Yardım - Ara - Üyeler - Takvim
Normal Forum Görünümü: Ebu Hureyra Ra
Islami Forum - Popüler Forum > İSLAMİ KONULAR > .·[ TASAVVUF ]·.
talebe27
EBÛ HUREYRE

Çok hadis rivâyet eden meshur sahâbî.

Adi, Abdurrahman b. Sahr; künyesi, Ebû Hureyre'dir. Câhiliye döneminde ismi Abdüssems idi. Hz. Peygamber onu, Abdurrahman (bazi rivâyetlere göre Abdullah, hattâ baska isimler de ileri sürülmektedir) diye adlandirdi (el-Hâkim en-Nisâbûrî, el-Müstedrek, Beyrut, t.y, III, 507). Ne sebeple Ebû Hureyre diye künye edindigini kendisi söyle açiklamistir: "Bir kedi bulmustum, onu elbisemin yeninde tasirdim; bundan dolayi Ebû Hureyre (kedicik babasi) künyesiyle çagrilir oldum (ez-Zehebî, Tezkiretü'l-Huffâz, Haydarâbâd 1376/1956, I, 32). Hayber gazvesi siralarinda Yemen'den Medine'ye gelip müslüman olmustur (H. 7/M. 629) (ez-Zehebî, a.g.e., ayni yer). O tarihten itibaren Hz. Peygamber'in vefâtina kadar ondan ayrilmayan bir sahâbîsi olmus, kendisini onun hizmetine adamistir. Hizmet süresi yaklasik dört yili buluyordu (ibn Kesir, el-Bidâye ve'n Nihâye, Beyrut 1966, VIII, 108,113).

Hz. Peygamber'in misafirperverligi ve cömertligi sayesinde yasayan Ebû Hureyre, Rasûlullah (s.a.s.)'in mescidinde sadece ibadet ve ilimle mesgul olan Ehl-i Suffe'nin en ileri gelen simasi idi. Hz. Peygamber'i büyük bir muhabbetle sevmis, onun sünnetine uygun olarak yasamis ve manevî yüce mertebelere erismistir (ibn Kesir, a.g.e., VIII, 108, 110).

iffet sahibiydi, eli açik ve cömertti. Hz. Osman'in sehid edilmesinden sonraki fitne olaylarinda kösesine çekildi. Halk onun bu halinden kendisine söz ettiklerinde Rasûlullah (s.a.s.)'in su hadisini rivâyet ediyordu: "Fitneler çikacak. O zamanda, oturanlar ayakta durandan, ayakta duran yürüyenden, yürüyen kosandan daha hayirlidir. Kim dönüp bakmaya yönelirse, o da ona yönelir. Kim bir siginak veya korunak bulursa onunla korunsun" (Buhâri, Menâkib, 25; Müslim, Fiten, I0).

Hossohbet, temiz ve ince duygulu, saf gönüllü idi (Zehebî, Tezkire, 1, 33). Emirlik ve valilik ona kibir vermedi. Üstelik alçak gönüllülügünü arttirdi. Medine valisi Mervan'a vekâlet ettigi siralarda, üzerine semeri baglanmis bir esekle, hurma lifinden örülmüs bir baslik basinda oldugu halde çarsiya çikar ve, "Savulun emir geliyor!" dermis (ibn Sa'd, et-Tabakatü'l-Kübrâ, Beyrut 1380/1960, IV, 336).

imam sâfii gibi büyük âlimlerin bildirdigine göre Ebû Hureyre kendi dönemindeki hadis nakledenlerin içinde hafizasi en saglam olanidir (ibn Hacer, el-isâbe fî Temyîzi's-Sahâbe, Misir 1328, IV, 205). Hz. Peygamber ile nisbeten kisa sayilabilecek bir süre birlikte olmasina ragmen, onun hadislerini bu kadar büyük bir sayida elde edebilmesinin sirri ve sebebleri söyle açiklanabilir:

a) Birinci sebep: Hz. Peygamber ile sik sik görüsmesi ve ona hiç çekinmeden her çesit sorular sormasidir (ibn Hacer, a.g.e., IV, 206). Nitekim Buhâri ve Müslim'in naklettiklerine göre Ebû Hureyre söyle demistir: "Siz, Ebû Hureyre'nin çok hadis rivâyet ettigini söyleyip duruyorsunuz. Ben fakir bir kimseydim. Karin tokluguna Hz. Peygamber'e hizmet ediyordum. Muhâcirler çarsida, pazarda alisverisle, Ensâr da kendi mallari, mülkleriyle ugrasirken, ben Hz. Peygamber'in meclislerinin birinde bulunmustum; buyurdu ki: 'içinizden kim cübbesini yere serer de ben sözümü bitirdikten sonra toplarsa benden duydugunu bir daha unutmaz. 'Bunun üzerine ben üzerimdeki hirkayi yere serdim, Hz. Peygamber de sözünü bitirince, onu topladim. Nefsim kudret elinde olan Allah'a yemin ederim ki, o andan sonra ondan duydugum hiçbir sözü unutmadim" (Müslim, Fadâilü's-Sahâbe, 159; Buhâri, ilim, 42).

cool.gif Ikinci sebep: ilme olan tutkunlugu ve Hz. Peygamber'in ona bildigini unutmamasi için dua buyurmasidir. El-Hâkim en-Nisâbûrî, Müstedrek'te (111, 508) su haberi vermektedir: "Bir adam Zeyd b. Sâbit'e gelerek ona bir mesele sordu. O da Ebû Hureyre'ye gitmesini söyledi ve söyle devam etti; çünkü bir gün ben, Ebû Hureyre ve bir baska sahâbî Mescid'de oturuyorduk, dua ve zikirle mesgul idik. O sirada Hz. Peygamber geldi, yanimiza oturdu; biz de dua ve zikri biraktik. Buyurdu ki: 'Her biriniz Allah'tan bir dilekte bulunsun. ' Ben ve arkadasim, Ebû Hureyre'den önce dua ettik, Hz. Peygamber de bizim duamiza âmin dedi. Sira Ebû Hureyre'ye geldi ve söyle dua etti: 'Allah'im, senden iki arkadasimin istediklerini ve de unutulmayan bir ilim dilerim.' Hz. Peygamber bu duaya da âmin dedi. Biz de, 'Ey Allah'in Rasûlü, biz de Allah'tan unutulmayan bir ilim isteriz' dedik. Hz. Peygamber, 'Devsli genç sizden önce davrandi' buyurdu.

Buhâri, ilim bahsinde, hadise olan tutku bâbinda (nr. 33) Ebû Hureyre'nin söyle dedigini nakletmistir: "Ey Allah'in Rasûlü, kiyâmet gününde senin sefâatine nâil olacak en mutlu kisi kimdir?" diye sordum. Rasûlullah buyurdu ki: "Ey Ebû Hureyre, senin hadise olan asiri tutkunlugunu bildigim için, böyle bir soruyu senden önce hiç kimsenin sormayacagini tahmin etmistim. Kiyâmet gününde benim sefâatime nâil olacak en mutlu kisi Lâilâhe illallah diyen kimsedir."

c) Üçüncü sebep: Ebû Hureyre'nin büyük sahâbîlerle görüsmesi, onlardan birçok hadis almasi ve bu sayede ilminin artip ufkunun genislemesidir (ibn Hacer el-Askalâni, el-isâbe, IV, 204).

d) Dördüncü sebep: Hz. Peygamber'in vefâtindan sonra uzun süre yasamis olmasidir. Nitekim Hz. Peygamber'den sonra kirkyedi yil yasamis, hadisleri halk arasinda yaymakla mesgul olmustur (Muhammed Ebû Zehv, el-Hadis, ve'l-Muhaddisûn, Kahire 1958, 134).

Bütün bunlarin neticesinde Ebû Hureyre, Sahâbe içerisinde hadisi en iyi bilen, hadis almada ve rivâyet etme hususunda digerlerinden daha üstün bir duruma gelmistir. Onun rivâyet ettigi hadisler, diger sâhâbilerde veya birçogunda daginik halde bulunuyordu. Bu yüzden onlar Ebû Hureyre'ye basvuruyor, hadis rivâyetinde ona dayaniyorlardi. ibn Ömer, onun cenaze namazinda, ona Allah'tan rahmet dileyerek, "Hz. Peygamber'in hadisini müslümanlar adina muhâfaza ediyordu" demistir (ibn Sa'd, Tabakât, IV, 340). Buhâri, 'Ebû Hureyre'den 800 kadar sahâbe ve tâbiîn âlimleri hadis rivâyet etmislerdir' diyor (ibn Hacer, a.g.e., IV, 205).

Kendisinden besbinüçyüzyetmis dört hadis gelmis, bunlardan üçyüzyirmibes tanesini Buhâri ve Müslim müstereken, doksanüç tanesini yalniz Buhâri, yüzseksendokuz hadisini de yalniz Müslim Sahîh'lerine almislardir (Muhammed Ebû Zehv, a.g.e., 134).

Ebu Hureyre, asirlar boyunca tetkik ve tenkid konusu olmustur. Gerek Dogu dünyasinda gerek Bati dünyasinda Ebû Hureyre hakkinda ileri geri konusulmustur. Bunun sebebi, keyif ve arzulara karsi gelen dine yönelik hile ve tuzaklari sonuçsuz birakan bir kisim hadislerinden kurtulmak istenmesidir. Bu hücumlar ya yalan ve zayif rivâyetlere, ya da bazi sahîh hadislere dayanir. Fakat bu tür sahîh hadisleri de dogru-dürüst anlayamazlar, bu yüzden de kendi arzulari dogrultusunda yanlis yorumlara basvururlar

(Muhammed Ebû Zehv, a.g.e., 153; el-Hâkim en-Nisâbûrî, a.g.e., III, 5 1 3). Bu hadislerden bir kismini ve cevaplarini özet olarak verelim:

Ebû Hureyre'nin hadis konusundaki güvenilirligine gölge düsürecek süphe kaynaklarindan biri, onun Rasûlullah (s.a.s.)'den: "Bir kimse Ramazan ayinda cünüp olarak sabahlarsa, o gün oruç tutmasin " hadisini nakletmesi ve halka bu yolda fetvâ vermesidir. Onun böyle rivâyet ettigini Âise ve Ümmü Seleme haber alinca, onun bu rivâyetini kabul etmemisler, söyle demislerdir: "Hz. Peygamber ailesiyle birlikte olmasi neticesinde cünüp olarak sabahlar, sonra da boy abdesti alip orucunu tutardi." Bunun üzerine Ebû Hureyre onlarin dediklerini kabul etmis ve demistir ki: "Bu hadisi bana Fadl b. Abbâs ile Üsâme b. Zeyd Hz. Peygamber'den nakletmislerdi. Mü'minlerin anneleri ise bu gibi konulari erkeklerden daha iyi bilirler" (Buhâri; Savm, 23; ibn Hacer, Fethu'l-Bâri, Misir 1300, IV, 123-124; Muhammed Ebû Zehv, a.g.e., 155).

