Yardım - Ara - Üyeler - Takvim
Normal Forum Görünümü: Hallacı Mansur
Islami Forum - Popüler Forum > İSLAMİ KONULAR > .·[ TASAVVUF ]·.
Sayfa: 1, 2, 3
nefy_ü_isbat
HALLAC MANSUR

Hüseyin Mansur... Bağdat... Mansur bir gün tanıdığı bir hallacın dükkanına uğrar. Mansur bir müddet sohbetten sonra, hallac arkadaşından rica da bulunur, arkadaşı kırmaz dükkanı ona emanet eder nasılsa kısa bir müddet içinde geri dönerim diye ayrılır.
Ayrılır da iş pek rast gitmez, dönmek de dönemez bayağı gecikir. Darlanmasından dolayı biraz sitem ile Mansur'a:
- Hüseyin, senin işini halledeyim derken, kendi işimdende geri kaldım, müşterilere ne diyeceğim şimdi der?
Mansur, gülümser, bunlar için mi üzülüyorsun der gibi parmağını henüz atılmamış pamuklara doğru uzatınca pamuklar tel tel olup bir tarafa, süprüntüsü, işe yaramazı bir tarafa ayrılır. Arkadaş hayret içinde kalır ve bunu kısa zamanda işitmeyen kalmaz. Ve Hallaç diye anılmaya başlar.

... Ve dünyayı ayağa kaldıran malum sada:
-" Enelhak!" Hak benim!
Büyük bir sarsıntı. Hayret. Dehşet. İsyan ve itham:
- Küfür.
- Mansur, Hak O'dur de, Hak benim deme.
- Bundan böyle onunla kimse konuşmasın..

Zindanda... İdam fermanı... Halk akın akın ona koşmakta. Gene ölçüye sığmayan sözler.

Halife, iki defa iki büyük zatı gönderir:
- Sözünden dön, tövbe et, özür dile...
Hallaç.
- Sözü kim söylediyse, özürü de dilesin.

Zindan... Her yerde Mansur'u aradılar. Yok. Ertesi gece ne zindan ne Mansur. Üçüncü gece herşey yerli yerinde... Sordular ve Mansur cevapladı:
- İlk gece beni aradınız, bulamadınız, ondaydım... Ertesi gece ne ben vardım ne de zindan, O buradaydı... Ve her şeyin yeri yerinde olduğu gece, yerli yerine gelmesi gereken gece. Ta ki, O'nun kanunu korunsun, emri yerine gelsin.

Her gün bin rekat namaz... Soru:
- Hem "Hak benim" diyorsun, hem bu kadar namaz kılıyorsun, söyle namazı kimin için kılyorsun?
Cevap:
- Birbirimizin kadrini yine biz biliriz. Peki sizi zindandan kurtarayım mı?
- Nasıl olur?
Elini kaldırır, parmak uçlarıyla işaret ettiği noktalarda kapılar, kapıların açıldığı yollarda da emin gizli yollar açılır, mahpusların ayaklarındaki zinzirler çözülür.
Sorarlar:
- Ya sen kendini niçin kurtarmıyorsun?
- Biaz Allah'ın esiriyiz, kurtulmak istemeyiz.. Hakkın bize suçlaması vardır, bizi suçlandıran haktır, bize düşen cezamızı beklemektir.

Mahşeri bir gün... Herkes orada... Mansur getiriliyor ve hala aynı nida:
- " Enelhak!" Hak benim!
Bir derviş yaklşır ve sorar:
- Aşk nedir?
- Bugün ve yarın görürsün!
O gün asıldı ve bir gün sonra yakıldı.

Darağacında.... Mansura soruluyor:
- Tasavvuf nedir?
- En aşağı derecesi bende gözüken bu hal.
- Ya ileri derecesi?
- Onu görmeye yol gerek, o da sizde yok.

Taşlar... Kan... Kanlar içindeki Mansur... Ses yok.. Tebessüm... O esnada bir dost taş yerine bir gül atar. Bir inilti... Bir inilti ki; yürekler titrer ve sorarlar:
- Taş yağmuru altında inlemedin de bir güle karşı ne diye böyle inledin?
- Taş atanlar, halden anlamazlarki attıkları taşlar bizi incitsin. Ama ya halden anlayanlar, değil taş gül atsalar dahi o gül incitir, inletir.


Son sözleri:
- Allahım; bana senin için bu işkenceyi reva görenlerden rahmetini esirgeme! Senin aşkın uğruna bana bu işkenceyi yapan ve canımdan ayıran bu kullarını affet affet. Aşkın hürmetine affet...

Gece, küllerinin Dicle'ye döküldüğü günün gecesi... Bir derviş Dicle'ye ulaşmak için yürüyor...
Mansur'un vasiyeti aklında:
- Cesedimi yaktıktan sonra küllerim Dicle'ye dökülecek. Korkarım Dicle taşar, Bağdat'ı yutar. İstemem Bağdat'a bir şey olmasın... O gece hırkamı nehrin kenarına getir ve sulara at..

Derviş acele acele yürüyor. Dizle kabarıyor kabarıyor.. Sular tam Bağdatı almak üzereyken, hırka sulara kavuşuyor....

Öldürüldüğü gece talebelerinden İbrahim Hatekoğlu rüyasında Allah'a soruyor:
- Allahım, ne sırdır ki, kulun Hüseyin Mansur'u bu hale getirdin?
Cevap:
- Kendi sırrımı ona açtım, o, herkese gösterdi. Ben, ona bahşettim; o halkı kendi nefsine davet etti.
Fedai
Yanılmıyorsam şöyle birşeyler vardı

Birgün mübarek aklından şöyle birşey geçirir.

Rasulallah S.A.V. miracta ümmetini istedi. Ama ümmetini değil de tüm insanlığı neden istemedi?

Bu sırada habibimiz Hz. Rasulallah s.a.v. zuhur eder ve der ki

Allah ümmetimi istetti ben de ümmetimi istedim. Tüm insalığı istetseydi tüm insanlığı isterdim.

Bu sırada hallacı mansur sarığını çıkarır ve bir keramet gösterir huzurda.

bunun üzerine rasulallah s.a.v. bu keramete bir baş gerekir der

Ve bunun üzerine hallacı mnsur hz. i idam edilir.

Dikkat edilirse kurtulma imkanı varken hiç bu yolda gayret göstermemiştir.

Bazı veliler

Eğer Abdulhalık Goncdüvani Hz. veya bir talebseine yetişseydi böyle olmazdı demşler

Hatta Abdulhalık Goncdüvani Hz. ve Hz. Pir Abdulkadir Geylani

Eğer bizim zamanımızda olsaydı biz ona sahip çıkardık buyurmuşlardır.

(Benim anladığım şudur. Hayatı incelendiğinde bir çok yere gittiği ve mürşidlerden tasavvuf ahlakı aldığı ama bazı noktalar eksik kaldığıdır ki mübarekler bu eksikleri tamamlar onu bu duruma düşmekten muhafaza ederdik manasında söytlemişleridr)

Birkaç sefe Cüneydi Bağdadi Hz. Sırrı açığa verme diye uyarıda bulunmuş hatta Hz. Mevlana Celaleddin Rumi de Sırrı açıkladı diye sözler söylemişlerdir.

Nur içince yatsın

Allah bizleri Onlarla beraber haşretsin

Ellerini de üzerimizden eksik etmesin

Habibullah S.A.V. hatırına, Onların hatırına, Hz. Pir Abdulkadiri Geylani hatırına Şeyh OSman, Şeyh Ali, Şeyh Muhammed ve Halifeleri hatırına müşkülatlarımızı halletsin Sıratı Müstakim üzere, Kuranı Azimüşşanın izinde, Habibimiz Habibullah S.A.V. nın sünnetinde Pirimiz Abdulkadir Geylani Hz. nin Yolunda Şeyhimizin elinin altında emrolunduğumuz gibi islam üzere dosdoğru yaşatsın, böyle kavuştursun böyle de haşretsin. Dünyayı isteyene dünyayı, ahireti isteyene ahireti versin. Allah bize yeter. O Ne güzel vekildir.


andemirkan
ALINTI(Fedai @ Feb 8 2007, 11:16 PM) *

Yanılmıyorsam şöyle birşeyler vardı

Birgün mübarek aklından şöyle birşey geçirir.

Rasulallah S.A.V. miracta ümmetini istedi. Ama ümmetini değil de tüm insanlığı neden istemedi?

Bu sırada habibimiz Hz. Rasulallah s.a.v. zuhur eder ve der ki

Allah ümmetimi istetti ben de ümmetimi istedim. Tüm insalığı istetseydi tüm insanlığı isterdim.

Bu sırada hallacı mansur sarığını çıkarır ve bir keramet gösterir huzurda.

....
Birkaç sefe Cüneydi Bağdadi Hz. Sırrı açığa verme diye uyarıda bulunmuş hatta Hz. Mevlana Celaleddin Rumi de Sırrı açıkladı diye sözler söylemişlerdir.

Nur içince yatsın

Allah bizleri Onlarla beraber haşretsin

Ellerini de üzerimizden eksik etmesin




Hallacı Mansurun sözlerini tasvip mi ediyorsun?O sözler küfürdür ve cezasını çekmiştir.İbni Arabide benzer sözler söyledi o da idam edildi.Bunların savunulacak tarafı yoktur.Onlarla haşredilmeyi hiç tavsiye etmem. biggrin.gif

Sırdan bahsediliyor ne sırrı?
Kim kimden neyi saklıyor ?
Kuranda sır diye bir şey yok,herşey apaçık.
Bunların bahsettikleri sır olsa olsa küfürleridir.Sırlarını (küfürlerini) saklayamayan Hallaç ve İbn-i Arabi nin başına gelenlerden dolayı sırrı açığa vermeyin diye bir birlerine tavsiye ediyorlar.
Bu tasavvufçuların sözleri akla mantığa islama sığacak sözler değildir.

Ben de tasavvuftan ahiret hayatınızın selameti açısından uzak durmanızı tavsiye ediyorum.En azından bu yol risklidir.
selametle

serzenis
ALINTI(Fedai @ Feb 8 2007, 11:16 PM) *

Yanılmıyorsam şöyle birşeyler vardı

Birgün mübarek aklından şöyle birşey geçirir.

Rasulallah S.A.V. miracta ümmetini istedi. Ama ümmetini değil de tüm insanlığı neden istemedi?

Bu sırada habibimiz Hz. Rasulallah s.a.v. zuhur eder ve der ki

Allah ümmetimi istetti ben de ümmetimi istedim. Tüm insalığı istetseydi tüm insanlığı isterdim.

Bu sırada hallacı mansur sarığını çıkarır ve bir keramet gösterir huzurda.

bunun üzerine rasulallah s.a.v. bu keramete bir baş gerekir der

Ve bunun üzerine hallacı mnsur hz. i idam edilir.

Dikkat edilirse kurtulma imkanı varken hiç bu yolda gayret göstermemiştir.

Bazı veliler

Eğer Abdulhalık Goncdüvani Hz. veya bir talebseine yetişseydi böyle olmazdı demşler

Hatta Abdulhalık Goncdüvani Hz. ve Hz. Pir Abdulkadir Geylani

Eğer bizim zamanımızda olsaydı biz ona sahip çıkardık buyurmuşlardır.

(Benim anladığım şudur. Hayatı incelendiğinde bir çok yere gittiği ve mürşidlerden tasavvuf ahlakı aldığı ama bazı noktalar eksik kaldığıdır ki mübarekler bu eksikleri tamamlar onu bu duruma düşmekten muhafaza ederdik manasında söytlemişleridr)

Birkaç sefe Cüneydi Bağdadi Hz. Sırrı açığa verme diye uyarıda bulunmuş hatta Hz. Mevlana Celaleddin Rumi de Sırrı açıkladı diye sözler söylemişlerdir.

Nur içince yatsın

Allah bizleri Onlarla beraber haşretsin

Ellerini de üzerimizden eksik etmesin

Habibullah S.A.V. hatırına, Onların hatırına, Hz. Pir Abdulkadiri Geylani hatırına Şeyh OSman, Şeyh Ali, Şeyh Muhammed ve Halifeleri hatırına müşkülatlarımızı halletsin Sıratı Müstakim üzere, Kuranı Azimüşşanın izinde, Habibimiz Habibullah S.A.V. nın sünnetinde Pirimiz Abdulkadir Geylani Hz. nin Yolunda Şeyhimizin elinin altında emrolunduğumuz gibi islam üzere dosdoğru yaşatsın, böyle kavuştursun böyle de haşretsin. Dünyayı isteyene dünyayı, ahireti isteyene ahireti versin. Allah bize yeter. O Ne güzel vekildir.



Bu ne sapıkça bir hikayedir yahu..! Peygamberimiz hallaça görünmüş ve hallaç hava atar gibi keramet göstermiş.... bunun üzerine Peygamber onu idam edilmesini istemiş (yani hallaçın yaptığını yedirememiş) VE EN BERBATI SİZ BUNA İNANIYORSUNUZ...! yahu aklınız nerede sizin hallaç kafirinin neden öldürüldügü ve bahsettiğin diğerlerinin başlarına gelenlerin neden geldiğini bilmiyorsanız gidin okuyun öğrenin dedeleriniz bir din uydurmuş ve hepiniz o dine teslimsiniz. İnşallah onlarla haşrolursunuz...
Ve mümkünse uslubumdan dolayı eleştirmeyin artık beni yukarıdaki salakça hikayelere inanlara ILIMLI mı yaklaşayım...

ALINTI(nefy_ü_isbat @ Feb 8 2007, 10:45 PM) *

HALLAC MANSUR

Hüseyin Mansur... Bağdat... Mansur bir gün tanıdığı bir hallacın dükkanına uğrar. Mansur bir müddet sohbetten sonra, hallac arkadaşından rica da bulunur, arkadaşı kırmaz dükkanı ona emanet eder nasılsa kısa bir müddet içinde geri dönerim diye ayrılır.
Ayrılır da iş pek rast gitmez, dönmek de dönemez bayağı gecikir. Darlanmasından dolayı biraz sitem ile Mansur'a:
- Hüseyin, senin işini halledeyim derken, kendi işimdende geri kaldım, müşterilere ne diyeceğim şimdi der?
Mansur, gülümser, bunlar için mi üzülüyorsun der gibi parmağını henüz atılmamış pamuklara doğru uzatınca pamuklar tel tel olup bir tarafa, süprüntüsü, işe yaramazı bir tarafa ayrılır. Arkadaş hayret içinde kalır ve bunu kısa zamanda işitmeyen kalmaz. Ve Hallaç diye anılmaya başlar.

... Ve dünyayı ayağa kaldıran malum sada:
-" Enelhak!" Hak benim!
Büyük bir sarsıntı. Hayret. Dehşet. İsyan ve itham:
- Küfür.
- Mansur, Hak O'dur de, Hak benim deme.
- Bundan böyle onunla kimse konuşmasın..

Zindanda... İdam fermanı... Halk akın akın ona koşmakta. Gene ölçüye sığmayan sözler.

Halife, iki defa iki büyük zatı gönderir:
- Sözünden dön, tövbe et, özür dile...
Hallaç.
- Sözü kim söylediyse, özürü de dilesin.

Zindan... Her yerde Mansur'u aradılar. Yok. Ertesi gece ne zindan ne Mansur. Üçüncü gece herşey yerli yerinde... Sordular ve Mansur cevapladı:
- İlk gece beni aradınız, bulamadınız, ondaydım... Ertesi gece ne ben vardım ne de zindan, O buradaydı... Ve her şeyin yeri yerinde olduğu gece, yerli yerine gelmesi gereken gece. Ta ki, O'nun kanunu korunsun, emri yerine gelsin.

Her gün bin rekat namaz... Soru:
- Hem "Hak benim" diyorsun, hem bu kadar namaz kılıyorsun, söyle namazı kimin için kılyorsun?
Cevap:
- Birbirimizin kadrini yine biz biliriz. Peki sizi zindandan kurtarayım mı?
- Nasıl olur?
Elini kaldırır, parmak uçlarıyla işaret ettiği noktalarda kapılar, kapıların açıldığı yollarda da emin gizli yollar açılır, mahpusların ayaklarındaki zinzirler çözülür.
Sorarlar:
- Ya sen kendini niçin kurtarmıyorsun?
- Biaz Allah'ın esiriyiz, kurtulmak istemeyiz.. Hakkın bize suçlaması vardır, bizi suçlandıran haktır, bize düşen cezamızı beklemektir.

Mahşeri bir gün... Herkes orada... Mansur getiriliyor ve hala aynı nida:
- " Enelhak!" Hak benim!
Bir derviş yaklşır ve sorar:
- Aşk nedir?
- Bugün ve yarın görürsün!
O gün asıldı ve bir gün sonra yakıldı.

Darağacında.... Mansura soruluyor:
- Tasavvuf nedir?
- En aşağı derecesi bende gözüken bu hal.
- Ya ileri derecesi?
- Onu görmeye yol gerek, o da sizde yok.

Taşlar... Kan... Kanlar içindeki Mansur... Ses yok.. Tebessüm... O esnada bir dost taş yerine bir gül atar. Bir inilti... Bir inilti ki; yürekler titrer ve sorarlar:
- Taş yağmuru altında inlemedin de bir güle karşı ne diye böyle inledin?
- Taş atanlar, halden anlamazlarki attıkları taşlar bizi incitsin. Ama ya halden anlayanlar, değil taş gül atsalar dahi o gül incitir, inletir.


Son sözleri:
- Allahım; bana senin için bu işkenceyi reva görenlerden rahmetini esirgeme! Senin aşkın uğruna bana bu işkenceyi yapan ve canımdan ayıran bu kullarını affet affet. Aşkın hürmetine affet...

Gece, küllerinin Dicle'ye döküldüğü günün gecesi... Bir derviş Dicle'ye ulaşmak için yürüyor...
Mansur'un vasiyeti aklında:
- Cesedimi yaktıktan sonra küllerim Dicle'ye dökülecek. Korkarım Dicle taşar, Bağdat'ı yutar. İstemem Bağdat'a bir şey olmasın... O gece hırkamı nehrin kenarına getir ve sulara at..

