Biribirleriyle tartışıp biri diğerine: «Bizimle Allah arasında bir aracının bulunması kaçınılmazdır; onsuz Allah'a ulaşamayız» diyen iki adamın durumu Şeyhu'l-İslâm İbn Teymiye'ye - Allah ruhunu şad etsin - soruldu
Cevap:
Hamd, âlemlerin Rabbı Allah'adır Şayet bu sözüyle, Allah'ın emrinin bize ulaştırılması için bir aracının bulunması kaçınılmazdır, demek istiyorsa doğrudur Çünkü insanlar, Allah'ın sevip razı olduğu şeyleri; neleri emredip nelerden sakındırdığını, kereminden dostlarına neleri hazırladığını ve azaptan düşmanlarına neleri vadettiğini, yine Allah'ın hak ettiği güzel isimleri, akılların idrâk etmekten âciz kaldığı yüce sıfatlan ve benzeri şeyleri ancak kullarına gönderdiği peygamberleri aracılığıyla bilirler.
Hidâyete erenler peygamberlere inananlar, onlara tâbi olanlardır. Allah onları kendi katına yaklaştırır. Mertebelerini yükseltir. Dünya ve âhirette onlara ikramda bulunur. Peygamberlere muhalefet edenlere gelince, işte onlar lanetlenmişlerdir. Rablerinden uzak ve mahrumdurlar. Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:
«Ey Âdemoğulları ,kendi içinizden elçiler gelip size âyetlerimi anlattıkları zaman (günahlardan) korunup (kendisini) düzeltenlere korku yoktur ve onlar üzülmeyeceklerdir. Âyetlerimizi yalanlayıp onları kabule tenezzül etmeyenlere gelince, onlar da ateş ehlidir; orada ebedi kalacaklardır» (7 A'râf 35-36).
«İmdi Benden size bir hidâyet geldiği zaman, kim Benim hidayetime uyarsa o sapmaz ve bedbaht olmaz. Ama kim Beni anmaktan yüz çevirirse onun için de dar bir geçim vardır. Kıyamet günü onu kör olarak haşrederiz. Rabbim, der. niçin beni kör haşrettin, oysa ben görür idim? (Allah) buyurur ki: İşte böyle. Sana da bizim âyetlerimiz geldi, sen onları unuttun. Bugün de sen öyle unutulursun» (20 Tâhâ 123-126).
İbn Abbas diyor ki: Allah, Kur'an'ı okuyup onunla amel edeni tekeffül etmiştir. Bu kimse dünyada sapıtmaz ve âhirette bedbaht olmaz.
Allah Teâlâ, ateş ehli hakkında da şöyle buyurmaktadır:
«Her topluluk onun içine atıldıkça, onun bekçileri onlara sorar: 'Size bir uyarıcı gelmedi mi?' 'Evet, bize uyarıcı geldi, ama biz onu yalanladık ve: Allah hiçbir şey indirmedi, siz büyük bir sapıklık içindesiniz, dedik' derler» (67 Mülk 8-9).
«İnkâr edenler, bölük bölük cehenneme sürüldüler. Oraya geldikleri zaman, cehennemin kapılan açıldı, cehennemin bekçileri onlara şöyle dedi: 'Kendi aranızdan, Rabbinizin âyetlerini size okuyan ve sizi bu gününüzle karşılaşacağınız hakkında uyaran elçiler gelmedi mi?' 'Evet, geldi' dediler. Ama kâfirlere azap sözü hak oldu» (39 Zümer 71).
«Biz elçileri sadece müjdeleyiciler ve uyarıcılar olarak gönderiyoruz. Kim inanır ve kendini düzeltirse, onlara korku yoktur ve onlar üzülmeyeceklerdir. Âyetlerimizi yalanlayanlara da yaptıkları fenalık yüzünden azab dokunacaktır» (6 En'âm 48-49).
«Nuh'a ve ondan sonra gelen peygamberlere vahyettiğimiz gibi, sona da vahyetik. Nitekim İbrahim'e, İshak'a, Yâkub'a, torunlarına, İsa'ya, Eyyûb'a, Yûnus'a, Harun'a, Süleyman'a da vahyetmiş ve Davud'a da Zebur'u vermiştik. Daha önce sana anlattığımız elçilere ve sana anlatmadığımız elçilere de (vahyetmiştik). Ve Allah Musa ile de konuştu. (Bunları) müjdeleyici ve uyarıcı elçiler olarak (gönderdik) ki, peygamberler geldikten sonra insanların Allah'a karşı bahaneleri kalmasın» (4 Nisâ 163-165).
Kur'an'da benzeri âyetler pek çoktur.
İslâmiyet, Yahudilik ve Hıristiyanlık gibi dinlerin mensuplarının hepsi bu konuda birleşmişlerdir. Hepsi de, Allah ile kullan arasında aracılar kabul ederler ki bunlar, Allah'ın emir ve haberlerini O'ndan tebliğ eden peygamberlerdir. Nitekim Allah Teâlâ:
«Allah meleklerden de, insanlardan da elçiler seçer» (22 Hacc 75), buyurmaktadır. Bu aracıları inkâr eden, bütün din mensuplarının ittifakıyla kâfirdir.
