Yardım - Ara - Üyeler - Takvim
Normal Forum Görünümü: Nurculuk!
Islami Forum - Popüler Forum > İSLAMİ KONULAR > .·[ TASAVVUF ]·.
Sayfa: 1, 2, 3, 4, 5
mesdo
SELAMU ALEYKÜM VE RAHMETULLAH

BİSMİLLAH

sevgili kardeşlerim

nurculukla ilgili olarak bilhassa said nursinin hayatını inceleyerek ve onun hakkında yazılan makaleleri araştırarak bazı sonuçlara ulaşan sevgili hocamız abdülaziz bayındır'ın aracılık ve şirk isimli kitabında said nursi ile ilgili çok ciddi ve delillere dayanan makaleler okudum.

bunu sizinle paylaşmak istedim
amacımızın kimseyi karalamak olmadığını sadece üzeri örtülen gerçeklerin açığa çıkması için çabaladığımızn olduğunun bilinmesini önemle istirham ediyorum

eğer konuyu itina ile okursanız bu adamın risale-i nur isimli kitabını sürekli okuyan kardeşlerimizin ne denli bir tuzağa maruz kaldığını anlayacaksınız

mıhabbetle kardeşiniz mesdo

bismillahirrahmanirrahim
NUR CEMAATİ Din büyüğü sayılan bir kişiye olağan üstü özellikler yakıştırılırsa insanları onun etrafında toplamak kolay olur. Onun Allah’a yakın olduğuna vurgu yapılarak aracı ve kurtarıcı sayılması sağlanır. Sonra Allah’ın ilhamıyla yazdığı iddia edilen kitaplar oluşturulur. Böylece ayrı adı, ayrı önderi ve ayrı kitabı olan bir cemaat oluşur. Sonra sürekli büyüleyici sözler söylenir. Bu cemaate girmeyenin kurtuluşa eremeyeceğine vurgu yapılır.
Katolik kilisesi bu şekilde oluşan bir Hıristiyan cemaattir. Kilise ile cami çok farklıdır. Cami bir ibadet yeridir. Ama kilise canlı bir varlık, İsa’nın Mistik Bedeni ve hiyerarşik. bir toplum kabul edilir. Onlara göre “Kilise tektir, kutsaldır ve Katolik’tir. Kilisenin tek bir Rabbi, tek bir imanı vardır. Tek bir vaftizden doğar, tek umutla tek bir Ruh tarafından canlandırılan tek bir Beden’dir. Katolik Kilisesi bütün insanlığı, Mesih’in önderliğinde, onun Ruh’unun birliğinde içerdiği iyiliklerle birlikte toparlamaya çalışmaktadır.
Katoliklerin, Dini Gelenek dedikleri özel kitapları vardır. Onların, Kutsal Ruh’un canlı aktarımı yani vahyi ile oluştuğuna inanırlar. Tevrat ve İncil ile aynı ilahi kaynaktan fışkırmış saydıkları için aynı saygıyı gösterirler.
Katoliklerin asıl vurgusu şudur: “Katolik Kilisesine girmeyen kurtuluşa eremez.”
Nurcular da yukarıdaki gibi oluşmuştur. Said Nursî’ye olağanüstü özellikler yakıştırılarak onun müceddid, mehdi, beklenen İsa ve Gavs-ı azam olduğu, birlik makamında bulunduğu, Hakikat-i Muhammediye’nin onda tecelli ettiği ve nurculara şefaat edeceği vurgulanmış, sonra Risale-i Nurlar’a kutsallık verilmiş ve kurtuluşun ancak Nur cemaatine girmekle mümkün olacağı söylenmiştir. Böylece farklı bir adı, farklı bir kitabı ve farklı bir lideri olan yeni bir cemaat ortaya çıkmıştır. Şimdi bununla ilgili iddialara bakalım:

Bediizzaman olduğu iddiasıBedi’in sözlükte iki anlamı vardır: Biri; örneği ve benzeri olmayanı yaratmaktır. Bu özellik yalnız Allah’ta olur. “O, göklerin ve yerin bedi’idir.” (Bakara 2/117) Yani gökleri ve yeri, örneği ve benzeri yokken yaratandır.
Bedi’in ikinci anlamı; “örneği ve benzeri olmayan varlıktır]” Buna göre Bediüzzaman; bu zamanın, örneği ve benzeri olmayan kişisi, demek olur. Bu özellik sadece insan-ı kâmil ve hakikat-i Muhammediye kavramlarına uygun düşer. Said Nursî’nin, “Pek parlak bir kaside” diye övdüğü bir şiirinde Hasan Feyzi onu şöyle anlatır:
“Asl-ı evvelisin balın, şekerin,
Deryasısın cümle ilmin, hünerin,
Gelmedi cihana böyle eser benzerin
Ey mir'ât-ı rahmet-i âlem Risaletü'n-Nur”!
Şiir şöyle sadeleştirilebilir:
İlk kaynağısın balın, şekerin
Hem denizisin ilmin, hünerin
Gelmedi cihana böyle eser benzerin
Ey âleme rahmet Muhammed’in aynası Nur Elçisi!
Buradaki “Risaletü'n-Nur” Nur Elçisi anlamınadır. Risalet, elçilik demektir. Mastara ism-i fail anlamı verilebildiği için “elçi” anlamına da gelir. Sayısız yerde Risale-i Nur sözüyle Said Nursî’nin manevi kişiliğinin kastedildiği ifade edildiği için “Risaletü'n-Nur”a “Nur Elçisi” anlamı verildiği ortaya çıkmaktadır.
İddiaya göre Bediüzzaman lakabı ona, pek genç yaşta iken, olağanüstü özelliklere ve okyanus büyüklüğünde bir ilme sahip olduğunu gören ilim adamları tarafından verilmiştir.

Âlemlere rahmet olduğu iddiasıAllah Teâlâ Peygamberimiz için şöyle buyurur: “Biz, seni ancak âlemlere rahmet olarak gönderdik”. (Enbiya 21/107)
Hasan Feyzi, bu ayetin Said Nursî’ye işaret ettiği iddiasıyla bir şiir yazmış, Said Nursî de o şiir için şunları söylemiştir: Risale-i Nur, o küllî rahmetin bir görüntüsü, bir örneği olduğundan, hakikat-i Muhammediye nin (a.s.m.) bir kısım özellikleri, mecâzî anlamda cüz'î bir vârisine verilebilir diye, bu parlak kasideye ilişmedim. Yalnız Hakikat-i Ahmediye (a.s.m) ile aynası arasındaki farka işaret için kelimeler ilâve edildi [1].” Şiir çok uzun olduğu için bazı bölümlerini almakla yetineceğiz.
“Huzur bulur bugün seninle âlem,
Ey bu asırda rahmet-i âlem Risaletü'n-Nur! (Nur Elçisi!)
(…) Bu hasta gönüller çoktan perişan,
Varsa sende eğer Lokman'dan nişan,
Bir şifa sun, gel, ey mahbub-u zişan,
Ey cilve-i rahmet-i âlem Risaletü'n-Nur!”
Son iki mısra şu şekilde sadeleştirilebilir:
Bir şifa sun, gel, ey Allah’ın sevgilisi
Ey âlemlere rahmet olanın (Muhammed aleyhiselamın) görüntüsü, Nur Elçisi.
Fahr-i Âlem, Arştan bu yere indi,
Şâh-ı Velâyet gelip Düldül'e bindi,
Zülfikar'a bugün, artık nur dendi,
Ey bu zamanda rahmet-i âlem Risaletü'n-Nur!”
Dörtlük şu şekilde sadeleştirilebilir:
Âlemin iftihar ettiği Muhammed Arştan bu yere indi
Veliler padişahı Ali Düldüle bindi
Zülfikar adlı kılıcına bugün Nur dendi
Ey bu zamanda âleme rahmet Nur Elçisi!
Yolumuz, bu Nurun bu nurlu yolu,
Olduk hepimiz o Nurun bir kulu,
Nur yolunda yürüyen hem ne mutlu”
Ey nümune-i rahmet-i âlem Risaletü'n-Nur!
(Ey âlemdeki rahmetin örneği, Nur Elçisi!)
Bu âlemde madde değil, bir özsün,
Her zerreden bakan bütün bir gözsün,
Kâinatı hayran eden bütün bir yüzsün,
Ey misal-i rahmet-i âlem Risaletü'n-Nur!
(Ey âleme Rahmet Muhammed’in örneği, Nur Elçisi!).

Kur’ân’ı ve Allah’ın isimlerini taşıdığı iddiasıSaid Nursî, Hasan Feyzi’nin bir şiiri sebebiyle şu sözleri söylemiştir: “Risale-i Nur’un has şakirtlerinden ve eski öğretmenlerinden Hasan Feyzî, gayet samimî bir kanaatle ve kuvvetli bir itimatla ve derin bir ilimle ve parlak bir imanla ve Sikke-i Tasdik-i Gaybî'den aldığı ilhamla Risale-i Nur'un mahiyetini tarif ve o Nurun kaynağı ve esası olan Nur-u Muhammedî (a.s.m.) ve hakikat-i Kur'ân ve sırr-ı imanı tarif için bu kasideyi yazmıştır].
Burada geçen “Nur-u Muhammedî, hakikat-i Kur'ân ve sırr-ı iman” sözleri önemlidir. Kendisini Risale-i Nur’un hakiki ve manevi şahsiyeti sayması sebebiyle o, bu özelliklerin tamamını kendinde görmektedir. Bunlar Hakîkat-i Muhammediye inancına tam olarak uyar. Çünkü Hakikat-i Muhammediyenin, bütün peygamberlerin ve velilerin ledünnî ve bâtınî bilgileri aldıkları kaynak olduğu, Hak’tan gelen feyzin halka ulaşmasında aracı olduğu iddia edilir. Bu sebeple Said Nursî ve Risale-i Nurlar, hakikat-i Kur’ân, yani Kur’ân’ın aslı ve gerçeği sayılıyor ve sırr-ı iman, yani imanın sırrı kabul ediliyor. Hasan Feyzi bunu daha açık ifade eder:
“Dertlere dermansın, mahbub-u cansın,
Hem câmiü'l-esmâ ve'l-Kur'ân'sın,
Hem de nur-u Haktan bize ihsansın,
Ey bir rahmet-i âlem Risaletü'n-Nur!].
Bu satırlar şu şekilde sadeleştirilebilir:
Dertlere dermansın, sevgilisisin canın,
Hem Kur’ân’ı kapsarsın, hem isimlerini Allah’ın,
Hem de Hakk’ın nurundan bize ihsansın,
Ey âleme rahmet, Nur Elçisi!


