TAMİLMİHAL SAADETİ EBEDİYYE

Ailimlerimiz yapılacak iş çok ama ömür az buyuyrmuşlar.önceliğide dinimizi öğrenmeye vermişlerdir.Ölüm ani dünya fani buyurmular ve fıkıh ilmi üzerinde durmuşlardır.Bu yüzden piyasadaki en gelişmiş ilmihal olan tam ilmihal saadeti ebediyye kitabını tanıtmaya çalişacağım.
SAADETİ EBEDİYYE ilmihal kitabı yüzlerce eserden hazırlanmış bir kitaptır.istifade edilen bu eserler çeşitli kütüphanelerde bulunmaktadır.Bunların çoğuda tercümeedilmemiştir.Her okuyucunun bu eserleri bulup istifade etmesi imkansız denecek kadar zordur.
Bal bir madde ise de Çeşitli çiçeklerden toplanarak imal edilmiştir.Saadeti ebediyyede buna benzetilebilir.
Saadeti ebediyye reddul muhtar,Halebi,Hadika, berika,Mektubati rabbani, ibn abidin,nimeti islam,Bezzaziye,şiratül islam ve daha binden fazla çok kıymetli eserlerden meydana gelmiştir.
Bunun için saadeti ebediyye kitabını okuyan bahsi geçen muteber kitaplardaki lazım olan bilgileride okumuş olur.
Piyasada bulunan diğer ilmihallerin hataları bir tarafa,doğru olan bir meselenin hangi kitabın hangi sayfasından alındığıda bilinmemektedir.
Bunlardan bazıları muteber bir kitapdan naklederken hata etmektedir.Kitap ve sayfa numarası verilmediğnden bir meselenin doğru olup olmadığı kontrol edilememektedir.
Saadeti Ebediyye kitabı tamamen nakle dayanmakta içinde hazırlayan zata ait bir hüküm bulunmamaktadır.Her meselenin hangi kitabın neresinden alındığı bildirilmektedir.
Bu eserde imanın esasları,Ehli sünnet itikadı çok geniş ve herkezin anlayabileceği şekilde açıklanmıştır.Sapık veya batıl mezhepler ve dinler inançlar bildirilerek müslümanlar bunların zararlarından korunmuştur.
İtikadi meselelerden sonra islamın 5 şartı çok geniş bir şekilde kaynakları ile beraber açıklanmıştır.
Bütün meseleler hanefi mezhebine göre hazırlanmıştır. zaman zaman diğer üç mezhebe görede hükümler ayrıca bildirilmiştir.
Hiç bir türkçe ilmihalde olmayan ihtiyaç halinde yapılan mezhep taklidi geniş olarak açıklanmıştır.Müslümanların her hangi bir özürle kendi mezhebine göre yapamadığı amelleri 4 mezhepten birini taklid ederek nasıl yapılacağı anlatılmıştır.
Bine yakın meşhur kimselerin hayatları anlatılmıştır.İstifade edilen binden fazla eserin ismi veyazarı bildirilmiştir.
30 yıldan fazla bir araştırma ve tercümenin mahsulü olan bu eser çeşitli ilim adamlarının tetkikinden geçmiştir.
Tam ilmihal kitabında abdest gusul teyemüm mesh namaz oruç zekar kurban adak yemin çeşitleri hac bilgileri anlaşılır şekilde sade bir dille anlatılmıştır.
Ruh çağırmak ruhun başkasına geçmediği cin ve korunma kurtulma çareleri hakkında uzun açıklamalar yapılmıştır.
İnsan kendi kaderini çizermi Kısmet meselesi alın yazısının mahiyeti bildirilmiştir.
Dinimizin 4 kaynağı olan Kuranı kerim, hadisi şerifler icma kıyas geniş şekilde anlatılmakdadır.
Tefsir meal hakkında kafi malumat verilmiştir.Hadisi şerif çeşitleri geniş olarak açıklanmıştır.
Bey ve şira yani alış veriş bilgileri çok geniş olarak yazılmıştır.Alış veriş bilgilerini öğrenmek farzdır.Öğrenilmezse harama düşülebilir.
Caiz fasid haram olan satışlar misalleri ile açıklanmıştır.
Dinimizin kadına verdiği önem İslamiyette kadının yeri Kadının ve kocanın birbirlerine karşı vazifeleri ve evlilik hakkında geniş bilgi verilmiştir.
Yiyip içmesi helal haram olanlar bildirilmiş ayrıca dinimize göre yeme içme adabı geniş olarak izah edilmiştir.
Akıl hakkında kafi bilgi verilip nefsin zararlarından kurtulma yolu gösterilmiştir.
Kısacası Sadeti ebediyye kitabında bir müslümana lazım olan bütün bilgiler vardır.Hepside en kıymetli eserlerden derlenmiştir.
Bu kitabı baştan sona DİKKATLİCE okuyan birisi dinimizin bütün emir ve yasaklarını öğrenir.Dinimiz hakkında yeterli bilgiye sahip olur.
Her müslümanın dinimizi çok iyi bilmesi şarttır.Ailmlerimiz dinini bilmeyenin dini yoktur buyurmuşlardır. 1248 sayfalık bu dev eseri her müslüman okuyup çoluk çocuğunada okutmasıda lazımdır.En güzel hediye en güzel mirastır.
TAM İLMİHAL SAADETİ EBEDİYYE kitabını her ildeki türkiye gazetesi bürolarından ve ihlas öğrenci yurtlarından çok cüzzi ücret karşılığı temin edilebilir.Ankarada onur sokak no:4 Maltepe 2132716 nolu telefondan ayrıntılı bilgi alınabilir.
Unutmayalım her çoban surusunden sorumludur.Erkekler hanım ve çocuklarının yaptığı günahlardanda sorumludur. İslamiyet bilmek dinidir.Allah affeder deyip FIKIH ilmini önemsememezlik etmeyelim.Asıl hesabı fıkıh ve amelden vereceğiz. Lütfen emanetin kıymetini bilelim.


