Yardım - Ara - Üyeler - Takvim
Normal Forum Görünümü: İki Tür Aracı
Islami Forum - Popüler Forum > İSLAMİ KONULAR > .·[ TASAVVUF ]·.
süleyman recep
Biribirleriyle tartışıp biri diğerine: «Bizimle Allah arasında bir aracının bulunması kaçınılmazdır; onsuz Allah'a ulaşamayız» diyen iki adamın durumu Şeyhu'l-İslâm İbn Teymiye'ye - Allah ruhunu şad etsin - soruldu

Cevap:

Hamd, âlemlerin Rabbı Allah'adır Şayet bu sözüyle, Allah'ın emrinin bize ulaştırılması için bir aracının bulunması kaçınılmazdır, demek istiyorsa doğrudur Çünkü insanlar, Allah'ın sevip razı olduğu şeyleri; neleri emredip nelerden sakındırdığını, kereminden dostlarına neleri hazırladığını ve azaptan düşmanlarına neleri vadettiğini, yine Allah'ın hak ettiği güzel isimleri, akılların idrâk etmekten âciz kaldığı yüce sıfatlan ve benzeri şeyleri ancak kullarına gönderdiği peygamberleri aracılığıyla bilirler.

Hidâyete erenler peygamberlere inananlar, onlara tâbi olanlardır. Allah onları kendi katına yaklaştırır. Mertebelerini yükseltir. Dünya ve âhirette onlara ikramda bulunur. Peygamberlere muhalefet edenlere gelince, işte onlar lanetlenmişlerdir. Rablerinden uzak ve mahrumdurlar. Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:

«Ey Âdemoğulları ,kendi içinizden elçiler gelip size âyetlerimi anlattıkları zaman (günahlardan) korunup (kendisini) düzeltenlere korku yoktur ve onlar üzülmeyeceklerdir. Âyetlerimizi yalanlayıp onları kabule tenezzül etmeyenlere gelince, onlar da ateş ehlidir; orada ebedi kalacaklardır» (7 A'râf 35-36).

«İmdi Benden size bir hidâyet geldiği zaman, kim Benim hidayetime uyarsa o sapmaz ve bedbaht olmaz. Ama kim Beni anmaktan yüz çevirirse onun için de dar bir geçim vardır. Kıyamet günü onu kör olarak haşrederiz. Rabbim, der. niçin beni kör haşrettin, oysa ben görür idim? (Allah) buyurur ki: İşte böyle. Sana da bizim âyetlerimiz geldi, sen onları unuttun. Bugün de sen öyle unutulursun» (20 Tâhâ 123-126).

İbn Abbas diyor ki: Allah, Kur'an'ı okuyup onunla amel edeni tekeffül etmiştir. Bu kimse dünyada sapıtmaz ve âhirette bedbaht olmaz.

Allah Teâlâ, ateş ehli hakkında da şöyle buyurmaktadır:

«Her topluluk onun içine atıldıkça, onun bekçileri onlara sorar: 'Size bir uyarıcı gelmedi mi?' 'Evet, bize uyarıcı geldi, ama biz onu yalanladık ve: Allah hiçbir şey indirmedi, siz büyük bir sapıklık içindesiniz, dedik' derler» (67 Mülk 8-9).

«İnkâr edenler, bölük bölük cehenneme sürüldüler. Oraya geldikleri zaman, cehennemin kapılan açıldı, cehennemin bekçileri onlara şöyle dedi: 'Kendi aranızdan, Rabbinizin âyetlerini size okuyan ve sizi bu gününüzle karşılaşacağınız hakkında uyaran elçiler gelmedi mi?' 'Evet, geldi' dediler. Ama kâfirlere azap sözü hak oldu» (39 Zümer 71).

«Biz elçileri sadece müjdeleyiciler ve uyarıcılar olarak gönderiyoruz. Kim inanır ve kendini düzeltirse, onlara korku yoktur ve onlar üzülmeyeceklerdir. Âyetlerimizi yalanlayanlara da yaptıkları fenalık yüzünden azab dokunacaktır» (6 En'âm 48-49).