Buna su cevap verilmistir: Ebû Hureyre sözkonusu hadisi Rasûlullâh (s.a.s.)'den kendisi isitmemistir. Hadisi Fadl ve Üsâme vasitasiyle rivâyet etmistir. Bu iki sahâbî ise dogru ve güvenilir kisilerdir. Âise ile Ümmü Seleme'nin hadisi, onun yaninda agirlik kazaninca, onlarin rivâyetine dönmüs, hakka uyarak önceki fetvâsindan vazgeçmistir (ibn Hacer, a.g.e., IV, 126; M. Eba Zehv, a.g.e, 155). Fadl ve Üsâme'nin naklettigi hadise gelince, âlimler bu konuda sunlari söylediler: Birincisi, bu hadis kendisinden daha kuvvetli hadisle çelismektedir; dolayisiyle onunla degil kuvvetli olanla amel edilir. ikincisi, bu iki sahâbînin hadisi orucun farz kilindigi dönemin baslarina aittir. O sirada oruçlunun uyuduktan sonra yemesi, içmesi, cinsel münasebette bulunmasi haramdi. Daha sonra Allah'tan yeri agarincaya kadar bütün bunlari mübah kildi. Onun için kari-koca iliskisi sabaha kadar devam ederdi. Fecrin dogusundan sonra da yikanmasi gerekmekteydi. Bu da gösteriyor ki Âise ile Ümmü Seleme'nin naklettigi hadisin hükmünü neshetmistir. Ne Fadl ile Üsamenin ne de Ebû Hureyre'nin bu son hükmü bildiren hadisten haberleri vardi. Bu yüzden Ebû Hureyre hâlâ önceki hadise göre fetvâ vermeye devam ediyordu. Kendisine bu haber ulasinca da bu fetvâsindan dönmüstür (ibn Hacer, a.g.e., IV, 127-128). ibn Hacer söyle der: "Ebû Hureyre'nin hakki teslim edip ona dönmesi onun faziletini gösterir" (a.g.e. ve yer; Kastallâni, irsâdü's-Sâri, Misir 1326. IV, 443; M. Ebû Zehv, a.g.e., 155).

Bir baska itiraz da sudur: Ebû Hureyre hadis rivâyet ederken tedlis yapardi (Hz. Peygamber'den duymadigi bir hadisi kendisine rivâyet eden sahsin ismini vermeyerek, Hz. Peygamber'den rivâyet ederdi). Meselâ, yukarida geçen "cünüp olarak sabahlayan kimseye oruç tutmak yoktur" hadisinde durum böyledir. Tedlis yapmak ise yalan söylemenin kardesidir (ibn Kesir, el-Bidâye, VIII, 109).

Bu itiraza söyle cevap verilir: Ebû Hureyre'nin islâm'a girisinin hicretin 7. yilina kadar geciktigi dikkate alinirsa, Hz. Peygamber'in pekçok hadisini ondan duymadigi ortaya çikar. Bu durum, onun hadis bilgisini tamamlayabilmesi için, Hz. Peygamber'den duymus olan sahâbîlerden almasini gerektiriyordu. Onun bu hali, ya dünyevi mesguliyetlerinden dolayi, ya da yaslarinin küçük olmasi, yahut da sonradan müslüman olmalari gibi sebeplerle Hz. Peygamber'in meclislerinde bulunmayan diger sahâbîlerin durumuyla aynidir. Humeyd'den gelen su haber de bunu teyid eder: "Biz Enes b. Mâlik'in yaninda idik. Bize söyle dedi: Vallahi size Hz. Peygamber'den naklettigimiz hadislerin hepsini bizzat kendisinden duymus degiliz. Fakat (hadisi duyan duymayana naklederdi) biz de birbirimizi yalanlamazdik" (Ahmed b. Hanbel, Müsned, Misir 1313, IV, 283; M. Ebû Zehv, a.g.e., 157).

Hadisi duyan ve digerlerine nakleden sahâbînin isminin zikredilmemesini tedlis saymak uygun degildir. Zira ehli sünnet âlimlerinin ittifakiyla sahâbenin hepsi âdildir. Âlimlerin, mürsel hadisi delil kabul etmek hususundaki ihtilâfi, ismi zikredilmeyen râvinin durumunun bilinmeyisi sebebiyledir. ibnu's-Salâh bu hususta söyle der: "ibn Abbâs ve benzeri yasça küçük sahâbîlerin Hz. Peygamber'den isitmedikleri halde ondan rivâyet ettikleri mürsel hadisler, mevsûl ve müsned hükmündedir. Çünkü onlar bu hadisleri sahâbîlerden almislardir. Bir sahâbînin kim oldugunun bilinmemesi, hadisin sihhatine zarar vermez. Çünkü sahâbîlerin tamami âdildir" (ibnu's-Salâh, Mukaddime, Misir 1326, 22). Bütün bunlardan anlasiliyor ki Ebû Hureyre'den hiçbir yalan çikmis degildir. Zira bu tür mürsel hadislerde Ebû Hureyre, "Rasûlullah'in söyle dedigini isittim, ya da söyle yaptigini gördüm" demiyor; aksine, "Rasûlullah söyle buyurdu veya söyle yapmistir" gibi ifadeler kullaniyordu. Burada onun tedlis yaptigi da söylenemez. Çünkü adini zikretmedigi sahâbeden biridir ve sahâbînin âdil olduguna dair icmâ vardir (M. Ebû Zehv, a.g.e., s.158).

Bir baska itiraz: Hz. Ömer, Ebû Hureyre'yi hadis rivâyetinden alikoymus ve ona, "Ya Hz. Peygamber'den hadis rivâyetini birakirsin, ya da seni Devs topraklarina sürerim" demistir (ibn Kesir, el-Bidâye, VIII, 106; M. Ebû Zehv, a.g.e., 159). Ömer'in bu tutumu Ebû Hureyre'nin yalan söyledigini göstermektedir.

Buna söyle cevap verilmistir: Ebû Hureyre, Hz. Peygamber'den naklettigi hadisleri halka ögretmeyi, ilmi gizlemenin günahindân kurtulmak için, kendisine bir görev sayiyordu (Buhâri, ilim, 43). Bu anlayis onu çok hadis rivâyet etmeye sevketti. Bir tek mecliste bile Hz. Peygamber'in birçok hadisini naklederdi. Fakat Hz. Ömer, halkin herseyden önce Kur'ân ile mesgul olmasini, amelle ilgili olanlarin disinda kalan hadisleri az rivâyet etmelerini, halki yersiz bir tevekküle götürecek ruhsat hadisleriyle, halkin anlayamayacagi müskil hadisleri halka rivâyet etmeyi uygun görmüyordu. Bu arada, çok hadis rivâyet edenlerin, rivâyet sirasinda hata yapabileceklerinden ve benzeri seylerden de endise ediyordu. Bütün bu sebeplerle, Hz. Ömer sahâbîleri çokça hadis rivâyet etmekten alikoymus, Ebû Hureyre'ye de agir konusmus ve onu Devs'e sürmekle tehdid etmistir. Çünkü Sahâbe içerisinde en çok hadis rivâyet eden oydu. ibn Kesir bunu naklettikten sonra söyle der: "Bildirildigine göre Hz. Ömer (r.a.) daha sonra Ebû Hureyre'nin hadis nakletmesine izin vermistir (ibn Kesir, a.g.e., VIII, 106; M. Ebu Zehv, a.g.e., 159).

Bir baska menfî tenkid: Ebû Hureyre'nin diger sahâbîlerden daha çok hadis rivâyet etmesini saglayan sey, Hz. Peygamber söylesin veya söylemesin, helâl ve haramla ilgili olmayan, fakat güzel ahlâka tesvik, cennet ve cehennem haberleri gibi bütün güzel sözleri ona isnad etmeyi kendine câiz görmesidir. Onun bu konudaki dayanagi su hadislerdir: "Benden size hakka uygun bir söz ulastiginda, ben onu ister söylemis olayim isterse olmayayim, onu aliniz' "Benim söylemedigim fakat benden size ulastirilan güzel bir sözü, ben söylemisimdir" (M. Ebû Zehv, a.g.e., 160).

Buna verilen cevap sudur: Geç müslüman olmasina ragmen Ebû Hureyre'nin çok hadis rivâyet etmesi, onlarin ileri sürdükleri sebeplere baglanamaz. Bunun asil sebebi, dünyadan el-etek çekip Hz. Peygamber'in toplantilarina katilmasi, savasta ve savas disinda onun yanindan ayrilmamasi, hadisleri unutmamasi için Hz. Peygamber'in duasini almasi, Hz. Peygamber'in vefâtindan sonra elli yil kadar daha yasamasi ve duymadigi hadisleri diger sahâbîlerden alarak insanlara rivâyet etmesidir (A.g.e. ve yer). Helâl ve haram disindaki konularda Hz. Peygamber'e yalan isnad etmesini kendisi için câiz görmesi iddiasi da geçersizdir. Çünkü o, "Kim bilerek bana yalan isnad ederse cehennemdeki yerine hazirlansin" hâdisinin râvîlerinden biridir. Birçok toplantilarinda hadis rivâyet etmek istediginde bu hadisi zikrettigi sâbittir. Sahâbiler, onun hadis rivâyetindeki üstünlügünü kabul ettiler ve ondan hadis naklettiler. Hz. Ömer, Osman, Talha, ibn Abbâs, Âise, Abdullah b. Ömer ve digerleri (r.anhum) bunlardandir (Hâkim en-Nisâbûrî, a.g.e., III, 513; ibn Kesir, a.g.e., VIII, 108). Bu da onlarin, Ebû Hureyre'nin güvenilirligi ve dogrulugu hususunda ittifak ettiklerini gösterir. Diger taraftan, Ebû Hureyre'nin rivâyet ettigi hadislerin çogunun, baska sahâbîler tarafindan da nakledildigi görülür (M. Ebû Zehv, a.g.e., 160, 161).

Ebû Hureyre'nin dayandigini ileri sürdükleri hadislere gelince, bu hadisleri Ebû Hureyre rivâyet etmemistir. Aksine bunlar onun adina uydurulmus sözlerdir. Bu hususta ibn Hazm söyle demistir: "Allah'tan korkmaz bazi insanlar birtakim hadisler rivâyet ettiler. Bunlarin bazisi islâm'in temel prensiplerini geçersiz kilmakta, bazilari da Hz. Peygamber'e yalan isnat etmeyi mübah saymaktadir. " ibn Hazm bu iki hadisi de, râvîlerinin çok zayif olmasindan ötürü geçersiz saymaktadir (ibn Hazm, el-ihkâm fî Usûli'l-Ahkâm, Misir 1345, II, 76, 78, 80; M. Ebû Zehv, a.g.e., 161, 162).