Mekke'de indirilen En'âm ve A'râf süreleriyle Elif-lâm-râ, Hâ-mim, Tâ-sîn ve benzeri harflerle başlayan sûreler, Allah'a resullerine ve âhiret gününe îman gibi dinin esaslarını içerirler.
Allah, peygamberleri yalanlayan kâfirleri nasıl helak ettiğini ve peygamberleriyle iman edenlere nasıl yardım ettiğini anlatmaktadır :
«Andolsun ki peygamber kullarımıza söz, vermişizdir: Onlar şüphesiz yardım göreceklerdir. Bizim ordumuz şüphesiz galip gelecektir» (37 Sâffât 171-173).
«Doğrusu Biz, peygamberlerimize ve inananlara dünya, hayatında ve şahidlerin şahidlik edecekleri günde yardım ederiz» (40 Mü'min 51).
İşte bu aracılara itaat edilir, tâbi olunur ve peşlerinden gidilir. Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:
«Biz her peygamberi ancak Allah'ın izniyle, itaat olunması için gönderdik» (4 Nisa 64).
«Peygambere itaat eden, Allah'a itaat etmiş olur» (4 Nisa 80).
«De ki: Allah'ı seviyorsanız bana uyun, Allah da sizi sevsin» (3 ÂI-İ İmrân 31)
«Bu peygambere inanan, hürmet eden, yardım eden, onunla gönderilen nura uyanlar yok mu? İşte onlar saadete erenlerdir» (7 A'râf 157)
«Andolsun ki, sizin için, Allah'a ve âhiret gününe kavuşmayı umanlar ve Allah'ı çok anan kimseler için Resûlüllah en güzel örnektir» (33 Ahzâb 21).
Ama aracı ile, yararların gelmesi ve zararların uzaklaştırılmasını kastediyorsa, meselâ kulların rızkı, yardım görmeleri, hidayete ermeleri konularında bir aracı kastediyorsa; kulların, bu konulardaki isteklerini bu aracıdan isteyeceklerini ve bu konularda kendisinden istekte bulunmayı söylüyorsa, bu, en büyük şirk olup Allah bununla müşrikleri kâfir saymıştır. Çünkü onlar, Allah dışında dost ve şefaatçi edinmişlerdi; onlarla yarar celbedeceklerini ve zararlardan korunacaklarını sanıyorlardı.
Şefaat, Allah'ın izin verdiği kimsenindir. Hattâ Allah şöyle buyurmaktadır :
«Gökleri, yeri ve ikisinin arasında bulunanları altı günde yaratan, sonra Arş'a hükmeden Allah'tır. O'ndan başka bir dostunuz ve şefaatçiniz yoktur. Düşünüyor musunuz?» (32 Secde 4)
«Rablerinin huzurunda toplanacaklarından korkanları onunla uyar. Ondan başka bir dost ve şefaatçileri yoktur» (6 En'âm 51).
«De ki: 'Allah'tan başka (kendilerinde bir şeyler var) sandıklarınızı çağırın; sizin bir sıkıntınızı gidermeye ve onu değiştirmeye güçleri yetmez. Onların yalvarıp durduklarının en yakın olanları bile Rablerine vesile ararlar, rahmetini umar, azabından korkarlar. Rabbinin azabı gerçekten çetindir» (17 İsrâ 56-57)
«De ki: 'Allah'ı bırakıp da göklerde ve yerde zerre miktarı bir şeye sahip olmadığı, her ikisinde de bir ortaklığı bulunmadığı ve hiçbiri Allah'a yardımcı olmadığı halde tanrı olduklarını ileri sürdüklerinizi yardıma çağırsanıza! Allah'ın katında, kendisine izin verilenden başka kimse şefaat edemez» (34 Sebe' 22-23).
Seleften bir grup şöyle demektedir: «Bazı kavimler Mesih'e, Üzeyr'e ve meleklere yakarıp dua ediyorlardı, îşte bunun üzerine Allah onlara, meleklerle peygamberlerin zararı üzerinden def'edemeyeceklerini ve onu değiştiremeyeceklerini, aslında kendilerinin de Allah'a yaklaşma çabası içerisinde olduklarını, rahmetini umduklarını ve azabından korktuklarım açıklamıştır.» Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:
«Hiçbir insana yakışmaz ki, Allah ona Kitab, hüküm ve peygamberlik versin de, sonra (o kalksın) insanlara.- 'Allah'ı bırakıp bana kullar olun desin; fakat; 'Öğrettiğimiz ve okuduğunuz Kitab gereğince Rabbe hâlis kullar olun', der. Ve size melekleri ve peygamberleri tanrılar edinin, diye de emretmez. Siz müslümanlar olduktan sonra, size inkârı emreder mi?» ( 3 Âl-i İmrân 79-80)
Allah, melek ve peygamberlerin rab edinilmelerinin küfür olduğunu açıklamaktadır.
