mmustafa
Jun 12 2008, 01:25 AM
Tasavvuf, Hz. İmam Gazali ve Hz. Ebu Hanife,
Tasavvuf (Tarikat) konusunda beni en çok etkileyen Hz. İmam Gazali’dir. Fıkıh, kelam, mantık ve felsefeyle uğraşmış. Üç yüz binden fazla hadis-i şerifi ravileriyle ezbere biliyor. Hüccetül-İslam adıyla meşhur. İslam’ın yirmi temel ilmi ile bunların yardımcıları olan müspet ilimlerde de söz sahibi olan İmam-ı Gazali, Ruhundaki açlığı hissederek Tarikat büyüklerinden Ebu Ali Farmedi’ye intisap etmiş yani bağlanmıştır. Tasavvuf öğretisini bu zattan öğrenmiş sonrada Tasavvuf üzerine dersler vermiş bir çok kitaplar yazmıştır...
Sonra Hz. Ebu Hanife’nin, Hz. Caferi Sadık’a intisap etmesi ve ölmeden önce ‘Son iki yılım olmasaydı Numan helak olurdu’ sözüdür. Gerçekten ilminden ve içtihatlarından en çok istifade ettiğimiz bütün âlimlerin ilmine hayran olduğu Hz. Ebu Hanife’nin söylemiş olduğu söz, hem çok önemli, hem de dikkate şayandır.
Bu iki ilim sahibi insanın, hayatını, yazdıkları eserleri, ilmi mücadelelerini okuduktan sonra buradaki tartışmalara baktım ve Tasavvufa itirazları olan insanlardan, ilimde ileri, bir tane Gazali, bir tane Ebu Hanife aramaya başladım ama bulamadım!!
Bu yazılan ithamlara, itirazlara cevaplarımız ve delillerimiz muhakkak ki vardır ve olacaktır. Yalnız Tasavvufu eleştiren ve çoğu zaman çok ağır sözler sarf eden Müslüman kardeşlerimize
Bu iki zatı hatırlatmak istedim.
Bu iki zatın İslam İlmindeki hâkimiyeti tartışılmazdır. Kendisini ilimde Hz. Gazali’den ve
Hz. Ebu hanifeden üstün görenlerin bozuk bir bant kaydı gibi aynı şeyleri söylediğini gözlüyorum.
İçinizde İlmi donanımlı ve yetişmiş, ilimde Ebu hanifeden ve Gazaliden ileri olan var mı? Sanırım yok.. Olsa burada bu kadar sorumluğunu bilmeden cümleler kurmazdı.
Bir söz vardır ‘Cahiller her zaman cesaretli olur’ diye, bu sözün gereği sanki burada yerine getiriliyor.
Kuranı Kerimi, Hz. Peygamberi ve Hadisleri sizlerden daha iyi bilen ve gayette hakim olan Hz. Gazali ve Hz. Ebu Hanife neden Tasavvufu dinin özü olarak görmüş ve bir Mürşide bağlanmıştır.
Hiçbir Ayet, Hadis ve Ravi’yi delil göstermeden sadece Tasavvuf mektebinden yetişmiş, bir Mürşide bağlanmış ve olgunlaşmış çok yüce şahsiyetler yetiştirmiş insanları sizlere hatırlatmak isterdim ama yersiz ithamlarınız ve uygunsuz cümleleriniz beni rahatsız ettiği için buraya yazmak istemiyorum.. Tasavvuf mektebinden sayısız güzel şahsiyetler yetişmiştir. İslam dünyası içinde herkesin sevdiği ve hürmet ettiği bu şahsiyetler meşhurdur. Eğer sizlerin dediği gibi Tasavvuf kötü ve yanlış bir yolsa, İnsan sormak istiyor bu güzel insanlar peki nasıl yetişmiştir.. Yanlıştan nasıl bir doğru meydana gelmiştir!!
Son olarak, samimi olan Müslüman kardeşlerimize :
Vahabiliğin ve onların çığırtkanlığını yapan insanların etkisinde kalarak, olur olmaz cümlelerle, Allahın Evliyası olan güzel insanlara hakaretler ve küfürler etmemelerini öğütlüyorum..Herkes söylediğinden dolayı muhakkak ki mesuldür ve Allah indinde de hesabını verecektir. Cenab-ı Allah’ın, hepimizi hesabını veremeyeceğimiz davranışlardan, sözlerden ve günahlardan uzak tutması temennisiyle..
Selametle,
mmustafa
Jun 12 2008, 11:28 AM
ENBİYA-EVLİYA (NEBİLER-VELİLER)
VE VAHHABİLİK
Kur’anı Kerimde Enbiyaallah ve Evliyaallah ayetleri vardır. Enbiya-Nebiler Evliya Veliler demektir. Veli dost demektir. Ayrıca müminlere, Melekler ”Nahnü Evliyaüküm-Biz sizin VELİLERİNİZ-DOSTLARINIZIZ” demektedirler. (Fussilet 31.Ayet)
Allahuteala ise, müminlere hitaben “İnnema veliyyükumüllahu ve RESULUHU vellezine amenullezine yükümünüsselate veyu’tunuzzekate vehum rakiun-Sizin veliniz ancak Allah ve Resulu (Muhammed A.S)dur. Ve iman edip namaz kılan zekat veren ve eğilenlerdir (hakkın önünde eğilenler)” buyurmaktadır.(Maide 55.Ayet)
Ayrıca müminlerden bazısı, bazısının velisidir-dostudur. “Badühüm Baad” (Tevbe 71) ayeti de vardır. Hazreti Alinin müminlerin velisi ve mevlası, efendisi olduğuna dair bir çok hadisler vardır. (Bakınız İbni Hanbel Kitabı Müsned ve diğer Hadis kitapları)
Peygamberler ve melekler muhakkak inananların velisi dostudur. Bazılarının “Allah’tan başka veli-dost yoktur” deyip, Peygamberleri, Melekleri de dost olmaktan çıkardığı gibi eğer Peygamberimiz(S.A.V) de Allah’ın velisi dostu değilse bu Müslümanların ve bu insanların yeryüzündeki hali ne olur?
“Peygamber sizin sahibinizdir” ayeti de vardır.(Sebe 46, Necm 2, Tekvir 22) Ayrıca Velinin karşıtı aduv-düşmandır. Eğer Müslümanlar birbirlerinin velisi dostu değildir denirse o zaman birbirlerinin düşmanı anlamı çıkar.
Tabii Evliya-Veliler ehli takvadır. Allah’tan çok sakınan ve Allah’a karşı çok edepli davrananlardır. Takva ise kalptedir. (Takvel Kulüp) Ayeti vardır (Hac 32). Zahiri şekli-kisve takvası değildir. O bir gösteriştir. Riya ihtimali çok yüksektir. Allah’ın tarif ettiği Müminler ve Allah’ın tarif ettiği müttakiler, Allah’ın velileridir, müminlerin de Velisi (DOSTU)dir. Gerçek müminler (taklidi iman değil) ve gerçek müttakiler Evliya (Velilerdir) dostlarıdırlar.
Allahın Kur’anda “Allah’tan öte dost edinenler” anlamındaki ayette geçen “Mindunihi-Ondan öte” den maksat, sanemler, oyma putlar, uyduruk ilahlar hakkındadır.(Nisa 119, A’raf 30) Bütün Ulema, Mindunihi ayetinin sanemler, uyduruk ilahlar, oyma putlar hakkında olduğu hususunda hem fikirdirler.
”Ela inne Evliyaallahi la havfün aleyhim velahum yahzenun.- Ayık olun, Yeryüzünde Allahın velileri, dostları vardır ve onlara korku-hüzün yoktur.” (Yunus 63) ayetindeki Allah’ın Velileri(Evliya), müminlerin de velileridir, dostlarıdır. Çünkü eğer dünyada, veliler- dostlar yok ise hep düşmanlar vardır. O zaman dünya yaşanmaz olur.
Kesin olarak Peygamberler, Melekler ve Müttaki müminler, Hem Allah’ın velileri, dostları hem de MÜSLÜMANLARIN VELİLERİ-DOSTLARIDIR.
Bazı sapık aşırı tenzihçi zatçı mezhep mensupları çıkıyor. Doğrudan Allah’tan başka VELİ-DOST yok deyip, Allah’ın velilerini- dostlarını inkar ediyor.
Bir defa aşırı tenzihçilik ve Zatçılık küfürdür. Şöyle ki;
Bundan SIFATI; ALLAH’IN Sıfatının inkârı çıkar. ZAT- Özne, SIFAT-Nitelik-Nasıllık ile bilinir. Sıfatsız Zat-Özne olmaz. Ve sıfatsız-niteliksiz ZAT-Özne bilinmez. Tasavvufun Hasan-El Eş’ari’nin ve Maturidi’nin görüşleri budur.
Ehli sünnetin itikad imamları olan Eş’ari ve Maturidi’nin görüşü de kesin olarak budur. Sözü geçen bu iki zat da (Eş’ari Maturidi) Evliyayı-Velileri kabul etmiştir.
Eş’ari de Maturidi de “Hz.Muhammed’den sonra “Nübüvvet son bulmuştur. Ancak Velayeti Muhammediye devam etmektedir.” buyurmaktadırlar. Ayrıca “Evliya ve kerametleri ve himmetleri haktır” buyurmuşlardır. Allah’tan başka veli yoktur diyenler ehlisünnetten değildir. Bunlar Vahhabi Mezhebinin görüşleridir.
Ayrıca “Allah’tan başka veli yoktur” kesin hükmüne varınca “Peygamberler, Melekler ve gerçekten muttaki (ehli takva) Müslümanlar da Veli DOST olmaktan çıkar ki Maazallah diyorum. Çünkü VELİ-DOST kelimesinin karşıtı ADUV-DÜŞMAN kelimesidir. Bundan öyle kötü anlam çıkar ki; o zaman Allah’tan başkası Peygamberler, Melekler, Müttaki Mümin Müslümanlar da hepsi mümin Müslümanların velisi dostu değil, ADUSU DÜŞMANI ilan edilir. Ehli Sünnetin, bu gibi sapkınlara ve görüşlerine çok dikkatli olmaları gerekmektedir. Çünkü Türkiye’deki Vahhabiliği benimsemiş kişiler, Ehli sünnet kisvesi (Şapkası) altında bu sapık fikirleri yaymaya çalışmaktadırlar. Bunlar, İslam’ın içine girmiş FIRKAYI DALLİNLERDİR. (SAPKIN, ŞAŞKIN FRAKSİYONLAR MEZHEPLER-YOLLARDIR.)
İslam literatüründe Zatçılar olarak tesmiye edilen (İsimlendirilen) aşırı Tenzihçiler, Tevhidcilik, Haniflik- Müslümanlık (Haniflikle Hanefilik yani Hanefi mezhebine bağlılık ayrı şeylerdir. Hanifliğin anlamı Müslümanlıktır. Hanefilik, Hanefi Mezhebidir. Yani Ebu Hanifenin içtihatlarını kabul etmektir.) ve İbrahimilik namları altında, ALLAH’IN SIFATINI İNKÂR VE RED EDERLER. Ve sonuçta “Kuran, mahlûktur” deyip ALLAHIN ezeli kelamı kadim sıfatını inkâr edenlerdir. ALLAHIN SIFATINI inkârdan ALLAHIN ZATINI da inkâr çıkar. Zira sıfatsız-niteliksiz ZAT-Özne bilinmez ve SIFATSIZ- niteliksiz ZAT-özne olmaz. Zat özne olmazsa, sıfat-nitelik-nasıllık olmaz. Sıfat nitelikte-nasıllıkta olmazsa ZAT-ÖZNE olmaz ve dahi bilinmez.
Çok şükür Allah’a Türkiye’mizde, Alemi İslam’da tüm tasavvufçular Hanefiler, Şafiiler, Eş’ariler, Maturidiler, Allah’ın sıfatlarına ve Evliya-Velilere inanmaktadır ve savunmaktadırlar. Şiiler de Allah’ın sıfatlarına ve velilerine inanmakta ve savunmaktadırlar.
Sadece 150 yıllık mazisi olan Vahhabiler, İbni Hazımcılar ve İbni Teymiyeciler, Allah’ın sıfatlarına ve Velilerine inanmamaktadırlar. İbni Hazm, İspanyalı ve kendisi soy olarak Emevi kökenli Zahiri bir din bilginidir ve müçtehiddir. Bu Zat, Zahiriye Mezhebinin kurucusudur. Yani Ehlisünnetin dört mezhebine, Maturidiliğe, Aş’ariliğe, Tasavvufa karşı olduğu gibi Şii Mezhepleri olan Caferiliğe, Zeydiliğe ve İsmailiyeye de karşıdır. Kendisi müstakil mezhep sahibidir. Mezhebinin adı Zahiriye Mezhebidir. Yani Ehlisünnet Mezheplerinin tamamına da Şii Mezheplerinin tamamına da, tasavvufa da yüzde yüz karşıdır. İbni Teymiye de bir din bilginidir. O da İbni Hazmın görüşlerini kabul etmiş ve Zahiriye Mezhebini savunmaktadır. (Ayrıntılı bilgi için bakınız: İslamda Mezhepler ve Yükseliş İsimli Kazım Yardımcı’ya ait kitap ve Veriler )
Ayrıca Türkiye’mizde şu anda ikiye bölünmüş olan Kutlular ve Gülen Hocacılar da(Nurcular) Evliyaya-Tasavvufa inanmaktadırlar. Zaten onlar Saidi Nursi Efendi’yi ALLAH’IN Velisi bilmektedirler. Tüm tasavvufçularda, Maturidiciler ve Eş’ariciler de Allah’ın velilerine inanmaktadırlar. Yani bunların hepsi Evliya’yı kabul ederler.
Ancak maalesef, ilahiyattan ve Diyanetin içine girmiş bazı akademisyenlerle, İmam Hatip Öğretmenlerinden bir kısmı ile İlk Öğretimde ve liselerdeki din öğretmenlerinin bir kısmı ve Kuran Kursu öğretmenlerinin bir kısmı, bu Vahhabi Mezhebinin sapık görüşlerini benimsemişler ve bu hususta büyük çaba göstermektedirler. Bazı vakıflar ve dinsel kulüp vesaire namları altında da bu faaliyetlerini sürdürmektedirler. Bunların bu sayede rant sağlamadıklarını da kimse iddia edemez (Zira bu Vahhabilik Mezhebini resmen kabul etmiş çok büyük petrol zengini bir devlet vardır. Türkiye’deki bu faaliyetlerde onların parmağı yoktur hükmüne kimse varamaz.)
Ehlisünnet halkımızın ve Hazreti Ali’yi gerçekten sevenlerin, bu hususta gayet ayık olmalarını (Çünkü Türkiye’deki Bektaşilerde Evliyaya Pirlere ve Mürşid-i Kamile inanırlar yani kesin olarak Allah’ın velilerini evliyalarını kabul ederler.) Ehlibeytçi, Hz. Ali koluna bağlı bir tasavvufçu, aynı zamanda Hanefi kökenli Ehlisünnet olan bir kardeşiniz olarak, yineleyerek ayık olun diyorum ve bu konuda çok ayık olmalarını ayrıca vurguluyorum. Bin yıllık inanç ve kültürümüzü yıkmak isteyenlere karşı gayet dikkatli olmanızı tavsiye ediyorum.
Sevgi ve saygılarımla Ehlisünnet ve Bektaşi halkımıza saygılarımı sevgilerimi sunuyorum.
Allah, Ehlisünnetten de Bektaşilerden de razı olsun. Çünkü bu ikisi de dindar olan kardeşlerimizin, evliyaya velilere kesin olarak inandıklarını biliyorum.
Hepinizin gözlerinizden öperek, Allah’a, Resulullah’a, Ehlibeytine ve Kur’an’a emanet olunuz diyorum.
GÖZLERİNİZDEN ÖPEREK…...
Dip Not: “Göklerdeki ve yerlerdeki askerler Allah’ındır”(Fetih 4,7) Bunların hepsi, Allah’ın kuludur. Allah, kullarını kulları ile korur ve Allah, kullarına kulları ile yardım eder. Yani Allah, “Müsebbibül Esbab” dır. Yani sebeplerin sebebidir. İlk sebep, ilk neden Allah’tır. Allah, sebepler yaratmıştır. Sebepler inkâr edilemez. Allah, alemleri ve insanı sebeplerle yönetir. Yani esbab, inkâr edilemez. Sebeplere uymak, Kur’an’ın emridir. Sebeplere uymayan ve onlardan yararlanmayan helâk olur. Allah’ın yardımı; kulları ile kullarına yardımıdır. Bu bir gerçektir. Pratik hayatta da apaçık görülmektedir. İlahi hiyerarşiye uymak lazımdır. Uymayan helâk olur. Bir kadın, çocuğunu doğurup, çocuğunu terk edip “O’nu Allah korusun, O’na Allah yardım etsin” derse, böyle bir şey sapkınlık olur.
Enbiya-evliya, alim muallim kişilerdir. Alim olmadan ilim öğrenilemez. Allah, ilmini bizzat Peygamberlere öğretir. Peygamberler de insanlara öğretir. Alim bir araçtır, inkar edilemez. Alimsiz ilim olmaz. Allah’ın enbiya ve evliyasına (dostlarına) selam olsun.
HAMD ALLAHINDIR. “Allah’ın ıstıfa (seçtiği) seçkin kullarına selam olsun.”(Neml 59)
Enbiya ve evliyadan himmet istemek, onların duasını istemektir. Dua istemek ise caizdir. Veli kelimesinin çoğulu evliyadır. Kur’an’a göre “Müminlerin başta velisi-dostu Allah’tır. Sonra Hz.Muhammed(S.A.V), sonra da müttaki müminlerdir.” (Maide 55) Ayrıca “Melekler de müminlerin velileridir.”( Fussilet 31)
Müşrikler ise oyma putları, senemleri veli-dost edinmişlerdir. Müşrikler, sanemleri, oyma put(uyduruk ilahlar) ilah edinirler.
O uyduruk ilahlardan yardım beklerler. Ve o uyduruk ilahları veli-dost edinirler. Bu koyu bir cehalettir. Müminler Allah’ı ve Allah’ın velileri olan enbiyalarını-dostlarını veli-dost edinirler. Onlardan dualarını ve himmetlerini isterler. Bu anlamda onlardan yardım istemiş olurlar. Yani enbiya ve evliyadan, müttaki müminlerden dua-yardım istemek onların duasını istemek anlamınadır. Onların duası müstecaptır. Veli sözcüğünün Arapça anlamı dosttur. Çoğulu vardır. Çoğulu evliyadır (dostlardır) “Sizin veliniz, dostunuz Allah’tır ve Allah’ın Resulü Muhammed’dir ve namaz kılan, zekat veren, müminlerdir (müttaki müminlerdir) onlar Hak’kın önünde eğilenlerdir”. (Maide 55)
Bu ayette açıkça “Allah velidir, Hz.Muhammed de velidir ve müttaki müminler de velilerdir” buyurulmaktadır. Ayeti inkar etsek küfürdür. Ayrıca müşrikler “Biz bu putları veli edindik” demiyorlar, mabud edindik ki Allah’a yaklaşalım” diyorlar. Müminler, Allah’tan başkasını mabud ilah edinmez. Hiçbir mümin evliya ve enbiyaya “Bunlar ilahtır, bunlar mabuddur” demez. Bütün Müslümanlar “LAİLAHEİLLALLAH” deyip, Allah’ı bir bilirler. Allah’ı bir bilmeyen tek bir Müslüman yoktur. Muğalata (demogoji) yapıp, Müslümanlara iftira edilmemeli, sataşılmamalıdır.
