Yardım - Ara - Üyeler - Takvim
Normal Forum Görünümü: İhvan-ı Müslimin'in Ve Hareketin 'siyasi' Süreci
Islami Forum - Popüler Forum > EDEBİYAT VE DÜŞÜNCE > .·[ OKU VE DÜŞÜN ]·.
nasreddinhoca


İhvan-ı Müslimin'in ve Hareketin 'Siyasi' Süreci

İslami hareketlerleri ve şahsiyetleri, bilgi-birikim-iletişim ekseninde değil de -oldukça zayıf olduğumuz- medya ve kulaktan dolma söylentilerle değerlendirilmesinin doğal bir neticesi olarak önde gelen isimlerimiz (yazarlar, önderler, araştırmacılar) arasında, pek çok İslami Hareket haksız eleştirilere, yanlış tanımlanmaya ve hatta yargısız infazlara maruz kalmaktalar. Bu görüşler, halk arasında yaygınlık kazanmakta, netice itibariyle halk tabanında İslami Hareketlere karşı haklı bir temele dayanmayan olumsuz tepkilere, gerçek dışı izlenimlere, yalnızlaştırılmaya yol açmaktadır. Maalesef fitne ortamlarına zemin hazırlayan bu acı gerçek, ülkemizin de acı gerçeği...

İslami Hareketler hakkında bilgi eksikliğinin yaşandığı ve haksız ithamların yapıldığı alanlardan birisi de 'siyaset'tir. Ve bu konuda en ağır eleştirilere maruz kalan hareketlerden birisi de, Rabbimizin Kur'an'da örnekleştirdiği 'ümmetu-l vusta' yani 'vasat ümmet' çizgisini en iyi şekilde muhafaza eden ve bu mukaddes hedefe bağlılığın en ağır bedellerini ödeyen İhvan-ı Müslimin (Müslüman Kardeşler) hareketidir.

Türkiye'de ümmet bilincinden yoksun ve birtakım taassuplar içinde olan bazı kişiler insanları Müslüman Kardeşler'den soğutmak amacıyla çeşitli iddialar ortaya atmaktadır. Bu gibilerin bütün işleri, kendileri bir alternatif olamadıkları, açık bir dille çekemedikleri için -ki son dönemlerde HAMAS aleyhine de söz konusu tavırları belirdi- insanları, sade ve temiz kaynaklardan uzak tutabilmek için o kaynakların zehirli olduğu söylentilerini yaymaktır. İnsanların o kaynaklara olan ihtiyaçlarını gidermek amacıyla da Yüce Allah'ın: "Ne semirtir, ne de açlığı giderir" (Gaşiye, 88/7) dediği türden, insanlara bir şey vermeyen ya da asıl kendisi zehirli olan birtakım ürünler sunarlar. Zehirli olduğunu ileri sürdükleri kaynaklar hakkında ise hiçbir test yapma, onu tanıma, gerçekten zehirli mi yoksa besleyici mi olduğunu araştırma ihtiyacı bile duymazlar. İşte insanlarımızın asıl bu gibiler karşısında duyarlı olmaları, onların o zehirleyici dedikodularına karşı uyanık bulunmaları gerekir.

İslami Hareketlere yönelik bu kasıtlı fitne boyutu bir yana, bu acı gerçeğin şöyle bir boyutu var ki binlerce insanımızın güvenerek takip ettiği yazarlardan "İhvan, son dönemde seçimlere girmekle Hasan El-Benna'nın yolundan ayrıldı", "Günümüz Müslüman Kardeşler eski Müslüman Kardeşler değil" gibi şaşırtıcı ve vebali büyük cümlelere şahit oluyoruz. Peki bu gerçekten de doğru mu? Hudeybi yada Akif liderliğindeki İhvan, hareketin kurucusu olan el-Benna'nın yolundan ayrıldı mı? İhvan-ı Müslimin, HAMAS'ın sıkı sıkıya bağlı olduğu İhvan değil mi? 70'den fazla ülkede faaliyet gösteren bu Cemaat aslından kopmuş mu? Takipçilerimizden gelen yoğun soru-talep üzerine İhvan-ı Müslimin Hareketi'nin 'siyasi' sürecinin geçmişine gitme ihtiyacı hissettik.

Bundan gayemiz yetişen nesil ile Müslüman Kardeşler arasındaki bu haksız eleştiri duvarlarını kaldırarak İslam'ı bir bütün olarak anlamaya çalışan insanlarımızın doğrudan, sahih düzlemde muhatap olmalarını sağlamaktır. Çünkü bu haksız ve insafsız eleştiriler özellikle bazı gençlerimizin bu Hareket'ten uzak durmalarına yol açmakta dolayısıyla insanlarımızla bu güzide cemaat arasına setler çekilmektedir.

İhvan-ı Müslimin'in seçimlere girme tarihi 1938'dir. Yani İmam Hasan el-Benna'nın hayatta olduğu tarih. Ve İhvan'ın siyasi seçim alanındaki ilk tecrübesinin en önünde el-Benna vardır. El-Benna, hareketin de ilk tohumlarının atıldığı İsmailiyye şehrinden adaylığını koymuştur. Şehid Seyyid Kutub'un da şehadetine kadar (son 15 senesi) bi zatihi içinde buluduğu ve Eğitim-Öğretim Birimi Sorumluluğu'nu üstlendiği İhvan- Müslimin, seçimlere iki kez girmiş olan İhvan-ı Müslimin'dir.

