ALINTI(M.Yazıcı @ Jun 26 2008, 10:32 AM)

Burada yanlış bilgiler var. Birkaç iktibas yapalım:
Zehebi'nin naklettiği bir hadiseyi hatırlayalım:
İmam et-Tebarânî ile –kendisi gibi birer Hadis imam olan– Ebû Bekr b. Mukrî ve Ebu'ş-Şeyh, Medine'de bulundukları zamanlardan birinde yiyecekleri tükenmiş, aç kalmışlardı. Açlık dayanılmaz bir hal alınca Ebû Bekr b. Mukrî, "kabr-i saadet"e giderek, "Ey Ellah'ın Resulü! Açlık bizi perişan etti!" diye serzenişte bulunur. Medine'de oturanlardan birisi aynı günün akşamı kapılarını çalar ve "Bizi Hz. Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)'e şikâyet etmişsiniz. Rüyama geldi ve size yardım etmemi emir buyurdu" diyerek elindeki yiyecek dolu sepeti kendilerine verir... (Siyeru A'lâmi'n-Nübelâ, XVI, 400-1; Dr. E. Sifil'den naklen)
Bu davranış bid'at veya şirk olsaydı, adı geçen büyük hadis imamları böyle yaparlar mıydı? Zehebi de bu hadiseyi -tenkid etmeden-böylece nakleder miydi? Elbette hayır.
Suudi Arabistan'da gittiğim her kitapçıda İbni Kesir'in tefsirini gördüm. İsmâ’îl bin Ömer İbni Kesir, Şâfi’î hadîs alimidir. İbni Teymiyye'nin öğrencisidir. 774 [m. 1372] de Şam'da vefat etdi. Vehhabîler İbni Kesir'i büyük alim olarak tanıtıyor, tefsirine sıkça atıfda bulunuyorlar. Bakınız, İbni Kesir ne diyor:
İçlerinde eş-Şâmil isimli eserin müellifi Şeyh Ebu Nasr îbn es-Sabbâğ'ın bulunduğu bir grup âlim Utbâ'dan şu meşhur hikâyeyi naklederler ; Utbâ şöyle anlatmıştır : Hz. Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) in kabri yanında oturuyordum. Bir bedevî gelerek: Selâm sana ey Allah'ın Rasûlü, AllahüTeâlâ'nın : «Onlar kendilerine yazık ettikleri zaman, sana gelip Allah'tan mağfiret dileseler ve peygamberleri de onlara mağfiret dileseydi elbette Allah'ı Tevvâb ve Rahîm olarak bulacaklardı.» buyurduğunu işittim. İşte günâhlarımdan mağfiret dileyerek ve Rabbıma benim hakkımda şefaatte bulunmanı isteyerek sana geldim, dedi ve şu şiiri söyledi:
«Ey yeryüzündeki efendilerin en hayırlısı ve en büyüğü; onların güzel kokularıyla yeryüzünün alçak ve yüksek yerleri hep güzelleşmiştir.
Senin bulunduğun kabre benim nefsim feda olsun. Orada iffet, orada cömertlik ve şeref vardır.»
Sonra Bedevi ayrılıp gitti ve bana bir uyku hali geldi. Rü'yâmda Hz. Peygamberi (sallallahü aleyhi ve sellem) gördüm. Şöyle buyurdular: Ey Utbâ, Bedevi'ye var ve Allah'ın kendisini bağışladığını ona müjdele.
İbni Kesir, Nisa/64 tefsiri.
İmam-ı Kurtubi'nin tefsirindeki şu rivayet de konuyla alakalıdır:
Ebû Sadık, Hz. Ali'den şöyle dediğini rivayet etmektedir: Rasûlullah'u (sallallahü aleyhi ve sellem) defnettiğimizden üç gün sonra bir bedevi Arap yanımıza çıkıp geldi. Kendisini Rasûlullah'ın (sallallahü aleyhi ve sellem) kabri üzerine attı. Toprağından başının üzerine saçmaya koyuldu. Şöyle dedi: Ey Allah'ın Rasûlü, sen söyledin biz de senin söylediğini dinledik. Sen Allah'tan belledin biz de senden belledik. Allah'ın sana indirdiği buyruklar arasında da: ''Şayet kendilerine zulmettiklerinde..." âyeti de vardır. Ben kendime zulmettim. İşte sana, bana mağfiret dilemen için gelmiş bulunuyorum. Kabirden ona: Sana mağfiret olundu, diye seslenildi.
