Yardım - Ara - Üyeler - Takvim
Normal Forum Görünümü: Ebu Hureyre Hz. Musa’dan Ne Istedi?
Islami Forum - Popüler Forum > EDEBİYAT VE DÜŞÜNCE > .·[ OKU VE DÜŞÜN ]·.
nasreddinhoca
Ebu Hureyre Hz. Musa’dan ne istedi?

/ Hüseyin Beheşti

Hamd önde de sonda da Allah’adır(a.c).

Allah’ın salât ve selamı yarattıkları içinde en güzeli, sırrının koruyucusu, Hatem’ul Enbiya Muhammed Mustafa ve onun tertemiz, pak Ehl-i Beyt’i üzerine olsun.

Kovulmuş şeytandan Allah’a(a.c) sığınırız.

Ebu Hureyre’den gelen hadisler Sahih-i Buhari ve daha birçok Ehl-i Sünnet hadis kaynağında büyük bir yer teşkil eder. Ancak tarih ve Ehl-i Sünnet’in büyük âlimleri Ebu Hureyre’nin pek de kaynak olarak gösterilebilecek bir sahabe olmadığını bildirmişlerdir. Bu makalede bizler de Ebu Hureyre’nin Hz. Resul(s.a.a)’dan rivayet ettiği Hz. Musa ile ilgili hadisleri değerlendirecek ve Hureyre’nin hadislerine neden riayet gösterilemeyeceği üzerine duracağız. Dilerseniz önce Hureyre ne zaman Müslüman olmuş ona bakalım.

İbn-i Saad’ın “Tabakat”tında, İbn-i Hacer’in “İsabe”sinde ve Ehl-i Sünnet’e ait diğer güvenilir kitaplarda Ebu Hureyre’nin Hayber’in fethinde Müslüman olduğu yazılmıştır. Buhari’nin(Alamat’ın Nübüvvet’i fi’l-İslam babı) rivayetine göre Ebu Hureyre, Resulullah (s.a.a) ile üç yıldan fazla görüşmeye muvaffak olmamıştır. İbn-i Hacer “İsabe”de, Hâkim “Müstedrek”te, İbn-i Abdulbirr “İstiab”da şöyle naklediyorlar: “Ebu Hureyre hicri 57 yılında 78 yaşındayken Akik Vadisi’nde öldü. Cenazesini Medine’ye getirip Baki mezarlığında defnettiler”.

Resulullah’ın (s.a.a) yalnızca üç yıl sahabesi olan bu kişi Resulullah’tan (s.a.a) beş bin civarı hadis nakletmiştir. Bunun yanında onun hadislerine ne halife Ömer ne de Emir’el Müminin Hz. Ali (a.s) güvenmiş ve hatta Ömer bin Hattab Resulullah’tan (s.a.a) olmayan sözleri ona (s.a.a) isnat etmesi hasebiyle Ebu Hureyre’yi kırbaçlatmıştır. Bu olayı İbn-i Esir tarihinde H.K 23. Yılın olaylarında, İbn-i Ebi’l- Hadid “Şerh-i Nehc’ul Belağa”nın 3. Cildinde şöyle anlatıyor:

“H.K 21 yılında halife Ömer, Ebu Hureyre’yi Bahreyn’e vali olarak gönderdi. Ona, Ebu Hureyre’nin kendisine mal toplayıp bir sürü at aldığı haberini verdiler. Bunun üzerine Ömer onu hicri 23 yılında görevinden aldı. Halifenin yanına gelir gelmez, halife ona: “Ey Allah’ın ve Allah’ın kitabının düşmanı, Allah’ın malını mı çalıyorsun?” diye kızdı. O da; “Asla hırsızlık yapmadım, onlar halkın bana verdiği hediyelerdi” diye cevap verdi. İbn-i Mes’ud “Tabakat”ın 4. cildinde, İbn-i Hacer Askalani “İsabe”de ve İbn-i Abdurabbih “Ikd’ul- Ferid”in 1. Cildinde şöyle yazıyorlar:

Halife Ebu Hureyre’ye; “Ey Allah’ın düşmanı! Seni Bahreyn’e vali olarak gönderdiğimde ayağında ayakkabın bile yoktu; şimdi asil atların ve 600 dinarlık malın olduğunu duydum. Bunları nereden aldın?” diye sordu. O da cevaben; “Bunlar halkın hediyeleriydi. Onları çalıştırdım, elimdekiler onlardan elde ettiğim kârlardır.” dedi. Ömer yerinden kalkıp onu o kadar kırbaçladı ki sırtından kan akmaya başladı. Sonra, Bahreyn’de biriktirdiklerinden 10 bin dinaralıp Beyt’ul- Mal’a vermelerini emretti. Ömer, sadece kendi halifeliği zamanında değil, Resulullah’ın zamanında da Ebu Hureyre’yi yere düşene kadar dövdü.” Ayrıca bu olayı Müslim kendi Sahih’inin 1. Cildinde de anlatmıştır. İbn-i Ebi’l- Hadid “Şerh-i Nehc’ul Belağa”nın 1. cildinde şöyle yazıyor: “Ebu Cafer İskafi (Mutezli şeyhi) diyor ki; Şeyhlerimiz Ebu Hureyre’yi (akli yönden) sakıncalı bulup onun hadislerini kabul etmiyorlar. Ömer onu kamçılayarak dedi ki; “Hadis nakletmekte çok ileri gittin. Zaten sana Peygamber’in adına yalan uydurmak yakışır!” İbn-i Asakir “Tarih-i Kebir”de, Muttaki “Kenz’ul- Ummal”da şöyle naklediyorlar: Halife Ömer onu kırbaçlayıp dövdü. Resulullah (s.a.a.)’dan hadis nakletmesine engel olarak dedi ki: “Peygamber’den çok hadis naklediyorsun. Ondan taraf yalan söylemeye layıksın (yani senin gibi şahsiyetsiz biri Peygamber’in adına yalan söyler ancak.) Peygamber’den hadis nakletmeği terk etmelisin. Yoksa seni ya Devs’a gönderirim ya da Buzinelerin yanına.”

Ebu Hureyre’yi tenkit eden yalnızca halife Ömer değildir. Emir’ul-Mü’minin Hz. Ali (a.s) de Ebu Hureyre’yi çok kötü şekilde eleştirmiştir. İbn-i Ebi’l- Hadid “Şerh-i Nehc’ul- Belağa”nın 1. Cildinde şöyle naklediyor: “Mevle’l- Muvahhidin Emir’ul- Mü’minin Hz. Ali (a.s.) şöyle buyuruyor: “Bilin ki! İnsanların (veya Yaşayanların) en yalancısı, Resulullah (s.a.a.)’in adına en çok yalan söyleyen Devslu Ebu Hureyre’dir.”

Bunun yanında Ümm’ül Müminin Aişe de Ebu Hureyre’nin mürtetliğini belirtenlerdendir. İbn-i Kutaybe “Te’vil’ul- Muhtelif’il- Hadis”te, Hâkim “Müstedrek”in 3. cildinde, Zehebi “Telhis’ul- Müstedrek”te, Müslim “Sahih-i Müslim”in ikinci cildinin “Ebu Hureyre’nin Faziletleri” bölümünde diyorlar ki; “Aişe onu defalarca reddederek şöyle diyordu: “Ebu Hureyre çok yalan söylüyor; o, Resulullah(s.a.a) adına da bir sürü yalan hadis uydurmuştur.”

Ebu Hanife şöyle söylüyor: “Resulullah’ın(s.a.a) sahabeleri genelde güvenilir ve adil idiler. Ben onların hepsinden senedi kime dayanırsa dayansın hadis kabul ediyorum. Ama senetleri Ebu Hureyre’ye, Enes bin Malik’e ve Semuret bin Cundeb’e dayanan hadisleri kabul etmiyorum.”

