Yardım - Ara - Üyeler - Takvim
Normal Forum Görünümü: Tasavvuf
Islami Forum - Popüler Forum > İSLAMİ KONULAR > .·[ TASAVVUF ]·.
talip023
TARİKAT
Tarikat: Arabca tarik kelimesinin çoğuludur. Tarik yol demektir. Tarikat ise yollar manasına gelmektedir.
Ebu Nasr Serrac Tusi' nin El Luma'a ( İslam Tasavvufu- Prof Dr.H.Kamil YILMAZ) adlı eser inde tarikat şu şekilde anlatılmıştır.
" Fıkhi ve itikadi konularda meydana gelen fırkalara mezheb denildiği gibi tasavvufi eğitimde farklı metodlar uygulayan mekteplere de tarikat denir. Tarikatlar insanlardaki meşreb farklılığından kaynaklanır. Tasavvufta tarikat kavramının kullanılması üçüncü ve dördüncü asırlarda başlar. Ancak bugünkü anlamıyla bir şeyhin (1) etrafında toplanan müridanın (2) tekke (3) ortamında muhtelif usüllerle eğitilmesi anlamına tarikat, Abdulkadir Geylani (KS) ve Ahmed Er Rufai (KS) nin yaşadığı hicri 6. ve miladi 12. asırlarda ortaya çıkmıştır. Tarikatler irşad usüllerine göre genellikle üçlü bir tasnife tabi tutulmuştur: Ahyar, Ebrar ve Şüttar.
Ahyar Tariki: Amel ve ibadete düşkün olanların yoludur. Bu yolun salikleri genellikle farzlar ve nafile ibadetlerle Hakk' ka ulaşmaya çalışmışlardır. Bu yola ruhani yol da denilir. Çünkü bu yolda ruhun nafile ibadetlerle güçlenip nefsi etkisi altına alması esastır.
Ebrar Tariki: Riyazat (4) ve mücahede (5) yoludur. Bu yola nefsani tarikte denilir. Çünkü amaç riyazat ve mücahede ile nefsi zaaga uğratıp onun ruha ram olmasını sağlamaktır. Bu yolun yolcuları Hakk ile muamelede de Halk ile muamelede de sıdk üzredirler. Gönül saflığına ermek için mücahedeyi esas alırlar.
Şüttar Tariki: Aşk ve muhabbet ehlinin yoludur. Bu yola aşk, vecd (6) ve coşku ile girilir. Aşk ile ülfeti olmayan bu tarika süluk (7) edemez. Bu yolun yolcuları Beyazıd (KS) gibi coşkulu, taşkın, Mevlana (KS) gibi aşık insanlardır. "
3-ZİKİR
Bismihi Teala;Zikrin çoğuluna ezkar denilmiştir.
Zikir: Anma, düşünme, hatırlama. Allah (CC)' ı dil ve kalb ile anma. Belli duaları belli zamanlarda, belli sayı ve şekillerde okuma.

İmam Celaleddin Suyuti (Rh.A) Hazretlerinin " Neticetül Fikr fi Cehri bi Zikr " isimli eseri :
Rahman ve Rahim Olan Allah (CC)' ın adı ile başlarız.

Mesele: Zikir, tesbih ve dua beyanındadır. Bunlar belaların definde sadakaya eşit olurmu? onun makamına geçebilir mi?

