Yardım - Ara - Üyeler - Takvim
Normal Forum Görünümü: İnsanda Yükselme
Islami Forum - Popüler Forum > İSLAMİ KONULAR > .·[ TASAVVUF ]·.
mmustafa
Madde madde izah edeceğimiz bu kitap(konu), iki bölümden oluşuyor. Birinci “Güzel Ahlâk”:İkinci bölümde ise;Hazret-i Aliyyel Mürteza’nın (k.v.)”Kutsal Tanrı Yolcusunun Âdabı” na ait nicelikler açıklanacaktır.
KÂZİM YARDIMCI / ADIYAMAN

---------

-TEDRİSAT-I AHLAKİYE-

1- Yalan söylememek.
2- Nefisle mücadele.
3- Nefsi mağlub eden zikrullah ile netice de tecelli-i İlahi.
4- Dünya ve Mâneviyat: Bütün önemi Mâneviyata vermek,Dünyaya çok ehemmiyet vermemek.
5- Gururlu olmamak,tevazulu ve hürmetli olmak.
6- Terbiyeli ve edepli oturmak,Zül Celal Hazretleri her tarafı ihate ettiğinden; dikkatli olmak.
7- Kim olursa olsun alay etmemek; Karşıyı istihza edip, hor görmemek.
8- Mü’minlere şefkat ve merhamet etmek.
9- Gayet Halim olmak,az konuşup;fazla dinlemek.
10- Şehvet peşinde olmamak, en ziyade bundan sakınmak.
11- Kumar oynamamak ve oynayanlara bakmamak.
12-İşret yapmamak ve bu gibi işlerden çok uzak durmak ( sakınmak).
13-Nezakete dikkat etmek ve çok nezaketli olmak.
14-Mü’min kardeşlerinin aleyhinde söylememek.
15-Riya yapmamak.
16-Sabırlı ve tahammüllü olmak.
17-Kanaatkâr olmak.
18-Allah’a kulluk edip; nefsi ayaklar altına almak.
19-Kin, Haset, Buğz, adavet etmemek.
20-Benlik yapmamak; çünkü benlik Allah’a mahsustur. Konuşma esnasında mümkün olduğu kadar “ Biz “ ile konuşmayı telafi etmek.
21-Takdir,tedbiri mağlup eder. Ancak %1 nisbetinde tedbir alınır.
22-Bütün mahluklardan kendini hakir görmak lazımdır.Böylece nefis ölmüş ve tamemen kulluk edilmiş olur.
23-Allah’ın bütün hükümlerini kabullenmekle kulluğu ispat etmek gerekir, kulluk belli olduktan sonra herşey tamamdır.
24-Hırs ve öfke;Bunlar gururdan gelir, sakin olmak ve tövbe etmek icabeder.
25-İftira etmemek.
26-Fesatlık yapmamak.
27-Münafık olmamak.
28-Ah almamak: Kimsenin ahı kimseye kalmaz, er-geç cezasını çeker. Çoluk-çocuğu ortada bırakmamak. Çocuklar akil-buluğ olmadan onların istikballerini (geleceklerini) kör etmemek. Yetişmelerine en güzel şekilde ihtimam (özen ) göstermek.
29-Babaya ve anaya fenalık etmemek.
30-Emanete hiyanet etmemek.
31-Hırsızlık yapmamak-açık hırsızlık,gizli hırsızlık-.
32-İhbar yapmamak.
33- Küfür söylememek
34-Sadakatli olmak.
35-Ehli hayvanlara şefkatli olmak.
36-Ağaçlara dikkat etmek.
37-Mal-mülk kazandığını da daima Allah’tan bilmek.
38-Allah’a şükür ve hamd-ü sena etmek.
39-Yalancı şahitlik etmemek.
40-Allah’ın men ettiği şeyleri işitmemek, görmemek; emretiği şeyleri öğrenmek.
41-Zalimlere,kafirlere kalben buğz etmek ve onlarla samimi olmamak.
42-Kur’an-ı Kerim’i tazim etmek.
43-Sabreden fakir Allah’ın indinde, Eğniya-i şakirin‘den (dağıtan,şükreden zengin) daha makbuldür. Şu kadar ki; fakir, Allah’a isyan ederse fenadır.
44-Mü’minlerle küsü tutmamak.
45-Komşu hakkı gözetmek.
46-Şekilci olmamak.
47-Ketum olmak.
48-Mânevi sır ifşa etmemek.
49-Kötülüğe iyilik etmek.
50-Fakir hakkı gözetmek.
mmustafa
ALINTI