Macar asilli ünlü müstesrik yahudi Ignaz Goldziher de Ebû Hureyre'nin hadis uydurdugunu ve bunda hayli ileri gittigini ileri sürmüstür. Böyle bir tenkid tümüyle bâtildir, geçersizdir ve hiçbir hakli tarafi yoktur. Buhâri'nin söyledigi gibi Ebû Hureyre'den sekizyüz âlim hadis rivâyet etmistir. O, sahâbe ve muhaddisler nazarinda son derece güvenilir yüce bir sahsiyettir. ibn Ömer söyle demistir: "Ebu Hureyre benden daha hayirli ve naklettigini daha iyi bilendir." Cennet'le müjdelenenlerden biri olan Talha b. Ubeydullah da: "süphe yok ki Ebû Hureyre Hz. Peygamber'den bizim isitmedigimiz hadisleri isitmistir" demistir (el-Hâkim en-Nisâbûrî, a.g.e, III, 511, 512). Mervan'in sekreteri Ebû Zualza'a da Ebû Hureyre'nin hadis rivâyetinde ne derece güçlü oldugunu gösteren su haberi nakleder: "Mervan, Ebû Hureyre'yi Saray'da hadis rivâyet etmek için dâvet etmisti. Mervan beni divanin arkasina oturtmustu ve ben de Ebû Hureyre'nin naklettiklerini gizlice yaziyordum. Ertesi yil yine onu dâvet etti ve ondan hadis rivâyet etmesini istedi. Bana da bir yil önceki yazdiklarimdan takip etmemi tenbih etti. Neticede, onun bir tek kelime bile degisiklik yapmadan rivâyet ettigini gördüm (ibn Kesir, a.g.e., III, 106; M. Ebû Zehv, a.g.e., 162-164).

Ebû Hureyre 78 yil yasadiktan sonra Hicrî 57/676 yilinda Medine'de vefât etmistir.


M. ALI SÖNMEZ
Kaynak: Sâmil Islam ansiklopedisi

Kaynak: http://www.enfal.de/ecdad9.htm
talebe27
1- Ebu Hüreyre:

Hadîs rivâyeti deyince ilk akla gelen Ebu Hüreyre Hazretleri (radıyallahu anh)'dir. Zira 5375 hadîsle en çok hadîs rivâyet eden Sahâbidir. Onun hayatı sâdece rivâyetlerinin çokluğu değil, hadîs öğrenmedeki aşkı, metodu, gayreti ve kabiliyeti, Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm) ve diğer sahâbelerle (radıyallahu anhüma ecmain) olan münasebetleri yönüyle de bizler için ibretlerle doludur. Ayrıca, başta müfrit şiîler, müsteşrikler ve bazı münâfık tabiatlılar olmak üzere bir kısım ölçüsüzler Ebu Hüreyre Hazretlerine dil uzattıkları için onun hayatı hakkında genişçe bilgi vermeye çalışacağız.

Ebu Hüreyre Hazretleri (radıyallahu anh) Yemen'in Devs Kabilesi'ndendir. Hicretin yedinci yılında, Hayber seferi sırasında hicretle Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)'a dâhil olmuştur. Bâzı kayıtlara göre, müslüman oluş târihi bir kaç yıl öncelere iner ve Tufeyl İbnu Amr ed-Devsî'nin dâvetiyle İslâm'a girmiştir. Medîne'ye gelince Mescid'in Suffe kısmına yerleşerek Ashâb-ı Suffe'ye dâhil olmuştur.

Asıl adı hususunda çokça ihtilaf edilmiştir. Nevevî'nin el-Esma ve'l-lügât'de kaydettiğine göre, otuz kadar farklı görüşten en doğrusu, onun adının, müslümanlıktan sonra, Abdurrahmân İbnu Sahr olduğudur. "Ebu Hüreyre" künyesi, bir rivâyete göre, Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) tarafından verilmiştir. Kedileri çok seven Abdurrahman, elbisesinin kolu içerisinde bir kedi taşımaktadır. Onu bu halde gören Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm), Arap örfünde câri olduğu şekilde "Kedicik babası" mânasına gelmek üzere Ebu Hüreyre diye künyelemiştir. "Hüreyre" Hirr kelimesinin ism-i tasgiridir. Hirr kedi demektir, hüreyre ism-i tasgir olunca kedicik mânasına gelir. Asıl ismi unutularak künye veya lakab veya nisbetiyle şöhret kazananlara her devirde, her yerde rastlanır. Nitekim Ebu Bekir es-Sıddîk Hazretleri de bunlardan biridir.

Ebu Hüreyre'nin asıl adının bilinmemesine Kureyşli olmaması da te'sir eder. Kureyş kabilelerinden birine mensûb olsaydı, her şeye rağmen göbek ismi hatırlanabilirdi. Devs, Mekke ve Medîne'den çok uzaklardadır, İslâm'a girdiği andan itibâren de Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) ve Ashâbı onu hep Ebu Hüreyre diye çağırmışlardır.

Ebu Hüreyre'nin müslümanlara dahil oluşu Hayber Gazvesi'nin sona erdiği âna rastlar, yâni gazveye fiilen katılmamıştır. Ancak Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) ganimetten ona da bir pay ayrılmasını emretmiştir.

Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)'a dehâleti geç olmuştur ama tam olmuştur. Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) hayatta olduğu müddetçe bütün ihlasıyla O'nu takip etmiş, bir an için olsun ayrılmak istememiştir. O, Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)'ı hadîs almak, sünnet öğrenmek, İslâm'a hizmet etmek aşkıyla tâkip ediyordu. Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) da onun bu niyetini biliyor, niyetine muvafık muamelede bulunuyordu. Neticede, üç yıllık berâberliğe rağmen İslâm'da, değme eski sahâbenin ulaşamadığı yüce bir makama ulaşacaktır.

Ebu Hüreyre (radıyallahu anh), kendi ifâdesiyle "Karın tokluğuna Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)'a hizmet ediyordu" ama, karnını doyuracak kadar bir yiyecek bulamıyarak açlıktan bayılıp düşecek hale geldiği de oluyordu. Buhâri'de gelen bu durumla ilgili bir rivâyeti "Suffe Mektebi" üzerine sunacağımız bir açıklamada kaydedeceğiz. Belirtmek istediğimiz husus şu ki, Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)'la berâber olma arzusunun gâyesi "karın doyurmak" değil, ilim ve hadîs almaktı. Nitekim İbnu Kesîr el-Bidaye ve'n-Nihâye'de Ebu Hüreyre'nin şu rivâyetini kaydeder: "Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm), bir gün kendisine sorar: "Arkadaşlarının istediği şu ganimetlerden sen istemiyor musun?" Ebu Hüreyre şöyle cevâp verdiğini belirtir: "Ben senden, Allah'ın sana öğrettiğinden bana da öğretmeni talebediyorum". Nitekim hâfızası ile ilgili şikâyeti de onun ilim aşkını dile getirir: "Ey Allah'ın Resûlü, senden çok şey işitiyorum fakat unutuyorum" diye müracaatta bulundum. Bana: "Rıdânı yay!" dedi. Ben de yaydım. Dua buyurdu, sonra rıdamı toplayıp kucağıma kapadım. Bundan sonra işittiğim hiçbir şeyi unutmadım".

Şu rivâyet, ondaki ilim aşkını Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm)'in yakinen bildiğini gösterir: Kendisinin anlattığına göre bir defasında Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)'a: "Kıyamet günü senin şefaatine kimler nail olacaktır?" diye sorar. Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm) şu cevabı verir: "Ey Ebu Hüreyre, başkalarına nazaran, hadîse karşı daha fazla hırs taşıdığını bildiğim için, bu mevzuda buna ilk sual soracak kimsenin sen olacağını tahmin ediyordum. Kıyamet günü benim şefâatime nail olacak, kimse, hulûs-i kalb ile lâilâhe illallah diyen kimse olacaktır."

Şu rivâyet de Ebu Hüreyre'nin ilim ve âhiret düşüncesine kendisini samimiyetle verdiğini gösterir: Bir gün Ebu Hüreyre'nin kızı babasına gelerek:

"Babacığım, kız arkadaşlarım beni ayıplıyorlar ve: "Baban seni niye altın takılarla tezyîn etmiyor?" diyorlar" der. O şu cevabı verir: "Kızım, onlara şunu söyle: "Babam cehennem eleminden korkuyor!"

Ebu Hüreyre (radıyallahu anh), Yemen gibi ilim ve hikmette üstünlüğü bizzat Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm) tarafından te'yid edilmiş bulunan bir beldedendi. Müslüman olduğu zaman okuma yazma bilmekten başka edebî zevk sâhibi olduğu da kabul edilmekte, bâzı rivâyetlerin karînesine dayanılarak "Farsça" bildiği ve hattâ "Habeşçe" de öğrendiği ifâde edilmektedir. Tevrat'ı da çok iyi bildiği belirtilir. Kur'ân'la birlikte hadîsleri de yazmasında, onun sâhip olduğu bu kültürel seviyenin rolü bulunduğu söylenebilir.

Ebu Hüreyre (radıyallahu anh) hafızasının gücünü her ne kadar Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)'ın duasının bereketi biliyor idiyse de, hadîsleri öğrenme hususunda zikre şayan gayret de gösteriyordu. Bir rivâyette, "gecesini üçe ayırdığını, bir bölümünde uyuyup dinlendiğini, bir bölümünde namaz kıldığını, bir bölümünde de hadîs müzâkere ettiğini" belirtir.

El-Müstedrek ve diğer bir kısım kaynakların kaydettiği üzere, hafızasının kuvveti ile ün salan Ebu Hüreyre (radıyallahu anh)'yi Emevî halifesi Mervan İbnu'l-Hakem bu yönden imtihan etmek ister. Bir gün huzuruna çağırarak Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)'ın hadîslerinden sorar. Perde arkasına bir kâtip (Ebu'z-Zu'ayzu'a) oturtur. Katip Ebu Hüreyre (radıyallahu anh)'nin her söylediğini yazar. Katip der ki: "Mervân sordukça sordu, ben de yazdım. Hadîslerin sayısı oldukça çoktu. Bir sene kadar geçtikten sonra Mervân, Ebu Hüreyre (radıyallahu anh)'yi tekrar çağırdı. Aynı hadîsleri sormaya başladı. Ben yine perde arkasında cevaplarını önceki yazdıklarımla karşılaştırarak tâkip ediyordum. Ebu Hüreyre ne bir kelime fazla ne de bir kelime eksik söylemişti." Bu hâdise, hadîslerin yazdırılıp, kontrol edilmesi gibi mühim hususları aydınlatması yönüyle ayrı bir önem taşır.