Müminler, Evliyaları Allah’ın dostu bilip, Allah’ın sevgili kulu bilip bundan ötürü onlara sevgi ve saygı göstermekte, onlardan dua istemektedirler. Dua istemek de yardım istemektir. Allah, Sure-i Muhammed de Peygamberimize hitaben
“Bil ki Allah birdir. Sen kendin için de müminler için de(mümin erkekler ve mümin kadınlar) Allah’tan mağfiret iste” (Muhammed 19) buyurmaktadır. Bu ayette Peygamber Efendimize müminlerin mağfiretini, af olmalarını istemek hususunda Peygamberimizi aracı kılmıştır. Müminlerin birbirlerine duası, dua etmesi haktır.
İyyake sözcüğündeki “KE” “SEN” zamiridir. “KE” zamirinin başına “İYYA” konularak seni-senin anlamını alır. “İYYA” nın tek başına anlamı yoktur. Fatiha suresindeki “İYYAKENESTAİNU-SENİ İNAYETÇİ EDİNDİK YA DA SENİN İNAYETİNİ İSTERİZ” anlamınadır. Allah, doğrudan yardımcı anlamını ifade eden Nesir(Yardım Eden) ismini kullanır. Müstean-Mümin-İstiane inayeti ifade eden Müstean ismini kullanmıştır. Tabii ki inayet geniş anlamlıdır. Yardım anlamını da kapsar. Ama daha başka anlamlar da taşır. Ve inayet geniş anlamlı olduğu için Allah’a mahsustur. Kur’an’da “NASİRİN- yardım edenler” geçer. Ama inayet ve istiane edenler geçmez, bu bir.
Ayrıca İyyake-sana-seni zamirinin başından “İnnema, ennema(ancak yalnız edatları olmadığı gibi) An-min (den dan) edatları da yoktur. Seni-senin anlamına olan ayetini, ancak ve yalnız senden yardım isteriz tercümesi yanlıştır. Allah’ın kelimesinin başına ancak- yalnız den-dan edatları mealciler tarafından eklenmektedir. Ve Allah’ın Kelamını değiştirmektedirler. Doğrusu ancak senden-yalnız senden yardım isteriz değildir. Doğrusu şudur: “Senin inayetini isteriz” dir. Bakın başında ne ancak ve yalnız anlamına gelen “İnnema-ennema” edatı ve ne de “Den-dan” anlamına gelen An-Min edatları vardır. Bunlar ayete beşer tarafından ilave edilmekte, Allah’ın ayeti tahrif edilmektedir. Bu da iki.
Namaz ibadettir. Huzuru İlahide, ayakta edeple durulup doğrudan, Allah’a niyaz, münacat edilmektedir ki; ibadetin içinde, Huzuru İlahide tabii ki doğrudan Allah’tan inayet yardım istenir. PADİŞAHLARIN PADİŞAHI ALLAH’IN HUZURUNDA. Ve ibadetin içinde O’ndan başkasından yardım istemek zaten imkansızdır. Huzuru İlahi de O’ndan başkasından yardım istemek mümkün değildir. ZİRA ALLAH'IN HUZURUNDA İKEN ONDAN BAŞKASI ZATEN YOKTUR. Ama namazın dışında sailin, isteyenler vardır. Nasirin yardım eden vardır. Sosyal yardımlaşma caizdir. Ve Allah yardımlaşmayı emir ve teşvik etmiştir. “Huve Mevlaküm ve huve hayrin nasirin –Allah sizin(müminlerin) efendisidir ve O yardım edenlerin hayırlısıdır.” (Enfal 40)Tabii ki, her işte her konuda Allah, en hayırlı olandır. Ayrıca yukarıdaki Ayette Allah yardımcıları olduğunu da beyan buyurmaktadır.
Ayrıca Kur’an’da şu ayetler de vardır:
“İstekte bulunanları, isteyenleri boş çevirmeyin.” (Mearic 25)
“İçinizden mal sahipleri ile fazilet sahipleri, olmayanlara-yoksullara versinler.”(Nur 22)
Dünya malı zaten malüm, somuttur. Fazilet ise Allah’ın “fazıl” isminden gelmektedir. Soyut bir gerçektir. Allah bazı kullarına, kendi faziletinden vermiş olduğunu bu ayetle belirtmektedir. Fazilet maddi bir sıfat olmayıp, manevi bir sıfat-niteliktir. İşte bu fazilet sahiplerinden feyiz istenebilir. Fazilet sahipleri de yoksul olanlara verir ve bu fazilet ve feyzin olmayanlara verilmesini, yukarıdaki ayetle Allah istemektedir. Fazilet sahipleri sabikundur-ileri geçenler-ileri geçenler-mukarrebunlardır.-Allah’a yakın olanlardır(Evliyalar-Allah’ın dostları)
“İleri geçenler, ileri geçenler-onlar mukarrebunlardır. Allah’a yakın olanlardır.”(Vakıa 11)
“Muttakiler cennetlerde “müttakiler” muhakkak cennetlerde, nehirlerde, doğruluk otağında ve muktedir meliklerinin Allah’ın indindedirler(katında, yanındadırlar)”(Rahman 54, 55)
Ayrıca Allah Medineli Müslümanlar için Ensar (yardımcılar) buyurmaktadır.(Haşr 9)
Demek ki başta Allah ve Resulü ve Allah’ın insanlara yardım eden kulları da vardır. Hani Allah’tan başka yardımcı yok idi ve Allah’tan başkasından yardım istenmezdi. Bu yazdıklarımız hep Kur’an ile sabittir. Ayrıca bu yardımlaşma konusunda bir çok Hadisi Şerifler vardır. Sizleri yormamak için ayetlerle yetiniyoruz. Tabii ki en başta yardım Allah’tandır. En hayırlı yardımcı Allah’tır. Her işte her konuda en hayırlısı Allah’tır. Sevgi ve saygılarımla müminlerin birbirine maddi manevi yardım etmelerini diliyorum. Zaten bu müminlerin de görevidir. Bilvesile hepinizin gözlerinden öperim.
* * *
“Allah’ın izni olmadıkça bir kimsenin iman etmeyeceğini anlamazsanız üzerinize ricis (kir, pislik) yağar.” (Yunus 100) Bu ayetin muhatapları müminlerdir.Bu ayet, kesin olarak imanın Allah’ın bir hidayeti ve rahmeti olduğunu kimsenin Allah’tan istemedikçe iman edemeyeceğinin kesin delilidir. Bu ayet, müminler tarafından başkalarının imana zorlamaları üzerine yani illa ki “iman etmeyenler de iman etsin” diye zorlamaları üzerine Allahuteala müminlerin bu çabadan vazgeçmesini istemiştir.
İman vehbidir. Kesbi değildir. Yani iman, Allah vergisidir. İnsanın kendi kazancı değildir. “Allah dilediğine hidayet eder” Öyleyse iman sırdır ve mucizedir. Peygamberlerin, Allah’ın sevdiği kullarının yüzündeki Nuranilik, fazilet ve sevimlilik imanın dışa vuruşudur, dışa yansımasıdır. İmanı anlamak isteyen, yüzü nurlu olan müminlerin simasına baksınlar. İman müminlerin nurani ve sevimli yüzlerinde görünür. Kalptedir ama gerçek müminlerin yüzüne yansır.Allah gerçeği arayanlara hidayet buyurur ve gerçek müminleri korur İnşallah.
KÂZİM YARDIMCI (ADIYAMAN)
mmustafa
Jun 12 2008, 11:47 AM
ALLAHU AZİMÜŞŞANI ZİKRETMEKLE İLGİLİ ÂYETLER:
1-) “Vele zikrullahi ekber- Allah’ı zikretme- anma en büyüktür”. (Ankebut-45)
2-) “Fezkirüni ezkirküm- Beni (Allah (ı) anın ki, Bende sizi anayım”. (Bakara-152)
3-) “ Ey İman edenler! Allah’ı çok zikredin”. (Ahzab-41)
4-) “Ayık olun! Kalpler, Allah’ı zikretmekle mutmain olur”. (Ra’d-28)
5-) “Allah’ı çok zikredin ki kurtulasınız”. (Cuma-10)
6-) “Onlar ayakta, oturarak ve yanlarına yatmış halde Allah’ı zikrederler ve göklerin yerini nesnelerini düşünürler”. (Al-i imran-191)
7-) “Vezkürisme Rabbike- Rabbinin ismini zikret”. (Ala-15)
8-) “Zikrim için namaza kalk”. (Tâhâ-14)
9-) “Namaz, kötülüklerden münkerden kurtarır. Zikrullah ise en büyük olandır”. (Ankebut-45)
10-) “Unuttuğun zaman Rabbini zikret”. (Kehf-24)
11-) “Ya Muhammed! Sabah akşam beni zikret”. (A’raf-205)
12-) “Sabah akşam beni tesbih et!”. (Tâhâ-130)
13-) “İster Allah deyiniz, isterse Rahman; hangisini çağırırsanız çağırın; güzel isimlerin hepsi onundur”. (İsra-110)
14-) “Güzel isimler onundur; onlarla çağırınız”. (A’raf-180)
15-) “Mü’minler onlara denir ki; Allah anıldığı zaman, kalpleri titrer”. (Enfal-2)
16-) “Bir kimsenin sinesini Allah açarsa, O Rabbi tarafından verilen bir Nur üzerine yürür. Kalpleri Allah’ı zikretmeye katılaşan kimselere yazıklar olsun”. (Zümer-22)
17-) “Sen ancak zikre uyan ve görmeden Rahman’a büyük saygı gösteren kimseleri uyarabilirsin...”(Yâ Sin-11)
18-) “Onlar, Allah’ın zikrine dalarlar”. (Hadid-16)
19-) “Sümme telinu cülûduhum ve kulûbuhum ilâ zikrillah- Sonra ciltleri yumuşar ve kalpleri Allah’ın zikrine dalar… Allah’ın zikri üzerine olurlar…”. (Zümer-23)
20-) “Allah size nasıl hidayet ettiyse, Allah’ı öyle zikrediniz”. (Bakara-198)
21-) “Atalarınızı andığınız gibi, hatta daha kuvvetli bir anışla Allah’ı zikredin”. (Bakara-200)
22-) “Sayılı günlerde Allah’ı zikredin (tekbir alın)”. (Bakara-203)
23-) “Bilmediğiniz şeyleri size öğrettiği şekilde Allah’ı zikredin”. (Bakara-239)
24-) “Rabbini çok zikret ve sabah akşam (O’nu) tesbih et!” (Âl-i İmran-41)
25-) “Namazı bitirdiğiniz zaman, ayakta,oturarak ve yanlarınız üzerinde (uzanarak) Allah’ı zikredin”.(Nisa-103)
26-) “Rabbinin adını zikret ve bütün gönlünle O’na yönel”. (Müzemmil-8)
27-) “Sabah akşam Rabbinin adını zikret”. (İnsan-25)
28-) “Allah’ın mescidlerinde, Allah’ın adının zikredilmesine engel olan ve onların harâb olmasına çalışından daha zalim kim vardır?”. (Bakara-114)
29-) “Münafıklar (iki yüzlüler), Allah’ı (güya) aldatmağa çalışırlar. Oysa O, onları aldatır. Namaza kalktıkları zaman da üşene üşene kalkarlar, insanlara gösteriş yaparlar. Allah’ı pek az zikrederler”. (Nisa-142)
30-) “Şeytan, içki ve kumar ile aranıza düşmanlık ve kin sokmak ve sizi Allah’ı zikretmekten ve Namaz kılmaktan alıkoymak ister (istiyor)”. (Maide-91)
31-) “Nefsini, sabah akşam, rızasını isteyerek Rablerine yalvaranlarla beraber tut. Gözlerin dünya hayatının süsünü isteyerek onlardan başka yana sapmasın. Kalbini bizi anmaktan (zikretmekten) alıkoyduğumuz, keyfine uyan ve hep aşırılık olan kişiye itaat etme”. (Kehf-28)
32-) “O gün cehennemi kafirlere açıkça göstermişizdir. Onlar ki beni zikretmeye karşı gözleri perde içinde idi. Ve dinlemeye tahammül edemezlerdi”. (Kehf-100-101)
33-) “Ama kim beni zikretmekten yüz çevirirse, onun için dar bir geçim vardır. Kıyamet (Haşır) günü onu kör olarak süreriz”. (Tâha-124)
34-) De ki; “Gece gündüz, sizi Rahman’dan kim koruyacak?” “Hayır! Onlar, Rablerinin zikrinden yüz çeviriyorlar”. (Enbiya-42)
35-) “Allah, tek olarak anıldığı zikredildiği zaman, Âhirete inanmayanların kalpleri ürker. Ama O’ndan başka (ilâh)ları anıldığı zaman hemen sevinirler”. (Zümer-45)
36-) “Kim Rahman’ın zikrine karşı kör olursa, ona bir şeytanı saldırırız; artık o, onun arkadaşı olur”.(Zuhruf-36)
37-) “Şeytan onları kuşatmış, onlara Allah’ı zikretmeyi unutturmuştur. Onlar şeytan’ın hizbi (tarafı-yandaşı)dır. Muhakkak ki şeytan’ın hizbi kaybedecektir”. (Mücadele-19)
38-) “Ey inananlar! Mallarınız ve çocuklarınız sizi Allah’ı zikretmekten alıkoymasın”. (Münafikun-9)
39-) “Kim Rabbini zikretmekten yüz çevirirse (Rabbi) onu, alt eden bir azaba sokar”. (Cin-17)
40-) “Bilmediğinizi zikir ehline sorun”. (Nahl-43)
41-) “ Onlar ki, Allah zikredildiği zaman, kalpleri titrer. Başlarına gelene sabrederler, Namazı kılarlar ve kendilerine verdiğimiz rızıktan dağıtırlar- infak ederler”. (Hac-35)
42-) “Ey iman edenler! Cuma günü Namaz için çağrıldığı(nız) zaman, Allah’ı zikretmeğe-anmağa koşun-mesai ayırın ve alışverişi bırakın”. (Cuma -9)
43-) “Ve onlar bir kötülük yaptıkları, ya da nefislerine zulmettikleri zaman, Allah’ı hatılayarak- (zikrederek) hemen günahlarının bağışlanmasını dilerler…”. (Âl-i İmran-135)
44-) “Ve topluca Allah’ın ipine yapışın ve ayrılmayın; Allah’ın size olan nimetini hatırlayın-zikredin: Hani siz birbirinize düşman idiniz; (Allah) kalplerinizi uzlaştırdı. O’nun nimetiyle kardeşler haline geldiniz. Siz ateşten bir çukurun kenarında bulunuyordunuz. (Allah) sizi ondan kurtardı…”. (Âl-i İmran-103)
45-) “Rabbini, içinden yalvararak ve korkarak, yüksek olmayan bir sesle sabah akşam zikret; gafillerden olma!”. (A’raf-205)
46-) “Rabbinin yanında olanlar, büyüklük taslayıp O’na ibadet etmekten (kulluktan) geri kalmazlar, (daima) O’nu tesbih ederler. Ve O’na secde ederler”. (A’raf-206)
47-) “Ey İman edenler! Bir toplulukla karşılaştığınız zaman, sebat edin ve Allah’ı çok zikredin ki başarıya erişesiniz”. (Enfal-45)
48-) “Beni zikretmekte-anmakta gevşeklik etmeyin”. (Tâhâ-42)
49-) “(Bu kandil) Allah’ın yüceltilmesine ve içlerinde adının zikredilmesine-anılmasına izin verdiği evlerdedir. Onların içinde sabah akşam O’nu tesbih ederler:”. (Nur-36)
50-) “Kendilerini ne ticaretin, ne de alışverişin Allah’ı anmaktan-zikretmekten, Namaz kılmaktan, zekat vermekten alıkoymadığı erkekler. (onlar) yüreklerin ve gözlerin (dehşetten) ters döneceği günden korkarlar”. (Nur-37)
51-) “Andolsun Allah’ın Resulünde-Elçisinde sizin için Allah’a ve Ahiret gününe kavuşmaya inanan ve Allah’ı çok zikreden kimseler için, en güzel örnek vardır”. (Ahzab-21)
52-) “… Allah’ı çok zikreden erkekler ve zikreden kadınlar; (işte) Allah bunlar için bağış ve büyük mükafat hazırlamıştır”. (Ahzab-35)
53-) “ Ve o’nu sabah akşam tesbih edin”. (Ahzab-42)
54-) “Yüz çevir şu adamdan ki bizim zikrimizden yüz çevirdi ve dünya hayatından başka bir şey istemedi”. (Necm-29)
ALLAHU AZİMÜŞŞANI ZİKRETMEKLE İLGİLİ KUDSİ HADİSLER:
1-“Onlar öyle bir topluluktur ki, onlarla oturan şâki (Rahmetten mahrum) olmaz”. (1)
2-“Allah Taalâ buyurur ki: Her kim, benim Veli kullarımdan birisine düşmanlık ederse, Ben ona savaş açarım. Kulum kendisine farz kıldığım şeylerden daha sevimli bir şeyle bana yaklaşmamıştır. Kulum nâfile ibadetleri ile devamlı bana yaklaşır, nihayet onu severim. Ben kulumu sevdiğimde onun işiten kulağı, gören gözü, tutan eli ve yürüyen ayağı olurum. Eğer benden bir şey isterse verir, bana sığınırsa muhakkak onu himaye ederim”. (2)
3-Resulullah (s.a.v.) Taif gününde Hz. Ali’yi çağırdı ve onunla baş başa konuştu. Bunu gören insanlar, “Resulullah (a.s.)’ın amcasının oğlu ile konuşması uzadı” dediler. Bunu üzerine Resulullah (a.s.v.), şöyle buyurdu:
“Onunla gizli olarak konuşan ben değilim; fakat Allah onunla gizlice konuştu”. (3)
4-“Rabbim bana bu gece en güzel şekilde geldi”. (4)
5-“Ben kulumun beni zikrettiği gibiyim. Kulum beni zikrederse onunla beraber olurum. Kulum beni içinden ve gizlice zikrederse Ben de onu içimden ve gizlice zikrederim. Kulum beni halk ve topluluk içinde zikrederse ben de onu daha hayırlı bir topluluk içinde zikrederim. Kulum bana bir karış yaklaşırsa ben ona bir kulaç yaklaşırım. O bana bir kulaç yaklaşırsa ben ona bir arşın yaklaşırım. O Bana yürüyerek gelirse Ben ona koşarak giderim”. (5)
6-Hz. Ali (k.v.)’nin Resulü Ekrem (s.a.)’den rivayetine göre Allahu Taalâ şöyle buyurmuştur:
“Lâ İlâhe İllallah benim kal’amdır. Kal’am’a giren azabımdan emin olur”. (6)
7-Cenab-ı Hak:
“Ya Musa! Eğer yer ve gökler ve içindekiler, denizler ve ondan mevcut olanlar, mizanın bir kefesine Ve Lâ ilâhe İllallah kelime-i celilesi de mizanın diğer gözüne konulup tartılsa şehadet kelimesi ağır basar. (7)
8-Musa (a.s.) Cenab-ı Hakka hitaben;
- “Ya Rabbi! İstiyorum ki kullarından kimi sevdiğini bileyim de ben de onu seveyim” dedi. Cenab-ı Hak:
“ Beni çok zikreden kulumu gördüğün vakitte bil ki ben onu severim. Beni zikretmeyenleri de gördüğünde bil ki ben ona buğz ederim”. (8)