Tam İlmihâl-Se’âdet-i Ebediyye) kitâbının, kıymet ve ehemmiyyetini, hemen ikinci sayfasında, büyük islâm âlimi Seyyid Abdülhakîm-i Arvâsî hazretlerinin kıymetli oğlu Ahmed Mekkî Efendi, kısa ve vecîz sözleri ile açıklamışdır.
Se’âdet-i Ebediyye kitâbı üç kısımdan meydâna gelmişdir:
I. kısımda; İslâm dînine nasıl inanılacağı, ehl-i sünnet i’tikâdı, İslâm dinine iftirâ edenlere cevâblar, Kur'ân-ı kerîm ve tefsîrler, kur'ân-ı kerîmdeki ilmlerin sınıflandırılması, Nemâzın ehemmiyyeti, farzları, abdest, gusl, nemâz ile ilgili bütün husûslar, kaza nemâzları, Cum’a ve bayram nemâzları, Zekât, Ramezân Orucu, Sadaka-i Fıtr, Yemîn ve Yemîn Keffâreti, Adak, Kurban Kesmek, Hac, Mübârek Geceler, Hicrî ve Mîlâdî Senelerin birbirine çevrilmeleri, Selâmlaşmak, Muhammed aleyhisselâmın hayâtı, ahlâkı, anne, baba ve dedelerinin mü’min oluşu, Sübhâne Rabbîke âyeti hakkında bilgiler... yer almakdadır.
II. kısımda; Îmân, Akl, Kaza-Kader, Tefsîr ve Hadîs kitâbları, Hadîs âlimleri, ALLAHü teâlânın ismleri, Mezheb, Fıkh, İmâm-ı A’zam hazretleri, Vehhâbîlere Ehl-i Sünnetin cevâbı, Evliyâ rûhlarından faydalanma, Bozuk dinler, hurûfîlik, Sosyalizm ve Sosyâl adâlet, İslâmiyyetde nikâh, Talâk, Süt kardeşlik, Nafaka, Komşu hakkı, Halâl ve Harâmlar, İsrâf ve Fâiz, Fen Bilgileri, Tevekkül, Müzik ve Tegannî, Cin hakkında bilgi, Bir Müslimân babanın kızına nasîhatları, Mu’cîze, kerâmet, firâset, istidrâc ... gibi konular yer almakdadır.
III. kısımda, İslâmiyyetde kesb ve ticâret, Bey’ ve Şirâ’, Alış-verişde muhayyerlik, Bâtıl, Fâsid ve Mekrûh Satışlar, Ticârette adâlet ve ihtikâr, dinini kayırmak, ihsân, Banka ve Fâiz, Şirketler, Cezâlar, Ölüm ve Ölüme Hâzırlık, Meyyite Hizmetler, Ferâiz, Meyyit için İskât ... gibi konular yer almakdadır.
Ayrıca konular arasında, İmâm-ı Rabbânî hazretlerinin ve oğlu Muhammed Ma’sûm hazretlerinin (MEKTÛBÂT) kitâblarından çeşitli mektûblar vardır.
Son bölümde (1020) zâtın hâl tercemesi yer almakdadır. Fihrist bölümünde zâtlar, kitâblar, mevzû'lar fihristleri vardır.
Bine yakın eserden uzun bir zemânda hâzırlanan bu nâdîde eserde; insanı se’âdete kavuşduracak bütün husûslar yer almakdadır.

HAKİKAT KİTABEVİNİN DİĞER KİTAPLARI

(Fâideli Bilgiler) kitâbı üç kısımdan meydâna gelmişdir.
I.kısımda; Ma’lûmât-ı Nâfia (Fâideli Bilgiler), İslâm dîni hakkında kısa ve öz bilgiler; Ehl-i Sünnet i’tikâdı, islâmî ilimlerin ve fıkh âlimlerinin sınıflandırılması, İmâm-ı A’zam Ebû Hanîfe hazretlerinin hayâtı, Ehl-i Sünnet dışı bu inanç sistemi olan vehhâbîlik hakkında bilgi vardır.
II. kısımda; (Din Adamı Bölücü Olmaz) kitâbı vardır. Burada Mısırlı bir din adamı Reşid Rızânın bölücü yazılarına cevâb verilmekdedir. Ayrıca dört mezheb imâmı hakkında kısa bilgi verilmekdedir. Din adamı nasıl olmalıdır; Muhammed Ma’sûm-i Fârûkî hazretlerinin kaleminden anlatılmakdadır. Îmânda ve amelde bid’at konusu da geniş olarak îzâh edilmekdedir.
III. kısımda, (Doğruya İnan, Bölücüye Aldanma) kitâbı vardır. Birkaç dinde reformcunun bozuk düşüncelerine cevâb verilmekdedir. Cebriyye, Mu’tezîle ve Ehl-i Sünnet fırkalarının insanın yapdığı iş ve kaza-kader konusunda görüşleri; îmân yalnız inanmak mıdır, Kur’ân-ı kerîm tefsîri ve tercemeleri, ALLAH sevgisi ve ALLAH korkusu; İslâm dîninin kadına verdiği değer anlatılmakda, dinde reform yapmak istiyenlere cevâb verilmekdedir.