1-Yalan söylememek.


Tedrisatı Ahlâkiye

1. Yalan söylememek


İslam dininde en büyük ve çirkin günah, yalancı olmak ve yalan söylemektir. İslâmiyet, iki durumun dışında yalanı şiddetle reddetmiştir. Çün­­ kü yalan, her kötülüğün kaynağıdır. Ayrıca kişiyi ve toplumu alçaltan en çirkin bir niceliktir.
Yalan, ahlâksızlığa sebep olur. Kişiyi çirkin ve dolayısıyla toplumu, öncelikle kişiliğinden uzaklaştırır, alçaltır.
Kişiyi ve toplumu sahtekâr eder.
Sahtekâr bir toplum ise dünyada iken ölmüş, varlığını yitirmiş demektir. En kötüsü de yalanı ihtiyat (alışkanlık) haline getirmektedir.
“Yalancının mumu yatsıya kadar yanar”. Bir insanın adı bir kere yalancıya çıkarsa, artık ona hiç kimse inanmaz onu sevmez. Doğru sözünden de şüphe edilir. Kimsenin ona itimadı kalmaz. Dolayısıyla o kişi, toplum dışı kalır. Hiçbir yerde saygı ve sevgi görmez.

Tanrı Kur’an’da;
“Lime tekulune mâlâ tef’alun – Yapmadığınızı söylemeyin”.(Saf-2).
buyurmak suretiyle yalan söz söylemeyi kesin olarak men (yasak) etmiştir.

Demek ki Tanrı, insanın yapmadığını söylemesini; yani olmamış bir şeyi olmuş gibi göstermeyi reddetmektedir.
Yalan bütün kötülüklerin kaynağıdır. İslâmiyet, yalancılıkla bağ- daşmaz. Tanrı,
“Ülâikehümüssadikûn – Doğrular onlardır.” (Hucurat-15)
Buyurmaktadır.

Yalana, iki durumda müsâde edilmiştir. Birincisi Harp’te. Bir de aile arasında-yuvanın bozulmaması için müsâde edilmiştir. Basit yalanlar vardır. Bir de kasıtlı ve menfaat için veya korkudan dolayı yalanlar vardır. Kasıtlı ve menfaat (çıkar) icabı söylenen yalanların affı yoktur. Hele yalancı şahitlik doğrudan doğruya mel’unluktur. Tanrı ona, lanet eder. (1)

Yalan yere yemin etmek, çok tehlikelidir. Tanrı’nın gazabını üstüne çeker. En büyük yemin “Vallah” demektir. Çünkü Vallah, “Tanrı adına yemin ederim” demektir.

Bir de kur’an’da Tanrı kâziplere (yalanlayalanlara) lânet etmiştir Bu, yalan söz söyleyenlere ait değildir.

Tanrı’nın lânet ettiği yalancı kimseler; Peygamberleri, Tanrı’nın Dinini, Vahyi (Tanrı sözünü), Kutsal Kitapları yalanlayanlara aittir. Yani “Din yalan, Peygamberler yalan söylemektedirler; Tanrı’dan kendilerine Vahiy-Melek gelmemektedir” Diyen, Hak’kı (gerçeği) yalan sayanlardır.

“Fema yükezzibüke ba’dü biddin – Din geldikten sonra, Seni ya Muhammed! Seni nasıl yalanlayabilirler?!...” (Tin-7).

