Selamu aleyküm ve rahmetullah
Bismillah
Tarikat’lerin hangi noktada şirke düştüklerini makalemizde ele alalım.
Öncelikle tarikat’lerin islam’da olmadığı ve sonradan ortaya çıktığı malum.
Yapısı itibari ile tarikat kendi içerisinde yapılanan bireylerin üstün gördükleri ve insanüstü vasıf yükledikleri bir şahsı ön plana çıkararak üsytün vasıflı bireyin(şeyh veya evliya!!)taklid edilmesi sebebi ile taklidi ön plana alan bir kurumdur.
Tarikatin en temel iki kurumu vardır.
Birinci kurum tamamen üstün vasıflar ile kutsanmış bir bireyin başını çektiği yöntemsel hayat tarzı
İkinci kurum ise tarikatin ana yapısını oluşturan tasavvuf ve tasavvufun vazgeçilmez ana teması rabıtadır.
Tarikat tasavvuf ekolünün uygulama alanı bulduğu bir alandır.
Tarikat ehl-ine göre tasavvufsuz bir tarikatin anlamı yoktur.
Biraz daha ileri gidenler tarikatsiz hatta tasavvufsuz İslam yoktur gibi ilginç lakin bir o kadarda tehlikeli bir söylem ircaa etmişlerdir.
Biz tarikatin en bariz şekilde şirki esas alan yapısını yani tarikatin lideri bir bireyin üstün sıfatlar yüklenerek ön plana çıkarılmasını ve sonradan gelen bireylere bu üstün sıfatların nasıl gizli şirk olarak adapte edildiğini anlamaya çalışalım.
Öncelikle tarikatin en belirgin en temel unsuru şeyhtir.
Yani üstün güçlere sahip olduğu iddia edilen ahirette şefaat edeceğine iman edilen keramet sahibi olduğuna iman edilen hatta yetiş ey bilmem ne gibi nidalara ölü dahi olsa cevab vereceğine iman edilen kişidir şeyh diğer adı evliyadır.
Peki vahiy bu şefaate bu kurtarıcılığa nasıl yaklaşmakta hz ALLAH C.C HZ leri kullarını vahyin nurunda nasıl ikaz etmektedir.
Bismillah
Okuyalım
Hz Allah’ı (C.C)bırakıp putlardan dost edinenler! Onlara, bizi HZ Allah’a (C.C)yaklaştırsınlar diye kulluk ediyoruz, derler.
Doğrusu,HZ Allah (C.C)ayrılığa düştükleri şeylerde aralarında hüküm verecektir” (Zümer, 3) buyurmakta, sonra onları küfür ve yalancılıkla suçlayıp,
HZ Allah (C.C)yalancı ve kafir olanlara hidayet vermez.” diyerek onlara hidayet vermeyeceğini haber vermektedir.
Kendisini HZ Allah’a (C.C)yaklaştıracağını düşünerek,HZ Allah’ın (C.C)dışındakileri dost edinenlerin durumu budur. Bundan kurtulan kişiden daha değerli kim vardır? Daha doğrusu bu düşünceyi inkar edenleri destekleyenden daha kıymetli kim vardır?
Bu müşriklerin ve atalarının tasavvur ettikleri şey, ilahlarının(ŞEYHLERİNİN) HZ Allah (C.C)hz lerinin katında kendilerine şefaat edeceğidir.
Bu şirkin ta kendisidir.
Hz Allah c.c hz leri kitabında onları reddedip düşüncelerini çürütmüş ve şefaatin tamamen kendisine ait olduğunu ve hz Allah’ın(c.c) kendisine izin verip, söz ve fiilini beğendiği, hz Allah’ın c.c dışında şefaatçi tanımayan tevhid!!!!! ehlinden başka kimsenin şefaat edemeyeceğini haber vermiştir.
Hz Allah c.c hz leri şefaat iznini, böyle kendisinden başka şefaatçi edinmeyen kişilere verir.
Rabbı ve mevlasından başka şefaatçi kabul etmeyen tevhid sahibi hz Allah’ın c.c vereceği şefaat izniyle en bahtiyar insan olur.
HZ Allah (c.c)hz leri ve Rasulunun a.s kabul ettiği şefaat kendisini birleyenlere verdiği izinden kaynaklanan şefaattir.
Nefyettiği şefaat ise Allah’tan başka şefaatçi edinen müşriklerin kalbinde bulunan şirk şefaatidir.
