hangi hikaye??
burda hikaye anlatmıyoruz(!)
dikkat ederseniz Kâmûs-i Kur’an isimli eserinden alıntı yaptığımızı belirtmişiz..
ALINTI
Atalar diyorki ateş bize sayılı günde dokunur Kuran böyle diyor.Yani biz müslümanlar cehaletten Kurana değil Atalar dinine tabii olmuşuz
ateş bize sayılı günler dışında dokunmayacak, nasıl olsa bağızlanacağız, inandıktan sonra ne yaparsan yap eninde sonunda cennettesin gibi aldatıcı ve duyarsızlaştırıcı anlayışların önceki ümmetlerde olduğu gibi müslümanlar arasında da yayılması beraberinde Allah’ın hükümlerine karşı ciddiyetsizliği, duyarsızlığı ve hatta laubaliliği doğurmuştur.
oysa Rabbimiz Kitab-ı Keriminde ateş bize sayılı günler dışında dokunmayacak gibi aldatıcı ve duyarsızlaştırıcı inanışların bir safsatadan ibaret olduğunu bildirmiş ve kurtuluşun ancak iman-amel bütünlüğünde islama tabi olmakla mümkün olduğunu beyan etmiştir:
dediler ki: 'sayılı günlerin dışında, ateş asla bize değmeyecektir.' de ki: 'Allah katından bir ahid mi aldınız? -ki Allah asla ahdinden dönmez yoksa Allaha karşı bilmediğiniz bir şeyi mi söylüyorsunuz?'
evet; kim bir kötülük işler de günahı kendisini kuşatırsa, (artık) onlar, ateşin halkıdırlar; orada süresiz kalacaklardır.
iman edip salih amellerde bulunanlar ise cennet halkıdırlar; orada süresiz kalacaklardır.” (Bakara 2/80-82)
Rabbimiz müminleri vasfederken “Onlar ayetlere karşı sağır ve kör davranmazlar” buyuruyor. Hz. Peygamberin öncülüğünde oluşan ilk Kur’an nesli Rabbimizin buyurduğu bu vasıf üzere idiler.
onlar Allahın ayetleri karşısında haşyet ve teslimiyet hali üzere idiler.
onların ayetler konusunda parolaları “işittik ve itaat ettik” şeklindeydi.
ayetlerle yaşıyor, ayetlerle kendilerine çeki düzen veriyor, ayetlerle istikamet belirliyor, ayetlerle yanlışlarından vazgeçiyorlardı. içkiyi haram kılan Maide Suresi 90. ayet inzal olunduğunda medine sokaklarında içkiden dereler oluştuğu haber verilmektedir kaynaklarda. zira onlar Allahın ayetlerine ciddiyetle yöneliyor, ciddiyetle kulak veriyor ve ayetlerin gereğini tereddütsüz olarak yerine getirmeyi müslüman olmanın olmazsa olmazı biliyorlardı.
onlar ciddiyetsizliğe, duyarsızlığa, laubaliliğe asla prim vermiyorlardı. hayatlarında ciddiyetle güler yüzlülüğü, net olmakla yumuşak huylu ve şefkatli olmayı çok iyi şekilde formüle etmişlerdi. gayet ciddiydiler fakat asla asık yüzlü ve somurtkan değildiler.
Allahın ayetleri karşısında duyarsızlığın ve onun da ötesinde laubali davranmanın tohumları, Hz. Peygamber sonrası dönemde yaşanan çeşitli sorunların doğurduğu fırkalaşmalar ve bu fırkalaşmalarla birlikte ortaya çıkmaya başlayan konjonktüre dayalı farklı itikadi yorumlarla Kurani öğretinin dışına çıkılmaya başlanmasıyla atılmıştır. bu süreçlerde, Rabbimizin Kur’anda sıkı sıkıya bağladığı iman ve amel bağı koparılıp amelsiz bir imanın makbuliyeti anlayışı ortaya atılmış, bunun yanı sıra kadercilik ve şefaatçilik anlayışları üretilerek insanların İslam’la olan bağı ciddi şekilde sakatlanmıştır.
Rabbimizin Kur’anda Nisa suresi 17-18, Nisa 146, En’am 154, Nahl 119, Meryem 60, Furkan 71, Tahrim Suresi 8 gibi ayetlerde bildirdiği
“makbul tevbe”nin sınırlarını gözetmeyip önceki ümmetlerde olduğu gibi
“Nasıl olsa bağışlanacağız” şeklindeki duyarsızlaştırıcı anlayışa kaynaklık eden “kurtuluş kapıları” icad edilmiştir.
hiçbir pratik bağlayıcılık içermeyen bir iman iddiasını makbul gören ve sahibini cennetle müjdeleyen bu tür aldatıcı anlayışlar, beraberinde Allahın hükümlerine karşı ciddiyetsizliğin, duyarsızlığın ve daha da ötesinde laubaliliğin boy verip yaygınlaşmasını getirmiştir.
günümüzde söz konusu ciddiyetsizlik, duyarsızlık ve laubalilik sorununun çok yaygın bir halde yaşandığı aşikardır. milyonlarca namazsız, taatsız, islam’a inanan ama islamla yaşamayan “Müslüman” var bugün yeryüzünde.
şayet, iman iddiasında olduğu halde islam’ın kapısından geçmeyen, namaza-niyaza yanaşmayan bu “İslamsız müslümanlar”ın hastalığına çare olmak, onların islam’la tanışmasında ve sahiden İslamın insanı olmasında bir öncülük işlevi görmek istiyorsak öncelikle meselenin kaynağını teşkil eden ciddiyet sorununu çözmeye çalışmamız gerekir. ciddiyet sorununu çözmenin ilk adımı ise, insanları kulaktan dolma/zanna dayalı iddiaların karanlığından, vahyi bilginin aydınlığına taşımak ve ciddiyetsizliğin kaynağı olan “Ateş bize sayılı günler dışında dokunmayacak”, “Nasıl olsa bağızlanacağız”, “İnandıktan sonra ne yaparsan yap eninde sonunda cennettesin” şeklindeki Kur’an dışı anlayışları bertaraf etmektir.
tefsir yapmak ehil işidir,,
burada istediğiniz kadar ayet ve açıklamalarını yazabilirsiniz lakin mühim olan verimli ve öğretici olmaktır..
ALINTI
2 / BAKARA - 80
Ve (o emaniyyeye tâbî olanlar): “Ateş bize ancak sayılı birkaç gün dokunacak (günahlarımız kadar yanıp cennete gireceğiz).” dediler. De ki: “Allah katından bir ahd mi edindiniz?” (Eğer böyle bir ahd, almışsanız) Allah, ahdinden asla dönmez (Allah'ın ahdinde hilâf olmaz). Yoksa Allah'a karşı bilmediğiniz bir şey mi söylüyorsunuz?
1- ve kalu : ve dediler
2- len temesse-na : bize dokunmaz
3- en naru : ateş
4- illa : ancak ,sadece ,den başka
5- eyyamen : günler
6- ma'dudete : sayılı,adetli
7-kul : de,söyle
8-ettehaztum (e ittehaztum): siz edindiniz mi
Allahın burada asılneyi murad etmek istediğini bu alıntıladığım ve yukarda ki iletilerinizi çıklamakla başlaya bilirsiniz.
huda hafız.