(bkz: http://www.kudusyolu.com/index.php?adres=s...il=tr&id=30 )

Şunu belirtmek gerekir ki; Mısır'ın siyaset arenasındaki gerçeklik ile ülkemizin siyaset arenasını karşılaştırmak son derece yanlıştır. İmam El-Benna'nın bu ilk seçim tecrübesinde, Mısır'daki gücünü de ortaya çıkarmış oldu. Çünkü El-Benna'nın adaylığını açıklamasından rahatsız olan fesatçılar, bu adaylığı engellemek için harekete geçmişlerdir. Özellikle İngilizler ve İngilizlerin Mısır'daki adamları el-Benna karşıtı cephenin öncülüğünü yürütmüşlerdir.

Bu ilk seçimlerde, İhvan'a sadece İsmailiyye'den seçimlere girme izni verilmişti. İlerleyen günlerde İhvan üzerindeki baskılar daha da şiddetlenmişti. El-Benna'nın adaylığını geri çekmesi için her türlü yollar denenmekteydi. El-Benna, dava arkadaşları ile yaptığı istişareler sonucunda, resmi genel evlerinin kapatılması ve İhvan'a bağlı günlük gazetenin yayınlanmasına serbestlik getirilmesi şartıyla seçimlerden çekildiğini ilan etti. El-Benna liderliğindeki İhvan hareketi, ilk seçim tecrübesinde Mısır'daki en büyük muhalif hareket olduğunu ortaya koymuştu.

İmam El-Benna ve dava arkadaşları daha sonra 1941 yılında, bir yıl sonra yapılacak seçimlere gireceklerini ilan ettiler. Bir önceki seçimde olduğu gibi 1942 seçimleri öncesinde İhvan hareketi üzerinde yoğun bir baskı oluşturuldu. İhvan'dan bu baskıların ve saldırganlığın sona erdirilmesi için istenilen tek şey, seçimlere girmemesiydi. Ama bu sefer ne el-Benna ne de dava arkadaşları, seçimlerden çekilme yönündeki taleplere olumlu yanıt verme düşüncesindeydiler. Müslüman Kardeşler üzerindeki tüm oyunlar ve baskılar başarısızlıkla sonuçlandı ve İhvan bu seçimlere girdi. Seçimlere aleni olarak sahtekarlık bulaştırıldığı için seçim sonuçları beklenilen gibi çıkmamıştı.

İmam Hasan el-Benna, 1949 yılında şehid edildi. El-Benna döneminde, İhvan iki seçime girmiş, her ikisinde de stratejik kazanımlar elde etmişti. İlk seçimdeki genel evlerinin kapatılması ve günlük gazete çıkarılması karşılığında el-Benna'nın adaylıktan çekilmesi ve ikinci seçimde başarısız sonuç elde edilmesi, İhvan hareketinin çizgisini değiştirmemiştir. Tam aksi olarak İhvan, Mısır'daki köklerini daha da sabitleştirmiş ve zamanla "Allah gayemiz, Peygamber rehberimiz, Kur'an yasamız, Cihad yolumuz, Şehadet en büyük arzumuz" ilkeleri dünyanın dört bir yanına yayılmaya ve tohumlar saçmaya başlamıştır. Filistin İslami Direniş Hareketi HAMAS, bu süreçte Filistin İhvan'ı olarak çalışmalarına başlamış günümüze kadar İhvan'a bağlı olarak şanlı mücadelesini sürdürmüştür.

1936-52 yılları arasında Mısır'a Kral I. Fuad'ın oğlu Faruk başkanlık etmekteydi. 1952 yılındaki askeri darbe ile Faruk'un başkanlığına son verildi. Yönetime Muhammed Necib getirildi. 1954 yılındaki darbe ile de Necib görevden alınarak, zulüm ve baskılarıyla hatırlanılan Cemal Abdunnasır, Mısır'ın idaresine geldi. 1970 yılına kadarki Abdunnasır döneminde, İhvan herhangi bir seçime katılamadı. Çünkü bu dönemde hareket içerisindeki liderlerin çoğu tutuklanmış kimileri de şehid edilmişti. 1970 yılında Mısır'ın başına Enver Sedat gelmişti. Enver Sedat da zulüm ve baskıda refiki Abdunnasır'ı aratmadı.

İhvan-ı Müslimin'in 3. seçim tecrübesi 1976 yılındadır. Bu tarihte bağımsız aday olarak seçime giren İhvan-ı Müslimin Hareketinden Salah Ebu İsmail'dir. Ebu İsmail, bu seçimi kazanmasıyla, İhvan ilk defa Mısır Meclis'inde temsil edilmeye başlandı.

1979 yılında gerçekleştirilen seçimlere katılan Ebu İsmail ve Hasan el-Cemal, İhvan saflarından meclise girmişlerdir. Ebu İsmail'in Mısır Meclis'inde yaptığı en önemli eylemlerden birisi, İslam Şeriatını Mısır Anayasa'sının baş kaynağı olarak sunmasıydı.

İhvan'ın 5. seçim tecrübesi 1984 yılına rastlamaktadır. Bu dönemde İhvan'ın lideri Ömer Tilmisani iken, Mısır rejiminin başında da 1981 yılında Enver Sedat'ın öldürülerek Şehid Halid el İslambuli ve arkadaşları tarafından cezalandırılması üzerine, Mısır'ın yönetimi geçen Husnu La Mubarek vardı. Mısır rejimi, bu seçimlere resmi partiler ile girilmesini ve seçimi kazanabilmek için de %8 barajını şart koşmuştu. İhvan, bu seçimlere el-Vefd partisiyle yaptığı ittifak ile girdi. Seçimler sonucunda İhvan'a bağlı 6 vekil Mısır Meclisinde yerini aldı.

1984 seçimlerinde Mısır Meclis'ine giren İhvan'lı vekillerin isimleri şöyledir: Hasan el-Cemal, Mahfuz Hilmi, Muhammed el-Muraği, Muhammed eş-Şişatani, Husni Abdulbaki ve Abdulğafur Aziz.