Derviş acele acele yürüyor. Dizle kabarıyor kabarıyor.. Sular tam Bağdatı almak üzereyken, hırka sulara kavuşuyor....

Öldürüldüğü gece talebelerinden İbrahim Hatekoğlu rüyasında Allah'a soruyor:
- Allahım, ne sırdır ki, kulun Hüseyin Mansur'u bu hale getirdin?
Cevap:
- Kendi sırrımı ona açtım, o, herkese gösterdi. Ben, ona bahşettim; o halkı kendi nefsine davet etti.




Yuh olsun sana...! Bu yazı baştan aşağı ŞİRK... admiler buna neden müsade ediyor anlamıyorum. hiç biriniz bilmiyormusunuz hallaçın neden öldürüldügünü ve en garibi hadi her yerine inandın Allah teala bir dervişle mi konuşmuş... Rasulullaha açmadığı sırrını hallaça mı açmış? yazıklar olsun... tövbe edin Allah'ın dinine itaat edin...
Fedai
Aklımızın ermediği işlerde yorum yapmayalım.

Kudret Allah c.c. nın kudreti

İster Hz. Rasulallah s.a.v. yi isterse de tüm kainatı gösterir

Size ne / Bize ne

Haşredilme meselesine gelince

Eğer benim istyeğimle oluyorsa

Hallacı Mansur la

Beyazıd ı Bistami ile

Mevlana Celaleddin ile

Muhyiddin ARabi ile haşredilmeyi canı gönülden isterim
(Ki bu zatların hepsi islamda eleştirilen kişiliklerdir)
nefy_ü_isbat
Nadanca konuşan arkadaşlarım şeytan sizden daha mı az alimdi??

Usul erkan bilmez nadan elinden
Usul ağlar erkan ağlar yol ağlar
Bülbülün figanı gonca gülünden
Bülbül ağlar diken ağlar gül ağlar

Kamil olanların bellidir yeri
Aşk yoluna koydum can ile seri
Hakk'ın didarını görelden beri
Derya ağlar ırmak ağlar göl ağlar

Haçan cüşa gelse akar bu seller
Açılmış laleler kırmızı güller
Çalkanır şahanlar dökülür teller
Şahan ağlar pençe ağlar tel ağlar

İyi ile konuş olasın iyi
Felek iyi bilir paşayı beyi
Bu çarhın elinden el aman deyi
Hünkar ağlar vezir ağlar kul ağlar

Dervişlerin dilinden
Feriştahlar anlamaz,
Ahdleri var dost ile
Pünhanı dervişlerin.

Dervişler hakka gider
İki cihanı neder
İki cihandan öte
Yolları dervişlerin.

Bu Eşrefoğlu Rûmi
Dervişlerin küçüğü
Abdulkadir Geylani
Sultanı dervişlerin.

Fedai
Aşağıdaki yazının kaynağı : http://sufizmveinsan.com/aksam/hallac.html


Hallacı Mansur’un esas adı Ebu Abdullah Hüseyin b. Mansur el Beyzavi el Hallac’tır. Hallacı Mansur bu uzun ismine rağmen daha çok Mansur el-Hallac diye anılır. Alevi Bektaşi literatüründe ise Hallacı Mansur olarak anılır.

Hallacı Mansur Hicri 244 ( Miladi 858) yılında Beyza yakınlarında bir kasaba olan Tur’da doğdu. 922 de Muktedir’in buyruğu üzerine Bağdat’ta asılarak, uzuvları kesilerek iskence ile öldürüldü. Hallacı Mansur’un babası Müslüman, dedesi ise Mezdek inancındaydı. Hallac-ı Mansur bazende Muhammed b. Ahmet el-Farisi adını da kulanıyordu.[ii] Hallac; Hüseyin b. Mansur’un lakabıdır. Mansur, Hallac lakabını baba mesleği olan yorgan yatak yünlerini, pamuklarını temizliyen, tarayan anlamında olan yorgancı ve hallaç mesleğinden dolayı almıştır. Yani Hallacı Masur’un babası yorgancılık yapıyordu. Bu nedenle de Hüseyin b. Mansur’a Hallac-ı Mansur olarak söylendi.

Doç. Dr. Bedri Noyan dedebaba, Hallac-ı Mansur’un Hallac lakabını almasını şöyle anlatıyor.[iii] Hallac-ı Mansurun esas mesleği hallaçlık değildir. Birgün hallaçlık yapan bir dostunun dükkanına gider. “Ben senin işini görürüm, işin geri kalmaz.” diyerek onu bir yere yollar. Adam dönüşünde bakar ki bütün pamuklar atılmış. ( Mansur, parmağının bir işareti ile o pamukları atmış.) Bunun üzerine kendisine Hallac takma adı verilmiş.”

Hallac-ı Mansur’un çocukluğu Beyza’da geçti Beyza, İran coğrafyasında yer alır. Bu nedenle de Hallac’ın İran kültür ve inanç etkisinde olması gerekir. Hakbuki Hallac-ı Mansur’un düşünce yapısını incelendiğinde, İran inanç ve kültüründen fazlaca etkilemediği görülmektedir. Bunun aksine kendi yaşamından uzak olan Arap kültür ve inancı daha fazla ilgisini çekmiş ve kendisini fazlaca etkilemiştir. Bunu da çevresinin etkisi ile olsa gerek ki, henüz küçük yaşlarda olduğu halde Kur’ana ilgi duyuyor ve Kur’an derslerini almaya başlıyor. Hallac-ı Mansur küçük yaşlarda Kur’anı ezberlemiştir. Hallac-ı mansur’u ilginç kılan, ve sunni ulamayı şaşırtan ve hayretler içinde bırakan yanı ise çok küçük yaşlarda Kur’an hakkında yorumlar getirmesidir.

Hallac-ı Mansur 16 yaşlarında devrin büyük süfi bilgini Sehl b. Adullah et-Tüsteri’den 2 yıl kadar ders aldı. Tüsteri’nin ölümü üzerine Basra’ya gitti. Hallac-ı Mansur burada ünlü süfi bilgin Amr b. Osman el Mekki’den 2 yıl kadar dersler aldı. Bu sırada hocası olan Amr b. Osman el Mekki’nin karşı çıkmasına rağmen Hallac-ı Mansur ünlü süfi bilginlerinden Ebu Yakup el-Akta’nın kızı Ümmü Hüseyin’le evlendi. Bu evlilikten Süleymen, Ahmet (Hamd), ve Abdüsamed adında üç erkek, bir de bir kız çocuğu oldu.

Hallac’ın bu evliliği süfilerin arasında ikilik yaratmıştı. Süfiler arasındaki bu kavga Hallac-ı Mansur’un Basra’yı terk etmesine sebep olmuştur. Hallac-ı Mansur tam Basra’yı terk etmek üzereyken Süfilerin önderi ve piri olarak anılan Cüneyd el-Bağdadi ile tanıştı. Var olan rahatsızlıkları, dedikoduları, bu nedenle duyduğu üzüntüyü kendisine anlattı. Cüneyd kendisine öğütlerde bulunarak sabırlı ve sükünetli olmasını istedi.

Hallac-ı Mansur kendisine isnat edilen iftira ve dedikodulara daha fazla dayanmadığından Basra’dan ayrılarak Mekke’ye gitti. Mansur, Mekke’de nefsini terbiye ile ruhunun miracını

Hayatı azaltan afatlardan biri hasrettir.

gerçekleştirmek üzere Kabe’nin haremine kapanarak çile sürecine girdi.

Hallac-ı Mansur’un Mekke’ye gelişini Ebu Yakup Neh-Recur-i şöyle anlatıyor:

“ Mekke’ye ilk gelişinde Kabe’nin sahnında oturuyordu. Hallac, bu bir yıllık .ile süreci içinde oturduğu yerden sadece abdest almak ve tavaf etmek için ayrılmıştır. Ne güneşe aldırıyordu ne de yağmura. Her yatsı vakti yanına bir çörekle bir testi su konuyordu. Bir çöreğin dörtte biriyle bir kaç yudum su alıyor geri kalanı çeviriyordu.[iv]

Hallac-ı Mansur’un bu perhiz-çile denemeleri o günün süfilerini şaşkına çeviriyordu. Aynı zamanda kendisine kızıyor ve alehinde dedikodular yapıyorlardı.Bu dedikoduları Şeyban şöyle naklediyor:

“Öğle sıcağıydı. Bir taşın üstüne oturmuş duran bir genç ile karşılaştık. Hava çok sıcak ve bunaltıcı olduğundan alnında akan terler taşa dökülüyordu. Arkadaşım bu manzarayı görünce bana: “Haydi gidelim” diye işaret etti. Vadiye inince de şöyle dedi: “ Ömrümüz vefa ederse şu adamın başına neler geleceğini göreceğiz. Oturmuş Allah ile ahmakça sabır yarışı yapıyor. Allah ona, tahammül edemeyeceği bir bela mutlaka verecektir.” Daha sonra bu gencin, Hallac olduğunu öğrendik.

Hallac-ı Mansur Mekke’de kaldığı süre zarfında Hac veya umre için gelen müslüman gruplarla sıkı ilişkiler içinde oldu. Onlara kendi düşüncelerini aktarıyor ve onları çeşitli konularda aydınlatıyordu. Özellikle de bu müslüman gruplar içinde Horasan ve civarında gelen insanlara daha yakınlık gösteriyor, onlara Kur’an yorumlarını yapıyor ve çeşitli bilgiler vererek onları aydınlatıyordu.

Hallac-ı Mansur 271 (milladı 900) yılında Mekke’den tekrar Basra’ya döndü. Hallac; ruhsal alemde artık amacına ulaşmış, hayata, insana ve dine değişik perspektiflerden bakmaya başlamış ve kendisine yakışır bir biçimde konuşmaya başlamıştır. Hallac’ın bu durumunu sevgisini kazanananları çoğalttığı gibi, Sünni Ulamanın başını çektiği çevrelerin tepkilerini üzerine çekerek düşman cephesini de büyütmüştür.

Tasavuf konusundaki yeni düşünceleri, etkili davranışları, konuşmaları nedeniyle gittiği yerde çevresinde büyük bir kalabalığın toplanmasına yol açan Hallac-ı Mansur’u değişik inançta ve mezhepte kimseler savunmuştur. Miladi 908 de baş gösteren Hanbeli ayaklanmasına katılmakla suçlanan Hallac-ı Mansur 913 tarihinde Sus’ta bir kadın saray polislerine “ Hallac denen bir adamın evini biliyorum. O eve her gece gizliden birileri geliyor ve çok sakıncalı şeyler konuşuyorlar” deyip şikayette bulundu. Bunun üzerine Hallac’ın baş düşmanı Ebul Hasan Ali b.Ahmet er-Rasimbi tarafından tutuklandı. Sekiz yıl tutuklu kaldıktan sonra Bağdat’a götürüldü. Maliki kadısı Ebu Ömer Hammadi’nin fetvası ve Abasi Halifesi Muktedir’in buyruğu üzerine 22 Mart 922 tarihinde Bağdat’ta idam edildi.

Hallac-ı Mansur; idama getirilirken önce 1000 kamçı vurularak kamçılandı sonra., darağacında asılarak gövdesi param parça edildi. Halalc-ın gövdesinden kesilerek koparılan her bir parçası, her bir uzvu “Enel Hak” diyordu. Bu durumu gördükleri halde halen inanmak istemeyen bu caniler bu zulümle de yetinmeyerek, gövdesi param parça edilmiş Hallac-ı Mansur’u halka teşhir için tüm bağdat sokaklarında gezdirip ve halkı Hallac’ın kafasının kesilmesini seyre zorlanmıştır. Hallac’ın kafası gövdesinden koparıldığı zaman seyre zorlanan halkın gözü önünde Hallac-ı Mansur’un kesik başı “Enel Hakk” diye söylemiştir. Tüm bu olup bitenlere rağmen kafası kesilen Hallacı Mansur gövdesi yakılarak külleri suya serptirilmiş yine de nehrin suları “Enel Hakk “ diye bağırıp çağırmıştır. Suyun bu seslenişi Hallac’ın

“Ben idam edilip, yakılacağım. Benim küllerimi nehire serptirecekler. Nehir bana yapılan zülme

Allah’a dayanan hiç bir zaman yıkılmaz. 2

dayanamayacak ve “Enek Hakk”diye bağıracaktır. Sen o zaman benin abamı alıp getirip nehire

atacaksın. Ancak o zaman sesler kesilecektir diye yardımcısına vasiyette bulunur. Hallac’ın bu vasiyeti yerine getirmek üzere Yardımcısı tarafından Hallacın abası suya atılmış, bölece nehirden gelen “Enel Hakk” nidaları son bulmuştu.

Hallac-ı Mansur’u idama götüren nedenler:

Hallac-ı Mansur’un düşünceleri “insan-tanrı- evren” konularını içeren, varlık birliğini savunan, bu nedenle de şeriat anlayışına aykırı sayılan bir niteliktir. Hallac’a göre; gerçek olan, var olan,”Bir”dir. “Çokluk” bir görüştür. “Bir’in değişik biçim ve nitelikte yansımasıdır. Bu “Bir” de Tanrı’dır. Ancak, evren ve insan bu “Bir’in dışında değil, içindedir, onunla özdeştir. Bu nedenle insanın “Enel Hak” demesi doğrudur, gereklidir.[v] İnsan konuşan, dolaşan, düşünen, sevinen, gülen, üzülen, öfkelenen bir Tanrı'dır. Tanrının bütün nitelikleri insanda, insanın bütün özellikleri Tanrı’da, evrende bir birlik, bütünlük içindedir. Ölüm gerçek değildir, bir değişmedir, bir görünüştür. Bundan dolayı kişinin ölümü yaşamında, yaşamı da ölümündedir. Hallac-ı Mansur bu düşüncesini, çevresinde toplanan büyük bir kalabalığa “Beni öldürün. Beni öldürün, yaşamım ölümümde, ölümüm yaşamımdadır.” Sözleriyle açıklamıştır.

Hallac, Hz Muhammed’in ilahiliği üzerinde ısrarla duran ve Tavasin’de onun ebedi ve ilahiliği açıkça belirten ilk süfilerdendir. Buna rağmen Suni İslam ulamasının boy hedefi olmaktan da kendini kurtaramamıştır. Sünni İslam ulamasını kızdıran ve hatta idamına ferman edilen Hallac-ı Mansur Hz. Muhammed için;

“Hz. Muhammed’in varlığı yokluktan öncedir. Adı ise kelamdan önce gelir. Cevher ve arazlardan önce ve sonranın hakikatlarından önce bilinmekte idi. Ne doğulu ne de batılı bir kabileden gelir.

Hz. Muhammed sürekli olarak sufilerin kalplerini yakan, sönmeyen bir nur’dur. Bütün peygamberler ve veliler “Nur’larını” (bilgilerini) ancak Peygamberlerin Nur’undan alırlar. Onun nur’u kelam’inkinden daha parlak ve daha ezelidir.”

Diğer bir söylenceye göre de:

“Eğer bir gün Hz. Muhammed ile görüşmem nasip olsaydı ona: “Mi’rac gecesinde niçin yalnız kendi ümmetin için mağrifet istedin? Diğer bütün kafirler için de merhamet isteseydin elbette esirgenmezdi derdim.. demiº. Bunun üzerine Rasul-ullah (Hz. Muhammed)in ruhu ortaya gelerek.ona görünmüº ve hiddetle: “ Benim Tanrı iradesinden başka bir şey istememin imkanı var mıydı?” deyince Mansur niyaz edip özür dilemiş ise de kabul edilmemiş, başın fedası ile sulh olunacağı kendisine söylenmiş. Mansurun idamıda bu nedenle yerine getirilmiş. [vi]


Acaba Halac-ı Mansur’u ölüme götüren, Sunni İslam ulamasının yoğun tepkisini üzerine çekerek işkence ile öldürülmesine fetva veren Hambeli kadısını zorlayan Hallac’ın bu sözleri mi ? yoksa Halalc’ı Karmati’lerle ilişkilendirip, isyancı gösterip, halkın gözünden düşürerek ondan kurtulmayaı isteyen Abasi Halife’lerinin hileli oyunları mı?

Karmatiler;

Hemedani Kırmiti, bir İsmaili şeyhinin tavsiyesi ve yol göstericiliği ile geçim sıkıntısını çeken, yoksul, yetiştirdikleri hurmaları boğaz tokluğuna varlıklı ailelere satan, kısacası; düzenden hoşnut olmayan ve Abbasi ve Arap zülmüne karşı olanlanlardan bir güç oluşturdu. Daha sonraları bu güçlerin birliktelikleri sonucu çoğalıp, büyüyerek düzeni rahatsız edecek boyuta gelmeleri ile de

Tatlı dilli olanların dostları, her gün biraz dah artar. 3

Karmati adını aldılar. Diğer bir deyişle Karmati tarikati. Daha sonraları karmati devleti olarak görmekteyiz.

Abbasi Halifeleri’ni, Arap gericilerini ve Sünni İslam ulamasını korkutan ve düzenini rahatsız eden, Karmati İmamlarının neler söylediklerine bakalım;

Karmatiler (Karamita) düzene karşı örgütlenmiş ve hatta Sunni İslamın savunduğu bir kelamı, bir ibadet türünü savunmuyorlar tam tersine “ Bizim kabemiz ve kıblemiz Kudüs olduğundan bütün ibadetlerde oraya dönülür. Dinlenme günü Cuma değil Pazar günleridir.Yılda iki gün oruç tutulur. Bu da Nevruz ve Mihrican günleri uygulanır. İnsanlar arasında her hangi bir fark yoktur. Tüm insanlar eşittir. Tüm insanlar eşit oldukları için mallarıda eşittir”[vii]

“Kur’anın gerçek manasını ancak batini imamlar bilir”

Karmati’ler de kemal, ikinci doğumla gereçekleşir. Alem bir tecelliler bütünüdür ki türlü şekillerde görülür ve görünür. Madde bir hicap (perde)tır. Bu hücap kaldırıldığında kişiyi aşan kozmik bir zihin şuuruna erilir ki işte ikinci doğum budur. Bu doğum, bir kozmik ben’e ulaşma halidir.