Ebu Hüreyre'nin hadîslerinin yazıldığını ifâde eden yegâne rivâyet bu değildir. Başka rivâyetler, onun hadîslerinin tamamının, Ömer İbnu Abdilaziz'in yanında bulunan müstakil bir mecmuada mevcut olduğunu gösterir. İbnu Sa'd'ın rivâyeti şöyle: "Ömer İbnu Abdilâziz, Kesîr İbnu Mürre'ye mektup yollayarak, kendisine Resülullah (aleyhissalâtu vesselâm)'ın Ashâbından (radıyallahu anhüm) işittiği hadîsleri yazmasını talebetti. Mektupta "Ebu Hüreyre (radıyallahu anh)'nin hadîslerini hâriç tut, yazma, zira onlar yanımızda mevcut" diyordu. Kesîr İbnu Mürre, Resûl-i Ekrem (aleyhissalâtu vesselâm)'in Ashabından (radıyallahu anhüm ecmaîn) pek çoğunu görmüş birisiydi. Gördükleri arasında yetmiş kadar da Bedir savaşına katılanlardan vardı."

Hemen hatırlatalım ki, daha sonraki devirlerde de Ebu Hüreyre (radıyallahu anh)'nin rivâyetleri müstakil bir ünite olma durumunu koruyacaktır. Nitekim Taberâni, el-Mucemu'l-Kebîr'inde alfabetik sıraya göre sahâbeleri tasnîf ederek hadîslerini kaydederken Ebu Hüreyre (radıyallahu anh)'yi hâriç tutar. Çünkü onun rivâyetlerini müstakil bir te'lîfde cemetmiştir.

Ebu Hüreyre Hazretleri (radıyallahu anh)'nin rivâyetlerini talebelerinden Beşîr İbnu Nehîk de müstakillen cemetmişir. Bir rivâyette şöyle der: "Ebu Hüreyre (radıyallahu anh)'den her işittiğimi yazardım. Ayrılacağım zaman, yazdıklarımı kendisine okuyarak: "Bunlar benim sizden işittiklerimdir" (tasdik eder misiniz?) dedim. O da: "Evet, benim rivâyetlerimdir!" buyurdu."

Ebu Hüreyre (radıyallahu anh)'nin Sahife-i Sahîha'sından bahsederken el-Hasan İbnu Ömer İbni Ümeyye ed-Damrî'den kaydettiğimiz rivâyet de burada bir kere daha hatırlatılmaya değer. Zira, Ebu Hüreyre'nin yaşlanarak hâfıza zindeliğini kaybettiği bir döneme rastladığı anlaşılan vak'aya göre, kendisinin rivâyet etmemiş bulunduğu söylenen bir hadîsten sorulunca, bunu hatırlayamamış, ancak el-Hasan ed-Damrî'yi evine götürüp "pekçok kitab'ın bulunduğu odasına oturtarak, söz konusu hadîsi bulunca: "Ben demedim mi, bir hadîsi rivâyet etmişsem, mutlaka yazdıklarım arasında vardır" demiştir. [69]



Ebu Hüreyre'ye İtirazlar:


Kaynaklarımız tâ bidayetten beri, daha sağlığında kendisine çeşitli itirazların yapıldığını haber vermektedir:

I- Çok rivâyette bulunması. Bunun kaynağını Hz. Ömer (radıyallahu anh)'in, herkesin Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) hakkında rastgele rivâyette bulunmasını önlemek için, hilâfeti sırasında koyduğu rivâyet tahdidi teşkil edebilir. Ayrıca üzerinde duracağımız bu meselede Ebu Hüreyre (radıyallahu anh) de nasîbini almış ve Hz. Ömer (radıyallahu anh)in muâhazesinden geçmiştir. İlgili bahiste görüldüğü üzere Hz. Ömer (radıyallahu ânh), Ebu Hüreyre Hazretleri'ne mülayim davranmıştır. Çok rivâyet etme suçlamalarına kendisi cevap vererek: "...Eğer Allah'ın Kitabı'nda şu iki âyet olmasaydı bir tek hadîs bile rivâyet etmezdim" demiş ve Bakara Sûresi'nin 159 ve 160. ayetlerini okuduktan sonra açıklamıştır:

"Mekkeli (muhâcir) kardeşlerimiz çarşı-pazar alış-verişle. Medineli Ensârî kardeşlerimiz ziraat ve bahçıvanlıkla meşgul olurken Ebu Hüreyre, karnının açlıktan kazınmasını düşünmeden Allah'ın Resülü (aleyhissalâtu vesselâm)'nden ayrılmadı ve yeni şeyler öğrendi."

Übey İbnu Ka'ab (radıyallahu anh) da Hz. Ebu Hüreyre (radıyallahu anh)'nin öğrenme hususundaki üstünlüğünü te'yîden şöyle der: "Ebu Hüreyre Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)'dan çok şey sorma hususunda cür'etli idi. Bizim soramadığımız şeyleri o sorardı."

Ebu Hüreyre (radıyallahu anh), Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)'ın: "Kim bir cenâzeye katılırsa bir kırat sevab kazanır" sözünü nakledince bunu ilk defa işiten İbnu Ömer (radıyallahu anh): "Şu rivâyet ettiğin şeye bak ey Ebu Hüreyre" diye itiraz eder. Ebu Hüreyre de onu elinden tutup Hz. Aişe (radıyallahu anhâ)'ye çıkarır ve konu hakkında Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)'ın ne söylediğini sorar. Hz. Aişe Ebu Hüreyre'yi tasdik eder. Ebu Hüreyre "Beni, Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)'ı dinlemekten ne hurma fidanı dikmek ne de alış-veriş alıkoymadı" der. İbnu Ömer de: "Ey Ebu Hüreyre sen hakikaten Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)'ı bizden daha iyi tanıyor, hadîslerini daha çok biliyorsun" diye hakkı teslim eder. Belki de bu hâdiseden sonra olacak, İbnu Ömer (radıyallahu anh)'e, Ebu Hüreyre'nin çok hadîs rivayet ettiğini şikâyet eden kimseye: "Ebu Hüreyre'nin rivâyet ettiklerinden şüphe etmekten Allah'a sığın. Rivâyette o cüretli davrandı, biz ise korktuk" der.

Benzer bir tenkide Talha İbnu Ubeydillah'ın verdiği cevap da burada kayda değer. Bir kimse gelerek Talha (radıyallahu anh)'ya: "Ey Ebu Muhammed! Allah'a yemin olsun bir türlü anlamıyoruz, nasıl olur da şu Yemenli (Ebu Hüreyre) mi Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)'ı daha iyi biliyor, yoksa sizler mi? O, Resülullah (aleyhissalâtu vesselâm)'dan sizlerin rivâyet etmediklerinizi rivâyet ediyor" der. Talha İbnu Ubeydillah şu cevabı verir: "Allah'a kasem olsun, şurası muhakkak ki, o, Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)'dan bizim işitmediklerimizi işitti, bizim öğrenmediklerimizi öğrendi. Bizler zengin kişilerdik, evlerimiz ve âilelerimiz vardı. (Biz onlarla meşguliyet sebebiyle) Resûlullah (âleyhissalâtu vesselâm)'a sâdece sabah ve akşamları uğrayabiliyorduk. Uğrayınca da çabuk ayrılıyorduk. Ebu Hüreyre (radıyallahu anh) ise fâkir bir kimseydi ne malı, ne âilesi ne de evladı vardı. Onun eli Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)'ın eli ile beraberdi, Resülullah (aleyhissalâtu vesselâm) nereye gitse o da oraya giderdi. Onun, bizim öğrenmediğimiz çok şeyi öğrendiğinden, dinlemediğimiz çok şeyi de dinlediğinden asla şüphe etmiyoruz. Bizden hiç kimse, onu, Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)'ın söylemediği bir şeyi söylemekle de ithâm etmez."[/b]

Rivâyetler, Hz. Aişe (radıyallahu anhâ)'nin de Ebu Hüreyre'yi çok rivâyeti sebebiyle: "Ey Ebu Hüreyre, bize kadar ulaşan ve tarafından rivâyet edilmiş olan şu hadîsler de ne oluyor? Yâni senin işittiklerin bizim işittiklerimizden, senin gördüklerin bizim gördüklerimizden ayrı mı?" diye itiraz ettiğini haber verir. Ebu Hureyre (radıyallahu anh) ona da şu cevâbı verir: "Ey anneciğim! Seninle Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) arasına ayna ve sürmedanlık girdi. Sen Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) için süslenirken onlar seni meşgul ettiler. Beni ise Allah'a yemîn olsun, hiçbir şey meşgul etmemiştir."

Yine Ebu Hüreyre (radıyallahu anh)'nin bir açıklamasına göre, kendisini çok rivâyet etmekle itham eden bir zâta hafızasının sağlamlığını şöyle isbat etmiştir: "Halk, Ebu Hüreyre çok rivâyet ediyor demişti. Rastladığım birisine Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) dün yatsı namazında ne okudu?" diye sordum. Adam: "Bilmiyorum" diye cevap verdi. Ben: "Cemaatte yok muydun?" dedim. "Hayır, vardım!" deyince kendisine: Fakat, ben biliyorum, şu şu sûrelerini tilâvet buyurdu" dedim".

[b]2- Bâzı rivâyetlerine itiraz
: Ebu Hüreyre (radıyallahu anh) hazretleri bazı rivâyetleri sebebiyle de tenkîde mâruz kalmıştır. Mesela İbnu Mes'ud (radıyallahu anh) Ebu Hüreyre'nin "Ölüyü yıkayan yıkansın, taşıyan abdest alsın" sözüne itiraz etmiştir. Aslında bu bir hadîs değil, fetvadır. Bu görüşe katılan başka fakîhler de var, katılmayanlar da var. Keza Hz. Aişe, tek ayakkabı ile yürünmeyeceğine dair rivâyeti sebebiyle Ebu Hüreyre'ye itiraz etmiştir. Başka örnekler de var. Yorumcular diğer sahabelerle olan ihtilafların onun fıkhî anlayışından ileri geldiğini, son derece güçlü iyi bir hadîsçi olmasına rağmen hadîslerini değerlendirip hüküm çıkarmada hadîsçiliği kadar başarılı olamadığını belirtirler. Mesela şu vak'a bu duruma güzel bir örnek teşkîl eder:

Ebu Hüreyre (radıyallahu anh) bir gün Resûl-i Ekrem (aleyhissalâtu vesselâm)'in yemek yedikten sonra abdest alıp namaz kıldığını görür ve bundan "Ateşte pişmiş yemek yedikten sonra abdest tâzelemek gerektiği" hükmüne varır. Ama, Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm) yemeğe oturduğu vakit abdestli miydi, abdestsiz miydi araştırmayı düşünmemiştir. Müşâhedesini anlatıp bundan çıkardığı hükmü söyleyince, fıkıh yönü üstün olan Abdullah İbnu Abbas (radıyallahu anh) "Ateşte ısıtılan su ile (kış mevsiminde) abdest almanın caiz olup olmayacağını" sorar. Ebu Hüreyre hatasını anlar ve susar.

