Yoksa Allah'a karşı bilmediğiniz bir şey mi söylüyorsunuz?

1- ve kalu : ve dediler
2- len temesse-na : bize dokunmaz
3- en naru : ateş
4- illa : ancak ,sadece ,den başka
5- eyyamen : günler
6- ma'dudete : sayılı,adetli
7-kul : de,söyle
8-ettehaztum (e ittehaztum): siz edindiniz mi


Allahın burada asılneyi murad etmek istediğini bu alıntıladığım ve yukarda ki iletilerinizi çıklamakla başlaya bilirsiniz.
huda hafız.
fani olanı istemem
Bu Ayet bence şunu anlatıyor bize masal gibi yıllarca yutturmuşlar sırat köprüsünü geçecen koyuna keçiye deveye sığıra binecen(kestiğin kurbana ve kişi sayısına göre değişiyor) daha sonra tavada hafif pembeleşene kadar kızaracan sonra bronz tenle cennet.Allahınızı Kitabınızı severseniz bu boş batıl hurafeler Kuranın neresinde var? Bilmiyorsak öğrenelim? Yok efendim falan demiş kendisi çok ulu zattır çok büyük zatlar Kurandışı vebali olan şeyleri söylemez söylesede kaynağı yanlış olabilir neticede söyleyende insan garip olan insanların bu söylenenlere tapmaları Kurana bakmamaları
islam ve kulluk
es-selamun aleyküm

gördüğüm manzara biz müslümanların hemen hemen her konuda karşılaşmış olduğumuz manzaradır bir kur-an-a tabiyet konusu açıldığında icma ve hadis reddiyleri veya hadis alimlerinin reddiyeleri ile karşılaşmak adeta bu işin bir parçası haline gelmiştir.

imam-ı Azam hazretleri : bir hadis kur-an-a ters düşmüyorsa islam inancıyla çakışmıyorsa bir uygulama olarak kabul edilebilir her ne kadar ben sizlere bir kelma etmişsem yinede kelamımı araştırın yanlış varsa uygulamayınız !

buyurmuştur.

Yani imam-ı Azam tüm müslümanların profil alması gerekeni söylemiştir körü körüne hiç bişeyi inkar etmeyiniz sözlerini inceleyiniz doğru olanı alınız bir kimse recm kısmını okur tüm buhariyi (bir ömür adanarak yazılan buhariyi ! ) inkar eder.

üstelik en acı noktasıda bu recm kısmını bir internet üzerinden yada ayrı bir kitap üzerinden okur buharinin orjinal açıklamasını göremez ve bu alime kin beslemesidir.

Konuya bakarsak ruhu'l furkan tefsirinde bu ayetin yahudilerin kendilerini çok üstün görmesi ve bu sebeblede kendi aralarında çıkardığı belirli bir gün (yanlış hatırlamıyosam 20gün) deyeceğini sonra kjutsanıp cennete gireceklerini iddia etmesidir.

Bunun üzerinede Allah-u teala ilgili ayeti indirmiş hem o kimseler hem de tüm müslümanlara ibret dolu kelmaını etmiştir.

Burda biz müslümanların alması gereken ibret ise asla ! Allah kelamını değiştirmemek ve asla yalnız Allah'ın bileceği konularda kelam etmememiz gerektiğidir.

Allah-u alem
Allah'a emanet olun
fani olanı istemem

Müteşabih ayetleri ulul elbab yani sırların sahipleri tefsir etmesi uygun Kuran böyle tarif ediyor
3 / AL-İ İMRAN - 7
Huvellezî enzele aleykel kitâbe minhu âyâtun muhkemâtun hunne ummul kitâbi ve uharu muteşâbihât(muteşâbihâtun), fe emmellezîne fî kulûbihim zeygun fe yettebiûne â teşâbehe minhubtigâel fitneti vebtigâe te’vîlih(te’vîlihi), ve mâ ya’lemu te’vîlehû illâllâh(illâllâhu), ver râsihûne fîl ilmi yekûlûne âmennâ bihî, kullun min indi rabbinâ, ve mâ yezzekkeru illâ ulûl elbâb(elbâbi).

O (Allah) ki; Kitab'ı, sana O indirdi. O'ndan bir kısmı muhkem (mânâsı açık, yorum götürmez, şüphe kabul etmez) âyetlerdir ki; bunlar, (Levhi Mahfuz'daki) ümmülkitapta (yer alan açık ve kesin âyetler)dir. Diğerleri ise müteşabih (mânâsı kapalı, açıklama isteyen) âyetlerdir. Kalplerinde eğrilik (ve döneklik) bulunanlar, fitne çıkarmak ve (kendi yararına uygun) tevîlde (yorumda) bulunmak istedikleri için o (Kitab')ın müteşabih olan kısmına uyarlar. Halbuki onların tevîlini, kimse bilmez ancak Allah bilir. İlimde derinleşmiş olan rasihun (rüsuh sahipleri) ise derler ki: “O'na îmân ettik, hepsi de Rabbimiz katından (indirilme)dir.” Bunu kimse tezekkür edemez ancak ulûl'elbab tezekkür edebilir.
fani olanı istemem
dediklerinize katılıyorum.Mezhep alimleri olsun diğer alimler kendi sözlerini Kuran ile başkalarının araştırmasını telkin etmişlerdir.Bağnaz, yobaz ,cahil fanatiklerse alimleri sorgulamayı küfür sayarak tekfir yolunu seçmişlerdir
Bu basit görünüm sadece metinlerden oluşur. Resim ve Daha Fazla Bilgi Görmek İçin Forumun Normal Haline Geçmeniz GerekmektedirBuraya Tıklayın.
Invision Power Board © 2001-2008 Invision Power Services, Inc.