(Hak Sözün Vesîkaları) kitâbında on kısım vardır.
I. kısım; Abdüllah-ı Süveydi hazretlerinin yazdığı (Hücec-i kat’ıyye) kitâbıdır. Ehl-i Sünnet ile şî’îlerin arasındaki ayrılığın giderilmesini ve bu husûsdaki Nâdir Şâhın Fermânını bildirmekdedir.
II. kısım; İmâm-ı Rabbânî Müceddîd-i elf-i sânî Ahmed Fârûkî Serhendinin (Redd-i Revâfıd) kitâbıdır.
III. kısım; Mevlevî Osmân efendinin (Tezkiye-i ehl-i beyt) kitâbıdır. Bir islâm düşmanının yazdığı Hüsniyye kitâbına cevâb verilmekdedir.
IV. kısım; (Birleşelim-Sevişelim) kitâbıdır. İslâm câhillerinin çeşidli fikirlerine cevâb verilmekde, bilhassâ, Nemâz ve Mescidler konusunda geniş açıklamalar yapılmakdadır.
V. kısım; (Îmân ile ölmek için kardeşim, Ehl-i beyt ile Eshâb-ı sevmelisin) kitâbıdır. Ehl-i beyt ile Eshâb-ı kirâmın birbirlerini çok sevdiklerini açıklamakda ve bu husûsda iftirâ edenlerin sözleri gâyet ilmî olarak cevâblandırılmakdadır.
VI. kısım; İmâm-ı Rabbânî hazretlerinin (Peygamberlik Nedir) kitâbıdır. Peygamberlik nedir, Muhammed aleyhisselâmın Peygamberliği, Mu’cîzenin ne olduğu açıklanmakdadır.
VII. kısım; (İmâm-ı Rabbânî hazretlerinin hâl tercemesi)dir. Bunun devâmında, Muhammed Ma’sûm-ı Fârûkî hazretlerinin (33) adet mektûbunun tercemesi vardır.
VIII. kısım; İmâm-ı Gazâlî hazretlerinin (Eyyühel-Veled) tercemesidir.
IX. kısım; Bu kısımda bir din câhiline cevâb verilmekdedir.
X. kısım; Komünistlik nedir, komünistlerde din düşmanlığı îzâh edilmekdedir.


(Herkese Lâzım Olan Îmân) kitâbı dört kısımdan meydâna gelmişdir.
I. kısım; Mevlânâ Hâlid-i Bağdâdî hazretlerinin (İ’tikâdnâme) kitâbının tercemesidir. (Hadîs-i Cibrîl) adı verilen; islâmın beş şartını ve îmânın altı şartını anlatan bir hadîs-i şerîfin açıklamasıdır. Ayrıca Şerefüddîn Yahyâ Münîrinin iki mektûbu, ALLAHü teâlâ vardır, birdir, konuları vardır.
II. kısım; (Müslimânlık ve Hıristiyanlık) kitâbıdır. Burada Peygamberler, kitâblar, dinler, (Yehûdîlik, hıristiyanlık ve islâmiyyet) hakkında bilgi verilmekde, Hakîkî bir müslimân olmanın şartları açıklanmakda, müslimânlığa hayran olanların sözleri ile, (42) tane başka din mensûbu iken islâmiyyeti seçen zâtların hayâtları anlatılmakdadır.
III. kısım; (Kur’ân-ı Kerîm ve Bugünkü Tevrât ve İncîller) kitâbıdır. Burada, bugünkü Tevrât ve İncîller hakkında bilgi verilmekde, Kitâb-ı Mukaddesdeki hatâlar îzâh edilmekde, Kur’ân-ı Kerîmin son ve değişmiyen kitâb olduğu ilmî olarak anlatılmakdadır. Ayrıca Muhammed aleyhisselâmın mu’cîzeleri, fazîletleri, güzel ahlâk ve âdetleri anlatılmakdadır.
IV. kısım; (İslâm Dîni ve Diğer Dinler) kitâbıdır. Burada islâm dîninin vahşet dîni olmadığı, hakîkî müslimânın câhil olmadığı, ilkel dinler, semâvî dinler, islâmiyyetde felsefe olamıyacağı konuları açıklanmakdadır.


(İslâm Ahlâkı) kitâbı üç kısımdan meydâna gelmişdir.
I. kısım; (İslâm ahlâkı) kısmıdır. Alî bin Emrullah ve Muhammed Hâdimi hazretlerinin kitâblarından hâzırlanmışdır. Kötü ahlâk ve bundan kurtulma çâreleri, (40) tane kötü ahlâk ve tedâvî yolları, ahlâk ilminin fâideleri, neye yaradığı, rûh nedir, rûhun kuvvetleri, hikmet, şeca’at, iffet ve adâletden doğan huylar geniş olarak anlatılmakdadır.
II. kısım; (Cennet Yolu İlmihâli)dir. Muhammed bin Kutbüddîn İznîkinin (Mızraklı İlmihâl) kitâbı esâs olarak hâzırlanmışdır. Îmânın altı şartı, küfre sebeb olan husûslar, islâmın beş şartı, ellidört farz, büyük günâhlar, Evlenmenin edebleri, Ölüme hâzırlık konularını anlatan bir ilmihâl kitâbıdır.
III. kısım; (Ey oğul ilmihâli)dir. Osmânlı devleti âlimlerinden Süleymân bin Ceza’ hazretleri, Hanefî mezhebi âlimlerinin kitâblarını esâs olarak hâzırlamışdır. İbâdetler, îmân, Ana-baba hakkı, Sıla-ı rahm, Yime-içme adâbı, Hakîki müslimân nasıl olur konuları ile, ayrıca sonunda, Muhammed Ma’sûm-ı Fârûkî hazretlerinin rûhlara gıda olan onbir mektûb tercemesi vardır.


(Eshâb-ı kirâm) kitâbının başında, Peygamberimiz Muhammed aleyhisselâmın Eshâbının üstünlüğünü, Eshâb-ı kirâma dil uzatanların haksız ve câhil oldukları anlatılmakda, ayrıca; (İctihâd)ın ne olduğu açıklanmakdadır.
Tenbîh kısmında, bir islâm düşmanının yazdığı (Hüsniyye) kitâbına cevâb verilmekdedir.
Bir kısmında, büyük islâm âlimi İmâm-ı Rabbânî hazretlerinin ve Seyyid Abdülhakîm-i Arvâsî hazretlerinin hâl tercemeleri anlatılmakdadır.
Müslimânların İki Göz Bebeği kısmında, Hazreti Ebû Bekr ve Hazreti Ömerin üstünlükleri anlatılmakda, İslâmda ilk fitne kısmında, Eshâb-ı kirâm arasındaki hadîseler, İmâm-ı Rabbânî Ahmed Fârûkî Serhendi hazretlerinin kaleminden çok güzel ve açık olarak îzâh edilmekde, Eshâb-ı kirâmın hepsini sevmek, Ehl-i sünnet olmanın temel şartı olduğu açıklanmakdadır.
Sonunda da, kitâbda ismi geçen (265) zâtın hâl tercemeleri açıklanmakdadır.


