Çobanlık; bütün Peygamber efendilerimizin yaptığı iş...
Birçoğu çocuk yaşta, bir kısmı yetişkin zamanında...
Kendisiyle oyun oynayıp eğlenebildiğin ve dahi yemeğini paylaştığın bir köpek...Herdaim taze ot, yakınlarda küçük bir4 dere ve bir de öğlen sığaında sığınacak gölgelik...Birkaç seferde sürüsüne bu imkanları sunabilmiş çobana tüm sürü güvenir ve ona itaat eder...Köpek söz söylemeden beden diliyle anlar ondan istediğin işi ve hemencecik görevini yerine getirir...
...ve küçük çobana bakacak, görecek öğrenecek ve tefekkür edecek bolca zaman...küçücük basit olaylardan kocaman gülüşler ve sevinçler...ve kitapsız öğretmensiz irfan tahsili...ve güveni, sevgiyi, sevinci, huzuru yaşayarak öğrenme...
Aşağıda ki yazı küçük bir çoban öyküsüdür...
Altı mıydı yaşı yoksa beş mi? Yalanı da hiç sevmem, ben altı diyeyim siz beş yahut ben beş siz altı… Çok sıcak bir haziran ortası… O zamanlar sıcaklar bunaltmıyor insanları… Şartı var tabi ki, güneşin altında durulmayacak… Henüz güneş insaflı, sıcaklığı gönül okşayıcı… Sevgiyi andırıyor biraz, evet aynen o kıvamda… Ayak parmaklarının arasındaki iç gıdıklayıcı sıcaklığı ancak mezarlıktan çıkınca hissedebildi… Toprak yol kahverengiydi ve sıcaklığını iliklerinde hissettiren undu sanki… Adımlarını izlemeye başladı yolda yürürken… Köpeğine bırakmıştı 4 koyunun sorumluluğunu… Özgürce bıraktı kahverengi un deryasına kendini… Her adımda ayaklarıyla hissettiği o yumuşacık sıcaklığın kokusu ciğerine ulaşınca 'içi' girdi devreye… Sımsıcak bir günde, sıcaklığın hazzını yaşamak… Üstüne üstlük bir de bunun farkında olmak… Yüreğine ulaştığında bilinci, içi sevgi doluydu… Ancak bir çocuğun yüzünde oluşabilecek tebessüm kapladı yüzünü… Sonra, küçük sevinç patlamaları başladı içinde… Ensesine inen kocaman damlayla toprağı bıraktı, kendine döndü… Yaz yağmuru başlamıştı… Düşmeye başlayınca toprağa, küçük volkan patlamaları oluşturan damlaları izlemeye başladı… Eğleniyordu nedenini bilmeden… Sonra damlalar hızlandı, kocaman iri damlalar… Ürperdi bedeni ıslaklıktan… Beklemediği bir anda toprağın kokusu esir etmişti varlığını… Sayamayacağı çoklukta ve türdeki bitki kokularının keskinliği yaşadığı dünyaya döndürdü tekrar… Köpek havlayarak sevinç gösterisi yaptı durduk yerde… Yağmur dindiğinde toprak yol bitmiş yemyeşil meralara, tarlalara ulaşmışlardı… Küçük çimen zeminli bir havuzcukta yıkadı çamura bulaşmış çıplak ayaklarını.
Köpekle paylaştı yemeğini, koyunlar kendi işlerini kendileri halletti… Güneş tam tepeye ulaştı ve gücünü hissettirmeye başladı… Çok sıcaktı, nemsiz, bunaltmayan ama dayanılmaz… En sevdiği söğüt ağacına varınca, çıkınını yastık yaptı… İyice sessizleşti her yer… Böcekler bile gölgelikte sessizce dinlenmekteydi… Havada en ufak bir yelcik dahi yoktu… Yirmi adım ileride küçük dere yatağı bile çekinmiş sükuneti bozmaktan… Duyulan su sesi gerçek mi hayal mi anlaşılmıyordu… Koyunlar ve köpek en rahat yerlere yerleştirdiler bedenlerini uzaklaşmadan birbirlerinden… Olunabilecek en serin yerde olduğunu bilerek yavaşça kapatmaya başladı göz kapaklarını… Köpeğin sağladığı güven duygusunu hissetti tekrar, tam bir güvenle bıraktı kendini uykunun kollarına… Bilinci terk etmeden bedeni son hissettiği şey mutlak sükunetti…
Başı yana kayınca açıldı gözleri… Gördüğü manzara çok mutlu etti onu… Tebessüm etti kocaman ama sessizce… Güneş kaymış, ağacın gölgesini değiştirmiş… Koyunlar ve köpek, açıkta kalan bedenlerini gölgeye sokmak için yer değiştirmiş… Mekan daralınca kimi, kimini başına yastık yapmış… Köpek koyunun karnını… Koyunun biri bir diğerinin boynunu… Kendi başı da bir diğer koyunun karnını… Üç farklı tür canlı… Paylaşılan şey aynı… Sevinç patlamasının büyüklüğü nefessiz bıraktı bir an ciğerlerini… Kısa sürdü boşluk hissi… Tekrar bıraktı şefkatle yaklaşan uykunun kollarına bilincini…