«Nuh'a ve ondan sonra gelen peygamberlere vahyettiğimiz gibi, sona da vahyetik. Nitekim İbrahim'e, İshak'a, Yâkub'a, torunlarına, İsa'ya, Eyyûb'a, Yûnus'a, Harun'a, Süleyman'a da vahyetmiş ve Davud'a da Zebur'u vermiştik. Daha önce sana anlattığımız elçilere ve sana anlatmadığımız elçilere de (vahyetmiştik). Ve Allah Musa ile de konuştu. (Bunları) müjdeleyici ve uyarıcı elçiler olarak (gönderdik) ki, peygamberler geldikten sonra insanların Allah'a karşı bahaneleri kalmasın» (4 Nisâ 163-165).

Kur'an'da benzeri âyetler pek çoktur.

İslâmiyet, Yahudilik ve Hıristiyanlık gibi dinlerin mensuplarının hepsi bu konuda birleşmişlerdir. Hepsi de, Allah ile kullan arasında aracılar kabul ederler ki bunlar, Allah'ın emir ve haberlerini O'ndan tebliğ eden peygamberlerdir. Nitekim Allah Teâlâ:

«Allah meleklerden de, insanlardan da elçiler seçer» (22 Hacc 75), buyurmaktadır. Bu aracıları inkâr eden, bütün din mensuplarının ittifakıyla kâfirdir.

Mekke'de indirilen En'âm ve A'râf süreleriyle Elif-lâm-râ, Hâ-mim, Tâ-sîn ve benzeri harflerle başlayan sûreler, Allah'a resullerine ve âhiret gününe îman gibi dinin esaslarını içerirler.

Allah, peygamberleri yalanlayan kâfirleri nasıl helak ettiğini ve peygamberleriyle iman edenlere nasıl yardım ettiğini anlatmaktadır :

«Andolsun ki peygamber kullarımıza söz, vermişizdir: Onlar şüphesiz yardım göreceklerdir. Bizim ordumuz şüphesiz galip gelecektir» (37 Sâffât 171-173).

«Doğrusu Biz, peygamberlerimize ve inananlara dünya, hayatında ve şahidlerin şahidlik edecekleri günde yardım ederiz» (40 Mü'min 51).

İşte bu aracılara itaat edilir, tâbi olunur ve peşlerinden gidilir. Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:

«Biz her peygamberi ancak Allah'ın izniyle, itaat olunması için gönderdik» (4 Nisa 64).

«Peygambere itaat eden, Allah'a itaat etmiş olur» (4 Nisa 80).

«De ki: Allah'ı seviyorsanız bana uyun, Allah da sizi sevsin» (3 ÂI-İ İmrân 31)

«Bu peygambere inanan, hürmet eden, yardım eden, onunla gönderilen nura uyanlar yok mu? İşte onlar saadete erenlerdir» (7 A'râf 157)

«Andolsun ki, sizin için, Allah'a ve âhiret gününe kavuşmayı umanlar ve Allah'ı çok anan kimseler için Resûlüllah en güzel örnektir» (33 Ahzâb 21).

Ama aracı ile, yararların gelmesi ve zararların uzaklaştırılmasını kastediyorsa, meselâ kulların rızkı, yardım görmeleri, hidayete ermeleri konularında bir aracı kastediyorsa; kulların, bu konulardaki isteklerini bu aracıdan isteyeceklerini ve bu konularda kendisinden istekte bulunmayı söylüyorsa, bu, en büyük şirk olup Allah bununla müşrikleri kâfir saymıştır. Çünkü onlar, Allah dışında dost ve şefaatçi edinmişlerdi; onlarla yarar celbedeceklerini ve zararlardan korunacaklarını sanıyorlardı.

Şefaat, Allah'ın izin verdiği kimsenindir. Hattâ Allah şöyle buyurmaktadır :

«Gökleri, yeri ve ikisinin arasında bulunanları altı günde yaratan, sonra Arş'a hükmeden Allah'tır. O'ndan başka bir dostunuz ve şefaatçiniz yoktur. Düşünüyor musunuz?» (32 Secde 4)

«Rablerinin huzurunda toplanacaklarından korkanları onunla uyar. Ondan başka bir dost ve şefaatçileri yoktur» (6 En'âm 51).