El-Cevap: Bu hususta açık ayet ve hadisler vardır. Zikrin ve tesbihin sadakadan daha üstün olduğu hakkında da eserler vardır.
Ama zikrin belaların define sebep olması hususunda öyle bir delil vardır ki, ondan şek ve şüphe yoktur.Muayyen zikirler hakkında sayılmayacak kadar çok hadis varid olmuştur. Kim o zikirleri söylerse beladan, şeytandan, her türlü zarardan, zehirden akrep sokmasından ve onu rahatsız edecek her türlü zararlardan korunur.
Eş-Şeyh Muhyiddin en-Nevevi" nin " Kitabul Ezkar " isimli eseri o zikirlerle doludur.
Yine Taberani ve Beyhaki" nin eserleri olan " Kitab-ud Dua " da bu zikirlerle doludur.
Hal böyle iken sözü daha fazla uzatmaya gerek kalmaz.
Hadisi Sahihde gelmiştir ki;
-1-" La Havle vela Kuvvete İlla Billah " zikri, belalardan yetmiş kapıyı kapatır. Bunların en aşağısı " fakirliği ", diğer bir rivayette ise " gamı " giderir.
-2-Sevban (R.A)' den merfu olan hadisi Hakim rivayet etmiş ve onu tashih etmiştir.
" Kaderi hiçbir şey çeviremez, ancak dua çevirebilir. "
Yine Hz.Aişe (R.Anha)' den Hakim rivayet etmiştir. "Dua nazil olan ve olmayan belalara engel olur. Nüzul (inmekte) halinde olan bazı belalarla dua karşılaşır ve onlar birbirini kıyamete kadar geri çevirir."
-3-Ebi Davud ve başkaları İbni Abbas (R.A)' dan merfu' en rivayet ediyorlar.
" Kim istiğfara devam ederse; Cenab-ı Allah (CC) ona gam ve kederden bir esenlik verip, bütün sıkıntılardan kurtulmayı ihsan edip, hesapsız bir rızıkla rızıklandırır".
-4-Suveyd b. Cemil' den Ebi Şeyma rivayet ediyor. Buyurmuş ki;
" Kim ikindi namazından sonra (la İlahe İllallah Lehul Hamdu ve Huve Ala Kulli Şeyin Kadir) zikrini söylerse, o zikir ertesi günün ikindi vaktine kadar sahibine gelecek her türlü bela ve afetlere karşı savaşırlar."
-5-İshak b. Rahaviye, Mesnedinde Tarık ez-Zuhri' den rivayet ediyor. Buyurdu ki; Ebu Bekir Es-Sıddik' e kanatları sağlam bir karga getirildi. Ebu Bekir buyurdu ki; Ben Peygamber (SAV) den işittim buyurdu ki; " Avlanmaz bir av, yaralanmaz bir yaralı veya kesilmez bir kesilmiş ağaç, tesbihlerini azalttıklarından dolayı bu haller başlarına gelir".
Bu hadisi, Ebu eş-Şeyh " Kitalul Azame " isimli eserinde, İbni Avn b.Mehran tarikiyle Hz. Ebu Bekir' den mevkufen rivayet etmiştir.
talip023
MÜRİD



Arapça, isteyen demektir. Allah'a vuslatı arzu eden, bir başka deyişle, Allah'ın ahlakıyla ahlaklanmak isteyen ve bu olgunluğun eğitimini verecek bir şeyhe (veya mürşide) bağlanan ( bey'at eden) kişiye mürid denir. Tasavvufi anlamdaki olgunlaşmada 4 merhale vardır. 1- Talib, 2- Mürid, 3-Mutasavvıf, 4- Süfi. Mürid, bir tekamülî oluşumda ikinci sırayı işgal etmektedir. Son sırada bulunan süfiye, vasıl denir. Müridi üç gruba ayırırlar:




Mutlak mürid: Şeyhine "niçin?" sorusu sorarak dili ve kalbiyle itirazda bulunmayan, şeyhinin sözlerine karşı delil istemeyen müride, mutlak mürid denir.



Mücaz mürîd: İç ve dışa ait her hususta şeyhinin rey ve iradesi altında bulunan dervişe denir.


Mürted mürid: Şeyhine emrettiği, yasakladığı konulara karşı çıkan müriddir ki, zamanımızda bu türden olanlar çoktur. İlk iki grub makbuldür. Müridin herşeyden önce şeriate sımsıkı yapışması (takva), edeb ve sıdk (doğruluk) üzere olması gerekir.