(Kıyâmet ve Âhıret) kitâbı iki kısımdan meydâna gelmişdir.
I. kısım; büyük islâm âlimi, İmâm-ı Gazâlî hazretlerinin (Dürret-ül fâhire) kitâbının (Kıyâmet ve Âhıret) hâlleri olarak tercemesidir. İnsanın ölümü, rûhun bedenden ayrılması, kabr hayâtı, kabr süâlleri, kıyâmet günü insanların hesâba çekilmesi, Cennet ve Cehenneme nasıl gidileceği, geniş olarak açıklanmakdadır. Ayrıca, İmâm-ı Gazâlî hazretlerinin (Kimyâ-i Se’âdet) kitâbından alınan (Nefs muhâsebesi) kısmında, akıllı bir müslimânın ne şekilde hareket etmesi gerekdiği çok güzel bir şekilde îzâh edilmekdedir.
II. kısımda (Müslimâna Nasîhat) kitâbı yer almakdadır. (Feth-ül mecîd) isimli bir vehhâbî kitâbından kısımlar alınarak, bozukluklar îzâh edilmiş, (Ehl-i Sünnet) âlimlerinin cevâbları yazılmış, tesavvufun ne olduğu çok güzel açıklanmışdır. Resûlullah efendimizin kabrini ve diğer kabrleri ziyâret, kabrdekilerin hâlleri, Resûlullaha salevât okumanın önemi, Evliyâlığın ne olduğu, kıyâmet günü herkes sevdiğinin yanında olacakdır konuları burada açıklanmışdır. Ayrıca, Ehl-i Sünnet i’tikâdından ayrılan vehhâbîliğin inanç esâsları, yayılma şekli, Hicâz bizden nasıl ayrıldı, geniş olarak îzâh edilmişdir.


971 [m.1563] yılında doğmuş ve 1034 [m.1624] yılında vefât etmiş olan, ikinci bin yılının müceddîdi, İmâm-ı Rabbânî Ahmed Fârûkî Serhendi hazretleri, islâm dîninin Kur’ân-ı kerîm ve Hadîs-i Şerîflerden sonra, üç numaralı kitâbı olan (MEKTÛBÂT) kitâbını yazmışdır. Üç cild ve aslı fârisî olan mektûbât kitâbında (536) mektûb vardır. İmâm-ı Rabbânî hazretleri bu eserinde, insanoğlunun rûhî hastalıklarının tedâvî yollarını göstermiş, islâm dînine nasıl inanılacağı, ibâdetlerin ehemmiyyeti, Evliyâlık, Resûlullahın güzel ahlâkı, islâmiyyet, tarîkat ve hakîkatin ayrı-ayrı şeyleri olmadıkları gâyet açık bir şekilde îzâh edilmişdir. (Müjdeci Mektûblar tercemesi) kitâbı, (Mektûbât)ın birinci cildinin tercemesidir. Başlangıçdaki mektûbları hocası Muhammed Bâkî-billaha yazıldığından ve tesavvufun inceliklerinden bahsettiğinden bu tercemeye alınmamışdır.


(Cevâb Veremedi) kitâbı Harputlu İshâk Efendinin (Diyâ-ül kulûcool.gif kitâbının tercemesidir. Îsâ aleyhisselâma gönderilen ve hak kitâb olan İncîl kitâbının tahrîf edilmesi ile ortaya çıkan dört kitâb [Matta İncîli, Markos İncîli, Luka İncîli, Yuhannâ İncîli] hakkında bilgi vermekde, bunlar arasındaki ihtilâfları açıklamakdadır. Kur’ân-ı kerîm ile İncîl karşılaştırılmakda, İncîlin tahrîf edildiği, hükümlerinin yürürlükden kalkdığı, Kur’ân-ı kerîmin bütün semâvî kitâbların hükümlerini yürürlükden kaldırdığı îzâh edilmekdedir. Îsevîlikdeki teslîs (üç tanrı) inancının yanlış olduğu, ALLAHü teâlânın bir olduğu, ilim ve kudret sıfâtları ilmî olarak açıklanmakdadır. Îsâ aleyhisselâmın insan olduğu, Peygamber olduğu, ona tapılmıyacağı îzâh edilmekdedir. Yehûdîlik, Tevrât ve Talmud hakkında da bilgi verilmekdedir.


Bu kitâb iki kısmdan meydâna gelmişdir:
Kitâbın birinci kısmında; ingilizlerin dünyâ hâkimiyeti zemânında kurdukları (Müstemlekeler Nezâreti)nin bir elemânı olarak önce İstanbula gelen ve orada çeşidli islâmi ilimleri ve lîsanları öğrenen Hempherin, bağlı olduğu (Nezâret)in tâlimatı ile islâm âlemini dolaşması, Mehmed bin Abdülvehhab ile dostluk kurması, ona vehhâbîlik temel inançlaını telkin etmesi açıklanmakdadır. İslâm dünyâsını ve müslimânları nasıl parçalayabileceğinin âdetâ tatbikâtını yapmışdır. Sistemini kurmuşdur.
Kitâbın ikinci kısmında, ingilizlerin islâm memleketlerinde ve bilhassâ Hindistanda yapdıkları insanlık dışı mezâlim anlatılmakdadır.