Her devirde farklı kimlikle ortaya çıkma iddiasıHakikat-i Muhammediye, Muhammed aleyhisselam¬ın tarihi şahsiyeti değildir. Buna inananlara göre o hakikat, her devirde değişen isim ve suretlerde peygamber veya veli olarak ortaya çıkar [1]. Said Nursî kendisinin öyle olduğuna inanır. Onun sözleri şöyledir:
“Ben bu anda, seksen Said'in özü olarak ortaya çıkmışım. Onlar zincirleme şahsî kıyametler ve zincirleme tenasüh, yani ruh göçü ile çalkalanıp beni şu zamana fırlatmışlardır.
Şu Said yetmiş dokuz ölü ve bir konuşan canlının özetidir. Eğer zamanın suyu donup dursa ve farklı bedenlerde ortaya çıkan Said'ler birbirlerini görseler, ciddi farklılıklardan dolayı birbirlerini tanımayacak¬lardır. Ben o bedenlerin üstünde yuvarlandım; iyilikler ve lezzetler dağıldı gitti. Sıkıntı ve üzüntüler birikti kaldı. O konak yerlerinin her birinde ben bendim. Ölümümden sonra gelecek konaklarda da yine ben ben olacağım. Bu konak yerinde yani vücuttaki hücreler nasıl yılda iki kere vücuttan ayrılıyorsa ben de o şekilde elbise değiştiririm; yırtılmış Said'i atar, yeni Said'i giyerim [2].”
“Ben bu anda, seksen Said'in özü olarak ortaya çıkmışım” sözü önemlidir. Çünkü Tevrat’a göre Âdem aleyhisselamdan Yakup aleyhisselamın ölümüne kadar 2413 sene geçmiştir. Yusuf aleyhisselam 110 yaşında, Musa aleyhisselam da 120 yaşında vefat etmişti. Yakup’tan İsa aleyhisselamın doğumuna kadar da toplam 1600 sene geçmiş olsa Yaklaşık 4000 yıl eder. Said Nursî 1960’ta vefat ettiğine göre Tevrat’a göre; ilk insandan onun ölümüne kadar 5960 sene geçmiş olur. Bunu seksene bölünce onun girdiğini iddia ettiği her bedenin ortalama ömrü 75 yıl eder. Bu sebeple sekseninci beden sözü, düşünülerek söylenmiş bir sözdür.
Bu, reenkarnasyon inancıdır. Said Nursî en tepede olduğunu, kıyamete kadar da en tepede kalacağını söylüyor. Yani gelmiş büyük peygamberler ile her devirde gelen mürşit, müceddid, Mehdi ve beklenen İsa odur. Risale-i Nurların konu ile ilgili ifadeleri şöyledir:
“Ol nurdan için Yûnus'u hıfz eyledi ol hût,
Ol nur ile kahreyledi hem kavmini ol Lût.”
Bu satırlar şu şekilde sadeleştirilebilir:
O nurdan dolayı balık Yunus aleyhisselamı korudu.
Lut aleyhisselam kavmini o nur ile yok etti.
“(…) Çok şahs-ı velî, nur ile hem etti kanaat,
Çok şahs-ı denî, nur ile hem buldu kerâmet.!
Bu iki satır şu şekilde sadeleştirilebilir:
Çok sayıda evliya o nur ile ikna oldu.
Çok sayıda alçak insan, o nur ile keramete erdi.
“Derhal açılıp gökyüzü hem parladı ol nurdan gelen
Risâlei'n-Nur Hallâk-ı Rahîm eyledi mahlûkunu mesrur.”
Bu satırlar şu şekilde sadeleştirilebilir:
Derhal açılıp gökyüzü ve o nurdan gelen Risalei nur parladı.
İkramı bol yaratıcı böylece yaratıklarını mutlu etti.
“Ol taze güneş, ülkeye serptikçe ışıklar,
Hep şâd olacak, şevk bulacak kalbi kırıklar.
(…) Ey nur-u Risaletten gelen bir burhan-ı Kur'ân!
Ey sırr-ı Furkan'dan çıkan hüccet-i iman!”
Son iki satır şu şekilde sadeleştirilebilir:
Ey Peygamberlik nurundan gelen bir Kur’ân delili
Ey Allah’ın sırrından çıkan imanın delili.
“Sendin bize matlub, yine sendin bize mev'ud,
Sayende bugün herkes olur zinde ve mes'ud.”
Bu iki satır şu şekilde sadeleştirilebilir:
İstediğimiz sen, bize söz verilen de sendin
Herkes senin gölgende güçlü ve mutlu Bugün
“Her an seni bekler ve sayıklardı bu dünya,
Hak kendini gösterdi, bugün bitti o rüya.
Bin üç yüz senedir toprağa dönmüş nice milyar
Mü'min ve muvahhid seni gözlerdi hep ey yâr!
Her hepsi de senden yana söylerdi kelâmı
Her hepsi de her an sana eylerdi selâmı.
Vallah, ezelden bunu ben eyledim ezber:
Risalei'n-Nurdur vallah o son müceddid-i ekber.
Son iki satır şu şekilde sadeleştirilebilir:
Vallahi ezelden beri ezberimde olan budur
Vallahi en büyük müceddid Risalei Nur’dur.
“Affet beni ey affı büyük lütfu büyük Risalei'n-Nur!
Bir dem bile hem eyleme senden beni yâ Rabbenâ mehcur!”
Bu iki satır şu şekilde sadeleştirilebilir:
Affet beni ey affı büyük lütfu büyük Nur Elçisi!
Ey Rabbimiz! Eyleme beni bir an bile senden mahrum birisi.
“Nur aşkına, Hak aşkına, dost aşkına ey nur!
Nurunla ve sırrınla bugün kıl bizi mesrur.
Âciz, bîçâre talebeniz Hasan Feyzi

Said Nursî’nin kurtarıcı olduğu iddiasıNurcular onun bu dünyada kendilerini kurtaracağına inanırlar. Said Nursî’nin “Pek parlak kaside” diye övdüğü şiirde konu ile ilgili şu ifadeler yer alır:
Şifa bulsun şimdi biraz yaramız,
Revaç bulsun geçmez olan paramız,
Saç nurunu, aka dönsün karamız,
Ey ziya-yı rahmet-i âlem Risaletü'n-Nur!
Âşıkların Arşa çıkan feryadı
Ağlatıyor o pâk ruhlu ecdadı,
Allah için eyle bize imdadı,
Ey muhtaçlara rahmet-i âlem Risaletü'n-Nur!
Gökler saldı belâ, yer verdi belâ,
Sarstı âfâkı bir acı vaveylâ,
Rahmet et âleme, ey nur-u Mevlâ!
Ey cilve-i rahmet-i âlem Risaletü'n-Nur!
Bir yanda sel var, bir yanda kan akar,
Bu belâ ateşi âlemi yakar,
Ağlayan bu beşer hep sana bakar,
Ey nümune-i rahmet-i âlem Risaletü'n-Nur!
Çevrildi ateşle bu koca dünya,
Bir cehennem gibi kaynadı derya.
Yetiş imdada ey şâh-ı evliya
Ey bu zamanda rahmet-i âlem Risaletü'n-Nur].
“Yetiş imdada ey şah-ı evliya” demek, “Ey evliyalar padişahı imdada yetiş” demektir. Said Nursî, kime karşı imdada çağırılmaktadır. Dünyayı ateşle çevirip, denizleri bir cehennem gibi kaynatan kimdir? Allah’a karşı imdada çağırılan bu zatın, Allah’tan güçlü, daha merhametli olması ve insanları daha iyi tanıması gerekmez mi? Beş vakit namazında; “Yalnız sana kul oluruz ve yalnız senden yardım dileriz” diyen bir Müslüman bu büyük günaha nasıl düşebilir!
mesdo
Risale-i Nurların KutsallaştırılmasıRisale-i nurlarda; Risale-i nurları, Said Nursî’yi ve talebelerini kutsayan o kadar çok bölüm vardır ki, onlar çıkarılsa kitaplar ciddi anlamda küçülürler. Bunların bir kısmından daha önce söz edilmişti; bir kısmına daha göz atalım:
“Bu acayip ve dehşetli ve hiç misli görülmemiş devirde, özellikle müminlerin çok sarsıntılar geçirdiği ve çok dehşetli düşmanlar karşısında bulunduğu ve katıksız kâfirlik ateşinin mahallemizi sardığı bir zamanda, ancak ve ancak, güvenimizin en sağlam, güçlü, yıkılmaz, sarsılmaz donanımına sahip olan Risale-i Nur'un nuranî siperlerine sığınmakla ve onun kutsal çerçevesine girmekle kurtulacak ve imanınızı kurtararak, ebedî yokluk zannettiğiniz ölümü bir ebedi hayata çevireceksiniz.” "Onlar, ruhumuzun gıdası ve ebedî saadetimizin anahtarıdır.
Şimdi bu kitaplara yakıştırılan özelliklerden bazılarını görelim

Risale-i Nur’un onaylandığı iddiasıNurcuların iddia ettiği gibi, kurtuluş, ancak Risale-i nurlarla mümkün olacaksa onların, önceki ilahi kitaplar tarafından haber verilmesi ve onaylanması gerekir. Said Nursî bu tarafı da ihmal etmemiş, “Sikke-i tasdik-i gaybî” yani “gaypla ilgili onay damgası” adını verdiği bir risale yazmıştır. Risalede şöyle diyor: “Bu risale baştan sona bine yakın işaretle bir tek şeyi; Risale-i Nur'un uygun görülüp onaylandığını ispat eder. Bir dâvada, bu kadar çok ve birbirinden farklı binlerce emare ve işaretin olması yalnız kesin bilgi derecesinde değil, belki gözle görme ve kesin kanaat derecesinde o dâvayı ispat eder

Risale-i Nur’un günaha kefaret olduğu iddiasıSaid Nursî’ye göre “Kur’an lemeatlarına ve Risale-i Nur'a değil ilişmek, onu tamamıyla kabul edip yayılmasına çalışmak gerekir. Bu onun, geçmiş dehşetli günahlara kefaret olması ve gelecek müthiş belâlara ve anarşiye engel olabilmesi için şarttır

Kurtuluşun Nur Cemaatinde Olacağı Nurculara göre “Risale-i Nur şakirtlerinin kurtuluşa ereceklerine ve mutlu olacaklarına dair Kur’ân’ın kuvvetli işaretleri, Hz. Ali’nin ve Abdulkadir Geylânî’nin müjdeleri vardır. Şu âyetler, bu tür cemaat ve tarikatların durumunu anlatmaktadır:
“Dinlerini bölük bölük ayırıp her biri ayrı bir cemaat olanlar var ya, sen hiçbir konuda onlardan değilsin. Onların işi Allah’a kalmıştır. Sonra onların yaptıkları kendilerine bildirilecektir.” (En’am 6/159)
“Bu din, sizin dininizdir; bir tek din. Ben de Rabbinizim; öyleyse Benden sakının.
Sonra insanlar, bir takım kitapların etrafında kümeleşip din konusunda bölük bölük oldular. Her bölüğün, kendi yanındakine güveni tamdır. Onları, daldıkları hayalleri içinde bırak; bir süre böyle gitsin. Onlara mal ve oğullar vermemizi nasıl değerlendiriyorlar? Onlara mal kazandırmak için mi koşuyoruz? Hayır; fark edemiyorlar.” (Müminûn 23/52-56)
Son âyet şöyledir:
فَتَقَطَّعُوا أَمْرَهُم بَيْنَهُمْ زُبُرًا كُلُّ حِزْبٍ بِمَا لَدَيْهِمْ فَرِحُونَ
“Sonra insanlar, bir takım kitapların etrafında kümeleşip din konusunda bölük bölük oldular. Her bölük kendi yanında olandan mutludur.” (Müminûn 23/53)
Buradaki zübür (زبر) Zebur (زبور)’un çoğuludur; kitap anlamına gelir. Nitekim Şuarâ 196. âyette şöyle buyurulmuştur: “وَإِنَّهُ لَفِي زُبُرِ الْأَوَّلِينَ= O Kur’ân, öncekilerin kitaplarında da vardır.” Öncekilerin kitapları, önceki Peygamberlere inen kitaplardır. Zebur, ayrıca Davud aleyhisselama inen kitabın da adıdır. Dinlerini bölük bölük ayıranların kitaplarına da zebur denmesi, o kitaplara ilahi kitap havası verdiklerine işaret sayılabilir.

Risale-i Nurları kutsallaştırmaya örnekRisale-i Nurları kutsallaştırma ile ilgili yazılar çıkarılsa kitapların hacmi oldukça küçülür. Bunlardan “Âyet-i Kübra” yı örnek verip buradaki iddiaları adım adım izleyelim:
1) Said Nursî’ye yazdırıldığı iddiası
Said Nursî Âyet-i Kübra adını verdiği risalesinin giriş kısmını uzatınca şöyle diyor:
“Bu risalenin girişinin bu derece uzun olması istemeden olmuştur. Demek ihtiyaç var ki, öyle yazdırıldı” [1].
2) Adını Hz. Ali’nin verdiği iddiası
Said Nursî, bu risale için şöyle diyor:
“Bu risalenin öyle bir ehemmiyeti var ki; İmam-ı Ali (R.A.) gaipten gösterdiği kerametlerle bu risaleye, “Âyet-i Kübra” ve “Asâ-yı Musa” adlarını vermiştir” [2].
3) Hz. Ali’nin Risale’den şefaat dilediği iddiası
Said Nursî diyor ki: “İmam-ı Ali (R.A.), Nur’un bölümlerinden haber verdiği sırada “Ayet’ül-Kübrâ hakkı için beni ani ölümden koru” deyip o Âyet-ül Kübra’yı şefaatçı yaptı… [3]”
4) Risale’nin lâ ilâhe illallah’ın delili olduğu iddiası
Said Nursî diyor ki: “Lâ ilâhe illallah’ın delili, basılı Âyet-ül Kübra Risalesidir. O emsalsiz hüccetin hârikalığı içindir ki; İmam-ı Ali (R.A.), onu şefaatçi yapmıştır [4].
5) Risale’nin kurtarıcılık yaptığı iddiası
Said Nursî diyor ki: “.. o Risalenin hem Ankara hem Denizli Mahkemelerinde galip gelmesiyle ve perde altından etkili bir şekilde yayılmasıyla talebelerine berat kazandırmağa sebep olduğu… [5]”
6) Bir mağazayı yangından koruduğu iddiası
Said Nursî diyor ki: “… (Isparta’da) hükûmet dairelerinden birisi… gecenin en soğuk anında üç saat yandı. Yangın; bitişikteki mağazaya hızla ilerliyordu. Mağaza Risale-i Nur’un bir talebesine aitti. “Biz yanıyoruz, mahvolduk.” diyerek yanıma geldi. Ben de iki gün evvel mağazada bulunan Âyet-ül Kübra’nın bazı nüshalarını istemiştim ama getirmemişti. Demek o ateşi söndürmek için kalmıştı. Risale-i Nur’u ve Âyet-ül Kübra’yı şefaatçı yapıp: “Ya Rabbi kurtar” dedim. Üç saat o dehşetli yangın, bütün o büyük daireyi mahvetti. Altında ve bitişiğindeki dükkânları tamamen yaktı, yıktı. Risale-i Nur’un ve Âyet-ül Kübra’nın korumasında olan mağazaya ilişmedi. Altındaki şakirdin dükkânı da sağlam kaldı