İkinci doğumun elde edilmesini sağlayan mistik eğitim (seyrusüluk) Beş müsibetten kurtulmak olarak görülür. İnsanın kozmik ben’e ulaşmasını engelleyen Beş negativite şunlardır: Gök, tabiat, kanunlar, devlet, ihtiyaç, ve zaruret. Beş müsibetten kurtulmak ibadettin de hem amacı hem de kendisidir.

Muhamed Ali es- Suri Karmatiler için şöyle der: Karmati eserlerin bilim ve düşünce üstünlüğü tatışılmaz. Bunu inkar edemeyen iftiracı çevreler Karmati’leri ahlak ve inanç yönünden çamurlama yolunu tutmuşlardır.

Karmati düşünce, Kur’ana bağlı bir sistem geliştirmiştir. Ancak geliştidikleri bu düşüncelerinde Kur’an, alabildiğine sübjektif bir yoruma tabi tutulmuştur. “Karamati te’vil” diyebileceğimiz bu yorum, yer yer Kur’anı tanımaz hale sokulabilmiştir. Çünkü onlara göre; “Kur’anın gerçek manasını ancak batini imamlar bilir”[viii] Karmati hareket gibi muhteşem bir düşünce ve siyaset aksiyonunun kur’an vahyini rahatsız eden bu tavırı , insanlık dünyası için çok büyük bir kayıp olmuştur kanısındayız.

İbni Sina ise; Karmati’lerin sosyal hayatlarına ve yetişme usullerine yönelik olarak şöyle der; Karmatiler, fevkalede iyi yetişen, bunu sağlamak içinde çok okuyan insanlardı. Darulhikme denen medreselerde eğitim görürlerdi. Kitap okuma işini meclis denen yerlerde yaparlardı. Meclislerde her türlü bilim ve felsefe konuşulurdu. Tartışmalar ciddi biçimde yazıya geçirilir, sonra da bu yazılanlar temize çekilerek eser haline getirilirdi. Eser haline getirilmiş bu yazılar ilgili yerlere gönderilirdi.
Meclisler; muhtelif gruplar için ayrı ayrı idi. Bunlar:

1- Büyük ve seçkin dostlar için. 2- Devlet büyükleri ve ileri memurlar için. 3- Sıradan insanlar ve yolcular için. 4- Kadınlar için. 5- Saraylı kadınlar için.

Kısacası; Karmat topluluklar tam saoyalist bir hayat yaşarlardı. Herkes çalışmak zorunda idi. Küçük çocuklar bile en azından ekinlere musallat olan kuşları kaçırmak için çalışırlardı.

Karmati’lerde mülkiyet sadece techizat ve kılıça hastı. Her mıntıkada toplanan nimetleri dağıtan bir görevli bulunurdu. Bu görevliler, yoksulları ve güçsüzleri asla ilgisiz bırakmazlardı.

Karmati toplumun bağlı bulunduğu sosyal, ekonomik ve hukuksal prensipler şöyle özetliyebiliriz.

1. Sosyal gruplar (İşçi, çiftçi, zanatkar, tüccar vs) bir tek bütçeden destek görürdü.

2. Karmati devletine bağlı bulunan her kişi, zekat ve fitre dışında her ay bütçeye 1 dinar vermek

Hakikat yolunda yürümeyenler, daima yarıda kalırlar.

zorundadır. Bunlardan başka sosyal konumuna göre başka vergiler de öderlerdi. Toplanan paralar kamu yönetimince sosyal, bilimsel ve sanai programların uygulanmasında kullanılırdı.

3. Bilge ve eğitim, toplumun tüm katmanları için gerçekleştirilirdi.

4. Toplum bireyleri arasında ruhsal ve bedensel boyutlarda kardeşçe yardımlaşma, dayanışma ve barış esastı. Yönetilenlerin yönetenlerle dostluk ve kardeşlik hisleriyle bağlılığı da bu cümledendi.

5. Kadına hayatın tüm alanlarında erkekle eşit hakları tanınmıştı.

6. Karmati olmayan toplum ve bireyleriyla münasebetlerde, sırların saklanması ve diplomasi kurallarına uygunluk esastı.

Karmatilerde tüm bu prensiplerin uygulanması, İmam’ın görevlendirdiği, eşit hak ve yetkilere sahip 3 kişilik bir dailer komitesince uygulanıp denetlenirdi.

Yukarıad görüldüğü gibi; İslami ulamaya göre yanlış olan, Karmati’lere göre doğrudur. Bu nedenle de Karmatiler islam çevrelerince dinden dışarı, zındık olarak görülmüşler. Absi Halifeleri ve iftiracı islam ulaması bu hınçlarını Hallacı Mansur’un sakalları traş edilip, bir deveye bindirilerek Bağdat sokaklarında halka teşhir edilirek “İşte Karmatilerden biri.” Veya “Karmati Papazını görmek istiyenler gelsinler!” diye göstermişlerdir.

Bize göre; Hallac-ı Mansur’un asılması ne “Enel Hak” (Ben tanrıyım) sözü, ne de Hz. Peygamber’e yapılan övgü ile birlikte Velilik mertebesinin Nebilik‘ten üstün görülmesi veya Peygamber’in Kelam’dan önce gelmesi ve ne de isyanlara katılmasıdır. Onu idam ettiren sadece ve sadece Abbasi halife’lerinin olumsuz ve keyfi yönetimlerine karşı gelen halk korkusu ve Arap gereciliği ile yobaz Sünni İslam ulamasının bilgisizliklerinden kaynaklanan tutum ve davranışlarıydı.. Bu nedenle dir ki Hallac; düzmece bir mahkeme ile ve de düzmece bir suç ile suçlanmıştır. Şöyleki;

308 (miladi 908) yılında meydana gelen bir kaç ayaklanmalarda Hallac’ın düşüncelerinin kitleyi etkilemeya başladığı açıkça görülüyordu. Keyfi idareden rahatsız olan toplum patlamaya hazır bir çıban gibiydi. Abbasi sarayı bundan çok rahatsızdı. Çünkü ardı arkası kesilmeyen isyanlar başlamıştı. Saraya yakınlığı ile bilinen ve Hallac’ı Mansur’a içten içe hınç duyan Hamid; Hallac’ın daha fazla yaşatılmasının sarayın geleceği için bir intihar anlamına geleceği fikrinde israr ediyordu. Gerçektende başını Hambeli gurupların çektiği bu isyanlar, Hallac-ın alehine olmuştur. Onu tehlikeli gösteren deliller halinde kullanıldı.

Hamid; mahkemede esas alınmak üzere “Peygamberlik ve ilahlık adia etmek”idi. Bir de “Sidiğini şifa diye sunmaktan” Hulul (Allahın kullarının vucüduna girmesine) kadar her türlü suç isnat edilerek yargılanmak istendi. Bu idiaların gerçekçi göstermek için de Hallac, bu idaalara uygun bir fıkıh geliştirmiş olmakla suçlanıyor ve hatta Ben Tanrı’yım diyen Hallac’ın peygamberler atadığı da öne sürülüyordu. Hallac; tüm bu saçma sapan suçlamalara kısa ve net olarak söyle diyordu; “Allahlık veya peygamberlik iddiasından Allah’a sığınırım. Ben, Allah’a çokça ibadet eden, oruç tutan, onu her an anan birisiyim. Hepsi bu”[ix]

Hamid; Hallac’ın ölümüne her ne şekilde olursa olsun karar vermek üzere , mahkeme reisliğine Maliki mezhebinden ünlü kadı Ebu Ümer Muhammed b. Yusuf el Hammadi, mahkeme üyeliklerine de; Hanefi mezhebinden Ebu Cafer Muhammed b Ahmed el-Enbari et Tenuhi ve

Azim ve sebat en büyük yardımcıdır.

Ebu Hüseyn Ömer b. Malik ei Şeybani getirildi.

Mahkeme; yukarıda isnat edilen suçları bir tarafa bırakarak Hallacı “Zındıklıkla “ suçluyordu. Çünkü Hallac’ı asmanın tek yolu buydu. Çünkü Maliki mezhebine göre Zındıklığın tövbesi kabul olmaz. Öyle ise diğer mezheplece af edilmesi mümkün olsa da Maliki mezhebine göre af edilemez. Bununla yetinmeyen mahkeme reisi bir İsfahan fakihi olan İbni Davut ez Zahiri’nin Hallac’la ilgili şu görüşlerini rehber alıyor. “ İbni Davud el-Zahiri; “ Eğer Allahın Hz. Muhammed’e indirdikleri doğru ise Hallac’ın söyledikleri yanlıştır. Sonuç olarak, Hallac ölüme gönderilmelidir”

Hallac, tüm bu haksız suçlamalara karşı artık kendisini savunmanın boşuna olduğunu anlamış ve kendisini yargılayan kadılara dönerek; “Canıma kanıma dokunmanız haramdır. Dinin mubah saydığı yorumlarımı tevil ederek benim alehime kullanmanız helal değildir. Ben; dini İslam, tavrı sünnet olan bir insanım. Bunu gösteren kitaplarım çarşı-pazarda herkesin elindedir. Allahtan korkun da benim hayatıma kast etmeyin” Hallacın tüm bu feryadı boşunaydı. Çünkü ferman çok önceden verilmişti.

Hallac’ın idam kararı üzerine halifenin yanında mabenci olarak görev yapan Hallac’ın dostu Nasr el Kusuri Halife’nin annesine şunu söyledi; “Bu masum insanın ölüm fermanını tastiklemesi durumunda oğlunuzun başına bir bela geleceğinden korkuyorum.

Hallac-ı Mansur’un söylemleri Sünni İslam çevrelerince fırtınalar kopardığı gibi, İslam’a dayalı devletleri ve bu devletlerin başında bulunanların da korkulu rüyası durumuna gelmiştir. Prof. Yaşar Nuri Öztürk Hallac-ı Mansur için şöyle diyor:

“ Yeni oluşların rüyalarını gören ruh yeni istrapların kabuslarına gögüs germeye hazır olmalıdır. Çünkü her büyük aydınlık, yaratıcı ruhta bazı fanilikleri yakarak beşlenir. İstırap, işte bu yanmanın getirdiği acıların genel adıdır.Hallac bu istırabı ve acıyı duyan ve yaºayan ölümsüzlerdendir.”

Özellikle de kendisini dinlemediği için Hallac’ı sehirbazlıkla suçlayan süfilerin önderi/piri Cüneyd el- Bağdadi’de bu bilge, bu kamil insan için şöyle diyor:

“Artık o, sedece kendi benliğine güvenip dayanacak bir aşamaya girmiş bulunuyor.”

“Enel Hak” için kim ne söyledi;Hallac-ı Mansur denince akla “Enel Hak” sözü gelir. Tasavvuf’ta Hallac-ı Mansur bu sözü ile öne çıkmış bu nedenle de Sunni İslam ulamasının şimşeklerini üzerine çekmiş bir hayli düşman edinmiştir. Bu söz ayni zamanda Hallac’ın düşünce dünyasının esasını, kişiliğindeki hakim öğeyi ve tarihteki yerini belirlemektedir.

Hallac-ı Mansur ; Enel Hak; “Ben tanrıyım” sözünü şöyle açıklar; “ Halk’ta yer alan Hak unsuru dolayısıyla Hak, halk’la aynıdır. Bir başka yerde şöyle diyor; “ Ben Hakk’ım, zira ben hiç bir zaman Hakk’la hak olmaktan vaz geçmedim”

Yine başka bir yerde de Allah’a yönelerek şöyle diyor; “Seninle benim aramda İllahlık ve Rablik(el-ilahiyye ve’r-rubiyye) yoktur. Ey ben olan O, ve ben O’yum. Zamandanlık ve ezelilik bir yana, benim benliğim ve senin O’luğun arasında hiç bir fark yoktur.”

Vicdanınız temizse özgürsünüz demektir. 6

Sunni İslam ulaması, Hallac-ı Mansur’u din adına yargılarken, çıkarlarını ve geleceklerini

düşünerek, zamanın egemen güçlerine hoş görünmek pahasına ya gerçekten onu anlamamışlar veya anlamak ismemişler. Sunni ulamanın bu konumunu daha sonraları Hallac-ı Mansur’un asılmasını yanlış gören Mutasavvıf, şaiir M. İkbal ve bir çok tesfir ve vıkıh yazarında görmek mümkündür. Tüm Suni İslam ulamasının bu yanlışlarına rağmen gerek Hallac döneminin şair, düşünür, bilim adamı, teolaog, sufi, mutasavvıf ve gerekse sonraki kuşak Hallac- Mansur için şöyle derler.

Büyük mutasavvıflardan Genguhi şöyle der;

“Enel Hak diyen Dost’tur, ben değilim!

Bu budala insanlar Hallac-ı darağacına asıp öldürdüler; eğer ben orada olsaydım, onu asla öldüremezlerdi.”

Kendisine Hallacın ruhunu temsil ediyor denilen mutasavıf Saçal;,

“Şu son devrin Mansur’u Enel Hak sözünü aşikare söyler. Şimdi idam sehpası aşk vuslatının sembölü haline gelmiştir.”

“Aşıklar her saat darağacına meyleder, Çünkü Mansur’u darağacına çıkaran bu alev, aşkın alevidir. Aşkın mertebesi dar ağacıdır” diyor ve devamla;

Ölümü göze alıp buna azmetmek aşk erbabı için esastır.

Dar ağacı her şeyden evvel, aşıkların zihnetidir...
Darağacı, aşıkların gelin yatağı haline gelir...

*** *** *** *** ***

Enel Hak sözünü söylerken...

Dostun ellerini düşünerek kendimi öldürtürüm...

*** *** ** *** ***

“Her kim ki Hallac libasında geldi,

“Ölümünde” sözünde ebedi hayat buldu.

Akibeti bakamında Hallac-ı Mansur ile ayni olan Alevi Ulusu Seyid Nesimi şiirlerinde, deyişlerinde “Enel Hakk’ı” şöyle işliyor;

Sırr-ı Enel Hak söylersem

Alemde pinhan gelmişem

Hem Hak derim Hak bendedir

Mem batini insan gelmişem.

*** *** *** ***

Dara çıkmak bu fena darda Mansur’a düşer

Ol Enel Hak diyenin Sırrını dava ne bilir!.

** *** *** *** ***

Küllü yer gök Hak oldu mutlak

Söyler def u ceng u ney Enel Hak

Büyük işler ancak ortak çalışma ile olur. 7

Yanağında ayan oldu Enel Hak
Kaçan süret olur gözgüde mestür
Ne gayretli Enel Hak’tır bu yarap
Ki Mansur’u asar hem dare mansur.

Şah Latif ise, Hallac için şöyle diyor:

“Hallac, yalnız cefakeş aşık değil, ayni zamanda bütün eşyada mevcut bulunan ilahi hakikatin sembölüdür.”

Şah Latif bir şiirinde;

Su, toprak, ırmak: Bir tek feryat!
Ağaç, çalı, bir çağırış: ‘Enel Hak!’
Bütün eşya ıstrabına layık hale gelmiştir.
Hepsi binlerce Mansur’dur
Hangisini darağacına çekeceksin?

“Enel Hak Çağıruben dara geleyim mevlam!” diye yakaran ve: “ Bir ben vardır bende benden içeru” diyerek Enel Hakk’ı bir başka şekilde ifade eden Yunus İmre’de divanında:

Mansur eydur Enel Hak dil suretun oda yak

Dinüz dara gelsunler ben darı kurup geldim.

*** *** *** *** ****

Bin yıl toprakta yatsam hiç komayan Enel Hakk’ı

Ne vakt gerek olur ise nefesin uru gelem

*** *** *** *** ***

Dem urmaz idi Mansur tevhid-i Enel Hak’tan

Aşk darına dost zülfü asmıştı beni uryan

*** *** *** *** ***

Pir Sultan Abdal kendisinin idamına karar verildiğini duyduğu zaman “ber dar” olmak yani Hallac gibi öldürülmek deyimini kullanıyor ve;

Hızır paşa bizi berdar etmeden
Açılan kapılar şaha gidelim
Siyaset günleri gelip çatmadan
Açılın kapılar şaha gidelim.

Zeki Eyuboğlu’nun Tarikatlar adlı eserinde belirttiğine göre;

Hallac-ı Mansur’un Yeni –Platonculuk’tan esinlenen düşüncelerine göre “evren” yaratılmamıştır, bir ışık kaynağı olan Tanrı özünün yansıması sonucu oluşmuştur. İslam dininin ileri sürdüğü yaratış-yartılış olayı yanlış anlaşılmıştır. Tanrı’dan başka bir varlık olmadığı için “yaratılmış nesne” den söz edilemez. Yatılmış nesne , tek varlık olan Tanrı

Fazilet kıralların en büyügüdür. 8

Karşısında ikinci bir varlığın bulunduğunu ileri sürmektir. Bu da tanrısal öze aykırıdır., iki ayrı varlık olduğunu söylemektir.[x]

Hallac; bunları söylerken, insanın değerli ve kutsal bir varlık olduğunu anlatmaya çalışmıştır. Hallac’ın benimsediği Tasavvuf anlayışına göre, ahlakın temeli sevgi ve saygıdır. İnsanın gönlü ‘Tanrı Evi’ olduğuna göre ona saygı duymak, sevgiyle yaklaşmak gerekir. Birbirini incitmek, birbirine karşı kötü davranmak, yalan söylemek, haksızlık yapmak, suç işlemek, hırsızlık yapmak, sagısızlık yapmak insana yakışmaz. Bu eksik eylemlerin kaynağı tanrısal sevgiden yoksun kalmaktır.

