ALINTI(telpako @ Jun 12 2008, 09:50 PM)

Tasavvufu inkare den neden kafir oluyormuş. Nerde delilin yoksa keşifleri delil olarak mı kullaniyorsun.
Müctehidlerin bazılarının mezhebleri tedvîn edilmiştir; bazılarının mezhebi tedvîn edilmedi.Tedvîn edilen mezhebler, sened ile zamanımıza ulaşan dört mezhebdir.
Bunda naklî delilimiz ‘’ … Eğer bilmiyorsanız,ehli ilimden sorun.’’ mealindeki ayet-i kerîmedir. El-Enbiyâ sûresinin 7’nci ayeti.
.
Üstaz Fakih Şeyh İsmail Çetin-Ehli Sünnetin Nazarı İtikadın Ölçüsüdür
mezheblerde ayet ve hadis ile bildirilen hükmün inkarı küfür, ictihad ile ortaya konulan hükmü reddetmek ise tehlikeli bir iştir ve vebaldir.
--------------------------
Cennet Yolunun Rehberi - Şeyh Seyda Muhammed Konyevi, Özkevser Vakfı Yayınları, Konya 1997
“Tasavvuf ehlini inkar etmek , Kuran–ı Kerim'in yarısını, hadisin yarısını inkar etmektir.” (S.119)
Ehl-i tasavvuf şöyle buyurdular: "Tasavvufun en az payı tasavvuf ehline teslim olmak ve onları inkar etmemektir. Çünkü, Tasavvuf ve tasavvuf ehlinin inkar etmenin, Kur'an-ı Kerimin yarısını, Hadis-i Şeriflerin yarısını, ve Ulemanın birleştiği ve cem olduğu şeyleri inkar anlamını taşımaktadır."
“Nakşi tarikatını inkar eden , din-i İslam'dan Müslümanlar büyük bir tehlike içerisindedir .” (S.119)
Şah-ı Nakşibend hazretlerinin kavlinin manası açık, olarak ortaya çıkmaktadır. Şah-ı Nakşibend hazretleri: "Bizim tarikatımızı inkar eden, dini İslam olan müslümanlar büyük bir tehlikenin içerisindedir."
--------------------------
İmam Gazali rahimehullah, tasavvufun en az derecede varlığına iman etmek ile kişi küfürden kurtulur demekte.
İmam Mâlik radıyALLAHu anh:
" Kim fıkıh ilmini anlamadan tasavvufu izhar ederse, gerçekte zındıklaşır. Ve kim tasavvuf ( özleşmek) ilmini anlamadan, fıkıh ilmini izhar ederse, gerçekte fâsık olur. " buyurmuştur.
Abdestsiz namaz bâtıl olduğu gibi, fıkıhsız tasavvuf da bâtıldır.
Çünkü fıkıh, tasavvufun şartıdır. Fakat tasavvufsuz bir fıkıh ile, ne kadar muvaffakiyet olacağı malum değildir. Zira tasavvuftan iman ve İslamla alakalı olan kısmın inkarı küfürdür; ihsanla alakalı kısmın inkarı fısktır. İmam Mâlik bunu kastetmiştir... Fakat İmam Gazâlî: " Tasavvufun en az derecesi, ona inanmak ve ehline havale etmektir. " demiştir. Bu takdirde, tasdikle fısktan kurtulmuş olunur. İkâz-ul-Himem fî Şerh-il-Hikem c.1 s.9, 11 ; El-Muhkem fî Şerh-il-Hikem c.1 s.74, 76; Ğays-ul-Mevâhib-il-Aliyye c.1 s.127 ; İthâf-u Sâddet-il-Muttakîn c.1 s.148, 154, c.3 s.116
------------------------
Abdülgani Nablüsi hazretleri buyuruyor ki:
Evliyayı inkâr etmek, dinin herhangi bir hükmünü inkâr etmek gibi küfürdür. ALLAHü teâlâ, Peygamberlerini ve Evliyasını başkalarından üstün tutmuş, başkalarına vermediği keramet ve mucize gibi harikaları bu zatlara ihsan etmiştir. (Hadika)
------------------------------------
Hazret-i Ebu Bekir -radiyALLAHu anh- Efendimizden Bayezid-i Bestâmî -kuddise sırruh- Hazretlerinin zamanına gelinceye kadar bu hafî yol “Tarikat-ı Sıddıkiye” adı ile anılıyordu. Şâh-ı Nakşibend -kuddise sırruh- Hazretlerinin zamanına geldiğinde ise “Tarikat-ı Nakşibendiye” adı ile anılmaya başlamıştır.