İmâm-ı Rabbânî Müceddîd-i Elf-i sânî Ahmed Fârûkî Serhendi hazretlerinin üç cild (MEKTÛBÂT) kitâbından ve oğulları Muhammed Ma’sûm-i Fârûkî hazretlerinin de üç cild (MEKTÛBÂT) kitâbından, uzun bir çalışma sonunda çıkarılan kıymetli cümleler, Elif-ba sırasına göre tanzîm edilmiş, Seyyid Abdülhakîm Arvâsî hazretlerine okunmuşdur. Dikkat ile dinledikden sonra, bunun adı (Kıymetsiz Yazılar) olsun demişdir. Okuyanın hayreti üzere, anlamadın mı, (Bunun kıymetine karşılık olabilecek birşey bulunabilir mi?) buyurmuşdur. Son sayfasında şu cümleler yer almakdadır: (Fırsat ganîmetdir. Ömrün temâmını fâidesiz işlerle telef ve sarf etmemek lâzımdır. Belki temâm ömrü, Hak celle ve a’lânın rızâsına muvâfık ve mutâbık şeylere sarf etmek lâzımdır....)


Bu kitâb dokuz bölümden meydana gelmektedir. Ehl-i sünnet i'tikâdı, namaz, abdest, gusl, teyemmüm, oruç, hac ve zekât bilgileri anlatılmaktadır. Namâz kitâbının sonunda, namâzın içinde ve dışında okunacak duâlar yer almaktadır.


Bu kitâb, derin âlim ve büyük velî Mevlânâ Abdürrahmân Câmî hazretlerinin, “ŞEVÂHİD-ÜN NÜBÜVVE Lİ-TAKVİYET-İ EHLİL-FÜTÜVVE” adlı kitâbının tercümesidir. Kitâbda, bir mukaddime, yedi bölüm, bir hâtime vardır:
1) Mukaddime: Nebî ve mürsel kelimelerinin ma’nâlarını ve bunlara bağlı şeyleri açıklamakdadır.
2) Birinci bölüm: Resûlullahın “sallALLAHü teâlâ aleyhi ve sellem” doğumundan evvel, Peygamberliğine delîl olan alâmetler hakkındadır.
3) İkinci bölüm: Resûlullahın “sallALLAHü teâlâ aleyhi ve sellem” doğumundan bi’setine [Peygamberliği bildirildiği vakte] kadar, meydâna gelen alâmetler hakkındadır.
4) Üçüncü bölüm: Bi’setden hicrete kadar meydâna gelen mu’cizelerin beyânı hakkındadır.
5) Dördüncü bölüm: Resûlullahın “sallALLAHü teâlâ aleyhi ve sellem” hicretinden vefâtına kadar olan mu’cizeleri hakkındadır.
6) Beşinci bölüm: Resûlullahın “sallALLAHü aleyhi ve sellem” vefâtından sonra meydâna gelen ve ayrıca zemânı kesin belli olmıyan veyâ bir vakte mahsûs olmıyan alâmetler hakkındadır.
7) Altıncı bölüm: Eshâb-ı kirâmdan ve Ehl-i beytden [oniki imâmdan] meydâna gelen kerâmetler anlatılmakdadır.
Yedinci bölüm: Tâbi’în, tebe-i tâbi’în ve sofiyyeden sâdır olan kerâmetler hakkındadır.
9) Hâtime: Din düşmanlarının gördüğü cezâ ve belâlardan bahs edilmekdedir.


Dört halîfenin ve Eshâbın bütününün büyüklüklerini, kıymetlerini çok uzun ve çok güzel anlatan bu kitâb, türkçe olup, ilk defa 1325 senesinde basılmıştır. Kitabevimiz yeniden 1998'de bastırmıştır. Bu kitâbı Seyyid Eyyûb hazretleri yazmıştır.
1. bâb’ta, birinci halîfe emîr-ül mü’minîn Ebû Bekr-i Sıddîkın “radıyALLAHü teâlâ anh” 66 menkıbesi vardır.
2. bâb’ta, ikinci halîfe emîr-ül mü’minîn Ömer-ül Fârûkun “radıyALLAHü teâlâ anh” 81 menkıbesi vardır.
3. bâb’ta, Ebû Bekr-i Sıddîk ve Ömer-ül Fârûkun “radıyALLAHü teâlâ anhümâ” 23 menkıbesi vardır.
4. bâb’ta, üçüncü halîfe emîr-ül mü’minîn Osmân-ı Zinnûreyn “radıyALLAHü teâlâ anh” 55 menbesi vardır.
5. bâb’ta, Ebû Bekr, Ömer ve Osmân’ın “radıyALLAHü anhüm” 19 menıbesi vardır.
6. bâb’ta, dördüncü halîfe emîr-ül mü’minîn Esâdüllahi Gâlib Alî ibni Ebî Tâlibin “radıyALLAHü teâlâ anh” 101 menkıbesi vardır.
7. bâb’ta, Ebû Bekr, Ömer, Osmân ve Alînin “radıyALLAHü teâlâ anhüm” 46 menkıbesi vardır.
8. bâb’ta, Ebû Bekr-i Sıddîk ile Alî bin Ebî Tâlibin “radıyALLAHü anhümâ” münâzarası anlatılmaktadır.
9. bâb’ta, Âşere-i Mübeşşerenin menâkıbı. Bu bâbda 13 madde vardır.
10. bâb’ta, Resûlullahın “sallALLAHü teâlâ aleyhi ve sellem” Ehl-i Beytinin 17 menkıbesi vardır.
11. bâb’ta, Eshâb-ı kirâmın “rıdvânullahi teâlâ aleyhim ecma’în” 8 menkıbesi vardır.
12. bâb’ta, 36 madde halinde bu ümmetin üstünlükleri anlatılmaktadır.

KİTAPLAR çok cüzzifiyatlara satılmakdadır çünkü dinden para kazanılmaz prensibi uygulanmakdadır en güzel hediye en güzel miraslardandır
http://www.hakikatkitabevi.com/download/tu...15-turpusti.pdf




“Dünyayı aldatanlar!”