Hallac-ı Mansur için kim ne söyledi:

Vasiti, Hallac için şöyle der; “ Benim gözümde o Kur’anı ezberlemiş ve manasını kavramış bir insandır. Fıkıhta üstat, hadis ve rivayet ilminde bilgin, yıl boyu oruç tutan, geceler boyu namaz kılan bir süfidir. Öğüt verir, ağlar, bazen de anlayamadığım sözler söyler. Ben onun küfrüne de hüküm veremem”

Mısırlı Zeki Mubarek de şöyle der; “ Eğer Muhiddin İbn Arabi ebedi semböllerin arkasına sığınmasaydı onu da Hallac gibi katlederlerdi”

Öğrencisi ve müridi olan Şibli şöyle der;

Hallac’ı, idamından sonra rüyamda gördüm. Ve onu sordum:

Allah sana nasıl muamele etti? Dedi:

‘Beni bir misafir gibi karşıladı ve bana ikramda bulundu.

Seninle ilgili olarak diğerlerine nasıl davranacak? diye sordum. Dedi:

“Onları da affedecek. Bana marhametli davrananları, Allah için merhametli davranmayanları yüzünden; bana düşmanlık edenleri de Allah için düşmanlık ettikleri için”

Şibli sözlerine devamla;

“Ben ve Hallac aynı şey idik; beni divaneliğim kurtardı, onu aklı batırdı. Ben ve Hallac ayni şey idik. Ne var ki o sırrı aşığa vurdu, ben sakladım”

Hallacı Mansur’u sehirbazlıkla şuçlayanlara en iyi yanıtı, süfi düşüncesinin önde gelen isimlerinden Hucviri Keşful -Mehcup adlı eserinde Hallac ile ilgili bölümde yer vermiştir. Hücviri şöyle der; “ Hallac, yüce hal sahiplerindendi....O, asıl ve esas yönünden terk edilmemiştir... Bu Hakk erini büyücülüğe nisbet edenlerin iddiaları tutarsızdır... Hallac, namaz kılmış, zikirle meşgul olmuş, çokça oruç tutmuştur... O halde ondan zuhur eden şeylerin keramet olduğu kesindir.”

Ebu Said ibn Ebil Hayr Hallac’tan söz ederken şöyle der; “ Hüseyin b. Mansur, yükseklerin en yükseğinde idi. Doğu ile batı arasında hiç kimse, bu tevhid vadisinde onun gibi dolaşamadı.”

Mevlana Celaleddin Rumi; Mesnevisinde; Hallac’a doğrudan veya dolaylı atıf yapan, hayranlık ve saygı ifade eden sözlerinden yalnız birini buraya almayı yeterli buluyorum. Mevlana “Gerçeği, işaretle anlatan Hallac’ı halk darağacına çekti. Hallac sağ olsaydı, sırlarının büyüklüğü yüzünden o beni darağacına çekerdi.”

Mevlana’nın oğlu sultan Veled’te şöyle der;

“Tanrı doslarını tanımak, Tanrı’yı tanımaktan daha güçtür. Hallac-ı Mansur’u o çağın bilgin ve velileri
inkar ettiler. Onu öldürmeğe azmettiler. Hepsi o asılsın diye fetva çıkardı. Sonunda o büyük insanı astılar. Astıktan sonra da cesedini yaktılar. Alemde ondan bir eser kalmasın diye, yanan cesedin küllerini de nehre attılar. Her ne yaptılarsa yine “Enel Hak” yazmıştı. Bu gördükten sonra herkes

Eğer faziletiniz yoksa yratınız. 9

yaptığına pişman oldu. O günden beri Hallac’ın adı anılmaktan hiçbir öğüt meclisi renklenmez. Onu kıyamete kadar öveceklerdir.”

[i]Kadiri tarikatının piri Abdülkadir Geylani


“Hallac çok zor durumdakaldı. O zamanda elinden tutacak kimse de yoktu. Eğer ben onun zamanında yaşamış olsaydım, onun elinden turardım”


Ve yíne; Hakk’ı bilenlerden biri dava ufkunda Enel Hak kanatlarıyla yükseldi de sonsuzluk bahçesinin dostsuz, sakinsiz olduğunu gördü. Ona dendi ki: ‘ Senin durumundakilerden gayrısının anlamayacağı bir dille konuştu.”

Hallac’ı Mansur’un savunduklarından pekte hoşlanmayan süfi Alaudedevle es-Simnai şöyle nakleder

“ İbret için Hüseyin b. Mansur’un mezarına gittim. meditasyonnum sırasında ruhunu yükseklerin en yükseğinde gördüm. Şöyle yakardım: ‘Rabbim, bu ne haldir ki Firavun: ‘Ben en yüce rabbinizim’ ve Hallac: ‘Ben Hakkım’ dedikleri ve ikisi de Allahlık iddia ettikleri halde Hallac, yücelerin yücesinde. Firavun ise cehennem çukurunda. İçimi ilham edilen bir ses şöyle dedi: ‘Firavun hep kendini görerek öyle dedi, Hallac ise bizden başkasını görmediği için Enel Hak dedi” [xi]


Hallac’ı destekleyen onun görüşlerini her zaman savunan halveti süfilerinden Sandiyuni şöyle der; “ Hallac, bilginlerin gerçeği fark edenlerince. Veliliği ve Allah’ı bilmekteki kudreti üzerinde ittifak edilen biridir. Bunun dışında ona isnat edilenler iftira ve yalandır. Onun sadakat ve veliliğine inanmak bir borçtuır. O, Hak yolunun temel insanlarından biridir; Mislümanların önderlerindendir. Bazı düşmanlarını İblis kandırdı ve ona iftira ve işkence ettiler.”

Hallac-ı Mansur’un etkilerinin genişlik ve derinliklerindeki temel sebeplerden bir de sufiliği politik bir aksiyon, söylem ve güç olarak sosyal arenaya çıkarmasıdır. Hallac, inandıklarını savunduğu için idam edilerek bedel ödemiştir. Ama bu idamı veya Hallac’ın idam edilerek ortadan kaldırılması, sufiliği izbelere habseden kapıdaki kilitin de düşüşü olmuştur. Yani Hallac, ölümüyle hiç bir şey kaybetmemiş aksine milyonların ardından gelmesini sağlayarak kendisinin de “insan ölmez, ölüm olarak görülen bir dönüşümdür” dediği gibi onu ölümsüzleştirmiştir.

Massingnon şöyle der; Hallac sayesindedir ki ölümü düğün yani Allah’a varış, sevgiliye vuslat telaki eden anlayış sufi ekollerinin

tümüne, adeta bir ortak imam gibi girdi.[xii] Sufiler zafer sarayına Hallac’ın kanı hürmetine girdiler. Bunun uzantısı olarak darağacı , sonsuzluğu kucaklamış aşkın sembolü oldu. Sadece zülme uğrayarak katledilen şehit sufiler değil, nefsini öldürerek sosuzlukla arasındaki perdeyi kaldırmayı deneyen süfiler de Dar’ı Mansu (Hallac’ın idam edildiği darağacı) deyimini kullanmışlardır.

Seven ben, o sevilen de ben
Bir bedene girmiş iki ruhuz.

Hallac-ı Mansur’dan:

Fakir, Allan’tan başka her şeyden müstağni olan ve yalnız Allah’a bakan kimsedir.

Yüksek ahlak, Hakk’ı tanıdıktan sonr, halktan gelen eza ce cefanın insana tesir etmemesidir.

Tevvkkül, bir şehirde yemek yemeye senden daha müstahak olan birisinin bulunduğunu bildiğin zaman, yemek yememendir.

Kunuşan diller, susan kalplerin helakidir.

Sözler ve sohbetler illetlere. Fiiller sirke bağlıdır. Allahise ise cümlesinden müstağnidir.

Mürid tevbesinin, mürad ise arınmışlığın gölgesindedir.

Müridin cehdi kefşini, müradın keşfi cehdini geşmiştir.

Kişinin vakti, bağrındaki deryanın incisidir; yarın kıyamet günü bu incileri mahşerin zeminine çarparlar.

İyi yaradılışlıolmak esenliktir : 10

Dinyadan geçmek nefs zühdü. Ahiretten geçmek ruh zühtüdür.

Erkeklerin yüz boyası onların kanlarıdır.

Aşk’ta kılınan iki reket namazın abdesti ancak ve ancak kanla alınırsa sahih olur! Hallac-ı Mansur ile ilgili bu kısa araştırmayı Yüne Hallacı’ın bir şiiri ile noktalayalım.

Şu bedenden sana makam.
Candır Senden başkasına yer yo gönülde
Seni saran; ruhum, cildim, kanımdır
Ne yaparım ayrı düşersek. Söyle !?

*** *** *** ***

Ey! Duyur doslara, çabuk haber ver !
Paröalandı yelken. Çöktü sefine
Deniz ortasında kaldım perişan
Gün olur Mansur’u berdar ederler
Göründü gözüme salibden nişan
Ne bahta var bana, ne de Medine
*** *** *** ***

Seven ben, o sevilen de benim
Bir bedene girmişiz iki ruhuz biz
O diye gördüğün benim bedenim
Bana bak, onu gör;hep ayni şeyiz!

Y. Güneş
İstanbul - 02.03.2004
http://gulizk.com

KAYNAKLAR:
Bektaşiliğin iç Yüzü, M Teyfik Oytam, Marşf kütüphanesi- İstanbul
G. Öz - Alevilik, Uyum yayınları 1997 -Ankara
Doç. Dr. B.Noyan Dedebaba - Bektaşilik ve Alevilik, Cilt 1- 11, Ardıç yayınları 1999 -Ankara
Prof. Y. N. Öztürk- Hallac-ı Mansur, Yeni boyut 1997- İstanbul
İ.Z. Eyuboğlu, Tarikatlar ve Mezhepler, Der Yayınları, 1990- İstanbul
A.B. Gölpınarlı- Mevlana celaleddin, 1985- İstanbul
M. İkbal, Cavidname,
Ş. Tebrizi- Makalat,çeviri- 1974 -İstanbul
L. Massingnon, La passion de Hallaj- 1975- Paris

[i]Hatip El-Bağdat; Tarihu Bağdat. Prof. Yaşar Nuri Öztürk.Hallac-ı Mansur.
[ii] Taberi; Tarih.
[iii] Doç.Dr. Bedri Noyan dedebaba; Bektaţilik ve Alevilik.
[iv] Tarihi Bağdat- Passion.
[v] Tarikatlar- İ.Z. Eyuboğlu-Der yayınları 1990-İstandul
[vi] Doç. Dr. B. Noyan, Betaşilik ve Alevilik, Ardıç yayınları , ciyt 11,1999-İstanbul
[vii] İ.Z. Eyuboğlu, Tasavvuf ve Tarikatlar, Der Yayınları,1990 -İstanbul
[viii] Abdan el-karmati, Ţeceretül-Yakin
[ix] Teberi, 11/79; İbnul Esir- el Kamil, 8/127- Y.N. Öztürk,Hallacı Mansur, Yeni boyut-1997 İstanbul
[x] Tarikatlar-Z.Eyuboğlu, Der yayınları 1997- İstanbul
[xi] Massignon, Textes, 144
[xii] Passion.

Önemli Not:

Keramet olayının yazıldığı site bakım nedeni ile kapalı.

Yazıyı bulamadım

Ama Yazının başında yazdığım "Yanılmıyorsam" hatırına Allah katında keramet olayını geri aldım.

Site açılınca yazarıum tekrar.
ahmet yasin
yazıda geçen islam dışı saçmalıklara cevap bile vermeye değmez,ama haklı olduğunuzu göstermek için peygamberden sonra,şimdide Allah'ımı alet ediyorsunuz saçmalıklarınıza?Allah'tan korkun!
Rabbimiz Kur'anda demiyormuki: " Allah kulları ile vahiy dışında başka bir yolla konuşmaz!"

Öldürüldüğü gece talebelerinden İbrahim Hatekoğlu rüyasında Allah'a soruyor:
- Allahım, ne sırdır ki, kulun Hüseyin Mansur'u bu hale getirdin?
Cevap:
- Kendi sırrımı ona açtım, o, herkese gösterdi. Ben, ona bahşettim; o halkı kendi nefsine davet etti.

Ve Allah sadece peygamberlerine vahyeder ki,son peygamberde vefat edeli 1400 yıl geçmiştir!
Ne güzel yol herkes kendini haklı göstermek için rüyamda Allah benle konuştu şunu dedi,peygamber rüyama girdi şunu dedi..
Bende geçen gece Peygamber efendimizi gördüm,bu tasavvufçular sapık dedi,hatta yetinmedi,ibni arabi,geylani gibi adamlar sapık,müşrik dedi!Nası rüyam güzelmi?hadi doğru olmadığını kanıtlayın!kanıtlayamazsınız çünkü ben söylüyorum,ben şahit oldum!Yani kerameti kendinden menkul bir uygulama!şimdiye kadar tüm tasavvufçuların yaptığı ve yapageldiği gibi!Delilimiz,kaynağımız vahiy ve Allah Rasulünün sahih sünneti olmalı.Keşs,rüya,ilham gibi subjektif değerler,ölçüler değil!
Fedai
ALINTI(ahmet yasin @ Feb 11 2007, 12:10 PM) *

yazıda geçen islam dışı saçmalıklara cevap bile vermeye değmez,ama haklı olduğunuzu göstermek için peygamberden sonra,şimdide Allah'ımı alet ediyorsunuz saçmalıklarınıza?Allah'tan korkun!
Rabbimiz Kur'anda demiyormuki: " Allah kulları ile vahiy dışında başka bir yolla konuşmaz!"

Öldürüldüğü gece talebelerinden İbrahim Hatekoğlu rüyasında Allah'a soruyor:
- Allahım, ne sırdır ki, kulun Hüseyin Mansur'u bu hale getirdin?
Cevap:
- Kendi sırrımı ona açtım, o, herkese gösterdi. Ben, ona bahşettim; o halkı kendi nefsine davet etti.

Ve Allah sadece peygamberlerine vahyeder ki,son peygamberde vefat edeli 1400 yıl geçmiştir!
Ne güzel yol herkes kendini haklı göstermek için rüyamda Allah benle konuştu şunu dedi,peygamber rüyama girdi şunu dedi..
Bende geçen gece Peygamber efendimizi gördüm,bu tasavvufçular sapık dedi,hatta yetinmedi,ibni arabi,geylani gibi adamlar sapık,müşrik dedi!Nası rüyam güzelmi?hadi doğru olmadığını kanıtlayın!kanıtlayamazsınız çünkü ben söylüyorum,ben şahit oldum!Yani kerameti kendinden menkul bir uygulama!şimdiye kadar tüm tasavvufçuların yaptığı ve yapageldiği gibi!Delilimiz,kaynağımız vahiy ve Allah Rasulünün sahih sünneti olmalı.Keşs,rüya,ilham gibi subjektif değerler,ölçüler değil!


Büyük Konuşmayalım

Hz. Rasulallah S.A.V. de rüyada Allah c.c. ile konuşmuştur.

İmamı Azam Rüyada 99 kere Allah c.c. yı gördüğünü beyan etmiştir

Bütün islami rüya tabirlerinde Allah c.c. ile konuşmanın hayır olduğu yazar


Aşağıdaki Yazının kaynağı: http://www.cumhuriyet.edu.tr/edergi/makale/301.pdf

c) el-Beyhakî ve rüyada Allah’ın görülmesi:

el-Beyhakî rüyada hadislerin sıhhatinin tespit edilmesine dair rivayetler nakletmek yanında rüyada Allah’ın görülmesine dair de bazı rivayetler nakletmektedir.

ca) Suleyman et-Teymî’nin her secde ve rükûde tesbihati yetmiş kere yaptığını nakleden el-Beyhakî rüyada Allah’ı gören Rakabe’den şunu nakleder: “Rüyamda Rabbu’l-İzze’yi gördüm. Bana dedi ki: İzzetim hakkı için, Süleyman et-Teymî'nin bulunduğu yere ikramda bulunacağım.”82

cb) Haccın fazileti babında Ali b. el-Muvaffak’tan şunu nakleder: “Elli küsûr kez haccettim. Bunların sevaplarını Hz. Peygambere, Hz. Ebûbekr’e, Hz. Ömer, Hz. Osman, Hz. Ali ve babama bağışladım. Arafatta duruşu yapan insanlara ve seslerinin gürültüsüne bakarak “Allahım” dedim. “Bunların içinde haccı kabul olmayan biri varsa, ben bu haccımıona hibe ediyorum. Sevabı onun olsun.” O gece Muzdelife’de yattım. Rüyamda Rabbimi gördüm. Bana dedi ki: “Ali b. el-Muvaffak! Bana cömertlik mi gösteriyorsun? Arafat’ta vakfede duran herkesi bağışladım. Bir onlar kadarını keza bir onlar kadarını daha bağışladım. Bir de bunun toplamının bir o kadarını bağışladım. Herkese ailesindekilere, 75Bu kayıt yanlıştır çünkü es-Sehâvî bunu başka bir tarikle vermektedir.