Ve bu yol o günden bu güne, Pirân-ı izam -kaddesALLAHu esrârehüm- Hazerâtının el ve gönüllerinde zamanımıza kadar teselsülen gelmiştir. Bu silsile-i celile-i âliye tevatür ile sabit olmuştur. Her devirde büyük bir İslâm cemaati tarafından doğruluğu tasdik edilmiştir.
İmâm-ı Rabbâni -kuddise sırruh- Hazretleri:
“Tevatür ile dinde sabit olanı inkâr etmek küfürdür.” buyururlar.
---------------------------------------
Reis-ut-Taifeyn Cüneyd Bağdadi, sofilerin meşhur imamlarından biridir; diyor ki:” ALLAH Azze ve Celle’ye giden yolların hepsi, Rasulullah sallALLAHu aleyhi ve sellem’in eserlerine = sünnetine = şeriatine tabi olandan başkasına kapanmıştır.
Buna delilimiz,”Andolsun Rasulullah sallALLAHu aleyhi ve sellem’de sizin için güzel örnekler vardır...” mealindeki ayettir.Kutb-ul-Hakkani Seyyid Şeyh Abdulkadir Geylani, Şeyh Ebu Hasen Şazeli, İmam Rabbani gibi zevatlar hepsi bu yolda zihab ettiler. Binaenaleyh bunları inkar etmek, dini inkar etmekten ibarettir.
bir milyondan aşkın eser yazan tasavvuf ulemasını inkar etmek, aklın karı değildir.En azında tasavvufun varlığı tevatürle sabittir, temeli ayet ve hadistir.
Tahkim-i Sadat Şerhi Mişkat c.3 s.73 Üstaz Fakih Şeyh İsmail bin Mahfuz el Abbasi rahimehullah
-------------------------------------
Resulullah -sallALLAHu aleyhi ve sellem- Efendimiz Hadis-i şerif’lerinde şöyle buyurmuşlardır:
“Ebu Bekir’in kapısından başka, mescide açılan bütün kapıları kapatınız.” (Buharî)
Bu Hadis-i şerif’e Şeyh Es’ad Efendi -kuddise sırruh- Hazretlerimiz:
“ALLAH’ım! Bütün tarikatların pîri kesildiği zaman Ebu Bekir’in yolunu kıyamete kadar baki kıl.” mânâsını vermişlerdir.
----------------------------------------
Peygamber Efendimiz (s.a.v) Ashab-ı Kiram-ı sadece zâhirî bilgi vermek yoluyla değil, aynı zamanda onların manevi hastalıklarıyla bizzat ilgilenerek çeşitli tavsiyelerde bulunarak ve manevi tedavi usulünü kullanarak yetiştirmiştir. Bu durumlara bir kaç örnek verebiliriz.
Ubeyb bin Ka'b şöyle buyurmuştur: "Bir gün camide bulunduğum bir sırada adamın biri geldi ve Kur'an okudu. Ben onun okumasını beğenmedim. Başka bir adam gelerek yine Kur'an okudu. Onun kıraatı önceki adamın kıraatı gibi değildi. Namazlarımızı bitirdikten sonra hepimiz Peygamber Efendimiz'in (s.a.v) yanına gittik.
Ben dedim ki: "Ya ResûlALLAH! Bu Kur'an okudu, ben onun okumasını beğenmedim. Bu da okudu daha çok beğendim. Peygamber Efendimiz (s.a.v) ikisine de Kur'an okuyun buyurdu. Onlar Kur'an okudular, ikisinin kıraatını da güzel buldu. O zaman nefsime, önce okuyan kişinin okuması yanlış geldi. Cahiliye buğzu kalbime geldi. Peygamber Efendimiz (s.a.v) kalbime vurdu ve bende şiddetli bir terleme oldu. Sanki ALLAH-u Zülcelâl'in tecelliyatını görüyor gibi oldum ve o düşünce benden gitti." ( Muslim; fi Beyan'il Kur'an.)