Yıllarca hatta asırlarca insanları meşgul eden, kafalarını karıştıran, birbirlerine düşüren, milyonlarla ifade edilebilecek sayıda zavallı insanın ölümüne sebep olan çok kimse gelmiş tarih boyunca...
Bunların peşine takılanlar gerçekten zavallı insanlar. Hepsine kötü niyetli demek mümkün değil. İnsanlığın kurtuluşuna çalışıyorlardı akıllarınca. Ama iyi niyet her zaman yetmiyor... İyiyi, güzeli, doğruyu, yanlışı ayıracak bir ölçü olmayınca iyi niyetle yapılan birçok iş, kişinin kendisine ve topluma zararı oluyor, felaketlere sebep oluyor.
Değerli ilim adamlarımızdan, ruh ve sinir hastalıkları mütehassısı Doç. Dr. Sefa Saygılı’nın “Dünyayı Aldatanlar” (Türdav A.Ş, 511 61 62) isimli bir kitabı elime geçti. Bir çırpıda okudum. Gerçekten güzel hazırlanmış... Sayın Saygılı’nın branşı da göz önüne alındığında tespitlerin inandırıcılığı ayrıca önem kazanıyor... Tabii ki, dünyayı aldatanlar bu kitaptaki şahıslardan ibaret değildir. Belli başlıları seçilmiş...
Kitapta, tarihe damgasını vurmuş, düşünce dünyasında iz bırakmış sadece kırka yakın şahsiyet yer almakta: Freud, Karl Marks, Abdullah ibni Sebe, Hasan Sabbah, Bahaullah, Ahmed Kadıyani, Emil Durkheım, Lawrence, Hitler, Stalin, Nurullah Ataç, Satanizmin kurucusu, Anton Lavey... Mehdi taslakları...vs. Bunların tespit edilen ortak özellikleri şöyle:
Bu kişilerin önemli bir kısmı Yahudi asıllı. Azınlık psikolojisi içinde yetişmiş, hakarete uğramış ve aşağılanmış Yahudi bilginleri, genellikle alışılmadık düşünce akımlarının başlatıcıları olmuşlar.
Yine bu kişilerin zorluklarla, sıkıntı ve meşakkatlerle geçen çocukluk ve gençlik yılları dikkatimizi çeker. Bazılarının ebeveyni yoktur veya ayrıdır. Çoğu da eğlence ve sefahete dalmış, sıradan bir insanın dahi aklına gelmeyen aşağılık fiilleri işlemişler. Kısacası, aşağılık kompleksi içinde, çevreye kin ve nefret kusan intikam hisleriyle yetişmişler. Daha sonra onlardan olmadık fikir ve fiiller sadır olmuştur. Bunların ortak özelliklerinden biri de, tahrif edilmiş Hıristiyanlıktaki saçmalıkları görerek incelemeden İslamiyeti de böyle zannedip karşı olmalarıdır.
Yine “Dünyayı Aldatanlar” genellikle samimi insanlardır. Söylediklerine kendilerine inanmakta, başta kendilerini de aldatmaktadırlar. Ancak kimilerinin de sahtekâr ve şarlatan olduğu aşikâr... Mesela, insanı cinsi hazzın elinde oyuncak gören, bebeğin annesini emmesini bu hazza bağlayan, inancı reddeden, şuurlu hareketi ve iradeyi kabul etmeyen; karamsarlık, korku ve ümidsizlik aşılayan Freud, aslında insanlığı yok olmaya sürükleyen bir şarlatandı. Şu ifade kendisine ait: “Ben gerçek manada ne bir ilim adamıyım, ne de gözlemci, ne bir deneyci, ne de bir mütefekkirim... mizaç itibariyle sadece maceracıyım.”
Bu insanların ortak bir özelliği de şana, şöhrete, servete ve şehvete düşkün olmalarıdır. Onların fiillerinde muhakkak bu amillerin tesiri vardır. Yine bugün peşine kitleleri takan, etrafına sahte gülücükler dağıtarak insanlığı felâkete sürükleyen liderlerin özellikleri bunlara çok benzemektedir.
Evet, dünya kurulalı beri binlerce enbiya, evliya ve ulema birbirini tasdik ede ede gelmiştir. Yalanlama değil, hep tasdik... İnsanlara, dünyada ve ahırette huzura, saadete kavuşmanın yollarını gösterdiler. Kendilerine uyanlar gerçek huzuru buldular
Filozoflar ve “dünyayı anlatanlar” ise birbirini yalanlayarak, çürüterek ortaya çıktılar. Her biri ayrı şeyler söylediler. Böylece, hem kendilerinin hem de arkalarından gidenlerinin dünyalarını ve ahıretlerini kararttılar... Bunların uzantıları durumundaki “şarlatanlar” bugün de karartmaya devam ediyorlar!.. Dinin naklî olduğu; felsefeye, ilhama, düşünceye dayalı olamayacağı gerçeği bilinmedikçe, daha çok kimsenin hayatları kararmaya devam edeceğe benziyor!..