Bkz. es-Sehâvî, el-Mekâsidu’l-Hasene, hzr. Muhammed Osman el-Hat, Beyrut-1994, s. 471. 76Bkz. el-Kârî, el-Esrâru’l-Merfûa fi’l-Ahbâri’l-Mevdûa, hzr. Muhammed Lutfî es-Sabbâğ, Beyrut-1986, s. 316, rakam: 457; el-Masnû', hzr. Ebû Gudde, Beyrut-1994, s. 174, rakam: 311. 77Bkz. el-Kârî, el-Masnû' dipnotu, s. 174-5. 78Bkz. es-Sehâvî, el-Mekâsidu’l-Hasene, s. 471; rakam: 1080; el-Aclûnî, Keşfu'l-Hafâ, II/233, rakam: 2406 (el-Kârî'den alıntı yapmasına rağmen el-Beyhakî'den bahsetmez). 79es-Subkî, Tabakâtu’ş-Şâfiiyyeti’l-Kubrâ, VI/376. 80Bkz. el-Gazâlî, İhyâu Ulûmi’d-Dîn, İstanbul-1985, IV/326. Rivayet Kitâbü’z-Zühd’de geçmemektedir. Hadisi el-Beyhakî’nin Zühd’üne nisbet edilip te onda geçmeyen rivayetler kapsamında Kitâbü’z-Zühd’ün sonuna ekleyen Âmir Ahmed Haydar’ın naklettiği değerlendirmeler için bkz. el-Beyhakî, Kitâbü’z-Zühd, İstanbul-2000, s. 275-6. Kitabın 274-6. sayfalarına bakılacak olursa kitabı tahkik eden Haydar’ın Kitâbu’z-Zühd’e nisbet edilip te onda bulunmayan altı rivayet tespit ettiği görülecektir. Kaldı ki, bu durum sadece el-Beyhakî’nin Zühd’ünde rastlanan bir durum değildir. Bu da eldeki nüshaların ne kadar güven telkin ettiği sorusunu gündeme getirmektedir. Tüm bunlara rağmen, bu bilginin yanlış olma ihtimali de vardır. 81Şuabu’l-Îmân’da “Yemek yedirmek su içirmek” babının son kısmında el-Beyhakî, hocası el-Hâkim’in yüzünde çıkan yarayı bütün yolları deneyerek tedavi etmeye çalışmasına rağmen başarılı olamadığını, bir sene süren bu rahatsızlık sonunda bir cuma günü Ebû Osman es-Sâbûnî’ye gittiğini ve onun cemaatla birlikte dua ettiğini aktardıktan sonra şöyle der: Bir sonraki cuma olunca bir kadın bir kağıt getirdi. Burada dediğine göre, önceki cuma duadan sonra evine dönünce el-Hâkim için Allah’a samimi bir şekilde bol bol dua etmiş ve Hz. Peygamberi rüyasında görmüş. Hz. Peygamber ona ‘Hâkim’e söyleyin, müslümanlara su ikram etsin.’ Kağıt el-Hâkim’e getirilince ibriği istedi ve kağıdı içine

Aşağıdaki yazı için kaynak: http://www.kevser.net/s_ve_c/6.htm

Caiz olmak ayrı şey, görmek ayrı şeydir. Ehli sünnet âlimleri, (Allahı dünyada görmek caiz, fakat kimse görmemiştir, gördüm diyen zındık olur) buyuruyorlar. Rüyada görmek ise dünyada görmek değildir. Peygamber efendimiz, Allahü tealayı rüyada gördüğünü Camiussagirdeki hadisi şerifte bildirmektedir
serzenis
ALINTI(Fedai @ Feb 11 2007, 02:07 PM) *



Büyük Konuşmayalım

Hz. Rasulallah S.A.V. de rüyada Allah c.c. ile konuşmuştur.

İmamı Azam Rüyada 99 kere Allah c.c. yı gördüğünü beyan etmiştir

Bütün islami rüya tabirlerinde Allah c.c. ile konuşmanın hayır olduğu yazar

Caiz olmak ayrı şey, görmek ayrı şeydir. Ehli sünnet âlimleri, (Allahı dünyada görmek caiz, fakat kimse görmemiştir, gördüm diyen zındık olur) buyuruyorlar. Rüyada görmek ise dünyada görmek değildir. Peygamber efendimiz, Allahü tealayı rüyada gördüğünü Camiussagirdeki hadisi şerifte bildirmektedir


Fedai çok oluyorsun sen... Rasulullah, Allah ile sadece ruyada değil miraçta da konuşmuştur.. hayırdır rasulullahla birilerini mi yarıştırıyorsun.. O ki Allah'ın resulu Allah ile konuşması kadar doğal ne var. İmam-ı Azam Ebu hanifeye neden iftira atıyorsun yok öyle bir şey KAYNAĞIN NE KAYNAAAAAAAAAAAAAAAAKKKKKKKK

Fedai
ALINTI(serzenis @ Feb 12 2007, 07:31 AM) *

Fedai çok oluyorsun sen... Rasulullah, Allah ile sadece ruyada değil miraçta da konuşmuştur.. hayırdır rasulullahla birilerini mi yarıştırıyorsun.. O ki Allah'ın resulu Allah ile konuşması kadar doğal ne var. İmam-ı Azam Ebu hanifeye neden iftira atıyorsun yok öyle bir şey KAYNAĞIN NE KAYNAAAAAAAAAAAAAAAAKKKKKKKK


Serzeniş

Sen akıllı olduğunu sana birisin.

Ama bu sadece sanmakla kalmış...

Haşa ki Rasulallah S.A.V: ile birini yarıştırayım. O Zaman benim de Sanmam gerekirdi...

Sana kaynağı yazaarım rengin değişir.

Sen git de seni dolduran fikirlerini C/P yaptıkların gelsin...

YA İSTİKLAL YA ÖLÜM
Bu iş öyle bir iş ki kitapta hep üstü kapalı geçiyor. Hadislerde üstü kapalı geçiyor.
Neden çünkü Allah'a aşık olmayı Allah'ı istemeyi Allah farz kılmamış.
Allah asgari seviyede kendisine kul olunmasını istemiş.
Ama bir de ona köle olmak var ki o herkese nasip olmaz.
Bunun için teslimiyet şarttır.
Köpek çok susamış. Su içecek ama her göle eğilişinde kendi aksini görüp korkuyor. Su içemiyor. Ne zamanki kendi aksinden korkmamış dalmış suya ve kana kana içmiş.
Halbu ki ''enel hakk '' iddaasını ispat etmek çok kolay.
Başlangıçta sadece (mekan ve zaman dahi yokken) kim vardı. ALLAH.
Yani uzay dahil hiçbirşey yokken sadece ALLAH vardı.
Peki ALLAH ol deyince allah'tan başka hiçbirşey yoksa bu varlık alemi nasıl oluştu.
Allah hakkında ''MEKAN O'NU İHATA EDEMEZ, O MEKANI İHATA EDER DİYORUZ. ''
BAZI BEYİNLER BU SÖZÜ ALLAH'IN NASIL OLDUYSA MEKANIN DIŞINA ÇIKTIĞI ŞEKLİNDE ALGILARLAR.
HALBU Kİ MEKAN ALLAH'IN TECELLİSİNDEN BAŞKA BİRŞEY DEĞİLDİR. DİĞER BÜTÜN VARLIKLAR DA AYNI ŞEKİLDE. VARLIK ALEMİNDEKİ HERŞEY ALLAH'IN TECELLİSİDİR. SEN, BEN, VÜCUDUMUZ BEYNİMİZ, TELEVİZYON RADYO UÇAK GÜNEŞ AY ALLAH'IN TECELLİSİDİR.
Bizler sadece bu tecellileri beş duyu organımızla şu anki anlamları şeklinde görüyoruz.
Şimdi bir kul düşünün. BEŞ DUYU İLE ALGILAYAN STANDART İNSAN MODELİNDEN ÇIKMIŞ, NEFİS MERTEBELERİNİ AŞMIŞ KENDİ RUHUNA ULAŞMIŞ... Kısacası Rasulullah (a.s) belirttiği şekilde NEFSİNİ BİLMİŞ. Şimdi bu durumda olan bir insan standart bir insanın eşyayı beş duyu ile aigılaması dışında ''RABBİNİN NEFESİ '' İLE ALGILAMAYA BAŞLARSA O BİZİM ANLADIĞIMIZ MANADA GÜNEŞİ DEĞİL GÜNEŞİN ASLINI GÖRMEYE BAŞLAR. TELEVİZYONUN, İNSANLARIN, BEDENLERİN, AYIN, DÜNYANIN ASLINI YANİ BEŞ DUYU İLE ALGILADIĞIMIZ GÖRÜNTÜYÜ DEĞİL DE GÖRÜNTÜNÜN ASLINI YANİ TECELLİYİ GÖRÜR.
Şimdi tecelliyi görmeye başlayınca aslında varlık diye bir şey olmadığını kendi bedeni de dahil her şeyin bir hayal olduğunu müşahade eder.
TECELLİ EDEN, VARLIKLARIN VARLIK ALEMİNDE BEŞ DUYU ORGANIYLA GÜYA BİZİM TANIMLADIĞIMIZ MANADA GÖRÜNMESİNE NEDEN OLAN VARLIK TEK OLUNCA ADAM KENDİNE BAKAR VE KENDİNİN DAHİ ALLAHIN TECELLİSİNDEN BAŞKA BİRŞEY OLMADIĞINI GÖRÜR.
İŞTE ENEL HAK BUNU MÜŞAHADE EDEN İNSANIN O TEKLİĞİ İKRARIDIR.
DİKKAT EDERSENİZ ''ENE ALLAH'' DENMEMİŞ. ''ENEL HAK '' DENMİŞ.

varlıkların allah'ın tecellisinden başka birşey olduğunu düşünenler şunu unutmasınlar.
Diyelim ki bizim bir yaratma gücümüz var. bir odada boşluğa doğru ''OL'' deyince filmlerde olduğu gibi deri kemik oluşarak bir varlık meydana geliyor.
İşte bizim yanıldığımız nokta ALLAH'IN BÖYLE YARATTIĞINI DÜŞÜNMEMİZ.

1- BİR DEFA ALLAH ''BİR MEKANIN İÇİNDE DEĞİL''
2- MUTLAK MANADA ALLAH'TAN BAŞKA BİR VARLIK YOK. SADECE ALLAH VAR.

BU İKİ KURAL EZELDE OLDUĞU GİBİ ŞU ANDA DA GEÇERLİ.
AMA ALLAH YUKARIDA VERDİĞİM ÖRNEK GİBİ YARATMIŞ OLSAYDI VARLIKLAR DA KENDİSİ YANINDA BİR VARLIK İFADE EDERDİ. HALBU Kİ VARLIKLAR ALLAH'IN TECELLİLERİNİN BEŞ DUYU İLE TANIMLADIĞIMIZ ŞEKLİDİR. BEŞ DUYUNUN DIŞINA ÇIKIP O ŞEKİLDE MÜŞAHADE EDERSEN VARLIK DİYE TANIMLADIĞIMIZ HER ŞEYİN TEK OLAN ALLAH'IN TECELLİLERİNDEN BAŞKA BİRŞEY OLMADIĞINI ANLARIZ.

Ama bunun için varlığının yok olması lazım.
Ama kime ne gam.
Sen böyle şeyler istemezsin cenneti istemeye devam.

Hallac darağacındayken şeytan yaklaşmış.
-Yahu hallac demiş
-Sen de ENE dedin ben de ENE dedim. sen yücelere çıktın ben yerin dibine battım. nasıl olur bu.
-Ben ENE derken ''O'(c.c.) ndan başkasını görmedim. Sen ENE derken kendinden başkasını görmedin.
MESELE BUNDAN İBARETTİR VESSELAM

nasaraa
selamun aleyküm...
Hallac-ı Mansuru sevmeyenler Hallac'a hizmetçi olsun...

kendisne tasavvuf hakkında sorulduğunda ne demiş;
"en aşağı derecesi benim..." anlayana tabi. anlamayan zaten halen daha anlamıyor...


selamun aleyküm...
:: LâL ::
Hallacı-i Mansur …

Nitekim Hallâc-ı Mansûr Allahü teâlânın aşkı ile kendinden geçtiği bir sırada; "Enel-Hak= (Ben Hakkım)" sözünü söyledi. Bu sözünü, zâhir âlimleri dalâlete ve ilhâda hükmedip katline fetvâ verdiler.

Hallâc-ı Mansûr, Enel-Hak sözünü söyleyince tasavvuf ilmine vâkıf olmayan zâhir ulemâ bu söze şiddetle karşı çıktı. Sözünü Halîfe Mu'tasım'ın yanına götürerek fesâd çıkardılar. O sırada vezir olan Ali bin Îsâ'yı ona karşı kışkırtarak aleyhine çevirdiler. Halîfe, Hallâc'ın bir sene zindana atılmasını emretti. Fakat halk yine ona gidip bâzı meseleler soruyordu. Daha sonra, insanların onu ziyâreti de yasaklandı. İbn-i Atâ'nın ve Ebû Abdullah bin Hafîf'in yaptıkları ziyâretler müstesnâ beş ay müddetle kimse onu ziyâret edemedi.

Naklederler ki, Hallâc-ı Mansûr hapishânedeyken üç yüz kişiydiler. Bir gece diğerlerine; "Ey mahpuslar! Gelin sizi kurtarayım." dedi."Peki sen kendini niçin kurtarmıyorsun. Gücün olsa kendini kurtarırsın." dediklerinde; "Biz himâye ve selâmet içindeyiz. Eğer dilersek bir işâretle bütün kelepçeleri açarız!" dedi. Sonra parmağıyla işâret edince, bütün kelepçeler yere döküldü. Bunun üzerine; "İyi ama hapishânenin kapısı kilitli, şimdi biz nereye gidelim?" dediler. Bunun üzerine bir daha işâret etti. Duvarlarda bir takım gedikler ortaya çıktı. Bu hali gören mahpuslar, hemen Hallâc'ın ayaklarına kapanarak kendileriyle gelmesi için yalvarmaya başladılar. Fakat o reddetti. Neden diye sorduklarında; "Bizim O'nunla öyle bir sırrımız vardır ve sır sâhibinden başkasına söylenmez." buyurdu.

Bu haberler halîfeye ulaşınca; "Fitne çıkarmak istiyor, onu katlediniz veya Enel-Hak sözünden dönene kadar sopalayınız." emrini verdi. Bunun üzerine Hallâc-ı Mansûr hazretlerini Bağdât'ta Tâkkapısına götürdüler. Evvelâ yüz kırbaç vurdular. Kendisinden en küçük bir ses çıkmadı. Ölmediğini görünce, ellerini ve ayaklarını kestiler.

Hallâc-ı Mansûr'un rahmetullahi aleyh elleri ve ayakları kesildiğinde; "Sakın korkudan sarardığımı zannetmeyin. Kan kaybetmekten sararıyorum." buyurdu.

Darağacına çıkan Mansûr hazretlerine şu suâl soruldu; "Tasavvuf nedir?" "Tasavvufun en aşağı derecesi, işte bende gördüğünüz bu haldir." "Ya ileri derecesi?" "Onu görmeye tahammülünüz olmaz."

İdâm edilmeden önce halk taş atmaya başladı. Atılan taşlara hiç ses çıkarmıyor, hattâ tebessüm ediyordu. Bir dostu, taş yerine gül attı. O zaman Mansûr hazretleri inledi. Sebebi sorulduğunda; "Taş atanlar beni yakînen tanımayanlardır. Tabiîdir ki halden anlamazlar. Halden anlayanların bir gülü bile beni incitti." cevâbını verdi.

Bu arada kendisinden nasîhat istemek için gelen hizmetçisine; "Nefsi, yapması gereken bir şeyle, ibâdetle meşgul et! Yoksa o seni yapılmaması gereken bir şeyle, haramlarla meşgul eder." dedi.

Ellerinden, bacaklarından sonra dilini de kesmek istediler. İzin isteyip; "Allah'ım, bana senin için bu işkenceyi revâ görenlere rahmet et! Senin rızân için beni elimden, ayağımdan, gözlerimden, başımdan, canımdan ayıran bu kullarını affet!" diye yalvardı.

Daha sonra dili ve başı da kesildi, cesedi yakıldı, külleri Dicle'ye atıldı.Atılan küller dökülür dökülmez, nehir hemen kabarmaya başladı. Kabaran Dicle'nin suları Bağdât'ı basmak üzereydi. O zaman bir dostu hırkasını Dicle'ye attı ve Dicle bir müddet sonra eski normal hâlini aldı. Hallâc-ı Mansûr hazretleri bu kimseye, şehid edilmeden önce: "Benim kollarımı, bacaklarımı, başımı kestikten sonra, cesedimi yakıp, külünü Dicle'ye atacaklar. Korkarım ki, nehir taşıp Bağdât'ı basacak. O zaman hırkamı nehrin kenarına götürüp, sulara at." buyurmuştu.

Abdülmelik Evkâf anlatır: "Bir gün üstâdım olan Hallâc-ıMansûr'a; "Ey hocam! Ârif kimdir?" diye sordum. Buyurdu ki: "Ârif o kimsedir ki, Zilkâde ayından altı gün kala, Salı günü, 919 (H.306) senesinde Bağdât'ta eli ayağı kesilerek, gözleri çıkarılarak, baş aşağı astırılıp, gövdesi yakılarak, külünü savururlar."Onun dediği zamânı gözledim. Meğer o söylediği kendiymiş, o ne söyledi ise aynını yaptılar."

Naklederler ki: Onu darağacında astıkları vakit iblis yanına geldi ve; "Bir Ene (ben) sen dedin, bir Ene de ben. (Sen Ene'l-Hak dedin, ben: "Ene hayrun minhü= Ben ondan hayırlıyım." dedim) Nasıl oluyor da bu yüzden senin üzerine rahmet, benim üzerime lânet yağdırıyor?" diye sordu. Hallâc-ı Mansûr şu cevâbı verdi: "Sebep şudur. Sen "Ene" dedin, kendini ortaya koydun, ben Ene dedim, kendimi ortadan kovdum. Benliği ortaya getirmenin iyi olmadığını, benliği ortadan kaldırmanın ise gâyet iyi olduğunu bilesin, diye bana rahmet, sana lânet etti."

Hallâc-ı Mansûr, zamânındaki bâzı zâhir âlimlerinin anlayamadığı sâdık, Allahü teâlânın aşkı ile yanan bir Hak âşığıdır. Şiddetli mücâhedeler ve çetin riyâzetler çekmiş, himmeti yüksek, kerâmetler sâhibi bir velîdir. Sözleri güzel, konuşması fasîh ve belîğ, firâseti üstün, hakîkat, esrâr, mânâ ve mârifetler sâhibi olup, yaşadığı müddetçe, dâimâ ibâdet ve riyâzetle meşgûl olurdu. Günde bin rekat namaz kılardı. Şehîd edildiği günün gecesinde de 500 rekat kılmış olup, her gece en az dört yüz rekat namaz kılmaya kendisini mecbur tutardı.