SAİD NURSİ VE KUR’ÂN
Said Nursî’nin Kur’ân’a yer yer doğru yaklaştığı gözlenmektedir. Ama o Kur’ân’a, daha çok kendini, kitaplarını ve şakirtlerini kutsallaştırmak için başvurur. Ayetlerden bu tür anlamları çıkarmak mümkün olamayacağı için çok yanlış yollara başvurur. Mesela ona göre Kur’ân’ın 33 âyetinde kendisine ve Risale-i Nur’lara işaret edilmektedir. İddiasını ispat için Ebced ve cifri kullanmaktadır. Bu, çoğunlukla büyücülerin başvurduğu yoldur. Zaten bu tür iddiaları başka bir yolla yapmak mümkün değildir.
Saltukoğlu
Mesdo kardeş, sizi severim. Nur hareketinin Üstad Bediüzzaman zamanındaki gibi olmadığını, saptırıldığınıda kabul ederim, ancak yine de Üstadın Nur hareketinin doğru takipçileri olduğunun ve Üstad Bediüzzamanın gerçek Rabbani bir alim olduğunun bilinmesi gerektiğine inanırım. Abdülaziz Bayındır gibilerin kime ve neye hizmet ettiği meçhul bir adam. Tutup onun hezeyanları ile ömrünü islama feda eden bir kahraman hakkında böyle yakışıksız cümleler kurmanın size bir fayda sağlamayacağını bilmenizi isterim.
EsLeMNa
Bir kurumun ve ona inananların bütünün bu şekilde tenkit edilmesinden dolayı konu kapatılmıştır.
Zemahşeri
Hiç bir kitap,kurum ve kişi kurandan ve onun bize ilettiği mesajdan üstün değildir. Konu tahkir içermediği tenkit içerdiği için tarafımca tekrar açılmıştır. Mesdo ile aynı fikirde olmayanlarla tenkitlerini yanlış bulanların cevaplamaları dileği ile.
hyr
saltukoglu:Nur hareketinin Üstad Bediüzzaman zamanındaki gibi olmadığını, saptırıldığınıda kabul ederim, ancak yine de Üstadın Nur hareketinin doğru takipçileri olduğunun ve Üstad Bediüzzamanın gerçek Rabbani bir alim olduğunun bilinmesi gerektiğine inanırım. Abdülaziz Bayındır gibilerin kime ve neye hizmet ettiği meçhul bir adam. Tutup onun hezeyanları ile ömrünü islama feda eden bir kahraman hakkında böyle yakışıksız cümleler kurmanın size bir fayda sağlamayacağını bilmenizi isterim.

clapping.gif clapping.gif

Saltukoğlu
ALINTI(Zemahşeri @ Apr 7 2008, 02:38 PM) *

Hiç bir kitap,kurum ve kişi kurandan ve onun bize ilettiği mesajdan üstün değildir. Konu tahkir içermediği tenkit içerdiği için tarafımca tekrar açılmıştır. Mesdo ile aynı fikirde olmayanlarla tenkitlerini yanlış bulanların cevaplamaları dileği ile.


Hiç kimsenin öyle bir iddiası yoktur. Risalei Nur da bir Kuran Tefsiridir. Mesdo kardeşin Risaleye farklı bakışı hakaret içermedikçe normaldir. Farklı düşünenler olabilir ancak Risalei Nurun özellikle bu memlekette İslam adına İcra ettiği hizmeti hiç bir hizmet erbab ve efkarı etmemiştir edememiştir. Risalei Nurun süfyani bir rejime karşı İslamı kahramanca savunuşunu görmemek bir kayıptır bir gaflettir. Bu gün kendisini risaleye nisbet edenlere bakarak Üstadın çizgisini takip edemeyenleri örnek göstererek Üstad ve Risaleler hakkında karar vermek isabetli olmayacaktır.

Abdülaziz Bayındır da tıpkı Yaşar Nuri gibi rejimin eğitim kurumlarında rejimin çanağından yararlanan İslamı modernizm hastalığı içerisinde değerlendirmeye çalışan bir adamdan başkası değildir. Böyle adamlar, rejimin istediği biçimde İslamı yorumlamaktadırlar. Tıpkı Yaşar Nurinin 28 Şubat öncesi ve sonrası yazdığı Kuran meali gibi. Rejim yönlendirmeli insanların hezeyanlarıyla islam düşmanı bir rejime karşı koymak için ömrünü hapishanelerde geçiren Rabbani bir İslam Alimini hafifsemek sadece bunu yapanların kaybı olacaktır.
Cahar Dudayev
Mesdo'nun "şirk koşanlar" listesine bakalım daha kimler girecek?

Ne kadar da rahat tekfir ediyor doh.gif confused1.gif blink.gif lac.gif
a.zade
Selamun aleykum
saltukoğlu demiş ki: "Abdülaziz Bayındır da tıpkı Yaşar Nuri gibi rejimin eğitim kurumlarında rejimin çanağından yararlanan İslamı modernizm hastalığı içerisinde değerlendirmeye çalışan bir adamdan başkası değildir. "
Bu çarpık zihniyete göre Musa aleyhisselam da firavun rejiminin çanağından beslenen biriydi...
bence saltukoğlu bu sözleri söyleyeceğine "abdulaziz bayındır'ın şu şu sözleri şu şu ayetlere çelişiyor" veya "abdulaziz bayındır şu konularda şöyle hatalar yapıyor" deseydi kendisi açısından mesuliyetsiz bir yol tutmuş olurdu. çünkü mesdo nun aktardığı bölümler karalama değil ayetlere göre yapılmış eleştirilerdir. bir kişiyi veya bir kurumu eleştiriye kapatmak kutsallığa ve sonraki adımda şirke kapı açar.

abdulaziz bayındırı eleştirebilirsiniz ama çala kalem değil delillerle. zaten ben onun kaç sohbetinde eleştiri çağrısını kulaklarımla duydum. adam resmen beni eleştirin ama mesnetsiz atmayın diyor. şu sözün şu ayete ters diyin diyor. daha ne desin
Saltukoğlu
ALINTI
bir kişiyi veya bir kurumu eleştiriye kapatmak kutsallığa ve sonraki adımda şirke kapı açar.


Buna Abdülaziz bayındır da dahildir. Abdülaziz Bayındır Üstadı eleştiriyorda biz mi onu eleştiremeyeceğiz. Üstelik konu dallanıp budaklanmasın diye kısa keselim dedik. Abdülaziz Bayındır hemşerimiz olur. Ondaki bu değişikliğin nedenide bilenlerin malumudur. Zaten, Siyonist yahudilerin dizayn ettiği üniversitelerden bir fakülte olan ilahiyat fakülteleri bu güne kadar elle tutulur temiz ve sağlam bir adam yetiştirmedi ki. Kuran tefsiri dersine bir yahudinin girdiği bir okuldan mezun olan Abdülaziz Bayındırın Üstad Bedizüzamanı eleştirmesi bizi şaşırtmış değil.
mesdo
ALINTI(Saltukoğlu @ Apr 7 2008, 03:52 PM) *

Buna Abdülaziz bayındır da dahildir. Abdülaziz Bayındır Üstadı eleştiriyorda biz mi onu eleştiremeyeceğiz. Üstelik konu dallanıp budaklanmasın diye kısa keselim dedik. Abdülaziz Bayındır hemşerimiz olur. Ondaki bu değişikliğin nedenide bilenlerin malumudur. Zaten, Siyonist yahudilerin dizayn ettiği üniversitelerden bir fakülte olan ilahiyat fakülteleri bu güne kadar elle tutulur temiz ve sağlam bir adam yetiştirmedi ki. Kuran tefsiri dersine bir yahudinin girdiği bir okuldan mezun olan Abdülaziz Bayındırın Üstad Bedizüzamanı eleştirmesi bizi şaşırtmış değil.



selamu aleyküm ve rahmetullah

bismillah

sevgili saltukoğlu kardeşim

lütfen şunları cevaplayınız

1) Said Nursî’ye yazdırıldığı iddiası

Said Nursî Âyet-i Kübra adını verdiği risalesinin giriş kısmını uzatınca şöyle diyor:
“Bu risalenin girişinin bu derece uzun olması istemeden olmuştur. Demek ihtiyaç var ki, öyle yazdırıldı” [1].

2) Adını Hz. Ali’nin verdiği iddiası

Said Nursî, bu risale için şöyle diyor:
Bu risalenin öyle bir ehemmiyeti var ki; İmam-ı Ali (R.A.) gaipten gösterdiği kerametlerle bu risaleye, “Âyet-i Kübra” ve “Asâ-yı Musa” adlarını vermiştir” .3) Hz. Ali’nin Risale’den şefaat dilediği iddiası

Said Nursî diyor ki: “İmam-ı Ali (R.A.), Nur’un bölümlerinden haber verdiği sırada “Ayet’ül-Kübrâ hakkı için beni ani ölümden koru” deyip o Âyet-ül Kübra’yı şefaatçı yaptı…”
4) Risale’nin lâ ilâhe illallah’ın delili olduğu iddiası

Said Nursî diyor ki: “Lâ ilâhe illallah’ın delili, basılı Âyet-ül Kübra Risalesidir. O emsalsiz hüccetin hârikalığı içindir ki; İmam-ı Ali (R.A.), onu şefaatçi yapmıştır .
5) Risale’nin kurtarıcılık yaptığı iddiası

Said Nursî diyor ki: “.. o Risalenin hem Ankara hem Denizli Mahkemelerinde galip gelmesiyle ve perde altından etkili bir şekilde yayılmasıyla talebelerine berat kazandırmağa sebep olduğu…”

6) Bir mağazayı yangından koruduğu iddiası

Said Nursî diyor ki: “… (Isparta’da) hükûmet dairelerinden birisi… gecenin en soğuk anında üç saat yandı. Yangın; bitişikteki mağazaya hızla ilerliyordu. Mağaza Risale-i Nur’un bir talebesine aitti. “Biz yanıyoruz, mahvolduk.” diyerek yanıma geldi. Ben de iki gün evvel mağazada bulunan Âyet-ül Kübra’nın bazı nüshalarını istemiştim ama getirmemişti. Demek o ateşi söndürmek için kalmıştı. Risale-i Nur’u ve Âyet-ül Kübra’yı şefaatçı yapıp: “Ya Rabbi kurtar” dedim. Üç saat o dehşetli yangın, bütün o büyük daireyi mahvetti. Altında ve bitişiğindeki dükkânları tamamen yaktı, yıktı. Risale-i Nur’un ve Âyet-ül Kübra’nın korumasında olan mağazaya ilişmedi. Altındaki şakirdin dükkânı da sağlam kaldı


sevgili kardeşim

herhangi bir noktayı dağıtmadan lütfen risale-i nurdan alınan bu kelimelerin ne anlam içerdiğini yazınız

elimizde daha bir çok nokta var

lütfen siz yazın sonrasında bizde ilgili bölümlerden yazalım

amacımız ne said nursi nede başkası

amacımız HAK

saklanan HAK

Linkinpark
ALINTI(mesdo @ Apr 7 2008, 03:58 PM) *

selamu aleyküm ve rahmetullah

bismillah

sevgili saltukoğlu kardeşim

lütfen şunları cevaplayınız

1) Said Nursî’ye yazdırıldığı iddiası

Said Nursî Âyet-i Kübra adını verdiği risalesinin giriş kısmını uzatınca şöyle diyor:
“Bu risalenin girişinin bu derece uzun olması istemeden olmuştur. Demek ihtiyaç var ki, öyle yazdırıldı” [1].

2) Adını Hz. Ali’nin verdiği iddiası

Said Nursî, bu risale için şöyle diyor:
Bu risalenin öyle bir ehemmiyeti var ki; İmam-ı Ali (R.A.) gaipten gösterdiği kerametlerle bu risaleye, “Âyet-i Kübra” ve “Asâ-yı Musa” adlarını vermiştir” .3) Hz. Ali’nin Risale’den şefaat dilediği iddiası

Said Nursî diyor ki: “İmam-ı Ali (R.A.), Nur’un bölümlerinden haber verdiği sırada “Ayet’ül-Kübrâ hakkı için beni ani ölümden koru” deyip o Âyet-ül Kübra’yı şefaatçı yaptı…”
4) Risale’nin lâ ilâhe illallah’ın delili olduğu iddiası

Said Nursî diyor ki: “Lâ ilâhe illallah’ın delili, basılı Âyet-ül Kübra Risalesidir. O emsalsiz hüccetin hârikalığı içindir ki; İmam-ı Ali (R.A.), onu şefaatçi yapmıştır .
5) Risale’nin kurtarıcılık yaptığı iddiası

Said Nursî diyor ki: “.. o Risalenin hem Ankara hem Denizli Mahkemelerinde galip gelmesiyle ve perde altından etkili bir şekilde yayılmasıyla talebelerine berat kazandırmağa sebep olduğu…”

6) Bir mağazayı yangından koruduğu iddiası

Said Nursî diyor ki: “… (Isparta’da) hükûmet dairelerinden birisi… gecenin en soğuk anında üç saat yandı. Yangın; bitişikteki mağazaya hızla ilerliyordu. Mağaza Risale-i Nur’un bir talebesine aitti. “Biz yanıyoruz, mahvolduk.” diyerek yanıma geldi. Ben de iki gün evvel mağazada bulunan Âyet-ül Kübra’nın bazı nüshalarını istemiştim ama getirmemişti. Demek o ateşi söndürmek için kalmıştı. Risale-i Nur’u ve Âyet-ül Kübra’yı şefaatçı yapıp: “Ya Rabbi kurtar” dedim. Üç saat o dehşetli yangın, bütün o büyük daireyi mahvetti. Altında ve bitişiğindeki dükkânları tamamen yaktı, yıktı. Risale-i Nur’un ve Âyet-ül Kübra’nın korumasında olan mağazaya ilişmedi. Altındaki şakirdin dükkânı da sağlam kaldı
sevgili kardeşim

herhangi bir noktayı dağıtmadan lütfen risale-i nurdan alınan bu kelimelerin ne anlam içerdiğini yazınız

elimizde daha bir çok nokta var

lütfen siz yazın sonrasında bizde ilgili bölümlerden yazalım

amacımız ne said nursi nede başkası

amacımız HAK

saklanan HAK



Bunlar mı senin derdin?? Bunların neresinde şirk varmışki??