İşte sahabelerden, Ümm’ül Müminin Aişe’den ve Emir’ul-Mü’minin Hz. Ali (a.s)’den gelen rivayetlerle Ebu Hureyre kaynaklı hadislere neden güvenilmeyeceğine dair deliller.

Bunun yanında Ebu Hureyre’nin güvenilmezliğine dair son delilimiz ise onun Sıffin savaşında göstermiş olduğu ikiyüzlülüğüdür. Ebu Hureyre Sıffin’de namazları Hz. Ali ile kılıyor, yemeklerde ise Muaviye’nin sofrasından eksik olmuyordu. Zemahşeri “Rebi’ul- Ebrar”da, İbn-i bi’l- Hadid “Şerh-u Nehc’ul-Belağa”da şöyle naklediyorlar: “Ondan bu iki farklı hareketinin sebebi sorulduğu zaman şöyle diyordu: “Muaviye’nin muzeyresi ve yemeği daha yağlıdır, Ali’nin arkasında namaz kılmak ise efdaldır” Bu yüzden Ebu Hureyre “Şeyh’ul- Muzeyre” diye meşhur olmuştur”.

İşte ünlü tarihçilerin dilinden Ebu Hureyre. Hepimiz bilmemiz gerekiyor ki senedi Ebu Hureyre olan hadislere güvenilmez. O hadisleri güvenilir sahabelerden de aramak gerekir.

Şimdi ise gelelim yazımızın gerçek konusu olan Ebu Hureyre’nin Hz. Resul’e (s.a.a) isnat ettiği Hz. Musa ilgili hadislere. Öncelikle bu hadisleri tek tek inceleyecek ve Ebu Hureyre’nin güvenilmezliğini bu hadislerle sizlere bir kez daha ispatlayacağız. Aslında bu hadisleri boş bir sayfaya yazsak bile sizler bu hadislerin gerçek olamayacağını bilir ve bu hadisleri kimin rivayet ettiğini hemen merak edersiniz ancak yine de ben şerhini de yapacağım hadislerin. İşte birinci hadis!

Buhari Sahihinin “Gusül” kitabında ve Müslim kendi sahihinin ikinci cüz’ünde “Musa’nın Faziletleri” babında ve İmam Ahmed bin Hanbel Müsned’inin ikinci cüz’ünde Ebu Hureyre’den şöyle naklediyorlar:

“Ben-i İsrail arasında şöyle bir adet vardı, herkes hep birlikte avret mahallini kapatmaksızın suya girip kendilerini yıkıyorlardı ve aynı zamanda birbirlerinin avrat yerlerine de bakıyorlardı. Böyle bir davranış onların arasında ayıp sayılmıyordu. Fakat Hz. Musa, kimse onun avrat yerini görmemesi için tek başına suya dalıyordu. Ben-i İsrail Hz. Musa’nın bu tavrına karşı şöyle diyorlardı: Hz. Musa’nın tek başına yıkanması ve bizden uzaklaşmasının sebebi bedeninde bir noksanlık ve fıtık olduğundan dolayıdır. İşte bundan dolayı bizim onu görmemizi istemiyor. Bir gün Hz. Musa yıkanmak için bir suyun kenarına gitti, elbiselerini çıkarıp bir taşın üzerine bıraktı ve suya daldı. Taş Hz. Musa’nın elbisesiyle birlikte firar etti. Musa da onun peşine koyulup; “Ey taş elbisem! Ey taş elbisem!” (Yani elbisemi nereye götürüyorsun?) diyordu. Nihayet Ben-i İsrail Hz. Musa’nın avrat yerine baktılar! Allah’a ant olsun Musa’nın bir noksanlığı yoktur (yani fıtık değildir) dediler. Bu esnada taş yerinde durdu; Hz. Musa elbiselerini aldı. Daha sonra Hz. Musa taşı dövmeye başladı, öyle ki taş altı veya yedi defa inledi.”

Hz. Resul’e (s.a.a) isnat edilen hadisi sizler de hayretle okuyorsunuz değil mi? Ancak Ebu Hureyre’nin naklettiği diğer hadisleri görünce daha da şaşıracaksınız. Yalnız önce bu hadis üzerine birkaç kelam edelim dilerseniz.

Öncelikle avret yerleri açık suya girmeyi Allah’ın peygamberine yakıştırmanın mantıki ne tür bir delili olabilir. Allah’ın elçisi bir gelenek dahi olsa insanlara bunun yanlış olduğunu söylemiyor da onlara mı uyuyor? Nasıl bir komikliktir bu iddia! Bunun yanında Hz. Musa’nın (a.s) elbiselerinin üzerinde olduğu taş nasıl hareket ediyor? Diyelim bu bir mucizedir. Acaba ne zamandan beri Allah mucizeleri Peygamberini rezil etmek için gösteriyor? Bu mucizenin Hz. Musa’nın rezil olmasından başka bir anlamı yoktur. Bir de en büyük komiklik Hz. Musa’nın (a.s) taşı dövmesidir ki ben bunu hiç anlamadım. Çünkü taş altı yedi defa inliyor üstelik. Allah’ın peygamberi taşın cansız olduğunu bilmiyor mu da dövüyor o taşı. Hayret! Binlerce defa hayret! Gelelim ikinci hadise!

Buhari Sahihinin birinci cildinin cenaze bablarında, ikinci cildinde ise “Musa’nın ölümü” babında ve Müslim de Sahihinin ikinci cildinde; “Musa’nın Faziletleri” babında Ebu Hureyre’den Hz. Muhammed’e (s.a.a) isnat edilen ilginç bir hadis nakletmişlerdir:
Ölüm meleği Hz. Musa’nın yanına gelerek; “Rabbinin davetini icabet et” dedi. Musa ölüm meleğinin gözüne bir tokat vurarak onun gözünü çıkardı. Melek Rabbine dönüp şöyle dedi: “Beni, ölmeyi istemeyen bir kuluna doğru gönderdin, o da vurup gözümü çıkardı.”Allah-u Teâlâ meleğin gözünü kendisine geri çevirip şöyle buyurdu:“Kulumun yanına dön ve de ki: Dünya hayatını mı istiyorsun? Öyleyse elini öküzün beline koy, eline ne kadar kıl çıkarsa onun sayısınca yaşayacaksın.”

Allah aşkına bu hadise inanmak mümkün mü? Hz. Musa (a.s) Allah’ın seçmiş olduğu ve kitap vererek mükâfatlandırdığı kullarından biri. Bir peygamber. Velev ki Azrail’i gördü, Allah’ın davetine “lebbeyk” demeyip de itiraz mı edecek. Zaten böyle bir durum imkânsızdır. Azrail’in gözü mü var ki Hz. Musa (a.s) vurdu da onun gözünü çıkardı. Hem ayet buyurmuyor mu birinin ölüm anı gelmişse o ne bir an geç olur ne de bir an erken. Burada Allah (a.c) git de öküzden kıl koparsın kopan kıl kadar yaşayacak buyuruyor. Yine ayet demiyor mu Allah’ın kanununda değişme olmaz! Şimdi Allah Hz. Musa için kanunu mu değişti? Kesinlikle değil! Bu hadis tamamıyla uydurmadır. Böyle bir şey ne Resulullah’a (s.a.a) isnat edilebilir ne de mantıklı bir insan bunu kabul edebilir. Şimdi ise son hadisimiz ki bu hadise inanan bir insan gerçekten mümin olamaz, sapar gider.
Buhari Sahih’inin 6. Cildinde, İmam Ahmed b. Hanbel Müsned’inde, Tırmizi Sünnen’inde, Ebu Hureyre’den rivayet ederek Peygamber (s.a.a)'in şöyle buyurduğunu söylüyor:

“Âdem ve Musa (a.s.) tartıştılar. Musa ona dedi ki: "Sen, kendi günahın sebebiyle insanları Cennet'ten çıkaran ve onları bedbaht edensin.” Âdem dedi ki: "Ey Musa! Sen, Allah'ın, elçilik verip konuşmasıyla seçilmiş bir insansın. Böyle olmakla birlikte, Allah'ın beni yaratmadan önce kaderime yazdığı - veya üzerine yazdığı -bir işi yaptığımdan ötürü beni kınıyor musun?” Rasûlullah (s.a.a) dedi ki: “Böyle demekle Âdem, Musa'yı mağlup etti.”