Bu kimselerin şefaatçılarından bekledikleri şeyin aksi ile kendilerine muamele edilecek, muvahhidler ise şefaate nail olacaklardır.
Müşriklerin bilgisizliklerinden birisi, belli başlı hükümdar ve velilere!!!! yapıldığı gibi hz Allah c.c hz lerinin katında şefaat etmesi için bir veli ve şefaatçi edinildiği takdirde şefaatlarının fayda vereceğini düşünmeleridir,
Oysa îzin verilmeyen hiç bir kişinin hz Allah c.c hz lerinin katında şefaat edemeyeceğini, ayrıca söz ve fiillinden razı olmadığı hiç kimseyede hz Allah’ın c.c şefaat izni vermeyeceğini bilmiyorlar. Hz Allah c.c hz leri ilk etapta!
Onun izni olmadan katında şefaat edecek kimdir
(Bakara, 255)
i
kinci etapta ise
Onlar (melekler) Allah’ın hoşnud olduğu kimseden başkasına şefaat edemezler (Enbiya, 28)
buyurmaktadır.
Üçüncüsü de Allah’ın söz ve amel olarak ancak Tevhid’den ve resullerine tabi olmaktan razı olmasıdır. Evvel ve ahir herkes bu iki konudan sorumlu tutulacaklardır. Yüce Allah başkasını kendisine eşit tutan şirki affetmez.
velhasıl
Öyle iken kafirler Rablerine başkalarını eşit tutuyorlar (En’am, 1)
buyurmaktadır
Ayetin tefsiriyle ilgili iki görüşten en sahih olanı kafirlerin ibadet, dost edinme ve sevgide başkalarını Allah’a eşit tutmalarıdır:
Vallahi biz apaçık bir sapıklıkta idik, çünkü biz sizi alemlerin Rabbine eşit tutmuştuk (Şuara, 97-98)
ayeti ile
İnsanlar arasında, onları Allah’ı severcesine sevenler vardır (Bakara, 165)
ayetinden de bu anlam çıkmaktadır.
Bu noktada ibni abidinin şu risalesi dikketle incelenmelidir
Değirmenin, çevresinde döndüğü eksen demektir. Zamanının bütün oluşları onun çevresinde dönüp durduğu için zamanın ruhsal seyyidi ve yöneticisi olan zata bu ad verilmiştir. ... Kutuplar iki tanedir. Biri görünen alemi yönetir, biri gayb alemini. Kutup ölünce, yerine Abdallardan en kamili geçer. (Allah ne iş yapar ki??!!)
Abdallara gelince: “Abdal” kelimesi, “bedel” sözünden alınmıştır. Bunlardan biri ölünce onun yerine öteki geçtiği için bu adla anılmışlardır. Bunlar, peygamberin yerine iş gördükleri için de bu adı almış olabilirler. Allah, insanlara musallat olabilecek belaları, fesatları bu abdallar yüzünden yok eder....
Evtad’a gelince: Bu kelime direk, dayanak anlamındaki “veted” sözcüğünün çoğuludur. Bunlar, yeryüzünün dayanıklı olmasını sağlayan ruhsal kişilerdir. Kur’ân’da dağların “evtad” olduğunu söyleyen âyet bu kişilere dikkat çekmektedir.
Nukeba, nakîb (temsilci, belirleyici) sözcüğünün çoğuludur. Nukeba, toplumların kozmik temsilcileridir. Bunların her biri gezegenlerin birinin dünya üzerindeki etkilerini kontrol eder. Bunlar İblis’i de tanırlar ve onun etkilerini de kontrol ederler.
Efrad’a gelince: Bu kelime “ferd” kelimesinin çoğuludur. Efrad, melekler aleminden bazılarının temsilcisi olarak iş görür....
Nüceba’nın sayısı 70, Abdalların 40, Ahyarın 7, Evtad’ın 4’tür. Gavs ise bir tektir. Nukaba’nın yaşadığı yer Mağrip, nüceba’nınki Mısır, Abdallarınki, şam, Gavs’ınki Mekke, Kutup’unki Yemen’dir. Ahyar ise yeryüzünü durmadan dolaşır.
Halkın Ka’be’yi tavaf ettiği gibi Kutup da sürekli biçimde Allah’ı tavaf eder. Hep Allah’ın çevresindedir, orada döner durur.Kutup, azledilmez, makamından ayrılmaz. Ancak ölünce yeri boşalır.” (İbn-i Abidin; Resâil, 2/264-281)
devam edelim
bismillah
Müşriğin hal ve davranışlarının söylediğine uymadığını görürsün.