Kaldıki o kadar insanın mensup olduğu bir cemaati acımaksızın yerden yere vurmak ne anlama geliyor?

Bu insanlar Allah yolunda olmalarına rağmen..
Ayn-ı Visal
ALINTI(mesdo @ Apr 7 2008, 03:58 PM) *

selamu aleyküm ve rahmetullah

bismillah

sevgili saltukoğlu kardeşim

lütfen şunları cevaplayınız

1) Said Nursî’ye yazdırıldığı iddiası

Said Nursî Âyet-i Kübra adını verdiği risalesinin giriş kısmını uzatınca şöyle diyor:
“Bu risalenin girişinin bu derece uzun olması istemeden olmuştur. Demek ihtiyaç var ki, öyle yazdırıldı” [1].

2) Adını Hz. Ali’nin verdiği iddiası

Said Nursî, bu risale için şöyle diyor:
Bu risalenin öyle bir ehemmiyeti var ki; İmam-ı Ali (R.A.) gaipten gösterdiği kerametlerle bu risaleye, “Âyet-i Kübra” ve “Asâ-yı Musa” adlarını vermiştir” .3) Hz. Ali’nin Risale’den şefaat dilediği iddiası

Said Nursî diyor ki: “İmam-ı Ali (R.A.), Nur’un bölümlerinden haber verdiği sırada “Ayet’ül-Kübrâ hakkı için beni ani ölümden koru” deyip o Âyet-ül Kübra’yı şefaatçı yaptı…”
4) Risale’nin lâ ilâhe illallah’ın delili olduğu iddiası

Said Nursî diyor ki: “Lâ ilâhe illallah’ın delili, basılı Âyet-ül Kübra Risalesidir. O emsalsiz hüccetin hârikalığı içindir ki; İmam-ı Ali (R.A.), onu şefaatçi yapmıştır .
5) Risale’nin kurtarıcılık yaptığı iddiası

Said Nursî diyor ki: “.. o Risalenin hem Ankara hem Denizli Mahkemelerinde galip gelmesiyle ve perde altından etkili bir şekilde yayılmasıyla talebelerine berat kazandırmağa sebep olduğu…”

6) Bir mağazayı yangından koruduğu iddiası

Said Nursî diyor ki: “… (Isparta’da) hükûmet dairelerinden birisi… gecenin en soğuk anında üç saat yandı. Yangın; bitişikteki mağazaya hızla ilerliyordu. Mağaza Risale-i Nur’un bir talebesine aitti. “Biz yanıyoruz, mahvolduk.” diyerek yanıma geldi. Ben de iki gün evvel mağazada bulunan Âyet-ül Kübra’nın bazı nüshalarını istemiştim ama getirmemişti. Demek o ateşi söndürmek için kalmıştı. Risale-i Nur’u ve Âyet-ül Kübra’yı şefaatçı yapıp: “Ya Rabbi kurtar” dedim. Üç saat o dehşetli yangın, bütün o büyük daireyi mahvetti. Altında ve bitişiğindeki dükkânları tamamen yaktı, yıktı. Risale-i Nur’un ve Âyet-ül Kübra’nın korumasında olan mağazaya ilişmedi. Altındaki şakirdin dükkânı da sağlam kaldı
sevgili kardeşim

herhangi bir noktayı dağıtmadan lütfen risale-i nurdan alınan bu kelimelerin ne anlam içerdiğini yazınız

elimizde daha bir çok nokta var

lütfen siz yazın sonrasında bizde ilgili bölümlerden yazalım

amacımız ne said nursi nede başkası

amacımız HAK

saklanan HAK

Saklanan hangi hak?Risale-i Nur'un ve eleştirdiğiniz kesimin hizmeti kadar hizmet edebilmiş misiniz ki bukadar rahat eleştiriyorsunuz?Hayatınızda kaç kişinin hidayetine vesile oldunuz?Peki Risaleler kaç kişinin hidayetine vesile oldu?Belki binlerce belki milyonlarca...En başta kendim olmak üzere!
Peki yukarda yazdıklarınız neye göre yanlış bunu önce açıklar mısınız?Kur'an-ı Kerime göre mi sünnete göre mi?
Son bir şey:Hiç Risale okudunuz mu yoksa sadece Risaleyi eleştirel tarzda olan kitaplardan yola çıkarak mı yazıyorsunz?
a.zade
ALINTI
ALINTI
Buna Abdülaziz bayındır da dahildir. Abdülaziz Bayındır Üstadı eleştiriyorda biz mi onu eleştiremeyeceğiz. Üstelik konu dallanıp budaklanmasın diye kısa keselim dedik. Abdülaziz Bayındır hemşerimiz olur. Ondaki bu değişikliğin nedenide bilenlerin malumudur. Zaten, Siyonist yahudilerin dizayn ettiği üniversitelerden bir fakülte olan ilahiyat fakülteleri bu güne kadar elle tutulur temiz ve sağlam bir adam yetiştirmedi ki. Kuran tefsiri dersine bir yahudinin girdiği bir okuldan mezun olan Abdülaziz Bayındırın Üstad Bedizüzamanı eleştirmesi bizi şaşırtmış değil.


sevgili kardeşim kısa kesmeye gerek yok burası forum sayfasıysa uzatadabiliriz. ama kişilere mesnetsiz saldırmak bir mümine yakışmaz. abdulaziz bayındır hoca niye eleştirilmesin ki. benim yazımdan niçin alıntı yaptığınızı anlayamadım doğrusu. ben zaten orda demiştim ki abdulaziz bayındır hoca zaten kendisi diyor beni eleştirin yanlışımı bana bildirin diyor. bunu ben yanlışsızım anlamında demiyor. eleştir kardeşim bana ne. istediğin kadar eleştir ama eleştiriken siyonist okulu bilmem ne kurumu diye yaftalarla değil de şu sözü yanlış şu sözü falan ayete ters diyerek eleştir.

nurculuk konusunda bir kaç kelam da biz edelim müsaade edilirse... ben nurculuğu orta okul yıllarında tanıdım. orta okul lise üniversite dönemlerinde yıllarca içinde kaldım yetiştim. üniversiteden sonmra yine yıllarca cemaat içinde kaldım risale dersleri yaptım. denizli de bir yılda görev yaptım.. (biz kendi aramızda vakıf diyoduk) fakat sonra Allah'a hamd olsun Kurana yöneldim. benim bu süreçte kendim için koyduğum bir prensip vardı:"kişileri eleştirmemek" kişileri eleştirdiğim zaman bu kuran hakikatlerrinin önünde bir perde oluyordu. fakat kişilerin eleştiriye kesinlikle açık olduğunu herkese heryerde söylerim. bu prensip kendi breysel tercihimdir. ve bu forumdaki yazılarımda hiçbir kişiyi direk hedef yapmadım. tarikatı eleştiririm ama falan şeyhi hedef almam. nurculuğu eleştiririm ama falan nurcuyla uğraşmam. fakat yanlış anlaşılmasın bu kişilerle uğraşılmaz diye düşündüğüm anlamına gelmez bu tamamen kendi yöntemim . fakat kişileri eleştirenleri de eleştirmem.

o halde toparlayalıma.
said nursiyi eleştirebilirsiniz. onun çok fedakar hizmet ehli olması onu eleştiriye kapatmamalı. abdulaziz bayındırı eleştirebilirsiniz onun prof olması, cesur olması onu eleştiriye kapatmamalı, mahmut ustaosmanoğlunu eleştirebilirsiniz onun şeth olması onu eleştiriye kapatmamalı. ama ben yukarıda dediğim gibi şahıslarla değil söz ve fikirlerle uğraşmayı seçerim.
Saltukoğlu
Sevgili Mesdo, siz inanmadıktan sonra bizim söyleyeceklerimizin sizin yanınızda bir değeri olmayacaktır. Sözü uzatmayışımızın nedeni budur. Üstadın risalelerde söylediği her şeyin hak olduğuna bizim inancımız tamdır. Risalei Nurun korumasında olan dükkana ateşin dokunmamasından daha doğal ne olabilir. Elbette İslamı bu memlekette savunan Üstada sadık bir talebesinin dükkanı Allah Teala tarafından Risalenin İslama hizmetinden ötürü korunmuştur. Bunun şirkle ne alakası var.
Aynı konuda kendimizin bizzat bir sıkıntımız sebebiyle Üstadı vesile kılarak Rabbi Tealaya duamıza Rabbimizin bizzat cevap vermesi bizim bu konulardaki imanımızı tahkik düzeyine ulaştırmıştır. Şimdi siz bizimda saçmaladığımıza hükmedebilirsiniz. Ama biz, şimdi yaşadığımıza mı inanalım yoksa size mi?
Elbetteki bizim Rabbimiz hakkındaki düşüncemiz onun her an kullarını gözetlediğini ve onlara hern an şefkat duyduğunu, dualarına gereği gibi iradesi doğrultusunda icabet ettiğini biliyoruz. Müslümanların Alllahı materyalistlerin tabiat anası gibi mekanik değil kardeşler.
Hiç dualarınızın kabul olduğuna şahid değilmisiniz. Hele de bunu Allaha layıkıyla kulluk yapan daha salih insanların hatırına diyerek kabul olduğuna şahit olmadınız mı?
vitrivius
Sen abdulaziz hocanı da al bize bir çay içmeye gel de sana tek tek anlatalım cevapları...
Bediüzzamanın tasavvuf denen şeyle ne alakası var da bu konuyu bu bömlüme açtın.
Mesdo biraz neti gezersen sorduğun soruların tek tek cevaplandığını göreceksindir.Bu soruları yalandan bozma soruları kardeşilerimiz cevaplaya cevaplaya dillerinde tüy bitti...

Kardeşim Bediüzzamanı diğerleriyle karıştırma.Abdülaziz denen hocanla hele hiç karıştırma ...Bediüzzaman Said Nursi cihadın hertürlüsünü yerine getirmiş nadide bir mücahid alimdir.Ciğeri beş para etmez insanlar ona hiçbir şekilde laf atamazlar...Atamayacaklar İnşaALLAH...
Sen ve abdülaziz denen hocan her kimse oturduğunuz yerden yazıları yazıp e-poostalarla ümmete göndermeyi bir iş mi zannediyorsunuz.İslam bu mudur,sizin cihad anlayışınız bu kadar mı* veya savunduğunuz ekol ne bizde taptığınız şeylere göre size hüküm verelim söyleyin de....

Dediğimiz gibi 3-5 çapulcuya laf bırakacak kadar küçülmedik Rabbe hamdolsun.Bediüzzamanı başka alim denenlerle karıştırıpta laf atmaya kalkışmayın !!!

fi emanillah....
EsLeMNa
ALINTI
Hiç dualarınızın kabul olduğuna şahid değilmisiniz. Hele de bunu Allaha layıkıyla kulluk yapan daha salih insanların hatırına diyerek kabul olduğuna şahit olmadınız mı?


Bence çok yerinde bir soru olmuş..Herkesi kafir ilan ederek nereye kadar devam edebiliriz anlayamıyorum..Bardağın boş tarafına bakmak için büyük çaba harcamak ve İslama hizmet eden alimlere birşeyler söylemekte ki amacınızıda çoğu zaman anlayamadığımı belirtmeden edemeyeceğim..