Âyeti ile de Tanrı’nın lânet ettiği kâzipler yalan söz söyleyenler değil; Dini yalanlayanlar olduğu açıkça anlaşılmaktadır.
------------------------------------------------------------------------------------
(1)Bkz. Kur’an-ı Kerim:Furkan-72,Bakara-283,Nisa-135,Maide-8


Kâzım YARDIMCI / ADIYAMAN
Yazarın İntret Sitesindeki 'İnsanda Yükselme' isimli kitabından alıntıdır.
mmustafa
ALINTI
TEDRİSAT-I AHLAKİYE-
2- Nefisle mücadele.
3- Nefsi mağlub eden zikrullah ile netice de tecelli-i İlahi.


2-3-Nefisle Mücadele



Tanrı ve Elçisi (a.s.v.) nefisle mücadeleyi emretmiştir.

“Vema öberriö nefsi innennefse leemmaretün bissui – Nefsinizi kötülüklerden uzak bilmeyin.Muhakkak nefis kötülükleri emredicidir”.(Yusuf –53)

Âyeti ile nefsin, kötü şey olduğunu açıklamaktadır.

Nefis, Tanrı tarafından insana verilmiş; bütün hayvansal duyguların toplandığı Mânevi ve süfli bir mahluktur.İnsanın sol iki kaburga kemiği arasında durur.Kızgın ve siyah bir duman gibidir.Vahşi hayvanlardan kurtla temsil edilir. Haram-Helal tanımayan, daha ziyade zayıflar üzerine saldıran; aynı zamanda korkak ve hain olan kaba kuvveti temsil eder.

Tanrı, Kur’an’ın birçok Âyetlerinde nefisle mücadeleyi emreder:

“vecahidu biemvaliküm veenfüsiküm – Nefislerinizle ve mallarınızla mücadele edin!” (Tevbe-41)

“Vemen cahede feinnema yücahidu linefsihi – Cihad etmek isteyen nefsi ile cihad etsin (savaşsın)!”( Ankebut- 6) (2)

buyurmaktadır.

Yunus Emre, nefis için; “Bin başlı bir canavar,/ Her başta bin

ağzı var,/ Her lokması Âdem’dir!..Mısraları ile nefsin ne kadar zalim ve kuvvetli olduğunu anlatmak istemiştir.

Nefsini kıran, ona uymayan; sonunda Mevlâ’sına kavuşur! İç Âlem’de “Nefis kurdu” ile “İbadet koçu” sürekli dövüşürler!..

Kuvvetli ibadet yapan insanın Ruhu, kuvvetli bir koyun-koç şeklinde nefis kurduna karşı direnir. Ve kurdu yere yıkar. Hatta öldürür. Çünkü çok kuvvetli bir koç olur.Boynuzları büyür. Nefis kurduna vurunca onu parçalar.

Ayrıca iç Âlem’de “Nefis oğlanı” ve “Zikir oğlanı” denilen güç vardır.Nefisle zikir oğlanı dövüşür. Zikir oğlanı, nefis oğlanını yere vurur.Nefis oğlanı küçülür, çocuk gibi olur.

Salik (Tanrı yolcusu), zikre biraz ara verdiğinde; birden tekrar nefis oğlanı canlanır! Eski durumuna geçer. Yine saldırmaya başlar...

Tanrı yolcusu, zikrullah ile neticede nefsi mağlup eder!..Bu mücadele devam eder...

Sonuçta Tecelli-i İlâhiye’ye mazhar olur!..

“Ölmeden evvel ölmek” budur!..(3)



(2) Veya “Kim savaşırsa ancak kendi faydası için savaşır”.

(3) Yüce Peygamberimiz (s.a.v.) buyurur:

“Ölmeden evvel ölünüz”.(Acluni, keşfü’l hafa C.2,S.402,Beyrut-1932)



Kâzım YARDIMCI / ADIYAMAN

Yazarın İntret Sitesindeki 'İnsanda Yükselme' isimli kitabından alıntıdır.
mmustafa
ALINTI
4- Dünya ve Mâneviyat: Bütün önemi Mâneviyata vermek,Dünyaya çok ehemmiyet vermemek.