9- Ebu Hureyre’den Resulu Ekrem (s.a.v.) efendimiz şöyle buyurmuştur, Aziz ve Celil olan Allah buyurdu ki:
“Ben kulumun zannına göreyim beni zikrettiği yerde ben onunlayım”. (9)
10- Resulu Ekrem (a.s.v.) efendimiz şöyle buyurmuştur:
“Allahu Taalâ bir kulunun cehenneme girmesini emreder. Kul, cehennemin kenarında durup etrafına bakınır, Yâ Rabbi! Benim sana Hüsn-ü Zannım vardı, affedeceğini umuyordum! der. Bunun üzerine Cenab-ı Hak Meleklere:
Bunu geri çeviriniz, Ben kulumun zannına göre tecelli ederim!” buyurdu. (10)
11- “Ey Âdemoğlu! Sen Beni gizlice zikredersen ben de seni öylece zikrederim. Beni bir cemaat içinde anarsan, ben de seni içinde zikrettiğin kimselerden daha hayırlı bir cemaat içinde zikrederim”. (11)
12- Hz. Ali (k.v.)’den rivayete göre Resul-i Ekrem (s.a.v.) Efendimiz Cenab-ı Hakkın şöyle buyurduğunu bildirdi:
“Ben; ancak bana tazim eden ve tezellül eden ve mahlukatıma karşı kibirlenmeyen ve her gününü benim zikrimle geçiren, günah üzerinde ısrar etmeyen, açları doyuran, garibi barındıran, küçüklere merhamet ve büyüklere hürmet edenlerin namazını kabul ederim. İşte bunlar ki ihtiyaçlarını benden isterler ben de onların dileklerini yerine getiririm. Bana dua ederler; Ben de dualarını kabul ederim. Bana samimi olarak yalvarırlar: Ben de fazlı keremimle (yüce cömertliğimle) onlara merhamet ederim.
Benim katımda bunun benzeri, cennetler arasında Firdevs misalidir ki, onun meyveleri eksilmez, bozulmaz hali değişmez (nimetleri daimidir)”. (12)
13- “Öfkeli zamanında beni zikreden kimseyi, gadap ettiğim anda mağfiretle yâd ederim; helâk ettiklerimle beraber helâk etmem”. (13)
-------------------
1-Buhari, Deavat, 67; Müslim, Zikr, 35.
2-Buhari, Rikak, 38; İbn Mâce, Fiten, 16; İbn Ebi’d- Dünya, Kitabu’l Evliya, 26-27 (no:1); Beyhaki, Kitabü’z-Zühd, No: 696-99.
3-Tirmizi, Menakıb, 20 (Hadis No: 3726); Mübarekpuri, Tuhfetü’l Ahzevi, 10, 159.
4-Tirmizi, Tefsir, 39, (Hadis No: 3233); Ahmed, Müsned, 1, 368.
5-Buhari, Tevhid, 15; Müslim, Tevbe, 1.
6-Ebu Nuaym, İbn Neccar ve İbn Asakir rivayet etmişlerdir.
7-Ebu Ya’la, Ebu Said El Hudri’den rivayet etmiştir.
8-Darekutni Efrad’da ve İbn Asakir Hz. Ömer’den rivayet etmişlerdir.
9-Kudsi Hadis’i Buhari ve Müslim rivayet etmişlerdir.
10-Beyhaki, Suyuti fi Buduru’s Sâfire Fi Ahvali’l- Ahire’de Ebu Hureyre’den rivayet.
11-Bezzar, Sahih Senedle İbn Abbas (r.a.) dan rivayet etmiştir.
12-Darekutni, Hz. Ali’den rivayet etmiştir.
13-Deylemi, Hz. Enes’den rivayet etmiştir.
ALLAHU AZİMÜŞŞANI ZİKRETMEKLE İLGİLİ HADİS-İ ŞERİFLER:
1-..İlim beldesinin kapısı Hz. Ali (K.V.) Şanlı Peygamberin huzurunda Sahabelerle birlikte oturuyordu. Buyurdu ki: “Ye Resülullah! anam, babam Sana feda olsun. Hz. Allah’a vuslat (kavuşma) yolunun en yakını ve kullarına en kolayı ve Allah indinde en faziletlisi ne ise bize bildir’ ricasında bulundu.
Hz. Resul (s.a.v.), Ya Ali yanaş!.. Dizlerini, dizlerime daya. Gözlerini yum. Benim Vech-i Pâkimi gözlerinin önüne getir. Söylediklerimi tekrarla: “Fa’lem ennehu Lâ ilâhe illallah.” Üç defa tekrarladılar. Buyurdular ki; Ya Ali bu zikre devam et!..
Hz. Peygamber (s.a.v.), Mekke’den Medine’ye Hicret ettikleri sırada gizlendikleri mağarada diz çökmüş bir vaziyette gözlerini yumarak Hz. Ebubekir’in kulağına “Tevhid” Kelimesini (Lâ İlâhe illallah) üç defa fısıldamış. Bunun üzerine Hz. Ebubekir’e kulakların duymadığı, gözlerin görmediği.. Hadisinde işaret edilen sırla, keşiflere müyesser olmuştur.
Hz. Peygamber (s.a.v.) bir gün Hz. Ömer’e zikr’e devam etmesini buyururken; “Lâ iIâhe illallah”ın önce ayrı ayrı “Lâ” sını; sonra “İlâhe”sini; sonra da bitişik olarak “İllallah”ını üç kere söylemek suretiyle ‘telkin’de bulunmuşlardır.
Yine birgün Hz. Osman’ın eşleri ölünce; Hz. Peygamber (s.a.v.), Osman’ı taziyeye gitmişti. Bir ara O’nu karşısına alarak; “Zihninden dünyaya ait şeyleri çıkar”, buyurduktan sonra, hiçbir ses çıkarmadan “Lâ ilâhe illallah”ı telkin etmişlerdi (vermişlerdi). (1)
2- “Efdeli zikri Lâ İlâhe illallah – Zikrin faziletlisi (erdemlisi) Lâ ilâhe illallah’tır”. (2)
3- “Bir anlık tefekkür, bir yıllık ibadetten hayırlıdır”. “Bir anlık tefekkür, yetmiş yıl ibadetten hayırlıdır”. “Bir anlık tefekkür, bin yıl ibadetten hayırlıdır”.(3)
4- “Zikirlerin en değerlisi, Ben ve Benden önce gelen Nebilerin yaptığı ‘Lâ İlâhe illallah’tır”.(4)
5- Hâkim, “Müstedrek” adlı eserinde Evs’ten rivayet eder: Evs söylüyor ve Ubadet İbn-i Sâmid hazır olmakla onu tasdik ediyordu. Dedi ki: Huzur-u Resulullah’da bulunuyorduk. Buyurdular ki: “İçinizde garib, yani Ehl-i Kitap’tan kimse var mı?.. “Yoktur, Ya Resulallah! dedik. Kapıyı kapatmamızı emrettiler ve ellerinizi kaldırın, “Lâ İlâhe illallah” deyiniz buyurdular.
Bir saat kadar ellerimizi kaldırdık ve “Tevhid”i zikrettik. Sonra “Elhamdülillah! Ya Rab! Sen, Beni bu Kelime ile ba’settin ve Onu emrettin ve Onunla Cennet’i vaad buyurdun. Senin vaadinde hulf (sözünde durmamak) olmaz…” Sonradan bize dönerek: “Mübeşşer (mutlu) olunuz! Hz. Allah, sizi mağfur kıldı (bağışladı)” buyurdular.(5)
6- Ashaptan Hanzala (r.a.) Hz. Resulullah (a.s.v.)’a gelerek: “Hanzala münafık oldu! Çünkü Senin yanında bulunduğumuzda bize Cenneti ve Cehennemi hatırlatıyorsun. O esnada onları gözle görür gibi oluyoruz. Senin yanından çıktığımızda ise hanım, çoluk çocuk ve geçim işleriyle meşgul oluyoruz. Bu sebeple çok şeyi unutuyoruz”, deyince Resulullah (a.s.v.):
“Nefsim elinde olan Allah’a yemin olsun ki, eğer siz Benim yanımda bulunduğunuzda elde ettiğiniz hali muhafaza edip zikre devam edebilseydiniz, Melekler sizinle yataklarınızda ve yollarınızda musafaha ederdi. Fakat Ya Hanzala! Bazen öyle, bazen böyle olur”, buyurdu ve bunu üç defa tekrar etti.(6)
7- Sevgili Peygamberimiz (a.s.v.) buyururlar: “ İman, yetmiş küsur şubedir. En faziletlisi “Lâ İlâhe illallah”, en alt derecesi yoldaki bir eziyeti kaldırmaktır. Hayâ da İmandan bir şubedir”. (7)
8- Sevgili Peygamberimiz (a.s.v.) buyururlar: “Yakîni öğreniniz!” (8)
9- Sevgili Peygamberimiz (a.s.v) buyururlar: “Yakîn, tamamıyla İmandır!” (9)
10- Cenab-ı Resulullah (a.s.v.) buyururlar: “Allah’tan başka hiçbir İlâh olmadığına, Muhammed’in Allah’ın Resulü olduğuna şehadet edinceye, Namazı kılıp Zekatı verinceye kadar insanlarla savaşmakla emrolundum. Bunları yaptıklarında canlarını ve mallarını Benden korumuş olurlar. Ancak İslâm’ın hakkı olarak alınan kısımları hariç”. (10)
11- Sevgili Peygamberimiz (a.s.v.) buyururlar: “Bazen Kalbimde bir bulanıklık ve örtülü olma hali hisseder, hemen Allah’a yetmiş defa (bir başka rivayette yüz defa) tövbe ve istiğfar ederim”. (11)
12- Sevgili Peygamberimiz (a.s.v.) buyururlar:
“Gözlerin görmediği, kulakların işitmediği ve insan aklından geçmeyen şeyler vardır”. (12)
13- Cenab-ı Resulullah (a.s.v.) buyururlar:
“Günahtan tövbe eden, günahsız kimse gibidir!”. (13)
14- Sevgili Peygamberimiz (a.s.v.) buyururlar:
“(İlmi ile amel eden) Âlimler, Peygamberlerin; (Sabreden) Yoksullar-Fukara, Ermişlerin Varisleridir”. (14)
15- Sevgili Peygamberimiz (a.s.v.) buyururlar:
“Allah Taalâ’nın yollarda gezen ve Ehl-i Zikri arayan Melekleri vardır. Allah’ı zikreden bir cemaat buldukları zaman birbirlerine; aradığınız buradadır, geliniz derler”. (15)
16- Cenab-ı Resulullah (a.s.v.) buyururlar:
“Allah’ı zikretmek için toplanan bir Cemaatı Melekler kuşatır, Onları Rahmet kaplar. Üzerlerine Sekinet ve Vakar iner. Cenab-ı Hak da Onları katında bulunan Meleklere metheder”.(16)
17- Sevgili Peygamberimiz (a.s.v.) buyururlar:
“Allah, Allah diyen biri bulundukça Kıyamet kopmaz”. (17)
18- Cenab-ı Resulullah (a.s.v.) buyururlar:
“Sözlerim Şeriat, Davranışlarım Tarikat, Halim Hakikattır”. (18)
19- Sevgili Peygamberimiz (a.s.v.) buyururlar:
“Dostları arasındaki Şeyh, Ümmeti arasındaki Peygamber gibidir”. (19)
20- İbn-i Ömer (r.a.)’den; Resulullah (s.a.v.) Efendimiz şöyle buyurmuştur:
“Cennet bahçelerine uğradığınız zaman, otlayın (nasibinizi alın)”. Ashab sordu: “Ya Resulallah, Cennet bahçeleri nedir? Hz. Peygamber (s.a.v.) buyurdu:
“(Onlar) Zikir halkalarıdır; çünkü Allah’ın gezip dolaşan Melekleri vardır, Onlar Zikir halkalarını ararlar. Bu Zikir halkalarına geldikleri zaman, Onları kuşatırlar”. (20)
21- Ebu Said el Hudri ve Ebu Hureyre (r.a.)’den: Resulullah (a.s.v.)’ın şöyle buyurduğuna şahid olmuşlardır:
“Allah’ı Zikretmek için oturan bir toplumu muhakkak ki Melekler çevreler ve Rahmet Onları kaplar; Üzerlerine Huzur iner ve Allah Tealâ Bunları, Kendi Katında olanlara ( Meleklere…) anlatıp över”. (21)
22- Ebu Hureyre’den; Resulullah (a.s.v.) şöyle buyurdular:
“Müferridûn öne geçmişlerdir”. Sahabiler dediler ki, Müferridûn kimlerdir Ya Resulallah?.. Resulallah(a.s.v.) “Allah’ı çok zikreden erkekler ve kadınlardır”, buyurdular. (22)
23- Ömer ibni’l Hattab (r.a.)’den rivayet edildiğine göre, Peygamber (s.a.v.) şöyle buyurmuşlardır:
“Kim okumasını âdet edindiği Zikrini yahut Ondan bir kısmını (geceleyin yerine getirmeyip) uyur da sonra onu, sabah Namazı ile öğle Namazı arasında okursa, geceleyin onu okumuş (Zikretmiş) gibi kendisine sevap yazılır”. (23)
24- Cenab-ı Resulullah (s.a.v.) şöyle buyurmuşlardır:
“Rabbını zikreden kimse ile O’nu zikretmeyenin durumu, ölü ile diri gibidir!”. (24)
25- Muhacirlerden Sahabiye Yüseyre Hanım’dan rivayet edildiğine göre, “Peygamber (a.s.v.) kadınlara Tekbir, Takdis, Tesbih ve Tehlil getirip bunları gözetmeyi (ihmal etmemeyi) ve parmak uçları ile saymalarını (böylece Zikir sayılarını doldurmalarını) emretmiştir. Çünkü parmaklar ve (bütün iş organları) yapılanlardan sorumludurlar ve yapılan işleri haber vermek için konuşturulurlar”, buyurdu. (25)
26- Sahabi Abdullah b. Büsr’den rivayet edilmiştir:
“Bir adam dedi ki: Ya Resulallah! İslâm’ın hükümleri bana çok gelmektedir; bana bir şey bildir de, ben ona bağlanayım, tutunayım; dedi.
Bunun üzerine Hz. Peygamber (a.s.v.) Ona şöyle buyurdu: “Dilin devamlı Allah Teâlâ’yı Zikirden ıslak kalsın!”. (26)
27- Ebu Said el Hudri’den rivayet edlmiştir:
“Resulullah (s.a.v.)’e soruldu: Kıyamet Gününde, Allah Taalâ Katında derece bakımından en faziletli ibadet hangisidir? Hz. Peygamber (s.a.v.):
‘Allah’ı çok Zikredenlerdir’, buyurdu. Ben dedim ki:
Ya Resulallah! Aziz ve Yüce olan Allah yolunda savaşan gaziden de mi (daha üstündürler)?.. Peygamber (s.a.v.):
“Eğer gazi, kılıcı ile kılıcı kırılıncaya ve kanla bulaşıncaya kadar kafirlere ve müşriklere kılcı ile vuraydı, Allah’ı Zikredenler yine Ondan daha faziletli olurdu”, buyurdular. (27)
28- Ebu Derdâ (r.a.)’dan rivayet edildiğine göre; demiştir ki, Resulullah (s.a.v.) şöyle buyurdular:
“Melikiniz (Rabbınız) Katında amellerinizin en hayırlı ve en verimlisini, derecelerin en yükseğini, altın ve gümüş harcayıp yedirmenizden size daha hayırlısını, düşmanınızla karşılaşıp onların boyunlarını vurmanızdan size daha hayırlısını bildireyim mi?” (Ashab):
Evet, dediler. Peygamber (s.a.v.) buyurdular:
“Allah Taalâ’yı Zikretmektir!”
29- Ebu Musa (r.a.) anlatıyor: Resulullah (a.s.v.) buyurdular ki:
“İçerisinde Allah Zikredilen evlerin misali ile içerisinde Allah zikredilmeyen evlerin misali; diri ile ölünün misali gibidir”. (29)
-------------------------------
(1) Âriflerin menkıberleri (Menakib-ül Ârifin), Cev. Tahsin Yazıcı, MEB yayınları. S.708-709, C.3, S.405.
(2)Cabir (r.a.)’den; Tirmizi, Riyazü’s Salihin, Diy.İşl.Bşk. Yayın., 1976, C.3, S.39.; İbn Mâce, Sünen, C. 2, S. 1249.
(3)Sırrül Esrar, Seyyid Abdülkadir Geylani, S.33, Çev. A. Akçiçek, Bahar Yayın., 1968-İstanbul
(4) Aynı Eser, S. 65.
(5)Osmanlı Tarih Deyimleri ve Terimleri Sözlüğü, C. 3, Tarikat Maddesi, MEB Yayınları.
(6) Müslim, Tövbe, 12; Tirmizi, Kıyame, 59 (Hadis No: 2514)
(7) Müslim, İman, 57-58; Buhari, İman, 3; Ebu Davud, Sünnet, 14; Nesai, İman, 16; Ahmed, Müsned, 2, 414,442; İbn Mâce, Mukaddime, 9.
(8) Ebu Nuaym, Hilye, 6, 95; Ali el Muttaki, Kenzu’l Ummal, 3, 438 (Hadis no:7337), Zebidi, İthafu’s Sâde, 1, 409.
(9) Beyhaki, Kitabü’z Zühd, 361 (No:984); Ebu Nuaym, Hilye, 5, 24; Taberani, el-Mu’cemu’l Kebir, 9, 107; Hâkim, Müstedrek, 2, 442.
(10) Müslim, İman, 24-26; Tirmizi, İman, 1; Nesai, Chad,1; İbn Mâce, Fiten,1; Buhari, İman, 17, İ’tisam, 28.
(11) Müslim, Zikir, 41; Ebu Davud, Vitr, 26.
(12) Buhari, Bedu’l Halk, B.8; Tevhid, B. 35; Müslim, İman, 312, Cennet, 5-6.
(13) İbn Mâce, Zühd,30; Taberani, el Mu’cemu’l Kebir, 10, 50; Beyhaki, Şuabu’l İman, 5, 439; Acluni, Keşfü’l Hafa, 1, 296.
(14) Buhari, İlim, 10; Ebu Davud, İlim, 1; İbn Mâce, Mukaddime, 17; Tirmizi, İlim, 19; Acluni, Keşfu’l Hafa, 2, 64.
(15) İbn Hanbel, C.2, S. 359.
(16) Müslim, Zikir, 38-39; Tirmizi, Kur’an, 10.
(17) Müslim, İman, 66.
(18) Acluni, C.2, S. 4.
(19) Suyuti, el-Leali, 1, 154; Acluni, C.2, S. 17.
(20) El Ezkâr, Nevevi, terc. A.Fikri Yavuz, S.42.
(21) Müslim, Tirmizi.
(22) Müslim, Tirmizi.
(23) Müslim, Ebu Davud, Tirmizi, Muvatta.
(24) El Ezkâr, Nevevi, Buhari.
(25) Buhari ve Müslim.
(26) El Ezkâr, Nevevi, Tirmizi.
(27) El Ezkâr, Nevevi; Tirmizi.
(28) Nevevi, Tirmizi, İbn-i Mâce, Hâkim, El Müstedrek.
(29) Buhari, Daavât, 66; Müslim, Salatü’l Müsafirin, 211 (799).
Zemahşeri
Jun 12 2008, 11:53 PM
ALINTI
1-“Onlar öyle bir topluluktur ki, onlarla oturan şâki (Rahmetten mahrum) olmaz”. (1)
3-Resulullah (s.a.v.) Taif gününde Hz. Ali’yi çağırdı ve onunla baş başa konuştu. Bunu gören insanlar, “Resulullah (a.s.)’ın amcasının oğlu ile konuşması uzadı” dediler. Bunu üzerine Resulullah (a.s.v.), şöyle buyurdu:
“Onunla gizli olarak konuşan ben değilim; fakat Allah onunla gizlice konuştu”. (3)
10- Resulu Ekrem (a.s.v.) efendimiz şöyle buyurmuştur:
“Allahu Taalâ bir kulunun cehenneme girmesini emreder. Kul, cehennemin kenarında durup etrafına bakınır, Yâ Rabbi! Benim sana Hüsn-ü Zannım vardı, affedeceğini umuyordum! der. Bunun üzerine Cenab-ı Hak Meleklere:
Bunu geri çeviriniz, Ben kulumun zannına göre tecelli ederim!” buyurdu. (10)
Siz hiç kuran damı okumuyorsunuz? Bu kadar dininizin cahilisiniz?
mmustafa
Jun 13 2008, 12:02 AM
ALINTI(Zemahşeri @ Jun 13 2008, 12:53 AM)

