Yardım - Ara - Üyeler - Takvim
Normal Forum Görünümü: Bir Geyik Adamı =nasreddin Hoca.
Islami Forum - Popüler Forum > İSLAMİ KONULAR > .·[ İZ BIRAKANLAR ]·.
sabah_rüzgarı
Bir Geyik Adamı =Nasreddin Hoca……

Esprinin taşı gediğine koymak yeri geldi söylemek olarak tarif edilmesi durumunda çağımızda yerli yersiz ayırımı yapmadan her espriyi geyik sınıfına sokan Hoca tanımazlara ithaftır……………..

O bazan ders vermek için = marifet kavukta ise al kavuğuda sen oku VE parayı veren düdüğü çalar diyerek….
Bazan tebliğ adına=bilenler bilmeyenlere anlatsın sözünü söyleyerek

Bazan eleştirmek için=hanım hanım bu kedi ise hani et nerde yok et ise kedi nerde VeYA Bre eşek bu turşuyu ya sen sat ya ben satayım diyerek

Bazan sadece mizah olsun hoşluk olsun ya da insanın kendi kendini Tİ ye alabilmesi adına=heybem bulunmasaydı yenisini alacaktım
Zaten Düşmeseydim inecektim,
Allahın(yağmur) nimetinden mi kaçıyosun yok ben ezmemek için koşuyorum,
uzatma komşu merdivenden düşen cübbenin içinde bende vardım…diyerek…………
O güldürürken bile………………….bütün bunların karşılığını hakkıyla doldurdu.



Örnekleri çoğaltmak çok mümkün…..şimdi O gerçekten tanınıyormu sorusunun karşılığına O nu Rametle anarak geçelim :


ben çok keyifle hazırladım uzun olmasına rağmen esprili fıkralarıyla anlatımlı akıcı bir konu sizinde okurken keyif alacağınızı tahmin ediyorum
[color=#6600CC]
Hakikat
Espirilerimizde onun kadar seviyeli olabilsek... Gerçekte bile o seviyeyi kazanan çok az...
ayna
ne kadar derin bir iz bırakmış sizde smile.gif
nasreddinhoca
Aslında Mikail Bayram hocanın Ahi Evran ve mevlana mücadelesi isimli kitabını okumalısınız...

Yanılmıyorsam nasıruddin olmalı ahi evran diye de bilinir...

nasreddinhoca malum fıkraların kahramanı...

bir de ben varım, malum forumların malumatfuruşu ve kaldırım mühendisi...
Benevşe
Geçen gün biz de ailece nasreddin hocayı konuşuyorduk.Olur olmaz fıkraları ona mal ediyorlar diye konuşmuştuk.Oysa nesreddin hocanın gerçek fıkraları geyik üzerine değil öğüt vericidir..
nasreddinhoca
Bir gün Hoca'nın bulunduğu bir sohbette sormuşlar:

"Hocam, adam olmanın yolu nedir?"
Hoca düşünceli düşünceli, başını bir o yana bir bu yana sallayarak "Söyleyen olursa dinlemeli, dinleyen olursa söylemeli" demiş
sabah_rüzgarı
“Bir beşik kalmış Sivrihisar’da. Akşehir’de bir mezar.” Arif Nihat Asya

