Müslümanlar Kendilerini Korumak İçin Akidelerinden En Ufak Bir Taviz Veremezler
İbn-i Cevzi Sa'lebe'den ve Hakim İbn-i Hizam'dan naklen şöyle dedi:
Ebu Talib ve Hadice Radıyallahu Anha'nin vefat etmeleriyle Rasûlullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in başına iki musibet birden geldi. Rasûlullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem evinde kalıp dışarıya çok az çıkmaya başladı. Bunun üzerine Kureyş daha önce yapamadıkları eziyetleri ona yapmaya başladı. Bunun üzerine Ebu Leheb Rasûlullah'a gelerek:
- "Ebu Talib zamanında yaptığını yap. Lat'a yemin ederim ki ben ölünceye kadar kimse sana eziyet edemez." dedi.
Bir gün İbnü'l Gaylale Rasûlullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e sövdü. Ebu Leheb onu azarlayıp dövdü. O da koşup bağırarak:
- "Ey Kureyş! Ebu Atiyye (yani Ebu Leheb) dinini değiştirdi." dedi.
Bunun üzerine Kureyş Ebu Leheb'e geldi. Ebu Leheb onlara:
- "Ben Abdulmuttalib'in dininden ayrılmadım. Ben dinimi değiştirmedim. Ben sadece kardeşimin oğlunu müdafaa ediyorum." dedi. Kureyş ona:
- "Sen iyi yapıyorsun. Akrabalık bağını korudun." dedi.
Kureyşliler Ebu Leheb'den korktuğu için Rasûlullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem bir kaç gün İslâm'ı rahatça yaydı. Sonra Ukbe b. Ebu Muayt ile Ebu Cehil, Ebu Leheb'e geldiler ve dediler ki:
- "Senin kardeşinin oğlu sana dedesinin nereye gideceğini haber vermedi mi?"
Ebu Leheb Rasûlullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e giderek Abdulmuttalib'in nerede olduğunu sordu. Rasûlullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem de:
- "Kavmiyle beraberdir." dedi.
Ebu Leheb, Ebu Cehil ve Ukbe'ye şöyle dedi:
- "O'na sordum. "Kavmiyle beraberdir" dedi." Onlar:
- "O cehennemde olduğunu iddia ediyor" dediler.
Bunun üzerine Ebu Leheb tekrar gelerek:
- "Abdulmuttalib cehenneme gidecek mi?" diye sordu.
Rasûlullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem de ona:
- "Abdulmuttalib ve onun gibi olanlar cehenneme girer." dedi.
Ebu Leheb:
- "Sen Abdulmuttalib cehenneme girer dediğin müddetçe ben senin sonsuza kadar düşmanınım." dedi.
Daha sonra Ebu Leheb ve Kureyşlilerin eziyetleri şiddetlendi.
Hadisi şerifte Rasûlullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in İslâm davetini yayabilmek ve insanlara ulaştırabilmek için kâfirleri kullandığını görüyoruz. Fakat O, bu kullanma karşısında akidesinden bir taviz vermeye asla iltifat etmemiştir. Ebu Leheb Rasûlullah'a Abdulmuttalib hakkında ilk defa soru sormaya geldiğinde ona çok dakik bir cevap vermiş ve bu cevapla ne Abdulmuttalib'e Müslüman muamelesi yapmış ne de Ebu Leheb'in tepkisini çekmiştir. Fakat Ebu Leheb ona ikinci defa gelip soru sorduğunda Rasûlullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem için iki seçenek belirmişti;
1 - Ya İslâm'ın yayılması için küfür bir amel olan bir kâfire Müslüman muamelesinde bulunacak,
2 - Ya da akidesini korumak için gelebilecek her türlü eziyeti göze alarak Abdulmuttalib'in Müslüman değil kâfir olduğunu ve diğer bütün kâfirler gibi onun da cehennemde olduğunu söyleyecekti.
Rasûlullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in hiç tereddütsüz ikinci şıkkı seçtiğini görüyoruz. Çünkü Rasûlullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in Abdulmuttalib'e Müslüman muamelesi yaptığında zahiren Abdulmuttalib'in dinini kabul etmiş sayılacaktı.
Rasûlullah'ın bu hareketlerinde şüphesiz Müslüman dava erlerine çok önemli işaret ve dersler vardır: Müslümanlar İslâm davasının ilerleyebilmesi için çok dakik olmalı ve eline geçen her fırsatı sonuna kadar değerlendirmelidir. Gerektiğinde kâfirleri ve onların İslâm'a karşı olmayan kanunlarını kullanarak savaşacakları cephe sayısını en aza indirmeye çalışmalıdır. Ayrıca İslâm'ın ilerlemesine engel olabilecek gereksiz savaş cephelerini bertaraf etmeye çalışmaları gerekir. Fakat daha önce de vurguladığımız gibi bu yolda akidelerinden en ufak bir taviz vermeleri caiz değildir. Gerçek bir dava adamı böyle bir şeyi yapmayı aklından dahi geçirmez. Çünkü o bilir ki bu dava için akide her-şeyden önemlidir ve onun yokluğunda veya bozukluğunda İslâm davasından da söz edilemez.