Halifelik nedir? Saltanata yardımcı olan düşünceler nelerdir ? Hz.Osman ve sonrası olaylar , Sıffın ve Hakem olayı, Muaviyenin halife oluşu, Yezide biyat çalışmaları, Saltanatın doğusu, Saltanatın sonucları gibi sorulara bu yazı ile yanıtlar aranmaktadır. Hilafetin saltanata dönüşümüne toplu bir bakış.
HALİFELİĞİN SALTANATA DÖNÜŞMESİ
Tarihi Olaylara Bakış
İslam tarihinin hemen hemen tüm alim ve düşünürlerinin kırılma noktası olarak kabul ettikleri saltanatlaşma olayı ,öncesi ve sonrası objektif ,mantıklı ve tutarlı bir gözden gecirilmeye muhtaçtır. Çünkü özellikle sünni düşüncede iyi taraflar zikredilmiş, kötü taraflar gözden kaçırılmıştır. İslam tarihi hatasız değildir. Cünkü o tarihin aktörleri müslümanlar ,sahabeler insan olmaları hasebi ile hata ve yanlışlıklar yapabilirdi. Müslümanların tarihini hatasız gösterme cabası İslama iylik yapma değildir. Bizim yağtığımız bir diğer hata ise oturduğumuz yerden ve bulunduğumuz zaman diliminden, flimin sonunu seyretmiş kişiler olarak kolay ve üstten değerlendirmeler yapmak , olayların kendi şartlarını ve durumlarını gözden kaçırmaktır.
Halifeliğin Saltanata dönüşmesi konusunda birşeyler söylemeden önce halifelik üzerinde birkaç şey söylemek gerekir.
Öncelikle Halifeliğin tanımı üzerinde duralım.
Hilâfetin lûgat mânâsı, birinin yerine geçmek, arkasından gelmek ve temsil etmektir.
Bir fıkıh terimi olarak hilâfet, İslâm toplumumun ve devletinin başkanlığını ifade etmektedir.
Aynı mânâda "imâret" ve "imâmet" terimleri de kullanılmaktadır.
Allahın rızasına uygun yönetim tüm müslümanların soruluğundadır.Fertler teker teker bu sorumluğu yürütemeyeceğinden ehil bir kişiyi secerler.Bu secim beyat yolu ile yapılır ve en ehil kişi secilir.
Halife secme şekilleri ;
a) Müzakere, tartışma ve değerlendirme yoluyla adaylar elenerek bire indirilir ve ona bey'at edilir.
c) Ümmetin çoğu (veya temsilcilerin çoğu) kime daha çok oy vermiş (bey'at etmişlerse) o halîfe olur, diğeri talebinden vazgeçerek birincisine bey'at eder. [1]
İlk dört halife bu yollar kullanılarak secilmiştir. Bunlarda seçimle başa gelmişler, istişare ile karar vermişler ve beytülmalı bir emanet olarak görmüşlerdir.
Hilâfette :
ıÜüHalîfe ümmetin rızâsı ile iktidara gelir ve iktidarda kalır.
Halîfe olma vasıfları devam ettiği ve görevini uygun bir şekilde yürüttüğü müddetçe iktidarda kalabilir.
Halîfenin yerine geçecek olanı belirleme selâhiyeti halîfeye değil, ümmete aittir
Halifeliğin temel özellikleri
İlahi kanunun üstünlüğü
Halk arasında adalet
Vatandaşlar arasında eşitlik
Şura
Doğru İşte itaat
İktidara gelmek konusunda istekli olmanın men edilmesi
İyiliği emretmek ,kötülükten menetmek
Halife seciminde samimi olan, ahlaklı, idarecilik vasfı olan ve adaletli olma gibi nitelikler istiyordu. Belki bu Hz.peygambere yakın bir zaman diliminde gecerli kriter olabilirdi. Tabi islam coğrafyasının henuz genişlemediği , acemlerin sayısının artmadığı ,farklı düşüncelerin ortaya cıkmadığı bir zaman diliminde idi. Ancak müslümanların samimiyet ve ahlak dışında özellikle müslümanların halife secimi konusunda daha objektif kriterler de ortaya koyması gerekiyordu.