Selametle..
Zemahşeri
Bir islam aliminin bütün düşüncelerinin doğru olduğunu veya bütün düşüncelerin yanlış olduğunu söylemek büyük bir iddia olur. Diğer yandan düşüncelerinin veya yazdıklarını ilhama dayandıran biri ile kendisinin eleştirilmesini isteyen birini karşılaştırmaya çalışıyoruz.Bizim gözümüzde Adulaziz bayındır nasıl eleştirilebilir ise said nursi de o kadar eleştirilebilir. Bir kişinin tağut rejiminde baskı görmesi onun mutlak doğru olduğu anlamına gelmez.Böyle bir argüman kişiyi aklamaz Saltukoğlu kardeşim. Kendisinin bu mücadelesinide göz ardı edecek değiliz. Lakin ortada ebced hesaplarına başvurulan ilhamlarla desteklenmiş bir kitap var. Diğer yandan kuranın kendisine ve yazdıklarına atıfta bulunduğuna dair iddialarıda okuyup duruyoruz. Ben bizzat kitabından okumadığım ama her hangi bir nur talebesinden de yalanlama gelmediği için kendisine mesafeli yaklaşmaktanda kendimi alamıyorum. Öncelikle şu ilham meselesini bir açıklayın sonrada kuranın kendisine olan atıfları açıklarsanız seviniriz.


not: Bu arada mesdo nun anlayışına sığınarak konu başlığını değiştiriyorum.Konu başlıkları bazen insanların meselelere çok farklı yaklaşmasına sebebiyet verebilmektedir.
Cahar Dudayev
Said Nursi eleştirilebilir. Ya da kafanıza takılan şeyi sorarsınız. Cevap verilir. Fakat insanları, özellikle Said Nursi gibi insanları kafanıza göre şirke sokarsanız bu yanlış olur. Daha baştan kaybedersiniz. Size itibar edilmez. Konuyu açan arkadaş Risale-i Nur ve Said Nursi hakkında sorularına cevap beklemeden önce Said Nursi'nin şirke girdiği iddiasını ispatlarsa daha güzel olur. Bu çok daha büyük bir itham. Ayrıca önüne geleni çekinmeden tekfir eden, "bir peygamber ne konuştuğuna dikkat etmeli" diyebilen, "ben şeriatı reddediyorum" diye konu açmakta herhangi bir sakınca görmeyen, şefaati reddeden vs bir insan kendi kredisini düşürmüştür. Ben şahsen böyle birine fazla itibar etmem.

Başlığı değiştirmenizi de doğru bulmadım. Başlık olduğu gibi kalmalı ki insanlar konuyu açan kişinin hangi düşüncede olduğunu bilsinler. İddiasının ne olduğu bilinsin. İnsanlar ona göre değerlendirme yaparlar. Arkadaş hangi düşüncede ise bu belli olmalı. Sizin bu arkadaşı düzeltmeye çalışmanız doğru değil.

Kendisi önce Nurculuğun şirk olduğunu ispat etsin sonra sorularına cevap arasın.
ayna
arkadaşlar risale okuyan kişiler onun bu iddialarla uzaktan yakından alakasının olmadığını anlar.dilimin döndüğünce sizin sorularınıza cevap vereceğim...

ancak iyiniyetle okuyun sabit fikirli olmayın!

soru 1)bediüzzaman ismi kim tarafından neden verildi ne anlamı geliyor
soru 2)risaletün nur nedir?bediüzzaman bu vasfı taşıyor mu?
soru3)Hasan Feyzi, alemlere rahmet olarak said nursiyi mi işaret ediyor?
soru4)Kur’ân’ı ve Allah’ın isimlerini taşıdığı iddiası
soru5)Her devirde peygamber efendimizin şahsiyetinin farklı kimlikle ortaya çıkma iddiası.80 yıla bedel iddiası ve tüm zamanlarda var olma iddiası
soru6)said nursi nurculara şefaat mi edecek?
soru7)risale-i nur kutsallaşmışmıdır?iman kurtarmada tek çare midir?
soru8)peygamber efendimizin Risale-i Nur’un onaylandığı iddiası.
soru9)Risale-i Nur’un günaha kefaret olduğu iddiası
soru10)Kurtuluşun Nur Cemaatinde Olacağına mı inanıyorlar?
soru11)Risale-i Nurları kutsallaştırmaya örneklere cevap nedir?

cevap1) Siirtli Molla Fethullah Efendi, üstün becerisi karşısında ona Bediüzzaman (Zamanın Güzeli) demeye başladı.yani bu isim hocası tarafından verilmiştir.zamanın asrın en iyisi anlamındadır.bediüzzamanın neden bu lakabı taşıdığını kitaplarını okuyarak anlayabilirsiniz.bu asır bilgi akıl asrıdır.bediüzzamanın zamanın sorunlarına ,aklı ve dini ilimle birleştirerek verdiği cevaplar karşısında ve küçük yaştaki zekasından dolayı hocası bu ismi vermiştir.
Bu lakap hz.ali trf verilmemiştir.asla böyle bir iddiası yoktur.tek ortak yanları cenazelerinin yerinin belli olmamasıdır.ikisi de aklı dinle birleştiren zatlardır elbette ama hz.alinin makamı ile bediüzzamanı kıyaslamak bile yanlıştır.bediüzzaman da asla bu kıyasa girmez.o ancak kendi kendini kıyaslar.eski der yeni der kendini bile beğenmez durur.


cevap4)tüm alem kuranın ve allahın tecelligahıdır.biz kullar allahın her türlü sıfatını ve adını taşımıyormuyuz?sinirlendiğimizde ya celal, azamatine maruz kaldığımızda ya kahhar olmuyor mu?ne alaka yani.her kişi, her canlı, yaratılan allahın ve kuranın ışığını nurunu adını sıfatını taşır..

cevap5).said nursi asla kibir etmez.kendini bırak peygamberlerin yerine koymayı kendi kendinin nefsine çok yüklenir.hatta nur talebelerinin de en büyük dersi budur.okursanız risaleleri konunun başında hep ey nefsim yazar.kendini gelmiş gelecek ışık olarak gören bir zat neden nefsini zorlasın.nefsine yüklensin.el insaf derler adama....
ayrıca bu yapılan ebced tıpkı sonucu bulmak için yapılan rastgele hesaplamalara benziyor.tıpkı bir kelime bir işlem programında sayılar verilir de sonuç istenir ya aynen öyle.yapmayın etmeyin ne olur.bir insanı karalamak bu kadar kolay olmamalı..

cevap6-7)risaleyi nur güzel meaneviyatı dolu bir kitaptır ama kutsal kitap değildir.ancak kuranın ve kuranda var olan kişilerin şefaat hakkı var.ne alaka yani.neden risaleler şefaat etsin allah aşkına yapmayın bu yalanları.bunları asla bediüzzaman söylemez.bakın risaleler kuranın tefsiridir.aynı elmalılı hamdinin eserleri gibidir.imam rabbani ,imam gazali, mevlananınki gibi.kişiye ders verir kurandan örnekler verir .eğer bir ayetle örnek verişse ve buna kanıt getirmişse bu asla risalenin şefaati olmaz.kuranınki olur.yapmayın lütfen.
ne said nursi ne de risaleler şefaat edemez.ve böyle bir iddia da yok.koca bir iftira yalandır.


cevap8)risale-i nurda peygamber efendimizin elbette hoşuna gidecek sözler sünnetler ve ayetler yazılıdır.kuranın tefsiridir.ama peygamber efendimiz bu kitabı onaylamış diye bir anlam çıkartmaya gerek yok öyle bir iddia yok.

cevap9-10)bediüzzaman zaman iman kurtarma zamanı der ve hizmete meyleder.asla bizim cemaat cennete girecek girmeyecek .sadece bu yolda kurtuluş var demiyor.okursanız kitaplarını anlarsınız.sadece ben bu yolda mutluyum.hepsi güzel ama benimki bana güzel diyor.hangi yolun daha iyi olduğunu değil bediüzzaman hiçbir cemaat lideri söyleyemez diyemez.sadece Allahın hoşuna gideni Allah bilir.kuran ve hadisleri takip eden cemaate bağlı olmayanlar da kurtuluşa erebilir.yani çok saçma bir iddia

not:2 3 ve 11.soruları cevaplamayı unutmadım.sadece kaynak araştırması yapıyorum...
Kaveller
Bu suallerin cevabını bende merak ediyorum , cematte bilfiil bulunmuş bir kişi olarak hiçbir vakit tatmin edici yanıtlar alamadım .zaten bu cemaatin yapısı sorgulamacı yaklaşımı red eder kat-i itaat lazım .
Özellikle Nurculara göre “Risale-i Nur şakirtlerinin kurtuluşa ereceklerine ve mutlu olacaklarına dair Kur’ân’ın kuvvetli işaretleri, Hz. Ali’nin ve Abdulkadir Geylânî’nin müjdeleri vardır[1].
--------------------------------------------------------------------------------

[1] Kastamonu Lahikası, Yirmi Yedinci Mektup, c. II, s. 1608, İbarenin aslı şudur: “Risale-i Nur şakirtleri hakkında necatlarına ve ehl-i saadet olduklarına dair kuvvetli işaret-i Kur'aniyeyi ve beşaret-i Aleviyeyi ve Gavsiyeyi düşündüm…”


mesdonun eklediği bölümler hepsi risalelerde mevcuttur ortada bir iftira yok .algıda biz hata var ise arkadaşlar bizi aydınlatsın .
nasreddinhoca
Said Nursi'nin bazı sözleri var ki gökte güneş...
Bazı sözleri de var ki yerde balçık...
Güneş balçıkla sıvanmaz...
Güneş var diye, balçık da yenilir yutulur demek isabetli olmaz...
Kılçık boğaz da kalır, çıkmaz ise cerrahi müdahale gerekir...
Zihne takılan bir kılçığı güneş de eritmez bazen...
O zaman kılçıkları ve balçıkları yememek lüzum eder...
Yememek içinde biraz kuran'a vakıf olmak lazım...
E said nursi vakıf değilmiydi???
vakıftı, hem de çok vakıf, kitleleri elinde tutmak adına bazen uçmak zorunda kaldı ve uçtu...
malesef nurcular da uçuyor...
toplumların uçanlarla işi olmaz...
istikbal göklerde değil KÖKLERDEDİR...
O kökler kuran ve sünnettir, geriye kalan teferruattır...
Kuran ve sünnete uyan alınır, uymayan terk edilir...
Uçanlara ise Alah hidayet etin...
Cahar Dudayev
ALINTI
vakıftı, hem de çok vakıf, kitleleri elinde tutmak adına bazen uçmak zorunda kaldı ve uçtu...


Bediüzzaman böyle basit hesaplar yapacak bir insan değildir. O böyle şeylere ihtiyaç duymaz. Bediüzzaman'a bunu mu yakıştırıyorsunuz? Bu bir iftiradır.

ALINTI
toplumların uçanlarla işi olmaz...


Demek toplumların Bediüzzaman ile de işi olmaz.

ALINTI
Uçanlara ise Alah hidayet etin...


Demek Allah Bediüzzaman'a da hidayet etmeli idi.

Maşallah.

Sorularınızı sorun. Fakat işin içine şirk, uçmak, hidayet gibi şeyleri katarsanız baştan haksız konuma düşersiniz. Mevzu bahis olan kişi sıradan bir kişi değil. Hakkında konuşurken dikkat etmez isek kimin şirke girdiği ya da uçtuğu belli olmaz. Allah muhafaza eylesin.
hyr
O kökler kuran ve sünnettir, geriye kalan teferruattır

yanlıs bir cumle..

ayrıca kişi/kişilerin gunumuzde nur cemaati altında toplanan ınsanların yanlısını said nursi ye yukleme-sini/lerini zihnim kabul etmiyor.

selametle
nasreddinhoca
vakıftı, hem de çok vakıf, kitleleri elinde tutmak adına bazen uçmak zorunda kaldı ve uçtu...

ALINTI
Bediüzzaman böyle basit hesaplar yapacak bir insan değildir. O böyle şeylere ihtiyaç duymaz. Bediüzzaman'a bunu mu yakıştırıyorsunuz? Bu bir iftiradır.


basit hesaplar yaptığı iddiasında değilim, hesap yapacak biri de değil, eserlerindeki hesapsız sözlerdir mevzumuz, bu dahi güneşe leke kondurmaz, ancak gerçekler de balçıkla sıvanmaz...Ortada bir iftira filan yok...Aman...Kitlellerin afyonlanması Said Nursi gibi pasif bir aksiyonerin işi değil ama talebelerinin pasivizasyon içinde oldukları üzerinde durulmalı...

toplumların uçanlarla işi olmaz...

ALINTI
Demek toplumların Bediüzzaman ile de işi olmaz.


malesef nurcular da uçuyor...

toplumların uçanlarla işi olmaz...
Bu sözümün nereye gittiği üzerinde duralım, ben diyorum ki nurculara gider, sen diyorsun ki Bediüzzaman'a gider...Bediüzzaman ve nurcuları ayrı ayrı düşündüğümden, nurculara gider...

Uçanlara ise Alah hidayet etin...

ALINTI
Demek Allah Bediüzzaman'a da hidayet etmeli idi.


Nurculara hidayet etsin...


ALINTI
Sorularınızı sorun. Fakat işin içine şirk, uçmak, hidayet gibi şeyleri katarsanız baştan haksız konuma düşersiniz.


Said Nursi gibi birine şirk yaftalamaktan Allah'a sığınırım...
Uçma kısmına gelince, uçtuklarının tevili size ait, Allah kabul etsin...

ALINTI
Mevzu bahis olan kişi sıradan bir kişi değil. Hakkında konuşurken dikkat etmez isek kimin şirke girdiği ya da uçtuğu belli olmaz. Allah muhafaza eylesin.


Ben de sıradan bir kişi değilim...
Kimseyi şirk ile itham etmedim...
Uçma kısmını yeterince tefsir ettim...
ayna
Çünkü sensin bu asırda Rahmeten li'l-Âleminin cilvesi,

Çünkü sensin şimdi Şefiü'l-Müznibînin vârisi.