«De ki: 'Allah'tan başka (kendilerinde bir şeyler var) sandıklarınızı çağırın; sizin bir sıkıntınızı gidermeye ve onu değiştirmeye güçleri yetmez. Onların yalvarıp durduklarının en yakın olanları bile Rablerine vesile ararlar, rahmetini umar, azabından korkarlar. Rabbinin azabı gerçekten çetindir» (17 İsrâ 56-57)

«De ki: 'Allah'ı bırakıp da göklerde ve yerde zerre miktarı bir şeye sahip olmadığı, her ikisinde de bir ortaklığı bulunmadığı ve hiçbiri Allah'a yardımcı olmadığı halde tanrı olduklarını ileri sürdüklerinizi yardıma çağırsanıza! Allah'ın katında, kendisine izin verilenden başka kimse şefaat edemez» (34 Sebe' 22-23).

Seleften bir grup şöyle demektedir: «Bazı kavimler Mesih'e, Üzeyr'e ve meleklere yakarıp dua ediyorlardı, îşte bunun üzerine Allah onlara, meleklerle peygamberlerin zararı üzerinden def'edemeyeceklerini ve onu değiştiremeyeceklerini, aslında kendilerinin de Allah'a yaklaşma çabası içerisinde olduklarını, rahmetini umduklarını ve azabından korktuklarım açıklamıştır.» Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:

«Hiçbir insana yakışmaz ki, Allah ona Kitab, hüküm ve peygamberlik versin de, sonra (o kalksın) insanlara.- 'Allah'ı bırakıp bana kullar olun desin; fakat; 'Öğrettiğimiz ve okuduğunuz Kitab gereğince Rabbe hâlis kullar olun', der. Ve size melekleri ve peygamberleri tanrılar edinin, diye de emretmez. Siz müslümanlar olduktan sonra, size inkârı emreder mi?» ( 3 Âl-i İmrân 79-80)

Allah, melek ve peygamberlerin rab edinilmelerinin küfür olduğunu açıklamaktadır.

Her kim melek ve peygamberleri dua edilen aracılar kılar, onlara tevekkül ederse, menfaatlerin celbini ve zararların giderilmesini onlardan isterse, meselâ: Günahların bağışlanmasını, kalblerin hidayete ermesini, zorlukların giderilmesini ve ihtiyaçların yerine getirilmesini onlardan beklerse, müslümanların icmaıyla o kâfirdir.

Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:

«Rahman çocuk edindi, dediler. O, (böyle şeylerden) yücedir. Hayır, onlar (melekler) ikram edilmiş (Allah'a yaklaştırılmış) kullardır. O'ndan önce söz söylemezler ve onlar, O'nun emriyle hareket ederler. (Allah), onların önlerinde ve arkalarında ne. varsa (ne yapmış, ne etmişlerse) bilir. (Allah'ın) razı olduğundan başkasına şefaat edemezler ve hepsi O'nun korkusundan titrerler. Onlardan her kim: «Ben O'ndan başka bir tanrıyım?» derse onu cehennemle cezalandırırız. Biz zalimleri işte böyle cezalandırırız» (21 Enbiyâ 26-29 ).

«Ne Mesih Allah'a kul olmaktan çekinir, ne de Allah'a yaklaştırılmış melekler. Kim O'na kulluktan çekinir ve büyüklük taslarsa bilsin ki O, onların hepsini kendi huzuruna toplayacaktır» (4 Nisa 172).

«Rahman çocuk edindi, dediler. Andolsun ki, siz pek kötü bir cür'ette bulundunuz. Neredeyse o (sözün dehşetlinden gökler çatlayacak, yer yarılacak ve dağlar yıkılıp dağılacaktır! Rahman için çocuk iddia ettiklerinden ötürü. Rahmân'ın çocuk edinmesi yakışmaz. Göklerde ve yerde bulunan herkes Rahmana kul olarak gelecektir. Onların hepsini kuşatmış ve hepsini bir bir saymıştır. Onların hepsi kıyamet günü O'na tek başına gelecektir» (13 Meryem 88-95).