Bu gerçekten de Hz. Musa üzerine ilginç bir hadis. Ancak bu sefer bir başka peygamber daha var kahraman olarak. Hz. Resul’e (s.a.a) isnat edilen hadise dikkat edin. Hz. Musa (a.s) nasıl da ilk günah inancıyla konuşuyor. Hz. Âdem’i (a.s) suçluyor. Hıristiyanlar gibi ilk günaha inanıyor ve sen bizi bu hale soktun diyor Allah’ın salih peygamberi. Tevhit dininin peygamberi, Allah’ın şeriatının dünyadaki tebliğcisi bu sözleri ediyor. İnanılacak şey değil doğrusu. Peki, Hz. Âdem’in (a.s) yanıtına ne demeli? Demek Hz. Âdem’e yapmış olduğu hata Allah tarafından daha yaratılmadan önce yazılmış. Yani Hz. Âdem’in yasak olandan tatması (hâşâ) Allah’ın evvelden planladığı bir şeymiş. Bu cibriye (kadercilik) değildir de nedir? Hz. Resul (s.a.a) bunun haram olduğunu söylemiyor mu? Allah’ın peygamberi, ism-i Azam’ından hediye ettiği bir şahıs nasıl böyle konuşabilir? Kendi suçunu cahiller gibi kadere yıkabilir. Yoksa Hz. Âdem de mi cahil insanlar gibi kaderin, Allah’ın insana bir dayatması olduğunu mu iddia ediyor? Ya da Hıristiyanların Janseist mezhebine bağlı olanları gibi dünyanın Allah’ın bir oyunu olduğuna mı inanıyor? Elbette hayır. Hz. Âdem ve Hz. Musa bu tür isnatlardan uzaktırlar. Bir de bu hadiste sorulması gereken bir nokta daha var. Acaba bu iki peygamber nerede tartışıyorlar? Bu da ayrı bir soru işareti. Bunun yanında Hz. Resul (s.a.a) Hz. Âdem’in (a.s) Hz. Musa’yı (a.s) mağlup ettiğini söylüyor. Demek Allah’ın peygamberleri arasında müsabakalar da yapılıyor. Bunu da öğrenmiş olduk Ebu Hureyre sayesinde.

Çok ilginçtir ki Ebu Hureyre uydurma hadislerinin bir kısmını Hz. Musa’ya ayırmış. Ve insan da bu hadisleri okuyunca düşünmeden edemiyor: Neden Hz. Yahya değil de Hz. Musa? Ya da bir başka peygamber değil de o? Özellikle Hz. Musa’yı seçmesindeki neden neydi acaba? Tabii bu da beyinleri bulandıran bir başka nokta. Fakat bizi burada ilgilendiren temel nokta: Ebu Hureyre’nin güvenilmezliğidir ki bu da bu hadislerle ve tarihi delillerle ortaya çıkmıştır.

Son olarak Allah’ın seçkinleri içerisindeki en değerlisi, sırrının koruyucusu, Resullerin sonuncusu Hz. Muhammed Mustafa’nın (s.a.a) bir hadisiyle bu bahsi kapatmak istiyorum:

“Her kim ki benden olmayan bir sözü bana isnat ederse, cehennemdeki yerini hazır bilsin!” vesselam…

huseyn_tr@tacmahal.org
http://www.fikritakip.com
Ebu Hureyre Hz. Musa’dan ne istedi?

/ Hüseyin Beheşti

Hamd önde de sonda da Allah’adır(a.c).

Allah’ın salât ve selamı yarattıkları içinde en güzeli, sırrının koruyucusu, Hatem’ul Enbiya Muhammed Mustafa ve onun tertemiz, pak Ehl-i Beyt’i üzerine olsun.

Kovulmuş şeytandan Allah’a(a.c) sığınırız.

Ebu Hureyre’den gelen hadisler Sahih-i Buhari ve daha birçok Ehl-i Sünnet hadis kaynağında büyük bir yer teşkil eder. Ancak tarih ve Ehl-i Sünnet’in büyük âlimleri Ebu Hureyre’nin pek de kaynak olarak gösterilebilecek bir sahabe olmadığını bildirmişlerdir. Bu makalede bizler de Ebu Hureyre’nin Hz. Resul(s.a.a)’dan rivayet ettiği Hz. Musa ile ilgili hadisleri değerlendirecek ve Hureyre’nin hadislerine neden riayet gösterilemeyeceği üzerine duracağız. Dilerseniz önce Hureyre ne zaman Müslüman olmuş ona bakalım.

İbn-i Saad’ın “Tabakat”tında, İbn-i Hacer’in “İsabe”sinde ve Ehl-i Sünnet’e ait diğer güvenilir kitaplarda Ebu Hureyre’nin Hayber’in fethinde Müslüman olduğu yazılmıştır. Buhari’nin(Alamat’ın Nübüvvet’i fi’l-İslam babı) rivayetine göre Ebu Hureyre, Resulullah (s.a.a) ile üç yıldan fazla görüşmeye muvaffak olmamıştır. İbn-i Hacer “İsabe”de, Hâkim “Müstedrek”te, İbn-i Abdulbirr “İstiab”da şöyle naklediyorlar: “Ebu Hureyre hicri 57 yılında 78 yaşındayken Akik Vadisi’nde öldü. Cenazesini Medine’ye getirip Baki mezarlığında defnettiler”.

Resulullah’ın (s.a.a) yalnızca üç yıl sahabesi olan bu kişi Resulullah’tan (s.a.a) beş bin civarı hadis nakletmiştir. Bunun yanında onun hadislerine ne halife Ömer ne de Emir’el Müminin Hz. Ali (a.s) güvenmiş ve hatta Ömer bin Hattab Resulullah’tan (s.a.a) olmayan sözleri ona (s.a.a) isnat etmesi hasebiyle Ebu Hureyre’yi kırbaçlatmıştır. Bu olayı İbn-i Esir tarihinde H.K 23. Yılın olaylarında, İbn-i Ebi’l- Hadid “Şerh-i Nehc’ul Belağa”nın 3. Cildinde şöyle anlatıyor:

“H.K 21 yılında halife Ömer, Ebu Hureyre’yi Bahreyn’e vali olarak gönderdi. Ona, Ebu Hureyre’nin kendisine mal toplayıp bir sürü at aldığı haberini verdiler. Bunun üzerine Ömer onu hicri 23 yılında görevinden aldı. Halifenin yanına gelir gelmez, halife ona: “Ey Allah’ın ve Allah’ın kitabının düşmanı, Allah’ın malını mı çalıyorsun?” diye kızdı. O da; “Asla hırsızlık yapmadım, onlar halkın bana verdiği hediyelerdi” diye cevap verdi. İbn-i Mes’ud “Tabakat”ın 4. cildinde, İbn-i Hacer Askalani “İsabe”de ve İbn-i Abdurabbih “Ikd’ul- Ferid”in 1. Cildinde şöyle yazıyorlar:

Halife Ebu Hureyre’ye; “Ey Allah’ın düşmanı! Seni Bahreyn’e vali olarak gönderdiğimde ayağında ayakkabın bile yoktu; şimdi asil atların ve 600 dinarlık malın olduğunu duydum. Bunları nereden aldın?” diye sordu. O da cevaben; “Bunlar halkın hediyeleriydi. Onları çalıştırdım, elimdekiler onlardan elde ettiğim kârlardır.” dedi. Ömer yerinden kalkıp onu o kadar kırbaçladı ki sırtından kan akmaya başladı. Sonra, Bahreyn’de biriktirdiklerinden 10 bin dinaralıp Beyt’ul- Mal’a vermelerini emretti. Ömer, sadece kendi halifeliği zamanında değil, Resulullah’ın zamanında da Ebu Hureyre’yi yere düşene kadar dövdü.” Ayrıca bu olayı Müslim kendi Sahih’inin 1. Cildinde de anlatmıştır. İbn-i Ebi’l- Hadid “Şerh-i Nehc’ul Belağa”nın 1. cildinde şöyle yazıyor: “Ebu Cafer İskafi (Mutezli şeyhi) diyor ki; Şeyhlerimiz Ebu Hureyre’yi (akli yönden) sakıncalı bulup onun hadislerini kabul etmiyorlar. Ömer onu kamçılayarak dedi ki; “Hadis nakletmekte çok ileri gittin. Zaten sana Peygamber’in adına yalan uydurmak yakışır!” İbn-i Asakir “Tarih-i Kebir”de, Muttaki “Kenz’ul- Ummal”da şöyle naklediyorlar: Halife Ömer onu kırbaçlayıp dövdü. Resulullah (s.a.a.)’dan hadis nakletmesine engel olarak dedi ki: “Peygamber’den çok hadis naklediyorsun. Ondan taraf yalan söylemeye layıksın (yani senin gibi şahsiyetsiz biri Peygamber’in adına yalan söyler ancak.) Peygamber’den hadis nakletmeği terk etmelisin. Yoksa seni ya Devs’a gönderirim ya da Buzinelerin yanına.”

Ebu Hureyre’yi tenkit eden yalnızca halife Ömer değildir. Emir’ul-Mü’minin Hz. Ali (a.s) de Ebu Hureyre’yi çok kötü şekilde eleştirmiştir. İbn-i Ebi’l- Hadid “Şerh-i Nehc’ul- Belağa”nın 1. Cildinde şöyle naklediyor: “Mevle’l- Muvahhidin Emir’ul- Mü’minin Hz. Ali (a.s.) şöyle buyuruyor: “Bilin ki! İnsanların (veya Yaşayanların) en yalancısı, Resulullah (s.a.a.)’in adına en çok yalan söyleyen Devslu Ebu Hureyre’dir.”

Bunun yanında Ümm’ül Müminin Aişe de Ebu Hureyre’nin mürtetliğini belirtenlerdendir. İbn-i Kutaybe “Te’vil’ul- Muhtelif’il- Hadis”te, Hâkim “Müstedrek”in 3. cildinde, Zehebi “Telhis’ul- Müstedrek”te, Müslim “Sahih-i Müslim”in ikinci cildinin “Ebu Hureyre’nin Faziletleri” bölümünde diyorlar ki; “Aişe onu defalarca reddederek şöyle diyordu: “Ebu Hureyre çok yalan söylüyor; o, Resulullah(s.a.a) adına da bir sürü yalan hadis uydurmuştur.”

Ebu Hanife şöyle söylüyor: “Resulullah’ın(s.a.a) sahabeleri genelde güvenilir ve adil idiler. Ben onların hepsinden senedi kime dayanırsa dayansın hadis kabul ediyorum. Ama senetleri Ebu Hureyre’ye, Enes bin Malik’e ve Semuret bin Cundeb’e dayanan hadisleri kabul etmiyorum.”

İşte sahabelerden, Ümm’ül Müminin Aişe’den ve Emir’ul-Mü’minin Hz. Ali (a.s)’den gelen rivayetlerle Ebu Hureyre kaynaklı hadislere neden güvenilmeyeceğine dair deliller.

Bunun yanında Ebu Hureyre’nin güvenilmezliğine dair son delilimiz ise onun Sıffin savaşında göstermiş olduğu ikiyüzlülüğüdür. Ebu Hureyre Sıffin’de namazları Hz. Ali ile kılıyor, yemeklerde ise Muaviye’nin sofrasından eksik olmuyordu. Zemahşeri “Rebi’ul- Ebrar”da, İbn-i bi’l- Hadid “Şerh-u Nehc’ul-Belağa”da şöyle naklediyorlar: “Ondan bu iki farklı hareketinin sebebi sorulduğu zaman şöyle diyordu: “Muaviye’nin muzeyresi ve yemeği daha yağlıdır, Ali’nin arkasında namaz kılmak ise efdaldır” Bu yüzden Ebu Hureyre “Şeyh’ul- Muzeyre” diye meşhur olmuştur”.

İşte ünlü tarihçilerin dilinden Ebu Hureyre. Hepimiz bilmemiz gerekiyor ki senedi Ebu Hureyre olan hadislere güvenilmez. O hadisleri güvenilir sahabelerden de aramak gerekir.

Şimdi ise gelelim yazımızın gerçek konusu olan Ebu Hureyre’nin Hz. Resul’e (s.a.a) isnat ettiği Hz. Musa ilgili hadislere. Öncelikle bu hadisleri tek tek inceleyecek ve Ebu Hureyre’nin güvenilmezliğini bu hadislerle sizlere bir kez daha ispatlayacağız. Aslında bu hadisleri boş bir sayfaya yazsak bile sizler bu hadislerin gerçek olamayacağını bilir ve bu hadisleri kimin rivayet ettiğini hemen merak edersiniz ancak yine de ben şerhini de yapacağım hadislerin. İşte birinci hadis!

Buhari Sahihinin “Gusül” kitabında ve Müslim kendi sahihinin ikinci cüz’ünde “Musa’nın Faziletleri” babında ve İmam Ahmed bin Hanbel Müsned’inin ikinci cüz’ünde Ebu Hureyre’den şöyle naklediyorlar:

“Ben-i İsrail arasında şöyle bir adet vardı, herkes hep birlikte avret mahallini kapatmaksızın suya girip kendilerini yıkıyorlardı ve aynı zamanda birbirlerinin avrat yerlerine de bakıyorlardı. Böyle bir davranış onların arasında ayıp sayılmıyordu. Fakat Hz. Musa, kimse onun avrat yerini görmemesi için tek başına suya dalıyordu. Ben-i İsrail Hz. Musa’nın bu tavrına karşı şöyle diyorlardı: Hz. Musa’nın tek başına yıkanması ve bizden uzaklaşmasının sebebi bedeninde bir noksanlık ve fıtık olduğundan dolayıdır. İşte bundan dolayı bizim onu görmemizi istemiyor. Bir gün Hz. Musa yıkanmak için bir suyun kenarına gitti, elbiselerini çıkarıp bir taşın üzerine bıraktı ve suya daldı. Taş Hz. Musa’nın elbisesiyle birlikte firar etti. Musa da onun peşine koyulup; “Ey taş elbisem! Ey taş elbisem!” (Yani elbisemi nereye götürüyorsun?) diyordu. Nihayet Ben-i İsrail Hz. Musa’nın avrat yerine baktılar! Allah’a ant olsun Musa’nın bir noksanlığı yoktur (yani fıtık değildir) dediler. Bu esnada taş yerinde durdu; Hz. Musa elbiselerini aldı. Daha sonra Hz. Musa taşı dövmeye başladı, öyle ki taş altı veya yedi defa inledi.”

