Şeyhülislâma, yer öpmeyi âdet edinen kimseyle, bunu, rızkı elinden gideceği için mecburen (mükrehen) yapan kimsenin durumu soruldu. Şeyh şu cevabı verdi:

Yer öpmek ve eğilmek gibi, secde şeklinde, bazı şeyh ve padişahların huzurunda yapılan hareketler caiz değildir. Nitekim, Hz. Peygamber (s.a.v.) de:

— Bizden birimiz, kardeşiyle karşılaştığı zaman eğilebilir mi?, diye sorulduğu zaman,

— Hayır! cevabını vermişti. Yine, Muâz b. Cebel, Şam'dan dönüşünde Peygamber (s.a.v.)'e secde etmişti. Bunu gören Peygamber (s.a.v.): «Bu nedir yâ Muâz?» diye sorunca:

— Ey Allah'ın Resulü! Şam'da hıristiyan halkın, rahiplerine secde ettiklerini gördüm; bunu peygamberlerinden naklediyorlardı. Bunun üzerine Peygamber (s.a.v.) buyurdular ki:

«Bu, peygamberlere iftiradır. Şayet, bir kimsenin bir kimseye secde etmesini emretseydim, üzerindeki hakkından dolayı kadının kocasına secde etmesini emrederdim. Ey Muâz! Allah'tan başka kimseye secde edilmez» (Ebû Dûvud, Nikâh 40; Tirmizî, Radâ 10; İbn Mâce, Nikâh 4; İbn Hanbel lV/381, VI/76)

Bu gibi hareketlerin ibadet ve taat kasdıyla yapılması ise, münkeratın en büyüklerindendir. Kim böyle yapmanın ibadet ve taat olduğuna inanırsa, o sapık ve müfteridir. Hattâ o kimseye bunun din ve ibadet olduğu anlatıldığı halde bunda ısrar ederse, tevbeye davet edilir; vazgeçip tevbe etmezse öldürülür.

Bu tür hareketlere zorlanan kimse ise, bunları yapmadığı takdirde dayak yiyecek, veya hapsedilecek, veya malı elinden alınacak veya beytülmalden almakta olduğu hakkı olan rızkı (maaşı) kesilecek veya buna benzer bir zarara uğrayacaksa, âlimlerin çoğunluğuna göre, bunları yapar. Zira, âlimlerin çoğuna göre, ikrah (baskı), içki içmek ve benzeri haram fiilleri mubah kılar. İmam Ahmed ve diğerlerinin meşhur görüşleri de böyledir. Ancak, buna rağmen böyle bir kimsenin bu fiilleri kalben nefretle karşılaması ve imkânı oranında bunlardan kaçınmaya çalışması lâzımdır. Allah (c.c.) bu hususta samimi olana yardım eder ve samimiyetinin bereketiyle bu işten onu kurtarır. Bir grup âlim de şöyle demiştir: «Zor altında kalan kişi, ancak haram sözleri söyleyebilir; fakat haram işi yapması caiz değildir. Takıyye, ancak dil ile olur». Bu görüş, İbn Abbas ve daha başkalarından rivayet edilmiştir. Aynı zamanda İmam Ahmed 'den gelen bir rivayettir. Böyle birşeye zorlanan kişi, o esnada kalbinden, bu baskıya Allah için boyun eğdiğine niyet ederse iyi olur. Yine, küfrü gerektiren bir söze zorlanan kimse, içinden, söylenmesi mubah başka bir mânâ geçirir. Ancak şu bilinmelidir ki, daha fazla mevki ve mal elde etmek için bunlar caiz değildir. Allâhu a'lem.

SORU: İnsanlar, itibarı olan bir kimse geldiğinde ayağa kalkmayı âdet haline getirmişlerdir; bu caiz midir? Kişi ayağa kalkmadığı takdirde, gelen kimsenin kalbinin kırılacağı veya çekimser kalacağı zannına varırsa hüküm nedir? Hattâ, ayağa kalkmamak, bazan buğz, kin ve nefrete sebep olacaksa? Yine, meclislerde ve benzeri yerlerde yere doğru eğilerek baş sallamak caiz midir, yoksa haram mıdır? Kişi bunu herhangi bir kasdı olmaksızın âdet olarak ve tabiî bir şekilde yapmaktadır; ileri gelenler ve âlimler hakkında ve böyle yapıldığında daima hoşnut olan kimseler hakkında yaptığı zaman günah olur mu? 'Ben Allah için secde ettim' dese doğru olur mu?