Hallâc-ı Mansûr hazretleri halleri doğru, zamânındakilerin, kadrini ve derecesini anlamayacak derecede yüksek bir velî idi. O, hiçbir zaman Allahlık iddiâ etmedi. Tam tersine Allah aşkının sarhoşu bir kul olarak yaşadı, gündüz ve gecelerini ibâdetle geçirdi. Elli yaşındayken; "Bu güne kadar bin senelik namaz kıldım." buyurdu. İslâmiyetin bütün emir ve yasaklarına en ince hususlara kadar titizlikle uyar, mübahları zarûret mikdârı kullanırdı. Ömrünün temeli sıkıntı üzerine kurulmuştu.Bu da, Allah aşkına tutulanlarda çeşitli şekil ve derecelerde görülen bir husustur.

Onun hal ve mertebesini anlayan pekçok âlim ve velî yüksek bir velî olduğunu söylemişlerdir. İbn-i Atâ, Ebû Abdullah Hafîf, Şiblî, Ebü'l-Kâsım Nasrabâdî, Şeyh Ebû Saîd Ebü'l-Hayr, Şeyh Ebü'l Kâsım-ıGürgânî, Şeyh Ebû Ali Fârmedî ve Yûsuf-ı Hemedânî hazretleri bunlardan bâzılarıdır. Büyük velî Şiblî, onun için; "Ben ve Hallâc aynı şeyiz. Ama bana deli dediler kurtuldum. Onun aklı ise onu helâk eyledi." buyurmuştur. Yine Şeyhülislâm Abdullah-ı Ensârî; "Hallâc, imâmdır. Fakat durumunu her kişiye söyledi. Zayıflara ağır yük yükletti. Avam (halkın) bilgisiyle ve akıl yoluyla anlayamayacakları şeyleri konuştu. Bu hususta İslâmiyete riâyet etmedi. Ona ne vâki olduysa, bu sebepten oldu." demiştir.

Ali Râmitenî hazretleri ise, Hallâc-ı Mansûr'un hâlini; "Hüseyin bin Mansûr zamânında, Hâce Abdülhâlık-ı Gücdüvânî'nin oğullarından biri bulunsaydı, Mansûr idâm edilmezdi." buyurarak en veciz şekilde îzâh etmiştir. Abdülhâlık-ı Gücdüvânî'nin mânevî oğulları olan talebelerinden biri bulunsaydı, Hüseyin bin Mansûr'u terbiye ederek, o makamdan daha yukarılara geçirir, idâm edilmesi lâzım gelmezdi. Çünkü Hallâc-ı Mansûr, her ne kadar büyük velî olmakla birlikte, tasavvuf yolunun en nihâyetine ulaşabilmiş değildir. Bulunduğu mertebe nihâyetten çok uzaktır.

Onun hâli, dünyâsı ve içindeki ilâhî aşkı bir başka olup, zâhir insanının anlayabilmesinden çok uzaktı. Zaman zaman şöyle derdi:

Dilim dilim bende yürek

Aşk nicedir gel benden sor.

Savrulurum kürek kürek

Aşk nicedir gel benden sor.

"Kul, ubûdiyetin, kulluğun bütün şartlarını kendinde toplarsa, Allah'tan başkasına kul olmanın yorgunluğundan kurtularak hürriyete kavuşur, külfetsiz ve sıkıntısız bir şekilde Allah'a kul olmanın zîneti ile süslenir. Peygamberlerin ve sıddîkların makâmı budur. Bu durumdaki kula ibâdet ve tâat zor gelse bile, Allahü teâlânın yardımı ile onu zevk ve gönül rahatlığı ile îfâ eder. İslâmiyet yönünden bu nevî ibâdetlerle süslü bulunduğu halde ibâdetlerinde kalbine en küçük bir meşakkat, sıkıntı ârız olmaz."

"Kim hürriyeti murâd edinirse ubûdiyyete, kulluğa sıkı bir şekilde devâm etsin. Hakîkî hürriyet Allah'tan başkasına kulluk yapmamaktır."

"Azîz ve celîl olan Allah'tan başka bir şeyden korkan veya bir şeyi ümid eden kimsenin yüzüne, Allahü teâlâ bütün kapıları kapatır, ona âdî bir korkuyu (Allah korkusunun dışında kalan korkuları) musallat eder. Kendisi de onun arasına yetmiş perde çeker, bu perdelerin en incesi şüphe, vesvese olur."


1)Tezkiret-ül-Evliyâ; c.2, s.114

2)Kuşeyrî Risâlesi; s.28, 43

3) Nefehât-ül-Üns Tercümesi; s.199



4) Vefeyât-ül-A'yân; c.2, s.140

5) Târih-i Bağdâd; c.8, s.112

6) Hikâyetü'l-Mansur; c.4, s.138

7) Hallâc-ı Mansûr; AliEmirî, 1252

8) Tabakât-ı Ensârî; s.315

9) Tabakâtü'l-Evliyâ; s.187

………………………………………………………………….
Zemahşeri
Sizin islam dan anladığınız anca bu olur işte.Haşa hikayeye göre insanlar Allahı öldürmüşler.Sizde bunu bir güzel bellemişsiniz.Helal olsun size. angry.gif
asiLDuA
Hallacı mansur belki bir alim idi ENELHAK sözünün fitneye sebep olucağını kestirmesi lazım gelmezmiydi.Peygamber dahi hata yaparken alimlerin hata yapmasını neden düşünemez insan.Bence bu sözü aleni söylemekte hata etti.Yalnış anlaşılmalara fitneye tutulmasına sebep oldu onun kastettiği Belki bu değildi Beni Rabbim yarattı elim kolum gözüm ayağım ben Rabbimin bir nimetiyim.gibi bir ifadeydi fakat fitneye sebep oldu.İnsan ben enel hakım demekten haya etmeli.Hallacı mansurun hangi ilahi heyecanla bunu dediğini yinede bilemeyiz.Aşırılıktan kasıtta belki bu olsa gerek.MİSAL; Bazıları nefslerini öldürmek için kötü tabaklarda hatta afedersiniz hayvanın dahi yiyemeceği tabaklarda yer içer nedeni nefsi öldürmek.Allahu teala ayetinde MÜSLÜMANI İNANAN KULLARIMI ŞEREFLİ kıldım diyor.Yahudinin teki görse böyle bir müslümanın halini alay etmezde ne yapar.Allah ayetinde müslümanı böyle şerefli kılarken bunlarda neyin nesi Allahın razı olduğu o sahabeler neden böyle yapmıyor ve demiyordu.Hallacı mansurunda hangi niyetle bu enel hak sözünü dediğini bilemeyiz.Allahu alem elbet Allah bilir.Allah rahmet eylesin.
:: LâL ::
KALPLERİMİZ ÇOK GENİŞTİ. İÇİNİ HEP BEN’LERLE DOLDURDUK. SANKİ BEN’LER KALPLERİMİZİ DAHA DA GENİŞLETTİ. KALPLERİMİZ GENİŞLEDİ GENİŞLEMESİNE AMA İÇİNDE O KADAR ÇOK BEN VARDI Kİ SEN’LERE YER KALMADI. KALPLERİMİZİ BEN’LERDEN SEN’LERE AÇMAYI BAŞARAMADIK. BUNU BAŞARMANIN BELKİ DE TEK YOLU VARDI… BEN’İ ÖLDÜRMEK.


Mevlana Mesnevi’sinde bir hikâye anlatır:

Bir adam, dostunun kapısına gelip, kapısını çalar. İçeriden gelen ses:
-Kapıyı çalan da kim, diye sorar.
Adam:
-BEN’im, diye cevap verince, dostu:
-Git, şimdi zamanı değil, sonra gel der.
-Adam, kapıdan ayrılır ve bir yıl dostunun hasretiyle yanıp tutuşur. Bir yılın sonunda dostunun kapısına tekrar gelir. Reddedilme korkusuyla kapıyı çalar.
İçeriden gelen ses:

-Kim o, diye sorar. Adam:
-SEN’im, diye cevap verir.
Dost, adamı içeri davet eder:
-Mademki BEN’sin, içeri gir. Ev dar iki kişi sığmıyor, der.
Kaçımızın SEN’ im diyebileceği, ruhunu birleştirebileceği bir dostu var? Kaçımız BEN’ini SEN yapmayı başarabildi? İşimiz hep BEN'lerle. Çok sevdiğimizi söylediğimiz halde SEN’im diyemiyoruz sevdiğimize. Ya sevgimizde bir problem var ya da BEN’imizde. Eğer sevdiğimizle SEN olabilseydik, arada mesafeler olsa bile SEN'imiz hep yakın olurdu. Bu yüzden “gözden ırak olan gönülden de ırak olur” sözü, SEN olamayan BEN’ler için doğru olsa gerek. SEN olmayı başarabilseydik maddi mesafelerin bir önemi olmaz, gözümüzden ıraklık, gönlümüzdeki ıraklığa engel olurdu.
Biz BEN’likleri ne zaman aşarsak SEN’likler o kadar yanı başımızda olacak. “Gerçek aşk” da bu olsa gerek. SEN-BEN değil, sevdiğimizle bir olmak.

BEN’ini Leylası ile SEN yapan Mecnun’a "adın ne?" diye sorduklarında, "Leyla" diye cevap vermişti. Mecnun’un karşısına bir gün Leyla çıktığında, önce onu tanıyamamış, Leyla olduğunu anladığında ise ona şunları söylemişti; “Bir bütün idim ben Leylâ ile. Sense Leylâ’yım diyorsun. Sen Leylâ isen eğer; beni yakmaya hayalin yeter, takatim yok sana kavuşmaya. Varlığı olmayan bir zerreye aynadan ne fayda? Canım gideli hayli zamandır, cismindeki bir başka candır; bir özge candır. Sensin beni benden ayıran, uzaklaştıran. Ben yokum, senin tecellin var. Vuslatının ağır yükünü kaldıramam ki. Önceleri sen vardın, şimdi ben yok oldum. Manevi dünyamda dostum daima sensin.”(2) Leyla öldüğünde ise Mecnun’a "Leyla ölmedi mi?" diye sorduklarında "Hayır, BEN Leyla’yım" diye cevap vermişti.

Hallac-ı Mansur, Allah'tan başka her şeyin batıl ve yalnız Allah'ın hak olduğuna kesin kanaat getirince, “sen kimsin?” sorusuna muhatap olduğunda "Ene'l-Hakk" (ben Hakk’ım) diye cevap vermiş ve bu cevap onun idamına sebep olmuştu. BEN’ini SEN yapmanın ne demek olduğunu bilmeyenler, kelime mânâsı; "Ben Hakk'ım" demek olan "Enel-Hak" sözünün hakîki mânâsının: "Ben yokum, Hakk var" demek olduğunu anlayamamışlar ve bu Hakk aşığını idam etmişlerdi.

Bir rivayete göre Hallac-ı Mansur’u darağacına astıkları vakit İblis yanına gelmiş ve "Bir sen “ENE (BEN)” dedin, bir de ben (Sen ene'l-Hakk dedin, ben "ene hayrun minhu" [Ben ondan hayırlıyım] dedim). Nasıl oluyor da Allah, bu yüzden senin üzerine rahmet, benim üzerime lânet yağdırıyor?" diye sormuş. Hallâc-ı Mansûr şu cevâbı vermiş: “Sen "Ene" dedin, kendini ortaya koydun, ben "Ene" dedim, kendimi ortadan kovdum. Benliği ortaya getirmenin kötü, benliği ortadan kaldırmanın ise iyi olduğunu bilesin, diye bana rahmet, sana lânet etti."

Ene'l-Hakk’ı bir başka şekilde ifade eden Yunus Emre de “Beni bende deme ben bende değilem… Bir ben vardır bende benden içeru” demiştir.

Hakk’ı dost edinip BEN’ini unutanlar bu birkaç örnekle sınırlı değil. Şimdi soralım BEN’imize, SEN’im diyebileceğimiz bir dostu bulmayı başardık mı? Birinin SEN’im diyebileceği kadar dost olabildik mi?
Kalplerimiz çok genişti. İçini hep BEN’lerle doldurduk. Sanki BEN’ler kalplerimizi daha da genişletti. Kalplerimiz genişledi genişlemesine ama içinde o kadar çok BEN vardı ki SEN’lere yer kalmadı. Kalplerimizi BEN’lerden SEN’lere açmayı başaramadık. Bunu başarmanın belki de tek yolu vardı… BEN’i öldürmek. BEN’i öldürmek kolay kolay olacak bir şey değildi. BEN’e SEN dedirtebilmek için BEN’in iyi bir terbiyeye ihtiyacı vardı. BEN terbiye olmazsa SEN’i bulmak mümkün olmazdı. Bu terbiye de sevgi ve aşk ile olurdu.

BEN’imizi terbiye etmek için uğraştık mı? Böyle bir amacımız oldu mu?..

Muhyiddin İhyâ Efendi, “Rabbim, sen beni bana verdin,/ Ben de kendimi sana veriyorum” diyor. Bizi, bize veren O’na BEN’imizi verebildik mi? “Kendimi arıyorum, gören var mı?” diyecek kadar BEN’ini O’na veren ve O’nunla SEN olabilen Erzurumlu İbrahim Hakkı, O’ndan gelen her şeye razı olduğunu şu dizeleriyle bildiriyor

Hoştur bana senden gelen,
Ya gonca gül, yahut diken
Ya hayattır yahut kefen,
Nârın da hoş, nurun da hoş,
Kahrın da hoş, lütfun da hoş.
Gelse celalinden cefa
Yahut cemalinden vefa
İkisi de cana safa
Nârın da hoş, nurun da hoş,
Kahrın da hoş lütfun da hoş”
Ne mutlu SEN’ini bulabilene…




Selam ve dua ile …
ubeyd_el_turki
ALINTI(MehLiKA @ Mar 13 2007, 09:02 PM) *

Hallacı mansur belki bir alim idi ENELHAK sözünün fitneye sebep olucağını kestirmesi lazım gelmezmiydi.

Tasavvuftaki Sekr ehli-Sahv ehli farkıdır.Sekr ehli bir çok sözünden dolayı eleştirilse de sekr hali aklın baştan gidebildiği bir haldir.Bu sebeb ile sekr ehli mazur görülmüştür.Vecd hali insanın kontrolünü kaybettiği haldir, bu yolda bu hallerde mevcut...Ancak beğenilen SAHV ehli olmaktır.O alemlerde GÖZÜ VE ZİHNİ AÇIK olabilmektir.

ALINTI(MehLiKA @ Mar 13 2007, 09:02 PM) *

Bence bu sözü aleni söylemekte hata etti.Yalnış anlaşılmalara fitneye tutulmasına sebep oldu onun kastettiği Belki bu değildi Beni Rabbim yarattı elim kolum gözüm ayağım ben Rabbimin bir nimetiyim.gibi bir ifadeydi fakat fitneye sebep oldu.

İbn-i Arabi KS kendisini manevi alemde görüp tenkid ettiğini Mansur'unda verdiği cevapları anlatır.
Hatta bu konu İbn-i Arabi'nin KS Vahdet-i Vücud anlayışını anlamayanlara cevap olabilecek bir konuşmadır.

ALINTI(MehLiKA @ Mar 13 2007, 09:02 PM) *

Hallacı mansurun hangi ilahi heyecanla bunu dediğini yinede bilemeyiz.Aşırılıktan kasıtta belki bu olsa gerek.

Bu hali tarif etmek, tasavvuftaki her hali tarif edebilmek gibi çok güçtür, ancak bu makama ulaşıldığında anlaşılabilir, kaldı ki bu da kişiye göre, fıtrata göre değişiklik gösterir.Ancak "aşırılık" tesbiti doğru olmaz.
Çünkü hal aşırılık değil, manevi sarhoşluğun yüksek olduğu anlardan bir andır.Nitekim Mansur aklı başına geldiğinde daha düzgün şekilde cevaplar vermektedir.

ALINTI(MehLiKA @ Mar 13 2007, 09:02 PM) *

MİSAL; Bazıları nefslerini öldürmek için kötü tabaklarda hatta afedersiniz hayvanın dahi yiyemeceği tabaklarda yer içer nedeni nefsi öldürmek.Allahu teala ayetinde MÜSLÜMANI İNANAN KULLARIMI ŞEREFLİ kıldım diyor.Yahudinin teki görse böyle bir müslümanın halini alay etmezde ne yapar.Allah ayetinde müslümanı böyle şerefli kılarken bunlarda neyin nesi Allahın razı olduğu o sahabeler neden böyle yapmıyor ve demiyordu.

Ashab yiyecek bulamıyorduki kabı bulsun, Resulullah AS gömleğini bağışladıda üstüne giyecek bulamadı.Daha nice nice haller oldu.İnsanların nefs terbiyesi için seçtiği yolları kerih görmek pek doğru değildir.Herkes fıtratı üzere bir yol üzeredir.


ALINTI(MehLiKA @ Mar 13 2007, 09:02 PM) *

Hallacı mansurunda hangi niyetle bu enel hak sözünü dediğini bilemeyiz.Allahu alem elbet Allah bilir.Allah rahmet eylesin.



