
Cama vuran ritimli damlalarla belli ediyordu kendini yağmur.Hafif karanlık göğün koynunda çisil çisil…
Ve buğulu camlar ardında derinlere dalmış bir çift göz… Yeşile yeni boyanmış ağaç yapraklığında… ruhunda kopan fırtınaların yağmurunu izlerken kırpışıyor arada.
Narin elini kaldırıp siliyor buhar buhar camı, açıyor yolunu görebilmek için sırılsıklam dünyayı… Hatırlatıyor ona artık uzakta olan hayallerle dolu her anı…
Ağaçlar yıkanmaya devam ediyor, kuşlar kaçışıyor, kediler saklanıyor kıyı köşelere ve bakışları dönüyor ; yolda ıslanmaya başlayan yapraktan gözlere… Her ne kadar gözler onu fark etmese de, kedicik görüyor hüznünü içten içe…
Adımlar yolda vuruyor yağmur suyuna. Önce yavaş yavaş , sonra hızlı hızlı ve en sonunda koşar adım… Yorulana kadar…
Geçerken ıslanan beden gözyaşlarıyla eşlik ediyor yağmura, şemsiyesi yok ve ihtiyaç duyuyor güçsüz yüreği korunmaya… Masumluğunu yitirmiş dünya ve yalan olmuş kirlenmiş… Cehennet olmuş karışmış…
Yağmur yavaş yavaş dinmiş…Lakin doyamadığı yağmuruna başladı bir özleyiş. Umut adına belki de o yaprağımsı ela gözlerde…
Kim bilir nelere ağlayacak daha ilerde, belki bir gün öğrenecek mutluluktan ağlamayı o gözlerde. Ve başaracak gülümseyebilmeyi bir yerde…
Açılırken gökyüzü bulutlar göç ediyorken başka iklimlere, ela gözlerde çeviriyor bakışlarını göğe… Kaplarken yağmur sonrası aydınlık ortalığı, gördüğü son şey ela gözlerin …
Rengarenk bir ;
“Gök kuşağı”
…
Elam Mnelam
02,Nisan,2008,Çarşamba