Siz hiç kuran damı okumuyorsunuz? Bu kadar dininizin cahilisiniz?
Hiç şüpheniz olmasın okuyoruz.. Bizi cahillikle suçlayanlar acaba kendilerini cihanı allamemi zannediyorlar ? Kendinizi dev aynasında görmeyi bırakın artık..
İtirazınız bu hadisler ve ravilerinemi acaba :1-Buhari, Deavat, 67; Müslim, Zikr, 35.
3-Tirmizi, Menakıb, 20 (Hadis No: 3726); Mübarekpuri, Tuhfetü’l Ahzevi, 10, 159.
10-Beyhaki, Suyuti fi Buduru’s Sâfire Fi Ahvali’l- Ahire’de Ebu Hureyre’den rivayet
telpako
Jun 13 2008, 12:08 AM
Son iki yılım olmaysaydı numan helak olurdu haberinin uydurma olduğu İmam Ebu hanifenin hiçbir zaman böyle bir söz söylemediği daha önce ispatlandı .
mmustafa
Jun 13 2008, 12:11 AM
ALINTI(telpako @ Jun 13 2008, 01:08 AM)

Son iki yılım olmaysaydı numan helak olurdu haberinin uydurma olduğu İmam Ebu hanifenin hiçbir zaman böyle bir söz söylemediği daha önce ispatlandı .
İspatı neymiş merak ettim?
Caferi Sadık Hz. lerine intap ettiğide mi yalan.
telpako
Jun 13 2008, 12:13 AM
ALINTI(mmustafa @ Jun 13 2008, 01:11 AM)

