ALINTI
yazdığınız şiiri bizimle paylaşırmısınız
Çile kokulu şiirimin sayfaların şu an elim de değil, Ankara’da kolilenmiş kitaplarımın arasında… Hatırladığım birkaç satırını yazayım…
İnsan dediğin ne ki,
Bir kelime, iki hece,
Üç kuruşluk bilmece.
Kulaklarında küpe,
Boğazında halka,
Ellerinde kelepçe,
Ayağında pranga,
...
Köle…
ALINTI
Evlilik geçirdiğinizi bilmiyordum
Son zamanlardaki ağır tavrınız evli gibi düşündürse de
Her zaman tavırlarım ağırdır, ciddiyim, sululuğu sevmem…Adabım, edebim, ahlakım, terbiyem,…muhkemdir…Evlenmeden önce de öyleydim, evlenince de, ayrıldıktan sonra da…
Forumlarda bulunma amacım, bilgilerimi muhafaza etmek, yeni bilgiler öğrenmek, bilgilerimi canlı tutmak, ki son zamanlarda çok faydasını görüyorum… Forumlar dışında böyle konuştuğum bir ortamım yok, zaten konuşturmazlarda…fikri hür, vicdanı hür nesiller bize ters… Evlenip ayrıldığımı haftanın konuğu olmam münasebetiyle öğreniyorsunuz…
ALINTI
çok özel değilse bitirme nedeniniz
herkes kendi cephesinden muhakkak haklıdır… ben haklılık iddiasında değilim… kısaca şöyle ifade edeyim, o bana göre radikal idi, ben ona göre hoş görülüydüm… ideolojik olarak şöyle ifade edeyim, ben ona göre mürcie idim, o bana göre harici idi… ne demek ise… buna yasal zeminde şiddetli geçimsizlik ya da şiddetli uyumsuzluk diyorlar…
ALINTI
pişmanlıklarınızdan ders çıkardığınızı düşünüyor musunuz ve hayatınızı bu yönde devam ettirdiğinizi ??
hayatta bir çok şeyin tecrübe ile sabit olduğu kesindir… Tecrübeyi tanımlayanlar, hayat boyunca yenilmiş kazıkların bütünü olarak ifade ediyorlar… Pişman mıyım, pişmanım, tecrübe ettim, birikim oldu, neyin ne olduğunun farkındayım artık, az veya çok tartışılabilir… Çok ders çıkardım, not ediyorum, kitap olarak piyasaya sürecem

Çıkarımlarım elimde, hayatımı bu yönde devam ettirmeye çalışıyorum…
ALINTI
medrese hayatınzdan bahsediyodnz buna binaen medrese hayatına başlamanızdaki etkenler
size kazandırdıkları ??
Sanırım burada bir yanlış anlaşılma var, medrese hayatım hiç olmadı, bunu çıkarsadığınız cümlelerime daha dikkatli bakın, iyi tahlil edin… Medreseye gitmeyi çok düşündüm, Siirt Tillo’da okumuş bir arkadaşım var, elinde kabir azabı resimleri ile milleti imana davet ediyor!!!

Allah, akıl, fikir versin… Gitmedim, iyi ki de gitmemişim diyorum… Medresenin Arapça dışında verebileceği fazla bir şey yok, yani en azından bana… Medresedekiler modernizm’in m sini, medresenin m si ile karıştırmasınlar da, bu da kafi… ya da medrese’den neyi kast ettiğinizi açmanız lazım…
ALINTI
ya da kaybettirdiğini düşündüğünüz şeyler var mı ??
Bir ara hicaz’a gidiyordum, Medine İslam Üni’sine yaştan kaybettim, selefilik denilen şeyin ucuz bir müridi olmaktan kurtulduğum için Allah’a ne kadar hamd etsem azdır…
ALINTI
komik hikayerinzden birini anlatırmısnz ??
Komik değil sadece yaşanmış...