Hz. Resul’e (s.a.a) isnat edilen hadisi sizler de hayretle okuyorsunuz değil mi? Ancak Ebu Hureyre’nin naklettiği diğer hadisleri görünce daha da şaşıracaksınız. Yalnız önce bu hadis üzerine birkaç kelam edelim dilerseniz.

Öncelikle avret yerleri açık suya girmeyi Allah’ın peygamberine yakıştırmanın mantıki ne tür bir delili olabilir. Allah’ın elçisi bir gelenek dahi olsa insanlara bunun yanlış olduğunu söylemiyor da onlara mı uyuyor? Nasıl bir komikliktir bu iddia! Bunun yanında Hz. Musa’nın (a.s) elbiselerinin üzerinde olduğu taş nasıl hareket ediyor? Diyelim bu bir mucizedir. Acaba ne zamandan beri Allah mucizeleri Peygamberini rezil etmek için gösteriyor? Bu mucizenin Hz. Musa’nın rezil olmasından başka bir anlamı yoktur. Bir de en büyük komiklik Hz. Musa’nın (a.s) taşı dövmesidir ki ben bunu hiç anlamadım. Çünkü taş altı yedi defa inliyor üstelik. Allah’ın peygamberi taşın cansız olduğunu bilmiyor mu da dövüyor o taşı. Hayret! Binlerce defa hayret! Gelelim ikinci hadise!

Buhari Sahihinin birinci cildinin cenaze bablarında, ikinci cildinde ise “Musa’nın ölümü” babında ve Müslim de Sahihinin ikinci cildinde; “Musa’nın Faziletleri” babında Ebu Hureyre’den Hz. Muhammed’e (s.a.a) isnat edilen ilginç bir hadis nakletmişlerdir:
Ölüm meleği Hz. Musa’nın yanına gelerek; “Rabbinin davetini icabet et” dedi. Musa ölüm meleğinin gözüne bir tokat vurarak onun gözünü çıkardı. Melek Rabbine dönüp şöyle dedi: “Beni, ölmeyi istemeyen bir kuluna doğru gönderdin, o da vurup gözümü çıkardı.”Allah-u Teâlâ meleğin gözünü kendisine geri çevirip şöyle buyurdu:“Kulumun yanına dön ve de ki: Dünya hayatını mı istiyorsun? Öyleyse elini öküzün beline koy, eline ne kadar kıl çıkarsa onun sayısınca yaşayacaksın.”

Allah aşkına bu hadise inanmak mümkün mü? Hz. Musa (a.s) Allah’ın seçmiş olduğu ve kitap vererek mükâfatlandırdığı kullarından biri. Bir peygamber. Velev ki Azrail’i gördü, Allah’ın davetine “lebbeyk” demeyip de itiraz mı edecek. Zaten böyle bir durum imkânsızdır. Azrail’in gözü mü var ki Hz. Musa (a.s) vurdu da onun gözünü çıkardı. Hem ayet buyurmuyor mu birinin ölüm anı gelmişse o ne bir an geç olur ne de bir an erken. Burada Allah (a.c) git de öküzden kıl koparsın kopan kıl kadar yaşayacak buyuruyor. Yine ayet demiyor mu Allah’ın kanununda değişme olmaz! Şimdi Allah Hz. Musa için kanunu mu değişti? Kesinlikle değil! Bu hadis tamamıyla uydurmadır. Böyle bir şey ne Resulullah’a (s.a.a) isnat edilebilir ne de mantıklı bir insan bunu kabul edebilir. Şimdi ise son hadisimiz ki bu hadise inanan bir insan gerçekten mümin olamaz, sapar gider.
Buhari Sahih’inin 6. Cildinde, İmam Ahmed b. Hanbel Müsned’inde, Tırmizi Sünnen’inde, Ebu Hureyre’den rivayet ederek Peygamber (s.a.a)'in şöyle buyurduğunu söylüyor:

“Âdem ve Musa (a.s.) tartıştılar. Musa ona dedi ki: "Sen, kendi günahın sebebiyle insanları Cennet'ten çıkaran ve onları bedbaht edensin.” Âdem dedi ki: "Ey Musa! Sen, Allah'ın, elçilik verip konuşmasıyla seçilmiş bir insansın. Böyle olmakla birlikte, Allah'ın beni yaratmadan önce kaderime yazdığı - veya üzerine yazdığı -bir işi yaptığımdan ötürü beni kınıyor musun?” Rasûlullah (s.a.a) dedi ki: “Böyle demekle Âdem, Musa'yı mağlup etti.”

Bu gerçekten de Hz. Musa üzerine ilginç bir hadis. Ancak bu sefer bir başka peygamber daha var kahraman olarak. Hz. Resul’e (s.a.a) isnat edilen hadise dikkat edin. Hz. Musa (a.s) nasıl da ilk günah inancıyla konuşuyor. Hz. Âdem’i (a.s) suçluyor. Hıristiyanlar gibi ilk günaha inanıyor ve sen bizi bu hale soktun diyor Allah’ın salih peygamberi. Tevhit dininin peygamberi, Allah’ın şeriatının dünyadaki tebliğcisi bu sözleri ediyor. İnanılacak şey değil doğrusu. Peki, Hz. Âdem’in (a.s) yanıtına ne demeli? Demek Hz. Âdem’e yapmış olduğu hata Allah tarafından daha yaratılmadan önce yazılmış. Yani Hz. Âdem’in yasak olandan tatması (hâşâ) Allah’ın evvelden planladığı bir şeymiş. Bu cibriye (kadercilik) değildir de nedir? Hz. Resul (s.a.a) bunun haram olduğunu söylemiyor mu? Allah’ın peygamberi, ism-i Azam’ından hediye ettiği bir şahıs nasıl böyle konuşabilir? Kendi suçunu cahiller gibi kadere yıkabilir. Yoksa Hz. Âdem de mi cahil insanlar gibi kaderin, Allah’ın insana bir dayatması olduğunu mu iddia ediyor? Ya da Hıristiyanların Janseist mezhebine bağlı olanları gibi dünyanın Allah’ın bir oyunu olduğuna mı inanıyor? Elbette hayır. Hz. Âdem ve Hz. Musa bu tür isnatlardan uzaktırlar. Bir de bu hadiste sorulması gereken bir nokta daha var. Acaba bu iki peygamber nerede tartışıyorlar? Bu da ayrı bir soru işareti. Bunun yanında Hz. Resul (s.a.a) Hz. Âdem’in (a.s) Hz. Musa’yı (a.s) mağlup ettiğini söylüyor. Demek Allah’ın peygamberleri arasında müsabakalar da yapılıyor. Bunu da öğrenmiş olduk Ebu Hureyre sayesinde.

Çok ilginçtir ki Ebu Hureyre uydurma hadislerinin bir kısmını Hz. Musa’ya ayırmış. Ve insan da bu hadisleri okuyunca düşünmeden edemiyor: Neden Hz. Yahya değil de Hz. Musa? Ya da bir başka peygamber değil de o? Özellikle Hz. Musa’yı seçmesindeki neden neydi acaba? Tabii bu da beyinleri bulandıran bir başka nokta. Fakat bizi burada ilgilendiren temel nokta: Ebu Hureyre’nin güvenilmezliğidir ki bu da bu hadislerle ve tarihi delillerle ortaya çıkmıştır.