El-Vefd ile yapılan bu ittifak da 1981 yılında çıkan olaylar sonucunda İhvan lideri Tilmisani ile el-Vefd'in lideri Fuap Paşa Siracuddin'in tutuklanması etkili olmuştu. Zira İhvan, İslam Nizamını hedef edinmiş bir cemaat iken el-Vefd libaral eğilimi olan bir partiydi. Aralarında ilke, hedef ve yöntem açısından çok farklar vardı. Ancak, Mısır rejiminin her muhalif harekete olan katı tavrı, %8 oy alamayacak olan el-Vefd ve İhvan hareketini 'siyasi' arenada bir araya getirmişti.

İhvan'ın girdiği 6. seçimlerde bir öncekilere oranla büyük başarı elde edilmiştir. İhvan'ın bugün kullandığı " Çözüm İslam!" sloganı da ilk defa 1987 yılında ilan edilmişti. İhvan bu seçimlere de el-Ahrar ve el-Amel hareketleri ile ittifak yaparak girdi. Bu ittifak %17 oy ile 56 milletvekili çıkarmayı başardı. Bu vekillerden 37 tanesi İhvan saflarındandı. Bu dönemde Mısır Meclis'indeki milletvekillerinin sayısı da 454 idi. Vekillerden 10 tanesi tayin, diğerleri de seçimle meclise girmişlerdi.

Bu dönemde Muhammed Me'mun Hudeybi, Ahmed Seyfulislam Hasan el-Benna, Şimdiki İhvan lideri Muhammed Mehdi Akif, Akif'in şimdiki yardımcısı Muhammed Habib, İhvan liderlerinden ve dün gözaltına alınan İsam Uryan ve diğer ihvan liderleri Mısır Meclis'inde, en büyük muhalif gurup olarak yer almışlardır.

İhvan bu dönemde, milletvekilliği seçimlerindeki gibi sendika seçimlerinde de ezici çoğunlukla seçimleri kazanmıştı. 1985 ve 1987 yıllarındaki Mühendisler sendikası, 1986 yılındaki doktorlar sendikası, 1988'deki eczacılar sendikası ve 1988 yılındaki öğretmenler sendikasının başkanları İhvan saflarından seçilmişti. İhvan'ın bu hızlı yükselişi, La Mubarek'i oldukça korkutmuştu.

İhvan beraberindeki bir çok siyasi partiyle 1990 yılında yapılan seçimleri boykot ederek, seçimlere katılmamıştı. İhvan liderliğindeki muhalif cephe, seçimlerin önceki seçimler gibi temiz ve güvenilir bir şekilde yapılmayacağını savunmaktaydı. Sonuç olarak Mısır halkının sadece % 9'u seçimlere katılmış ve %90 oyla iktidar partisi 'zafer' kazanmış oldu.

İhvan 1995 yılındaki seçimlere yine "Çözüm İslam" sloganıyla girdi ve bu seçimlerde 150 aday çıkardı. Seçim öncesinde Mısır rejimi 82 İhvan liderini tutukladı. Tutuklulardan 54 tanesi 3 ile 5 yıl arasında değişen zamanlarda hapisle cezalandırıldılar. Seçim sonucunda gerek İhvan gerekse İttifak yaptığı hareketler içerisinden sadece şimdi de vekil olan Ali Fethulbab, Mısır Meclis'ine girmeyi başardı.

2000 yılında yapılan seçimlere İhvan 70 adayla girdi. Seçimlerde 17 vekil çıkartan İhvan yine İmam el Benna'nın 5 ilkesinin yanında 'Çözüm İslam' sloganını bayraklaştırdı. Bu seçimler öncesinde de Mısır rejimi, gerek İhvan gerekse muhalif cephenin seçimi kazanmaması için elinden gelen tüm baskı yöntemlerini devreye sokmuştu. 17 vekilin meclise girmesi bile Mısır rejimini rahatsız edecek nitelikteydi.

Mısır rejimi 2005 seçimleri öncesinde yeni seçim sistemini ilan etti. Bu seçim sistemi, İhvan'lı adayların meclise girmesini engellemek için oluşturulmuştu.

Muhammed Mehdi Akif'in yardımcısı Muhammed Habib, bu seçim sistemi hakkında "Aslında referandumla kabul edilen yeni anayasa, çok adayın katılımını sağlayan değişiklikler getirse bile temelde bakıldığında İhvan-ı Müslimin'in önünü kesmeye yöneliktir de diyebiliriz" demişti.

İhvan'ın parti kuramadığını, dolayısıyla seçimlere ancak bağımsız adaylarla katılabileceğini belirten Habib, bağımsız bir adayın seçimlere katılmasının da neredeyse imkansız olduğunu söylemişti.

Seçimler öncesinde Mısır rejiminin aldığı kararlarda Amerika'nın da etkisinin olduğunu vurgulayan Habib, "Amerika bir hayır cemiyeti ya da çözüm müessesesi değil. Amerika kendi gündemine göre hareket ediyor" demişti.

Habib 2005 yılındaki seçimlere gireceklerini şöyle ifade etmekteydi. "Bu seçimlere katılacağız ve adaylarımızı da belirlemiş durumdayız. Ama son ana kadar bu isimleri belirlemeyeceğiz. Çünkü o isimleri açıklarsak istihbarata hapse atacakları isimlerin listesini vermiş oluruz." şeklinde konuşuyordu.

2005 seçimlerinde meclise giren 454 milletvekilinden 88 tanesi İhvan-ı Müslimin saflarındandır.

