ALLAH'TAN BAŞKASI İÇİN YEMİN ETMEK ; HÜKMÜ NEDİR ?
KÜFÜR Milletvekili yemini:
Devletin varlığı ve bağımsızlığını, vatanın ve milletin bölünmez bütünlüğünü, milletin kayıtsız ve şartsız egemenliğini koruyacağıma, hukukun üstünlüğüne, demokratik ve laik Cumhuriyet'e ve Atatürk ilke ve inkılaplarına bağlı kalacağıma; toplumun huzur ve refahı, milli dayanışma ve adalet anlayışı içinde herkesin insan haklarından ve temel hürriyetlerden yararlanması ülküsünden ve Anayasa'ya sadakatten ayrılmayacağıma, büyük Türk milleti önünde namusum ve şerefim üzerine ant içerim.
"Allah'tan başkasına yemin eden, şüphesiz apaçık bir şirk koşmuştur. (Tirmizi ,nüzûr 9 ,Dârimî, nüzûr 6 ; Nesâî, Eymân 4; İbn Mâce, Keffârât 2)
"Kim yemin edecekse Allah'a yemin etsin, yahutta sussun" (Buhârî, Şehâdât 26, Eymân 4; Müslim, Eymân 3)
TAKİYYE NEDİR ? NE ZAMAN YAPILIR ? ŞARTLARI NELERDİR ?
Az önce (23) mecliste edilen yeminin küfür olduğunu işlemiştik. Bu arada bazı arkadaşlar bu söz takiyye’dendir ve o şahısta bu sözünde mazurdur diyebilirler. Biz de meseleyi açıklamaya azmettik...
Takiyye; Allah'ın(cc) mümin kullarına gösterdiği bir felah yoludur ama takiyye her zaman söz konusu olamaz her zaman yapılamaz.
Öncelikle kişinin takiyye yapabilmesi için işkence altında olması ya da ölüm tehdidine muhatab olması gerekmektedir. Tüm bunlar olmadan kendi hür iradesiyle bu vekillik mesleğine adaylığını koyar, milyarlarca lira da para harcar, sonra miletin huzuruna çıkıp oy dilenir, seçimi kazanır ve meclise girip ilk günden küfrünü ilan eder. Ondan sonra da sömürmek için müslüman kitleye bu takiyyedir der. Maşaallah...
Kişilerin her şeyden evvel sözleri dikkate alınır, sonra da amelleri. Şimdi bu kişi lafzen ve amelen küfrü izhar ediyorsa bu kişinin hükmü kafir olduğunadır. Şu nokta karşımıza çıkabilir, kişi diyebilir ki: "Ben tavbe ettim o sözümden vazgeçtim" O zaman kişinin davranışları tekrar izlenime alınır Şayet tevbesine sadık olarak hareket ediyorsa iddiasında doğru olduğu ve ehl-i iman ve kıble olduğu anlaşılır. Ama hala ben tevbe ettim diyor ve hala o mefsedet yuvası puthanedeki çalışmalarına devam ediyorsa; tevbe ettim sözü dikkate alınmaz çünkü ayinesi iştir kişinin lafa bakılmaz kelam-ı kibarında işaret edilen gerçekliğin hükmü caridir.
Bakınız ayet-i kerime de Müslümanın öyle yerlerde teşrik-i mesaisinin mümkün olmadığı nasıl beyan edilmiş:
“Ayetlerimiz hakkında (ileri geri konuşmaya) dalanları gördüğünde onlar başka bir söze geçinceye kadar onlardan uzak ol (meclislerini terk et). Eğer şeytan sana unutturursa hatırladıktan sonra (hemen kalk) o zalimler topluluğu ile oturma.” (En’am: 68)“
“O, Kitapta size indirmiştik ki; Allah’ın ayetlerini inkar edildiğini, yahut onlarla alay edildiğini işittiğiniz zaman, onlar bundan başka bir söze dalıncaya kadar kafirlerle beraber oturmayın, yoksa sizde onlardan olursunuz. Elbette Allah, münafıklar ve kafirleri cehennemde bir araya getirecektir.” (Nisa:140)
“Müminler, müminleri bırakıp da kâfirleri dost edinmesin. Kim bunu yaparsa, artık onun Allah nezdinde hiçbir değeri yoktur. Ancak kâfirlerden gelebilecek bir tehlikeden sakınmanız başkadır. Allah, kendisine karşı (gelmekten) sizi sakındırıyor. Dönüş yalnız Allah'adır.” (Ali İmran :28)
Taberi’nin naklettiğine göre İbn-i Abbas, Takiyye kavramını şöyle tarif etmektedir:
“Takiyye kalbin iman ile dolu olması halinde dil ile küfür veya haram olan bir sözü söylemektir. Fakat öldürme fiili gibi elle yapılan ameller yada küfür veya haram amel işlemeksizin yapılmalıdır. Bu konuda mazeret yoktur.” (İbn-i Cerir, İbn-i Münzir ve Beyhaki’den sahih senetle)
Bir başka sözünde İbn-i abbas bu konu hakkında şunları söylemektedir:
İbn-i Abbas: “Takiyye ancak dil ile olur. Kim haram veya küfür bir söz söylemeye zorlanırsa kalbi iman ile dolu olmak kaydıyla dili ile söylesin. Bu ona zarar vermez. Takiyye ancak dil iledir.” (İbn-i Cerir, İbn-i Ebi hatim’den rivayetle)
Bağavi ve Taberi ise bu ayetin tefsirinde takiyye ile ilgili olarak şu sözlere yer vermektedirler:
“Allah mü’minlere, kafirleri dost edinmeyi, onlara velayet ve yetki vermeyi yasaklamıştır. Onlarla iç içe bulunmayı, onlara içini dökmeyi nehyetmiştir. Ancak kafirler üstün iseler, veya mü’min olan bir kimse kafir bir toplumda bulunuyorsa ve mü’minler bu kimselerden gerçekten korkuyorlarsa, o zaman sadece dilden olmak suretiyle onlara karşılık verebilirler. Ancak kalpleri iman ile dopdolu olacak, inançlarından asla bir şey kaybetmeyecekler. Böyle dilden söylemekle onlardan gelebilecek bir kötülüğü engelleyecekler ve fakat bunu yaparlarken herhangi haram olan bir kanı helal kılmaksızın, veya helal olan bir malı haram kılmaksızın, veya müslümanların açıklarıyla ilgili olarak kafirlere hiçbir şey açıklamaksızın hareket edeceklerdir. Takiyye ancak ölüm korkusu olması halinde ve niyetinde sağlıklı olması halinde olabilir” (Bagavi Tefsiri; 1/336)
“Bu ayete göre (3/28); yani sizin onların gücü ve hakimiyeti altında olmanız halinde, can güvenliğinizden de korkuyorsanız, o zaman dillerinizle onlara karşı velayeti içten olmamak şartıyla söyleyebilirsiniz. Fakat buna rağmen onlara karşı olan düşmanlığınız içinizde gizli kalacaktır. Onların küfür bakımından üzerinde bulundukları şeyler sebebiyle onlara karışmayacaksınız. Herhangi bir müslüman aleyhinde her hangi bir fiil ile de onlara yardımcı olmayacaksınız.” (Taberi Tefsiri: 3/228)
Görüleceği üzere takiyye hiçbir zaman münafıklıkla eş anlamlı değildir: Münafıkça tutum sergileyerek Allah’ın dinini bir kenara atıp kendi yanlarından kanun ve yasa çıkaranların sarılacakları bir mazeret hiç değildir. Zira takiyye inancına göre, müşriklerle beraberlik ancak can güvenliği söz konusu olduğu zaman olur. Bu da sadece söz iledir. Yoksa kişilerin hayatlarını demokratik dinin kurallarına göre belirleyerek sonra da takiyye yaptıklarını iddia etmeleri komik ve de tutarsız bir iddiadan başka bir şey olmayacaktır.
Son söz olarak şunları söyleyelim ki:
Takiyye olarak bir fiili adlandırabilmek için onun takiyye şartlarına uygunluk arzetmesi gerekir.Kulların her nefsi hareketlerine şeriatten bir delil getirmeye kalkmak ancak Allahın dinini tahrif etmektir.Bizler ancak ve ancak doğru yola Allah ve rasulü ile onların bize öğrettikleriyle varabiliriz. Bunun bilincinde, particilik gibi tüm bidatleri reddediyor ve tüm kardeşlerimizi, kopmaz sağlam ipe sarılmaya ve bir tek kelimeye çağırıyoruz.
3248... Ebû Hureyre (r.a)'den Rasûlullah (s.a)'ın şöyle buyurduğu rivayet edilmiştir:
"Babalarınızın, annelerinizin ve putların adlan ile yemin etmeyiniz. Sadece, Allah'ın adı ile yemin ediniz. (Allah'ın adı ile de) ancak (sözünüzde) doğru olduğunuzda yemin ediniz."
(Sünen-i Ebu Davud Terceme ve Şerhi, Şamil Yayınevi: 12/186.)
Yemin Edenin Yemini, Yemin Ettirenin Niyetine Göredir Hadisi Babı
20- (1653) Bize Yahya b. Yahya ile Amru'n-Nâkıd rivayet ettiler. Yahya: Bize Hüseyni b. Beşîr, Abdullah b. Ebî Sâlih'den naklen haber verdi, dedi. Amr ise': Bize Hüseyin b. Beşîr rivayet etti, dedi. (Demiş ki) : Bize Abdullah b. Ebî Salih, babasından, o da Ebû Hüreyre'den nak*len haber verdi.
Ebû Hüreyre şöyle demiş: Resûlüllah (SallaUahuAleyhi veSellem):
«Senin yeminin arkadaşın seni ne üzerine tasdik etti İse ona göredir.» buyurdu.
(Râvi) Amr: «Arkadaşının seni kendisiyle tasdik ettiği...» dedi.
(Müslim , yemin bahsi 1653)
3249.... Ömer b. el-Hattâb (r.a)'dan rivayet edildiğine göre;
O, bir kafile içerisinde babası adına yemin ediyor iken Rasûlullah (s.a) kendisine yetişmiş ve:
“Şüphesiz Allah sizi babalarınız (adı)ile yemin etmekten nehyediyor. Yemin edecek olan, Allah'a yemin etsin veya sussun." buyur*muştur
Buharı, eymân 4, tevhid 13, edeb 74; Müslim, eymân 1, 2, 3; Nesâî, eymân 4, 5, 6, 10; İbn Mâce, keffarât 2 (benzeri); Tirmizî, nüzûr 8, 9. Sünen-i Ebu Davud Terceme ve Şerhi, Şamil Yayınevi: 12/189
3251... Saîd b. Ebî Ubeyde'den şöyle dediği rivayet edilmiştir: İbn Ömer (r.anhüma); "Kabe'ye yemin ederim-ki hayır" diye ye*min eden bir adamı duyup ona:
"Ben Rasûlullah (s.a)'ın; Allah'tan baş*kasına yemin eden(O'na)ortak koşmuştur, buyurduğunu işittim." dedi.
Tirmizî, nüzûr 9.
Sünen-i Ebu Davud Terceme ve Şerhi, Şamil Yayınevi: 12/191