Kaynak: Kurtubi Tefsiri, Nisa/64.
İbni Kesir'in Nisa/64 tefsirinde naklettiği rivayet başka kaynaklarda da mevcuttur. Mesela, Recep Yıldız şunları yazmış:
Huzur-u Nebi’de el-Utbi’nin tanık olup naklettiği şu manzaraya muvafık nice haller var... el- Utbi naklediyor: Kabr-i Şerif’in yanında oturuyordum, bir bedevi geldi, kabre yönelip “Es-selamu aleyke ya Resulallah! İşittim ki Allahü Teala şöyle diyor: ‘Eğer müminler kendilerine zulmettikleri zaman sana gelseler de Allah’tan günahlarının bağışlanmasını dileseler ve Peygamber de onlara bağışlama dileseydi, elbette Allah’ı tövbeleri çok kabul edici ve çok merhametli bulacaklardı.’[30] ben de huzuruna, günahına istiğfar eden, Rabbine karşı, şefaatini bekleyen bir halde geldim.” diye yalvarır. Samimi duygularla Allah Resülü’nden (sallallahu aleyhi vesellem) şefaat talebinde bulunan bedevi şöyle bir şiir inşad eder:Ey kemikleri bu vadiye defnedilenlerin en hayırlısı olan Resul!Kemiklerinin kokusundan ova ve tepeler güzel olmuştur.İçinde bulunduğun kabre canım fedadır.İffet, cûd ve kerem o kabrin içinde metfundur. Bedevinin haline tanıklık eden el-Utbi hemen orada uykuya dalar. Rüyada Allah Resulü’nü (sallallahu aleyhi ve sellem) görür. Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) buyururlar ki; “Utbi! Bedeviye yetiş ve ona, Allah’ın kendisini affettiğini müjdele.”[31]
[30] Nisa(5): 64. [31] İbn Kudame, el-Muğni, Beyrut, 1994, III, 394.
Kaynak: Recep Yıldız, Harameyn Notları, İnkişaf Dergisi, No: 7.
Prof. Dr. Zekeriya Güler ise İmam-ı Nevevî'nin sözlerini şöyle nakletmiş:
Nevevî (v. 676/1277), “Ziyaretçi kerem sahibi olan kabre/ravza-i mutahhereye gelir; sırtını kıbleye, yüzünü de kabrin duvarına çevirir... Kendisi hakkında Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) ile tevessülde bulunur ve onunla Allah Teâlâ’dan istişfâ’ eder” dedikten sonra şunu kaydetmektedir: “Bu konuda Mâverdî, el-Kâdî Ebu’t-Tayyib ve diğer ashabımızın müstahsen görerek el-Utbî’den naklettikleri en güzel söz şudur: “Ey şu kutlu toprakta yatanların en hayırlısı! Bu kabrin varlığından dolayı, yeryüzünün tüm dağları ve ovaları ne kadar da hoştur. (Peygamberim!) Senin sâkini bulunduğun bir kabre canım feda olsun! İffet ve nezâhet, kerem ve sehâvet hep bu kabrin içindedir”.
Kaynak: Prof. Dr. Zekeriya Güler (Selçuk Üniversitesi İlâhiyat Fakültesi).
Şimdi, Vehhabi veya Necdi olarak bilinen sapıklar diyor ki, bu rivayetlerde anlatılan hareket küfürdür. Yine diyorlar ki, bunlara (yani, bu rivayetlerdeki gibi davrananlara) kafir demeyen de kafirdir. Mesela, Vehhabi A. ibni Baz'ın bir yazısından böyle anlaşılıyor. Halbuki bu alimler (ve pekçok başka alim) bu tür rivayetleri yazmıştır. Anlatmak istediğim, bu alimler anlatılan davranışı (Peygamberimize aleyhisselam hitab ederek şefaat istemeyi) reddetmemişler, bilakis benimsemişlerdir. Nitekim, Prof. Dr. Zekeriya Güler, İbni Kesir'in naklettiği rivayet hakkında şöyle diyor:
"Bir tenkit yöneltmeksizin hadiseyi nakletmesinden onun [İbni Kesir'in], “ma’riz-i hâcette sükût beyân-ı zarûrettir” kaidesi gereğince bunu tasvip ettiği anlaşılmaktadır....İfade etmek gerekir ki, hadisenin ehl-i tahkik bazı âlimlerin tasvibinden geçmesi, bunun şirke müncer bid’at bir uygulama olmadığı mesajını vermesi bakımından önem arzetmektedir."