Ömründen 20 seneden fazlasını türlü işkenceler altında Mısır zindanlarından geçiren İhvan-ı Müslimin'in şuanki Genel Mürşidi Üstad Muhammed Mehdi Akif yaptığı açıklamalarda 'Siyonist rejime ve ABD'ye karşı meşru tüm yollarla mücadeleye devam edeceklerini, Mısır rejiminin İhvan'ı yok etmeye çalışmasının ve saldırganlıklarında haddi aşmasının sebebi olarak Müslüman Kardeşlerin, HAMAS ve Hizbullah gibi ümmetin yüz aklarıyla beraber olmaları olduğunu' vurguluyor.

İhvan-ı Müslimin dünyanın dört bir yanında 'ümmetu-l vusta' örnekliğiyle ıslah ve değişim yolunda insanlığı aydınlatmaya devam ediyor.


MÜSLÜMAN KARDEŞLERİN ON ÇALIŞMA PRENSİBİ

1- Birlik en büyük hedeftir. Kalpler arasındaki bağ güçlü olsun, tek söz üzerine birleşsin.

2- 'Lailahe İllallah' diyen herkes Tevhid çatısı altında beraberimizdedir.

3- Kusuru nefsinde ara, muhalif hakkında iyi şeyler düşün.

4- Tepki verirken bile ahlakı göz ardı etme

5- Tartışma ve Kibir yok

6- Bir meselede doğru birden fazla olabilir

7- İttifak edilen şeylerde yardımlaş, farklı düşüncelere saygılı ol

8- Ortak düşmanı ön planda tut

9- İş ve üretim ufkunu aç. Her kardeş, -özel hayatındaki işlerine ilave olarak- hergün bir miktar Kur'an okumalı, yatmadan önce nefsini muhasebe etmelidir.

10- Yanlış yoldakilere üzülürüz; üzerine çullanıp teşhir etmeyiz.


"İslam; kulluk ve liderlik, din ve devlet, ruhanilik, iş ve namaz, cihad ve itaat, Mushaf ve kılıçtır. Bunlar birbirinden ayrılmaz." Şehid İmam Hasan El-Benna


Kudüs Yolu






Şehid Seyyid Kutub

"Kalem sahipleri büyük işler başarabilirler, ancak yazdıklarını kanları ve canlarıyla beslemek şartıyla"

Kur'an'ı Hem Kalemiyle Hem Hayatıyla Tefsir Eden Bir Mücahid : Seyyid Kutub

Önder Bir Şahsiyet

Seyyid Kutub, 20. yüzyılın en büyük ve önemli düşünürlerinden biridir. O inancı uğruna tüm sıkıntı ve güçlüklere göğüs geren, hatta bu yolda canını vermekten dahi çekinmeyen düşünceleriyle, yaşantısıyla çevresine ışık saçan önder bir şahsiyettir.

Seyyid Kutub, Yüce Allah'ın: "Mü'minlerden öyle adamlar vardır ki, Allah'a verdikleri söz e sadık kaldılar. Onlardan kimi (Allah yolunda şehid edilmek suretiyle) adağını yerine getirdi, kimi de (şehid olmayı) beklemektedir. (Ahidlerinde) hiçbir değişiklik yapmamışlardır" (Ahzab, 33/23) ayetinde sözü edilen kişilerden olduğuna inandığımız ve çağın yetiştirdiği müstesna insanlardan biridir.

Dindar ve Seçkin Bir Aileye Mensuptu

1906'da Mısır'ın Asyut kasabasında doğan Seyyid Kutub aslen Arabistanlıdır. Dedesi Şeyh Vakur, Arabistan'dan Mısır'a göç etmiş ve burada çiftçilikle uğraşmaya başlamıştır. Dedesi ilim, takva ve güzel ahlakıyla ünlüydü. Anne ve babası da çok dindar ve takva sahibi insanlardı. Kutub, kendisi annesine ithaf ettiği "Kur'an-ı Kerim'de Edebi Tasvir" adlı eserinde, onun dinine ne kadar bağlı bir kadın olduğundan söz eder.

Seyyid Kutub, annesinin yoğun istek ve teşvikiyle küçük yaşlarda Kur'an'ı ezberledi. Babası İbrahim Kutub'a ithaf ettiği "Kur'an'da Kıyamet Sahneleri" adlı eserinde şöyle der: "Babamın en çok dikkat ettiği şey, bizim ruhumuza ahiret duygusunu yerleştirmekti."

İlk eğitimini aile içinde aldıktan sonra, el-Ezher Üniversitesinde orta ve lise tahsilini yaptı. Daha sonra Daru'l-Ulum Fakültesi'ni bitirdi. 1933'te aynı fakültede edebiyat dalında öğretim görevlisi olarak çalışmaya başladı. O dönemde "Yeni Fikir" adı altında bir dergi çıkardı. 1941'de sosyoloji doktorası yapmak üzere Maarif vekaleti tarafından Amerika'ya gönderildi. Yine aynı dönemlerde Müslüman Kardeşler cemaatiyle birtakım ilişkilere girmişti. 1945'te Amerika'dan döndükten bir süre sonra da, tamamen bu cemaate katıldı.

Cahiliyeden Hidayete

Seyyid Kutub'un hayatı, iki döneme ayrılır:

Birincisi, Allah'a olan inancını da koruyarak, sosyalizme yöneldiği ve daha çok edebi çalışmalara ağırlık verdiği dönemdir ki, kendisi bunu "cahiliye dönemi" olarak adlandırır. Bu dönemde "Dikenler", "Köyden Bir Çocuk" ve "Sihirli Şehir" adlı üç romanı yayınlanmıştır.

İkincisi, İslami fikir ve anlayışının derinleştiği ve olgunlaştığı ve Müslüman Kardeşler'e katıldığı dönemdir.