Son olarak Allah’ın seçkinleri içerisindeki en değerlisi, sırrının koruyucusu, Resullerin sonuncusu Hz. Muhammed Mustafa’nın (s.a.a) bir hadisiyle bu bahsi kapatmak istiyorum:

“Her kim ki benden olmayan bir sözü bana isnat ederse, cehennemdeki yerini hazır bilsin!” vesselam…

huseyn_tr@tacmahal.org
http://www.fikritakip.com
TEVHİD
ALINTI

Ebu Hureyre’den gelen hadisler Sahih-i Buhari ve daha birçok Ehl-i Sünnet hadis kaynağında büyük bir yer teşkil eder. Ancak tarih ve Ehl-i Sünnet’in büyük âlimleri Ebu Hureyre’nin pek de kaynak olarak gösterilebilecek bir sahabe olmadığını bildirmişlerdir. Bu makalede bizler de Ebu Hureyre’nin Hz. Resul(s.a.a)’dan rivayet ettiği Hz. Musa ile ilgili hadisleri değerlendirecek ve Hureyre’nin hadislerine neden riayet gösterilemeyeceği üzerine duracağız. Dilerseniz önce Hureyre ne zaman Müslüman olmuş ona bakalım.


Nasreddin Hoca kardeşim.Size nasıl dua edeceğim bilemiyorum kardeşim.Maşallah velâ havle velâ kuvvete illâ billâh.Allah razı olsun.Ebu Hüreyre'den nakledilir şeklindeki tüm hadisleri okurken Allah biliyor ya her daim şüpheyle bakmışımdır.Allah'tan mihenk taşımız Kur'an var.Hamdolsun ki Allah bizlere tefekkür edebilecek bir beyin bağışlamış.Şükrünü dahi tam eda edemiyorum.Rabbim size ihsaniyetiyle tecelli eylesin inşallah.

Selam ve dua ile
musalli
kardeşim bilgilendirmelerin için allah razı olsun.ama böyle bir yargıyla henüz karşılaştım ve inanın şoktayım.

sadece hz.musa hakkındaki hadisleri ve rasule isnadları hakkında bildilendirmeler var burada.

buna göre ebu hureyre nin diğer hadis nakilleride mi aynı şeklde teklikeli ve şüphelidir?


ben güvenilir bir sahabi olarak biliyordum ve bu tür hz.aişe,hz.ali...gibi isimlerin kendisi hakkındaki

söylemlerini duymamıştım.biraz sorum hakkında bilgilendirirseniz sevinirim kardeşim.teşekkürler...
RAzdAR
ALINTI
Ebu Hureyre “Şeyh’ul- Muzeyre

smile.gif

yüz yıllar boyunca insanlar bu adamın rivayetlerini sahih kabul ettiler.
çünkü onu asıl değerli kılan ve ismini öne çıkaran sofrasından beslendiği beni ümmeyenin çocuklarının mücadelesinde onların alçaklıklarını örtmek ve hak taraftarlarının seslerini bastırmak için uydurduğu hadislerden dolayı önem kazanmıştır.
hz peygamberin çocuklarına ve varislerine savaş açan bu şeytanın çocukları koyun postuna bürünerek islamdan intikanlarını almayı böylesi yalaka ve müfteriler sayesinde muvafak oldular.
ümeyye taifesi döneminde 80 yıl boyunca hz peygamberin ehlibeytine hutbelerde haşa lanet okutarak hutbeye başlamışlardı, taki ömer bin abdulaziz dönemine kadar.
o gerçek bir mümin olarak bu vahşete dur dedi ve bu şeytan taraftarları onuda zehirleyerek şehid etmişlerdi...



offtp.gif
nehc'ül belağa yı okumaları için kardeşlerime şiddetle tavsiye ediyorum.
tarihe ışık tutan bir eser vesselam.
nasreddinhoca
ALINTI
buna göre ebu hureyre nin diğer hadis nakilleride mi aynı şeklde teklikeli ve şüphelidir?


Ebu Hureyre hadislerini Kuran'a arz eder, mutabık olanları alır, olmayanalrı terk edersiniz...
Ebu Hureyre bir sahabedir, insandır, hataları olmuştur...
Hatalarda ısrar etmek caiz değildir...
Hatası var diye Ebu Hureyre hakkında ileri geri konuşmak da doğru değildir...O geldi geçti...Allah rahmet etsin...
musalli
ALINTI(nasreddinhoca @ Mar 27 2008, 07:53 PM) *

Ebu Hureyre hadislerini Kuran'a arz eder, mutabık olanları alır, olmayanalrı terk edersiniz...
Ebu Hureyre bir sahabedir, insandır, hataları olmuştur...
Hatalarda ısrar etmek caiz değildir...
Hatası var diye Ebu Hureyre hakkında ileri geri konuşmak da doğru değildir...O geldi geçti...Allah rahmet etsin...



kuran'a arz edelim diyorsunuz ama bunun zor olacağını zannediyorum.

ve hadislerin çıkışları buhari ve müslim.bu kaynaklarda bu hadislerin yeri ve değeri nedir o zaman.

böyle bir kaynak olayıda aklımı kurcaladı açıkcası... confused1.gif
nasreddinhoca
ALINTI
kuran'a arz edelim diyorsunuz ama bunun zor olacağını zannediyorum.


Hadisleri Kuran'a arz meşakkat isteyen, zaman isteyen, ilim isteyen bir iş...Yani senin, benim, avamın, mukallidlerin, ammi mukallidlerin işi değil...Biz bu ilim ile uğraşanların eserlerine bakarız...hadis usulünü, hadis tarihini, hadis ilmini dikkate alamdan böyle bir işe kalkışmak da cinayet olur...

ALINTI
ve hadislerin çıkışları buhari ve müslim.bu kaynaklarda bu hadislerin yeri ve değeri nedir o zaman.
böyle bir kaynak olayıda aklımı kurcaladı açıkcası...


Buhari ve müslim önemli imamlardır, hadis kitaplarıda öyle...
Kuran'dan sonra Buhari gelir...
Gerçi bana önce İmam-ı Azam'ın müsnedi geliyor...
Sonra muvatta...
sonra sahihi Buhari...
Kitaplarımız güvenilirdir, ilme riayet edilsin yeter...
musalli
ALINTI(nasreddinhoca @ Mar 28 2008, 12:46 AM) *

Hadisleri Kuran'a arz meşakkat isteyen, zaman isteyen, ilim isteyen bir iş...Yani senin, benim, avamın, mukallidlerin, ammi mukallidlerin işi değil...Biz bu ilim ile uğraşanların eserlerine bakarız...hadis usulünü, hadis tarihini, hadis ilmini dikkate alamdan böyle bir işe kalkışmak da cinayet olur...
Buhari ve müslim önemli imamlardır, hadis kitaplarıda öyle...
Kuran'dan sonra Buhari gelir...
Gerçi bana önce İmam-ı Azam'ın müsnedi geliyor...
Sonra muvatta...
sonra sahihi Buhari...
Kitaplarımız güvenilirdir, ilme riayet edilsin yeter...



allah razı olsun kardeşim.bu iki kaynak benim içinde en güvenilirleri,bu yüzden soruyorum ya

bahsettiğiniz hadisler bu durumda bu kaynaklara neden alınmış.%100 sahih bilip okuduğumuz kaynaklarda

uydurma dediğiniz hadislerin bulunma sebebi ve hikmeti nedir o halde?bunu anlamış değilim. confused1.gif
MoqavemaT
Ünlü bir İslami(!) forumda bu yazıyı astık....

İşte karşılığı


Alıntı:
Bunun yanında Ebu Hureyre’nin güvenilmezliğine dair son delilimiz ise onun Sıffin savaşında göstermiş olduğu ikiyüzlülüğüdür.
------------------------------------------------------

İslamoğlu 'nun üyeliği paylaştığı yazıda bulunan yukarıdaki sözler sebebiyle süresiz askıya alınmıştır.