Ağisnâ yâ Gıyâse'l-Müstağîsîn" bir duası,

Ey şule-i rahmet-i âlem Risaletü'n-Nur”[3]!

Şiir şöyle sadeleştirilebilir:

Çünkü sensin bu asırda âlemlere rahmet olan Muhammed’in görüntüsü,izi

Çünkü sensin şimdi günahkârlara şefaat edecek olan Muhammed’in varisi

Günahkârların sana şudur bir çağrısı: “Yardım et bize, ey yardım isteyenlerin yardımcısı!” (burda Allahtan yardım isteniyor)

Ey âleme rahmet Muhammed’in alevi, Nur Elçisi!
burada bence bana göre hz.muhammed'in izi aynası derken aslı asla olamaz zaten mümkün değil.hz.muhammed bu alemin sebebidir.hasan feyzi burada izi derken hani gölgesi onu takip eden anlamında kullanmış olabilir.risalet sadece peygamberlerde olur.ve son nebiyle birlikte bu sıfat bitmiştir.ancak burada şule derken bu kelimeyi incelediğimizde kıvılcım küçük alev parçası anlamındadır.zaten yangının yanında alev parçasının ne değeri olabilir ki .bence bu cihetle bakılmalı.sadece onun yolundan gittiğini anlatmak istiyor .hidayet elçisidir bu zamandaki.yani hidayetlere vesile olan anlamındadır.bu vazife bütün evliyalar enbiyalar velilere Allah tarafından verilir.vazifelendirilir.bunu hayatlarında zaten yaşanmış olan kerametleriyle tüm veliler ispatlar.ama elbette nebi değildir.o bitmiştir.son nebi geldi ve bitti.
bediüzzaman kendisi için müceddit der ama asla mehdi demez.çünkü mehdi değildir.mehdiyi peygamber efendimiz müjdelemiştir ve tarif etmiştir.omzunda peygamber alameti taşır güler yüzlüdür.yüzünde ben vardır.saçları gür alnı açık gibi zaten bu tarif üzerine kendisi olamaz.nur talebeleri de bunu bilirler.bediüzzamanı asla mehdi olarak görmezler müceddit ,asrın evliyası ,velisi olarak adledilir.

risaleler nasıl yazılmıştır?
Said Nursî Âyet-i Kübra adını verdiği risalesinin giriş kısmını uzatınca şöyle diyor:
“Bu risalenin girişinin bu derece uzun olması istemeden olmuştur. Demek ihtiyaç var ki, öyle yazdırıldı” [1].

burada Allah istedi ve demekki uzaması başka açıklamalar yapılması gerekiyordu.tevaffuk oldu oldu anlamındadır.yani herşeyin sırrını Allah bilir.demekki benim biraz daha uzun yazmamda mutlaka benim bilemediğim Allahın bildiği bir hikmet vardır demek istiyor.evet risaleler bu asrın ihtiyacı olan konular ışığında yazılmıştır bu doğrudur.bu asır ilme akla hitap ediyor ve yazılan bu nurlar bu asrın ihtiyaçlarına göre yazılmıştır.yazan da bediüzzamandır.ama nasıl yazdı diyorsanız.bu ilham yoluyla da yazılmıştır.normal yolla bilinçli ihtiyaca göre de yazılmıştır.şarkıcıların diline ve kalbine şarkı sözleri nasıl ilham oluyorsa bediüzzamana da Allah tarafından risaleler kalbine yaklaştırılmıştır.bu garip bir hadise değildir.


a.zade
selamun aleykum
yaw şu nasreddin hoca gerçekten bu site için bir değer. güzel bir insan. Allah teala selamet versin.
hocam ben de kişilerle uğraşmamayı yeğliyorum. fikirleri eleştiriyorum. zaten bu dolaylı yönden kişiyi de eleştiri anlamına geliyor. bu yolu maddi manevi yönden selametli buluyorum. fakat kişilerin eleştiriye açık olmaları gerektiğini her fırsatta söylüyorum. eleştiriye kapatılan yerlerde mutlaka pislikler çıkar. en büyük pislik ise şirktir.
Allah aklını kullanmayanları pislik içinde bırakır. (yani şirk) 10 yunus 100
Saltukoğlu
Neyin şirk neyin şirk olmadığına siz mi karar veriyorsunuz a.zade. Akıldan siz neyi anlıyorsunuz acaba. Kuran Ulul Elbab derken bütün insanların Ululelbab olmadığını söylemiyor mu? Her rast gelen insan aklının Kuranı şirki yeterince anlayabileceğini mi sanıyorsunuz? Aklı vahyin doğrultusunda kullanmak gerekli ama vahiyden müstağni olarak kullanmaya kalkanların kafasında yalama yapar biliyormusunuz?

Üstad Risaleleri kendisine Allahın yazdırdığını söylüyor. Bu gerçekten tevhid değil mi? Şöyle mi deseydi yani. Risaleleri ben yazdım. Allahın bu risaleleri yazmamda hiç bir etkisi yok mu deseydi? O zaman mı şirk olmazdı ha. O zaman ne söyleyecektiniz. Tam tevhid oldu mu diyecektiniz.

Bütün küfrün güçleri müslümanların üzerinde demoklesin kılıcı gibi dururken bir de sizin gibiler şirk bidat bilmem ne kılıçları onların safında neden yer almaktasınız acaba. En büyük şirk nedir sizce, en büyük şirk Allahın hükümlerini iptal edip kendi egemenliklerini müslümanlara dayatan tağutlar değil mi? Neden onlarla ilgili bir hal çareniz yoktur ha. Tağuti düzenler şirk tohumlarının tarlalarıdır. O tarlaları şirk yetiştirecek durumdan tevhidin yeşereceği topraklar haline getirmek diye bir kaygınız neden yoktur? Siz var zannedebilirsiniz ama nedense hedefinizde büyük şirkler değil ama küçük o da sizin şirk dedikleriniz durmaktadır.

Sizin fikirlerinizin bu gün devlet olduğu yer suudi arabistandır. Bakın ne halde. Sahabe kabirlerini şirk diye yıkanlar amerikanın ayaklarında kulluk yapmaktadırlar. İşte suud kökenli tevhid anlayışı?

Ortada amerika, israil, bilumum islam düşmanı güçler ve organizasyonlar dururken, tesbiple takke ile tekke ile, türbe ile uğraşmayı siz cihad mı sanıyorsunuz. Neden enerjilerinizi boşa harcıyorsunuz? Sizin bu meşgalelerinizin islama neler kaybettirdiğinin farkındamısınız?

Müslümanların yaşamında İslama uygun düşmeyen tarzda uygulamalar olabilir. Bunların tedavisi onları düşmanca karşıya alıp hücum etmekle düzelir misanıyorsunuz?

Halbuki önce özlediğimiz tevhidi düzeni gerçekleştireceğiz ki, güç elimizde olacak ki ondan sonra halkın İslama uygun yaşayacağı bir zemin oluşturalım da onlarda şirkten azade bir şekilde yaşasınlar değil mi yani?
mesdo
not: Bu arada mesdo nun anlayışına sığınarak konu başlığını değiştiriyorum.Konu başlıkları bazen insanların meselelere çok farklı yaklaşmasına sebebiyet verebilmektedir.



SELAMU ALEYKÜM VE RAHMETULLAH

SEVGİLİ ZEMANŞERİ KARDEŞİM

öncelikle salih anlayışınıza ve sağduyunuza teşekkür ederim

konu başlığını iyi düzeltmişsiniz

bu konuda size minnettarım

muhhabbetle
mesdo
Her devirde farklı kimlikle ortaya çıkma iddiası
Hakikat-i Muhammediye, Muhammed aleyhisselam­ın tarihi şahsiyeti değildir. Buna inananlara göre o hakikat, her devirde değişen isim ve suretlerde peygamber veya veli olarak ortaya çıkar. Said Nursî kendisinin öyle olduğuna inanır. Onun sözleri şöyledir:

Ben bu anda, seksen Said'in özü olarak ortaya çıkmışım. Onlar zincirleme şahsî kıyametler ve zincirleme tenasüh, yani ruh göçü ile çalkalanıp beni şu zamana fırlatmışlardır.
Şu Said yetmiş dokuz ölü ve bir konuşan canlının özetidir. Eğer zamanın suyu donup dursa ve farklı bedenlerde ortaya çıkan Said'ler birbirlerini görseler, ciddi farklılıklardan dolayı birbirlerini tanımayacak­lardır. Ben o bedenlerin üstünde yuvarlandım; iyilikler ve lezzetler dağıldı gitti. Sıkıntı ve üzüntüler birikti kaldı. O konak yerlerinin her birinde ben bendim. Ölümümden sonra gelecek konaklarda da yine ben ben olacağım. Bu konak yerinde yani vücuttaki hücreler nasıl yılda iki kere vücuttan ayrılıyorsa ben de o şekilde elbise değiştiririm; yırtılmış Said'i atar, yeni Said'i giyerim[.”
“Ben bu anda, seksen Said'in özü olarak ortaya çıkmışım” sözü önemlidir. Çünkü Tevrat’a göre Âdem aleyhisselamdan Yakup aleyhisselamın ölümüne kadar 2413 sene geçmiştir. Yusuf aleyhisselam 110 yaşında, Musa aleyhisselam da 120 yaşında vefat etmişti. Yakup’tan İsa aleyhisselamın doğumuna kadar da toplam 1600 sene geçmiş olsa Yaklaşık 4000 yıl eder. Said Nursî 1960’ta vefat ettiğine göre Tevrat’a göre; ilk insandan onun ölümüne kadar 5960 sene geçmiş olur. Bunu seksene bölünce onun girdiğini iddia ettiği her bedenin ortalama ömrü 75 yıl eder. Bu sebeple sekseninci beden sözü, düşünülerek söylenmiş bir sözdür.

Bu, reenkarnasyon inancıdır. Said Nursî en tepede olduğunu, kıyamete kadar da en tepede kalacağını söylüyor. Yani gelmiş büyük peygamberler ile her devirde gelen mürşit, müceddid, Mehdi ve beklenen İsa odur
mesdo
RİSALE-İ NURLARI OKUYANLARA İŞARETLER
Said Nursî, talebelerini de unutmayıp âyetten onlara da pay çıkarmıştır. Diyor ki; يَكَادُ زَيْتُهَا يُضِيءُ وَلَوْ لَمْ تَمْسَسْهُ نَارٌ نُّورٌ = “Ateş değmese bile, nerdeyse yağın kendisi aydınlatacak gibidir. Nur” cümlesi, işaret eder ki: "Hicrî 13. ve 14. asırda tavandan asılan lâmbalar ateşsiz yanarlar, ateş dokunmadan parlarlar. Onun zamanı yakındır, yani 1280 tarihine yakındır. Bu cümle ile elektriğin olağanüstü durumuna ve geleceğine işaretle açıklama yapıldığı gibi manevî bir elektrik olan Resail-in Nur da gayet yüksek ve derin bir ilim olduğu halde, öğrenim masrafına, derse çalışmaya, başka hocalardan ders görmeye ve hocaların ağzından öğrenmeye ihtiyaç kalmadan herkes derecesine göre o yüksek ilimleri, meşakkat ateşine lüzum kalmadan anlayabilir, kendi kendine istifade eder, araştırmacı ve gerçekçi bir ilim adamı olabilir.

Said Nursî bir başka yerde şöyle diyor: “Bir sene bu risaleleri ve bu dersleri anlayarak ve kabul ederek okuyan; bu zamanın önemli ve gerçekçi bir âlimi olabilir. Eğer anlamasa bile Risale-i Nur şakirtlerinin bir manevi kişiliği olduğu için o kişilik şüphesiz bu zamanın bir âlimidir

Said Nursî’ye göre Risale-i Nur, Kur’ânın yüzden fazla tılsımlarını, muammalarını çözen ve ortaya çıkaran en inatçı dinsizleri susturup çaresiz halde bırakan bir kitaptır. Onun tılsım ve muamma dediği, yukarıdaki ifadeleri olmalıdır.