Vehhabilerin sevdiği alimlerden olan Şevkani'den de iki iktibas yapalım:
İmam-ı Buhari, Hafız ibni Teymiyye ve Kadı Şevkani hepsi aynı soruyu sordular: “Birisinin ayağı uyuşursa, ne yapmalı?” Hepsinin tavsiyesi aynı idi ve cevapları ile beraber aşağıdaki hadis yazılı idi: Resulullah’ın (sallallahü aleyhi ve sellem) vefatından bir süre sonra, Abdullah İbni Ömer Necd’de idi ve birgün ayağı uyuştu. Acısının geçmesi için birisi ona “En çok sevdiğini an!” dedi. Bunu duyan İbn Ömer “Ya Muhammed” deyince, ayağının uyuşukluğu hemen geçti.
[İmam Buhari, İbni Teymiyye, Kadı Şevkani, ve ayrıca İmam-ı Nevevi]
Kadı Şevkani der ki: Birisinin başı dertte ise veya sıkıntıda ise, iki rekat nafile namaz kılmalı ve sonra gönülden yalvarmalı [Allahü teâlâya dua etmeli]. “Ya Muhammed” diye nida etmeliler ve Allahü teâlâ isteklerini verecektir ve problemleri çözülecektir. Muhaddisler bu hadisin sahih olduğunu bildirmişlerdir ve Tirmizi, Hakim, Nesai, İbni Mace ve Taberani onu kaydetmiştir.
[Kadı Şevkani, Tuhfetuzzakirin]
Kaynak: Traditional Scholarship and Modern Misunderstandings: Understanding The Ahl al-Sunna, by Abu Ammar. (Yukarıda naklettiğim son iki pasajı bu kitapdan tercüme ettim.)
Şevkani'nin tevessül konusundaki yaklaşımı hakkında daha fazla bilgi için bkz.
http://www.ebubekirsifil.com/index.php?say...zete&no=625
Müslümana kafir diyen kendisi kafir olur. Vehhabilerin küfre girmelerinin sebeplerinden biri de müslümanları tekfir etmeleridir.BAK KARDEŞİM ADAM GİBİ KONUŞACAKSAN BUYUR, YOK EĞER İSLAM ALİMLERİNE SAPIK VEYA KÜFRE GİRENLER DEME CÜRETİNDE BULUNACAKSAN SUS..HEM DİYECEKSİN,MÜSLÜMAN'A KAFİR DİYENLER'İN KENDİLERİ KAFİR OLUR,HEMDE AKIBET'İNİN NE OLDUĞUNU BİLMEDİĞİN ZÜMREYİ, KÜFÜRLE İTHAM EDECEKSİN.SENİN ANLAYIŞIN BUMU? BİLGİ İSTERSEN O DEDİ BU DEDİ YOK!!!!!!!BİZ DERKEN KUR'AN VE SÜNNET SEN DİYOSUN WWW.BİLMEMNE NOKTA NET...
22- Diriler ile ölüler de bir değildir. Allah dilediğine ses işittirir. Fakat sen mezarlıktakilere sesini işittiremezsin.FATIR 22...
ALLAH C.C. RESULÜNE BÖYLE HİTAB EDERKEN, ANLAŞILAN SENİN SESİN DAHA GÜR,(haşa) YADA İŞİTTİRME ÖZELLİĞİN VAR...
4- Ey Muhammed! De ki: "Allah'ı bırakıp taptığınız şeyleri gördünüz mü? Bana gösterin, onlar yerden neyi yarattılar? Yoksa göklerin yaratılışında onların bir ortağımı var? Eğer doğru iseniz bundan önce inmiş olan bir kitap, yahut bir bilgi kalıntısını getirin."