İhvan forumda kimse sahabeye dil uzatamaz.
Bu hak kimseye verilmedi.Bizler onların ayaklarına paspas dahi olamayacakken,eleştirmenin,yanlışını göstermenin ne kadar ABES olduğu apaçık ortadadır.

Allah hepimizin yardımcısı olsun.



Banlanan üyeliğim:


Kayıt Tarihi: 18.08.2007
Mesaj
Toplam Mesaj: 1.023 (Gün başına 4,59 mesaj)
Son Mesaj:
Allah'ın Veli Kulları
Dün 18:17


Bir zihin tesbiti açısından....

İnsanların birbirine her türlü hakareti ve ithamı açık açık dillerdirdiği halde ancak şikayet üzerine banlayan adminler, astığımız yazıyı bize uyarıda bulunmadan hem ortadan kaldırdı hemde bizi banladı...

Daha öncede islami vahdeti anlattığımız için dini değerlerden ayrılık sebebi ile ban yemiştik...

Aynı din üzerine olduğumuza inanmaktan gçlük çekiyorum... Amam öyle....
TEVHİD
Şaşırtıcı.

Selam ve dua ile
sabah_rüzgarı
ebu hüreyrenin peygamberimzle olan birlikteliğiınn 3 yıl olması gizli bişey değildirki
zaten rivayetlere göre ebu hüreyre medineye kabilesiyle birlikte gittiğinde 628 yılıydı yani peygamberimzn ölümüne (632) 4 yıl kala
kendisi peygamberizle beraberliğini 3 yıl oalarak söylemiştir sebebi ise bahreynde bulunduğu zamanı saymamsıdır
ebu hureyre hidayete erişini geç bulduğundan hidayete erdikten sonra peygambermzn yanından hiç ayrılmamya özen göstermiştir
bu kadar fazla hadis rivayet etmesi onn yanından nerdeyse hiç ayrılmaması ve kuvvetli bi hafızaya sahip olmasından kaynaklanır
ayrıca ebu hüreyre diğre sahabilere nazaran hadis rivayet etmekte cesurdu hata bunu meslek haline bile getirdiği söylenebilr

hz ömerin aişenin alinn hatta hz. osman ve ebu bekiri de sayabilrz
sade ebu hureyreye karşı tutumları olmamıştırki
onlar peygambermz adına kendilerinn bilmediği hadisi başkasından duydukalrında hemn itimat etmezler 2, bi kimseden de duymak isterler ancak o şeklide inanırlardı

bu bağlamda ebu hüreyle diyalogları olmuş 2. bi sahabiden duyduklarında kabul edip tasdik etmişlerdir

bayren dönüşü hz.ömer le olan konuşmalarına gelince hz. ömer bütün valilerine sorduğu gibi onada ne ile döndün sorusunu yöneltmiştir
bu da sade ebu hüreyreye özel bi tutum değildir
hz ömerin çıkşından sonra (“Ey Allah’ın ve Allah’ın kitabının düşmanı, Allah’ın malını mı çalıyorsun?” ) ebu hüreyre ise allahın düşmanı olmadını bizzat allahın düşmanlarıyla savaştını ve beytülmaldan hiç bişey almadını belirtmiştir
daha sonra yapılan tahkikatlar neticesinde ebu hüreyrenn dürüstlüğü orataya çıkmış hz ömer tekrar vali olması için ona ısrr etmiştir
ebu hüreyre ise bi daha zan altında kalıp rencide edilmek istemedini söyleyip valilik yapmamıştır
hz.ömer gibi bi halife güvenirliğine tam mutmamin olmadan bi kişiye tekrr valilk teklifi yapar mı

yıkardaki yazıda olayın soncnn böyle oldunu belirtilmemiş ve okuyanlarada ebu hüreyrenn aleyhine bi düşünce oluşturulmuş

yazınn genelinde ebu hüreyreye karşı bi tutum var
üstete de belirttiğim gibi gerek hz ömerin gerek diğre önemli şahsiyetlerin tavırları ebu hüreyreye kasıtlı değil hadis konusundaki tututmlaradır

haz musa hakındaki rivayelerine gelince bunların yerinden incelenmesi gerektine inanıyorm
FATiH SULTAN
Ebu Hureyre (ra) dan rivayet, Resul-i Ekrem (asm) ferman etmiş ki: Melekül Mevt (yani Azrail) Musa Aleyhisselama ruhunu kabzetmek için gönderilmiş. Hz. Musaya geldiği zaman, Ona tokat vurmuş, bir gözü çıkmış. Azrail Aleyhisselam Rabbine dönmüş, demiş ki: "Beni öyle bir kula gönderdin ki, ölümü istemiyor." Cenabı Hak tekrar ona gözünü iade etmiş.1

Allah Teâlâ ölüm meleğini Musa'ya ruhunu kabzetmek için göndermemiş; ancak ve ancak imtihan ve ibtilâ için göndermiştir. Ni*tekim Allah Teâlâ Halili İbrahim (Aleyhisselâm)'a oğlunu kesme*sini emretmiş, fakat bunun hakikatim kasdetmemiştir. Eğer Musa (Aleyhisselâm) tokat vurduğu vakit onun ruhunu kabzetmek isteseydi, mu-rad ettiği olurdu. Musa (Aleyhisseiâm) şeriatında tokat vurmak mubatı. Kendisi yanma giren bir adam görmüş. Onun ölüm meleği olduğunu tanımamıştı. Bizim Peygamberimiz de izinsiz bir müslümamn evine bakan kimsenin gözünü çıkarmayı mubah kılmıştır. Hz. Musa !nm ölüm meleğini tanıdığı halde gözünü çıkarması imkânsızdır. Melekler İbrâhim (Aleyhisselâm)'a. da gelmiş, o dahi ilk görüşde onları tanıyamamış*tı. Tanımış olsa kendilerine dana eti takdim etmesi muhal olurdu. Çünkü melekler yemek yemezler.

Melek Meryem'e dahi gelmiş, o da melek olduğunu tanıyama*mıştı. Tanısa ondan Allah'a sığınmazdı. Keza iki melek insan kılığında Dâvud (Aleyhisselâm)'in yanma girmiş, onun huzurunda dâvaya durmuşlardı. O da melek olduklarını tanıyamamıştı. Cebrail (Aleyhisselâm) Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellemj'e gelerek ona imanı sormuştu. O da kendisini tanıyamamış: Bu seferkinden maada onu her gelişinde tanımış*tım, demişti. Şu halde Hz. Musa 'nın ölüm meleğini tanıyamaması na*sıl yadırganabilir.

Cehmi'nin Allah melek için -kısas yapmamıştır, sözü ise cehline delildir. İnsanlarla melekler arasında kısas cereyan ettiğini yahut meleğin kısas istediğini, fakat kısas yapılmadığını kim haber vermiştir. Bunun kasden yapıldığına delil nedir...»

Gerek İbni Huzeyme, gerekse Hattâbî bu babda bir hayli söz daha etmişlerdir.

Hulâsa : alimler üç şekilde cevap vermişlerdir :

1- Allah Teâlâ'nın Hz. Mûsa'ya bu tokadı vurması için izin ver*miş olması imkânsız değildir. Allah dilediğini yapar ve dilediği şekilde imtihan eder.

2- Bu göz çıkarma mes'elesi mecazdır. Maksat Hz. Musa 'nın me*lekle münazara yaparak hüccetle ona galebe çalmasıdır. Fakat bu kavil zayıf görülmüştür.