Görüldüğü gibi Ashab-ı Kiram zâhiri ilimle kendilerini tedavi edemiyorlardı. Peygamber Efendimiz (s.a.v) doktorluğundan istifade etmek, eczanesinden ilaç alıp kullanmak suretiyle kendilerini tedavi edebiliyorlardı. Peygamber Efendimiz (s.a.v)'in ashabının kalbine vurması O'nun manevi tasarrufudur. ALLAH-u Zülcelâl âyet-i kerimede:
"O'dur ümmiler içinde kendilerinden olup onlara ayetlerini okuyan, onları temize çıkarıp parlatan, onlara kitap ve hikmet öğreten.." (Cuma;2) buyurmuştur.
İbn Abidin kuddise sırruh şöyle buyurmuştur:
"İhlas ilmini okumak; ucub, riya, hased gibi manevi hastalıkları bilmek ve bunlardan muhafaza olmaya çalışmak farzı ayndır. (her müslümana farzdır.) İnsanın nefsi için her birisi birer afet olan kibir, gazap, cimrilik, ihanet gibi hastalıkları bilmek ve kendini bunlardan muhafaza etmek de farz-ı ayndır." (İbn-i Abidin; I/42)
Peygamber Efendimiz sallALLAHu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:
"Kalbinde zerre kadar kibir bulunan, cennete giremez" (Muslim, İman:147)
Tüm bunlardan sonra bizim için en önemli görev, kendimizi bu çirkin hastalıklardan temizleyip, halis bir kalple ALLAH cc. yönelmektir. Bu da ancak tasavvuf ile mümkündür.
ALLAH-u Zülcelâl nasıl zâhirî azalarımızla yaptığımız kötü hareketleri haram kılmışsa, bâtınî olan; kin tutmak, riya (gösteriş) da bulunmak, hased etmek gibi kötü hareketleri de haram kılmıştır. Öyle ise bu bâtınî olan kötü sıfatları da izale etme çabasına girmemiz gerekir. Bunun yegâne yolu da şânı büyük olan tasavvuf yoluna girmektir.
Tarih ve fıkıh alimi, İbn-i Haldun (k.s) şöyle demiştir: "İhlas ilmini okumak; ucub, riya, hased gibi manevi hastalıkları bilmek ve bunlardan muhafaza olmaya çalışmak farz-ı ayndır (her müslümana farzdır). İnsanın nefsi için her birisi birer afet olan kibir, gazap, cimrilik, ihanet gibi hastalıkları bilmek ve kendini bunlardan muhafaza etmek de farz-ı ayndır."
İmam-i Rabbani (k.s) Şöyle buyuruyor:
iNSANA LAZIM OLAN ÖNCE EHL-i SÜNNETE UYGUN iNANMAK,SONRA ALLAHÜ TEALANIN EMiR VE YASAKLARINA UYMAK,DAHA SONRA TASAVVUF YOLUNDA iLERLEMEKTiR.
Sonuç olarak tasavvufun aslı; Kur'an ve Sünnet yolunda yürümektir. Tasavvuf üstadlarının tarif ettiği yoldan, ne olursa olsun ayrılmamaktır. Bidatleri, boş arzuları, nefsanî istekleri terk etmektir. Hürmet gösterilmesi gereken mübarek zatlara ve diğer mahlukata karşı saygıda kusur etmemektir.
Kaynak:
1-Prof. Dr. Lütfullah CEBECİ
--------------------------------
Nakşibendî yolunun büyüklerinden Ahmed el-Hıznevî [k.s], demiştir ki:
“Bu yolun esası tamamen sünnet üzere kurulmuştur. Bu yolda bidatlardan kaçmak, hatta evlânın dışındaki zayıf sözlerden dahi uzaklaşmak şarttır. Azimetin dışında amel etmek, ancak takvası zayıf kimselerin işidir.“ [Ahmed el-Hiznevî, Mektûbât, 273.[İst, 1977].]