5- Allah'ı bırakıp da kıyamet gününe kadar kendisine cevap veremeyecek şeylere yalvarandan daha sapık kim olabilir? Oysa onlar, bunların yalvardıklarından habersizdirler.ahkaf 4-5
Aişe (r.ah.) şöyle anlatır:
Ümmü Habibe ile Ümmü Seleme, Habeşistan'da gördükleri, içinde resimler bulunan bir kiliseden Allah Resulü'ne bahsettiler. Allah Resulü (a.s.): "Onlar içlerinde iyi bir kimse zuhur edip vefat ettiğinde onun kabri üzerine bir mescit bina ederler ve bu resimleri yaparlar. İşte onlar Kıyamet gününde Allah katında yaratılmışların en şerlileridirler" buyurdu.
Sahih-i Müslim'deki hadis numarası: 822
Aişe (r.ah.) şöyle anlatır:
Allah Resulü (a.s.) bir daha kalkamadığı (vefat ettiği) hastalığında: "Allah, Yahudi ve Hıristiyanları rahmetinden uzak kılsın! Bunlar Peygamberlerinin kabirlerini birer mescit edindiler" buyurdu. Hz. Aişe der ki: Bu endişe olmasaydı Allah Resulü'nün kabri açık bulundurulurdu. Fakat onun da bir mescit edinilmesinden korkulmuştur.
Sahih-i Müslim'deki hadis numarası: 823
Ebu Hureyre'nin (r.a.) naklettiğine göre:
Allah Resulü (a.s.) şöyle buyurdu: "Allah Yahudileri helak etsin. Çünkü onlar Peygamberlerinin kabirlerini birer mescit edinmişlerdir."
Sahih-i Müslim'deki hadis numarası: 824
16— Mezarlarla İlgili Yasakları:
Kabirleri yüksek yapmak; yapımında tuğla, taş ve kerpiç kullanmak, Çamur vs. ile sıvamak, üzerlerine kubbeler yapmak, Hz. Peygamber'in (s.a.) Sünneti değildi. Bunların hepsi bid'attir. Mekruhtur; Hz. Peygamber'in (s.a.) sünnetine aykırıdır. Allah Rasûlü (s.a.), Ali b. Ebî Tâlib'i (r.a.) Yemen'e hiçbir put bırakmadan hepsini yok etmek ve yüksek olan her kabri yerle bir etmek için göndermişti.[1305] O halde şu yüksek kabirlerin hepsinin yerle bir edilmesi Hz. Peygamber'in (s.a.) sünneti demektir. Kabrin kireçle yapılmasını, üzerine bina kondurulmasını ve yazı yazılmasını yasaklamıştır.[1306]
Ashabının kabirleri ne yüksek, ne de yere yapışık (yayvan) idi. Onun ve iki arkadaşının (Hz. Ebu Bekir ile Hz.Ömer) kabirleri de bu şekilde idi. Hz. Peygamber'in (s.a.) kabri deve hörgücü gibi tümsek ve kızıl arazi çakılları ile kaplanmıştı; yapılı değildi. Aynı zamanda çamurla sıvanmış da değildi, İki arkadaşının kabri de böyleydi.[1307]
Kabrini belli etmek istediği kimsenin kabrine! alâmet olarak bir taş dikerdi.[1308]
Allah Rasûlü (s.a.) mezarların mescid edinilmesini, üzerlerinde kandiller yakılmasını yasaklamiş[1309] ve bunları yapanları lanetleyerek bu konudaki yasağın şiddetini ortaya koymuştur. Mezarlara doğru namaz kılmayı yasaklamıştır. Ümmetine, kendi kabrini bayram yerine çevirmemelerini emretmiş, kabir ziyaretlerini alışkanlık haline getiren kadınları lânetlemiştir.[1310]
Kabirlere karşı saygısızca davranmamak, onları çiğnememek, üzerleri ne oturmamak ve yaslanmamak[1311] saygı göstermek amacıyla kabirleri mes cid haline çevirip yanlarında ve yakınlarında onlara doğru namaz kılma mak, onları bayram ve put edinmemek Hz. Peygamber'in (s.a.) sünneti idi[1312]