Unutmamalı ki, Ashab arasında ihtilaf sıkça görülen bir husustur. İtirazlar sadece Ebu Hüreyre (radıyallahu anh)'ye karşı değildir. Sözgelimi irtidad edenlere karşı takip edilecek yol hususunda Hz. Ebu Bekr (radıyallahu anh), Hz. Ömer (radıyallahu anh) başta diğer bir kısım sahâbelere itiraz etti. Onlar: "Lailâhe illallah diyene kılıç çekilmez" derken, Hz. Ebu Bekir (radıyallahu anh): "Namazla zekâtın arası ayrılmaz. Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)'a verdikleri tek çebişi bile vermekten vazgeçseler, almak için savaşacağım" der. Keza Hz. Aişe (radıyallahu anhâ), Abdullah İbnu Ömer'in: "Ölü, yakınlarının ağlaması sebebiyle azaba duçar olur" sözüne itiraz etmiştir. Keza İbnu Abbas, kadının artığı ile abdest almanın mekruh olacağına dair Hakem İbnu Amir'in rivâyetine itiraz etmiştir. Öyle ise bunları Ashab'ın müçtehidlik sıfatları ve dinin içtihâd hakkında koyduğu umumi prensipler çerçevesinde değerlendirmek gerekir. Ebu Hüreyre (radıyallahu anh) hakkındaki itirazlar da öyle. Bunu diğerlerinden ayırıp, büyütmek hiçbir surette normal olmaz. Esâsen itirazlar yakından incelenince bunların "rivâyet"e değil, "fetvâ"ya, "anlayış"a olduğu görülmektedir.

3- Tedlis iddiası: Şu'be İbnu'l-Haccac, Ebu Hüreyre'nin hem Ka'bu'l-Ahbâr'dan hem de Resûl-i Ekrem (aleyhissalâtu vesselâm)'den hadîs rivâyet ettiğini, ancak: bu iki rivâyetin arasını tefrîk etmediğini söyleyerek Ka'b'ın isrâilî rivayetini, sanki Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)'dan işitmiş gibi göstererek "tedlîs" yaptığını ileri sürmüştür.[70] Ancak Şu'be'nin bu iddiasını Bişr İbnu Sa'îd şöyle reddetmiştir:

"Allah'tan korkunuz ve hadîs-i şerifleri koruyunuz. Biz Ebu Hüreyre ile oturduğumuz zaman biz hem Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm)'den hem de Ka'bu'l-Ahbâr'dan hadîs rivâyet ederdi. Ebu Hüreyre (radıyallahu anh) kalkıp gidince, cemaatte beraber oturduklarımızdan bazılarına bakardım da onların Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm)'den rivâyet edilen hadîslerle, Ka'bu'l-Ahbâr'dan rivâyet edilen hadîsleri birbirine karıştırdıklarını görürdüm"

Bu açıklamaya göre tedlîs Ebu Hüreyre'den değil, onu dinleyenlerden ileri gelmiştir. İmam Şâfiî Hazretleri (radıyallahu anh)'nin şehâdeti meseleyi aydınlatmaya yeterlidir:

"Ebu Hüreyre, devrinde yaşayan hadîs râvilerinin hâfızası en sağlam olanı idi." Kasden tedlîs yapmaya ise onun diyanet ve takvası müsaade etmez.

Dindarlık ve Zühdü: Ebu Hüreyre (radıyallahu anh) ruhunda taşıdığı ilim aşkına denk bir zühd ve takva sâhibi idi. Namaz, zikir ve istiğfarı çok yapardı. Hanımı, oğlu ve kendisi geceyi üçe bölüp, sırayla uyanık kalırlardı. Hangisi nöbetini tamamlamışsa diğerini uyandırıp öyle yatardı. Daha önce de belirttik, gecesinin üçte birini ibâdete ayırır, birini de hadîs müzâkeresi ile geçirirdi. Rivâyetler, Ebu Hüreyre'nin kilerinde, odasında, evinde ve binasının çıkış kapısında birer namazgahı bulunduğunu, girerken çıkarken bunların her birinde ayrı ayrı namaz kıldığını belirtir. İkrime, onun her gece on iki bin kere "sübhânallah" dediğini haber verir. Meymûn İbnu Ebî Meysere de Ebu Hüreyre (radıyallahu anh)'nin bir akşam, bir de sabah olmak üzere iki defa seslice şöyle söylediğini anlatır: "Gece gitti gündüz geldi. Firavun âilesi ateşe arzedildi". Akşam olunca da: "Gündüz gitti gece geldi. Firavu'nun âilesi ateşe arzedildi". Ebu Hüreyre (radıyallahu anh)'nin sesini kim duysa Allah'a istiâzede bulunduğunu görürdü.

Şöyle derdi "Kimse, mazhar olduğu nimeti sebebiyle fâcire gıbta etmesin. Çünkü peşini hiç bırakmadan onu tâkip eden biri var: Cehennem".

Rivâyetlere göre, Ebu Hüreyre secde esnasında zina yapmaktan, hırsızlıktan, küfre düşmekten, büyük günah işlemekten Allah'a sığınırdı. Kendisine "Bunları işlemekten mi korkuyorsun?" diye soruldu: "İblis hayatta olduğu, kalpleri dilediği şekilde çevirici bulunduğu müddetçe, beni bu işlerden kim garantiler?" cevabını verir.

Hz. Aişe (radıyallahu anhâ)'nin ve bir rivâyete göre Hz. Ümmü Seleme (radıyallahu anha)'nin de cenâze namazını Ebu Hüreyre (radıyallahu anh) kıldırmıştır.

Ölüm yaklaştığı zaman ağlar. Kendisine "Niye ağladın?" diye sorulunca: "Şu dünyamıza ağlamıyorum, seferden sonrası için, azığımın azlığı için ağlıyorum. Ben cennetle cehennem arasında gittim geldim. Hangisinde beni durduracaklarını bilemiyorum" cevabını verir.

Ebu Hüreyre Hazretleri (radıyallahu anh) paraya da değer vermezdi. Rivâyete göre bir gün Mervân kendisine yüz dinar yollar. Ertesi gün tekrar adam göndererek: "Yanlışlık oldu, o parayı sana göndermemiştim, başkasına vermeyi düşünmüştüm" diye geri ister. Bu parayı alır almaz bağışlamış bulunan Ebu Hüreyre: "Ben onu zaten elden çıkarmıştım, o benim ihsanım olmaktan çıktı ise verdiğim şahıstan sen al" cevâbını verir. Mervân, kendisini denemek için böyle yaptığını açıklar.

Ebu Hüreyre sünnetin neşri hususunda doymak bilmeyen bir aşk ve gayretle geçen bir hayattan sonra yetmiş sekiz yaşında olduğu halde hicrî 58 yılında vefat etmiştir. Hayatı boyunca, halktan olsun ulemâdan olsun gereken saygı ve alakaya mazhar olmuştur. İbnu Hacer 8000 den fazla sahâbenin kendisinden hadîs dinlediğini belirtir. 5375 rivâyetinden 325 tanesini Buhârî ve Müslim el-Câmi'û's-Sahîh'lerine ittifakla almışlardır. Ayrıca Buhârî 93, Müslim de 189 hadîsinde infirad eder. Büyük otoritelerin itizar ve alâkasından sonra Mutezilî, Şi'î, Hâricî, câhil, İslâm düşmanı, gâfil çevrelerden O yüce zâta vâki sataşmalar, dil uzatmalar hiçbir değer ifade etmez. Allah şefâatine mazhar kılsın. (Radıyallahu anh). [71]
(Amin)

Hadis Tarihi | Talat Koçyiğit

http://kitap.ihya.org/hadistarihi.php?t2=o...an=8&sn=553
Teşekkürler
<#thank#>
derinsular
Ebu Hüreyre (radıyallahu anh) ya pislik(haşa) diyenler gün gelecek kendilerinin pislik olduklarını görecekler inş.

İlle Cihad
tüm yazılanları okudum allah razı olsun.

fakat bütün bu yazılar içinde bir konuyu bulamadım nedense. ya unutulmuş yada bilerek es geçilmiş.

CEMEL ve SIFFIN'da Ebu Hureyre ne iş yapardı? kimin yanındaydı? bu savaşlar hakkında neler demişti. hani safta olduğunu kendisi nasıl anlatmıştı.

öyle ya İslam tarihin en kara olaylarıdır bu iki olay. bu olaylarda Ebu Hureyre ne yapmakta idi?

bunlara hiç değinilmemiş, hiç anlatılmamış, yada anlatılmak istenmemiş, yada bilerek gizlenmiş. başka seçenek gelmiyor aklıma doğrusu!!

hele bide o olaylardaki Ebu hureyreyi bi anlatında bizde bilelim!!!!!!!!
İlle Cihad
ayrıca 23 senelik nübüvvet döneminin tamamına Rasülün yanında şahit olan, İlim Şehrinin Kapısı ünvanına mazhar olan Hz. İmam Ali, bu kadar üstün ilmi ve rasüle yakınlığı olmasına rağmen 500 ü geçmeyen hadis rivayet ediyor, Rasülü 2-3 sene gören, hakkında yalancı iddiaları olan ve UMMİ olduğu söylenen Ebu Hureyre 5000 den fazla hadis rivayet ediyor.

bu işte bir iş olmalı elbette.

şimdi kimse demesin, rasülün yanından hiç ayrılmadı, sürekli onla beraberdi onun için çok hadis duydu.

sanki Hz. İmam Ali rasülden fersah fersah uzaktı smile.gif Hz. İmam Aliden daha yakın kim vardı Allah aşkına...
talebe27
Buyrun siz yazın dailminizden faydalanalım

İlle Cihad
ben yazarsam suçlama yapmış olurum. konuyu açan sizlersiniz.

konu açtığınıza göre bilginizde mevcuttur. Ebu Hureyre hakkında bu konulardada bilgi sahibi olduğunuzu düşünerek sordum.

buyrun siz anlatın, konu açtığınıza göre, sorularada cevap vermelisiniz.

(konuyu açan şahsa ve onunla aynı fikirde olan herkesedir sözüm)
talebe27
Siz şii misiniz?

Ya da alevi?
İlle Cihad
Hayır ikiside değilim smile.gif

sizin gibi bende hanefiyim..
derinsular
talebe27 kardeşim.seninde farkında oldugun gibi buralarda bunlarla ugraşmak boşuna zaman kaybıdır biliyorsun.

biz bunlara karşı hangi meseleyi savunalım ve hangi birisiyle ugraşalım.

talebe27 kardeşim ALLAH cc seninle olsun ,bilegine yüregine kuvvet.

buranın adı islamı forum

ama

sahabe efendilerimizden bazılarına pislik diye burda hakaret edilir.

tasavvufa ve tasavvuf büyüklerine burda hakaret edilir.

mezheplere ve meshep imamlarına burda hakaret edilir.

yönetim ile bazı üyeler tam bir birlerini bulmuşlar.

alan razı satan razı,yani yazan razı yazdıran razı.

firenleriniz patlamış bayır aşagı hızla gidiyorsunuz haberiniz ola.

bak sonra demedi deme.
talebe27
ALINTI(İlle Cihad @ Jun 19 2008, 10:12 AM) *

Hayır ikiside değilim smile.gif

sizin gibi bende hanefiyim..