İspatı neymiş merak ettim?
Caferi Sadık Hz. lerine intap ettiğide mi yalan.
Evet yalan seni üzmek istemezdim ama ebu hanifenin hiçbir kitabında böyle bir şey geçmez. Dahası alakası bile yoktur. ispatınıda eğer istersne bilahare yazarım.
mmustafa
Jun 13 2008, 12:20 AM
ALINTI(telpako @ Jun 13 2008, 01:13 AM)

Evet yalan seni üzmek istemezdim ama ebu hanifenin hiçbir kitabında böyle bir şey geçmez. Dahası alakası bile yoktur. ispatınıda eğer istersne bilahare yazarım.
Yazabilirsiniz, Bu sözün yalan olduğunu varsayarak yola çıksak bile dört mezhep imamının Evliya ve tasavvuf üzerine eleştiren veya redden bir yazısı var mı kitaplarında onuda merak ettim. Ayrıca Gazali hakkında da bir yalan var mı onuda merak ettim.
telpako
Jun 13 2008, 12:24 AM
ALINTI(mmustafa @ Jun 13 2008, 01:20 AM)

Yazabilirsiniz, Bu sözün yalan olduğunu varsayarak yola çıksak bile dört mezhep imamının Evliya ve tasavvuf üzerine eleştiren veya redden bir yazısı var mı kitaplarında onuda merak ettim. Ayrıca Gazali hakkında da bir yalan var mı onuda merak ettim.
Elbette ki var onları da yazarız inşallah ;
İmam gazalide bugun anladığınız manada tarikat büyüğü değildi.
mmustafa
Jun 13 2008, 12:34 AM
ALINTI(telpako @ Jun 13 2008, 01:24 AM)

Elbette ki var onları da yazarız inşallah ;
İmam gazalide bugun anladığınız manada tarikat büyüğü değildi.
Peki neden Allahın Veli kullarını inkar ediyorsunuz? Aşağıdaki ve bir çok hadisi nasıl göz ardı edebiliyorsunuz açıklayabilirmısınız? Yoksa sizde hadisleri red eden bir zümredenmisiniz?
Sevgili Peygamberimiz (a.s.v.) buyurur: “ Allah’ın dostları içinde öyle kimseler vardır ki
onlar, Nebi ve Şehid değillerdir. Fakat kıyamet gününde Allah Taala’nın kendilerine bahse-
ttiği lütuf ve makamlardan dolayı Nebi ve Şehidler onlara gıpta ederler.
Ashab: ‘Ya Resulallah! Onlar kimlerdir, haber verir misiniz? Diye sorduklarında; Resulullah (s.a.v.):
‘Onlar, aralarında herhangi bir neseb bağı ve maddi alışveriş bulunmadan Allah’ın
muhabbeti ve rızası için birbirlerini sevenlerdir. Vallahi onların yüzü Nur gibi parlamakta
ve kendileri de Nurdan minberler üzerinde oturmaktadır. İnsanlar korktukları zaman Onlar korkmazlar; insanlar üzüldükleri zaman onlar üzülmezler; buyurdu ve sonra:
‘ Haberiniz olsun! Allah’ın Velilerine asla bir korku ve hüzün yoktur’. (Yunus:62-63)
Âyetini okudu”.
Ebu Davud, Buyu’ , 76 (No: 3527); Suyuti, ed-Dürrül Mensur, 4, 372; Şevkâni, Fethu’l- Kadir, 2-458
telpako
Jun 13 2008, 12:40 AM
ALINTI(mmustafa @ Jun 13 2008, 01:34 AM)

Peki neden Allahın Veli kullarını inkar ediyorsunuz? Aşağıdaki ve bir çok hadisi nasıl göz ardı edebiliyorsunuz açıklayabilirmısınız? Yoksa sizde hadisleri red eden bir zümredenmisiniz?
Sevgili Peygamberimiz (a.s.v.) buyurur: “ Allah’ın dostları içinde öyle kimseler vardır ki
onlar, Nebi ve Şehid değillerdir. Fakat kıyamet gününde Allah Taala’nın kendilerine bahse-
ttiği lütuf ve makamlardan dolayı Nebi ve Şehidler onlara gıpta ederler.
Ashab: ‘Ya Resulallah! Onlar kimlerdir, haber verir misiniz? Diye sorduklarında; Resulullah (s.a.v.):
‘Onlar, aralarında herhangi bir neseb bağı ve maddi alışveriş bulunmadan Allah’ın
muhabbeti ve rızası için birbirlerini sevenlerdir. Vallahi onların yüzü Nur gibi parlamakta
ve kendileri de Nurdan minberler üzerinde oturmaktadır. İnsanlar korktukları zaman Onlar korkmazlar; insanlar üzüldükleri zaman onlar üzülmezler; buyurdu ve sonra:
‘ Haberiniz olsun! Allah’ın Velilerine asla bir korku ve hüzün yoktur’. (Yunus:62-63)
Âyetini okudu”.
Ebu Davud, Buyu’ , 76 (No: 3527); Suyuti, ed-Dürrül Mensur, 4, 372; Şevkâni, Fethu’l- Kadir, 2-458
Biz Allah'ın veli kullarını inkar etmiyoruz. En azından ben inkar etmiyorum. İnkar ettiğim şey veliliğin babadan ğula geçmesi , hiçbir yeteneği olmayan kimselerin sırf aileleri sebebiyle veli ilan edilmesi , Allah dostu denilemeyecek hatta cinsi sapık birinin halk arasında veli olarak adlandırılması , aslında sadece bunlar değil şu andaki düzende en zor olan şeyi yapan dürüst tacirler bence onlar bile velidir. Yada ekmeğini taştan çıkaran bir amele harama hiç bakmayan gonlu Allah sevgisi ile dolu bir inşaat işçisi de velidir. Yoksa veliler sadece şuınlar olabilir diye bir sınıf tanımıyorum.
mmustafa
Jun 13 2008, 12:44 AM
ALINTI(telpako @ Jun 13 2008, 01:24 AM)

Elbette ki var onları da yazarız inşallah ;
İmam gazalide bugun anladığınız manada tarikat büyüğü değildi.
İmam-ı Gazali hazretlerinin devreleri var. İmamı Gazali Hz.’nin itirafları meşhurdur ve çok büyük tepkiler de almıştır. Ayrıca Gazali El Munkızu Min ed dalal eserinin çoğu yerinde yolun sufilerin yolu olduğunu Yani Selefin yoludur; Âriflerin yoludur. Bunlar, Kuran’ın, Vahy’in hakikatini, Ayeti Hadisi cüz’i akıl’la değil, Mânevi Külli Akıl’la irtibat kurarak, Peygamberin (A.S) Ruhundan yardım alarak izah eden Ariflerdir. Asıl doğru yolu Sufiler bulmuşlardır demiştir. Çok önemli bir eserdir El Munkızu Min ed dalal iyice okumak lazım..
mmustafa
Jun 13 2008, 12:53 AM
ALINTI(telpako @ Jun 13 2008, 01:40 AM)

Biz Allah'ın veli kullarını inkar etmiyoruz. En azından ben inkar etmiyorum. İnkar ettiğim şey veliliğin babadan ğula geçmesi , hiçbir yeteneği olmayan kimselerin sırf aileleri sebebiyle veli ilan edilmesi , Allah dostu denilemeyecek hatta cinsi sapık birinin halk arasında veli olarak adlandırılması , aslında sadece bunlar değil şu andaki düzende en zor olan şeyi yapan dürüst tacirler bence onlar bile velidir. Yada ekmeğini taştan çıkaran bir amele harama hiç bakmayan gonlu Allah sevgisi ile dolu bir inşaat işçisi de velidir. Yoksa veliler sadece şuınlar olabilir diye bir sınıf tanımıyorum.
Allahın veli kullarını anlattığı ayetleri hepimiz biliyoruz hatta bu ayetlerden velilerin vasıfları da az çok anlaşılıyor. Sabah akşam Allahı tespih ettiklerini. Onlara korku olmadığını gibi bir çok açıklayaıcı bilgilerde mevcut.
Sayın telpako, bir üzüm bağında güzel şirin harika üzümlerde koruklarda mevcuttur. Bizim amacımız üzüm yemekse koruklarla yani olmamamış çiğ üzümlerle işimiz olmamalı diye düşünüyorum..
Bir kaç kötü örneği Tasavvufun ve tarikatın geneleni mal etmek sizce doğru mu? Bir köyden bir deli çıktı diye o köyün hepsinin deli olması mı gerekiyor. Kötü örnekleri Tasavvufçularda kabul etmez ve etmemiştirde.
Babadan oğula geçen bir saltanat sistemi yokturdur. Bu Tasavvufun tamamında böyle değildir. Mesela Hz Ahmed El Rufai Hz. leri Tarikat postunu Dayısından almıştır. Dayısı oğluna bırakmayıp Hz Rufai'ye vermiştir.
Bu örnekleride size çoğaltabilirim..
Zemahşeri
Jun 13 2008, 05:17 PM
1-“Onlar öyle bir topluluktur ki, onlarla oturan şâki (Rahmetten mahrum) olmaz”. (1)
3-Resulullah (s.a.v.) Taif gününde Hz. Ali’yi çağırdı ve onunla baş başa konuştu. Bunu gören insanlar, “Resulullah (a.s.)’ın amcasının oğlu ile konuşması uzadı” dediler. Bunu üzerine Resulullah (a.s.v.), şöyle buyurdu:
“Onunla gizli olarak konuşan ben değilim; fakat Allah onunla gizlice konuştu”. (3)
10- Resulu Ekrem (a.s.v.) efendimiz şöyle buyurmuştur:
“Allahu Taalâ bir kulunun cehenneme girmesini emreder. Kul, cehennemin kenarında durup etrafına bakınır, Yâ Rabbi! Benim sana Hüsn-ü Zannım vardı, affedeceğini umuyordum! der. Bunun üzerine Cenab-ı Hak Meleklere:
Bunu geri çeviriniz, Ben kulumun zannına göre tecelli ederim!” buyurdu. (10)
ne bunlar Allah aşkına. Allah c.c., hz ali ile konuşuyor, kulun itirazına Allah kabul ediyor, cehennemlik adam sırf sizin üstadlarınızın yanına oturdu diye rahmet ediliyor.
talip023
Jun 13 2008, 07:32 PM
KUL NEFSİNİ RABBİNE SATMADIĞI MÜDDETÇE İSYANDADIR , ONA KULLUĞUNU YAPMADIĞI MÜDDETÇE RABBİLALEMİN NEKADAR YAKIN OLURSA OLSUN O RABBİ İLE ARASINA DAĞLARI KOYMUŞTUR , KUL RABBİNİ ANARAK RABBİYLE ARASINDAKİ DAĞLARI AŞMA YOLUNDA ADIM ATMIŞ OLUR
nasreddinhoca
Jun 13 2008, 08:16 PM
Dervişlik dedikleri hırka ile taç değil,
Gönlün derviş eyleyen hırkaya muhtaç değil.
Sofiyim, halk içinde tesbih elimden düşmez,
Dilim marifet söyler, gönlüm hiç kabul etmez.
(Tasavvuf aleyhine olduğumuz yok, ham sofileredir sözümüz, Yunus dahi söylemiş, daha neler neler, olmasa gerek sofi koyun gibi meler!!!)
mmustafa
Jun 13 2008, 09:11 PM
ALINTI(Zemahşeri @ Jun 13 2008, 06:17 PM)