talip023

DERVİŞ:
Başına 'arakiye, arkasına 'aba giyerek ayin günleri ba'zı dergahlara devam etmek ve orada mücteme'an vaki' olacak zikirlerde hazır bulunmaktır.
Feraiz ve vacibat-ı îlahiyye ve Sünen-i Nebeviyye yi kema yenbeği îfa etmekle beraber lezzet-i 'ubüdiyyeti idame ve "La yezalü'l- 'abdü yetekarrebü ila bi'n-nevafil" hadîs-i kudsîsî mucibince nevâfil ile de iştigal etmek için bir şeyhe inâbe etmek ve ta'lim edeceği evrad ve ezkâra müdavemetle ehl-i riyazet ve sahib-i takva olmaktır.
(Ye'bne adem innema 'arefenî men 'arefe nefsehü ve innema vecedenî men tereke nefsehü a'rif nefseke ya insan lita'rufinî) emr-i kudsîsî mucibince nefsini bilmek ve Rabb'ini bulmak maksadıyla bir mürşid-i kamile teslim olarak mücahadatını îfa ve ahlakını tasfiye ile ruhunu tecellî ettirmek ve Rabb'ına vasıl olmaktır.
Mürşid-i kamil olan şeyhine ne 'aynî ve ne de gayrî olmak şartıyla kendini benzeterek iradesiz mürîd olmak, ya'ni Hazreti Cüneyd'in (levnü'l-mai levnüinaihî)" =suyun rengi kabının rengindedir= ve Derviş Yünus'un (Halk içre bir ayineyim, herkes bakar kendin görür) kelamları mazmünunca bila-makam her makamdan görünmektir.
Şu ta'rîfattan anlaşılıyor ki dervişlik ne yalnız surette, ne de yalnız sîrettedir. Hem surette ve hem de sîrette olmak lazımdır. Binaenaleyh, dervişlere enfüsî ve afakî olmak üzere iki vazîfe-i asliye terettüp ider. Vazîfe-i enfüsiyye, cismanî ve ruhanî kendi nefsine, vazîfe-i afakiyye, 'alem-i beşeriyyete karşıdır.
Dervişlerin kendi nefsine karşı olan vazîfesi: Sinn-i mükellefiyete vasıl olur olmaz dünyaya ne için ve kimin tarafından ne suretle getirilmiş olduğunu mülahaza ederek mebde' ve me'adını anlamağa çalışmak bunun için de evvel emirde tahsîl-i 'ulum ve funun ile eşkal ve havass-ı zahiriyyesini, ba'dehü iktisab-ı 'irfan ile ahval ve havass-ı batıniyyesini, elhasıl, vezaif-i insaniyyesini öğrenmektir. Hazret-i Rasül-i Ekrem (s.a.v) "el-'ilmü 'ilmani, 'ilmü'l- ebdani sümme 'ilmü'l -edyan" buyurmuştur. Şüphe yok ki buradaki 'ilmü ebdandan maksad fen-i tıp değildir. îlm-i nefsdir ki ademiyyetin zahiriyat ve batıniyatına şamildir, (men 'arafe nefsehü fekad 'arafe Rabbehü) hadîs-i şerifi de bunu müeyyeddir. Me'a haza bir salik tabîb dahî olursa 'ılm-i nefsi daha sühuletle elde eder ve teferru'atını anlar.
Burada bir sual varid-i hatır olabilir. O da cahil olanlar derviş olamazlar mı? Halbuki Derviş Yunus gibi ümmi nice salikler gelmiştir. Evet (zalike fadlullahi yü'tihî men yeşaü) olabilirler lakin nevadirdendir. Bundan ma'ada derece-i kemalde behemehal noksan olurlar çünkü Cenab-ı Hakk (Hel yestevi'l-lezîne ya'lemüne ve'l-lezîne la ya'lemün) buyurmuştur. Bilen ile bilmeyen müsavi olamaz. Esasen kemal-i evliyaullahtan olan İmam-ı Gazali, Muhyiddin-i 'Arabî, Mevlana Celaleddîn-i Rumî kaddesallahu esrarahüm gibi zevat zamanların da 'ulüm-ı zahiriyyede dahi yed-i tüla sahibi idiler ve bu suretle meratib-i insaniyyeyi tamamıyla idrak ederek mürşid-i kamil olmuşlar idi, Ba'zı evliyaullahın, 'ilm, sülük için hicabdır dedikleri varlık itibariyledir.Yani salik kendi ilmine istinad ederek mürşidinin telkînatını kabul etmez ise 'ilmi hicab olur demektir. Yoksa ilimsiz, akılsız dervişlik olmaz. Bunun içindir ki meczübîn ile kamilîn arasında zahirî ve batınî pek büyük farklar vardır. Şu halde derviş olmak için evvel emirde kuvve-i 'akliyye ve zekaiyyesi tam bulunmak ve vezaif-i insaniyesinin zahiriyatını müte'addit hocalardan, ulemadan öğrenmiş ve ma'neviyatını da bir veyahut birkaç mürşid-i kamilden ahz ve telakki etmiş bulunmak şarttır.
Burada dahi bir sual varid olur şöyle ki: Müte'addit hocalardan tederrüs etmek kabul olunursa da seyr u sülük için birkaç mürşide ne ihtiyaç var, bir mürşid kafi değil midir? Hayır! Eğer mürşid cidden haiz-i cemi'î kemalat olmazsa kafi değildir. Nitekim kibar-ı evliyaullahdan ekseri birkaç mürşide hizmet etmişlerdir. Vaktiyle meşayıh dervişini bir raddeye kadar kendisi terbiye ederek isti'dadını fazla görürlerse diğer meşayiha gönderir ve anlar ma'rifetiyle ikmal-i sülük ettirirler idi. Ve dervişlerinin her halde noksan kalmamasına i'tibar ederler idi. İşte bir derviş zikir olunduğu vech ile nefsine karşı olan vezaifini öğrenirse kendini halen ve tamamen mürşidine benzetmiş bulunur ki bu surette kendisi mürşidinin ne aynı ve ne de gayrı olur. İnsan-ı kamil buna derler.
mmustafa
DİNİN ÖZÜ TASAVVUF