4-Dünya ve Mâneviyat

İslâm’a göre Tanrı yolcusu, bütün önemi Mâneviyata verecek; dünyaya çok önem vermeyecektir.

Büyük peygamberimiz (a.s.v.); “Bütün kötülüklerin anası dünya sevgisidir.” Buyurmuştur. (4)

Dünyaya çok önem verilmeyecek. Çünkü dünya, fânidir. İnsan da fânidir. Tanrı ve Mâneviyat alemi bâki (daimi) dir.

Ancak Allah, dünyayı da çok sevdiği ilk tecellisi, ilk Ruh Peygamberimiz efendimizin (a.s.v.) hatırı ve hürmeti için yarattığından, her ne kadar dünya süfli (bayağı) ise de; yine ona da bir şirinlik sinmiştir. Bu nedenle, Peygamberin hatırı için yine Peygamber (a.s.v.) aşkına birazcık sevilmesine müsaade vardır. Ancak o asla ve asla kalbe sokulmayacaktır. Dışarıdan ve göz ucuyla sevilecektir.

“Levlâke levlâke lema halaktü’l eflâk- Sen olmasaydın ya Muhammed! Diğer nesneleri yaratmazdım!..” (5)

Bu şuna benzer: Güneş olmasaydı, diğer nesneleri yaratmaya lüzum olmazdı. Bizim Peygamberimizin (a.s.v.) Ruhu, on sekiz bin Âlem içinde Güneş gibidir! Dünya da bir yıldız gibidir. Eğer onda bir şirinlik varsa; Bu da yine Güneşten gelmektedir. Tanrı buyuruyor:

“Bilin ki; Dünya hayatı ancak bir oyundur, bir eğlencedir, bir övünme vasıtasıdır. Mal ve evlat çokluğudur... Dünya hayatı, bir gurur metaı (aldanış kaynağı)dır.” (Hadid-20)

Dünyanın bu nitelikleri, kutsal kitabımız Kur’an-ı Kerim’de apaçık bildirilmektedir. (6)

Gurur, şeytan sıfatıdır. Öyleyse insan, bilhassa Tanrı yolcusu dikkatli olmalı; kendini dünyaya kaptırmamalıdır. Ayrıca gaflete, Tanrı’yı unutmaya vesile olur.

İslam dini, dünyayı sevmemeyi, ona bağlanmamayı ancak; muhakkak “çalışıp”; kendi emeği ile kendisinin ve çoluk çoğunun mâişetini (geçimini) temin etmesini, kimseye yük olmamayı kesinlikle emretmiştir.

İslamiyet, tembelliği reddeder!..

Ayrıca dinin bekası için kendi mâişetinin dışında Müslümanların çalışıp devletin gücünün artırılmasına, yani İslâm’ın, İslâm düşmanı devletlerden üstün ve kuvvetli olmasına çalışmasını emreder. Çünkü devlet zayıflarsa; düşman İslâm yurdunu işgal eder. Müslümanları zorla dinden çıkarır. Camilerimizi ya Kilise, ya da pavyon eder. O zaman ne din kalır; ne namus, ne de iman!.. Milli kültürümüz imha (yok) olur.

Müslüman’ın gayesi, kendi devletini diğer devletlerden üstün tutmak olacaktır. Malı ve canı ile devletine yardım edecektir. Canını ve icabında malının tamamını devlete verecektir. Eğer bunu gaye edinmemiş ise; o Müslüman bin defa Hacca gitse, her gün Oruç tutsa, gece sabaha kadar Namaz kılsa; Tanrı ve Peygamberin (a.s.v.) huzurunda Onun yeri yoktur. Yüzü karadır.