Bu derece edep ve takva ile süslenen bir insan, ALLAH yolunda emin bir rehber olma özelliğine sahiptir. Onlar, sadık kimselerdir, Cenab-ı Hakk bu sadık kullarının rehberliğini tasdik ediyor ve kendisine gelmek isteyenlere:
“Bana yönelenlere tabi ol !“ (Lokman 31/15.) emrini veriyor.
------------------------------------
İmam-ı Gazali'ye ilminden dolayı, her müşkülü olan fetva almaya geldiği halde, kardeşi arkasında namaz bile kılmıyordu. İmam-ı Gazali arkasında namaz kılmadığı için kardeşini annesine şikayet etti. Annesi kardeşini camiye cemaate gitmesi için ısrar etti. Gayesi İmam-ı Gazali'nin gönlünü almaktı. Gazali'nin kardeşi annesine; -Anne, onun arkasında benim namazım olmaz, dedi. Bunun üzerine annesi fazla ısrar etti: "Bak oğlum, o senin büyüğün, sen cahilsin, ağabeyin alim kişidir, herkes ona geliyor, müşkülünü halledip gidiyor, herkesin namazı kabul oluyor da seninki neden kabul olmasın? Mutlaka gidip arkasında namaz kılacaksın" diye çok ısrar edince İmam-ı Gazali'nin kardeşi camiye gidiyor.
O gün İmam-ı Gazali'ye namazdan önce bir kişi geliyor ve hayız (kadınlık hali) hakkında bir soru soruyor, İmam-ı Gazali de "Namazdan sonra gel, cevabını vereyim" diyor. Namaza başlayınca İmam-ı Gazali sürekli hayız (kadınlık hali) ile ilgili soruyu düşünüyor ve namazın tamamını cevap hazırlamakla geçiriyor, bu arada İmam-ı Gazali'nin kardeşi sürekli tekbir alıyor, sonunda namazı bozuyor ve yeniden kılıyor. İmam-ı Gazali, kardeşinin iki de bir tekbir almasına ve namazı bozup, tekrar kılmasına çok üzülüyor ve annesine şikayette bulunuyor.
Annesi, "Oğlum, neden ağabeyinin namazına müdahale ettin, cemaatın içinde mahçup duruma düşürecek hareket yaptın, hani bana söz vermiştin, Namazı kılıp gelecektin? deyince, İmam-ı Gazali'nin kardeşi annesine; -Anne, bir insan göbeğine kadar kana bulanırsa onun arkasında kılınan namaz kabul olur mu? diye soruyor ve "Bu soruyu abime de sor" diyor. Annesi, İmam-ı Gazali'ye bu soruyu aynen aktarıyor. İmam-ı Gazali namazdaki durumunu hatırlıyor, namazı hayızla uğraşmaktan tam olarak kıldıramadığını ve kardeşinin de keşif sahibi olduğu için haline vakıf olduğunu anlıyor. Gerçekleri görüyor ve daha önce inkar ettiği tasavvuf ve tarikat yoluna giriyor. Gerçekleri gördüğü ve alim de olduğu için çalışarak kısa zamanda Gavs oluyor. Bu nimete layık olmak için çok çalışalım, Hz. Muhammed (s.a.v.)'e hakiki ümmet olmaya gayret edelim.
Sultan Muhammed Raşid (k.s)
----------------------------------
ALLAH”a (yakinlaşmaya) vesile arayin.(maide5/35)
Rabbimiz, kâinati yarattigi ilk andan itibaren insanların islahı için kurtuluş vesileleri halk etmiş ve bu kiyamete kadar devam edecektir. Bu ilk vesileler ALLAHın seçkin kullari olan peygamberlerdir. Efendimiz(s.a.v.)in vefatından sonra ise peygamber varisleri olan ALLAH dostlari mürşidi kâmiller bu vazifeyi yerine getirmişlerdir. ALLAH dostları her devirde bulunup kiyamete kadar dini ihya ve ikame ederler.