17— Hz. Peygamber'in (s.a.) Mezar Ziyareti:
Hz. Peygamber (s.a.), ashabının mezarlarını onlara dua etmek, rân met okumak ve onlar için bağışlanma dilemek amacıyla ziyaret ederdi. Üm metine meşru kılıp onlar için sünnet yaptığı ziyaret şekli işte budur. Kabir leri ziyaret ettiklerinde şöyle demelerini emretmişti:
"Ey bu diyarda yatan iman ehli müsiümanlarl Es-Selâmü aleyküm! Biz de -inşaallah sizin aranıza katılacağız. Allah'tan hem bizim, hem sizin için afiyet dileriz. "[1313]
Hz. Peygamber (s.a.), kabirleri ziyaretinde Ölünün cenaze namazını kıldırırken okuduğu dua gibi dua eder; Allah'tan rahmet ve af dileklerinde bulunur; cenaze kılarken yaptığını yapardı. Müşrikler ise ille de dayatıp Hz. Peygamber'in (s.a.) tavrının aksine ölüye dua eder, onu Allah'a ortak tutar, onun adına Allah üzerine yemin eder, ihtiyaçlarını ondan ister, ondan yardım diler ve ona yönelirler. Hz. Peygamber'in (s.a.) tavrı, yalnızca tevhidden, ölüye iyilikte bulunmaktan ibarettir. Bu müşriklerin tutumları ise hem kendilerine hem de ölüye karşı kötülükte bulunmak ve şirkten ibarettir. Bunlar üç kısımdır. Ya ölüye dua ederler, ya onun adıyla ya da onun yanında dua ederler. Öte yandan ölünün yanında yapılan duanın mes-cidlerde yapılan duaya göre daha çok kabule şayan olduğuna inanırlar. Kim Allah Rasûlü (s.a.) ve onun ashabının tutumlarını iyice düşünürse iki durum arasındaki fark ortaya çıkar. Başarı yalnız Allah'tandır.
Ahmed, 2/50, 92. Senedi hasendir. İbn Teymiye, el-fktizâ'da. {s.39), hadisin senedinin ceyyid; Hafız el-Irâkî, İhya'da sahih olduğunu söylemiş ve Hafız îbn Hacer ise senedi .Fethu'l-Bârt'de (10/230) hasen saymıştır. Hadisin son cümlesini Ebu Davud (4031) rivayet etmiş ve Buharî, Sahih'inde bir bölümünü muallak olarak kaydetmiştir. Ayrıca bu konuda hasen bîr senedle mürsel bir hadis de İbn Ebî Şeybe tarafından rivayet edilmiştir.
[20] Buharı", 2/8; Müslim, 44; Nesâî, 8/114, 115; İbn Mâce, 67; Ahmed, Müsned, 3/207. tbn Battal, Kadı Iyaz gibi bazı âlimler diyorlar ki: Sevgi (muhabbet) üç türlüdür: 1- Saygı gösterme ve büyük sayma sevgisi. Meselâ, baba sevgisi. 2- Şefkat ve merhamet sevgisi Meselâ, evlat sevgisi. 3- Hoş ve uygun bulma sevgisi. Meselâ, diğer İnsanları sevmek gibi. Hz. Peygamber (s.a.) kendi sevgisi konusunda bütün bu sevgi sınıflarını bir arada kasdetmiştir. Hadiste geçen "iman etmiş olmaz- " sözü, kâmil ( = olgun) bir imana ulaşmış olmaz anlamındadır. Yoksa imanın aslı bu sıfatı elde etmemiş kimsede de mevcut olur.
[21] Yazarın dikkat çektiği âyet şudur: "Hayır, Rabbine yemin olsun ki, aralarında çekiştikleri şeylerde seni hakem tutup sonra senin verdiğin hükmü —içlerinde bir sıkıntı duymadan— tamamen kabul etmedikçe inanmış olmazlar," (Nisa, 4/64).
[32] İbn Kayyim el-Cevziyye, Za’du’l-Mead, İklim Yayınları: 1/29-38.
[33] İbn Kayyim el-Cevziyye, Za’du’l-Mead, İklim Yayınları: 1/39.
[34] İbn Kayyim el-Cevziyye, Za’du’l-Mead, İklim Yayınları: 1/39.