Çünkü devlet olmazsa din olmaz! Dinin düşmanı çoktur. Onu koruyacak güçte devlettir.

Devletin korunması da, Müslümanların, Milletin birlik ve beraberliği ile olur. İslâm’ın en karşı olduğu kavram bölücülüktür.

“İnnemel Mü’minune ihvetün veeslihu beyne eheveyküm – Mü’minler kardeştir.Kardeşlerin arasını ıslah edin (sulhu-barışı sağlayın; yani birliğinizi beraberliğinizi bozmayın)”. (Hucurat-10)

Allah, fazlı rahmeti ile Müslümanların dirliğini, Milletimizin birlik ve beraberliğini koruyup, yurdumuzu düşman istilasından esirgeye. Peygamberimiz ve Ehl-i Beyt’i, Evladı ve Ashabı hürmetine... (7)


------------
(4) İbn ebi’d dünya ve Beyhâki’den; İhya-ı Ulumi’d Din, Gazali,C.3, S.454, Bedir yayın. İst. 1974

(5) Aclûnî, C.2, S.163

(6) Bkz. Kur’an’ı Kerim: Bakara 212, Âl-İmran-14 ve diğer Ayetler.

Yüce Peygemberimiz (a.s.v.) buyurur: “Altın ve gümüşün kulu helâk oldu; sürçmedi, tamamen helak oldu”. (Enes. b. Mâlik r. a.’den; Tirmizi, İbn Mâce, Hâkim’den)

(7) Bu bölüm, 17.,31.,37., ve 50., konularla ilgili ve bağlantılıdır.
mmustafa
4-Dünya ve Mâneviyat

İslâm’a göre Tanrı yolcusu, bütün önemi Mâneviyata verecek; dünyaya çok önem vermeyecektir.

Büyük peygamberimiz (a.s.v; “Bütün kötülüklerin anası dünya sevgisidir.” Buyurmuştur. (4)

Dünyaya çok önem verilmeyecek. Çünkü dünya, fânidir. İnsan da fânidir. Tanrı ve Mâneviyat alemi bâki (daimi) dir.

Ancak Allah, dünyayı da çok sevdiği ilk tecellisi, ilk Ruh Peygamberimiz efendimizin (a.s.v hatırı ve hürmeti için yarattığından, her ne kadar dünya süfli (bayağı) ise de; yine ona da bir şirinlik sinmiştir. Bu nedenle, Peygamberin hatırı için yine Peygamber (a.s.v aşkına birazcık sevilmesine müsaade vardır. Ancak o asla ve asla kalbe sokulmayacaktır. Dışarıdan ve göz ucuyla sevilecektir.

“Levlâke levlâke lema halaktü’l eflâk- Sen olmasaydın ya Muhammed! Diğer nesneleri yaratmazdım!..” (5)

Bu şuna benzer: Güneş olmasaydı, diğer nesneleri yaratmaya lüzum olmazdı. Bizim Peygamberimizin (a.s.v Ruhu, on sekiz bin Âlem içinde Güneş gibidir! Dünya da bir yıldız gibidir. Eğer onda bir şirinlik varsa; Bu da yine Güneşten gelmektedir. Tanrı buyuruyor:

“Bilin ki; Dünya hayatı ancak bir oyundur, bir eğlencedir, bir övünme vasıtasıdır. Mal ve evlat çokluğudur... Dünya hayatı, bir gurur metaı (aldanış kaynağı)dır.” (Hadid-20)

Dünyanın bu nitelikleri, kutsal kitabımız Kur’an-ı Kerim’de apaçık bildirilmektedir. (6)

Gurur, şeytan sıfatıdır. Öyleyse insan, bilhassa Tanrı yolcusu dikkatli olmalı; kendini dünyaya kaptırmamalıdır. Ayrıca gaflete, Tanrı’yı unutmaya vesile olur.