Daha çok Şiilerin ve büyücülerin baş vurduğu cifr yoluyla, harflerle sayılar arasında ilişki kurarak bazı işaretlere ulaşılmaya çalışmak ve onları âyetin bir hükmü gibi göstermek, gerçekten çok ağır bir vebal altına girmektir. Allah Teâlâ şöyle buyuruyor:

“Onlardan bir takımı da Kitab'ı okuyormuş gibi dillerini bükerler ki, siz onu Kitaptan sanasınız. Ama o Kitap'tan değildir. "Bu Allah katındandır" derler, hâlbuki Allah katından değildir. Onlar o yalanı Allah'a karşı, bile bile söylerler”. (Al-i İmran 3/78)Ayrıca Risale-i Nurların, en inatçı filozofları susturduğu ve binlerce âlimi hayran bıraktığı iddia edilir ama bunlardan hiçbirinin kimliğinden bahsedilmez[4]. Keşke onlardan birer kişinin adını ve onları hangi bilgileriyle susturup hayran bıraktıklarını da yazsalardı bize bir değerlendirme imkânı vermiş olurlardı. Aslında isim de veriyorlar ama asırlar önce ölmüş filozofların ismini veriyorlar. Diyorlar ki; en meşhur İslâm filozoflarından İbn-i Sîna, Fârâbî ve İbn-i Rüşd’e Risale-i Nurun ilmî kudretini göstermek mümkün olsaydı, onlar hemen diz çöküp Risale-i Nurdan ders alırlardı[5].
mesdo
h- Mehdi olduğu iddiası

Risale-i Nurun bir kısım önemli şakirtleri, Said Nursî’ye ıslarla şunu sorarlar:

- Ahir zamanda, Peygamberimizin ailesinden gelecek olan o büyük mürşidin sen olduğunu düşünüyoruz. Ama sen bu kanaatimizi ısrarla kabul etmiyor, çekiniyorsun. Bu bir çelişkidir. Çelişkinin hallini isteriz".

Said Nursî bu soruya şu cevabı verir:

- Gelecek Mehdî-i Resulün temsil ettiği kutsal cemaatin manevi şahsiyetinin üç görevi vardır. Bunlar; imanı kurtarmak, Peygamberin halifesi unvanıyla İslam’ın farklı yönlerini ihyâ etmek ve zamanın etkisiyle Kur’ân hükümlerinde ve şeriat kanunlarında görülen bir çok değişiklik sebebiyle o zât bu en büyük görevi yapmaya çalışır.

Nur şakirtleri birinci görevi tam olarak Risale-i Nur'da gördüklerinden, ikinci, üçüncü görevler buna nispetle ikinci, üçüncü derecede olduğundan, Risale-i Nur'un manevi kişiliğini (Said Nursî’yi) haklı olarak bir çeşit mehdi diye algılıyorlar. … Hatta bir kısım evliya, gayb ile ilgili kerametlerinde Risale-i Nur'un (Nur Elçisi Said Nursî’nin) tam o âhir zamanın hidâyet edicisi olduğu, inceleme ve yorumla, anlaşılır diyorlar.

İki noktada karışıklık olduğundan yoruma ihtiyaç vardır:

Birincisi: … Peygamberin halifesi olma ve İslâm birliği; halka, siyasetçilere ve özellikle bu asırdaki düşüncelere göre birinci görevden bin derece geniş görünüyor. Gerçi her asırda hidayet edici bir nevi mehdî ve müceddid gelmiştir, ama her biri üç görevden birisini bir yönüyle yaptığı için âhir zamanın büyük mehdîsi unvanını almamışlardır.

İkincisi: Âhir zamanın o büyük şahsının Peygamber ailesinden olmasıdır. Aslında ben Hazret-i Ali'nin (r.a.) manevi evladı hükmündeyim. Ondan hakikat dersini aldım. Muhammed (a.s.m.)’ın ailesi bir manada hakikî Nur şakirtlerini de içine aldığından, ben de o aileden sayılabilirim[1].

“Kırk günde bir ekmek yiyip başka günlerde yemeyen meşhur veli Osman-ı Hâlidî ile Isparta’nın tanınmış âlimlerinden Topal Şükrü, bir gerçeği açıkça görmüş ve haber vermişlerdir. O gerçek şudur:

“Ümmetin, âhir zamanda gelmesini beklediği kişinin üç görevinden en önemlisi ve en büyüğü gerçek îmanı yaymak ve ehl-i îmanı sapıklıktan kurtarmak olduğundan, o görevi tümüyle Risale-i Nurda görmüşlerdir. Bu sebepledir ki, Hz. Ali, Abdülkadir Geylanî ve Osman-ı Hâlidî gibi zatlar, gelecek zâtın makamını Risale-i Nurun manevi kişiliğinde (Said Nursî’de) gözleriyle görmüş gibi işaret etmişlerdir… Bu gerçek gösteriyor ki; gelecek o mübarek zat, Risale-i Nuru kendi programı olarak uygulayacaktır[2].”

mesdo
Beklenen Mesih olduğu iddiası
Risale-i nurlara göre, gelmesi beklenen İsa, Said Nursî’dir. Çünkü İsa’yı bekleyenler, onun Deccal’i öldüreceğine inanırlar[1]. Said Nursî’nin pek parlak kaside diye övdüğü şiirde bu husus dile getirilmektedir:

“Her yangını senin nurun söndürür,

Her bir yeri bir gülşene senin nurun döndürür,

Deccâlı da bir gün gelir elbette öldürür

Ey nur-u rahmet-i âlem Risaletü'n-Nur!”[2]

MoqavemaT
Risaleleri güzel bir şekilde inceleyen kitap vardı süleymaniye vakfında.

http://www.suleymaniyevakfi.org/modules/ki.../dl3.php?lid=10

Bu kitabı Bülent agabey önermişti, çok faydası oldu bende sizlere öneriyorum inşAllah...

Risale-i Nur'a Eleştirel Bakış Popular Downloaded 29007 times 29007 Dağıtım: serbest
Description : Bu çalışma ABDULLAH TEKHAFIZOĞLU tarafında yapılmıştır.
Değerli bir çalışma olduğu ve ilgilenenlerin faydalanacağı düşüncesiyle sitemizde yayınlanmaktadır. Bundan dolayı Sayın yazara teşekkür ederiz.
Yazar çalışmayı şöyle özetlemektedir:

Müslümanın hizmete minnettar olması, “hizmet perdesi” ardındaki gerçekleri görme ferasetine mani olmamalıdır. Onun yıkamayacağı hiçbir tabu, hiçbir mitos yoktur. Yönü ne tarafa olursa olsun “Dosdoğru Yol”dan her sapma, dosdoğru yolla arasındaki mesafeyi hergün artırmaya mahkûmdur. Bunlara gereken cevap, kültürümüzde muazzam yekûn tutan “Reddiye Edebiyatı” ile verilmiştir. Bu çalışma; “müceddid” diye takdim edilen Nur Risaleleri’nin “yenileyici”den ziyade, İslâm tarihindeki Bâtınî-Şiî oluşumların modern bir tezahüründen ibaret olduğunu ortaya koymuştur.
nasreddinhoca
Cemil Meriç...

"Said-i Nursi 930'da haklıydı, bugün haklı değildir. Şundan haklı değildir: Toplum maziden çok farklı bir yapı taşıyor. Elimizde olmayan sebeplerden dolayı dostlarımızı kaybettik. Himaye ettiğimiz milletleri kaybettik. Bu fırtına ortasında dağılan sürüyü bir araya toplamak için ister istemez tarihi hatıralara dayanmak, onlardan faydalanmak zorundayız. Elbette bütün
Müslüman kardeşlerimiz aynı değerdedir. Fakat kendi dilimizi konuşan, anlaşabildiğimiz insanlar elbette bize daha yakındır."

"Mühim olan celadettir. Celadet son derece mühim. Aydınların ne derece tabansız olduğunu belirtirken söyledim. Necip Fazıl hakkında söylemiyorum bunu, Said Nursi hakkında söylüyorum. … Bir müslüman mütefekkiridir ve başlıca özelliği celadetidir. Belki onun gibi düşünenler çoktu Türkiye'de; milyonlarca insan vardı. Fakat onların hepsi sindiler ve sustular. Said Nursi sinmedi ve susmadı. Bütün zorluğuna rağmen iktidara karşı koydu. Bir davanın savunmasını yüklendi üzerine. Artık burda mühim olan celadettir.
Çünkü ferdi iman, şahsi iman, susan iman, şerle mücadele etmeyen iman, kendi evinde oturan iman hürmete layık değildir. Ali Şeriati için gösterdiğim muhabbet de ondan. Bir fikir uğruna kafasını koydu adam. Said Nursi de koydu…"

"Said, dağ başında va'z eden bir mürşit. Hor görülenler, her şeyini kaybedenler, mukaddesleri çiğnenenler ona koştu akın akın. Nass'ların yalçın duvarları arkasından geliyordu bu ses, tarihin içinden geliyordu: Kabuğuna çekilmiş yüz binlerce insanı uyandırdı. Bu hayalî insanlar o konuştukça gerçekleşti. Yani Nurculardan önce kelâm var. O konuştukça, laikliğin kartondan setleri yıkıldı birer birer. Kentle köy, çağdaş uygarlık düzeyi(!) ile Anadolu, tereddütle inanç karşı karşıya geldi."

"Nurculuk bir tepkidir. Kısır ve yapma bir üniversiteye karşı medresenin, küfre karşı imanın, Batı'ya karşı Doğu'nun isyanı. Her risale bir çığlık, şuuraltının çığlığı. Zulmün ahmakça taarruzu olmasa, bu münzevi ses böyle sayhalaşır mıydı?
Tanzimat'tan beri her hisarı deviren teceddüt dalgası ilk defa olarak Nur kalesi önünde geriler. Bu emekleyen, bu kekeleyen yığın, devrim yobazları için bir yüz karasıdır. Düşünmezler ki kendi yüz karaları bu. Nurcuları yok farz etmek, gaflet. Nurcular adalarında kendi hayatlarına devam edebilirler. Ama kökünden kopmak kimseye mutluluk getirmez. Aydının görevi fildişi kulesini yıkarak bu mazlum kitleyi muhabbetle bağrına basmak, acısını anlamaya çalışmak.
Said Nursi, bir kavga adamı. Yalçın bir irade, taviz vermeyen bir mizaç. Tefekkürden çok iman. Said'in kavgası, Yogi ile Komiserin kavgası."
Saltukoğlu
ALINTI
Beşinci Sebep:

Çok zaman evvel bir ehl-i velâyetten işittim ki: O zat, eski velîlerin gaybî işaretlerinden istihraç etmiş ve kanaati gelmiş ki, "Şark tarafından bir nur zuhur edecek, bid'alar zulümâtını dağıtacak." Ben böyle bir nurun zuhuruna çok intizar ettim ve ediyorum. Fakat çiçekler baharda gelir. Öyle kudsî çiçeklere zemin hazır etmek lâzım gelir. Ve anladık ki, bu hizmetimizle o nuranî zatlara zemin ihzar ediyoruz.


Üstad Bediüzzamanı Mehdi zanneden böyle inan talebeleri olmuştur. Üstad onların hüsnü zannına olayı verip beklenen mehdi olmadığını 28. Mektubun yukarıda alıntı yaptığımız beşinci sebebi ile açıklamış bulunmaktadır. Zaten bundan da İran İslam İnkılabının Mehdi hareketi olduğunu anlıyoruz. Çünkü ülke olarakta Üstadın Memleketi esas olarakta Türkiyeninde Bitlisin doğusuda İrandır. Ki, amerikancı şah rejiminin bidalar kalesi iken İmam Humeyni K.S. geldi darmadağın etti ve Şeriati İslamiyeyi hükümran kıldı.
a.zade
Selamun aleykum
sevgili kardeşim saltukoğlu,
şimdi da irandaki uygulamaları şeriat zannederek hata yapmışsınız. kardeş şeriat kuran hükümleridir. ne arabistanın ne de iranın şeriatla alakası yoktur. çünkü rejimlerine kuranın hükümlerini değil bin yıl önceki mezheplerin hükümlerini esas almışlar ve tuhaf uygulamalarıyla dünyanın gözü önünde kendilerini küçük düşürmüşlerdir.
Saltukoğlu
El insaf kardeşim. Bunu neye dayanarak söylüyorsunuz. Anayasasından tutunuz uygulamalarına, kanunlarına, bütün sosyal yapıya bakın bakalım İslam şeriati Kuran hükümleri değil mi? Bunu sokaktaki en cahil bir adam bile belki bildi anladı ama maalesef siz anlayamamışsınız. Siz hiç İrana gittiniz mi?

Üstelik İranda sadece caferi mezhebi değil bütün islam mezhepleri caridir. Ehli Sünnet öblgelerinde ehli sünnet fıkhı uygulanmaktadır.

Mezhepler Kuran ve Sünnet kaynaklı İslami fikirler bütünüdür. Mezhep dediğin nedir yoksa. Mezhepler Kuran anlayışlarının farklı şekilleridir. Kuran anlamca geniş, fikir zenginliğince engin olduğundan her toplumun ihtiyacına göre müminlerin alimlerin dimağında şekillenmiş Kuran kaynaklı islami hükümlerdir.