Zulüm ve İşkence

Seyyid Kutub, 1954'te tutuklanarak askeri hapishaneye kondu. Hapishane cellatları tarafından ağır işkencelere maruz kalması sonucunda mide ve bağırsak kanamasına maruz kaldı. Buna rağmen cellatlar eğitilmiş köpeklerle onu kovalıyor, hastalık ve yorgunluktan dolayı bir an bile koşamadığı zaman köpekler vücudunu parçalıyordu. Mahkemesini izlemek amacıyla Mısır'a gelen insan hakları temsilcisinin Seyyid Kutub'un vücudundaki işkence izlerini görmemesi için mahkemesi ertelendi. İnsan hakları temsilcisinin Mısır'dan ayrılmasından iki hafta sonra Kutub, mahkemeye çıkarılarak 15 yıl hapis cezasına çarptırıldı. Hapiste on yıl kaldıktan sonra sıhhi sebeplerden dolayı serbest bırakıldı. Ama kendi evinde zorunlu ikamete tabi tutuldu.

1965'te "Yoldaki İşaretler" adlı eserinden dolayı tekrar tutuklanan Kutub, bu kez üç - dört hastalığa birden yakalanmış, yaşı da 60'a dayanmıştı. Cellatlar tam dört gün boyunca onu bağladılar, yiyecek ve içecekten de mahrum bıraktılar. Su istediğinde cellatlar suyu getiriyor ancak ona vermiyor, daha fazla eziyet çektirmek için getirilen suyu gözleri önünde yere döküyorlardı. (1) Yapılan bunca işkenceye rağmen onu davasından vazgeçiremeyince bu kez psikolojik işkence yapmaya başladılar. 25 yaşındaki mühendis yeğeni Rıfat Bekr eş-Şafii'yi getirerek gözleri önünde ona akıl almaz işkenceler yaptılar. İşkencelere dayanamayan Rıfat dayısının gözleri önünde şehit oldu. (2) Bu yolla da Kutub'u vazgeçiremeyince bu kez Azmi adındaki diğer yeğenini getirerek abisi Rıfat gibi şiddetli işkencelere tabi tuttular. Az daha o da abisi gibi şehit olacaktı. Cellatlar bununla da yetinmeyerek Şehit Rıfat'ın annesi Nefise Kutub ile Seyyid Kutub'un diğer kız kardeşi Emine Kutub'a da dehşet verici işkenceler yaptılar. Oğlu Rıfat şehit edildikten sonra Nefise hanım serbest bırakıldı. Kız kardeşi Emine Kutub'un tutukluluk hali ise devam etti. Daha sonra sözde mahkemeye çıkarılan Emine Kutub 10 yıl hapis cezasına çarptırıldı ve bir bölümü askeri hapishanede diğer bölümü de Kanatir cezaevinde olmak üzere toplam altı yıl dört ay hapis yattıktan sonra serbest bırakıldı. (3)

Seyyid Kutub, Müslüman Kardeşler'den Ayrılmamıştır

Seyyid Kutub'la ilgili önemli bir yanlış iddia da onun şehadetinden önce Müslüman Kardeşler cemaatiyle irtibatının kesildiği veya bu cemaatin onun yolunu terk ettiği, cemaatin içinde ona karşı anlayışların geliştiği iddiasıdır. Onun şehadetinden önce bu cemaati terk ettiğine dair hiçbir delil yoktur. Varlığı bilinen bir şeyin yok olduğunu ispat etmek için yok olduğunun delillere dayandırılması gerekir. Kaldı ki onun kardeşleri ve kendisini yakından tanıyanlar böyle bir şeyin olmadığını ifade etmişlerdir. Cemaat içinde de Seyyid Kutub geçmişte olduğu gibi sevilmekte, kitapları tavsiye edilmekte, tefsiri eğitim programlarında okutulmakta ve davasına her zaman olduğu gibi sahip çıkılmaktadır. Ben Müslüman Kardeşler cemaatinin ileri gelenlerinden ve taban kesiminden yüzlerce insanla görüştüm. Birçoklarına Seyyid Kutub'la ilgili iddiaları özellikle sordum. Seyyid Kutub'u reddeden, onu karşısına alan bir tek kişiye rastlamadım.

Seyyid Kutub'un kız kardeşi Hamide Kutub'un bildirdiğine göre, Üstad şehadetinden kısa bir süre önce ona şöyle demiştir: "Şayet Hasan Hudeybi'yi (İhvan'ın o zamanki genel mürşidi) görürsen benden ona selam söyle ve kendisine, onun zarar görmemesi için insanın tahammül edebileceği bütün zorluklara tahammül ettiğimi söyle." (12) Ayrıca yine hapishanede kendisine idam kararı haberi ulaşınca şöyle demişti: "Allah'a hamd olsun on beş yıldır şehadete ulaşmak için çalışıyorum. (O zaman İhvan'a katılmasının on beşinci yılıydı.) " (13) Yani o Müslüman Kardeşler cemaatinin saflarında verdiği mücadelenin tümünü bir bütün olarak değerlendirmiş ve bu dönemi şehadete ulaşmak için çalıştığı dönem olarak nitelemiştir. Cemaatten ayrıldığını ima edecek bir söz dahi sarf etmemiştir. Bütün bunlar da gösteriyor ki o, şehadetine kadar Müslüman Kardeşler içinde faaliyet göstermiştir.

Bu yöndeki iddiaların kaynağı Müslüman Kardeşler'e karşı olanların Seyyid Kutub'u onlardan görmek istememeleri dolayısıyla uydurdukları yalanlardır. Belirttiğimiz üzere Müslüman Kardeşler cemaati de, Seyyid Kutub'u sağlığında bağırlarına bastıkları gibi şehit edilmesinden sonra da onun fikirlerinin bayraktarlığını yapmış, asla onun düşüncelerinin yayılmasını önlemeyi amaçlayan bir tavır içine girmemişlerdir.