İslam dini, dünyayı sevmemeyi, ona bağlanmamayı ancak; muhakkak “çalışıp”; kendi emeği ile kendisinin ve çoluk çoğunun mâişetini (geçimini) temin etmesini, kimseye yük olmamayı kesinlikle emretmiştir.

İslamiyet, tembelliği reddeder!..

Ayrıca dinin bekası için kendi mâişetinin dışında Müslümanların çalışıp devletin gücünün artırılmasına, yani İslâm’ın, İslâm düşmanı devletlerden üstün ve kuvvetli olmasına çalışmasını emreder. Çünkü devlet zayıflarsa; düşman İslâm yurdunu işgal eder. Müslümanları zorla dinden çıkarır. Camilerimizi ya Kilise, ya da pavyon eder. O zaman ne din kalır; ne namus, ne de iman!.. Milli kültürümüz imha (yok) olur.

Müslüman’ın gayesi, kendi devletini diğer devletlerden üstün tutmak olacaktır. Malı ve canı ile devletine yardım edecektir. Canını ve icabında malının tamamını devlete verecektir. Eğer bunu gaye edinmemiş ise; o Müslüman bin defa Hacca gitse, her gün Oruç tutsa, gece sabaha kadar Namaz kılsa; Tanrı ve Peygamberin (a.s.v huzurunda Onun yeri yoktur. Yüzü karadır.

Çünkü devlet olmazsa din olmaz! Dinin düşmanı çoktur. Onu koruyacak güçte devlettir.

Devletin korunması da, Müslümanların, Milletin birlik ve beraberliği ile olur. İslâm’ın en karşı olduğu kavram bölücülüktür.

“İnnemel Mü’minune ihvetün veeslihu beyne eheveyküm – Mü’minler kardeştir.Kardeşlerin arasını ıslah edin (sulhu-barışı sağlayın; yani birliğinizi beraberliğinizi bozmayın)”. (Hucurat-10)

Allah, fazlı rahmeti ile Müslümanların dirliğini, Milletimizin birlik ve beraberliğini koruyup, yurdumuzu düşman istilasından esirgeye. Peygamberimiz ve Ehl-i Beyt’i, Evladı ve Ashabı hürmetine... (7)

(4) İbn ebi’d dünya ve Beyhâki’den; İhya-ı Ulumi’d Din, Gazali,C.3, S.454, Bedir yayın. İst. 1974

(5) Aclûnî, C.2, S.163

(6) Bkz. Kur’an’ı Kerim: Bakara 212, Âl-İmran-14 ve diğer Ayetler.

Yüce Peygemberimiz (a.s.v buyurur: “Altın ve gümüşün kulu helâk oldu; sürçmedi, tamamen helak oldu”. (Enes. b. Mâlik r. a.’den; Tirmizi, İbn Mâce, Hâkim’den)

(7) Bu bölüm, 17.,31.,37., ve 50., konularla ilgili ve bağlantılıdır.

mmustafa
5- Gururlu olmamak. Tevazulu ve hürmetli olmak.

Gurur, böbürlenmektir. Böbürlenmek ise, büyüklenmektir. İnsanlar, bir tek babanın torunlarıdırlar. “Yaratılmış” olduklarından, büyüklenmeye hakları yoktur. İnsan, neyine ve kime büyüklenecektir?.. Bir avuç toprak olan insanın büyüklenmesi; cehaletten başka bir şey değildir! (8)

Büyüklenmek, kendini görmektir. Halbuki gerçekte sonsuz ve Ulu Allah’dan başka kimse yoktur! Kibriya ve Azâmet (Büyüklenme ve Ululuk) Allah’a mahsustur. Var olan ve Bâki olan ise Allah’tır. İnsan, var kendisi olan Allah’ın belirtilerinden bir belirtidir. Geçicidir. Ayrıca diğer insanlardan hiçbir farkı yoktur!

Gururlu insanı, Tanrı sevmediği gibi Tanrının kulları da sevmez Tanrı Kur’an’da,

“Yeryüzünde böbürlenerek yürüyenleri”(A’raf-146,Kıyame-33). Şiddetle itham etmektedir.