Allah Günahlarımızı Afv-u Magfiret Eylesin...
Salahudin
kafalarin karismasi, bulanmasi icin bire birdir bu hikayeler... Birde ozden uzaklastirmak, Tevhidi yutmak icin... Bu "birde" ler cokta... simdilik kalsin hele, zamani gelince, sorgulanmasi gerekenler, tek tek masaya yatirilir, biizniAllah. Tek tek okuyacagiz ozaman, nelerin ne kadar Islam ile, yani Allahiin Kitabi Rasulunun Sunneti ile ORTUSTUGUNU !!! Bu noktada Allahin verdigi akil nimetini usule ve fitrata uygun kullananlar, Hakki Hak olarak goreceklerdir, biizniAllah, Akli kullanamayan, kullanmaktan korkanlar ise, SUNNETULLAH geregi, kendi elleriyle, kendi sonlarini hazirlamis olacaklar !!! Gaybi bilen sadece Allah'tir ! her an olebilecegimizi, ve bizleri bekleyen bir hesabin oldugunu hatirlayarak, Rabbimizin bizlere ASIL, OZ hidayet kaynagi olarak gonderdigi kitap ile yeteri kadar mesgul olma gayreti icerisinde olalim, boyle anlasilmayan, kafa karistiran hikayelerle degil !!!
ubeyd_el_turki
ALINTI(Salahudin @ Mar 16 2007, 05:39 AM) *

kafalarin karismasi, bulanmasi icin bire birdir bu hikayeler... Birde ozden uzaklastirmak, Tevhidi yutmak icin... Bu "birde" ler cokta... simdilik kalsin hele, zamani gelince, sorgulanmasi gerekenler, tek tek masaya yatirilir, biizniAllah. Tek tek okuyacagiz ozaman, nelerin ne kadar Islam ile, yani Allahiin Kitabi Rasulunun Sunneti ile ORTUSTUGUNU !!! Bu noktada Allahin verdigi akil nimetini usule ve fitrata uygun kullananlar, Hakki Hak olarak goreceklerdir, biizniAllah, Akli kullanamayan, kullanmaktan korkanlar ise, SUNNETULLAH geregi, kendi elleriyle, kendi sonlarini hazirlamis olacaklar !!! Gaybi bilen sadece Allah'tir ! her an olebilecegimizi, ve bizleri bekleyen bir hesabin oldugunu hatirlayarak, Rabbimizin bizlere ASIL, OZ hidayet kaynagi olarak gonderdigi kitap ile yeteri kadar mesgul olma gayreti icerisinde olalim, boyle anlasilmayan, kafa karistiran hikayelerle degil !!!


Kontrol belgesinin çıkması aşamasında muhatap ülkeden eğer ürün içerisinde yumurta kullanıldı ise, avian influenza olmadığına dair sağlık sertifikası istenir.

Anlaşılmayan bir hikaye...
Ama yanlış değil...

Demek ki anlayamadığımız şey yanlış olmayabilir.

"Allah mahşer günü baldırını açar"- Kütüb-ü Sitte

Demek ki anlayamadığımız şey yanlış olmayabilir.

"Bu kitabı bize Allah yazdırdı" - Mevlana

Demek ki anlayamadığımız şey yanlış olmayabilir.Hatta bizatihi gerçeğin ta kendisidir.

Ancak, şu söylenebilir, şimdi bu üslubu bu tarzı anlayacak insan çok az kalmıştır ve de bu devirde bu derinlik değil imanları kurtarabilmek gereklidir.

Böyle bakarak, sebebsiz hak almaktan, cevap veremeyeceklerin hakkında ileri geri konuşmaktansa bir kere daha fazla ALLAH CC diyebilmeyi tercih etmek gerekmez mi ?

Salahudin
Sayin Ubeyd el Turki arkadasim,

Hep ayni hatalari yapiyorsun. Sana ikinci mesaji yazdiktan sonrada, dut yemis bulbule donuyorsun !

Allah askina sorun nedir? Bir musluman yaptigi yanlisi gordugunde, OK. bu yanlismis demezmi? HZ. Omer ra camide yasli bir kadin tarafindan uyarildigi zaman ne demisti unuttunmu " wallahi Omer yanildi, bu ihtiyar kadin dogruyu soyledi" dememismiydi? Bunlar bizim orneklerimiz degilmi, bak hemde akil-blug olan her muslumanin anlayabilecegi netlikte acik ve net ornekler !!!

Sahih sunnete baktigimizda oyle, Kur'ana baktigimizda oyle..! Ama nedense kafa karistiran, anlasilmayan (ki bunu sende kabul etmissin) yazilar, hikayeler, Hasa Kuran ve sunnetden daha cok talep ve saygi gorur olmus hemen hemen !!! Yalniz, senin onune nezaman acik ve net bisey koysak, susma yolunu tercih ediyorsun, ve sonra zamanla meseleler tekerrur ettiginde, aksamdan kalma corba gibi ayni seyleri getirip koyuyosun ortaya !! Allah askina sorun ne kardes? Neden birazda senin dogru diye bildiklerine karsi yazilan elestiri mahiyetindeki ifadeleri anlama yoluna gitmiyosun? Bu derece kemiklesmismi hersey ?

Simdi gelelim yanlislara gene:
Demissin ki,
QUOTE
Anlaşılmayan bir hikaye...
Ama yanlış değil...
Demek ki anlayamadığımız şey yanlış olmayabilir.

"Allah mahşer günü baldırını açar"- Kütüb-ü Sitte

Demek ki anlayamadığımız şey yanlış olmayabilir.

"Bu kitabı bize Allah yazdırdı" - Mevlana

Demek ki anlayamadığımız şey yanlış olmayabilir.Hatta bizatihi gerçeğin ta kendisidir.


Ben, "anlasilmadigi icin kesin yanlistir, batildir" diye bir ifademi kullandim? Goster hele bunu anlatan cumlemi ! Bazi seyler vardir elbetteki anlasilmamasina ragmen HAKtir, DOGRUdur. Ama senin karistirdigin husus anlasilan hikayelerin, "anlasilmaz herkesce" adi altinda, muahfaza ve mudafasian girismen ! Sen derken bu "batini" adi altinda, farkinda olmadan sadece KENDILERINI avutan, kandiran mantiga sahip ve bu mantikla baskalarinida (avami) taraf edinmeye calisan mantiga hitab ediyorum... anliyormusun bunu?

Kutubu sittede gecen ve Kuran'in ayetleriyle celisen sana yuzlerce(100) hadis adi altinda yapilmis riyavetler gosterip, delillerini sunabilirim. Inanmiyorsan de bana sen, ilk firsatta bir baslik altinda TEK TEK yazayim buraya insaAllah ! Bu mantik oyle bir hale getiriyoki insani, Mesela "Kutubu Sitte" adini duydumu, hasa sanki Kuran gibi muhafaza edilmis bir kaynak varmis gibi huzurunda gorup ve inanir bir hale sokuyor ! Allah muhafaza buyursun bu mantiktan. Simdi zikrettigin hadisi tam olarak aktar buraya... Sonra hep beraber saglamasini yapalim, nasil olacak bu is? Kurana goturerek elbette, bakalim ortusuyormu, yoksa ortusmuyormu? Ondan sonra anlasilmayan, anlasilan, hadismidir, yoksa Rasulullaha fatura edilen alcakca bir iftiramidir hep beraber istisare edip gorelim insaAllah. Daha sonra, "anlasilmiyor ama gercek, Hak" diye bir cumle kurma hakkini elde edebilirsin, simdi DEGIL !

Mevlananin ve Said-i Nursinin eserlerinde dedigin gibi ifadeler mevcut. Sen bunlari nekadar okumussun bilemiyorum, ama ben okudum. Gene biraz yukari gidelim simdi. Ifade ettigin gibi "anlasilmiyo" diye bir realite yok !!! ama sen, (yukarda ifade ettigim gibi) "anlasilmaz" ifadesini, sanirim farkinda olmadan nefsinin kalkani yapmissin ! Yazdiklarim zoruna gidebilir, umarim asarsin bunu, cunku elestiriden hoslanan adama pek rastlamadim (kendimde dahilim) ama dedigim gibi, bunu farkettigimizde asma, gecme eylemine yonelmeliyiz. . . Neden diyorum bunlari, gorduklerime gore hareket ediyorum hepsi bu. Islamin zahire gore hukmettigini hatirlayalim bu vesile ile. . . Mevlanada Nurside, eserleri dikkatlice okundugunda, ki bunu sadece bir defa dile getirmemisler, cok kez ve farkli ifadelerle geciyor... Ve gayet acik - net anlasiliyor ne soylemek istediklerini... Haa, gercekten bu sahislar boylesi ifadeler kullanmislarmidir, yoksa bu ifadelerde bu sahislara fatura edilip Islama fitne bulastirma adina planli birer calismalarin urunumu ?!!! GAYBI BILEN TEK VE SADECE ALLAH'TIR ! BU SEBEPTEN SAHISLARLA DEGIL MUZAKERE, ORTADA MEVCUT OLAN ESERLER VE ICERISINDEKI IFADELERLEDIR ! bunu anliyormusun sayin ubeyd el-turki kardesim !

Son cumlende de adalete muhalif bir sekilde, HAYATIM BOYUNCA (yillar onceleri belki yapmisimdir, genclik donemlerimde) hic yapmadigim seyi, burada yaptigimi yazmissin. Yani sahislar hakkinda konusup hak alma meselesi...bak assagida yazdigin cumle:
QUOTE
Böyle bakarak, sebebsiz hak almaktan, cevap veremeyeceklerin hakkında ileri geri konuşmaktansa bir kere daha fazla ALLAH CC diyebilmeyi tercih etmek gerekmez mi ?

Hayatimda cok dikkat ettigim kavramlardan biridir kul hakki (nekadar dikkat etsemde, zaman zaman ihlalini yapmisimdir mutlaka, insan olmam hasebiyle)... Bu forumda kac mesajim var, benim yasamis olmus gitmis kisiler hakkinda atip turttugumu hic okudunmu ubeyd ! Peki yukarda yazmis oldugum mesajda, hangi cumlenin icerisinde boyle bir ifade var ?! Allah askina, anlamaya calisalim biraz birbirimizi ve yazdiklarimizi... Sanki hep onyargi ile bakilip, nerden bisey yakalarimda yazarim birkac cumle mantigiyla bakiliyor (bu ozellikle size karsi yazilmis degil, genel olarak algilansin, cunku cok karsilasiyorum bu durumla). Allah muhafaza etsin bizleri...

Mesaji yazmaya baslarken biraz sinirliydim, ama hamdolsun simdi o ofke yokoldu. bazi cumlelerim sert gelmis olabilir, idare edersiniz - hos gorursunuz umidi ile...





Birisi
Allah`tan korkun, gerci korkmaniz icin, Allah`in gönderdigi kitabi okuyup Allah`i tanimaniz gerekmektedir. Peygamberimizin hayatini okuyup, O`nun tanidigi Allah`i tanimaniz gerekmekteki O `dan korkasiniz.

Ne Allah`i gercekten taniyanlarin nede peygamberimizi taniyanlarin yapabilecegi seyler degildir bunlar. Kur-an`i okuyanlarin, bir kelimesine dahi prim vermeyecegi bu hikayeler, islami bulandirmak icin tasavvufun olusmasinda kaldirim taslari pozisyonlarindaki bu insanlari dinlemek bir tarafa, birde rahmet okumak !!!!!

Yok arkadaslar yemin ediyorum bu insanlarin ve bu tasavvufun islamla uzaktan ve yakindan alakasi yok, bu insanlarin islama yaptigi zarari hic bir insan ve din yapmamistir.

Ne olur Kur-an okuyalim, ne olur birakin bu adamlarin hikayelerini.
Hayat Kur-an dadir baska yerde degil.

Selametle.
Zemahşeri
ALINTI(ubeyd_el_turki @ Mar 15 2007, 11:19 PM) *


Tasavvuftaki Sekr ehli-Sahv ehli farkıdır.Sekr ehli bir çok sözünden dolayı eleştirilse de sekr hali aklın baştan gidebildiği bir haldir.Bu sebeb ile sekr ehli mazur görülmüştür.Vecd hali insanın kontrolünü kaybettiği haldir, bu yolda bu hallerde mevcut...Ancak beğenilen SAHV ehli olmaktır.O alemlerde GÖZÜ VE ZİHNİ AÇIK olabilmektir.
işiklik gösterir.Ancak "aşırılık" tesbiti doğru olmaz.
Çünkü hal aşırılık değil, manevi sarhoşluğun yüksek olduğu anlardan bir andır.Nitekim Mansur aklı başına geldiğinde daha düzgün şekilde cevaplar vermektedir.




İşte bu tasavvuf öğretisi, tasavvufun en büyük çıkmazlarından biridir.Bu durumda ben hiç bir tasavvuf ehli zatın söylediklerini delil olarak kabul etmem.Tasavvuf ehli bir zatın bir konu hakkındaki düşüncesini sekr halinden söylemediğinden nasıl emin olunur?
ubeyd_el_turki
ALINTI(Zemahşeri @ Mar 16 2007, 08:42 PM) *

İşte bu tasavvuf öğretisi, tasavvufun en büyük çıkmazlarından biridir.Bu durumda ben hiç bir tasavvuf ehli zatın söylediklerini delil olarak kabul etmem.

Aman mübarek ne yaptınız ?
Böylesine ağır sözler söylenir mi ? Hiçbir zaman olmaz.
Bir tasavvuf ehli gelse de "La ilahe illallah MuhammeddurResulullah" desede mi kabul etmeyeceksiniz ?
Bir tasavvuf ehli gelse dese "silahlı biri var, size kasdetmiş,kaçın canınızı kurtarın" kabul etmeyecek misiniz ?
Bir tasavvuf ehli Kelime-i Şehadet getirse ve "Ben müslümanlardanım" dese siz yine mi reddedeceksiniz ?

Eğer güvenmiyor iseniz karışmaz,dinlemez,değer vermezsiniz olur biter.

ALINTI(Zemahşeri @ Mar 16 2007, 08:42 PM) *

Tasavvuf ehli bir zatın bir konu hakkındaki düşüncesini sekr halinden söylemediğinden nasıl emin olunur?

Dinlenir, eğer yanlış gelen bir söz söylüyor ise doğrusu söylenir, eğer ki yine doğru gelmedi ise Müftü'ye gidilir.
Müftü de ne yapar ;
Adamın yolun diline söylediğine bakar mezhebini öğrenir,
Eğer Hanefi mezhebinde ise 100 alimden 99'u bu adamın dinden çıktığını ve tevbe etmesi gerektiğini söylemiş ve SADECE BİR TEK alim bu halinden ma'zur sayılacağını ve mü'min olduğunu söyler ise O KİŞİ MÜ'MİNDİR TEVBEYE GEREK YOKTUR.
Ancak kişi davasında ısrar ediyorsa, cezası ne ise onu görür.
Aynen Hallac-ı Mansur gibi...

Bu fetva İbn-i Abidin'dendir.Ve de Osmanlı Arşivlerinde bilhassa 1600-1700 yılları arasında böyle çok fetva vardır.
Salahudin
Soylemlerimde ve tesbitlerimde, hakli oldugumu, alanen gosteren Rabbime Hamdler olsun. O en yucedir,
ve her seyi en iyi bilendir, kalplerde olanida... Rahmandir..! KAhhardir..!


:: LâL ::

Kendi içindeki Allah'ın nurunu keşfeden Hallac-i Mansur, bunu "Enel Hak!" (Ben Hakk'ım) diyerek ortaya koymuştur (Ne yazık ki bu sözünden vazgeçmediği için idam edilmiştir.)


İş bizim bildiğimiz kadar basit değil tasavvufta haller vardır.Hallacın kendisine enel-hakk demesi gibi zaten hallacı, elini ayağını kesip onu öldürenler onun halini bilmeyen ve o anda kendileri farklı bir boyutta oldukları için hallacın küfre düştüğünü sanan kimselerdi,halbuki hallac o anda Rabbine ulaşmanın vermiş olduğu hazzın doruklarında dolaşıyordu.

Dostalar unutmayalım Hal vardır halden içerü....


yanlış anlaşılmayalım.Eğer birisi çıkıp enel-hakk derse ben o buutta olmadığım için bir şey diyemem.

İfade etmeye çalıştığım gibi bu bir hal meselesidir.Fenafilhakk vardır.Allahta kaybolmak, bu bir makamdır.

Birde Bekabillah vardır Allahla beka bulmak yani ölümsüzlüğünü Allahın bekasına bağlayıp ölümsüz olduğunu söylemek.

Allahualem son makamda budur.
Hallaca sormuşlar niye vazgeçip Allah haktır demiyorsun diye ben zaten öyle diyorum onlar anlamıyorlar demiş.

Yani gerçektan bu bir makam ve bir hal meselesidir.

yani bu akıl terazi bu sıkleti çekemez kardeşim.

Amenna diyecez vesselam...


Aşkın aldı benden beni / Bana seni gerek seni /
Ben yanarım dünü günü / Bana seni gerek seni
"Ben bu sûretten ileri adım Yunus değil iken /
Ben olidim, ol benidim, bu aşkı sunandayıdım."
Sus Yunus Sus Söyleme Seni de Mansur gibi asarlar. / Yunus Emre"

Anam aşk, babam aşk, Peygamberim aşk, Allahım aşk, Ben bir aşk çocuğuyum, Bu aleme aşkı ve sevgiyi söylemeye geldim."
/ Mevlana


"
Aşk nedir? dediler Mansur'a. Sabredip bekleyin dedi.
Üç güne varmaz görürsünüz. Önce kollarını ayaklarını kestiler
Her uzvu Aşk dedi. Astılar, bedenini o yine Aşk dedi.
Yakıp küllerini nehre saçtılar
Her bir zerresi Aşk ile Enel-Hak dedi.


Selam ve dua ile ..
asiLDuA
çok saçma LAL..SAçma olan sizin inadınız ubeydle senin inadın aynı...Bu kadar inadi bir konuyu inşallah İSLAM hükümlerindede görürüz...Tek tasavvufta değil.!.
işiğadoğru
SELAMÜN ALEYKÜM ;

ARKADASLAR BEN HİÇ BİR YORUM YAZMICAM SADECE YORUMLARI SİZDEN BEKLİYORUM.. SEBEB VE SONUÇ BİRLİKTELİĞİ İLE ACIKLARSANIZ SEVİNİRİM ....
ALLAHA EMANET OLMANIZ TEMENNİSİYLE...
TEVHİD
S.A. Kardeşlerim

Hallac-ı Mansur'un bu sözünü Hallac'a isnad ettiğimiz için yanılgılar doğuyor.Halbu ki Hallac'tan tecelli eden önemlidir.Allah'ın bir tecellisidir bu olay. Söz sahibine teslim edilmediği için idam edilmiştir.Ama sözün gerçekliği küllerin nehre atılmasından sonra anlaşılmıştır ki geçmiş ola.