1-“Onlar öyle bir topluluktur ki, onlarla oturan şâki (Rahmetten mahrum) olmaz”. (1)
3-Resulullah (s.a.v.) Taif gününde Hz. Ali’yi çağırdı ve onunla baş başa konuştu. Bunu gören insanlar, “Resulullah (a.s.)’ın amcasının oğlu ile konuşması uzadı” dediler. Bunu üzerine Resulullah (a.s.v.), şöyle buyurdu:
“Onunla gizli olarak konuşan ben değilim; fakat Allah onunla gizlice konuştu”. (3)
10- Resulu Ekrem (a.s.v.) efendimiz şöyle buyurmuştur:
“Allahu Taalâ bir kulunun cehenneme girmesini emreder. Kul, cehennemin kenarında durup etrafına bakınır, Yâ Rabbi! Benim sana Hüsn-ü Zannım vardı, affedeceğini umuyordum! der. Bunun üzerine Cenab-ı Hak Meleklere:
Bunu geri çeviriniz, Ben kulumun zannına göre tecelli ederim!” buyurdu. (10)
ne bunlar Allah aşkına. Allah c.c., hz ali ile konuşuyor, kulun itirazına Allah kabul ediyor, cehennemlik adam sırf sizin üstadlarınızın yanına oturdu diye rahmet ediliyor.
Sayın Zemahşeri, diğer yazımdada belirttiğim gibi.. Bu hadisleri biz kafamızdan yazmadık ayrıca Ravileri kaynakları ile birlikte yazdık ne bir eklememiz nede bir çıkarmamız var.
Konu olan hadiste de, ne bir üstaddan, ne adından, nede yanında oturmasından bahsetmiyor oda sizin hayal gücünüzün bir ürünü ve eklemesidir..
Konuyla İlgili Hadislerin Kaynakları :
1-Buhari, Deavat, 67; Müslim, Zikr, 35.
3-Tirmizi, Menakıb, 20 (Hadis No: 3726); Mübarekpuri, Tuhfetü’l Ahzevi, 10, 159.
10-Beyhaki, Suyuti fi Buduru’s Sâfire Fi Ahvali’l- Ahire’de Ebu Hureyre’den rivayet
nasreddinhoca
Jun 13 2008, 09:26 PM
Siz o çakıl taşları ile günahlarınızı sayın
İSLAMA GÖRE -TOPLU ZİKİR YAPMANIN HÜKMÜ:
(Bu yazı yorumsuz olarak bir hadis kitabından alıntılanmıştır. Yorumu okuyuculara aittir)
"Omer bin Yahya dedesinden nakletmiştir:
Sabah namazından önce Abdullah b. Mes'ud (ra)un kapısında oturuyorduk. Evinden çıkınca beraberce mescide doğru yürüyecektik. Ebu Musa El-Eş'ari (ra) yanımıza geldi: "Abdullah daha dışarı çıkmadı mı?" diye bize sordu. "Hayır" dedik. O da bizimle birlikte beklemeye başladı. Derken Abdullah b. Mes'ud (ra) evinden çıktı. Hepimiz kalkıp etrafını sardık. Ebu Musa O'na dedi ki: "Ey Abdullah, az önce mescitte garibime giden bir olay gördüm. Fakat, bereket versin ki, hayırlı bir iş olarak görünüyordu. Abdullah "Neydi o iş" diye sordu. Ebu Musa (ra): "Beklersen sen de görürsün" dedi. Sonra şöyle anlattı. "Mescitte halka halinde oturmuş topluluklar gördüm. Her halkanın başında bir adam elinde çakıl taşları olduğu halde komut veriyordu. "Yüz defa tekbir". Topluluk bu komutu aldıktan sonra yüz defa tekbir getiriyordu. Sonra aynı adam: "Yüz defa la ilahe illallah deyin" diyordu. Topluluk gereğini yerine getiriyordu. Sonra yine aynı adam "Yüz defa Sübhanallah deyin" diye komut veriyordu. Ve topluluk yine emre uyuyor ve yüz defa Sübhanallah diyordu. Abdullah b. Mes'ud (ra) "Sen onlara hiç bir şey söylemedin mi?" diye sordu. Ebu Musa (ra) "hayır, hiç bir şey söylemedim ve senin görüşünü almak istedim" dedi. Abdullah b. Mes'ud (ra): "Sen onlara: Siz o çakıl taşları ile günahlarınızı sayın, ben de size bu işin hayrınızı eksiltmeyeceğine garanti vereyim, diyemedin mi?" dedi.
Sonra Abdullah b. Mes'ud (ra) mescide yürüdü. Biz de birlikte gittik. Mescide gelince bu halkalardan birine rastladı. Tepelerine dikildi. "Nedir, sizin şu yaptığınız iş?" dedi. Onlar ise: "Ey Abdullah, bunlar çakıl taşlarıdır. Biz bunlarla tekbir, tehlil ve tesbihlerimizi sayıyoruz." dediler. Abdullah b. Mes'ud (ra): "Siz o taşlarla günahlarınızı sayın, ben de size hayrınızın eksilmeyeceğine dair garanti vereyim. Ey Muhammed'in ümmeti, helakiniz ne kadar da hızla yaklaşıyor. Hem de sizin aranıza bu kadar sahabe varken, Rasulallah (SAV)in kefeni henüz nemlenmemişken, yemek tabağı henüz kırılmamışken... Beni kudretiyle saran Allah (cc) adına söyleyin ki, "Siz Muhammed (SAV) ümmetinden daha mı fazla hidayette olan bir ümmetsiniz?... Yoksa, siz dalalet (sapıklık) kapısını açanlar mısınız? Onlar: "Ey Abdullah, Allah (cc)’a yemin ederiz ki, bizim hayır işlemekten başka hiç bir niyetimiz yoktur" dediler. Abdullah: "Nice hayır uman insanlar vardır ki asla umdukları hayrı bulamamışlardır. Rasulallah (SAV) "Kuran okuyan fakat okudukları kalplerine işlemeyen" bir topluluk tarif etmişti; Yemin ederim ki sanki o tarife uyanların çoğunluğu sizin aranızda dedi.
Sonra onlardan yüz çevirip oradan ayrıldı.
Amr. b. Seleme diyor ki: “Nehravan olayında bu adamların çoğunluğunu Haricilerle beraber bize saldırırken gördük”
Kaynak: İmam-ı Darimi, Es-sünen cild: 1 Sahife: 79-80
Mukaddime'de Bab: 73 Rivayet No: 204 .
talip023
Jun 13 2008, 09:37 PM
Ebû Hüreyre radıyallahu anh’den rivayet edildiğine göre Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:
“Allah Teâlâ’nın yollarda dolaşıp zikredenleri tesbit eden melekleri vardır. Bunlar Cenâb-ı Hakk’ı zikreden bir topluluğa rastladıkları zaman birbirlerine “Gelin! Aradıklarınız burada!” diye seslenirler ve o zikredenleri dünya semâsına varıncaya kadar kanatlarıyla çevirip kuşatırlar. Bunun üzerine Allah Teâlâ, meleklerden daha iyi bildiği halde yine de onlara:
- “Kullarım ne diyor?” diye sorar. Melekler:
- Sübhânallah diyerek seni ulûhiyyetine yakışmayan sıfatlardan tenzih ediyorlar, Allâhü ekber diye tekbir getiriyorlar, sana hamdediyorlar ve senin yüceliğini dile getiriyorlar, derler. Konuşma şöyle devam eder:
- “Peki onlar beni gördüler mi ki?”
- Hayır, vallahi seni görmediler.
- “Beni görselerdi ne yaparlardı?”
- Şayet seni görselerdi sana daha çok ibadet ederler, şânını daha fazla yüceltirler, ulûhiyyetine yakışmayan sıfatlardan seni daha çok tenzih ederlerdi.
- “Kullarım benden ne istiyorlar?”
- Cennet istiyorlar.
- “Cenneti görmüşler mi?”
- Hayır, yâ Rabbi! Vallahi onlar cenneti görmediler.
- “Ya cenneti görseler ne yaparlardı?”
- Şayet cenneti görselerdi onu büyük bir iştiyakla isterlerdi, onu elde etmek için büyük gayret sarfederlerdi.
- Bunlar Allah’a neden sığınıyorlar?”
- Cehennemden sığınıyorlar.
- “Peki cehennemi gördüler mi?”
- Hayır, vallahi onlar cehennemi görmediler.
- “Ya görseler ne yaparlardı?”
- Şayet cehennemi görselerdi ondan daha çok kaçarlar, ondan pek fazla korkarlardı.
Bunun üzerine Allah Teâlâ meleklerine:
- “Sizi şahit tutarak söylüyorum ki, ben bu zikreden kullarımı bağışladım” buyurur. Meleklerden biri:
- Onların arasında bulunan falan kimse esasen onlardan değildir. O buraya bir iş için gelip oturmuştu, deyince Allah Teâlâ şöyle buyurur:
- “Orada oturanlar öyle iyi kimselerdir ki, onların arasında bulunan kötü olmaz.”
Buhârî, Daavât 66. Ayrıca bk. Ahmed b. Hanbel, Müsned, II, 251-252, 358-359
Müslim’in bir rivayeti şöyledir:
Ebû Hüreyre radıyallahu anh’den rivayet edildiğine göre Resûl-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:
“Allah Teâlâ’nın diğer meleklerden ayrı, sadece zikir meclislerini tesbit etmek üzere dolaşan melekleri vardır. Allah’ın zikredildiği bir meclis buldular mı, o kimselerin aralarına otururlar ve diğer melekleri oraya çağırarak cemaatin arasındaki boş yerleri ve oradan dünya semasına kadar olan mesafeyi kanatlarıyla doldururlar. Zikredenler dağılınca onlar da semâya çıkarlar. Allah Teâlâ daha iyi bildiği halde onlara:
- “Nereden geldiniz?” diye sorar. Melekler de:
- Yeryüzündeki bazı kullarının yanından geldik. Onlar Sübhânallah diyerek ulûhiyyetine yakışmayan sıfatlardan seni tenzih ediyorlar, Allâhü ekber diye tekbir getiriyorlar, lâ ilâhe illallah diyerek seni tehlil ediyorlar, elhamdülillâh diyerek sana hamdediyorlar ve senden istiyorlar, derler. (Konuşma şöyle devam eder):
- “Benden ne istiyorlar?”
- Cennetini istiyorlar.
- “Cennetimi gördüler mi?”
- Hayır, yâ Rabbi, görmediler.
- “Ya cenneti görseler ne yaparlardı?”
- Senden güvence isterlerdi.
- Benden neden dolayı güvence isterlerdi?”
- Cehenneminden yâ Rabbi.
- “Peki benim cehennemimi gördüler mi?”
- Hayır, görmediler.
- “Ya görseler ne yaparlardı?”
- Senden kendilerini bağışlamanı dilerlerdi.
Bunun üzerine Allah Teâlâ şöyle buyurur:
- “Ben onları affettim. İstediklerini onlara bağışladım. Güvence istedikleri konuda onlara güvence verdim.
Bunun üzerine melekler:
- Yâ Rabbi, çok günahkâr olan falan kul onların arasında bulunuyor. Oradan geçerken aralarına girip oturdu, derler. O zaman Allah Teâlâ şöyle buyurur:
- “Onu da bağışladım. Onlar öyle bir topluluktur ki, onların arasında bulunan kötü olmaz.”
Müslim, Zikir 25. Ayrıca bk. Tirmizî, Daavât 129
mmustafa
Jun 13 2008, 11:15 PM
ALINTI(nasreddinhoca @ Jun 13 2008, 10:26 PM)

Siz o çakıl taşları ile günahlarınızı sayın
Rasulallah (SAV) "Kuran okuyan fakat okudukları kalplerine işlemeyen" bir topluluk tarif etmişti; Yemin ederim ki sanki o tarife uyanların çoğunluğu sizin aranızda dedi.
Sonra onlardan yüz çevirip oradan ayrıldı.
Amr. b. Seleme diyor ki: “Nehravan olayında bu adamların çoğunluğunu ''Haricilerle beraber bize saldırırken gördük''
Kaynak: İmam-ı Darimi, Es-sünen cild: 1 Sahife: 79-80
Mukaddime'de Bab: 73 Rivayet No: 204 .
Bu son kısım çok önemli Rasulallah (SAV) "Kuran okuyan fakat okudukları kalplerine işlemeyen" bir topluluk tarif etmişti. Sözünün o topluluk üzerinde vucut bulduğunu görmüş, anlamış (hissetmiş) ve itirazını gayette cesurane bir şekilde dile getidiğini anlıyoruz..
Bence İtirazı, anlattığınız tespih taşlarına yada Allahın Halka halka zikrene değil..
İtirazı, okudukları kuranın kalplerine işlememesi meselesidir. ''Haricilerle beraber bize saldırırken gördük” sözüde gerçekte bu zikri yapanların şeklen yaptığı ve Hz. Peygamberin kalpleri iman etmeyenler dediği taifeden olğuda aşikardır. Hele hele Hak ondan o da Haktan bir zere ayrılmamış Hz. Aliye isyan eden savaş açan asi taifeden olmalarıda onların kime hizmet ettiğini gösteriyor..
Peki halka halka Allahı zikredenlerin kalplerine bu zikrin ve Kur'an'ın işlemediğini söyleyebilirmisiniz? Yada bu olayı sizin dediğiniz gibi yorumlarsak:
“Vele zikrullahi ekber- Allah’ı zikretme- anma en büyüktür”. (Ankebut-45)
“Fezkirüni ezkirküm- Beni (Allah (ı) anın ki, Bende sizi anayım”. (Bakara-152)
“ Ey İman edenler! Allah’ı çok zikredin”. (Ahzab-41)
“Ayık olun! Kalpler, Allah’ı zikretmekle mutmain olur”. (Ra’d-28)
“Allah’ı çok zikredin ki kurtulasınız”. (Cuma-10)
Peki bu anlattılan olayla, Yukarıdaki Ayetler bir ikilem oluşturmaz mı??
Selametle,
nasreddinhoca
Jun 14 2008, 10:35 AM
ALINTI
Bence İtirazı, anlattığınız tespih taşlarına yada Allahın Halka halka zikrene değil..
İtirazı, okudukları kuranın kalplerine işlememesi meselesidir.
Abdullah b. Mes'ud (ra):
"Siz o taşlarla günahlarınızı sayın,
ben de size hayrınızın eksilmeyeceğine dair garanti vereyim.
Ey Muhammed'in ümmeti, helakiniz ne kadar da hızla yaklaşıyor.
Hem de sizin aranıza bu kadar sahabe varken,
Rasulallah (SAV)in kefeni henüz nemlenmemişken, yemek tabağı henüz kırılmamışken... Beni kudretiyle saran Allah (cc) adına söyleyin ki, "Siz Muhammed (SAV) ümmetinden daha mı fazla hidayette olan bir ümmetsiniz?...
Yoksa, siz dalalet (sapıklık) kapısını açanlar mısınız?
Onlar: "Ey Abdullah, Allah (cc)’a yemin ederiz ki, bizim hayır işlemekten başka hiç bir niyetimiz yoktur" dediler.
Abdullah: "Nice hayır uman insanlar vardır ki asla umdukları hayrı bulamamışlardır. Rasulallah (SAV) "Kuran okuyan fakat okudukları kalplerine işlemeyen" bir topluluk tarif etmişti; Yemin ederim ki sanki o tarife uyanların çoğunluğu sizin aranızda dedi.
Sonra onlardan yüz çevirip oradan ayrıldı.
mmustafa
Jun 14 2008, 12:31 PM
ALINTI(nasreddinhoca @ Jun 14 2008, 11:35 AM)