Gurur, şeytan sıfatıdır. Gururlu ve kibirli insanın, hangi dinden olursa olsun aslında dini yoktur! O dinsizdir. Çünkü kendisinden başkasını görmemektedir. Yani o kendisini Tanrı bilmektedir. Büyüklenmek, Tanrı’ya aittir. Gururlu insan, başkalarını horlar. Bundan da daha kötü bir sıfat yoktur! Çünkü herkes insandır. Herkes bir tek Tanrının kuludur. (9)

İnsana yaraşan, alçakgönüllü olmak; Âlemi kendinden üstün görmek, âcizliğini ve fâniliğini idrâk edip; Tanrının huzurunda eğilmektir. Ve Tanrının kullarına hürmetli olmaktır.

Gerçek insan, insana saygı duyandır.

Gururlu ve kibirli insan bir nevi Tanrılık iddia ettiğinden; gerçek Tanrı olan Allah, O’na düşman olur!

Ona büyük belalar verir ve neticede boynunu kırar.

Daha bu dünyada iken hor- hacil (değersiz-aşağı) eder. Onun üzerinde kendi Tanrılığını ispatlar.

Neticede hiçliğini anlar ama, iş işten geçmiş olur. Bir daha da kurtulamaz.

(8) Yüce Peygamberimiz (s.a.v buyurur: “İnsanlar, Âdem evladıdır. Âdem’se topraktandır”. (Camiussağir, C.2, S.175)

(9) “Allah, kibirlenenleri sevmez”. (Nisa-36) kibirliliğin kınandığı ayetler: Zümer-72, Nahl-23, Lokman-18



Kâzım YARDIMCI / ADIYAMAN
Yazarın internet sitesinde yayınlanan 'İnsanda Yükselme' İsimli kitabından Alıntıdır
mmustafa

6- Terbiyeli ve edepli olmak



İnsanoğlu kulluğunu düşünmeli, terbiyeli ve edepli oturmalıdır. Ayık olup Celil olan Tanrının her tarafı kapladığını bilecek ve dikkatli olacaktır.
İslâmiyet, oturmada terbiye ve edebe çok önem verir. Hele Salik (Tanrı yolcusu), otururken -bilhassa kimse olmadığı zaman- Allah’ın, Resulullah’ın (a.s.v.) ve Şâh-i Velâyet’in (k.v.) huzurunda nasıl terbiyeli oturulacaksa öyle oturmalıdır. Ancak istirahat (dinlenme) için müsaade vardır. Yan tarafına yine terbiyeli yatıp istirahat edilebilir.
İslâmiyet, ayak ayak üstüne atmayı, yürürken çenesini havaya kaldırmayı, elini arkasına bağlamayı, böbürlenerek yürümeyi, sırt üstü ve sırtı koyun yatmayı şiddetle men etmiştir.

Toplum içinde, ayak ayak üstüne atıp oturmaktan benlik doğar. Çevresini tanımamak. Onları hiçe saymak sayılır.
Benlik Tanrı’ya mahsustur. Bu durumda olan kişiyi Tanrı sevmediği gibi çevresini tanımadığından içerisinde bulunduğu toplum, o kişiden nefret eder. Çünkü herkesin bir kişiliği vardır. Herkes, Tanrının kuludur.

Gururlu ve terbiyesiz oturan kişiden, Tanrı da kulu da nefret eder. Bu nedenle de o kişi sevimsiz olur.

Kâzım YARDIMCI / ADIYAMAN

mmustafa
7- Kim olursa olsun, alay etmemek. Karşıyı hor görmemek.


Tanrı’nın hiç hoşlanmadığı şey istihza (alay) yani başkalarını horlamaktır. Başkalarını horlamak ve alay etmek, kendini onlardan üstün görmektir! (10)

Halbuki herşeyin yaratanı birtek Tanrı’dır.Hepsi bir ustanın elinden çıkmıştır.