Bilindiği gibi her bilgin dini kendine göre yorumlamıştır. Mesele, bu yorumların dinin özüne en uygun olanını seçebilmektir.Tasavvufi Din yorumu İslâm’a en uygun olanıdır. Çünkü Tasavvuf: Dinin özünün öğretisidir.Kabukla- dışla, şartla- şeriatla yani teferruatla uğraşmaz. Tasavvuf ;Allah, Doğa ve İnsanı ve bunların gerçeğini öğretmeye çalışır.

Doğadaki güzellikler, düzen ve hikmet Allah’ın doğaya yansımasıdır.Doğa, Tanrının eseridir. İnsan ise en büyük eseridir. Çünkü insan ten ve ruhtan (Akıldan) oluşmuştur. Dış ve iç Âlemin bileşimi (sentezi) olduğundan tüm âlemlerden üstündür. Tasavvufçu, işte bu doğadaki bilgiyi, düzeni, hikmeti ve güzelliği yaşamaya, insandaki fiziki ve ruhi güzelliği görmeye ve insanın hakikatini öğrenmeye çalışır. “Kendini bilen Tanrıyı bilir”. Kısaca, Tasavvuf Marifet, Hikmet (Bilgi) ve Aşktan, Sevgiden ibarettir.

Tasavvuf: Allah’ı, insanın ve doğanın özü bilir. Bu ise; sonsuz İlim ve Hikmet (Bilgi) ve sonsuz Sevgi ve Aşktır. Vücud-u Mutlak’ı bilmek, Hüsn-ü Mutlak’a aşık olmaktır. Tasavvuf, bunun dışındaki dini Şeriat ve Fıkıh bilgileri ile uğraşmaz. İbadet edecek kadar ilmihal bilgisinden ötesi Tasavvufçuyu alakadar etmez. Şeriat, Tarikat onun için amaç değil ayrıntılardır. Tali araçlardır. Asıl olan değil, Füru’dur. (teferruattır, simgelerdir, şekildir) “Yere göğe sığmayan, sonsuz bilgi ve güç (enerji) olan Allah’ı insanda ve kendi kalbinde arar Tasavvufçu”.

Yine tasavvufcu; Tefekkür (Düşünce) ile marifet-hikmet ve hakikatı öğrenmeye, insandaki ve doğadaki güzellikler ile de İlahi Cemali -Hüsn-ü Mutlakı sevmeye, yani mecazi sevgiden, hakiki sevgiye kavuşmak ister. Bunun sonucu ise: Güzel ahlâk ve dürüstlüktür. Toplumun çıkarını kendi çıkarından üstün tutmak ve riyadan tamamen soyutlanıp gerçekçi olmaktır. Kavgayı, tartışmayı, fitneyi, fesadı terk edip, başkaları ile değil kendi nefsi, heva ve hevesi ile cihad yapmaktır. Merhametli ve cömert olup, dünya yaşamında az ile mutlu olmaktır. Şiddete karşı olmaktır.