İlginç ...

Sıffin Vakası hakkında Ebu Hureyre RA hakkında bilgi bulamadım

Biri dışında

Bazı Şiî kaynakların Sıffinde Muaviye tarafını tuttuğuna dair yer alan iddialar asılsızdır. Sıffin Savaşıni bütün ayrıntılarıyla ele alan gulât-ı Şîa mensubu Nasr ibn-i Müzâhim el-Minkarînin Ebû Hüreyreden hiç söz etmemesi de bunu gösterir.

Aha bu

Şiiler Muaviye nin tarafında demişler.

Tek tek tüm sahabeler saf saf yazılacak değildi ya

Öyle de olsa böyle de olsa Ebu Hureyre RA Sahabedendir

4 sene Hz. Rasulallah SAV ın yanından ayrılmamıştır

Hadisler ne diyorsa bizim de diyeceğimiz odur

Tabi hadislerte inananlar için bu böyle
İlle Cihad
Ebu Hureyre Sıffin’de namazları Hz. Ali ile kılıyor, yemeklerde ise Muaviye’nin sofrasından eksik olmuyordu. Zemahşeri “Rebi’ul- Ebrar”da şöyle naklediyor: “Ondan bu iki farklı hareketinin sebebi sorulduğu zaman şöyle diyordu: “Muaviye’nin muzeyresi ve yemeği daha yağlıdır, Ali’nin arkasında namaz kılmak ise efdaldır” Bu yüzden Ebu Hureyre “Şeyh’ul- Muzeyre” diye meşhur olmuştur.

al sana şii olmayan bir kaynak!!
talebe27
Bu yazının kaynağı ne?
İlle Cihad
Zemahşeri “Rebi’ul- Ebrar dır kaynağı smile.gif

talebe27
Onu nerden okudun?

Kitabın kendinden mi?
İlle Cihad
bakınız ben şunu belirteyim öncelikle, ben ebu hureyreye veya bir başka sahabeye küfür etmedim, etmemde!!

fakat sahabelerde insandır. hata yapabilirler. ki yapmışlardırda. muaviyeyi düşünün, amr bin as ı düşünün. şimdi bunlar Hz. Ali, Hz. Ömer, Hz. Osman, Hz. Hamza vs. gibi sahabelerle aynı kefeye nasıl konulur.

ne üzere öldüklerini bilemem. cennetemi giderler cehennememi onuda bilmem. Allah bilir.

fakat sahabe de olsa hataları vardır ve öğrenilmesi gerekir.

ki muaveyinin o büyük hatası dolayısıyla Saltanak İslama hakim olmuştur. o büyük hata dolayısıyla binlerce müslümanın kanı hiç yere akmıştır. o büyük hata ile meşru halifelik yıkılmış ve tağuti saltanat gelmiştir.

şimdi muaviyeye Hz. deyip, ona muhabbet beslemek Hz. İmam Aliye haksızlık olmazmı. Hz. İmam Ali size gücenmezmi?

kısacası derdimiz şudur, rasülün bütün sahabeleri sütten çıkmış ak kaşık değildir. rasül sahabelerim yıldızlar gibidir derlen, kendi yolunda giden, sünnetten ayrılmayan, hakkı üstün tutup batılı terkeden sahabelerinden bahsetmiştir.

ayrıca birde şu açıdan düşünün, madem rasülün tüm ashabı yıldızlar gibi, herhangi birine uyan kurtulur ise, Hz. Ali ile muaviye neden savaştı. dediğiniz gibi olsaydı, ya muaviye Hz. aliye uymalıydı, muaviye haklı idiyse Hz. Ali ona uymalıydı.

Hz. Ali muaviyeye ile savaşmışken, onların azgın ve bozguncu olduklarını söylemişken, sizin dayandığınız hadise göre Hz. Ali rasüle muhalefet etmiş olmazmı?

Hz. İmam Aliden böyle bir şeyi bekleyebilirmisiniz?
talebe27
ALINTI(İlle Cihad @ Jun 19 2008, 10:56 AM) *

sizin dayandığınız hadise göre


Hangi hadis o dayandığımız?

Siz kadirilerin kimler olduklarını, nereden geldiklerini, kime dayandıklarını biliyor musunuz?

İlle Cihad
konu kadiriler değil!!

Ashabım yıldızlar gibidir, hangisine uyarsanız kurtulursunuz, hadisinden bahsediyorum.

muaviye uyun yaptığını yapın, bakalım kurtuluş olacakmı?

muaviyeye uyan, Hz. Aliyi terkeder haberiniz olsun.

ayrıca zemahşerinin bahsedilen kitabındaki yazıyı, kitaptanda okudum, kurannesli com. sitesindede var.
likide vereyim.
http://www.kurannesli.net/forum/viewtopic.php?f=43&t=853
talebe27
Kadiriler sesli (cehri) zikir ederler

Silsileleri Hz. Ali KV ya dayanır

Bir kadiri için Hz. Ali KV ve diğer sahabeler sözkonusu olan yerde her zaman Hz. Ali KV seçilir

Ki Hz. Ali KV ile onlar başka şey dememiştir.

Hepsi aynıdır

Ben de kadiriyim hamdolsun
---

Siz hem diyorsunuz ki Muaviyeye uyun kurtulacak mısınız

Hem de diyorsunuz ki sahabeler yıldızdır hangisine uyarsanız uyun

Bu nasıl iş oldu

Muaviye sahabeden değilmidir?

Muaviyeye uyanın (ne demekse) Hz.Ali KV yı terkedeceğinerede yazılı?

---

Bu yazılı yazının kaynağı (kurannesli) dediğiniz site en zararlı sitelerden

ve yazıyı yazan da başka birisi

Her yerde aynı yazı var

Buna göre siz bu yazıyı yazan adama uyuyorsunuz bir sahabeyi terkediyorsunuz

Sizin dediğiniz gibi

Uyun bakalım sizi kurtarabilecek mi?
İlle Cihad
konuyu çarpıtma, benim yorumumu kendi yorumunla karıştırma.

ben diyorum ki, ashab yıldız gidir hangisine uyarsanız kurtulursunuz hadisine dayanar her sahabeyi sütten çıkmış akkaşık sanmayın.

bu hadis layık olanlar içindir. yani ben demiyorum hepsi kurtarır diye!!

sizin dayandığınız bu hadisin, yanlış yorumlamanızdan bahsediyorum.

muaviyeye uyan Hz. Aliyi karşısına alır. buna razımısınız!

smile.gif benim o yazana uyduğum falan yok. şii olmayan kaynak istediniz bende Zemahşeriyi verdim hepsi o..

tekrar söyleyim, yorumumu çarpıtmayın. hangisine uyarsanız kurtulursunuz hadisini savunan sizlersiniz. ben o hadisin sadece layık olanlar için söylendiğini savunuyorum.

yani bu hadisi her sahabi için kabul ederseniz, muaviyeye uyanda kurtulur demektir. muaviye ise hilafeti parçalayıp, Hz. aliye kılıç çekip, binlerce müslümanın kanını döküp, TAĞUT olan Saltanatı getirdi.

hadi o hadise dayanarak uyun bakalım muaviyeye!!

muaviyeye uyanın Hz. Aliye karşı olduğunu ben değil, tarih yazıyor. Muaviye Hz. Aliyi inkar etmedimi. savaşmadımı. şimdi siz muaviyeye uyarsanız fikrinide benimsemişsiniz demektir. onun fikri ise Hz. Aliyi inkardır!!

buyrun bakalım, dayandığınız hadise göre muaviyede insanları kurtaracakmı?

kişi sevdiği ile beraberdir. Ben Hz. Aliyi seviyorsam, muaviyeyi sevemem. çükü İmam Ali, onlar azgın ve bozguncu bir topluluktur demiştir!!!
talebe27
ALINTI(İlle Cihad @ Jun 19 2008, 11:32 AM) *

ben diyorum ki, ashab yıldız gidir hangisine uyarsanız kurtulursunuz hadisine dayanar her sahabeyi sütten çıkmış akkaşık sanmayın.


Sana daha önce ÇOCUK demiştim

Tekrar diyorum ÇOCUK

Peygamberler bile hata etmişken hangi aklı evvel sahabenin hatasız olduğunu savunur?

Bu demek sahabelerin hatalarını alın eleştirin demek değildir

Eleştirmek haddimize değil

Haddimizi bilelim

talebe27
Seyyidlerden, Kainatın Efendisine bağlı mukaddes sülaleden birisi, Muaviye Hazretlerine düşmanlık edermiş… Bir gün bu seyyid, "Mektubat" ı okurken orada Muaviye'nin methedildiğini görür ve öfkeyle "Mektubat" ı yere atar.
Aynı günün gecesi, rüyasında İmam-ı Rabbani Hazretleri…Seyyidi kulağından tutmuş, haykırıyor:

-Cahil! Sözümüze ve ölçümüze güvenmiyorsun, öyle mi? Gel, seni ceddin ve Peygamber Evinin temsilcisi Hazreti Ali'ye götüreyim de işin gerçeğini ondan öğren!

-Huzura çıkıyorlar. Peygamber Evinin temsilcisi ve güya kendisine sevgi iddia edilerek köpürtülen Muaviye nefretinin vesilesi, Büyük İmam, buyuruyorlar:

- Sakın Allah Resulünün sahabilerine düşmanlık etme! Peygamber dostlarına çatan ve Şeyh Ahmed'in bu davadaki hak ölçüsünü dinlemeyen, felakettedir.

Peygamber Evinin temsilcisi büyük sahabi, ayrıca İmam-ı Rabbani'ye emir veriyorlar:
-Bu cahil, sözden anlamıyor. Göğsüne vurun da aklı başına gelsin ve tövbe etsin!..
Emir yüksekten geldiği için yerine getiriliyor. İmam-ı Rabbani Hazretleri, Seyyidin göğsüne vuruyor.
Seyyid uyanınca, göğsünde müthiş bir sızı… Açıp bakıyor: Şeyh Ahmed'in yumruk izi… Ve kalbinde derin bir nedamet, yeni bir anlayış ve tövbe isteği…
İmam-ı Rabbani'nin mübarek ellerinden öpmeğe koşan ve bir daha bu eli bırakmayan Seyyid…

İlle Cihad
ALINTI(talebe27 @ Jun 19 2008, 11:36 AM) *

Sana daha önce ÇOCUK demiştim

Tekrar diyorum ÇOCUK

Peygamberler bile hata etmişken hangi aklı evvel sahabenin hatasız olduğunu savunur?

Bu demek sahabelerin hatalarını alın eleştirin demek değildir

Eleştirmek haddimize değil

Haddimizi bilelim



Hz. Ömer bile rasülün bazı kararlarını eleştirip neden böyle yaptın diyebildiğine göre, biz neden muaviyenin hatalırnı eleştirip, hata yapmıştır diyemiyelim!!