27 Mayıs 2000 Cumartesi mehmet.oruc@tg.com.tr

Mehdilik hezeyanları

Dün bahsettiğim “Dünyayı Aldatanlar” kitabında, psikiyatrist Sayın Sefa Saygılı’nın Mehdilik iddiasında bulunanlarla ilgili de enteresan tespitleri var. Gerçekten de bu Mehdilik, Müceddidlik, iddiaları asırlardır, Müslümanların kafasını karıştırmış, çok kimsenin dinimizin bildirdiği ana yoldan çıkmalarına sebep olmuştur. Günümüzde bile sadece İstanbul’da Mehdilik, Müceddidlik iddiasında bulunan yirmiden fazla insan bulunmaktadır.
Sayın Saygılı’nın kitabını okumadan önce, bazı özel maksatlılar hariç bu tür iddiada bulunanları; dini istismar ederek köşe dönmek isteyen zavallı kimseler zannederdim. Sayın Saygılı mesleği itibariyle konuya farklı açıdan bakmakta; bu tür iddia sahiplerinin ruhen hasta kimseler olduğu gerçeğini vurgulamaktadır:
Bazı psikiyatrik hastalıklarda muhakeme melekesi bozulur ve hezeyanlar ortaya çıkar. Gerçeğe uymayan düşüncelere, hadiselere inanmak demek olan hezeyanlar, hastanın içinde bulunduğu çevre ve kültür ile paralel bir muhteva kazanır. Sözgelimi Fransa’da sık sık kendini Napolyon zanneden akıl hastalarına rastlanması bu yüzdendir.
Dini bilgisi olan çevrelerde ise, en sık “Mehdilik” hezeyanı görülür. Aslında akıl hastanelerinde bu kabil hastalar pek çoktur. Eğer hasta şizofren ise herkes rahatsızlığının farkına vardığı ve hastaneye yatırıldığı için kimse zarar görmez. Fakat paranoya dediğimiz akıl hastalığı bu açıdan çok ilginçtir ve bunları ancak bir psikiyatrist ciddi bir incelemeden sonra anlayabilir. Tarih bu tiplerin örnekleriyle doludur.
Bu tip yalancı mehdileri teşhis edip aldanmamak için “mistik paranoya” denilen akıl hastalığını bilmek gerekir. Paranoyanın tek klinik belirtisi sarsılmaz, sistemli ve hiçbir delille, izahla değişmeyen müzmin hezeyandır.
Paranoyaklar zekidirler. Zeka seviyeleri (IQ) yüksektir. Ve bu hastalar ekseriya zekaları ile uygun ölçüde hayatta başarı elde edememiş kişilerdir. Uydurduğu masala çoğu zaman kendi de inanır ve çevresinin inanmasını da ister. Kendilerini “kurtarıcı” “uyarıcı”, kabul ederler. Bu kabil hastaların, yeterli dini bilgisi olmayan kimseleri toplayıp mezhep ve tarikat kurduğu bile görülür.
Paranoyakları, ahir zamanda geleceği hadis-i şeriflerle bildirilen hakiki İslam tebliğcisinden (Hz. Mehdi’den) ayıran pek çok fark vardır: Sahte mehdilerin en belirgin farkları mağrur, kibirli, kendilerine aşırı güvenen, geçmişi inkar, insanlarla alaylı ve kinayeli konuşma özellikleridir. Paranoyaklar, tavsiye ve telkini hiçbir zaman dikkate almazlar. En akıllı, en üstün kendileridir.
Her olayı, her tavrı hezeyanına yarayacak şekilde yorumlarlar. Yeni bir durumla karşılaştıklarında durumun tümünü göz önüne almaksızın, dar bir açıdan, beklentilerini tasdik edecek veriler bulmaya girişirler. Vardıkları sonuç başlangıçta istediklerinin aynısıdır.
Mehdi olduklarını ilk başta gizlerler. Fakat uygun lisanla ağızları arandığında topuklarına kadar gevşedikleri, memnun bir ifade takındıkları gözlenir.
Paranoyak mehdiler, sathi bakışla kuvvetli dini yaşayışa sahip görünseler de, incelendiklerinde; dinin hükümlerini alt üst ettikleri, birçok farz ibadeti reddettikleri veya saptırdıkları halde, olmayan bazı ibadet türlerini ortaya çıkardıkları görülür. Geçmişi reddedip, kendilerine göre, yeni bir inanç sistemi kurarlar. İnkar yolu ile meydana getirdikleri boşluğu kendileri doldururlar.
Maalesef, bunlara tedavi açısından hiçbir şey yapılamamakta ve ömür boyu hezeyanları sürmektedir. Bu tip kişilerin tuzaklarına düşmemek için bunların özelliklerini ve dinimizi doğru olarak bilmek şarttır. Cenab-ı Hak ölçüyü bildirmiş, “Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu?” (Zümer-9). (“Dünyayı Aldatanlar” kitabı, Türdav A.Ş, 511 61 62’den temin edilebilir)

Ömer Öztürkmen
06 Ekim 2000 Cuma omer.ozturkmen@tg.com.tr

Türk-İslam dünyasının Kabaklı Hocamıza şükran borcu var

İkinci Cihan Harbi’nden sonraki kültür ve edebiyat dünyamızın müstesna yıldızı Ahmet Kabaklı ağabeyimizin bu toprağa bağlı nesiller üzerindeki etkisi hiçbir zaman inkar edilemez. Devrimizin dehâ çapında bir ansiklopedistidir..
Ben haddim olmayarak ona “Sultân-ı Üdebâ” Edipler Sultanı sıfatını bile az görürüm..
Şahsen Cumhuriyet tarihimizin devleri Necip Fazıl Kısakürek, Ahmet Hamdi Tanpınar ve Peyami Safa’dan ne kadar etkilenmişsem, 1960 sonrası kültür hayatımızda en az belki onlardan da fazla Kabaklı hocamızdan etkilenmiş bir insanım..
Edebiyat tarihimizi şerha şerha ondan öğrendik.. Yalnız tarihimizi değil, Yunus Emre’den Fuzûlî’den bu yana bütün şair ve ediplerimizin eserlerini onun tahlilleriyle besledik..
Yunus Emre’yi de onun üslup tahlilleriyle öğrendik, şiirin estetiği ve üslubunu da ondan..Yayınladığı eserlerle Türk şiirini, hikaye ve romanımızı, nakış nakış işleyen ve bize bir sanat hazinesi hazırlayan Ahmet Kabaklı hocamız, yalnız millî edebiyatımızı tanıtmakla kalmamış, bütün devirlere renk veren düşünce ve san’at akımlarını da öğretmiştir..
Son 50 yılımızın genç kuşakları, eğer sosyalist Rus cehennemine düşmemişlerse, bunu Kabaklı Hoca’nın yazılarına ve kitaplarına borçludur..
1960 sonrası milliyetçilik hareketini yazılarıyla kitaplarıyla besleyen de odur.. Türk basınında sırası gelmiş tek başına, bütün muarızlarına karşı, kalemiyle mücadele eden de odur..
Birçoklarının köşe bucak kaçtığı günlerde “biz de varız” demiş ve bir aydın olarak muhafazakâr Türk toplumuna moral kazandırmıştır..
Hocamıza uzun ömürler diliyorum..ve bu vesileyle seneler önce onun için yazdığım bir yazıyı genç nesillere duyurmak için tekrarlıyorum..