Müslümanların din konusundaki samimiyetleri idare ve yönetim acısından yeterli olmadığını belkide Hz.Osman ile görmüş olduk. Ahlakı ile övülen ve cennetle müjdelenen birinin şura ve biyat ile geldiği halifelik konumunda çok başarılı olduğunu söylemek yanlış olur. Hz.Osman islam konusunda belki çok samimiydi. ahlaklıydı. ama idareciliği islam tarihinde büyük yaralar aşmıştı.
SALTANATA HİZMET EDEN DÜŞÜNCELER
Murcie
Hz.Alinin muhareberlerinde bazıları tarafsız kalmıştır. Bazende bir tarafı desteklemiş bazen de diğer tarafı. Müslümanların birbirleri ile muharebe etmelerini son derece büyük günah olarak görüyorlardı. Murcie ,İnsan farzları terk etse hatta büyük günah işlese imandan cıkmaz demişlerdir. Daha ileri giderek kalpte iman olduktan sonra şirk,puta tapıcılık,sözle küfür gibi herşeyi yapabilir söyleyebilir demişlerdir.[2] Bu düşüncelerden dolayı zulüm ve haksızlık rejimleri kendilerine dayanak bulmuş ve zulümlerinde devam etmişlerdir.
Cebriye
Başa gelenlerin allahın kaderi olduğu ,bunu değiştirilemeyeceği düşüncesidir. İnsan rüzgarın önünde ki yaprak gibidir. Yaptığını kendi yapmaz demişlerdir. Bu düşüncede Muaviye ve sonra ki iktidar sahiplerinin yaptığı zulüm ve günahların meşrulaştırılması için kullanılmıştır.[3] ,
İnsanın Allahın Halifesı Olması
Halifenin Allahın yeryüzündeki gölgesi olduğuna dair hadisler ve yine halifenin Allahın Halifesi olduğu düşüncesi bir noktada iktidardakilerin yaptıklarına karşı bir meşruluk zemini oluşturmuştur. Sultanlar kendilerini sankı Allahın iradesi olarak takdim etmişleridir. Bu durum ise İslami bir teokrasi yapmaya götürür. Ancak islam teokrasi değildir. Allah adına hükmetme ,allah tarafından düzeltilen için söz konusu olabilir. Bu durumda peygamber allahın halifesi olabilir. İnsanlar ise onun kuludur. [4]
Saltanatın Meşrulaştırılmasında Hadislerin Kullanımı
Sunni kaynaklarda cokca zikredilen “Ümmetimde halifelik 30 yıldır. Ondan sonra mülk (saltanat) olacaktır hadisi bazıları tarafından Muaviye ve sonrası saltanat için meşruluk zemini olarak kullanılmak istenmiştir. Tıpkı Hz.Hasanla Muaviyenin anlaşma yaptığı yılı “birlik yılı” olarak kabul etmeleri gibi. Sunni düşünce genellikle Muaviyenin mülk ve güçüne iç savaşa doğru gelişen fitneye son verici bir gelişme olarak bakar . Muaviyeyi devleti birleştiren, sınırları genişleten, güçlendiren bir lider olarak övenmesi genelde ondan öncekilere göre değil, ondan sonrakılere bakarak bunu yapıyordu. Bu noktada Muaviye kendisinden sonrakilere göre daha iyi konumda idi.
Muaviyenin Aliye üstün gelmesi neye telabül ediyordu ?
Muaviyenin Hz.Aliye olan galibiyetini kabilenin akideye olan üstün gelişi olarakta ifade edenler olmuştur. Alim Aliye karşı emir Muaviye zafer kazanmıştı. Böylece kendiliğinde islam tarihinde alim-emir ayrımıda şekillenmeye başladı. Yine burada Hz.Ali kabile bağından öte, ilk müslümanlardan oluşu, peygamberin amca oğlu ve damadı olması nedeni ile manevi bir bağlılıkta oluşuyordu. Birde buna iyiliği emretme ve kötülükten menetme gibi akidevi bir gömlek giydirildiğinde Ali kavmiyet taassubuna karşı bir kale idi. Alinin yenilmesi akidenin kavmiyetciliğe yenilmesi idi.