Hata yapana hata yaptı demek ne zamandan beri haddi aşmak oldu.

eğer bu Haddi aşmak ise, ebu hanifede haddi aştı, Hatta Hz. Alide haddi aştı. Hatta Hz. Ömerde. Hatta Hz. Aişede öylemi..

çocukluk güzeldir muhterem, temizdir, sevecendir ve kendini sevdirir smile.gif
talebe27
Onların bir bildiği vardı

Dinde bazı şeyler onlar üzerinden gösterildi

Onlar ilimde zirve oldular

Ya Siz?

Bir bildiğiniz mi var?

Birşeyler mi bildiriliyor size?

Yoksa dini bazı mevzular sizin üzerinizden mi gösteriliyor?

Yoksa gerçekten ilimde zirve misiniz?

Edep ya HU

Edep ya HU

Edep ya HU

İlle Cihad
Hangi mevzuat kitabıdan alıntı bu hikaye!!

ayrıca ben muaviyeye küfür etmedim. ne üzere ölmüştür Allah bilir. dilersede affeder. buna gönülden inanıyorum.

ama hatası ve sonuçları ortadadır. bunuda inkar akıl işi değildir.

meramımız anlaşılmamış ki, birde bize çock diyosunuz.

muaviyede sahabedir. lafımız yok.

birde şu hadisi etüd edin bakalım.
Ehlibeytime buğz eden bana buğzetmiştir, onları üzen beni üzmüştür. beni üzende Allahı üzmüştür!!

Muaviye Hz. Aliyi üzmedimi!! buyrun buna ne diyeceksiniz.
talebe27
ALINTI(İlle Cihad @ Jun 19 2008, 11:45 AM) *

çocukluk güzeldir muhterem, temizdir, sevecendir ve kendini sevdirir smile.gif


Çocuk temiz değildir

Temizlenirse temiz olur

Kimi zaman altını pisler

Kimi zaman yemek yediği tasa tükürür

Kimi zaman anasının babasının yüzünü tırmalar

Ama analar babalar her ne durumda olursa olsun severler çocuklarını

İnşaallah sonunuz da öyle olur
İlle Cihad
çocuk, doğası gereği altını pisler. altını pisledi diye kendidemi pis oldu..

Ana babasının yüzünü tırmalaması anabasının onu sevmesindendir!!

çocuğunuz varmı bilmiyorum, varsa bu olaylar olunca ona hiç kızdınızmı?
talebe27
ALINTI(talebe27 @ Jun 19 2008, 11:51 AM) *

Ama analar babalar her ne durumda olursa olsun severler çocuklarını

İnşaallah sonunuz da öyle olur

İlle Cihad
İnşallah cümlemizin sonu böyle olur!!

ama öz anam varken, üvey anaya itibar etmem açıkçası!!!
talebe27
ALINTI(İlle Cihad @ Jun 19 2008, 12:08 PM) *

ama öz anam varken, üvey anaya itibar etmem açıkçası!!!


Şimdi birşey diyeceğim

Açıklamalı diyeyim

Çocuk doğar

Doğduğunda anasını babasını yanında bulur

Anasının öz anası babasının özbabası olduğunu nerden bilir?

Belki öz değil de üvey??

Daha doğrusu çocuk anayı babayı ne bilir?

Elbette birileri kendine bunu öğretir

Ana budur, baba budur işleri budur diye

Burada islamı ana yerine koyarsak

İslamın doğru yololduğunu birileri bize öğretir

Allah CC ın varlığını bildirir

Rasulallah SAV ye giden yolu bize gösterir

Aynı ana baba gibi tehlikeye düşülmesin, şeytanakapılmasın, nefsine uymasın diye yoldaki tehlikelerden haberdar eder ki heder olmayalım

Yanlış mı?
İlle Cihad
katıyyen doğru YETİŞKİN.

yanlız, ana bananızın öz olmasını öğrenmeniz bir gün kaçınılmazdır. diyelim öğrenemediniz.

ben zaten dedimki, öz anam babam varken!! yani biliyorken.

şöyle sorayım, Hz. Alimi Rasülün ashablığına daha layıktır, muaviyemi!!

ikiside ashabdır biliyorum. fakat işin layık olma kısmıda var.

yaşantılarına baktığınız zaman layık olan hangisidir. bunu anlamak çok zor değil.

işte öz ile üvey ile kastetmek istediğim bu idi.

Hz. Ali gibi Ashablığa enfazla layık olan bir insan varken, ona muhalefet olan, küfür eden birini pek dikkate almam!!

umarım bağlantıyı anlarsınız.
talebe27
ALINTI(İlle Cihad @ Jun 19 2008, 12:23 PM) *

katıyyen doğru YETİŞKİN.

yanlız, ana bananızın öz olmasını öğrenmeniz bir gün kaçınılmazdır. diyelim öğrenemediniz.

ben zaten dedimki, öz anam babam varken!! yani biliyorken.

şöyle sorayım, Hz. Alimi Rasülün ashablığına daha layıktır, muaviyemi!!

ikiside ashabdır biliyorum. fakat işin layık olma kısmıda var.

yaşantılarına baktığınız zaman layık olan hangisidir. bunu anlamak çok zor değil.

işte öz ile üvey ile kastetmek istediğim bu idi.

Hz. Ali gibi Ashablığa enfazla layık olan bir insan varken, ona muhalefet olan, küfür eden birini pek dikkate almam!!

umarım bağlantıyı anlarsınız.


Siz ana babadan değil 10. kuşak dededen bahsediyorsunuz

Nerden biliyorsunuz 10.kuşak dan dedenizin kim olduğunu?

Secere mi var?

Benim kasdım o değil

Yazıyı iyi okuyun

Yazıda bir mürşidin gerekliliğini anlatıyor

Birisi size birşeyler öğretecekki doğruyu bulasınız

Din açısından bana göre bu öğretecek kişi MÜRŞİD dir

Ama HAK yani olan mürşid. Tıpkı ana babanın ÖZ olması gibi

BATIL olan değil. Tıpkı Üvey olması gibi

Bilmem anlatabildim mi?

Sahabeler konusunda söz söylemek beni aşar.

Bana birşey de kazandırmaz.

Tam tersi benden birşeyler götürür

Daha öncede dediğim gibi

Hamdolsun kadiriyim

Hz.Ali KV deyince akan sular durur

Ama bu demek diğerlerine laf söylerim manasında değil

İyi anlamak gerek

İlle Cihad
işte şimdi bizi anladınız. farkında olmasanızda bizimle aynı fikirdesiniz.

bizde sahte şeyhlerden bahsediyoruz. hak olan mürşid başımızın üstüne dedik ezelden beri.

bir mürşidin, imamın rehberin mecburiyeti inkar edilemez. bunda hem fikiriz.

fakat, bu şeyh işi azıtıp, kendisinden ilah gibi çekinilmesini istediği taktirde iş değişir.

işte anlatmak istediğimiz bu...
talebe27
ALINTI(İlle Cihad @ Jun 19 2008, 12:46 PM) *

işte şimdi bizi anladınız. farkında olmasanızda bizimle aynı fikirdesiniz.

bizde sahte şeyhlerden bahsediyoruz. hak olan mürşid başımızın üstüne dedik ezelden beri.

bir mürşidin, imamın rehberin mecburiyeti inkar edilemez. bunda hem fikiriz.

fakat, bu şeyh işi azıtıp, kendisinden ilah gibi çekinilmesini istediği taktirde iş değişir.

işte anlatmak istediğimiz bu...


Canım kardeşim

Evladım

Canım

Bak sen 2007 de kayıt oılmuşsun

ben 2006 dan beri bunu yazıyorum

Dediğim hep aynı

HAK OLAN

BATIL değil

Sen abilerine sor bizi

Sormuşkenabilerine de bir de bakalım

Ne zaman hak la batılı ayrı tutmuşlar

Şirk derken kafir derken ne zaman söz Hak olana değil batıladır demişler?

İlle Cihad
kimseye sormama gerek yok abicim.

aslında ben derdimi net olarak anlatmadım.

çünkü bazı konularda yazmama kararı almıştım.

fakat burada artık yeri geldi ve yazmak istiyorum.

şimdi konu şudur.
İslamda aslolan, bir İmama, Rehbere, Emirül Mü'minine biat etmektir.

bu İmam-Halife, tektir. tüm ümmetin bir tek İmamı.
biat sadece ona yapılır. onun dışında hiç kimseye biat edilmez.
Evliyadan, mürşidden ilim öğrenilir, ders alınır fakat biat HALİFEYEDİR.

Bana yemek yeme, ayak uzatma diyecek olan mürşid değil Halifedir.

Halife bana değil yemek yeme, git düşmanın arasına tek başına gir desebile giderim. bana deseki 3 gün uyuma, uyumam!!

Halifeye biat Raslün kesin emridir. Ama Hak olana ve sadece birine!!

Mevcut şartlarda İslamın bir İmamı-Rehberi varken, farklı müslüman ülkelerindeki liderlerde ona biat etmişken, başka birine biat yasaktır. Şeyhde olsa Mürşidde olsa biat edilmez. ilminden feyzlenilir ama biat olamaz.

bir Rehber varken, sisin tüm şeyhleriniz biat edilemeyecek konumdadır. hiç birine biat caiz değildir. hatta dahada ötesi, şeyhleriniz de Rehbere biat etmekle mükelleftir. etmezlerse o şeyhlerin hiç bir bağlayıcılığı yoktur yanlarından uzaklaşılmalıdır.

şte bende diyorum ki, mevcut şeyhlerinizin hiç biren biat caiz değildir. sizden mutlak itaat istemeleride Allah rasülünün emrinden habersiz olmalarındandır. eğer bilselerdi kendilerine biat ettirmez kendileri ile birlikte sizi Rehbere biat ettirilerdi. ondan emir alırlardı.

Günümüzde Seyyid olan, Ehlibeytten olan bir Rehber varken, sorarım size biatınız kime!!

Nasrallah olsun, Hamas olsun, Heniyye olsun, Rehberi kabul etmiş biat etmişlerken sizin şeyhleriniz neden hala gizliyorlar bunu sizden.

size tavsiyem gidin şeyhinize bir sorun. Rehberi tanıyormu, ona biat etmişmi!!

son sözümde budur.
talebe27
ALINTI(İlle Cihad @ Jun 19 2008, 01:24 PM) *

Günümüzde Seyyid olan, Ehlibeytten olan bir Rehber varken, sorarım size biatınız kime!!


Kimmiş bu seyyid olan ehlibeytten Rehber?

