
Hatırlıyorum, küçücük bedenime her şey bir kaç numara büyüktü o zamanlar. Ağlamanın dışında ne güzel geçerdi günler. Hatta ağlamak bile engel olamazdı gülümsememe. Bazen hıçkıra hıçkıra ağlarken, gözler yaşla doluyken bile, biranda gülüverirdik. Hayatın en anlamlı olduğu zamanlardı gülmek. Tek başına mutlu olunabiliyordu. Düşlerimiz vardı çünkü. Terlikten araba, mandaldan uçak, gırgırdan ev, kısacası minimum ev eşyalarından her türlü araç ve gereç yapılabiliyordu.. Başın öne sadece oyunlarda eğilirdi. Bir de yaramazlık yaptığında. Yaramazlık demişken; telaşlarımız vardı, minik kalplerin hızla atmasına neden olan. Korkunun anne-baba azarlarından ibaret olduğu dönemlerdi. Kızdıktan sonra dayanamayıp 'bir daha ki sefere dikkatli ol' deyip öpüp sararlardı kucaklarına. Ne güzeldi, hatta harika günlerdi.
Hafızamda yarım yamalak, küçük ama sevimli hatıralar dolanır bazen. O anda yaşanan olaylarda ne hissediyorsam, bazen hatırlarken de hissediyorum, çocukça bir heyecan doluyor kalbime ve seviniyorum. Ama çok kısalar. Keşke uzun uzun yaşayabilseydim heyecanlarımı.
Düşlerim vardı çocuk yüreğimde. Çocukça isteklerim vardı yerine gelmediğinde, kulaklara zarar ağlama sesleri içerisinde. Bazen yerine gelirdi isteklerim, babam sığmazdı yüreğime. Yerine gelmediğinde annem sarardı sıcacık kucağına, tarif edilmez ana kokusuyla öper, teselli ederdi. O zaman da anam sığmazdı yüreğime.
Oyunlar oynardık mahalle kenarlarında, hava kararmasın dilekleriyle. Güneşte hep bize inat erken batardı. Kızardım o zamanlar güneşe. Sabah sever, akşam üstü sevmezdim güneşi. Her dakikanın ayrı bir sevinci vardı. Akşam olunca iki duygu yaşardım; biri hüzün, biri sevinç! Hüznüm oyundan kopmaktı, sevincim ise anamın sıcacık yemekleri ve hayatta hiçbir şeye değişmeyeceğim aile saadeti. Babam işten gelirdi, beraber otururduk sofraya. Annemle veya misafirlerle konuşurdu babam, bazen memleket meselesi, bazen anlam veremediğim konulardı. Babamın engin bilgilere sahip olduğunu düşünürdüm.Çizgi filmlerde gördüğüm, doğaüstü güçlere sahip kahramanlardan farkı yoktu babamın. Annemin ise; örf ve âdetin, düzen ve disiplinin bir de sabrın kaynağı olduğunu, şimdilerde anladım. Umudu, yaşama sevincini aşılamış bana ,yıllarca fark edememişim.
Yağmur yağdığında balkon altlarına koşardık hızla. Dinlenip diğer bir balkon altına. Sevinçle koşardık, ıslanmak umrumuzda değildi. Bazen yağmur altına geçer gökyüzüne bakardık. Ağzımızı açar damlaları tutardık. Her damla bir mutluluk mu aşılıyordu yüreğimize de, o zamanlar hep mutluyduk?
Ömer AKKAN
20-02-2008
01:52