Muaviye zafer kazanması ile kendisine bağlı bir ordu oluşturdu. Hz.Ali ise bazen kendisi ile beraber olan, bazen cekimser olan halk kesimi vardı. Bu durumda halk ile ordu birbirinden ayrışmaya başladı. tabii bunda fetihlerle beraber sırf ganimet peşinde koşan askerlerin oluşmasınıda ekleyebiliriz. Saltanata giden yolda Hz.Osman Dönemi önemli bir aşamadır.
Hz. OSMAN DÖNEMİ VE SORUNLARIN BAŞLAMASI
Osman döneminde Ümeyye oğullarından bazılarına devletin para ve arsasının verilmesi,buna karşılık sahabeden bazılarının maaşlarının kesilmesi, peygamberin sürgüne gönderdiklerinin geri getirilmesi ve valilerin içki vs işleri şikayet konusu olmuştur. Hz. Osmanın evinin kuşatıldığı zaman Mervanın kuşatanlara “siz bizim elimizdeki idareyi ele geçirmek için geldiniz” sözü aslında halifeliği nasıl ve ne şekilde sahiplendiğini göstermektedir. Yine Muaviye Hz. Osmanı kurtarmak için gönderdiği kuvvetleri Medine dışında tutması ,adeta Hz.Osmanın öldürülmesini beklemesi bazı tarihciler tarafından farklı algılanmıştır. Böylece iktidarı ele gecirme fırsatı doğacaktı.
Hz.Osman ve sonrası bozulmanın sebebleri Hz.peygamberin vefatından sonra kabilecilik taassubu yeniden hortladı. Hz.Osman zamanında iş başına gelmiş kişilerden çoğu “tulaka” yanı mekkenin fethinden sonra af dileyerek müslüman olan kişilerdi. Yetkin sahabeler varken bunların atanmalarını sababenın bir kısmı hazmedemiyordu. Bu kişileri islamı tam olarak özümsemiş yada kabul etmiş kişiler değillerdi. Peygamberin eğitiminden geçmişte değillerdi. Mervan bin Hakemin Hz.osmanın katipliğine getirilmesi sorun olmuştur.
İşbaşına gelecek en temiz ,en pak kişi olmalı ,en ufak tereddüt hakkında duyulmamalıydı. Şaibeli kişilerin devlet görevlerine getirilmesi yine sorun olmuştu. Hz.Osman devrinde iki önemli şey ilerde olabilecekleri haberdar ediyordu.Bunlardan birincisi Muaviye gibi birisinin Şam valiliğinde uzun bir müddet tutulmuş olması idi. İkincisi ise Mervan bir Hakemin halkın tepkilerine ragmen Halifenin katipliğine getirilmedi idi. Tepkilerin coğalması son olarak Hz. Osmanın öldürülmesine kadar vardı. Ondan sonra Hz.Ali halife secilmiştir.
Hz. Ali ilk dönemlerinde biat etmeyenler ile bazı valilerin azledilmesi ile uğraşmak zorunda kaldı. Emeviler ise güçlü oldukları ,Muaviyenin vali olduğu Şama kaçmayı tercih etmişlerdi. Emevilerden önde gelenleri biyata davet edildiklerinde Hz.Ali tarafından Bedirde öldürülen akrabalarını bahane ederek biyat etmiyorlardı.Yine bazı büyük sahabeler Hz.Aliye biyat etmede cekingen davrandılar. Yine Hz.Osmanın kan davası ortaya atılması onu zor durumlara düşürdü.
Cemel savaşı ve bu savaşta Hz.Ali ile başta Hz.Ayşe olmak üzere bazı sahabelerin birbirleri ile savaşmaları müslümanlar arasında kı fitnenin ve ayrılıkların önemli sebeblerinden biri olmuştur. Halifeliğin saltanata dönülmesinde Muaviye kilit şahsiyetti.
MUAVIYE KİMDİR ?