Biz onları Allah(c.c) kadar sevmiyoruz, O’na eşit tutmuyoruz
der sonra, küçümsendikleri zaman hz Allah’ın c.c küçümsenmesinden daha fazla öfke gösterir, hayırla anılmalarına, özellikle de yaratıklara cevap verme, sıkıntıların sebeplerini ortaya çıkarma ve ihtiyaçları yerine getirme, kul ile hz Allah c.c arasında aracı olma gibi kendilerinde bulunmayan şeylerle tanıtılmalarına ise sevinir ve gülümserler.
Bu durumda onun ferahlanıp, duygulandığını ve kalbinin dolduğunu, ta’zim, itaat etme ve dost edinme havalarının estiğini hz Allah c.c hz lerinin safi tevhidle tek başına zikredildiği zaman ise, vahşet, darlık ve sıkıntının kendisinde belirdiğini görürsün. Böylece kendisinde bulunan eksik uluhiyyet anlayışı ile seni suçlar, çoğu zaman düşmanlık gösterir.
Resulünün izin verdiği ölçüde ziyaret edilmesini isteyenlere
“kabirdekilerin değerini düşürdünüz” derler.
Kalpleri arasındaki benzerlik o şekildedir ki sanki birbirlerine:
hz Allah’ın c.c doğru yola eriştirdiği, hak yoldadır. Kimi de hz Allah c.c saptırırsa artık onu doğru yola götürecek bir rehber bulamazsın” (Kehf, 17) ayetini tavsiye etmektedirler.
hz Allah c.c ,hz leri düşünen bir kişinin farkedeceği gibi müşriklerin bağlandığı bütün sebepleri kesin olarak reddetmiştir.
Şöyle ki
Her kim hz Allah’tan c.c başka dost veya şefaatçi edinirse onun durumu:
“Kendisine yuva yapan örümceğin durumu gibidir. Evlerin en dayanıksızı ise şüphesiz örümceğin yuvasıdır.” (Ankebut, 41).
Yine hz Allahc.c hz leri
Ey Muhammed, de ki: şimdi Allah’ı bırakıp da göklerde ve yerde zerre kadar bir şeye sahip olmadığı, her ikisinde de bir ortaklığı bulunmadığı ve hiç biri Allah’a yardımcı olmadığı halde tanrı olduklarını ileri sürdüklerinizi yardıma çağırsanıza! Allah’ın katında kendisine izin verilenden başka kimse şefaat edemez”
(Sebe, 22-23) buyurmuştur.
Müşrik, kendisine menfaat vereceğine inandığı için ma’bud edinir.
Menfaat ise ancak kendisinde şu dört hasletten biri bulunan kimsede olur
1 - Ya ibadet edenin kendisinden bir şeyle umacağı Malik,
2 - Eğer malik değilse malik’in şerik i,
3 - Şayet şerik değilse onun “yardımcı”ve “destekçi si,
4 - Yardımcı veya destekçisi de değilse onun yanında şefaatçi birisi olur.
oysa hz Allah c.c hz leri bu dört mertebeyi büyükten küçüğe doğru sıralı olarak nefyetmiştir. Müşriğin tasavvur ettiği mülkiyeti, ortaklığı, yardımı ve şefaati hz Allah c.c hz leri reddetmiş, yerine müşrik olanın yararlanamayacağı, izine tabi şefaati getirmiştir.
Şimdi
Tarikatlerin sadece şeffat konusunda dahi insanları nasıl müşrikliğe düşürdüğünü ayetler ve tarik ehli kişilerin beyanatları ile tahlil ettik.
Şimdi şunu ikrar edeceksiniz
Kafirler için inmiş olan ayetleri bize yüklemeyin
O zaman derizki kafirler veya müşrikler için inmiş olan ayetler içlerinde kafirlik barındıran evrensel insanlık için indirilimiştir.
İçinizde kafirlik varsa ayetin direkt olarak muhatabı ayet evrevsel olduğu için sizsiniz.
Ayet her ne kadar peygamber zamanında yaşayan zamanın müşrikleri ve kafirleri için inmiş dahi olsa evrensellik unsuru ile günümüzdede gelecektede anlamını ve ikazını koruyacak ve geçerli olacaktır.
Kaynaklarımız
İbn-i kayyim el cevziyye (medaricus salikin isimli eser)
İbn-i abidin (resail 2/264-281isimli eser)