Sene, geçen seneler ama 2000’lerden biri…
Beş kafadar, karpaza kamp yapmaya gittik…
Bir Fizikçi, Bir Gazeteci, Bir İktisatçı, Bir Mimar, Bir Jeolog…
Önce mağosa’da ağaçlık bir alanda bir geceliğine konakladık…
Henüz seferi kilometrelere tekabül etmediğimiz için namazı kısaltamıyoruz…
Yatsı namazı için abdest almak üzere sahil kenarına gittim…
Bir güzel abdestimi aldım…
Ağaçların arasında, sahilin sesi, ormanın perileri namazıma şahit oldular…
Sabahleyin sabah namazı için kalkıp sahil kenarına abdest almaya gittim…
Bir de ne göreyim, sahil öyle iğrençti ki ya hu dedim gece görmeden abdest aldık, şu hale bak, hasta filan olacağız, temiz bir yer bulup abdestimi aldım…
Sonra ver yansın, karpaza vardık, kıbrısın ucuna, manastırı geçtik, kamp kurduk…
Ortalık yaban eşeği ile dolu…
Bir ara ağaçların arasına daldık, ortalığı kolaçan ediyoruz, bir eşek ağırtısı, 7 nokta bilmem kaç şiddetinde, bir topukladık… Hepimiz ağaçlığın bir yerinden çıkıp birbirimize bakıyoruz ne oldu diye, iktisatçı fizikçiye sordu, niye apar topar koştun, fizikçi sen koşunca ben koştum… Biz de grup psikolojisine uyup, topluca koştuk, ortada ne eşek var, ne bir şey, sadece bir ses grup psikolojisi açısından yeterli… Fizikçi ağaca halatlardan bir salıncak yapıp uzandı… İktisatçı kitap okuyordu… Ve biz, bir mimar, bir gazeteci, bir jeolog makus talihimize doğru gidiyorduk… Kıbrısın ucuna gelen üç kafadar, adalara yüzerek geçecektik, vakit ikindi üzereydi… İlk ada ile Kıbrıs arası 10 metre mesafedeydi… Benim yüzmem iyi değil diye o 10 metrelik mesafeyi yüzmem için 30 dk. Uğraşan arkdaşlar, beni suya iteleyince, 10 metreyi 10 saniye de geçtiğimi söylüyorlardı!!! Ölçmedim, 10 mu 7.5 mi… İlk adaya geçerken, jeolog suda akıntı olduğunu tesbit etmiş, lütfen dikkat edin, 10 metrelik mesafenin arasında akıntı tesbit ediyorlar, 100 metrelik mesafe arasındaki akıntıya dikkat… Adanın karşı adaya bakan ucuna geldik, adacık diyelim, mimar ve jeolog karşıya yüzerek geçeçekler, mesafe 100 metre, ben dedim akıntı var geçmem, siz geçin, neyse ikisi atladı gayet güzel karşı adaya vardırlar… karşı adadan bu taraf geçmek için tekrar atladılar, bu arada ben abdest aldım, ikindi namazını kılıyorum, namazı bitirip selam verdim, bir de ne göreyim, bizim iki kafadar almış başını süveyş’e doğrun gidiyorlar, beni bir panik aldı, elim kolum bağlı, ne yapcağım diyorum, arkadaşları seyrediyorum, “la ilahe illa ente subhaneke inni küntü minezzalimin” zikrini talim etmekten başka bir şey yapamıyorum, ne olduğunu da anlamış değilim, şoktayım, akıntı şiddetliymiş meğer… Dua dua… Derken bir yolunu bulup adanın arkasına doğru yüzerek, tekrar adaya çıktılar… SOS veriyorlar, yardım bul gel, ben bir panik bastım gaza, o 7,5 mi 10 mu saniyede geçtiğim yeri 5 saniyede geçtim…Depar atarak kan, ter içinde kampa vardım… Fizikçiye durumu anlattım, şaka yaptığımızı düşünerek, ben karışmam, hadi ordan dedi… Abi ver şu telefonu, sahil güvenliği arayalım, dalga geçme, git işine… Neyse iktisatçı numara olduğunu düşünerek, inanmış taklidi yaptı, olay yerine gittik, teşhisi koyduk, iki kafadar ada’da mahsur kaldılar… Çözüm ne??? Manastır polisine ya da Sahil Güvenliğe haber vermeden, çözelim… Ne düşündük? Bir arkadaşın ayağına ip bağlayacağız, karşıya geçip tek tek arkadaşları getireceğiz… Ancak, buna cesaret edemedik, fizik ve akıntı burada önemli bir işaret taşı idi… Elimiz, kolumuz bağlı manastıra gittik, polise durumu anlattık… Polis önce bir köpürdü, ne işleri var orada, bunların akılları var mı, cesaret mi ispatlayacaklar, baka bak bir de okumuş bunlar, ne okumuşlar, okumuşluğumuza hakaretin kaçı kaç para… Neyse polis manastırın altındaki teknelerin birine durumu anlattı, arkadaşları adaya almaya gittik… Mimarı, jeoloğu