Gerçek Tasavvufçu şekil ve kisve Müslümanlığına karşıdır. Medrese, tekke ve mescide önem vermez. Hakikati kendinde bulur, Allah’ı kalbinde arar. Onun medresesi, tekkesi ve mescidi kendi kalbidir. Önemi her zaman kalbe verir. Çünkü gerçek tekke ve mescid kalptir. Kalp içinse en önemli olan Allah’ın Zikri ve sevgisidir. (Kalbin Zikri ve Kalbin Sevgisidir) Zahiri bir zikir ve cismani bir sevgi değildir. Tefekkür(düşünce), Tezekkür (Rabbi hatırda tutmak ve asla unutmamak, en önemlisi de Tanrı’yı ve O’nun büyük ve gizemli olan eseri İnsan-ı Kâmil’i, Ademi ve çocuklarını ve doğayı sevmektir. Ham iken pişkin insan olmak ve Kemale ulaşmaktır. Bütün Tasavvufçular bunu böyle izah etmiştir.

İlahi mesaj Kur’an-ı Kerim, ilahi Mesajcımız Hz. Muhammed’in Sünnet ve Hadisleri, Hz. Ali ve Hz. Ebubekir’in ve onları izleyen tüm Tasavvufçuların öğretisi üzere bu fakir, Tasavvuf konusunda Varlık, İslâm’da Mezhepler ve Yükseliş, Muhammed-İsa-Adem isimli ve diğer yazmış olduğumuz kitaplarda Tasavvufu çok ayrıntılı bir şekilde işlemiştir. Yunus Emre ve Seyyid Ahmed er Rufai Hazretleri ise bir deniz olan Tasavvufu şu şekilde özetlemişlerdir.

Yunus:

“Şeriat, Tarikat yoldur varana,

Marifet, Hakikat ondan içeru”


Seyyid Ahmed er Rufai ise:

“Tasavvufçunun kalbi sevgi ve aşkla nurludur,

Gönlü ise Marifet nuru ile geniştir (Göğsü dar değildir)” demişlerdir.


Biz bu iki görüşe inanıyoruz ve bulmaya çalışıyoruz.

Mutasavvıf Şair Neyzen Tevfik bakın bu konuda ne söylüyor:

‘’Müslümanlıkta tasavvuf geriyor cehle göğüs

Rafizi, alevi, Sünni bunları unut, hepsine küs.

Mekke, Medine, Kerbela, Kudüs

Bunların sureti zahirdeki alayişi süs.(*)

Mescid, medrese, manastır, kilise VATİKANDAN bana ne.’’


(*) Şair Neyzen Tevfik ’’Sureti zahirdeki alayişi süs’’ demekle, bu ritüellerin- bu gösterilerin zahiri anlamı süstür, diyor Ama bu mekânların batini-gerçek anlamına saygılı olduğunu belirtiyor.

----------
Kaynak: “Yunus Divanı”, Seyyid Ahmed er Rufai Hazretlerinin “Onların Âlemi” isimli kitabı, 25. Hadis

KÂZIM YARDIMCI (1936 Adıyaman/Türkiye)
talip023


EY KUL ALLAHI ZİKRETMEK EN BÜYÜK İBADETKEN NE DURURSUN GECE GÜNDÜZ RABBİNİ AN, ONUN ZİKRİYLE MEŞGUL OLKİ KALBİN NURANİYETLE TANIŞSIN
karuban
Talip Allah razı olsun. Güzel bilgiler. Başlığına eklemek istediklerim var, Ayet-i Kerimeler, Tefsirleri, Hadis-i Şerifler ve Alimlerin görüşleriyle Tasavvuf konularında.

Müsade var mıdır?
talip023


TASAVVUFU İNKAR ALLLAH DOSTLARINI İNKARDIR , ALLAH DOSTLARINI İNKAR İSE HAŞA HAŞA ALLAHI İNKARDIR SELAMETLE.................
talip023


TASAVVUFU ANLATMAK İÇİN YAŞAMAK GEREKLİDİR , YAŞAMAK İÇİNSE İNANÇ GEREKLİDİR SELAMETLE..........
talip023



YALANLARLA DOLU BU DÜNYADA TEK HAKİKAT OLAN ALEMLERİN RABBİNE KAVUŞMAK İÇİN ÇABALA , ÇALIŞ ELİNDE SONUNDA ONA ULAŞACAKSIN
Bu basit görünüm sadece metinlerden oluşur. Resim ve Daha Fazla Bilgi Görmek İçin Forumun Normal Haline Geçmeniz GerekmektedirBuraya Tıklayın.
Invision Power Board © 2001-2008 Invision Power Services, Inc.