Muaviyenin babası Ebu Sufyan mekkenin fethinde müslüman olmuştur. Abbasın aracılığı ile Hz.peygamberden eman dilemiştir. O zamanlarda Ebu Süfyanın Abbasa söylediği “kardeşinimn oğlunun mülk ve saltanatı ne kadar büyükmüş” sözü ailenin düşünce yapısını ele veriyordu.Muaviye ve babası galimetlerden kalpleri islama ısındırılacaklara ayrılan kısımdan pay almışlardı.[5]
Muaviye köklü bir değişeme yol açtığı için onu savunanlar ve karşı çıkanlar dayanak olarak hadislere sarılmışlardır. Bunlara başlıklar halinde yer verecek olursak
Muaviye hakkında olumlu şekilde uydurulan hadislerin türleri
Muaviyenin Allah katında eminlerden olduğuMuaviyenin Şamı alacağı hususuHalife olacağıMuaviyenin neredeyse nebi olarak gönderileceğiMuaaviye sevgisinin farz olduğuMuaviyenin cennetlik olduğuPeygamberin Muaviyeye hayr duası okuduğu
Muaviye hakkında olumsuz şekilde uydurulan hadis türleri
Muaviyenin cehennemlik olduğuÖlürken islam üzere ölmeyeceğiPeygamberin ona bedduası
Mekkenin fethinden sonra Ebu Sufyan Muaviyenin vahiy katıbı olmasını istemiş, peygamberde kabul etmiştir. Muaviye 163 e yakın hadis rivayet etmiştir. Muaviye Şam valisi iken validen daha cok kral gibi yaşamış, şaşalı hayatı tenkidlere ve fitnelere yol açmıştır. Suriye bölgesinde zengin yerlerin fetihleri ve oradan gelen ganimetler müslümanları sade yaşantılarından uzaklaştırdı.Lüks e kaçtılar.
Kıbrısı ve Rodosu feth etmesi önemlidir. Denizcilik bilgisi olmayan müslümanların bu ilk fetihleri bzansı tedirgin etmiştir. Muayiyenin Bıraznsa komşu olması belki aynı Osmanlı beyliğinde olduğu gibi düşmanın kurumsal yapısından etkilenmesine yol açmışta olabilir.
Muaviye, döneminde, Hz.Ali hakkında kötü söz söylemek, lanet okumak için fermanlar yayınladı. Ganimet mallarının dağılımında Kuran ve sunnete muhalif uygulamalar yaptı. Valilerini kanundan üstün görüyordu ve valiler de kanunlara uymuyordu. [6]
SIFFIN SAVAŞI VE HAKEM OLAYI,
Hz.Ali ile Sıffında karşılaşan Muaviye ordusu yenilmek üzere iken Amr bin As in önerisi ile mızraklarının ucuna kuran ayetlerı takıldı. Bu şekilde Hz.Ali ordusu içinde kargaşa çıkarılmak istendi ve bunda başarılı da oldular. Sonucta Hz.Ali hakem olayına razı edildi. Hakem olayı ise daha sonradan Haricilerin çıkış nedenlerinden biri olarak karşımıza çıkacaktı. Hakem olayında Muaviye kendi istediği adamı secerken Hz.Alinin teklif ettiği ve güvendiği kişiyi veto ettiler. Onun yerine bir başkası geçti.
Hakemler kararlarını açıklamaları ise bir başka tartışma konusu oldu. Öncelikle katılımcıların huzurunda Hz.Alinin hakemi olan Ebu Musa anlaştıkları şekilde her iki kişiyide yanı Ali ve Muaviyeyi de halifelikten azlettiklerini ,yeni bir halife secilmesine karar kıldıklarını söyledi. Ondan sonra söz alan Amr bin As ise anlaştıklarının muhalifine Hz.Alinin hakeminin kendi halife adayını azlettiğini ,kendisininde Hz.Aliyi azlettiğini ,bu durumda Hz.Alinin halifeliğinin bittiğini, kendisinin ise Muaviyeyi azletmediğini ve kendisini halife olarak ilan ettiğini söyledi. Amr bin As karşısında bir başarı gösteremeyen Ebu Musa durumu kabullenmek zorunda kaldı.
Amr bin As’ın savaş alanında kı hilesinden sonra masa başındada hilelerle galip gelmesi ve bunun kabullenilmesi Muaviyeye halifelik kapıları açmış oldu. İbni Kesir Amr bin As ın hakem olayında ki hilesini bakın nasıl karşılıyor. “Böyle hareket etmekle Amr bin As müslümanları lidersiz bırakmak istememiştir. Hilafet konusunda halk arasında ki ihtilafları nazara almış, halife seçiminin uzun süreceğini hesaba katarak, Muaviyeyi halife ilan etmiştir” buyuruyor. Böylelikle hilelerle, entrikalarla iş başına gelmeyi meşru göstermiş oluyor. Kim olursa olsun müslümanların başında birinin olmasının, onun ne şekilde iş başına gelmiş olmasından daha önemli olduğunu söylüyor. Böylelikle fitnenin ortadan kaldırıldığını düşünüyor. Ancak fitne yine katlanarak devam ediyor.