Söyleyin bakalım, hangi uygulamaları ile şeriate uygun değil diyebiliyorsunuz, yazık çok yazık.
a.zade
selamun aleykum
hangi birini sayayım sevgili kardeşim hangi birini...
mesela söyle bakalım islama göre dinden dönenin hükmü nedir? (mürtedin hükmü)
haydi bir daha sorayım: İslama göre zina eden bekar ve evlinin cezası nedir? ama inandığını söyleyeceksin. göstermelik cevap olmaz...
mesdo
ALINTI(a.zade @ Apr 8 2008, 04:36 PM) *

Selamun aleykum
sevgili kardeşim saltukoğlu,
şimdi da irandaki uygulamaları şeriat zannederek hata yapmışsınız. kardeş şeriat kuran hükümleridir. ne arabistanın ne de iranın şeriatla alakası yoktur. çünkü rejimlerine kuranın hükümlerini değil bin yıl önceki mezheplerin hükümlerini esas almışlar ve tuhaf uygulamalarıyla dünyanın gözü önünde kendilerini küçük düşürmüşlerdir.



smile.gif shake2.gif smile.gif
mesdo
ALINTI(a.zade @ Apr 8 2008, 04:56 PM) *

selamun aleykum
hangi birini sayayım sevgili kardeşim hangi birini...
mesela söyle bakalım islama göre dinden dönenin hükmü nedir? (mürtedin hükmü)
haydi bir daha sorayım: İslama göre zina eden bekar ve evlinin cezası nedir? ama inandığını söyleyeceksin. göstermelik cevap olmaz...
smile.gif shake2.gif smile.gif
Abd_us_SAMED
bu yazıda sürekli KURTULUŞUN sadece nur cemaatine layık olacağı görüşünü nurcuların benimsediği söyleniyor.Nurcular kurtuluşun sadece nur cemaatinde olduğunu ve cemaat dışındakileri zararda olarak görmezler.hatta birçok kişi başka cemaatlere geçtiğinde şerit değiştirdi tabirini kullandıklarını bizzat duydum.Kurtuluş şüphesiz ki İSLAM'dadır.diyebilirsiniz ki cemaat şart mı.eğer senin devletin seni bu konuda tatmin etmiyorsa cemaatin gerekli olduğunu düşünüyorum.çünkü cemaat birlik,düzen,arkadaşlık ortamında dinini yaşamak ve insanların birbirini tamamlaması demek.Tekrar söylüyorum.KURTULUŞ bir cemaatte olamaz.Allah hepimizi doğru yol üzere sabit kılsın.
mesdo
selamu aleyküm ve rahmetullah

bismillah

sevgili ailem smile.gif
öncelikle bu akşam azda olsa sizlerle olma fırsatını bana bahş ettiği için rabbim hz ALLAH C.C hz lerine şükranlarımı sunuyorum smile.gif

sevgili ailem

buradaki sıkıntımız said nurisinin şahsı değil islam mal ettiği fikri yapıdır

bakınız şu aktaracağım paragrafları nur cemaatine mensub kardeşlerimiz maalesef tekzib etmemişler aksine tevil yoluna giderem meşruiyet kazandırmaya çalışmışlardır

bakınız tekrar okuyalım

Said Nursî bir başka yerde şöyle diyor: “Bir sene bu risaleleri ve bu dersleri anlayarak ve kabul ederek okuyan; bu zamanın önemli ve gerçekçi bir âlimi olabilir. Eğer anlamasa bile Risale-i Nur şakirtlerinin bir manevi kişiliği olduğu için o kişilik şüphesiz bu zamanın bir âlimidir”


Risale-i Nur’un günaha kefaret olduğu iddiasıSaid Nursî’ye göre “Kur’an lemeatlarına ve Risale-i Nur'a değil ilişmek, onu tamamıyla kabul edip yayılmasına çalışmak gerekir. Bu onun, geçmiş dehşetli günahlara kefaret olması ve gelecek müthiş belâlara ve anarşiye engel olabilmesi için şarttır


1) Said Nursî’ye yazdırıldığı iddiası

Said Nursî Âyet-i Kübra adını verdiği risalesinin giriş kısmını uzatınca şöyle diyor:
“Bu risalenin girişinin bu derece uzun olması istemeden olmuştur. Demek ihtiyaç var ki, öyle yazdırıldı” [1].


2) Adını Hz. Ali’nin verdiği iddiası

Said Nursî, bu risale için şöyle diyor:
“Bu risalenin öyle bir ehemmiyeti var ki; İmam-ı Ali (R.A.) gaipten gösterdiği kerametlerle bu risaleye, “Âyet-i Kübra” ve “Asâ-yı Musa” adlarını vermiştir”


.3) Hz. Ali’nin Risale’den şefaat dilediği iddiası

Said Nursî diyor ki: “İmam-ı Ali (R.A.), Nur’un bölümlerinden haber verdiği sırada “Ayet’ül-Kübrâ hakkı için beni ani ölümden koru” deyip o Âyet-ül Kübra’yı şefaatçı yaptı…”


4) Risale’nin lâ ilâhe illallah’ın delili olduğu iddiası

Said Nursî diyor ki: “Lâ ilâhe illallah’ın delili, basılı Âyet-ül Kübra Risalesidir. O emsalsiz hüccetin hârikalığı içindir ki; İmam-ı Ali (R.A.), onu şefaatçi yapmıştır .


5) Risale’nin kurtarıcılık yaptığı iddiası

Said Nursî diyor ki: “.. o Risalenin hem Ankara hem Denizli Mahkemelerinde galip gelmesiyle ve perde altından etkili bir şekilde yayılmasıyla talebelerine berat kazandırmağa sebep olduğu…”


sevgili kardeşlerim elimde inanılmaz anlamda dökümanlar var
bunlardan sadece bir kaç başlığı sizlere aktardım

şimdi sormamız gereken şu

nur cemaati mensubu kardeşim

bunları biliyor ve aynen iman ediyormusunuz

yoksa biliyor ancak red mi ediyorsunuz

yoksa bilmiyormusunuz

yoksa biliyor görmezliktenmi geliyorsunuz

şu yukarıda zikrettiğim ve tekzib edilmeyen aksine tevil edilen desteklenen kelimelerin islami noktada nasıl kavrıyor ve yorumluyorsunuz

ve son sorum

siz tevhidi nasıl yorumluyorsunuz
TEVHİD
ALINTI
.Kurtuluş şüphesiz ki İSLAM'dadır.diyebilirsiniz ki cemaat şart mı.eğer senin devletin seni bu konuda tatmin etmiyorsa cemaatin gerekli olduğunu düşünüyorum.çünkü cemaat birlik,düzen,arkadaşlık ortamında dinini yaşamak ve insanların birbirini tamamlaması demek.Tekrar söylüyorum.KURTULUŞ bir cemaatte olamaz.Allah hepimizi doğru yol üzere sabit kılsın.


Her kelimesine imzamı atarım. Malesef inanalar bir boşlukta.Ama dikkat edelim bu boşluğu din bezirganları doldurmasın inşallah.

Selam ve dua ile

Abd_us_SAMED
Ben bilirim ki her asırda asrın imamı müceddidler gelir.sen nerden biliyorsun Said-i Nursi'nin asrın imamı olmadığını?Ayrıca sen sadece söylediklerinden örnek veriyorsun bu örnekler farklı şekilde yorumlanabilir.peki onun davranışlarından örnek ver biraz da.İslam'a aykırılık mı var.İslam'a hizmet mi var?
mesdo
ALINTI(Abd_us_SAMED @ Apr 8 2008, 07:36 PM) *

Ben bilirim ki her asırda asrın imamı müceddidler gelir.sen nerden biliyorsun Said-i Nursi'nin asrın imamı olmadığını?Ayrıca sen sadece söylediklerinden örnek veriyorsun bu örnekler farklı şekilde yorumlanabilir.peki onun davranışlarından örnek ver biraz da.İslam'a aykırılık mı var.İslam'a hizmet mi var?


bismillah

kardeş fevri davranmadan kızmadan önyargısız bir biçimde okuyalım

sıkıntımız said nursi değil islam sokulan ve çok büyük bir fitne vesilsi olduğuna inandığımız ve delillendirdiğimiz fikirleri

lütfen yukarıda kısaca zikrettiğim ve nurcu kardeşlerinde ikrar ettiği risali nurda geçen kelimeleri islam adına tevhid adına tekrar etüd ediniz

Abd_us_SAMED
estağfirullah.ben sinirlenmedim.yanlış anlaşıldım herhalde. sad.gif .ben körü körüne bağlanmaya karşıyım zaten. zaten HZ.Muhammed dışında hemen hemen herkes hakkında ihtilaf var.(HZ.Ali hariç ). bu yüzden insan da bilmiyor ne yapacağını sad.gif
mesdo
Risale-i nurlarda; Risale-i nurları, Said Nursî’yi ve talebelerini kutsayan o kadar çok bölüm vardır ki, onlar çıkarılsa kitaplar ciddi anlamda küçülürler. Bunların bir kısmından daha önce söz edilmişti; bir kısmına daha göz atalım:

“Bu acayip ve dehşetli ve hiç misli görülmemiş devirde, özellikle müminlerin çok sarsıntılar geçirdiği ve çok dehşetli düşmanlar karşısında bulunduğu ve katıksız kâfirlik ateşinin mahallemizi sardığı bir zamanda, ancak ve ancak, güvenimizin en sağlam, güçlü, yıkılmaz, sarsılmaz donanımına sahip olan Risale-i Nur'un nuranî siperlerine sığınmakla ve onun kutsal çerçevesine girmekle kurtulacak ve imanınızı kurtararak, ebedî yokluk zannettiğiniz ölümü bir ebedi hayata çevireceksiniz” "Onlar, ruhumuzun gıdası ve ebedî saadetimizin anahtarıdır.


sevgilşi kardeşim lütfen bu paragrafı okuyunuz

TEVHİD
ALINTI
Said Nursî bir başka yerde şöyle diyor: “Bir sene bu risaleleri ve bu dersleri anlayarak ve kabul ederek okuyan; bu zamanın önemli ve gerçekçi bir âlimi olabilir. Eğer anlamasa bile Risale-i Nur şakirtlerinin bir manevi kişiliği olduğu için o kişilik şüphesiz bu zamanın bir âlimidir”


Risale-i Nur’un günaha kefaret olduğu iddiasıSaid Nursî’ye göre “Kur’an lemeatlarına ve Risale-i Nur'a değil ilişmek, onu tamamıyla kabul edip yayılmasına çalışmak gerekir. Bu onun, geçmiş dehşetli günahlara kefaret olması ve gelecek müthiş belâlara ve anarşiye engel olabilmesi için şarttır


1) Said Nursî’ye yazdırıldığı iddiası

Said Nursî Âyet-i Kübra adını verdiği risalesinin giriş kısmını uzatınca şöyle diyor:
“Bu risalenin girişinin bu derece uzun olması istemeden olmuştur. Demek ihtiyaç var ki, öyle yazdırıldı” [1].

2) Adını Hz. Ali’nin verdiği iddiası

Said Nursî, bu risale için şöyle diyor:
“Bu risalenin öyle bir ehemmiyeti var ki; İmam-ı Ali (R.A.) gaipten gösterdiği kerametlerle bu risaleye, “Âyet-i Kübra” ve “Asâ-yı Musa” adlarını vermiştir”

.3) Hz. Ali’nin Risale’den şefaat dilediği iddiası

Said Nursî diyor ki: “İmam-ı Ali (R.A.), Nur’un bölümlerinden haber verdiği sırada “Ayet’ül-Kübrâ hakkı için beni ani ölümden koru” deyip o Âyet-ül Kübra’yı şefaatçı yaptı…”

4) Risale’nin lâ ilâhe illallah’ın delili olduğu iddiası

Said Nursî diyor ki: “Lâ ilâhe illallah’ın delili, basılı Âyet-ül Kübra Risalesidir. O emsalsiz hüccetin hârikalığı içindir ki; İmam-ı Ali (R.A.), onu şefaatçi yapmıştır .

5) Risale’nin kurtarıcılık yaptığı iddiası

Said Nursî diyor ki: “.. o Risalenin hem Ankara hem Denizli Mahkemelerinde galip gelmesiyle ve perde altından etkili bir şekilde yayılmasıyla talebelerine berat kazandırmağa sebep olduğu…”


Mesdo Kardeşim

Ben hiç Risale_i Nur'u okumadım.Nur Cemaatine de bağlı değilim.Ama bu yazdıklarınızın açıklaması, bu konuda bilgisi olan kardeşlerime göre pek anormal gelmeyeceklerini düşünmekteyim. Bekleyelim, okuyalım inşallah.

Selam ve dua ile
Ayn-ı Visal
Sayın mesdo
Kendince bir şeyler soruyorsun,cevaplara bakmadan.Amacın kafa karıştırmaktan başka bir şey değil.Hoş Risaleleri okuyan birisi kanmaz ya yazdıklarınıza ama bilmeyenler ön yargıyla yaklaşabilirler.
Şimdi öncelikler siz sorduğum sorulara cevap verin,biz de sizin sorularınıza cevap verelim.Daha önce sorduğumu tekrar ediyorum(niye cevaplama zahmetinizde bulunmadınız onu da bilmiyorum):
1.Yukarda şirk diye bahsettikleriniz neye göre şirk?Kur'an'a göre mi sünnete göre mi?
2.Kaç tane Risaleyi okudunuz ve hangilerini okudunuz;yoksa sadece Bediüzzaman'ı eleştirel tarzdaki kitapları okuyup mu yargılara vardınız?
3.Bediüzzaman'ın hayatını hiç okudunuz mu?
Bu basit görünüm sadece metinlerden oluşur. Resim ve Daha Fazla Bilgi Görmek İçin Forumun Normal Haline Geçmeniz GerekmektedirBuraya Tıklayın.
Invision Power Board © 2001-2008 Invision Power Services, Inc.