Abdullah b. Mes'ud (ra):
"Siz o taşlarla günahlarınızı sayın,
ben de size hayrınızın eksilmeyeceğine dair garanti vereyim.
Ey Muhammed'in ümmeti, helakiniz ne kadar da hızla yaklaşıyor.
Hem de sizin aranıza bu kadar sahabe varken,
Rasulallah (SAV)in kefeni henüz nemlenmemişken, yemek tabağı henüz kırılmamışken... Beni kudretiyle saran Allah (cc) adına söyleyin ki, "Siz Muhammed (SAV) ümmetinden daha mı fazla hidayette olan bir ümmetsiniz?...
Yoksa, siz dalalet (sapıklık) kapısını açanlar mısınız?
Onlar: "Ey Abdullah, Allah (cc)’a yemin ederiz ki, bizim hayır işlemekten başka hiç bir niyetimiz yoktur" dediler.
Abdullah: "Nice hayır uman insanlar vardır ki asla umdukları hayrı bulamamışlardır.
Rasulallah (SAV) "Kuran okuyan fakat okudukları kalplerine işlemeyen" bir topluluk tarif etmişti; Yemin ederim ki sanki o tarife uyanların çoğunluğu sizin aranızda dedi.
Sonra onlardan yüz çevirip oradan ayrıldı.
Anlattığınız hikaye, Allah'ı zikretmekle ilgili ayetlerle ters düşmektedir. Allahın ayetlerine ters olmayan bir hikayeniz varsa onu dinleyelim:
ALLAHU AZİMÜŞŞANI ZİKRETMEKLE İLGİLİ ÂYETLER1-) “Vele zikrullahi ekber- Allah’ı zikretme- anma en büyüktür”. (Ankebut-45)
2-) “Fezkirüni ezkirküm- Beni (Allah (ı) anın ki, Bende sizi anayım”. (Bakara-152)
3-) “ Ey İman edenler! Allah’ı çok zikredin”. (Ahzab-41)
4-) “Ayık olun! Kalpler, Allah’ı zikretmekle mutmain olur”. (Ra’d-28)
5-) “Allah’ı çok zikredin ki kurtulasınız”. (Cuma-10)
6-) “Onlar ayakta, oturarak ve yanlarına yatmış halde Allah’ı zikrederler ve göklerin yerini nesnelerini düşünürler”. (Al-i imran-191)
7-) “Vezkürisme Rabbike- Rabbinin ismini zikret”. (Ala-15)
8-) “Zikrim için namaza kalk”. (Tâhâ-14)
9-) “Namaz, kötülüklerden münkerden kurtarır. Zikrullah ise en büyük olandır”. (Ankebut-45)
10-) “Unuttuğun zaman Rabbini zikret”. (Kehf-24)
11-) “Ya Muhammed! Sabah akşam beni zikret”. (A’raf-205)
12-) “Sabah akşam beni tesbih et! ”. (Tâhâ-130)
13-) “İster Allah deyiniz, isterse Rahman; hangisini çağırırsanız çağırın; güzel isimlerin hepsi onundur”. (İsra-110)
14-) “Güzel isimler onundur; onlarla çağırınız”. (A’raf-180)
15-) “Mü’minler onlara denir ki; Allah anıldığı zaman, kalpleri titrer”. (Enfal-2)
16-) “Bir kimsenin sinesini Allah açarsa, O Rabbi tarafından verilen bir Nur üzerine yürür. Kalpleri Allah’ı zikretmeye katılaşan kimselere yazıklar olsun”. (Zümer-22)
17-) “Sen ancak zikre uyan ve görmeden Rahman’a büyük saygı gösteren kimseleri uyarabilirsin...”(Yâ Sin-11)
18-) “Onlar, Allah’ın zikrine dalarlar”. (Hadid-16)
19-) “Sümme telinu cülûduhum ve kulûbuhum ilâ zikrillah- Sonra ciltleri yumuşar ve kalpleri Allah’ın zikrine dalar… Allah’ın zikri üzerine olurlar…”. (Zümer-23)
20-) “Allah size nasıl hidayet ettiyse, Allah’ı öyle zikrediniz”. (Bakara-198)
21-) “Atalarınızı andığınız gibi, hatta daha kuvvetli bir anışla Allah’ı zikredin”. (Bakara-200)
22-) “Sayılı günlerde Allah’ı zikredin (tekbir alın) ”. (Bakara-203)
23-) “Bilmediğiniz şeyleri size öğrettiği şekilde Allah’ı zikredin”. (Bakara-239)
24-) “Rabbini çok zikret ve sabah akşam (O’nu) tesbih et! ” (Âl-i İmran-41)
25-) “Namazı bitirdiğiniz zaman, ayakta,oturarak ve yanlarınız üzerinde (uzanarak) Allah’ı zikredin”.(Nisa-103)
26-) “Rabbinin adını zikret ve bütün gönlünle O’na yönel”. (Müzemmil-8)
27-) “Sabah akşam Rabbinin adını zikret”. (İnsan-25)
28-) “Allah’ın mescidlerinde, Allah’ın adının zikredilmesine engel olan ve onların harâb olmasına çalışından daha zalim kim vardır? ”. (Bakara-114)
29-) “Münafıklar (iki yüzlüler) , Allah’ı (güya) aldatmağa çalışırlar. Oysa O, onları aldatır. Namaza kalktıkları zaman da üşene üşene kalkarlar, insanlara gösteriş yaparlar. Allah’ı pek az zikrederler”. (Nisa-142)
30-) “Şeytan, içki ve kumar ile aranıza düşmanlık ve kin sokmak ve sizi Allah’ı zikretmekten ve Namaz kılmaktan alıkoymak ister (istiyor) ”. (Maide-91)
31-) “Nefsini, sabah akşam, rızasını isteyerek Rablerine yalvaranlarla beraber tut. Gözlerin dünya hayatının süsünü isteyerek onlardan başka yana sapmasın. Kalbini bizi anmaktan (zikretmekten) alıkoyduğumuz, keyfine uyan ve hep aşırılık olan kişiye itaat etme”. (Kehf-28)
32-) “O gün cehennemi kafirlere açıkça göstermişizdir. Onlar ki beni zikretmeye karşı gözleri perde içinde idi. Ve dinlemeye tahammül edemezlerdi”. (Kehf-100-101)
33-) “Ama kim beni zikretmekten yüz çevirirse, onun için dar bir geçim vardır. Kıyamet (Haşır) günü onu kör olarak süreriz”. (Tâha-124)
34-) De ki; “Gece gündüz, sizi Rahman’dan kim koruyacak? ” “Hayır! Onlar, Rablerinin zikrinden yüz çeviriyorlar”. (Enbiya-42)
35-) “Allah, tek olarak anıldığı zikredildiği zaman, Âhirete inanmayanların kalpleri ürker. Ama O’ndan başka (ilâh) ları anıldığı zaman hemen sevinirler”. (Zümer-45)
36-) “Kim Rahman’ın zikrine karşı kör olursa, ona bir şeytanı saldırırız; artık o, onun arkadaşı olur”.(Zuhruf-36)
37-) “Şeytan onları kuşatmış, onlara Allah’ı zikretmeyi unutturmuştur. Onlar şeytan’ın hizbi (tarafı-yandaşı) dır. Muhakkak ki şeytan’ın hizbi kaybedecektir”. (Mücadele-19)
nasreddinhoca
Jun 15 2008, 01:00 AM
ALINTI
Anlattığınız hikaye, Allah'ı zikretmekle ilgili ayetlerle ters düşmektedir.
Abdullah İbn Mesud'a görünce sorarım...
Allah'ı nasıl zikredeceğimiz sahih hadis kitaplarında tafsilatı ile izah edilmiştir, tekke şeyhlerinin uydurmalarına fırsat bırakmayacak açıklıktadır...
İmam Nevevi'nin el-ezkar'ına bak...
Sahih hadis kitaplarındaki zikir bablarına bak...
Mevzumuz zikir değil, bidat olan bir davranıştır...
O çakıl taşları ile günahlarınızı sayın...
mmustafa
Jun 15 2008, 01:27 AM
Bidat olan çakıl taşlarımı halka şekilinde yapılan Allh'ın zikrimi.. ?? Bidat olan davranışı ozaman diliniz döndüğünce daha net açıklayın? İşinize gelen mevzular doğru gelmeyenler Bidat ohhh ne alaa ne güzel..
Siz kafanızda Tasavvufa başka bir anlam kazandırığınız için bizim vereceğimiz cevaplarda ne yazıkki sizi tatmin etmeyecektir. Bir olaya bir yönden bakıyorsunuz. Herşeyi Tek kaynaktan okuyorsunuz ve aktarıyorsunuz.Objektifte değilsiniz ayrıca Düşünce dinamizminiz de yoktur. Size birileri ne anlatmışsa ne okutmuşsa sizde onu bize söylüyorsunuz? Hiç Okuduğunuz kaynaklarınızı sorguladınızmı yada v eleştirdiniz mi? Buna cesarettiniz var mı? Bence bundan bir hayli uzaksınız.
Tekke Şeyhleride Allah ve Resulu ne demişse onu yapmıştır. Onlara en çok ta itirazlar zaten Molla fırkasından geliyor..
Şu cevabıda eklemek istiyorum : Sizin savunduğunuz gibi bir Din zaten yoktur. Mistik yanı metafizik yanı olmayan bir din olsa olsa Ateistlerin dediği gibi Kuru bir Felsefe olur..
Ayrıca hangi Ehli Sünet Alimi Evliyayı inkar etmiştir. Ben dediğiniz kaynaklara çok baktım. Dediğiniz kitaplar benim ruhumun sıkıntılarına, açlığına derman olamadığı, müşkillerimi halledemediği için İlmi Yakine başvurdum.
Selamlar,
mmustafa
Jun 15 2008, 01:31 PM
Yukardaki görüşlerimize ek olarak Talip arkadaşımızın yazdığı hadis vardı onun arada kaynamasını ve gözden kaçmasını istemediğim için aynısını buraya yeniden aktarıyorum Abdullah ibni Mesud'dan güya aktarılan bu olayla bu hadis tamamen ters düşmektedir. Bundan öncede Ayeti kerimelere de ters düştüğünü yazmıştık. Hem hadis hem ayete ters düşen Abdullah bin mesud'un aktardığınız bu olayına ve gerçekliliğine karşı içimde bir şüphe olmuştuğunuda söylemek isterim..
ALINTI
Talip arkadaşızdan Alıntıdır.
---
Ebû Hüreyre radıyallahu anh’den rivayet edildiğine göre Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:
“Allah Teâlâ’nın yollarda dolaşıp zikredenleri tesbit eden melekleri vardır. Bunlar Cenâb-ı Hakk’ı zikreden bir topluluğa rastladıkları zaman birbirlerine “Gelin! Aradıklarınız burada!” diye seslenirler ve o zikredenleri dünya semâsına varıncaya kadar kanatlarıyla çevirip kuşatırlar. Bunun üzerine Allah Teâlâ, meleklerden daha iyi bildiği halde yine de onlara:
- “Kullarım ne diyor?” diye sorar. Melekler:
- Sübhânallah diyerek seni ulûhiyyetine yakışmayan sıfatlardan tenzih ediyorlar, Allâhü ekber diye tekbir getiriyorlar, sana hamdediyorlar ve senin yüceliğini dile getiriyorlar, derler. Konuşma şöyle devam eder:
- “Peki onlar beni gördüler mi ki?”
- Hayır, vallahi seni görmediler.
- “Beni görselerdi ne yaparlardı?”
- Şayet seni görselerdi sana daha çok ibadet ederler, şânını daha fazla yüceltirler, ulûhiyyetine yakışmayan sıfatlardan seni daha çok tenzih ederlerdi.
- “Kullarım benden ne istiyorlar?”
- Cennet istiyorlar.
- “Cenneti görmüşler mi?”
- Hayır, yâ Rabbi! Vallahi onlar cenneti görmediler.
- “Ya cenneti görseler ne yaparlardı?”
- Şayet cenneti görselerdi onu büyük bir iştiyakla isterlerdi, onu elde etmek için büyük gayret sarfederlerdi.
- Bunlar Allah’a neden sığınıyorlar?”
- Cehennemden sığınıyorlar.
- “Peki cehennemi gördüler mi?”
- Hayır, vallahi onlar cehennemi görmediler.
- “Ya görseler ne yaparlardı?”
- Şayet cehennemi görselerdi ondan daha çok kaçarlar, ondan pek fazla korkarlardı.
Bunun üzerine Allah Teâlâ meleklerine:
- “Sizi şahit tutarak söylüyorum ki, ben bu zikreden kullarımı bağışladım” buyurur. Meleklerden biri:
- Onların arasında bulunan falan kimse esasen onlardan değildir. O buraya bir iş için gelip oturmuştu, deyince Allah Teâlâ şöyle buyurur:
- “Orada oturanlar öyle iyi kimselerdir ki, onların arasında bulunan kötü olmaz.”
Buhârî, Daavât 66. Ayrıca bk. Ahmed b. Hanbel, Müsned, II, 251-252, 358-359
Müslim’in bir rivayeti şöyledir:
Ebû Hüreyre radıyallahu anh’den rivayet edildiğine göre Resûl-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:
“Allah Teâlâ’nın diğer meleklerden ayrı, sadece zikir meclislerini tesbit etmek üzere dolaşan melekleri vardır. Allah’ın zikredildiği bir meclis buldular mı, o kimselerin aralarına otururlar ve diğer melekleri oraya çağırarak cemaatin arasındaki boş yerleri ve oradan dünya semasına kadar olan mesafeyi kanatlarıyla doldururlar. Zikredenler dağılınca onlar da semâya çıkarlar. Allah Teâlâ daha iyi bildiği halde onlara:
- “Nereden geldiniz?” diye sorar. Melekler de:
- Yeryüzündeki bazı kullarının yanından geldik. Onlar Sübhânallah diyerek ulûhiyyetine yakışmayan sıfatlardan seni tenzih ediyorlar, Allâhü ekber diye tekbir getiriyorlar, lâ ilâhe illallah diyerek seni tehlil ediyorlar, elhamdülillâh diyerek sana hamdediyorlar ve senden istiyorlar, derler. (Konuşma şöyle devam eder):
- “Benden ne istiyorlar?”
- Cennetini istiyorlar.
- “Cennetimi gördüler mi?”
- Hayır, yâ Rabbi, görmediler.
- “Ya cenneti görseler ne yaparlardı?”
- Senden güvence isterlerdi.
- Benden neden dolayı güvence isterlerdi?”
- Cehenneminden yâ Rabbi.
- “Peki benim cehennemimi gördüler mi?”
- Hayır, görmediler.
- “Ya görseler ne yaparlardı?”
- Senden kendilerini bağışlamanı dilerlerdi.
Bunun üzerine Allah Teâlâ şöyle buyurur:
- “Ben onları affettim. İstediklerini onlara bağışladım. Güvence istedikleri konuda onlara güvence verdim.
Bunun üzerine melekler:
- Yâ Rabbi, çok günahkâr olan falan kul onların arasında bulunuyor. Oradan geçerken aralarına girip oturdu, derler. O zaman Allah Teâlâ şöyle buyurur:
- “Onu da bağışladım. Onlar öyle bir topluluktur ki, onların arasında bulunan kötü olmaz.”
Müslim, Zikir 25. Ayrıca bk. Tirmizî, Daavât 129
Vicdan sahibi birisi bunu okduğu zaman yaptığı yanlışlıkların farkına varması gerekir. Tabi bu vican sahibi için geçerli...
Bu hadisi okuyupta hâla Ehli Zikir Alieyhine yazı yazanların gözleri değil kalpleride artık kör olmuş diyesim geliyor..
Selametle,
seydaKumandan
Jun 15 2008, 01:39 PM
ALINTI(nasreddinhoca @ Jun 15 2008, 02:00 AM)

Abdullah İbn Mesud'a görünce sorarım...
Allah'ı nasıl zikredeceğimiz sahih hadis kitaplarında tafsilatı ile izah edilmiştir, tekke şeyhlerinin uydurmalarına fırsat bırakmayacak açıklıktadır...
İmam Nevevi'nin el-ezkar'ına bak...
Sahih hadis kitaplarındaki zikir bablarına bak...
Mevzumuz zikir değil, bidat olan bir davranıştır...
O çakıl taşları ile günahlarınızı sayın...
çakıl taşları dediğiniz şeyler ile,zikir adedi tespit ediliyor.bunda garib olan nedir?bid'at dine yapılan ilavelerdir...burada dine yapıldığı iddia edilen bir durum söz konusu değildir.
Zemahşeri
Jun 15 2008, 02:07 PM
ALINTI(seydaKumandan @ Jun 15 2008, 02:39 PM)

çakıl taşları dediğiniz şeyler ile,
zikir adedi tespit ediliyor.
bunda garib olan nedir?
bid'at dine yapılan ilavelerdir...
burada dine yapıldığı iddia edilen bir durum söz konusu değildir.
Peki zikrin bir adet ile sınırlandırılması gerektiğini nereden çıkartıyorsunuz? Var mı kurani bir deliliniz? Allah onlarca yerde zikirden bahsetmiş. Sayı da vermişmi?
seydaKumandan
Jun 15 2008, 02:19 PM
ALINTI(Zemahşeri @ Jun 15 2008, 03:07 PM)