kurtarmanın heyecenını yaşarken, bu arada ben kaptandan akıntı üzerine bilgi alıyordum, kaptanın şu cümlesi dikkat çekiciydi, güçlü bir akıntı koskoca bir gemiyi bile rotasından şaşırtır… Akıntının şiddetinden adacığa ancak yaklaşabildik, arkadaşlar denize atlayıp, yüzerek tekneye yaklaştılar, onları aldık… Manastıra döndük, polise ifade verdik, sonra tekrar kamp yerine döndük… Ne oldu dedim??? Sen namaz kılarken, biz gidiyorduk dediler, doğru dedim, selam verince soluğu süveyşte alacaksınız diye düşündüm bir an… İyi yüzücü olmaları, akıntının dışına çıkıp adanın akıntıya paralel istikametinde yüzmeleri arkadaşları kurtarmıştı… La ilahe illa ente subhaneke inni küntü minezzalimin… Bizim jeolog, kurtuluş mücadelesi esnasında, mimar ile yaşadıkları diyalogları anlatıyor: Mimar diyormuş ki sakin ol jeolog; jeolog, abi tam sakin olacam, mimar başlıyor, EŞHEDU EN LA İLAHE İLLLALLAH VE EŞHEDU ENNE…demeye… ben de eşlik ediyorum, la ilahe illallah… Gece bayağı geç olmuştu, ancak kıvrıldık hasırın üzerine… Sabah oldu, yola koyulduk, hedef altın kum sahili, yüzmeye gidecez, daha önce de fethullahçı öğretmenler ile gelmiştik buraya 1996*, onuda bir ara anlatırım, altın kumun harika sahilinde güzel bir vakitten sonra, öğle yemeği için bir piknik alanına gittik… piknik alanından çıkarken bir araba ile çarpışa yazdık, çarpışamadık, hayırdır dedik… Mağosaya doğru yola devam ederken, bir ara arabanın şöförsüz gittiğini görmüş bizim iktisatçı, biz arkada uyuyorduk, fizikçi uyan uyan demiş, yoldayız… Allah korumuş… Köyümüze sağ salim geldikten sonra yıllardır, güle eğlene bu hikayeyi anlatırız, resimleri, espirileri anlat anlat bitmez, beş kafadar bir arada iken dinleseniz, trajikomediyi görürsünüz…EŞHEDU EN LA İLAHE İLLALLAH…
*Ayrıca fethullahçı hizmet ile kurban derisi operasyonlarını da eklerim…
Yalnız bir adam
Karanlıkta yürüyor
Bir mum yakmış
Koskoca karanlık
Nasıl aydınlanır
Onu düşünüyor
Rüzgarlar esiyor
Fırtınalar kopuyor
Ellerini set yapmış
Son mum sönmesin
Karanlığa karışıyor
Yanan elin kokusu
Yine de sönmesin
Kalan son mum...
Elde edilmezliğin büyük sırrı.
Bir bilen var mı ki hakkı.
Madalyonun öteki yüzünde saklı.
Anlayamazsınız bir yüzündeki karanlığı.
Görünmez, tereddütsüz iman kararlılığı.
Velakin, gafletidir yüzünde saklı.
Kalbinde acı, gözleri ağlamaklı.
Hakikati yüzünde gülücükler saklamalı.

Ya şehadet şerbeti yudumlamak
Ya da coca cola zıkkımlanmak
Ya bu yavrucak gibi kahraman olmak
Ya da bu yavrucağın katili olmak
Ya bu yavrucak gibi soğuk toprağın altında yatmak
Ya da çocuklarınızı kuş tüyü yataklarda yatırmak
Seçim sizin!
Çocuklarınızın eline tutuşturduğunuz her bir coca cola, her bir nestle çikolata, hem onun geleceğini karartmakta, hem de ümmetin bir çocuğunu katlettirmekte.
Zıkkımlandığınız her coca cola’nın rengine iyi bakın, filistinli çocukların kanları bir gün boğazınıza durmasın.
Ya kan emici vampirler gibi yaşayan bir ölü olmak
Ya da o güzel yavrunuza şehadet elbisesi giydirmek
Ya Rabbi ben, bu yavrumu sana adadım diyebilmek,
Şehadet elbisesini giydirip, Allah’a gönderebilmek
Yukarda resimdeki yavrucak mı tatlı, yoksa coca cola mı ?
Seçim sizin !
Belki bugün ‘kıl beşi kurtar başı diyebilirsiniz’
Kuş tüyü yataklarınızda rahat uyuyabilirsiniz
Çocuklarınızla parklarda zevkle oynarsınız
Eşlerinizle sıcacık evlerinizde oturabilirsiniz
Ama yarın,
Ölüm kapıya dayandığında
Diliniz tutulduğunda
Eliniz ayağınıza dolaştığında
Cesediniz kabre konulduğunda
Üzerinizi soğuk kumlar okşadığında
O filistinli yavrucağın hesabı sorulduğunda
Yavrucaklarınızı, hangi suçtan ötürü diri diri toprağa gömdüğünüz sorulduğunda
Elinizde coca cola ben suçsuzum diyebilecekmisiniz?
O zaman da bu günkü kadar rahat olabilecekmisiniz ?
Seçim sizin !