Selam ve dua ile
ubeyd_el_turki
ALINTI(Salahudin @ Mar 16 2007, 11:55 PM) *

Soylemlerimde ve tesbitlerimde, hakli oldugumu, alanen gosteren Rabbime Hamdler olsun. O en yucedir,
ve her seyi en iyi bilendir, kalplerde olanida... Rahmandir..! KAhhardir..!




Tasavvuf ehlinin ŞERİAT'ı nasıl kolladığını görüp, demek ki bizim düşündüğümüz gibi değilmiş demeniz de gerekmez mi idi ?
:: LâL ::
ALINTI(MehLiKA @ Mar 17 2007, 03:14 PM) *

çok saçma LAL..SAçma olan sizin inadınız ubeydle senin inadın aynı...Bu kadar inadi bir konuyu inşallah İSLAM hükümlerindede görürüz...Tek tasavvufta değil.!.




Evliyadan bazılarının sözlerıni te vil et. böyle hareket etmekle az cok süphe varid olan hususlarda seri haddi bertaraf etmis olursun. mesela hallac mansur hadısesini ele alalım eger sen onun zamanında bulunmus olsaydın kendisinden nakledılen haberin dogrulugu halinde onun katline fetva verenlerle birlikte bır taraftan sen de fetva verirdın. diger taraftan ise ondan seri haddı kaldıran tevil yoluna gider. kendisinin sadece tevbe istigfar etmesıyle yetinirdin. zira hic süphe yok ki allahın tevbe kapısı kapanmaz sanı yüce olan allah abıd kullarından bazılarına bir takım yüce mertebeler verir kı onlara ancak vehbı bilgilere sahip bulunan kisıler muttalı olabilir.binaen aleyh kim allah ın bir kuluna bu hibelerı verisindekı sırrı idrak ederse iste o bütün kullara karsı mütevazi ve müsamahalı davranır. zira akıbetler mechuldur. kımin sonunun ne olacagı bilinmez allah ın lutuf ve kerem sahası da genistir. hibe olarak verilecek mertebeler canibinde bir kayıt da yoktur.allah diledigini isler.rahmetıni diledigine tahsis eder.

Nasılki Hallac-ı Mansurun "Enel Hak" lafzını anlamayan insanlar onun küfre gittiğini söylemişler isede, burada kast edilen anlamın Ben Hakkım demek olmadığı herkesçe malumdur. Evliyanın bu haline "kabz" hali denir. Bayezid-i Bistami böyle bir halinde bütün hücrelerimde Cenab-ı Hakkı hissediyorum demiştir. Hallacın halide budur.

selam ve dua ile ..



asiLDuA
hala ölmüş adamın lafını süslüyosunuz smile.gif LAL..Allah akıl ve şuur versin.
:: LâL ::

Allah'a çok şükür! Aklımızda şuurumuz da yerinde MehLiKA kardeş ...

Anlayana sivrisinek saz, anlamayana davul zurna az .. biggrin.gif

Kendi adıma bu konuyu kilitlemek istiyorum cevap yazmayınız lütfen !


Selam ve dua ile kalınız ..
cahide
S A DEĞERLİ KARDEŞİM

HALLACLI MANSUR BİZİM İLGİMİZİ ÇEKEN BİR HAK DOSTU OLMUŞTUR HERZAMAN. ÇOK DERİN BİR BİLGİM YOK HAK DOSTU HAKKINDA .

FAKAT EĞER İLGİLENİRSENİZ KARDEŞ ŞARK İSLAM KLASİKLERİNDEN GÜLŞEN-İ RAZ ŞEBÜSTERİ ADLI ESERDEN HAK DOSTUNA AİD BİR BİLGİ AKTARILMIŞ BİZ DE SİZLERLE PAYLAŞMAK İSTEDİK İNŞAALLAH



BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM

KONU BAŞLIĞI - KİMDİR O ENELHAK-BEN HAKKIM DİYEN ? NE DERSİN... O NURA GARK OLMUŞ,O NURLANMIŞ KİŞİ SAÇMAMI SÖYLEDİ ?


ENELHAK, MUTLAK OLARAK SIRLARI AÇIĞA VURMAKTIR, HAK' TAN BAŞKA KİM ENEL HAK DİYE BİLİR ? ALEMİN BÜTÜN ZERRELERİ MANSUR GİBİ ENELHAK DEMEKTEDİR, SEN ONLARI İSTER SERHOŞ SAY İSTER, MAHMUR

DAİMA BU TESBİHİ CEKİP DURURLAR.. HEPSİDE BU HAKİKATLE VARDIR.

BUNU KOLAYCA ANLAMAK İSTERSEN '' HİÇ BİR ŞEY YOKTUR Kİ ONU TESPİH ETMESİN '' AYETİNİ OKU !

KENDİNİ SEN DE HALLAC YAPAR, VARLIK PAMUĞUNU ATARSAN HALLAC GİBİ BU SÖZÜ SÖYLEMEYE BAŞLARSIN.

ZAN PAMUĞUNU KULAĞINDAN ÇIKAR DA TEK VE HER ŞEYİ KAHREDEN ALLAHIN CC NUN SESİNİ DUY !

SANA ALLAHTAN DURMADAN, DİNLENMEDEN SES GELİB DURMADA..KIYAMETİ NE BEKLERSİN Kİ ?
EYMEN VADİSİNE GİR DE O AĞAC, SANA DA '' BEN ALLAHIM ALLAHIM '' CC DESİN.

BİR AĞACIN '' BEN ALLAHIM '' DEMESİ DOĞRU VE YERİN DE OLSUNDA NEDEN BİR KUTLU KİŞİNİN DEMESİ DOĞRU VE YERİNDE OLMASIN ?

GÖNLÜNDE ŞÜBHESİ OLMAYAN KİŞİ ŞÜBHESİZ OLARAK BİLİR Kİ VARLIK, ANCAK BİR DİR.BENLİK ALLAHA YARAŞIR... ÇÜNKÜ O SIRDIR,VE HİMLERE SIĞMAZ.ALLAH CC DA İKİLİK YOKTUR... ONUN TAPISINDA BENLİK,BİZLİK, SENLİK, OLMAZ.

BEN, BİZ, SEN, O.. HEPSİ BİR ŞEYDEN İBARETTİR. BİRLİKTE HİÇ BİR FARK HİÇ BİR AYRILIK YOKTUR. BOŞLUK GİBİ KENDİSİNDE VARLIK OLMAYAN, VARLIĞINI TAMAMİYLE TERK EDEN KİŞİ, ENEL HAK DESE BU SÖZ, ON DA ANCAK BİR SESTİR... İŞTE OKADAR!

O ALLAH HAKİKATİYLE BAKİDİR.. BAŞKA HER ŞEY MAHVOLMUŞTUR. BU MAKAMDA YOL, YOCULUK VE YOLCU BİRLEŞİR. BİR ŞEY OLUR.BURADA HULULÜN DE İMKANI YOKTUR, İTTİHADIN DA, ÇÜNKÜ BİRLİKTE İKİLİK DÜŞÜNCESİ SAPIKLIKTIR.

BİR DEN BAŞKA BİR ŞEY DAHA OLMALI Kİ HULÜL VE İTTİHAD OLABİLSİN HALBUKİ BİRLİK, SÜLÜK NETİCESİNDE TAHAKKUK EDER. VARLIKTAN AYRILDI, VARLIĞI TEK ETTİ DEMEK, VARLIK SURETLERİNDEN AYRILDI,O SÜRETLERİ TERK ETTİ DE VAR OLDU DEMEKTİR... YOKSA NE HAK CC KUL OLMUŞTUR, NE DE KUL HAK' LA BİRLEŞMİŞTİR.

HALKIN VARLIĞI VE ÇOKLUĞU, GÖRÜNÜŞTEDİR. YOKSA GÖRÜNENLER, ZATEN HAKİKATTE YOKTUR. KARŞINA BİR AYNA ALDA BAK ... ORADA Kİ AKSİ GÖR. HELE BİR KERE DAHA BAK ... O AKİS NEDİR Kİ ? NE BUDUR NE O... PEKİ ŞU HALDE KİMDİR O ? BEN, KENDİ VARLIĞIMLA VARSAM BİLMEM Kİ GÖLGEM NE OLUR, O NE ? YOKLUK, NASIL OLUR DA VARLIKLA BİRLEŞE BİLİR ? NURLA KARANLIK BİR ARADA OLABİLİR Mİ ?

MADEMKİ GEÇMİŞ ZAMAN, GEÇMİŞ GİTMİŞTİR, YOKTUR....İSTİKBAL AYLAR VE YILLAR DA GELMEMİŞTİR YOKTUR.. GELDİYSEDE GEÇİP GİTMEKTEDİR...ÇİZGİDE HAKİKAT OLAN NOKTA GİBİ HALDEN, BİR ANDAN BAŞKA NE VARDIR Kİ?

AKIP GİDEN, SEYİR EDİB DURAN, VEHİM DEN DOĞAN BİR NOKTADAN İBARET. AMA SEN, ONA AKMAKTA OLAN NEHİR DİYE AD TAKIYORSUN.

ARAZ FANİDİR, CEVHER DE ARAZLARDAN MEYDANA GELMEKTE... FANİ ARAZLARDAN MEYDANA GELEN CEVHER, NASIL VAR OLA BİLİR ? SÖYLESENE ! CİSİMLER, UZUNLUKTAN, ENLİLİKTEN, DERİNLİKTEN MEYDANA GELİYOR. FAKAT ZATEN BUNLARIN HAKİKATİ YOK; BUNLAR MEVHUM.... PEKİ, YOKLUKLARDAN NASIL OLUR DA BİR VARLIK MEYDANA GELİR?

İŞTE ALEMİN ASLI DA BU ÇEŞİT... BİLDİNMİ İMAN ET VE BU İMANA YAPIŞ! HAK,TAN BAŞKA BİR VARLIK YOK..İSTER O HAKTIR DE, İSTER BEN HAK,IM DE !

VEHİM DEN DOĞAN, GERÇEK OLMAYAN ŞU GÖRDÜĞÜN SURETLERİ GERÇEK VARLIKTAN AYIR... YABANCI DEĞİLSİN KENDİNİ HAKİKATE AŞİNA ET.

DEĞERLİ KARDEŞİM ESERDEKİ ANLATIMI AYNEN YAZDIM . İNŞAALLAH DEVAMI ĞELİR , BU ARADA BELKİ BAZI KARDEŞLERİMİZE KARIŞIK GELE BİLİR AÇIKLAMA GAREKİRSE UYARIRSINIZ SADELEŞTİRİLİR YAZILANLAR

SELAMETLE.
TEVHİD
ALINTI(cahide @ Mar 20 2007, 04:26 PM) *

S A DEĞERLİ KARDEŞİM

HALLACLI MANSUR BİZİM İLGİMİZİ ÇEKEN BİR HAK DOSTU OLMUŞTUR HERZAMAN. ÇOK DERİN BİR BİLGİM YOK HAK DOSTU HAKKINDA .

FAKAT EĞER İLGİLENİRSENİZ KARDEŞ ŞARK İSLAM KLASİKLERİNDEN GÜLŞEN-İ RAZ ŞEBÜSTERİ ADLI ESERDEN HAK DOSTUNA AİD BİR BİLGİ AKTARILMIŞ BİZ DE SİZLERLE PAYLAŞMAK İSTEDİK İNŞAALLAH



BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM

KONU BAŞLIĞI - KİMDİR O ENELHAK-BEN HAKKIM DİYEN ? NE DERSİN... O NURA GARK OLMUŞ,O NURLANMIŞ KİŞİ SAÇMAMI SÖYLEDİ ?


ENELHAK, MUTLAK OLARAK SIRLARI AÇIĞA VURMAKTIR, HAK' TAN BAŞKA KİM ENEL HAK DİYE BİLİR ? ALEMİN BÜTÜN ZERRELERİ MANSUR GİBİ ENELHAK DEMEKTEDİR, SEN ONLARI İSTER SERHOŞ SAY İSTER, MAHMUR

DAİMA BU TESBİHİ CEKİP DURURLAR.. HEPSİDE BU HAKİKATLE VARDIR.

BUNU KOLAYCA ANLAMAK İSTERSEN '' HİÇ BİR ŞEY YOKTUR Kİ ONU TESPİH ETMESİN '' AYETİNİ OKU !

KENDİNİ SEN DE HALLAC YAPAR, VARLIK PAMUĞUNU ATARSAN HALLAC GİBİ BU SÖZÜ SÖYLEMEYE BAŞLARSIN.

ZAN PAMUĞUNU KULAĞINDAN ÇIKAR DA TEK VE HER ŞEYİ KAHREDEN ALLAHIN CC NUN SESİNİ DUY !

SANA ALLAHTAN DURMADAN, DİNLENMEDEN SES GELİB DURMADA..KIYAMETİ NE BEKLERSİN Kİ ?
EYMEN VADİSİNE GİR DE O AĞAC, SANA DA '' BEN ALLAHIM ALLAHIM '' CC DESİN.

BİR AĞACIN '' BEN ALLAHIM '' DEMESİ DOĞRU VE YERİN DE OLSUNDA NEDEN BİR KUTLU KİŞİNİN DEMESİ DOĞRU VE YERİNDE OLMASIN ?

GÖNLÜNDE ŞÜBHESİ OLMAYAN KİŞİ ŞÜBHESİZ OLARAK BİLİR Kİ VARLIK, ANCAK BİR DİR.BENLİK ALLAHA YARAŞIR... ÇÜNKÜ O SIRDIR,VE HİMLERE SIĞMAZ.ALLAH CC DA İKİLİK YOKTUR... ONUN TAPISINDA BENLİK,BİZLİK, SENLİK, OLMAZ.

BEN, BİZ, SEN, O.. HEPSİ BİR ŞEYDEN İBARETTİR. BİRLİKTE HİÇ BİR FARK HİÇ BİR AYRILIK YOKTUR. BOŞLUK GİBİ KENDİSİNDE VARLIK OLMAYAN, VARLIĞINI TAMAMİYLE TERK EDEN KİŞİ, ENEL HAK DESE BU SÖZ, ON DA ANCAK BİR SESTİR... İŞTE OKADAR!

O ALLAH HAKİKATİYLE BAKİDİR.. BAŞKA HER ŞEY MAHVOLMUŞTUR. BU MAKAMDA YOL, YOCULUK VE YOLCU BİRLEŞİR. BİR ŞEY OLUR.BURADA HULULÜN DE İMKANI YOKTUR, İTTİHADIN DA, ÇÜNKÜ BİRLİKTE İKİLİK DÜŞÜNCESİ SAPIKLIKTIR.

BİR DEN BAŞKA BİR ŞEY DAHA OLMALI Kİ HULÜL VE İTTİHAD OLABİLSİN HALBUKİ BİRLİK, SÜLÜK NETİCESİNDE TAHAKKUK EDER. VARLIKTAN AYRILDI, VARLIĞI TEK ETTİ DEMEK, VARLIK SURETLERİNDEN AYRILDI,O SÜRETLERİ TERK ETTİ DE VAR OLDU DEMEKTİR... YOKSA NE HAK CC KUL OLMUŞTUR, NE DE KUL HAK' LA BİRLEŞMİŞTİR.

HALKIN VARLIĞI VE ÇOKLUĞU, GÖRÜNÜŞTEDİR. YOKSA GÖRÜNENLER, ZATEN HAKİKATTE YOKTUR. KARŞINA BİR AYNA ALDA BAK ... ORADA Kİ AKSİ GÖR. HELE BİR KERE DAHA BAK ... O AKİS NEDİR Kİ ? NE BUDUR NE O... PEKİ ŞU HALDE KİMDİR O ? BEN, KENDİ VARLIĞIMLA VARSAM BİLMEM Kİ GÖLGEM NE OLUR, O NE ? YOKLUK, NASIL OLUR DA VARLIKLA BİRLEŞE BİLİR ? NURLA KARANLIK BİR ARADA OLABİLİR Mİ ?

MADEMKİ GEÇMİŞ ZAMAN, GEÇMİŞ GİTMİŞTİR, YOKTUR....İSTİKBAL AYLAR VE YILLAR DA GELMEMİŞTİR YOKTUR.. GELDİYSEDE GEÇİP GİTMEKTEDİR...ÇİZGİDE HAKİKAT OLAN NOKTA GİBİ HALDEN, BİR ANDAN BAŞKA NE VARDIR Kİ?

AKIP GİDEN, SEYİR EDİB DURAN, VEHİM DEN DOĞAN BİR NOKTADAN İBARET. AMA SEN, ONA AKMAKTA OLAN NEHİR DİYE AD TAKIYORSUN.

ARAZ FANİDİR, CEVHER DE ARAZLARDAN MEYDANA GELMEKTE... FANİ ARAZLARDAN MEYDANA GELEN CEVHER, NASIL VAR OLA BİLİR ? SÖYLESENE ! CİSİMLER, UZUNLUKTAN, ENLİLİKTEN, DERİNLİKTEN MEYDANA GELİYOR. FAKAT ZATEN BUNLARIN HAKİKATİ YOK; BUNLAR MEVHUM.... PEKİ, YOKLUKLARDAN NASIL OLUR DA BİR VARLIK MEYDANA GELİR?

İŞTE ALEMİN ASLI DA BU ÇEŞİT... BİLDİNMİ İMAN ET VE BU İMANA YAPIŞ! HAK,TAN BAŞKA BİR VARLIK YOK..İSTER O HAKTIR DE, İSTER BEN HAK,IM DE !

VEHİM DEN DOĞAN, GERÇEK OLMAYAN ŞU GÖRDÜĞÜN SURETLERİ GERÇEK VARLIKTAN AYIR.