"Zalimlerden Özür Dilemem"

Caniler burada zikrettiğimiz ve zikredemediğimiz onca işkenceye rağmen Seyyid Kutub'u davasından vazgeçiremeyince diğer kız kardeşi Hamide Kutub vasıtasıyla kendisiyle pazarlık yapmaya başladılar. Caniler Hamide Kutub vasıtasıyla kendisine şu teklifte bulundular: "Şimdiye kadarki söz ve hareketlerinde yanıldığını beyan ederek Cumhurbaşkanı Cemal Abdünnasır'dan özür dilediğin takdirde, idam hükmünü bozacak ve seni serbest bırakacaktır." Hamide Kutub, ağabeyinin affedilmesini ve yaşamasını çok istiyordu. Bu yüzden de teklifi kendisine iletti. Üstad Kutub'un cevabı gayet açık ve tavizsizdi: "Eğer idamı hak etmiş olarak hakkın emri ile ipe çekiliyorsam buna itiraz etmek haksızlıktır. Eğer batılın zulmüne kurban gidiyorsam, batıldan merhamet dileyecek kadar alçalamam!.."

Bu sözleri onu ebedileştiren, tüm İslam aleminde örnek ve önder bir mücahit olarak tanınmasına vesile olan sözler olmuştur. Onun dünyevi bedeni idam yoluyla öldürülüp toprağa gömüldü, ama gösterdiği kararlılık fikirlerini kendisine yönelen inanç sahiplerinin önünü açan bir meşale kıldı.

Seyyid Kutub, eş-Şeyh Abdülfettah İsmail ve Muhammed Yusuf Havvaş'la birlikte idama mahkum edilmişti. İdam kararı 29 Ağustos 1966'da infaz edildi.

(vahdet.com.tr - Ahmed Varol)

Aziz Şehid Prof.Dr.Seyyid Kutub'un Şehadeti'nin 40. yıldönümünde kutlu imamı vefa ve sonsuz minnetle anıyor,O'na ve İslam'ın tüm şehidleriyle olan ahdimizi, misakımızı bir kez daha tazeliyoruz.

Çağdaş Firavun Nasır'ın mahkeme heyeti onu idama mahkum ettiğinde Üstad'ın ağzından şu sözler dökülmüştü: "Eğer Allah kanunu ile mahkum edilmişsem ben Hakk'ın hükmüne razıyım. Eğer batıl kanunlarla mahkum olmuşsam ondan çok daha üstün bir düşünceye sahip olduğum için batıldan ve münafıklardan merhamet dilemem. Allah'a şükürler olsun ki on beş sene cihad ettikten sonra bu mertebeye ulaştım.Ben Allah yolunda yaptığım iş için asla özür dilemem.Namazda Allah'ın birliğine şehadet eden parmağım asla bir tağutun hükmünü onaylayan tek bir harf bile yazmayacaktır"

ŞEHADETİN KUTLU OLSUN EY ŞEHİD!





Şehid Hasan El Benna ve İhvan-ı Müslimin

"Allah gayemiz, Peygamber aleyhisselam önderimiz, Kur'an yasamız, Cihad yolumuz, Allah yolunda ölüm en büyük hedefimiz" Şehid Üstad Hasan El-Benna

20. Asrın Başları

Geçmişinden Koparılmış, geleceği karartılmış bir Ümmet...
Müslümanların yaşadığı toprakların tamamı kasaba kasaba, ülke ülke işgal edilmiş, insanları zincirlenmiş, serveti heder edilmiştir. Orduları dağıtılmış, medreseleri çökertilmişti. Dinini hurafeler, bidatler kuşatmış, camileri miskinler mesken edinmişti. Yönetimleri fesada uğratılmış, birliğin sembolü hilafet önce sulandırılmış, ardından da ilga edilmişti. Başsız, dağınık, umutsuz, yolsuz, susuz, yapayalnız bir Ümmet vardı ortada. Peygamberin vekili, dirliğin direği alimler kavuklarının altında kaybolmuştu. Gözleri görmez, dilleri çözülmez olmuştu. Hastası hasta, doktoru da hasta bir Ümmet.

Akıl Veren Yok, Yol gösteren yok!

Cesaret toprağa gömülmüş de üzerine dağlar yığılmıştı sanki. Kimse konuşmuyor, konuşan dinlenmiyordu. Kellesini koltuğuna alıp konuşan ya sözünü bitiremiyor ya da bir daha konuşamayacak dilsize dönüştürülüyordu. Kim kimin adamı, kim nereden geldi belli değildi.

Ne Hac Hacdı, Ne Namaz Namazdı.

Yola çıkan azdı. O azlarda kasabalarının dar coğrafyalarının sınırlarını aşamıyorlardı. İman kardeşliği ile sınırları çizilmiş koca toprağı düşleyemiyorlardı.
Aliminden cahiline herkes, kasabını bekleyen koyuna dönüştürülmüştü. Kıble namazda Kabe'yi, eylemde batıyı gösteriyordu. Kimi ecelini bekliyor kimi kestirmeden kurtaracak bir Mehdi'yi... Aç, açık ve selde saman çöpü gibi bir Ümmet.

Kurtlar Sofrasında Bir Ümmet

Fitne mi fitne, afet mi afet, Selahaddinlerin, Fatihlerin toprağı bir mezarlığa dönmüştü. Yiğitler diyarı Anadolu, farklı farklı çizmelerin çiğnediği yerdi artık. İlim diyarı Mısır yoktu. Ezher bin yıllık fenerini söndürmüş Müslümanları karanlıkta bırakmıştı. Koca bir mezarlık!