Peki zikrin bir adet ile sınırlandırılması gerektiğini nereden çıkartıyorsunuz? Var mı kurani bir deliliniz? Allah onlarca yerde zikirden bahsetmiş. Sayı da vermişmi?
peki ters çevirip çarpalım bu soruyu...Allah saymayın demiş mi?
Zemahşeri
Jun 15 2008, 02:26 PM
ALINTI(seydaKumandan @ Jun 15 2008, 03:19 PM)

peki ters çevirip çarpalım bu soruyu...
Allah saymayın demiş mi?
Olmayanı , söylenmeyeni , yapılmayanı yapmak bidat değil midir diyorsun? O halde bidat nedir?
mmustafa
Jun 15 2008, 02:53 PM
ALINTI(Zemahşeri @ Jun 15 2008, 03:26 PM)

Olmayanı , söylenmeyeni , yapılmayanı yapmak bidat değil midir diyorsun? O halde bidat nedir?
Allah'ın zikrinin adedinin biad olabilmesi için Allahın zikrinin bidat olması gerekir.
Allah'ın zikri bidat olmadığına göre, yapılan tespihatın adedinin de kaç olması konsuuda bidat değidlir. İslamda sizde çok iyi bilirsiniz ki bidat da vardır. İctihatta (yorum)vardır. Ozaman sizin mantıkla tüm yapılan ictihatlarında bidat olması gerkir.
Yapılan bir zikrin adeti keyfiyetle belirlenmemeketedir. Buna örnek bir demirci ustasının ateşte demiri tavlaması ve yavaş yavaş çekiçle dövmesi ve demiri tava getirmesini örnek gösterebiliriz. Önemli olan sayıının azlığı yada çoklu değil yapılan İbadetin devamı ve sürekliliğidir. Buradaki sayıda o sürekliliği sağlamak adınadır.
Selamlar,
talip023
Jun 15 2008, 02:55 PM
ZİKİR: Anmak, hatırlamak, yâd etmek manâlarına gelir. Allah’ın ad ve unvanlarının teker, teker veya birkaçının bir arada tekrar edilmesinden ibarettir. Zikir, Allah’ı münferiden yani bireysel olarak veya topluca anma şeklinde edâ edilir.
Cenabı Hak (c.c.) Kuran’da bir çok ayette kullarından kendisini zikretmelerini ve tefekkür etmelerini istemektedir.
Al-i İmran suresi 191. ayette şöyle buyruluyor:
اَلَّذينَ يَذْكُرُونَ اللّهَ قِيَامًا وَقُعُودًا وَعَلى جُنُوبِهِمْ وَيَتَفَكَّرُونَ فى خَلْقِ السَّموَاتِ وَاْلاَرْضِ رَبَّنَا مَاخَلَقْتَ هذَا بَاطِلًا سُبْحَانَكَ فَقِنَا عَذَابَ النَّارِ
Onlar ki, ayakta iken de, otururken de ve yanları üzerine yatarlarken de Allah Teâlâ'yı zikrederler ve göklerin ve yerin yaradılışı hakkında tefekkürde bulunurlar. İşte onlar şöylece tespih ve duada bulunur dururlar. Ey Rabbimiz!. Sen bunları boşuna yaratmadın, Sen yücesin, artık bizleri ateş azabından koru... [1]
رِجَالٌ لَاتُلْهيهِمْ تِجَارَةٌ وَلاَ بَيْعٌ عَنْ ذِكْرِ اللّهِ وَاِقَامِ الصَّلوةِ وَايتَاءِ الزَّكوةِ يَخَافُونَ يَوْمًا تَتَقَلَّبُ فيهِ الْقُلُوبُ وَالْاَبْصَارُ
"Birçok erler ki, onları ne bir ticaret ve ne de bir alım satım Allah Teâlâ'nın zikrinden ve namazı hakkıyla kılmaktan ve zekâtı vermekten alıkoymaz. Onlar, kalplerin ve gözlerin muzdarip olacağı bir günden korkarlar." [2]
اَلَّذينَ امَنُوا وَتَطْمَئِنُّ قُلُوبُهُمْ بِذِكْرِ اللّهِ اَلاَ بِذِكْرِ اللّهِ تَطْمَئِنُّ الْقُلُوبُ
"Onlar o zatlardır ki, Allah'ın zikriyle kalpleri mutmâin olduğu halde imân etmişlerdir. Haberiniz olsun ki, Allah'ın zikriyle kalpler mutmâin olur." [3]
وَمَنْ أَعْرَضَ عَن ذِكْرِي فَإِنَّ لَهُ مَعِيشَةً ضَنكاً وَنَحْشُرُهُ يَوْمَ الْقِيَامَةِ أَعْمَى
“Ve her kim benim zikrimden kaçınırsa artık şüphe yok ki, onun için pek dar bir geçim vardır ve onu kıyamet gününde kör olarak haşrederiz.”Taha 20/124
قَالَ رَبِّ لِمَ حَشَرْتَنِي أَعْمَى وَقَدْ كُنتُ بَصِيراً
"Der ki: Yarabbi!.Ne için beni kör olarak haşrettin ve halbuki, ben görücü idim." Taha 20/125
قَالَ كَذَلِكَ أَتَتْكَ آيَاتُنَا فَنَسِيتَهَا وَكَذَلِكَ الْيَوْمَ تُنسَى
"Allah Teâlâ da- buyurur ki: İşte böyle. Çünkü sana ayetlerimiz geldi, ama sen onları unutuverdin. Bugün de aynı şekilde sen unutuluyorsun." Taha 20/126
فَاذْكُرُونِي أَذْكُرْكُمْ وَاشْكُرُوا لِي وَلَا تَكْفُرُونِ
"Artık beni zikrediniz ki ben de sizi zikredeyim. Ve bana şükrediniz, bana nankörlükte bulunmayınız."Bakara 2/152
يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا لَا تُلْهِكُمْ أَمْوَالُكُمْ وَلَا أَوْلَادُكُمْ عَن ذِكْرِ اللَّهِ وَمَن يَفْعَلْ ذَلِكَ فَأُوْلَئِكَ هُمُ الْخَاسِرُونَ
"Ey iman edenler!. Sizi mallarınız ve evlâdınız Allah'ın zikrinden alıkoymasın ve her kim, öyle yaparsa, işte hüsrâna uğramış olanlar onlardır."Munafıkun 63/9
وَاذْكُرْ رَبَّكَ فى نَفْسِكَ تَضَرُّعًا وَخيفَةً وَدُونَ الْجَهْرِ مِنَ الْقَوْلِ بِالْغُدُوِّ وَالْاصَالِ وَلاَ تَكُنْ مِنَ الْغَافِلينَ
"Ve Rab'bini içinden yalvararak, korkarak ve yüksek olmayan bir sesle sabahları ve akşamları zikret ve gâfillerden olma." [4]
Enfal suresi 45. ayette
وَاذْكُرُوا اللّهَ كَثيرًا لَعَلَّكُمْ تُفْلِحُونَ
“….Allah’ı çokça zikredin ki, felaha eresiniz” [5] Buyuruluyor.
talip023
Jun 15 2008, 02:57 PM
وَمَنْ أَعْرَضَ عَن ذِكْرِي فَإِنَّ لَهُ مَعِيشَةً ضَنكاً وَنَحْشُرُهُ يَوْمَ الْقِيَامَةِ أَعْمَى
“Ve her kim benim zikrimden kaçınırsa artık şüphe yok ki, onun için pek dar bir geçim vardır ve onu kıyamet gününde kör olarak haşrederiz.”Taha 20/124
seydaKumandan
Jun 15 2008, 03:01 PM
ALINTI(Zemahşeri @ Jun 15 2008, 03:26 PM)

Olmayanı , söylenmeyeni , yapılmayanı yapmak bidat değil midir diyorsun? O halde bidat nedir?
olmayan diye bir durum yok ki hocam.eğer aksi bir ayetle beyan edilmemişse,bu durumda kişiler muhayyerdir tercihlerinde.Allah zikret demiş,adamda belli bir program dahilinde bunu yapıyor.düzen kötü şeymidir.Az da olsa amelin hayırlısı devamlı olanıdır...buyurdu Rasulallah.Devam...bu kelime bana tertip-düzen ve kararlılığı çağrıştırıyor...bu da yapılanı belli sistemle ve sayıyla yapmayı daha makul gösteriyor.saygılar
Zemahşeri
Jun 15 2008, 03:55 PM
Peki toparlayalım o zaman. Bir kişinin bir adet düşünürek o adette zikir çekmesi mümkündür bu bidat değildir. Lakin bir kişi eğer peygamber de böyle yapmıştı Allah ta böyle emretmişti diyip belirli bir sayıda zikir çekmeyi kendisine vazife ederse bu bidat olur. Diğer yandan eğer bir eksik veya bir fazla çeksem zikrim olmaz diyen de bidata düşmüş olur. Onun dışında ben şu kadar zikr çekmek istiyorum diyen çeksin bir itirazımız olamaz.
Diğer yandan zikr sadece gelneksel anlamda yapılan Allah'ı anmak ile sınırlı bir eylemde değildir.Bunu unutmamak gerek.
Vesselam
İlle Cihad
Jun 15 2008, 04:09 PM
Allahı zikretmek için sizlere birinin sayımı vermesi gerek. yada birisi sizlere bunu yapmanız için emirmi vermesi gerek.
siz kendi kendinize bilmem kaçtane zikr çekseniz olmuyormu!
İllede bir efendi tarafından denetlenmeniz, sayı ile emirlenmenizmi gerek.
Sahi siz Allahı emir almadan hiç zikrettinzmi?
talip023
Jun 15 2008, 04:15 PM
“Allah (c.c.) şöyle buyurmuştur: ‘Ben kulumun Beni sandığı gibiyim ve Bana dua ettiği, Beni zikrettiği zaman onunla beraberim. Kim Beni kendi nefsinde zikrederse (içinden geçirirse), Ben de onu kendi nefsimde zikrederim (içimden geçiririm). Kim Beni kalabalıkta, bir cemaat içinde zikrederse, Ben de onu, ondan daha hayırlı bir cemaat içinde zikrederim. O, Bana bir karış yaklaşırsa Ben ona bir arşın (adım) yaklaşırım. O Bana bir arşın yaklaşırsa, Ben ona bir kulaç yaklaşırım. O Bana yürüyerek gelirse Ben ona koşarak giderim. Kim Bana şirk koşmaksızın bir arz dolusu günahla gelse, Ben de onu bir o kadar mağfiretle karşılarım.” (Buhârî, Tevhid 15, 35, 50; Müslim, Zikir 2, hadis no: 2675, 4/2061, Tevbe 1; Tirmizî, Deavât 142, hadis no: 3598)
“Allah’ı zikredenle zikretmeyen, diri ile ölü gibidirler.” (Buhârî, Deavât 67)
talip023
Jun 15 2008, 04:16 PM
“Allah’ı zikredenle zikretmeyen, diri ile ölü gibidirler.” (Buhârî, Deavât 67)
İlle Cihad
Jun 15 2008, 04:18 PM
iyi güzelde, ben evimde yanlız Allahı zikretsem olmazmı?
İlle bi şeyhin şu kadar çek demesimi lazım zikir olması için?
talip023
Jun 15 2008, 04:35 PM
TASAVVUF SENİ HAKKA ULAŞTIRMAK İÇİN BİR YOLDUR ,BU VUSLAT YOLCULUĞUNDA SENİN ATACAĞIN ADIMLARI KOLAYLAŞTIRIR, ZİRA TASAVVUF EHLİ TAKVADA BİRBİRLERİYLE YARIŞIR HALDEDİR SELAMETLE..............
İlle Cihad
Jun 15 2008, 05:00 PM
Tasavvufun ne olduğunu sormadım.
emir almadan çektiğim zikir kabul olmazmı diye sordum.
Ayrıca allaha yakşlaştıran benim kendi ibadetim takvamdır. Tasavvuf olmadanda ulaşırım hamdolsun
seydaKumandan
Jun 15 2008, 05:12 PM
zemahşeri ve illedecihad kardeşlerim,sizlerinde buyurduğunuz gibi kesinlikle birilerininsayı rakam vermesine gerek yok zikir çekmek için.ama şu da var...birileri (şeyh-hoca-abi ) zikir için sayı verir ve bunu ,bu günde , bu kadar çek der ve sen de yaparsan ...buda bir sapıklık olmadığı gibi,aslında metod olarak işin ehline sorulması noktasından hareketle...daha mantıklı bir iş yapılmış olur.bu şuna benziyor..önümüzde matematik sorusu var..biz bunu kendi mantık ve tekniğimizle çözemezmiyiz...elbette çözeriz..iyi de ,bu soruyu bir hocanın,işin ehlinin nezaretinde,o hocanın tecrübe ve ilmiyle daha etkin yapmak neden yanlış olsun ki..işte durum budur.ayrıca zemahşeri kardeşim,demişsin ki:ALINTI
Peki toparlayalım o zaman. Bir kişinin bir adet düşünürek o adette zikir çekmesi mümkündür bu bidat değildir. Lakin bir kişi eğer peygamber de böyle yapmıştı Allah ta böyle emretmişti diyip belirli bir sayıda zikir çekmeyi kendisine vazife ederse bu bidat olur
Allahın emretmediğini emretti demek ...bidat olsa cana minnet
bu drek küfürdür.Allaha iftiradır zira.saygılar
Zemahşeri
Jun 15 2008, 05:23 PM
ALINTI
Allahın emretmediğini emretti demek ...bidat olsa cana minnet
bu drek küfürdür.Allaha iftiradır zira.saygılar doğru haklısınız ben yanlış ifade etmişim.
seydaKumandan
Jun 15 2008, 05:36 PM
olur..sorun değil.
MoqavemaT
Jun 15 2008, 05:43 PM
Birisi benim dostumu seçmeye kalksa kafsını gözünü kırarım.
Ben kendi dostumu kendim seçerim, kimse şu halilin dostudur diyemez, ben dotumu kendim seçerim...
Ben kul halimle böyleyken baızlarına ne oluyor ki Allahın dostlarını belirlemeye kalkıyorlar.
Bırakalım ALah dostlarını kendisi seçsin! Kimin Allah dostu olduğunu nerdne biliyonuz....
seydaKumandan
Jun 15 2008, 05:51 PM
ALINTI(MoqavemaT @ Jun 15 2008, 06:43 PM)

Birisi benim dostumu seçmeye kalksa kafsını gözünü kırarım.
Ben kendi dostumu kendim seçerim, kimse şu halilin dostudur diyemez, ben dotumu kendim seçerim...
Ben kul halimle böyleyken baızlarına ne oluyor ki Allahın dostlarını belirlemeye kalkıyorlar.
Bırakalım ALah dostlarını kendisi seçsin! Kimin Allah dostu olduğunu nerdne biliyonuz....
el yumruğunu yiyene kadar kişi kendi yumruğunu balyoz sanarmış...
Allah dostu olan,takva sahibi olur...tüm hal ve hareketleriyle bunu sana kolaylıkla ifade eder.anlarsın merak etme.Allahın kitabına uymak-günahlardan uzak durup,