3- Musa (Aleyhisselâm) gelenin Allah tarafından gönderilen melek olduğunu bilememiş, kendisine hücum edecek bir insan zannetmiş ve nef*sini müdafaya kalkışmıştır. Bu da kasdı olmaksızın meleğin gözünün çık*masına müncer olmuştur. Ebû Bekr, İbni Huzeyme ile diğer mutekaddiminin cevapları budur. Mâziri ile Kaadî Iyâz da bunu ihtiyar etmişlerdir. Çünkü hadîsde kasıt bulunduğuna bir sarahat yoktur.

Bu Hadisden Çıkarılan Hükümler:

1- Mûsa (Aleyhisselâm) 'in Allah indinde büyük mertebesi vardır. Meleğin gözünü çıkardığı halde kendisini muaheze buyurmaması buna de*lildir.

2- Faziletli yerlere ve sülehanın yakınlarına defnolunmak müstehabdır.

3- Melek kendi suretinden başka şekillere girebilir.

Not: Konuyla ilgili şu bilgileri de okumanızı tavsiye ederiz.

Hadîsin, Kur’ân gibi bazı müteşabihâtı var; ancak havass onların mânâlarını bulabilir. Şu hadîsin zâhiri dahi, müşkülât-ı hadîsin müteşabihat kısmından olmak ihtimali var.

Melâike, insan gibi bir surete inhisar etmez; müşahhas iken, bir küllî hükmündedir. Hazret-i Azrâil Aleyhisselâm, kabz-ı ervâha müekkel olan melâikelerin nâzırıdır.

Her ölünün ruhunu Hazret-i Azrâil Aleyhisselâm mı bizzat kabzediyor? Yoksa aveneleri mi kabzediyorlar?

Bu hususta üç meslek var:

Birinci meslek: Azrâil Aleyhisselâm, herkesin ruhunu kabzeder. Bir iş bir işe mâni olmaz.
mâni olmaz. Çünkü nuranîdir. Nuranî birşey, hadsiz âyineler vasıtasıyla hadsiz yerlerde bizzat bulunabilir ve temessül eder. Nuranînin temessülâtı, o nuranî zâtın hassasına mâliktir; onun aynı sayılır, gayrı değildir. Güneşin âyinelerdeki misalleri güneşin ziya ve hararetini gösterdiği gibi, melâike gibi ruhanîlerin dahi, âlem-i misalin ayrı ayrı âyinelerinde misalleri, onların aynılarıdır, hassalarını gösterirler. Fakat âyinelerin kàbiliyetine göre temessül ediyorlar. Nasıl ki Hazret-i Cebrâil Aleyhisselâm, bir vakitte Dıhye suretinde Sahabeler içinde göründüğü dakikada, binler yerde başka suretlerde ve Arş-ı Âzam önünde, şarktan garba kadar geniş ve muhteşem kanatlarıyla secde ediyordu. Her yerde, o yerin kàbiliyetine göre temessülü varmış; bir anda binler yerde bulunuyormuş.

İşte, şu mesleğe göre, kabz-ı ruh vaktinde insanın âyinesine temessül eden melekü’l-mevtin insanî ve cüz’î bir misali, Hazret-i Mûsâ Aleyhisselâm gibi bir ulü’l-azm ve celâlli ve hiddetli bir zâtın tokadına maruz olmak ve o misalî melekü’l-mevtin libası hükmündeki suret-i misaliyesindeki (girdiği şeklindeki ) gözünü çıkarmak ne muhaldir, ne fevkalâdedir, ne de gayr-ı makuldür.(akla zıd degildir)

İkinci meslek odur ki, Hazret-i Cebrâil, Mikâil, Azrâil gibi melâike-i izâm, birer nâzır-ı umumî (genel bakıcı) hükmünde, kendi nevilerinden ve kendilerine benzer küçük tarzda avâneleri vardır. Ve o muavinler, envâ-ı mahlûkata (yaratılanların çeşitlerine) göre ayrı ayrıdırlar. Sulehânın ervâhını kabzeden başkadır, ehl-i şekavetin ervâhını kabzeden yine başkadır.

Nasıl ki, وَالنَّازِعَاتِ غَرْقًا - وَالنَّاشِطَاتِ نَشْطًا âyeti işaret ediyor ki, kabz-ı ervâh eden, taife taifedir.

Bu mesleğe göre, Hazret-i Mûsâ Aleyhisselâm, Hazret-i Azrâil Aleyhisselâma değil, belki Azrâil’in bir avânesinin (yardımcısının) misalî cesedine (girdiği cesed şeklindeki), fıtrî celâletine ve hulkî celâdetine ve Cenâb-ı Hakkın yanında nazdar olmasına binaen, ona bir tokat aşk etmek gayet makuldür.

Üçüncü meslek: “Bazı melâikeler var ki, kırk bin başı var. Her başında kırk bin dili var (demek seksen bin gözü dahi var). Herbir dilde kırk bin tesbihat var.“

Evet, madem melâikeler âlem-i şehadetin envâına göre müekkeldirler (vazifedardırlar), âlem-i ervahta (ruhlar Alemnde) o envâın (çeşitlerin) tesbihatlarını temsil ediyorlar; elbette öyle olmak lâzım gelir. Çünkü, meselâ küre-i arz bir mahlûktur, Cenâb-ı Hakkı tesbih ediyor. Değil kırk bin, belki yüz binler baş hükmünde envâları var. Her nev’in, yüz binler dil hükmünde efradları var, ve hâkezâ... Demek, küre-i arza müekkel meleğin kırk bin, belki yüz binler başı olmalı ve her başında da yüz binler dil olmalı, ve hâkezâ...

İşte bu mesleğe binaen, Hazret-i Azrâil Aleyhisselâmın her ferde müteveccih bir yüzü ve bakar bir gözü vardır. Hazret-i Mûsâ Aleyhisselâmın Hazret-i Azrâil Aleyhisselâma tokat vurması, hâşâ, Azrâil Aleyhisselâmın mahiyet-i asliyesine ( azrailin bizzat kendisine degil) ve şekl-i hakikîsine değil ve bir tahkir (hakaret) değil ve adem-i kabul ( Kabul`ün yokluğu, kabulsüzlük.) değil; belki vazife-i risaletin (peygamberliğin) daha devamını ve bekàsını arzu ettiği için, kendi eceline dikkat eden ve hizmetine sed çekmek isteyen bir göze şamar vurmuş ve vurur.2

1- Sahihi Buhari, 2/113 ve 4/191; Sahihi Müslim 4/1843
2- Bediüzzaman, Mektubat, 350
seydaKumandan
nasreddin kardeş,

topic yazında hazreti Aliden bahsederken ''aleyhisselam'' ibareleri var.

Bu çok net bir bakışla bu yazıların bir ehli şia tarafından kaleme alındığını gösteriyor.

smile.gif

Ehli şianın ehli beytin dışında hadis kabul etmediğini de bilmeyen yoktur yani.

Kaldıki buhari ve müslimimn Eba Hureyre için naklettikleri,

ve ibarelerinnin içinde eba hureyreye ''şahsiyetsiz'' diyenlerinde olduğu yazılı o kaynaklar....

yine buharide dahil içlerinde bir çok eba hureyre naklini almışlardır.

Eba hureyreye nasıl olurda bu derece çok hadis nakledersin diyenlere:

-Siz ticaretle şunla bunla meşgulken,, ben iman ettiğim günden beri Peygamberin dizinin dibinden ayrılmadım...demiştir.

Biraz bol keseden sallama bir yazı bu.

selametle smile.gif

Bu basit görünüm sadece metinlerden oluşur. Resim ve Daha Fazla Bilgi Görmek İçin Forumun Normal Haline Geçmeniz GerekmektedirBuraya Tıklayın.
Invision Power Board © 2001-2008 Invision Power Services, Inc.