Akdeniz'in Ortasında Bir Göl Gibi Kalan Mezarlık!

Mezarlıktaki gönüllü ölüler arasında ses çıkaranlardan kimileri de başlarına gelenden dinlerini sorumlu tutuyor, neredeyse hristiyan olsak böyle olmazdı diyorlardı. Koca bir mezarlık!

Ölülerin Çukurlarını Elleriyle Kazdıkları Mezarlık!

Herkes bir kurtarıcı bekliyor; ama kimse kurtarıcı olmuyordu. Ölüm sessizliği, pasifliğin kahrı kimlikleri imha etmişti. Dert yanan çok, derman bilen yoktu. Kendisinden çok şey beklenenler bocalıyor, Ümmeti hayal kırıklığına uğratıyordu.

Her Gün Yeni Bir Facia, Yeni Bir Şok!

Ve Koca Mezarlıkta 22 Yaşında Bir Diri: Hasan El Benna

1906'ta Mısır'da doğdu.Alim bir babanın oğluydu. Genç yaşta Kur'an'ı ezberledi. Yaşından büyük düşüncelerle emsallerinin arasından ayrıldı. Lise talebesi iken ilk cemiyetini kurdu: "Haramlara Karşı Mücadele Cemiyeti". Henüz üniversite talebesi iken olaylara sessiz kalan Ulemanın tavrına tepki gösterdi. Hocalarını örgütleyip sokağa döktü.

Önce camileri dolaştı. İnsanlara, tarihi şereflerle dolu bir Ümmetin böyle olmaması gerektiğini, dinlerini yüzüstü bırakamayacaklarını anlatmaya çalıştı. Camilerde Allah'ın dinini anlattı. Dinletemedi. Camisinde garip bir İslam'a ağlamak yerine çareler üretti. Olmaz sanılanları olur hale getirdi.

Ne yazık ki Ümmetin fotoğrafı içler acısıydı. Bir taraftan hurafe ve bidatler diğer taraftan da bütün olup bitenlere rağmen parça parça olmuş düşünceler, ayrılıklar... Gemisini kurtaran kaptanlaşıyor. Baktı ki dediğini anlayan yok kendisine yeni bir yol belirledi. Yaşadığı yerdeki kahvehaneleri çalışma merkezi yaptı. İsmailiye'de üç kahvehaneyi kendisine merkez seçti. Her hafta üç kahvehanede sırayla dersler yaptı. Köyleri dolaştı, mescidleri gezdi. Sırtında on dört asırlık bir Ümmeti yüklenmiş olarak yola koyuldu.

Yıl: 1928 Mart Ayı:

Konuştuğu kahvehanelerde onu dinleyenlerden altı kişi bir akşam O'nun evinde toplandı. Artık, konuşmalarını dinledikleri diriden etkilenmişler, ne yapmaları gerektiğini sormaya gelmişlerdi. O akşam orada, İslam davası için yaşamaya ve ölmeye yemin ederek sözleştiler. Sermaye olarak ortaya ilk önce ruhlarını ve ailelerinin o günkü ekmek paralarını koydular.

İçlerinden biri:

"Teşkilatımızın adı ne olacak?" dedi.

Hasan El Benna:

"Biz İslam'a hizmet için yola çıkmış kardeşleriz. Adımız da İhvan-ı Müslimin(Müslüman Kardeşler) olsun." dedi

Böylece 22 yaşında Müslüman Kardeşler örgütünü kurmuş oldu.

Yedi yaren yola koyuldu. Ashab-ı Kehf mağaraya çekilmişti. Bunlar ise, mağaradan meydanlara çıktılar.

Mezarlıktaki Ölüleri Uyandırmaya Başladılar

Onlar Allah'a güvenip çalıştılar. Allah sözlerine bereket verdi. Müslümanları asil kimliklerine çağırdılar. Hurafelerden arınmaya, yeniden bir İslam kardeşliği kurmaya davet ettiler.

Kısa bir zaman da 'İhvan-ı Müslimin' büyüdü. Yahudilere karşı cihadı teşfik etti. Filistin meselesini İslam'ın meselesi olarak gündeme getirdi. Filistinde savaşacak birlikler oluşturup cepheye gönderdi. Bir tanesinin başında da kendisi bulundu. Mısırı kemiren İngilizlere karşı ayaklanma başlattı. Mısır çapında okullar, camiler, fabrikalar yapılmasına vesile oldu. Medrese açtırdı. Binler, onbinler derken büyük bir kitleyi uyandırdı.enaz

Kadınların şuurlanması ile özellikle ilgilendi. Müslüman kadınlar örgütü kurdu.

ONUN EN ÇOK BİLİNEN PAROLASI: "İŞLERİMİZ VAKTİMİZDEN ÇOKTUR!"

Hiç ümitsiz olmadı. Pek nazik ve tatlı dilli oldu. Çaresizliği asla kabullenmedi. Allah'a itimadını sarsmadı. Olaylardan ve düşmanlardan daha büyük gördü kendisini.

Namaz vakti, en büyük iş olarak namazı gördü. Davet zamanı da daveti en büyük eylem gördü. İşleri arasında sürtüşme olmadı. Din ve dünya, iş ve ibadet, aile ve cemaat arasında mükemmel bir denge kurdu. Çevresindekilere örnek oldu. Bıkmadı, usanmadı. Azmi dağlar gibiydi.

Etrafında onun sözlerini dinleyenlere şöyle derdi:

"İşlerimiz vaktimizden çoktur!"