Hadi, deyin de sevaba girin bari

İlle Cihad
çok uzak değil hocam. şeyhleriniz de bilir!!

ben isim veripte art niyetlilere malzeme olmak istemiyorum.
talebe27
Özel mesaj at o zaman
İlle Cihad
hay hay atayım. sizde bana yorumunuzu bana yine özelden yazınız lütfen.
talebe27
Olur neden olmasın

Bekliyorum
derinsular
......
MoqavemaT
ALINTI
Resulullah’ın (s.a.a) yalnızca üç yıl sahabesi olan bu kişi Resulullah’tan (s.a.a) beş bin civarı hadis nakletmiştir. Bunun yanında onun hadislerine ne halife Ömer ne de Emir’el Müminin Hz. Ali (a.s) güvenmiş ve hatta Ömer bin Hattab Resulullah’tan (s.a.a) olmayan sözleri ona (s.a.a) isnat etmesi hasebiyle Ebu Hureyre’yi kırbaçlatmıştır. Bu olayı İbn-i Esir tarihinde H.K 23. Yılın olaylarında, İbn-i Ebi’l- Hadid “Şerh-i Nehc’ul Belağa”nın 3. Cildinde şöyle anlatıyor:

“H.K 21 yılında halife Ömer, Ebu Hureyre’yi Bahreyn’e vali olarak gönderdi. Ona, Ebu Hureyre’nin kendisine mal toplayıp bir sürü at aldığı haberini verdiler. Bunun üzerine Ömer onu hicri 23 yılında görevinden aldı. Halifenin yanına gelir gelmez, halife ona: “Ey Allah’ın ve Allah’ın kitabının düşmanı, Allah’ın malını mı çalıyorsun?” diye kızdı. O da; “Asla hırsızlık yapmadım, onlar halkın bana verdiği hediyelerdi” diye cevap verdi. İbn-i Mes’ud “Tabakat”ın 4. cildinde, İbn-i Hacer Askalani “İsabe”de ve İbn-i Abdurabbih “Ikd’ul- Ferid”in 1. Cildinde şöyle yazıyorlar:

Halife Ebu Hureyre’ye; “Ey Allah’ın düşmanı! Seni Bahreyn’e vali olarak gönderdiğimde ayağında ayakkabın bile yoktu; şimdi asil atların ve 600 dinarlık malın olduğunu duydum. Bunları nereden aldın?” diye sordu. O da cevaben; “Bunlar halkın hediyeleriydi. Onları çalıştırdım, elimdekiler onlardan elde ettiğim kârlardır.” dedi. Ömer yerinden kalkıp onu o kadar kırbaçladı ki sırtından kan akmaya başladı. Sonra, Bahreyn’de biriktirdiklerinden 10 bin dinaralıp Beyt’ul- Mal’a vermelerini emretti. Ömer, sadece kendi halifeliği zamanında değil, Resulullah’ın zamanında da Ebu Hureyre’yi yere düşene kadar dövdü.” Ayrıca bu olayı Müslim kendi Sahih’inin 1. Cildinde de anlatmıştır. İbn-i Ebi’l- Hadid “Şerh-i Nehc’ul Belağa”nın 1. cildinde şöyle yazıyor: “Ebu Cafer İskafi (Mutezli şeyhi) diyor ki; Şeyhlerimiz Ebu Hureyre’yi (akli yönden) sakıncalı bulup onun hadislerini kabul etmiyorlar. Ömer onu kamçılayarak dedi ki; “Hadis nakletmekte çok ileri gittin. Zaten sana Peygamber’in adına yalan uydurmak yakışır!” İbn-i Asakir “Tarih-i Kebir”de, Muttaki “Kenz’ul- Ummal”da şöyle naklediyorlar: Halife Ömer onu kırbaçlayıp dövdü. Resulullah (s.a.a.)’dan hadis nakletmesine engel olarak dedi ki: “Peygamber’den çok hadis naklediyorsun. Ondan taraf yalan söylemeye layıksın (yani senin gibi şahsiyetsiz biri Peygamber’in adına yalan söyler ancak.) Peygamber’den hadis nakletmeği terk etmelisin. Yoksa seni ya Devs’a gönderirim ya da Buzinelerin yanına.”

Ebu Hureyre’yi tenkit eden yalnızca halife Ömer değildir. Emir’ul-Mü’minin Hz. Ali (a.s) de Ebu Hureyre’yi çok kötü şekilde eleştirmiştir. İbn-i Ebi’l- Hadid “Şerh-i Nehc’ul- Belağa”nın 1. Cildinde şöyle naklediyor: “Mevle’l- Muvahhidin Emir’ul- Mü’minin Hz. Ali (a.s.) şöyle buyuruyor: “Bilin ki! İnsanların (veya Yaşayanların) en yalancısı, Resulullah (s.a.a.)’in adına en çok yalan söyleyen Devslu Ebu Hureyre’dir.”

Bunun yanında Ümm’ül Müminin Aişe de Ebu Hureyre’nin mürtetliğini belirtenlerdendir. İbn-i Kutaybe “Te’vil’ul- Muhtelif’il- Hadis”te, Hâkim “Müstedrek”in 3. cildinde, Zehebi “Telhis’ul- Müstedrek”te, Müslim “Sahih-i Müslim”in ikinci cildinin “Ebu Hureyre’nin Faziletleri” bölümünde diyorlar ki; “Aişe onu defalarca reddederek şöyle diyordu: “Ebu Hureyre çok yalan söylüyor; o, Resulullah(s.a.a) adına da bir sürü yalan hadis uydurmuştur.”

Ebu Hanife şöyle söylüyor: “Resulullah’ın(s.a.a) sahabeleri genelde güvenilir ve adil idiler. Ben onların hepsinden senedi kime dayanırsa dayansın hadis kabul ediyorum. Ama senetleri Ebu Hureyre’ye, Enes bin Malik’e ve Semuret bin Cundeb’e dayanan hadisleri kabul etmiyorum.”

İşte sahabelerden, Ümm’ül Müminin Aişe’den ve Emir’ul-Mü’minin Hz. Ali (a.s)’den gelen rivayetlerle Ebu Hureyre kaynaklı hadislere neden güvenilmeyeceğine dair deliller.

Bunun yanında Ebu Hureyre’nin güvenilmezliğine dair son delilimiz ise onun Sıffin savaşında göstermiş olduğu ikiyüzlülüğüdür. Ebu Hureyre Sıffin’de namazları Hz. Ali ile kılıyor, yemeklerde ise Muaviye’nin sofrasından eksik olmuyordu. Zemahşeri “Rebi’ul- Ebrar”da, İbn-i bi’l- Hadid “Şerh-u Nehc’ul-Belağa”da şöyle naklediyorlar: “Ondan bu iki farklı hareketinin sebebi sorulduğu zaman şöyle diyordu: “Muaviye’nin muzeyresi ve yemeği daha yağlıdır, Ali’nin arkasında namaz kılmak ise efdaldır” Bu yüzden Ebu Hureyre “Şeyh’ul- Muzeyre” diye meşhur olmuştur”.
sabah_rüzgarı
ALINTI
“H.K 21 yılında halife Ömer, Ebu Hureyre’yi Bahreyn’e vali olarak gönderdi. Ona, Ebu Hureyre’nin kendisine mal toplayıp bir sürü at aldığı haberini verdiler. Bunun üzerine Ömer onu hicri 23 yılında görevinden aldı. Halifenin yanına gelir gelmez, halife ona: “Ey Allah’ın ve Allah’ın kitabının düşmanı, Allah’ın malını mı çalıyorsun?” diye kızdı. O da; “Asla hırsızlık yapmadım, onlar halkın bana verdiği hediyelerdi” diye cevap verdi. İbn-i Mes’ud “Tabakat”ın 4. cildinde, İbn-i Hacer Askalani “İsabe”de ve İbn-i Abdurabbih “Ikd’ul- Ferid”in 1. Cildinde şöyle yazıyorlar:

Halife Ebu Hureyre’ye; “Ey Allah’ın düşmanı! Seni Bahreyn’e vali olarak gönderdiğimde ayağında ayakkabın bile yoktu; şimdi asil atların ve 600 dinarlık malın olduğunu duydum. Bunları nereden aldın?” diye sordu. O da cevaben; “Bunlar halkın hediyeleriydi. Onları çalıştırdım, elimdekiler onlardan elde ettiğim kârlardır.” dedi. Ömer yerinden kalkıp onu o kadar kırbaçladı ki sırtından kan akmaya başladı. Sonra, Bahreyn’de biriktirdiklerinden 10 bin dinaralıp Beyt’ul- Mal’a vermelerini emretti. Ömer, sadece kendi halifeliği zamanında değil, Resulullah’ın zamanında da Ebu Hureyre’yi yere düşene kadar dövdü.” Ayrıca bu olayı Müslim kendi Sahih’inin 1. Cildinde de anlatmıştır. İbn-i Ebi’l- Hadid “Şerh-i Nehc’ul Belağa”nın 1. cildinde şöyle yazıyor: “Ebu Cafer İskafi (Mutezli şeyhi) diyor ki; Şeyhlerimiz Ebu Hureyre’yi (akli yönden) sakıncalı bulup onun hadislerini kabul etmiyorlar. Ömer onu kamçılayarak dedi ki; “Hadis nakletmekte çok ileri gittin. Zaten sana Peygamber’in adına yalan uydurmak yakışır!” İbn-i Asakir “Tarih-i Kebir”de, Muttaki “Kenz’ul- Ummal”da şöyle naklediyorlar: Halife Ömer onu kırbaçlayıp dövdü. Resulullah (s.a.a.)’dan hadis nakletmesine engel olarak dedi ki: “Peygamber’den çok hadis naklediyorsun. Ondan taraf yalan söylemeye layıksın (yani senin gibi şahsiyetsiz biri Peygamber’in adına yalan söyler ancak.) Peygamber’den hadis nakletmeği terk etmelisin. Yoksa seni ya Devs’a gönderirim ya da Buzinelerin yanına.”


bu olayın devamı okunduğunda bariz bi şekilde görülürki hz. ömer ebuhureyreye yapmış olduğu haksızlığı anlayıp tkrr vali olarak ebu hüreyreyi görevlendirmek istemiş ama ebu hureyre aynı muameleyle karşılaşmak istemediğini belirterek halifenn ısrarlarına rağmen valiliği kabul etmemiştir
hz. ömer hakszılığına inandığı kişiye tekrr aynı görevi teklif edermiydii bi düşünelim lütfen

insafsızca sahabenin ileri gelenlerinden biri olan ebu hüreyreyi eleştirmyor karalıyorsunzz
olayları tam olarak belirtmeyip istediğinz kısmı yazarak insanların akıllarına öyle yerleştiriyorsnz
lütfen biraz aklı selim olun ve düzgün bi şekilde ebu hüreyreyi araştırn
Bu basit görünüm sadece metinlerden oluşur. Resim ve Daha Fazla Bilgi Görmek İçin Forumun Normal Haline Geçmeniz GerekmektedirBuraya Tıklayın.
Invision Power Board © 2001-2008 Invision Power Services, Inc.