Her kim melek ve peygamberleri dua edilen aracılar kılar, onlara tevekkül ederse, menfaatlerin celbini ve zararların giderilmesini onlardan isterse, meselâ: Günahların bağışlanmasını, kalblerin hidayete ermesini, zorlukların giderilmesini ve ihtiyaçların yerine getirilmesini onlardan beklerse, müslümanların icmaıyla o kâfirdir.
Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:
«Rahman çocuk edindi, dediler. O, (böyle şeylerden) yücedir. Hayır, onlar (melekler) ikram edilmiş (Allah'a yaklaştırılmış) kullardır. O'ndan önce söz söylemezler ve onlar, O'nun emriyle hareket ederler. (Allah), onların önlerinde ve arkalarında ne. varsa (ne yapmış, ne etmişlerse) bilir. (Allah'ın) razı olduğundan başkasına şefaat edemezler ve hepsi O'nun korkusundan titrerler. Onlardan her kim: «Ben O'ndan başka bir tanrıyım?» derse onu cehennemle cezalandırırız. Biz zalimleri işte böyle cezalandırırız» (21 Enbiyâ 26-29 ).
«Ne Mesih Allah'a kul olmaktan çekinir, ne de Allah'a yaklaştırılmış melekler. Kim O'na kulluktan çekinir ve büyüklük taslarsa bilsin ki O, onların hepsini kendi huzuruna toplayacaktır» (4 Nisa 172).
«Rahman çocuk edindi, dediler. Andolsun ki, siz pek kötü bir cür'ette bulundunuz. Neredeyse o (sözün dehşetlinden gökler çatlayacak, yer yarılacak ve dağlar yıkılıp dağılacaktır! Rahman için çocuk iddia ettiklerinden ötürü. Rahmân'ın çocuk edinmesi yakışmaz. Göklerde ve yerde bulunan herkes Rahmana kul olarak gelecektir. Onların hepsini kuşatmış ve hepsini bir bir saymıştır. Onların hepsi kıyamet günü O'na tek başına gelecektir» (13 Meryem 88-95).
«Allah'ı bırakıp kendilerine ne zarar, ne de yarar veremeyen şeylere tapıyorlar ve: 'Bunlar Allah katında bizim şefaatçilerimizdir' diyorlar. De ki: 'Allah'ın, göklerde ve yerde bilmediği bir şeyimi Allah'a haber veriyorsunuz?' O, onların koştukları ortaklardan uzak ve yücedir» (10 Yûnus 18)
«Göklerde nice melek var ki onların şefaati hiçbir işe yaramaz. Meğer Allah'ın dilediği ve razı olduğu kimseye izin verdikten sonra olsun» (53 Necm 26 .
«O'nun izni olmadan kendisinin katında kim şefaat edebilir?» (2 Bakara, 255 )
«Eğer Allah sana bir zarar dokundursa onu, yine O'ndan başka kaldıracak yoktur ve eğer sana bir hayır dilerse, O'nun keremini de geri çevirecek yoktur»(2 Bakara 255 ).
«Allah, insanlara bir rahmet açtı mı onu tutan olmaz. O'nun tuttuğunu da O'ndan sonra salacak yoktur»
(10 Yûnus 107).
«De ki: 'Allah'tan başka yalvardıklarınızı gördünüz mü? Şimdi Allah bana bir zarar vermek istese, onlar O'nun vereceği zararı kaldırabilirler mi? Yahut bana bir rahmet vermek dilese onlar O'nun rahmetini durdurabilirler mi?' De ki: Allah bana yeter. Tevekkül edenler, O'na dayansınlar» (39 Zümer 38).
Kur'an'da benzeri âyetler pek çoktur.
Peygamberler dışında - ilim ve din büyüklerinin - peygamber ile ümmeti arasında; ümmete tebliğ eden, onlara hocalık yapan, onları eğiten ve peşinden gidilen aracılar olduklarını söyleyen de bu sözünde isabet etmiştir.
Bu âlimler icmâ ettiklerinde, icmâları kesin hüccettir. Onlar, sapıklık üzere icmâ etmezler. Bir mes'elede aralarında anlaşmazlık çıktığında onu Allah ve Resulüne havale ederler. Çünkü onlardan hiçbiri masum değildir. Aksine, Resûlüllah (s.a.v) hariç, insanlardan herkesin sözleri içinde kabul ve reddedilecek olanları vardır. Nitekim Resûlüllah (s.a.v.) şöyle buyurmaktadır:
«Alimler, peygamberlerin mirasçılarıdır. Peygamberler, ne dinar, ne de dirhem miras bırakırlar. Onlar ancak ilmi miras bırakırlar. Her kim ilmi alırsa, bol bir pay almıştır» ( Buhârî, İlm 10; Ebû Dâvud, İlm 1; İbn Mâce, Mukaddime 17).