ASRIN İKİ NUR TİMSALİ
Kur’an mektebinin iki nurlu temsilcisi asrımızda zuhur etmiş; biribirinin mütemmimi ve selef ile halefi olmuştur. Ki biri; Üstad Bediüzzaman Said-i Nursî Hazretleri, diğeri ise; ‘İslam Çağı’nın müjdecisi ve emperyalist güçlerin korkulu rü’yasi put-kıran imam-i Ümmet Ruhullah el-Musevî el-Humeynî Hazretleridir. Bereketli ve mübarek hayatları, biribirine çok yönden muvafık ve mutabık olan bu iki islam kahramanı, ömürlerinin tamamını Allah yolunda ve İslam’a hizmet uğrunda sarf etmiş, bunun dışında hiçbir gaye ve maksat asla takip etmemişlerdir. Bir bütünün parçaları, çift yüzlü aynanın birer yüzü mesabesinde olan bu islam kahramanlarının birbirine mutabık olan yönlerinden bir kısmını su şekilde hülasa edebiliriz:
* Gerek Üstad, gerekse İmam (r.anhüm), doğuşlarından itibaren İslam’ın içerisinde bulunmuşlar ve hayatlarının bütün zamanları İslam ile geçmis, çok kısa bir süre için de olsa, İslam dışı ideoloji’ye asla intisab etmemişlerdir…
* Her ikisi de, hakim olan gayr-i İslamî güçlerin ‘mekteplerinde’ okumamış, onların eğitiminden geçmemiştir; onların kültür izlerini üzerlerinde asla taşımamış; tamamen ‘vahy’ kültürü ile yoğurulmuşlardır…
* Her ikisi de, başlarındaki sarık, cübbe ve sair kılık ve kıyafetleriyle İslamî bir görünüm arz etmiş; gayr-i İslamî düzenlerin ve kültürlerin modasını, kılık-kıyafetini vb. izlerini asla taşımamışlardır…
* Hem Üstad, hem de İmam”; hakim olan düzenlerden resmi görev ve me’muriyet almamışlar, tamamen izzet ve hürriyet içerisinde yaşamışlardır…
* Her ikisi de imanın ve İslam’ın hakimiyetini ve topluma egemen olmasını esas almış, talî ve fer’î meselelere takılıp kalmamışlardır…
* Her ikisi de, parti-dernek ve cemiyet gibi resmî ve legal (izinli) bir hareket kurup başlatmamış; tamamen ‘gizli’ ve ‘cemaati’ bir hareketi esas almış, tebliğ konusunda asla ta’vizler vermemiş, tağutî güçlerle uzlaşma içerisine girmemiş; hakim güçler tarafından sürekli baskı ve tahakküm altına alınmışlardır…
* Üstad merhum da, akılcı-selefî mantığına muhalif bir çizginin saliki olmuş; İrfanî mektebi düstur edinmiş; merhum İmam Humeynî de, aynı yolun şahikasına yükselmiştir. Ki, Vahdet’ül-vücud’a vb.lerine bakışlarında ve sair anlayışlarında büyük yakınlıklar müşahede edilmektedir, İmam Humeynî (r.aleyh) merhum, zaten ‘Ehl-i Beyt’ mektebinin son halkalarından birini ve önemlisini oluştururken, Üstad Said-i Nursî hz.’leri de, aynı mektebin saliki olmuş ve o mektebi ‘meşreb ve meslek’ ittihaz edinmiştir…
* Her ikisi de Vehbî’ ve ‘ledûnî’ ilimlere-feyizlere mazhar olmuş; zühd, verâ, takva ve ilimde harika bir tarzda temayüz etmiştir…
* Her ikisi de, topluma inmeyi, daireyi geniş almayı ve bir kısım menfi şahsiyetleri İslam’a istihdam etmeyi prensip olarak kabul etmiş ve uygulamış; hedef olarak da, bilhassa hakim olan tağutî güçleri almış, halka ise acımıştır.
* Üstad vefat ettiği 1960 senesi, İmam Humeynî merhumun fiilî çıkış yaptığı ve uzun vadeli programını uygulamaya geçtiği ve alenî olarak Şahlık rejimi aleyhine beyanatlar vermeye ve bunu bir program dahilinde ortaya koymağa başladığı sene’dir…
* Ve ikisi de, tam 87 sene yasamış; bu bereketli ömürlerinin tamamını Allah yolunda harcamıştır…
* Merhum Üstad’la, merhum İmam-i Ümmetin ‘İslamî uhuvvet’, ‘vahdet’, ‘ittihad’ ve ‘İslamî hükümranlık’ (Cemahir-i Müttehide-i İslamiyye) anlayışlarında tamamen ‘ayniyyet’ ve mutabakat olduğu görülmektedir… Ve hakeza…
Allah-u Teala’nın sonsuz selamı ve rahmeti merhum Üstad’ın da, merhum İmamın da üzerlerine olsun; ve her ikisi de nur içinde yatsınlar!… Amin!…
Kaynak:İslami Davet.