Efendimiz (s.a.v)buyurmuştur ki: ümmetimden bir topluluk kiyamete kadar ALLAH’in emrini ayakta tutmaya devam ederler. Onlari terk edenler ve kendilerine karşı çıkanlar onlara bir zarar veremez. Bu durum ALLAH’ın kiyamet emri gelinceye kadar devam eder. (buhari,i’tisam,10;Müslim,imaret, 53;tirmizi fiten, 27, ibnu mace, mukaddime,9;Ahmet, müsned,5,34,269,278)
-------------------------------------------
Her devirde ilahi emirleri ayakta tutacak ve dini ihya edecek bu kimseleri Hz Ali (r.a.) söyle tanitmistir. Yeryüzü kiyamete kadar ALLAHu teala’nın dinini ayakta tutacak ayetlerini ibtalden koruyacak kimselerden boş kalmaz. Bize düşen bu ALLAH dostlarını bulup onların dizlerinin dibinden ayrılmamaktır. Onların verecegi reçeteleri kullanarak ALLAH’a hakkıyla kulluk yapmaya çalışmaktır.
----------------------------------------------
Biz ALLAH’a hakkıyla kulluk edemiyorsak namazı şevkle kılamıyorsak orucu aşkla tutamıyorsak bu muhabbet degil meyildir. İşte tasavvuf, tarikat meyli muhabbete çevirmek içindir. Muhabbet tarikatın kendisidir. İslamiyet’in izzetinin, dışı takva içi ihlâstır. ihlâsı kazanmak gayedir. ihlâsı kazanabilmenin yolu tarikattır. şeyh Fethullah hazretleri: ”- Tarikat ihlâsı kazanabilmek için muhabbeti ilahiye tafsilidir, ihlâsi kazanmak esastır, muhabbeti ilahiye vesiledir.” buyurmuştur.
---------------------------------------------
Mürşid-i kâmil ile beraber olmak ve onların sohbetlerinde bulunmanın ehemmiyeti ve fazileti anlatılamayacak kadar çoktur.
Nitekim ALLAH-u Zülcelâl âyet-i kerimede;
"Müminlerden bazı erkekler vardır ki ALLAH'a söz verdikleri şeylerde sadıktırlar." (Ahzap,23) buyurmuştur.
Yani "ahd-i misakta" verdikleri söze, ALLAH-u Zülcelâlin emir ve nehiylerine uymakta sadıktırlar.
Başka bir âyet-i keri-mede de şöyle buyurulmuştur:
"Sabah akşam Rablerinin rızasını dileyerek O'na dua eden kimselerle sabret. Sen dünya süsünü arzu ederek onlardan gözlerini ayırma. Bizi anmak konusunda kalbini zikrimizden gafil bıraktığımız, keyfinin ardına düşmüş, işi haddi aşmak olan kimseye uyma." (Kehf,28)
Bazı müfessirler, ayetin ilk kısmında geçen "O'na dua eden kimselerle sabret" cümlesinde kast edilenlerin Sahabe-i Kiram olduğunu belirtmişlerdir. Bunun için Peygamber Efendimiz (s.a.v):
"ALLAH-u Zülcelâl'e hamd ediyorum ki benim ümetimden öyle kimseler vardır, Rabbim bana, nefsini onlarla beraber hapset diye emirde bulundu" buyurmuştur.
Başka bir ayet-i celilede ALLAH-u Zülcelâl şöyle buyurmuştur.
"Hem o gün zalim, ellerini ısırarak; "Eyvah bana! Keşke peygamberlerle birlikte bir yol tutsaydım" der. "Vay şu başıma gelene! Keşke filanı dost edinmeseydim. And olsun o gerçekten bana gelmişken, beni zikirden (zikrullah/ ALLAH'ın kitabı, peygamberin vaazı, nasihatı) alıkoydu." Öyle ya şeytan, insana çok hızlankör (yardımsız bırakan) dır." (Furkan; 27, 28, 29)
Yine bir başka Ayet-i Kerimede:
"Kıyamet gününde dostlar birbirine düşmandır. Ancak muttaki (ALLAH dostları, onların dostları) kullar müstesnadır." (Zuhruf, 67) Buyurulmuştur. Demek ki onların dostlukları kıyamette de devam etmektedir.