«Allah'ı bırakıp kendilerine ne zarar, ne de yarar veremeyen şeylere tapıyorlar ve: 'Bunlar Allah katında bizim şefaatçilerimizdir' diyorlar. De ki: 'Allah'ın, göklerde ve yerde bilmediği bir şeyimi Allah'a haber veriyorsunuz?' O, onların koştukları ortaklardan uzak ve yücedir» (10 Yûnus 18)

«Göklerde nice melek var ki onların şefaati hiçbir işe yaramaz. Meğer Allah'ın dilediği ve razı olduğu kimseye izin verdikten sonra olsun» (53 Necm 26 .

«O'nun izni olmadan kendisinin katında kim şefaat edebilir?» (2 Bakara, 255 )

«Eğer Allah sana bir zarar dokundursa onu, yine O'ndan başka kaldıracak yoktur ve eğer sana bir hayır dilerse, O'nun keremini de geri çevirecek yoktur»(2 Bakara 255 ).

«Allah, insanlara bir rahmet açtı mı onu tutan olmaz. O'nun tuttuğunu da O'ndan sonra salacak yoktur»

(10 Yûnus 107).

«De ki: 'Allah'tan başka yalvardıklarınızı gördünüz mü? Şimdi Allah bana bir zarar vermek istese, onlar O'nun vereceği zararı kaldırabilirler mi? Yahut bana bir rahmet vermek dilese onlar O'nun rahmetini durdurabilirler mi?' De ki: Allah bana yeter. Tevekkül edenler, O'na dayansınlar» (39 Zümer 38).

Kur'an'da benzeri âyetler pek çoktur.

Peygamberler dışında - ilim ve din büyüklerinin - peygamber ile ümmeti arasında; ümmete tebliğ eden, onlara hocalık yapan, onları eğiten ve peşinden gidilen aracılar olduklarını söyleyen de bu sözünde isabet etmiştir.

Bu âlimler icmâ ettiklerinde, icmâları kesin hüccettir. Onlar, sapıklık üzere icmâ etmezler. Bir mes'elede aralarında anlaşmazlık çıktığında onu Allah ve Resulüne havale ederler. Çünkü onlardan hiçbiri masum değildir. Aksine, Resûlüllah (s.a.v) hariç, insanlardan herkesin sözleri içinde kabul ve reddedilecek olanları vardır. Nitekim Resûlüllah (s.a.v.) şöyle buyurmaktadır:

«Alimler, peygamberlerin mirasçılarıdır. Peygamberler, ne dinar, ne de dirhem miras bırakırlar. Onlar ancak ilmi miras bırakırlar. Her kim ilmi alırsa, bol bir pay almıştır» ( Buhârî, İlm 10; Ebû Dâvud, İlm 1; İbn Mâce, Mukaddime 17).
süleyman recep
328 — a. Burada ikinci bir husus gelmektedir, o da diriler ve Ölüler­den yardım dileme yasağı ile yardım dileme veya bir başka suretle ölüler vasıtasıyle Allah'a yaklaşmaya yol aramanın mutlak olarak yasak oluşu­dur. Allah'tan başkasından yardım dilemek mutlak olarak yasaktır. Nebî (S.A.V.) de kendisinden medet ummayı yasaklamıştır. Taberânî Mu'cem i Kebîr'inde şöyle (bir vakıa) nakletmekteydi. Ebû Bekir (R.A.); «Kalkın bu münefığa ksrşı Rasulullah'la (S.A.V.) (O'nun hürmetine) Allah'tan medet dileyelim» dedi. Peygamber (S.A.V.) «Kesinlikle benimle (benim vasıtam­la) medet dilenmez. Ancak Allah'tan medet dilenir» buyurdu (160). Bura­da da olduğu gibi Allah Sübhanehu Taala'dan gayrı kimsenin güç yetire-meyeceği bir şeyi, bir nebî veya bir velîden dilemek caiz değildir. Bundan dolayı (İbn-İ Teymiyye) diyor ki:



«Beşerin muktedir olamayacağı bir şey Allah'tan başkasından istenilmez. Bu­nun ne meleklerden, ne de peygamberlerden ve ne de başkalarından istenmesi olmaz. Allah'tan gayrısına (Bana mağfiret eyle), (Bize yağmur ver), (Kâfir ka­vimlere karşı bize yardım eyle), (Kal Merimiz e hidayet ver) vb. denilmesi caiz de­ğildir. Beşerin gücü dahilinde olanlar bu baptan değildir. Allah Taalâ: «Ha­ni Katibinizden medet umuyordunuz da size (duanıza) icabet etmişti...» buyur­maktadır. Musa (A.S.) in duasında da şu ifadeler yer almaktadır: «Ya Rabbî, hamd ancak sanadır, şikâyet (ler) yalnızca sanadır, yardım senden dilenir, me­det senden umulur, ancak sana tevekkül edilir, kudret ve kuvvet ancak senin­dir.» Ebû Zeyd -Bistâmi, «Yaratılmışın yaratılmış olandan medet umması bağ­lanmakta olan birinin diğer bozulmak üzere olan birinden medet umması gibi­dir» demiştir. Ebû Abdullah el-Kııreşi de, «Mahlukun mahluktan yardım dile­mesi mahpusun mahpustan yardım istemesi gibidir» demektedir." (161)

(159) Büyük düstur, s. 103-104.

(160) Büyük Düstur, s. 97.

(İ6I) ct-Tevessül ve'l-Vesile'de büyült prensip s. 1

İBN- TEYMİYYE
süleyman recep
bu konuyu, kendisini tasavvuf ehli zannedip, karşısındaki insanları da tasavvuf ve din düşmanlarıymış gibi gösteren arkadaşlara, bir cevap niteliği taşıdığını düşünmekteyim...bu bağlamda arkadaşlarımız'ın sakince okuyup anlamak istediklerinde ise meseleyi daha iyi etüd edip tartışmaya mahal kalmayacağı kanaatindeyim...fi emanillah..
süleyman recep
4. (1785)- Ebû Hüreyre hazretleri (radıyallâhu anh) anlatıyor: "Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: "Allah Teâla Hazretleri kendisinden istemeyene gadap eder." [Tirmizî, Daavât 3, (3370); İbnu Mâce, Dua 1, (3827).][65]



AÇIKLAMA:



Âlimlerimiz, hadisi şöyle açıklar: "Dua etmeyene Allah'ın gadap etmesi yani kızması bu hareketin tekebbür ve istiğnadan ileri gelmesi sebebiyledir. Allah'a karşı tekebbür ve istiğna ise kulluk edebine yakışmayan, câiz olmayan bir haldir. "Tîbî şöyle demiştir: "Allah, fazlından istenmesini sever. Bu sebeple, kim Allah'tan talepte bulunmazsa ona buğzeder, buğzedilenin (Kur'ân-ı Kerim'de zikri geçen) mağdûbaleyh (Fatiha 7) zümresinden olduklarında şüphe yoktur."[66]



ـ5ـ وعن ابن مسعود رَضِىَ اللّهُ عَنْه قال: ]قال رسول اللّه #: سَلُوا اللّهَ تَعالى مِنْ فَضْلِهِ، فإنَّ اللّهَ يُحِبُّ أنْ يُسْألَ، وَأفْضَلُ العِبَادَةِ انْتِظَارُ الفَرَجِ[. أخرجهما الترمذى .



5. (1786)- İbnu Mes'ud (radıyallâhu anh) hazretleri anlatıyor: "Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: "Allahu Teâla Hazretleri'nin fazlından isteyin. Zira Allah, kendisinden istenmesini sever. İbadetin en efdali de (dua edip) kurtuluşu beklemektir." [Tirmizî, Daavât 126 (3566).][67]



AÇIKLAMA:



Kurtuluş diye tercüme ettiğimiz kelimesinin aslı ferec'tir, darlıktan, sıkıntıdan kurtulmak mânasına gelir. Kurtuluş beklemek, Allah'tan başkasına şikayeti terkederek bela ve hüznün gitmesini sabır içerisinde gözetmek mânasına gelir. Bu en efdal ibâdettir. Çünkü belâya sabırla mukâbele Allah'ın kazasına inkıyad ve rızadır. Esâsen, her çeşit tedbire rağmen gelen musîbet karşısında sabır ve metanetten başka yapacak bir şey yoktur. Sabırsızlık, telaş, başkalarına dert yanmak, bağırıp çağırmak hiçbir derde deva getirmez, üstelik artırır.