TAŞLARI YERİNDEN OYNATTI, OYUNU BOZULDU

1948'de Yahudilere karşı cihaddan söz edince İhvan-ı Müslümin yasa dışı ilan edildi ve kapatıldı. İngilizler onu kara listeye aldılar. Faaliyetlerine "Müslüman Gençler" adıyla devam etti. O ve beraberindekiler büyük bir sindirmeye maruz kaldılar. Sevenleri grup grup tutuklandı. Bir konuşmasında dedi ki: "Ben bu gece rüyamda Hz. Ömer'i gördüm. Bana, 'Hasan öldürüleceksin.' dedi. Ben de kalktım sabaha kadar teheccüd kıldım."

1949 yılının şubat ayında özel aracına el kondu. Ruhsatlı silahı alındı. Yanında korumalığını yapan iki öz kardeşi tutuklandı. Çevresindekiler, araçlarla bilinmeyen yerlere götürüldü. 12 Şubat günü bir koferansından çıkarken silahlı saldırıya uğradı. Olay yerinde ölmedi. Hastaneye kaldırıldı. Polis hastaneye müdahale etti, tedavi görmesini engelledi. Orada ruhunu teslim etti.

MEZARLIKTAKİ DİRİ'NİN İLGİNÇ CENAZESİ

Hasan el-Benna'nın şehadetinden sonra Kahire'de camiler kapatıldı. Erkekler tutuklandı. Sokaklarda sadece polis ve askerler kaldı. Babası doksan yaşında idi.

Cenazesi evine getirildi. Cenazesini mezarlığa götürecek erkek bulunamadığı için, kız kardeşleri ve hanımı tarafından mezarlığa götürüldü. Namazını sadece kadınlar ve babası kıldı. Mezara da onlar indirdi.

Tarihte görülüp görülmediği bilinmez bir bedel ödedi.

Ödediği bedele de değdi.

Bir ekol oldu.

Umut oldu.

Örnek oldu.

Onun ardından bütün İslam topraklarında art arda hareketler başladı.

Vücudu öldü, adı ebedileşti. Allah ondan razı olsun. Ona rahmet etsin.

ŞEHİD İMAMIN ON ÇALIŞMA PRENSİBİ

1- Birlik en büyük hedeftir. Kalpler arasındaki bağ güçlü olsun, tek söz üzerine birleşsin.

2- 'Lailahe İllallah' diyen herkes Tevhid çatısı altında beraberimizdedir.

3- Kusuru nefsinde ara, muhalif hakkında iyi şeyler düşün.

4- Tepki verirken bile ahlakı göz ardı etme

5- Tartışma ve Kibir yok

6- Bir meselede doğru birden fazla olabilir

7- İttifak edilen şeylerde yardımlaş, farklı düşüncelere saygılı ol

8- Ortak düşmanı ön planda tut

9- İş ve üretim ufkunu aç. Her kardeş, -özel hayatındaki işlerine ilave olarak- hergün bir miktar Kur'an okumalı, yatmadan önce nefsini muhasebe etmelidir.

10- Yanlış yoldakilere üzülürüz; üzerine çullanıp teşhir etmeyiz.


"İslam; kulluk ve liderlik, din ve devlet, ruhanilik, iş ve namaz, cihad ve itaat, Mushaf ve kılıçtır. Bunlar birbirinden ayrılmaz." Şehid Üstad Hasan El-Benna
sabah_rüzgarı
yazınn bi kısmını okudum
ihvanimüsliminn davasnn hedeflinn ne oldunu gayet iyi açıklamış
özelikle de prensipleri çok güzel
sade onların değil her müslümann kendine ilke edinmesi gerek

"Allah gayemiz, Peygamber rehberimiz, Kur'an yasamız, Cihad yolumuz, Şehadet en büyük arzumuz"

nasreddinhoca


HASAN EL-BENNÂ’DAN ON TAVSİYE

1-)Hangi durumda olursan ol ezanı duyar duymaz hemen namaza git.

2-)Kur’an oku, Kur'ân’ın ne dediğini iyice anlamak için dikkatle incele, ya da okuyanları dinle, Allah’ı zikret. Vaktinin az bir kısmını bile faydasız yere geçirme.

3-)Fasih Arapça (öğrenip) konuşmaya gayret et. Çünkü fasih Arapça konuşmak İslam şiarındandır.

4-)Nerede ve hangi durumda olursan ol çok tartışma. Çünkü tartışma asla hayır getirmez.

5-)Çok gülme. Çünkü Allah’a bağlı olan kalb sakin ve vakurdur.

6-)Çok şaka yapma. Çünkü mücahid ümmet ciddi olur.

7-)Sesini ihtiyaçtan fazla yükseltme, çünkü bu, hem dinen tasvip edilmeyen, hem de dinleyiciyi rahatsız eden bir husustur.

8-)Kişileri çekiştirmek(gıybet)ten, cemaatlerin aleyhinde konuşmaktan sakın ve sadece hayrı konuş.

9-)Karşılaştığın din kardeşinle tanış, çünkü davamızın esası sevgi ve tanışmadır.

10-)Görevlerimiz vaktimizden daha çoktur. Bu sebeple zamanını değerlendirmesi için başkasına yardımcı ol. Eğer önemli bir işin varsa en kısa zamanda hallet. Ve karşı tarafın zamanını heder etme!



Kaynak: Allah'a Yönelenlerin Rehberi-Salih Ekinci-Ravza Yayınları-İst–2006

CEVAPLAR ORG-TIKLA
Bu basit görünüm sadece metinlerden oluşur. Resim ve Daha Fazla Bilgi Görmek İçin Forumun Normal Haline Geçmeniz GerekmektedirBuraya Tıklayın.
Invision Power Board © 2001-2008 Invision Power Services, Inc.