Hz. Alinin Hariciler tarafından camide öldürülmesi ise Muaviyenin önündeki tüm engelleri kaldırmış oldu. Hz. Hasanın Muaviye ile yaptığı anlaşma gereği kendisine belli bir miktar para ödenecek, cevresindekilerinin can ve mal güvenliği sağlanacaktı. Buna karşılık halifelik iddasından vazgeciyordu .Bu anlaşma yılına birlik yılı denmiştir.
MUAVIYENIN OĞLU YEZİDİ HALİFE SECTİRMESİ
Muaviyenin kendinden sonra oğlu yezidi halife sectirmesini ona ilk söyleyenin Mugeyre İbni Şube olduğu söylenir. Bu kişi Kufe valisidir ve Muaviye tarafından görevden alınma durumu vardır. Bunu duyunca Şama gelmiş burda Yezidle görüşmüş ve onu babasından sonra halife olması konusunda ikna etmiş. Yezid konuyu babasına açmış, Muaviye de Mugeyre yi çağırmış. Mugeyre Muaviyeye “Osmandan sonra halife secimindeki karışıklıkları ve sonrasında ki fitneleri hatırlatıp, kendi sağken oğlu Yezid için biyat alırsa bu tür durumların önüne gececeğini “ söylüyor. Muaviye bu işin nasıl olacağını sorunca Kufedekileri kendisinin ikna edeceğini söylüyor. Muaviye bu iş için para verip gönderiyor onu. Mugeyre Küfede birileri ile görüşüp onlardan heyet oluşturdu ve para verdi. Bu heyet Muaviyeye gelip oğlu yezidin kendisinden sonra iş başına gelmesini talep ettiler. Bundan sonra Medine valisi Mervan Bin Hakeme mektup yazıp onunda halkın nabzını yoklamasını istedi. Mervan önce Muaviyenin kendisinden sonra birini tayin etmek istediğini söyledi. Bu konuda halk olabilir dedi. sonra halkı yeniden topladı ve Muaviyenin oğlu yezidi halife olarak atayacağını ,bunun Allah tarafından ilham olunan güzel bir fikir olduğunu ,Hz.Ebubekir ve Ömerinde böyle yaptığını söylüyor. Toplantıda olan Ebu Bekirin oğlu Abdurrahman “kendisinin yalan söylediğini ,ümmetin iyiliğini düşünmediklerini ,bu şekilde kaysercilik (padişahcılık) yapmak istediklerini, Hz.Ebubekir ve Ömerin bu şekilde davrnamadığını, yerlerine oğlullarını tayin etmediklerini” söyleyip karşı çıkıyor. Bu toplantıda Abdurrahmanla birlikte. Hz.Hüseyin, Abdullah ibni Ömer ve Abdullah ibni Zebeyir Yezide biyat etmemiş. Bu konuda bazı müslümanlarda söz söylemekten yada tavır belirtmekten kaçınıyorlardı . Buna örnek olarak Muaviyenin düşüncesini sorduğu biri “Biz doğruyu söylemek için senden, yalan söylemek için ise Allahtan korkarız” diyerek içinde bulundukları acmazı ,durumu ifade etmiş oluyordu. Muaviye İrak ve Şamdan oğlu için biyatlar alıp ,işin en zor yeri olan Hicaza gitti. Burada yukarıda isimlerini saydığımız ve biyat etmeyen sahabelerle toplantı yaptı. Bunların düşüncelerini sordu. Abdullah ibni Zubeyir ,Muaviyeye “Bundan sonra sen üç şey yapmalısın. Ya Hz.Peygamber gibi kimseyi tayin etmezsin. Ya Hz. Ebubekir gibi yapar sorna geleceği ima edersin, yada Hz.