CEVAP: Âlemlerin Rabbine hamdederim. İmdi, Asr-ı Saadette ve Hulefâ-i Râşidîn devrinde, selefin, Hz. Peygamber'! gördüklerinde ayağa kalkma âdetleri yoktu. Hattâ Enes b. Mâlik der ki:

— İnsanların, Hz. Peygamber'den daha çok sevdikleri bir kimse yoktu; buna rağmen O'nu gördüklerinde ayağa kalkmazlardı. «Çünkü, Hz. Peygamber'in bunu hoş görmediğini bilirlerdi. Fakat, uzaktan gelen birine, o kimseyi karşılamak üzere ayağa kalkarlardı. Nitekim, Hz. Peygamber (s.a.v.) İkrime için ayağa kalkmış ve Sa'd b. Muâz gelirken, Ensâr'a:

«Büyüğünüze kalkınız» (Buhârî, Edeb 144, İsti'zan 26; Ebû Dâvud, Edeb 144: İbn Hanbel VI/142) buyurmuştu.

Sa'd b. Muâz oraya, Beni Kureyza Yahudileri hakkında hüküm vermek üzere gelmişti.

İnsanlara gereken, Selefin, Hz. Peygamber (s.a.v.) zamanında yürüdükleri yolu izlemeleridir. Çünkü onlar en hayırlı nesildir. Sözün en hayırlısı da Allah'ın sözü ve yolun en hayırlısı da Hz. Muhammed (s.a.v.)'in yoludur. Hiç kimse, yaratıkların en hayırlısının ve en hayırlı neslin yolunu bırakıp, başka yollara gitmemelidir.

Kendisine ayağa kalkılan ulu ve itibarlı kişi, maiyyetindeki kimselerin böyle yapmalarını tasvip etmemeli ki, kendisini gördüklerinde onlar, (sefer dönüşü) mutad karşılama hariç, ayağa kalkmasınlar!

Sefer dönüşü ve buna benzer durumlarda, geleni karşılamak için ayağa kalkmak ise güzeldir.

İkram için gelene ayağa kalkmanın âdet olduğu bir yerde, ayağa kalkmadığı takdirde, gelen kişi bunu kendisine hakaret ve hukukuna riayetsizlik şeklinde anlayacaksa ve Sünnetteki uygulamayı da bilmiyorsa, en uygunu ayağa kalkmaktır; çünkü bu, kişiler arasını ıslâha, buğz ve kini ortadan kaldırmaya daha elverişlidir. Ahâlinin bu konuda Sünnete uygun hareketini bilen kimseye ise geldiğinde kalkmak, onu incitmek olmaz. Bu kalkma, Peygamber (s.a.v.)'in:

«Kim, insanların, kendisi için ayakta divan durmalarından sevinç duyarsa, cehennemdeki yerini hazırlasın» (Tirmizi, Edeb 13) hadîsinde geçen kalkma değildir. Çünkü, hadîste yasaklanan şey, kendisi otururken insanların ayakta durmalarıdır; yoksa o geldiği için ayağa kalkmaları değil. Bunun içindir ki, âlimler, «O gelince ayağa kalktım» demekle, «Onun için ayakta durdum» demek arasında fark görmüşlerdir ki, gelen veya ayağa kalkan, her ikisi de ayakta olma hususunda eşittirler. Halbuki, oturan için ayağa kalkmak (ve ayakta durmak) böyle değildir.

Müslim'in Sahîh'inde sabittir ki, Hz. Peygamber (s.a.v.) hastalıkları sırasında, cemaate oturarak namaz kıldırıyorlardı; fakat cemaat ayaktaydı. Bunun üzerine, onlara oturmalarını emretti ve şöyle buyurdu :

«Acemlerin, birbirlerini büyülttükleri gibi, siz de beni büyültmeyin» (Ebû Dâvud, Edeb 152; İbn Hanbel V/253, 256).

Bundan dolayıdır ki, müslümanları, oturmakta olan büyüklerine ta'zim gösteren Acemlere benzememeleri için, namazda kendisi otururken onların ayakta durmalarını nehyetmiştir.

Hülâsa, selefin âdet ve ahlâkına uymak ve buna imkânlar oranında çaba göstermek gerekir.

Bu doğru davranışın, Sünnete uygun âdet olduğunu bilmeyen kimselere karşı, doğruyu bırakıp, hürmet konusunda insanların âdet haline getirdikleri şekilde muamele etmek, iki mahzurdan ehven olanını (racih mefsedeti) yapmaktır. Yani böylece, daha ehvenini tercih etmek suretiyle, iki fesaddan daha büyük olanı defedilmiş olur. İki iyilikten en büyüğünü, daha küçük olanı terketmek suretiyle yapmak gibi.