Kabaklı Türkiye’dir
Zengin kültür tarihimizle, geçmiş sanat ve edebiyat varlığımızla bizi tanıştıran, ömürler boyu tanıştıracak olan ve besleyen bir Türkiye’dir Ahmet Kabaklı..
50 yıllık yazarlık hayatı bir yana, ciltler dolusu eserleriyle edebiyat ve sanat tarihimizi didik didik etmiş ve o kendine has üslup ve estetikle yalnız benim kuşağımı değil, benden sonraki kuşakları da beslemiştir..
Türk-İslam sentezi onun şahsında ve estetiğinde müşahhaslaşan ve gelecek nesillere bırakılan bir miras olarak nitelenecektir..
Türk edebiyat tarihini onun kadar dört başı mamur, efradını cami’ bir şekilde anlatan ikinci bir edebiyatçımız yok.. Eski ve yeni edebiyatımızı, ikinci yeniler de dahil, onun kadar vukufla anlatan başka bir eser bulamazsınız..
Günlük yazılarına gelince, o inandığı bir davanın sözcülüğünü yapmış, acıya ve zulme maruz kalan inanmış insanların savunucusu olmuştur..
Yalnız günlük yazıları ve kitaplarıyla değil, yıllardır çıkardığı Türk Edebiyatı dergisiyle sanat ve düşünce hayatımıza da yön vermiştir..
Düşünürü az olan bir toplumuz.. Bu kıtlıkta, bu kuraklıkta yetişen bir Ahmet Kabaklı’ya Şeyhül Muharririn unvanı az gelir.. Gönül ister ki bir başka törenle ona “Şeyhül mütefekkirin unvanı verilsin..
Fikir hayatımızda, sanat ve edebiyat maceramızda, demokratik hayatımızın mücadeleli serüveninde onun etkisini görmemek imkansız..
O, hep hakkı tuttu ve mazlumların yanında durdu.. Yıllarca aydın geçinen ön yargılı, düşünce kalıplarıyla ve klişe sloganlarla yazıp çizenlere karşı kalemini konuşturdu ve haksızlıklara karşı geldi..
Ben Kabaklı Türkiye’dir derken boşuna söylemiyorum.. Ayrıca Kabaklı yalnız Türkiye değildir; sevgili hocamız Balkanlar’da ve Orta Asya’da açılan kolejler ve üniversiteler sayesinde artık Türk dünyasına mal olmuş bir aziz varlıktır.. Eserleri şimdi bütün Avrasya’yı kapsıyor: 200 milyona hitap ediyor..
Sana uzun ömürler diliyorum büyük insan aziz dost..
(1996’da yayınlanmış bir yazımdan

masını tavsiye ederim

17 Ekim 2000 Salı gurbuz.azak@ihlas.net.tr

Osmanlı’yı bilmeden aydın olamazsınız

DERİM ki...
Israrla, sevinerek, duvarlar yıkarak derim ki; Osmanlı’yı bilmeden aydın olunamaz.
Sendikacı, işadamı, siyâsetçi olunamaz.
Hatta, sanatkâr olunamaz.
***
Osmanlı bir estetiktir.
Yetmez, iz’an ve irfândır.
Yetmez; dirâyettir, ufuktur, haysiyettir.
Bizi sadece bize değil, çağdaşlığa taşıyan potansiyel; hiç eksilmeyen, kesinti ve kısıntısı olmayan enerjidir.
Osmanlı’dan kaçanlar, ondan korkanlar tez vakitte bu olağanüstü medeniyeti çözmek zorunda. Kafalardaki bütün fişler önce o prize takılacak.
Ki ülkeyi, ki dünyayı anlayabilelim.
***
Dikkat!
Osmanlı İmparatorluğu’nda vezir ya da sadrâzam olan kişilerin en yakınları daha o gün akçalı işlerden elini eteğini çekerdi.
Ticaretten ayrılırdı.
Sebep?
Tek sebep, devletin üst makâmına çıkmış dayı, amca, enişte ve babaların huzurunu sağlamak. Onları her türlü töhmet, iftira ve şüphelerden uzak tutmak.
Gelenek müthiş...
***
Ne vakit ki kendilerine yakın kişi o mevkîden ayrıldı, işlerine ancak o zaman dönerlerdi.
Boşa söylemiyorum.
Osmanlı’yı çözemeyen okumuşların bu ülkede aydın bilinmesi yanlıştır.
Osmanlı’dan kaçtıkça, çürük tahtalara basılıyor.
Osmanlı’dan kaçtıkça, yoruluyoruz.
Ve Osmanlı’yı reddettikçe bozuluyoruz.
***
Osmanlı’yı tanımadan mîmar olamazsınız.
Esnaf olamazsınız; ressam, bestekâr, şair, yazar, çevre mühendisi, hatta doktor olamazsınız.
O yüzden gençlere tavsiyemdir. Eğer dörtbaşı mâmur aydın bilinme cehdiniz varsa, Osmanlı’yı her yönüyle bilmek zorundasınız.
***
Şu olgunluğa bakınız.
Bir yakınınız devletin üst kademesinde yer alıyor ve siz o gün paralı işleri bırakıyorsunuz.
Bunun bir adı olgunluk ise öteki ismi medeniyettir.
Başları öne eğmeli ve çokça düşünmeli.
Osmanlı bizden daha medenî idi.
***
Merhaba medya!
Ve bütün yeğenler, merhaba!
................
GÜNÜN KİTABI: “İmparatorluk Coğrafyasında Diplomasi Koşturmak”... Olayları ve gündemleri cesurca yorumlayan Rahîm Er’in bu eseri aynı zamanda güzel Türkçemize örnektir. Kutluyorum. Bâbıâli Kültür Yayıncılığı, Tel: (0212) 511 95 22