Ömer gibi yapıp bir heyeti tayın eder ve aralarından birini halife secmelerini istersin. Ama bu durumların hepsinde de halife adayları cocukların yada akrabakarın arasında bulunmayacak” dedi. Muaviye diğerlerine de düşüncelerini sorunca onlarda aynı cevabı verdiler. Bunun üzerine Muaviye kızarak , onları ölümşe tehdit etti ,başlarına birer asker dikip eğer kendi sözü dışında bir söz söylerlerse kafalarını vurmalarını emretti. Bu şekilde cami de Muaviye oğlu Yezid için biyat istedi. Muhalifleride göstererek onlarında biyat ettiğini söyledi. Tabii bu kişiler o ortamda seslerini cıkaramadılar. Bu şekilde Mekke de biyat etmiş oldu. Bu şekilde 4 halifeden sonra Muaviyenin askeri güçü ,bir nevi askeri darbe,hilelerle halife seciminden sonra Yezidin tayini ile Hilafet makamı Saltanata koltuğuna dönüşmüş oldu. Muaviye’nin, oğlu Yezid’i iktidara getirmesi, sadece hukukî geleneğe değil, klasik kabile geleneğine de ters düştüğü için birçok çevreden tepki görmüştü. Çünkü kabile teamüllerine göre, başkanlığa başkanın oğlu değil, aynı kabile içindeki en dirayetli kişi seçilirdi[7] Yezid döneminde Hz.Hüseyin şehit edildi. Medine yağmalandı. insanlar kılıçtan gecirildi. Sonrasında Mekkeye yöneldi ve kabeye saldırdı.
SALTANAT SONRASI NELER OLDU ?
Halife seciminde uygulanan usul ve kanunlarda değişiklik oldu.
Eskiden kimse beni halife secin demezdi. Kuvvete dayanarak secilmek istemezdi. İktidarda olan kişiye biyat edilmez, birisine biyat edilince o kişi iktidara gelirdi. Biyat için çalışma, kulis faaliyetleri yapılmazdı. Halk tamamiyle serbest bırakılırdı . Muaviye yukarıda ki uygulamaların hiç birini yapmadı. Muaviye bir otorumda “benim iktidarımdan hoşlanmadınız.ama ben kılıcımın zoru ile iktidara geldim” demişti.
Halifelerin yaşayış şekillerinde değişiklikler oldu. ,
İlk halifelerin sade yaşantıları terk edildi. Kayserler ve Kısrakara has hayat sürdüler. Saraylar kurdular. Muhafız alayı oluşturdular. Halk ile halife arasında doğrudan, vasıtasız görüşme imkanları ortadan kalktı. Tabiki halkın idarecileri kontrol etmesinin önüde kesilmiş oldu.
Beytülmal konusunda değişiklikler oldu.
Önceleri Beytülmal halkın ve Allahın halifeye yada idareciye emaneti olarak algılanıyordu.Saltanatla beraber beytülmal padişahın özel hazinesine döndü. Kimsenin artık bu hazine konusunda saltanat sahiplerine sual sorma hakkı ortadan kaldırıldı. Müslüman olan gayri müslümlerden cizye alınmaya devam edildi.
Fikir hürriyeti son buldu.
İyiliği emrekmet kötülükten men etmek ten vazgecildi. Eskiden halifeler kendilerini eleştirmeye acıktı. Kendilerini eleştirenleri ikna ederlerdi. saltanat sahipleri ise kendileri eleştirenlere hakaret, tehdit,sürgün, işkence ve ölümlerle karşılık verdiler.
Adalet zarar gördü.Eskiden biri hakim Allaha karşı mesüldü. Bağımsızdılar. Herkes adalet önünde eşitti. Saltanatla beraber padişahlar adli meselelere müdahale etmeye başladılar. Adli vakalarda nufus olayı oluşmaya başladı. Bu yüzden bazı alimler hakimliği kabul etmekten ve bu oyunlara alet olmaktan çekindiler. Kanun üstünlüğü son buldu. Kanunları çiğnemekten geri durmadılar.
İstişare ortadan kaldırıldı
Eskiden halifelerin istişare heyetleri vardı. Saltanatla beraber şahsi uygulamalar başladı.
İrkçılık ve Kavmiyetçilik Arttı
Ümeyye oğuları iktidara gelince arap milliyetçiliği yaptılar. Arap olmayanlara karşı farklı uygulamalar yaptılar. Abbasiler iktidara gelince tersi oldu.
