Tapu Kadastro Genel Müdürlüğü'nde Bulunan Ayasofya İle İlgili Arapça Vakfiyenin Tercümesi

Neşrettiğimiz bu vakfiyenin baş tarafı kesik olduğundan ilk onüç sayfa Türk ve İslam Eserleri Müzesi 2182 no'da bulunan nüshadan alınmıştır.



[1] Bismillahirrahmanirrahim

Allah'ın en yüce ismiyle başlarım ve onun âli zikriyle başarıya ulaşılır.

Hamd 0 Allah'a olsun ki; insan nev'inden bir kısım fertleri ira­de-i ilahiyyesiyle adalet ve ihsan yolunda gitmeğe tam olarak muvaffak eylemiş; cenneti, ilimler ve hayırlı amellerle nefsini tezkiye edip kemale erdirerek ona tevelli eden âbid kullarına la­yık bir vaki eylemiştir. Onun nimetleri, tahdit ile ihata etmekten yüce ve saymakla hasr etmekten alidir. "0 öyle bir ilahtır ki, kul­lar ümitlerini kesmişken feyzini (yağmuru) indirir ve rahmetini her tarafa neşreder; kullarının ·velisi (sahibi) [2] ve en çok ham­de layık olan Hamid'dir (Şura, 42/28)". 0, kendisine sadaka-i ca­riye ile yaklaşmak isteyenlere ecir ve mükâfatını tam olarak ver­miş ve onlara kapılan kendilerine tamamen açık olarak altların­dan nehirler akan Adn Cennetlerini hazırlamıştır (Sad, 38/50)". o Allah'a nimetlerine karşılık gelebilecek şekilde bir hamd ile hamd etmek ve bize ettiği keremine denk olabilecek bir şükürle şükretmek istiyoruz. Bunu yaparken de hakkıyla O'na hamd edebilmekten ve şükrünün hakkını yerine getirebilmekten aciz olduğumuzu itiraf ediyor ve Arap ve Acem'in seyyidi olan Hz. Peygamber'in söylediği şu kelamı söylemekle yetiniyoruz: Ey Al­lah'ımız! Seni bütün kusur ve eksiklerden tesbih ve tenzih edi­yoruz. Seni şanına layık bir ma'rifetle tanıyamadık. Ey Allah'ımız! Seni bütün kusur ve eksikliklerden ilderden tesbih ve tenzih ediyoruz. Sa­na ni'metlerine karşılık gelecek şekilde hakkıyla şükredemedik. Salat ve selam, Allah'ın kendisinin kendi nusreti ve mü'minlerle teyid eylediği; mü'minlere Allah'ın ayetlerini okuyan, daha evvel açık bir dalalette olsalar bile onlara Kitab-ı ilahi olan Kur'an'ı ve hikmeti öğreten; nebi ve resullerin seyyidi olan; Allah'ın [3] "Se­ni ancak âlemlere rahmet olarak gönderdik. (Enbiya, 211107)" il­tifatına mazhar olan ümmi peygambere olsun. O'nun maddi ve' manevi kirlerden uzak ve yüce kalan, Allah'ın kendilerinden maddi ve manevi kirleri giderdiği ve onları manen ve maddeten tathir ettiği zeki ve zarif aline de olsun. Ayrıca, O'nun hayırlı ve büyük olan sahabelerine, iyi ve kerim olan etba'ına da olsun. Besmele, hamdele ve salveleden sonra; her iz'an ve akıl sahibi olanlar ile edeb ve irfan sahibi bulunan insanlara vazıh ve aşikar­dır ki, şer' -i sahih (doğru din) ve dürüst akıl göstermektedir ki, insanın ebedi saadeti ve nefsin sermedi siyadeti, kendisi için doğru ve hayırlı olanı bilmesi ve onunla amel etmesidir. Aynı şekilde iz'an ve idraki bütün akrılara gereklii olan şer' -i şerifde burhan (şer'i delil) ile sabittir ki, sadaka-i cariye, en güzel hayrattandır ve özellik de şer'i işlerde, hakiki ilimler ile kudsi ma'rifetlerin tahsilinde [4] kendisinden yararlanılan sadakalar, en güzel olan­lardır. Ta'atlere ve ibadetlere, hakiki ilim ve kemalatı elde etme­ye davet edenlerden; bununla da kalmayıp ibadet, ilim ve kemal sahiplerine her çeşit nimetleri ve her türlü imkanları hazırlayanlardan; onlar için temelleri semaları kutrundan daha uzun olan mescidler ve ma'bedler inşa eden; binaları yüksek, harimleri geniş, kabları bol ve görevlileri kerim olan medreseler ve hangahlar yapandan daha güzel amelli kim olabilir?