Burada sabrın tavsiyesi, tedbirin terkedilmesi mânasını taşımaz. Bilakis, elden gelen tedbir ve çâreye başvurduktan sonra ferec ve kurtuluşu sabır içinde Allah'tan beklemek tavsiye edilmektedir. Şifayı verenin Allah olduğunu bildiren Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm), tedâvi aramaya devam etmeyi emretmiştir:[68]
süleyman recep
Seyyid Kutub, Tevbe Suresinde yer alan şu mealdeki ayete çokça dikkat çekmiştir:

"Onlar hahamlarını, rahiplerini ve Meryem oğlu Mesih'i Allah'ı bırakıp rabler edindiler. Halbuki onlar yalnızca bir tek ilaha ibadet etmekle emrolunmuşlardı. Ondan başka ibadete layık hiçbir ilah yoktur. O, onların ortak koşmalarından yüce ve münezzehdir." (Tevbe: 31)

Ve aynı şekilde Seyyid Kutub, Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem'in hadislerine dayandığı gibi, bazı müfessirlerin konu ile ilgili söylemiş oldukları sözleri de nakleder.

Seyyid Kutub der ki:

"Ed-Durru'l Mensur'da şu ifadeler yer alır:

Tirmizi'nin sahih olduğunu belirterek rivayet ettiği, İbn'ul Münzir'in, İbn Ebi Hatem'in, İbn Merdeveyh'in sünen'inde, Beyhaki'nin, Ahmed b. Hanbel'in ve başkalarının şöyle dediğini rivayet etmişlerdir:

Adiyy b. Hatim radiyallahu anh şöyle demiştir:

Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem'in huzuruna Tevbe Suresinden:

"Onlar hahamlarını ve rahiplerini Allah'ı bırakıp rabler edindiler." ayetini okurken vardım. Ben:

"Onlar haham ve rahiplerine ibadet etmiyorlar" dedim.

Bunun üzerine Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem:

"Fakat onlar onlara herhangi bir şeyi helal kıldıkları zaman helal, haram kıldıkları zaman da haram olarak kabul ediyorlardı." buyurdu. (Fi-Zilal-il Kur'an: 10/ 202)

Buna göre Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem helal ve haram konularında; yani teşri'de haham ve rahiplere tabi olmayı, onları Allah'ın dışında rabler edinmeleri anlamında değerlendirmiştir.

"İbn Kesir'in (aynı hadisin bir başka rivayetinde)

Adiy b. Hatem'in şöyle dediğini rivayet eder:

Ben: Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem'e:

"Onlar haham ve rahiplerine ibadet etmediler" deyince şöyle buyurdu:

"Hayır, ettiler. Çünkü onlar kendilerine haramı helal, helalı da haram kıldıklar. Onlar da haham ve rahiplerine uydular. İşte onların haham ve rahiplerine ibadetleri budur." (Fi-Zilal-il Kur'an: 10/ 202-203)

"Suddi bu ayet hakkında şunları söyler: Onlar şahısların öğütlerini isteyip kabul ettiler. Allah'ın Kitabını ise arkalarına atıverdiler. Bu bakımdan Yüce Allah: "Onlar bir tek ilahtan başkasına ibadet etmemekle emrolunmuşlardı." diye buyurmuştur.

Yani Onun haram kıldığı şey haramdı ve Onun helal kıldığı şey helaldir. Onun koyduğu hükme uyulur, hüküm verdiği şey tatbik edilir."

"Alusi tefsirinde bu ayetle ilgili olarak şunları söyler:

Müfessirlerin çoğu şunu söylemiştir:

Burada "Rab edinildiler" den kasıt; onların kainatın ilahları olduğuna inanıyorlar demek değildir, aksine bundan kasıt onların emir ve nehiy konularında haham ve rahiplere itaat etmeleridir." (Fi-Zilal-il Kur'an: 10/ 203)


İslam'ın hareket metodu.. seyyid kutub..
Bu basit görünüm sadece metinlerden oluşur. Resim ve Daha Fazla Bilgi Görmek İçin Forumun Normal Haline Geçmeniz GerekmektedirBuraya Tıklayın.
Invision Power Board © 2001-2008 Invision Power Services, Inc.