Cahiliye adetleri yeniden uygulanmaya başladı
Özellikle ölülere karşı hurmetsizlik, saygısızlıklar ,muhaliflerin ölülerine karşı yaygın şekilde yapılmaya başlandı.
Cihat kurumsallaştı
Düzenli ordu kurularak cihad artık bu ordunun görevi haline geldi. Bu saltanatında işine geldi. Cünkü iktidarın kaynağı halktı. Halka karşı bir güç yoktu. Halk idareyi kontrol de ediyordu. Düzenli ordu ile saltanat halka dayanmak yerine bu askeri güçe dayandı. Tabiki saltanatın devammı için paraya ihtiyac vardı.
Müslümanlar arasında mezhep ihtilafları başladı
Halifeliğin saltanata dönüşmesinden sonra müslümanlar arasında bir takım mezhep farklılıkları oluştu. Bunlar birleşerek fırka ve mezhepleri oluşturdu. Meseleleri çözmek süretiyle farklılıkları ortadan bir organında olmayışı bu duruma katkıda bulundu. Kufe fırkaların merkezi konumunda idi. Çünkü Cemel ,Sıffın ,Nehrivan savaşları Kufeye yakındı.
İslam ve din iktidarın bekası için kullanılır hale getirildi
Saltanat sahipleri saray ulaması oluşturmak için kesenın ağzını açtılar. Bazı alim denen kişilere maaşlar bağlandı. Saray ulaması olmak istemeyenlere işkenceler uygulandı. Tabiki Ebu Hanife gibi imamlar saltanata karşı mücadele ettiler. Bu yolda şehit edildiler.
Din ile devletin ayrışması yanı laik yönetimleri yolu acıldı
Muaviyenin kazanması aslında islamda laik-seküler düşüncelerinde bir bakıma temeli olmuştur. İnsanların devlet yönetimi ile kendi özel yaşantıları arasında ki bağı koparmaları , iktidarında yönetim ile islamin hükümdarlığını ayırması Saltanatın müslümanların zihnine soktuğu kötü bir nuvedir.
Müslümanlar ferd ve örgütsüz olmaya, pasif ve kaderine razı olmaya itildi.
Saltanat döneminde mücadele verenler olduğu gibi bu noktada halk ve bazı sahabe bir kenara cekilmeyi yeğledi. Fitneden uzak kalmanın erdemlerinden bahsedilir oldu. Siyasi mücadelenin islami yaşantıya zarar verdiği fikri işlenmeye başlandı. İnsanlar fertleşti. Zulüm karşısında susmanın erdemliğinden dem vuruldu.
Ömer bin Abdullaziz devri zulüm saltanatı içerisinde bir soluklanma imkanı oldu. Adaleti ve atalarını yanlış uygulamarını bırakması ile hayırlı işler yaptı. Halifeliğinin kısa sürmesi onun belkide daha fazla işler yapmasına engel oldu.
Emevilerden sonra İktidarı ele geçiren Abbasıler başta verdikleri sözlerden bir anda caydılar. Çünkü onlar emevilerin uygulamalarını eleştiriyorlardı. Şamı fethettiklerinde binlerce insanı öldürdüler. Emevi cocuklarını öldürdüler. Emeviler Rum kayserini ,Abbasıler ise İran Kısrasını örnek aldılar. Emeviler gibi beytülmal saltanat hazinesi oldu.
Güney Uzun
Özgürder Alternatif Eğitim Seminerleri -2008
20.01.2008
--------------------------------------------------------------------------------
[1] İslamin Işığında Günümüz Meseleleri - Hayrettin Karaman
[2] Hilafet ve Saltanat – Mevdudi – Hilal Yayınları
[3] Arap-İslam Siyasal Aklı - M.Cabiri - Kitapevi
[4] Günümüz Tefsir Problemleri – M.Sait Şimşek – Esra Yayınları
[5] Saltanata Giden Yolda Muaviye- İrfan Aycan – Ankara Okulu Yayınları
[6] İmamlar ve Sultanlar – M.İslamoğlu- Denge Yayınları
[7] Murat Kayacan – Dünden Bügüne Siyaset Hukuk İlişkisi
fikir defteri