Aklı olan herkes, şuurlu bir sekilde düşündüğü zaman, ALLAH-u Zülcelâl'in dostları ile beraber olmayı, onlarla sohbet etmeyi ve mü'min kardeşleriyle yardımlaşmanın faydalı olduğunu itiraf edip, bunun ALLAH-u Zülcelâl'e ulaşmak ve rızasına nail olmak için şart olduğunu kabul edecektir
.
Mürşid-i kamile intisabın gerekliliği konusuna işaret bir ayet-i kerime şöyledir:
"Ey iman edenler! ALLAH'tan korkun ve sadıklarla beraber olun." (Tövbe, 119)
Sadıklarla beraber olmak nefsin temizlenmesi ve güzel sıfatlarla bezenmesidir. Bu sayede takvada muvaffak olmak mümkündür. Bunu başarabilmek için de bir mürşidİ kâmile intisab etmek ve onların sohbetlerinde bulunmak şarttır. Çünkü sadıklarla beraberlik cismani olarak sohbetle, ruhani (manevi) beraberlik ise rabıta ile olur.
Sadıklarla beraber olmanın ve bir mürşid-i kâmile intisab etmenin faydası ve tesiri; hem ameli olarak zahire iktida etmesiyle, hem de ruhi olarak kendisine tesir etmesiyle meydana gelmektedir.
-----------------------
Hak Mezheb lerin ve Hak Tarikat lerin inkarı Küfür dür.
nedenmi küfür dür ?.
çünki, mezheplerin ve tarikatların kaynagı kuran ve sünnettir.
çünki,Din de tevatür ile sabit olan bir şeyin inkarı küfürdür.
çünki, onca mezhep imamlarının ve tasavvuf büyüklerinin dogru dedigine sen yanlış diyorsun da ondan küfürdür.
çünki,mezhep imamlarının ve tarikat büyüklerinin giddikleri yolu inkar ediyorsun ondan küfürdür.onları yalancı durumuna düşürüyorsun.
hak mezhepler ve hak tarikatlar tevatür ile sabit degilmidir.
bir mezhebe tabi olmayan mülhid olur.
mezhepsizlik dinsizligin köprüsüdür.
tasavvuf, tarikat ehline şirke düşmüş diyenin kendisi şirke düşmüştür.
aklı olan bir hak mezhebe tabi olmasada hak mezhepleri inkar etmez.
aklı olan bir hak tarikata intisap etmesede hak tarikatları inkar etmez.
ehli tarikatı şirkten kurtaymaya çalışan, açaba siz hiç düşündünüzmü kendiniz tasavvufu inkarla küfre düştügünüzü.
hak bir mezhebi ve hak bir tarikatı inkar etmek islamiyeti inkar etmekten ne farkı vardır.
yanlış anlaşılmasın, bir mezhebe uymayan veya bir tarikata intisab etmeyen küfre düşmüştür demiyoruz, inkar eden küfre düşmüştür diyoruz.
----------------------
Son Söz:
Tasavvuf düşmanı olmak için, İmam-ı Rabbani, Hoca Ahmed Yesevî, Yunus Emre, Mevlana, Şeyh Edebalî, Akşemseddin, Aziz Mahmud Hüdaî, Şeyh Şamil, İmam-ı Gazali, İmam Ebu Hanife, İmam Şafii, İmam Ahmed bin Hanbel....(rh.a) gibi ilim ve maneviyat ehlini, Orta Asya’dan Anadolu’ya uzanan Türk devletlerini ve özellikle Selçuklu ve Osmanlı’yı inkâr etmek gerekmektedir. Tasavvuf düşmanlığı demek din düşmanlığı demektir. Varlığı ve doğruluğu Ayet-i kerime, Hadis-i şerif’lerle ispat edilmiş, yüzyıllar boyu yaşayan hakiki alimlerce tasdik edilerek tevatür ile sabit olmuş tasavvufu ve gerçek tasavvuf ehlini inkar etmek öldürücü bir zehirdir, Dinden çıkmak demektir.
Tasavvufa yapılan saldırılar bu milleti yıkmaya yönelmiş saldırıların paralel bir uzantısıdır