Herhangi bir kimseyle alay etmek veya bir yaratığı horlamak, onu yaratanı beğenmemek olur ki; bu hem en koyu bir cehalet ve hem de Tanrının gazabını üstüne çekmeye sebep olur.

“Vetebârekallahü ahsenü’l hâlikîn – Tanrı, en güzel yaratıcıdır!..” (Mü’minun-14)


(10) “Ey inananlar! Bir topluluk, (diğer) bir toplulukla alay etmesin”. (Hucurat-11)



8- Mü’minlere şefkat ve merhamet etmek



Tanrıya inanan; Tanrı’ya inanan diğer insanlara çok şefkatli ve merhametli olacaktır. Çünkü Tanrının en çok acıması, kendine inananlar üzerinedir.

“Vekâne bi’lmü’minine Rahima – Tanrı, kendine inanlara acıyandır!..” (Ahzab-43)

Şefkat ve acıma, mü’minin sıfatıdır. Buna en çok layık olan da yine Tanrıya inananlardır. Çünkü Rahm (acıma), Tanrı sıfatıdır. Tanrıya inanan kişide de bu sıfat bulunur. Eğer bir insanda şefkat ve merhamet yoksa o insan, Mü’min (Tanrıya inanan) değildir! (11)

Tanrı, Peygamber (a.s.v.) hakkında,

“Vema erselnâke illa rahmete’n li’l âlemin – Ya Muhammed ! Seni, tüm âlemlere Rahmet (acımam) olarak gönderdim!”

(Enbiya-107)

“Harisun aleykum bi’l Mü’minine Reufu’n Rahim – Muhammed (a.s.v) size düşkün ve acıyıcı ve esirgeyicidir”.

(Tevbe-128) buyurmaktadır.

Tanrı, Rauf ve Rahim’dir. Bizim Peygamberimizin de (a.s.v.) Rauf ve Rahim olduğu bildirilmektedir. Demek ki Peygamber (a.s.v.) Tanrı Sıfatı’nda yaratılmıştır. Rauf, esirgeyen; Rahim, acıyan demektir.

Ayrıca Tanrı, “Reufu’n nas” ve “Reufu’n bi’l ibad” – “İnsanları ve kendine tapanları esirgeyen” (Bakara-207, Hac-65)

Âyetleri ile yalnız mü’minleri değil, tüm insanları esirgediğini de bildirmektedir.

(11) Yüce Peygamberimiz (s.a.v.) buyurur: “sen yerdekilere acı ki, gökte olanlarda sana acısınlar”. (Taberani, Camiussağir, Hâkim’den, 500 Hadis.)



9- Gayet halim olmak, az konuşup fazla dinlemek.


Tanrı halim ve yumuşak olduğundan, kulunun da sert olmamasını yumuşak huylu olmasını istemektedir. Halim insandan kimse zarar görmez. Öfke ve şiddet, hem karşının öfke ve şiddetini çeker hem de çevresi ondan ürker tiksinir. Toplum içerisinde sevimsiz olur. Ayrıca insana yaraşan, az konuşup fazla dinlemektir. Çok konuşanın kalbi yorulduğu gibi, sözüne yalan karışır. Kendini dinleyenleri usandırır. Tâciz eder. (Tedirgin, rahatsız eder.)

Fazla dinleyen kâr eder. Bilmediğini öğrenir. Aklı, şuuru yorulmaz.

Dinleyen, şarj olmaktadır. Konuşan deşarj olur. Şarj, dolmaktır. Kârdır. Deşarj, boşalmaktır. Ziyandır!..


Kâzım YARDIMCI
ADIYAMAN
''İnsanda Yükselme''
Bu basit görünüm sadece metinlerden oluşur. Resim ve Daha Fazla Bilgi Görmek İçin Forumun Normal Haline Geçmeniz GerekmektedirBuraya Tıklayın.
Invision Power Board © 2001-2008 Invision Power Services, Inc.