Yukarıda işaret olunan bu güzel amelleri ifa etme muvaffakıyeti, aşağıdaki vasıflara sahip olan Fatih Sultan Muhammed'e; Allah'ın kendisine geniş lütfüyle ni'metler ve büyük saltanat ihsan eyledi­ği; kendisine hikmet-i hükümet bağışlayarak "Kime hikmet veri­lir ise, ona hayr-ı kesir verilmiştir" (Bakara, 2/269) Sırrına mazhar eylediği; kendisini katında sağlam bir ip olan Din-i Mübini'ni te'yidde [5] ve kafirler ile inatçı münafıkların hilelerini darmada­ğın etmekte muvaffak kıldığı ve de kılıcı ve oku vasıtasıyla Rum diyarını küfrün zulümatından temizleyerek yerine adalet ve ihsa­nı ile emniyet, eman, uğur ve iman dolduran Sultan-ı A'zam, Ha­kan-ı A'del ve A'lem, bütün milletlerin hakimiyetlerini elinde bu­lunduran, cömertlik ve kerem mertebelerinin en yükseğine ulaş­makta eşi olmayan; bütün insanların zimmetlerine ona ita'at ve ittiba' farz olan; manasız, boş ve gereksiz işlerden nefret eden, âli himmetleri seven, zamanın biriciği, asrının eşsiz devlet adamı, ga­libiyet ve zaferin yularlarını elinde tutan, ay ve güneşin üçüncü arkadaşı, Ömer bin Hattab ve Ömer bin Abdülaziz'in eserlerini takip ve ihya eden, kudsi bir nefse, manevi ünsiyete vesile olan ke­mâlata ve meleki melekelere malik olan, daha evvel kafirlerden başka sakinleri bulunmayan Memalik-i Rumiye'nin en uzak köşelerine kadar i'lay-ı kelimetüllah vazifesini ifa eden;

Kadir ve kıymet açısından o güneş ise, diğer melikler sadece yıldızlardır.

Cömertlik ve keremde o deniz ise, diğerleri denizin suyunu taşıyan arklardır.

[6] Eğer denilse ki, güneş her tarafı nurlandırıyor; güneşin verdiği ışık onun parlak fikrinin yanında sönük kalır; müşteri yıldızının onun isabetli re'yinden sa'adet satın alması gerekir. Sakın sakın! Güneş batıyor diye, mekarim-i adab ve mehasin-i ahlakda onun batmakla lekeli bir güneş o1duğunu tevehhüm etmeyesin ve onu çevresinde yıldızlar bulunmayan, batmaya ye sönmeye mahkum müşteri yıldızları zannetmeyesin!

Şiir:

Onu az da olsa sicim gibi dökülen yağmurun sesi anlatıyor. Eğer yağmurun damlaları altın olarak dökülür.

Zaman ona ihanet etmez de güneş dile gelir konuşur. Arslan eğer susar ve deniz de tatlı olursa.

Mescid ve medreselerin temellerini imar eden; heykeller ve kili­selerin binalarını tahrip eden; "Mallarını Allah yolunda harca­yanların misali, yedi başak verip her başağında yüz dane bulu­nan danenin haline benzer. Allah dilediğine kat kat fazlasını da verir. Allah ihsanı bol olan, hakkıyla bilendir. (Bakara, 2/261)" ayetinde varid olan misalin en güzeli; İskender zamanından bu vakde değin zamanın benzeri bir saltanat ve mülkü kendisine as­la vermediği; adalet, iyilik,, fazl, ihsan, ilim ve irfan meydanların­da yarış çizgilerini [7] en evvel geçen; kendi zamanı içinde olan güzelliklerin en güzeli, emniyet ve emanı naşiri; Osmanoğulla­rı'nın ikbal bayraklarını yükseklere çıkaran; yani Al-i Osman'ın yedinci ceddi ve bu sebeple de kendisine dördüncü feleğin izzeti karşısında itaatle eğildiği, öyle şanlı ve şerefli birisi ki, katında başka şeref sahiplerinin şerefi işe yaramaz, onun ihsanı olmadan başka ihsanlar fayda vermez; ancak on un hizmetinde bulunmak Şeref kazandırır; öyle bir kahraman oğlu kahramandır ki, konuş­ma sırasında onun ve bahtiyar ceddinin zikri geçtiğinde, kariha­lar şu doğru söz ve yepyeni şür gelir:



Dediler ki, Ebü'l-Feth Osman'ın neslindendir. Dedim ki, Hayır haytr, ömrüme yemin ederim ki, ancak Osman onun neslindendir.

Gerçi nice babalar vardır ki, şeref sahibi oğlu ile adı yücelmiştir.

Nasıl ki, Adnan'ın adı Resulüllah ile yükseldiği gibi.

Emir'ül-mü'minin, imam'ül-müslimin, [8] gazi ve mücahidlerin seyyidi, Rabb'ül-alemin olan Allah'ın teyidine mazhar, Samed, Müheymin ve Mennan olan Allah'a güvenen, saltanat, hilafet, devlet, dünya ve din semasının güneşi Ebü'l-Feth ve'n-Nasr Sul­tan Muhammed Han- Allah Sübhanehu mülkünü ye saltanatını ebed'ül-abada kadar baki kılsın, fazl u ihsanı ile onun yardımcı­larının ve destekçilerini, Allah yer yüzüne ve üzerinde bulunan her şeye varis oluncaya kadar ki, 0, en hayırlı varistir, aziz ve galib eylesin, onun din yolunda hakkıyla cihad eden büyük baba ve de­delerine mağfiret eylesin; özellikle onların arasından onun hüş­yar babası büyük ve şevketli sultan, Arap ye Acem'in meliklerinin efendisi; yeşil kılıcı ile sarıoğullarının boyunlarını kıran; kırmızı ve siyah olanlara gönderilen Peygamber'in dinini teyid eden; "Şüphesiz Allah adalet ye iyilikle emreder" (Nahl, 90) nassının emrine [9] uyan Murad Han babası büyük, bahtiyar, şehid, mağ­fûr, hayırları kabul edilen, şerefli ve Allah tarafından teyid edilen Sultan Muhammed'e ziyade rahmet ye mağfiret eylesin-.

Bu mücahid ve yüce Sultan Hazretleri -Alemlerden onun yüce gölgeleri kalkmasın, harpler ona eğerini düşürtmesin, dünya ona firak acısını tattırmasın- Din-i Mübin'i bazen kılıç ve oklarıyla ve bazen da hüccet ve burhan ile teyid etmekte; Rabbinin yoluna hikmet, güzel mev'ıze, en güzel ve en layık bir metod olan müca­hede ile davet etmektedir. Buna en büyük delillerden biri, onun ­Allah adalet ve merhametinin gölgesini ebedileştirsin, hilafet ve saltanatının şerefini kat kat artırsın- daha evvel küfür, küfran, zulüm ve udvan ile dolu olan ve Kostantiniyye denilen kale gibi şehri feth etmesidir ki, [10] daha evvel bu şehirde sakin olan ka­firler, Allah'ın hak davetine icabet etmeyen, mü'min olmayan, Müslümanlar'a kendi elleriyle ve ita'at ederek cizye vermeyen, Müslümanlar'a savaş ve cidal yoluyla ta'arruz eyleyen, şehirlerde ve kullar arasında anarşi çıkarmak işin tedhiş estiren ve de daha evvel şok sayıda melikler ve sultanlar fethine teveccüh etmesine rağmen onlara fethi mümkün olmayıp elleri boş döndükleri bel­delerinin kale gibi oluşuna ye kalelerinin ve surlarının sağlamlına güvenen ve bundan kuvvet alan şımarık kimselerdi. Böyle bir beldeyi fetih gibi büyük bir nimet, çok azametli bir ihsan, yüce bir zafer, şerefli ye yüksek bir mertebe ve Allah tarafından ye­rilen böyle değerli bir mevhibe, Allah'ın büyük bir fazlı ve aza­metli bir feyzidir. Allah, bu feyzini ve fazlını, mü'minlere karşı şefkatli ve merhametli olan bu Sultan'a tahsis eylemiştir. "Fazl-u ihsan Allah'ın elindedir; dilediğine ihsan eder; Allah büyük fazıl ve ihsan sahibidir. (Al-i imran, 3173 )".

[11] Sonra bu beldenin fethi, şeri'atın mahiyetini, sünnetin ru­hunu, canların kanlarını, mallarını nemalarını, haremlerin ırzını ...

devam edecek...