DOĞDUĞU YER


Nasreddin Hoca, araştırmacıların çoğuna göre, 13. yüz yıl başlarında H. 605 M. 1208 yılında Eskişehir’in Sivrihisar ilçesine bağlı Hortu (bugünkü adıyla Nasreddin Hoca) köyünde doğdu. [1] Hatta, Akşehirli bazı araştırmacılar da bu görüşü kabul eder durumdadırlar. [2]
Bu konudaki bilgi bugün için kesinleşmiş durumdadır. Hoca, Eskişehirli’dir. Fakat, bu konuda farklı görüşler de vardır. Bu görüşlere de kısaca değinmek gerekir. En çok öne çıkan görüş Nasreddin Hoca’nın Akşehir’de doğduğu şeklindedir. Bu iddiaya göre Hoca, Akşehir gölü civarında Sivricehöyük yakınındaki Ortaköy’de doğmuştur. [3]
Daha sonraları böyle bir iddiayı Kayserili Araştırmacı-Yazar Halit Erkiletoğlu da ileri sürmüş ve Hoca’nın mezar taşının Kayseri’de bulunduğunu söylemiştir.[4] Aslında bu iddia yeni de değildir. Naci Kum’un Kayseri’deki mezar taşlarının tasnif sırasında bir lahitin üzerinde Nasreddin Hoca ismini okumasıyla gündeme çok önceden de getirilmiş, fakat; bu iddia İ. Hakkı Konyalı tarafından çürütülmüştür. [5]Yine Azerbaycan’da da Nasreddin Hoca adına yapılmış bir türbe vardır.[6] Yani Azeriler de bir anlamda böyle bir iddianın sahibidirler.
Fakat, gerek Hoca’nın tarihi kişiliğiyle ilgili bilgi veren eski kaynaklar(şeriyye sicilleri, Mecmua-ı Maarif, Saltukname vb), arkeolojik buluntular (kızına ait mezarın Sivrihisar’da bulunması vb) gerekse bu konudaki [1] Bu fıkra şöyledir: Küçükken Nasreddin’e “sen mi büyüksün kardeşin mi büyüksün” diye sormuşlar. Küçük Nasreddin gözlerini açmış. Küçük kafasında bazı hesaplar yaptıktan sonra demiş ki: “Annem, geçen yıl kardeşin senden bir yaş büyük demişti. Bu hesaba göre yaşımız meydanda. Ben geçen yıldan beri bir yaş büyüdüm. Şimdi kardeşimle aynı yaştayız. (Bkn. Nasreddin Hoca ile Çocuklar, Hz. Duhter Uçman s. 16–17yerli ve yabancı ilim adamlarını çalışmaları (Fuat Köprülü, Pertev Naili Boratav [7] gibi ilim adamlarının araştırmaları) Nasreddin Hoca’nın Sivrihisar’da yani Hortu köyünde doğduğu şeklindeki bilgilere kesinlik kazandırmış durumdadır.
Buna göre Hoca, bugün Eskişehir’in Sivrihisar ilçesine bağlı olan ve kendi adıyla anılan Nasreddin Hoca köyünde doğmuş, daha sonra Konya’ya oradan Akşehir’e giderek buraya yerleşmiş,[8] vefatına kadar da burada yaşamıştır.
Başka bir yaklaşıma göre de Sivrihisar’dan Akşehir’e gitmiş, buradaki dini eğitiminin bir bölümünü Konya’da tamamlamış, Hace-i Cihan ile birlikte Hoca Fakih’ten ders almıştır. [9]
________________________________________
[1] Hortu Köyü, 18 Nisan 1999 seçimlerinden sonra belediyelik oldu ve Nasreddin Hoca Belediyesi adını aldı. Eskişehir-Ankara yolu üzerinde ana yoldan 4 km içerdedir.
[2] Kemal Uzun, Nasreddin Hoca Araştırması, s. 12 (Bu kitapta yer alan bilgi şöyledir: “Nasreddin Hoca, 1208 yılında Eskişehir-Sivrihisar’ın Hortu köyünde doğdu.”
[3] Muharrem Bayar, Nasreddin Hoca Seksiyon Bildirileri s. 45–46 (Yazar, bu iddiasını Hoca’nın fıkralarında geçen göl, kayık, göle maya çalmak… gibi motiflerden hareketle ileri sürmektedir.)
[4] Hürriyetim internet, 23. 7. 2003 tarihli “Nasrettin Hoca paylaşılamıyor” başlıklı haber
[5] İ. Hakkı Konyalı, Yedi İklim Dergisi, a.g.s s. 171
[6] Kemal Uzun, a.g.e. s. 17
[7] Pertev Naili Boratav (1907–1998) Günümüz Halk edebiyatı araştırmacılarındandır.
[8] Mehmet Önder, Nasreddin Hoca Gerçeği, Minyatürlerle Nasreddin Hoca s.7
[9] Kenan Çağan, Nasreddin Hoca’nın Hayat Hikâyesi, Nasreddin Hoca s. 7



AİLESİ

Nasreddin Hoca’nın babası Hortu köyünün imamlığını da yapan Abdullah Efendi, annesi ise bu köyün yerlilerinden Sıdıka Hanım’dır. Bir fıkrasından kendisinden bir yaş büyük bir kardeşi olduğu sonucu da çıkmaktadır.[1] Daha sonra aile fertleri arasına Akşehir’e yerleştikten sonra eşleri ve çocukları katılır. Buna göre Hoca’nın Biri Sivrihisarlı, diğeri Akşehirli olan iki eşi, iki kızı, bir oğlu vardır.

[1] Bu fıkra şöyledir: Küçükken Nasreddin’e “sen mi büyüksün kardeşin mi büyüksün” diye sormuşlar. Küçük Nasreddin gözlerini açmış. Küçük kafasında bazı hesaplar yaptıktan sonra demiş ki: “Annem, geçen yıl kardeşin senden bir yaş büyük demişti. Bu hesaba göre yaşımız meydanda. Ben geçen yıldan beri bir yaş büyüdüm. Şimdi kardeşimle aynı yaştayız. (Bkn. Nasreddin Hoca ile Çocuklar, Hz. Duhter Uçman s. 16–17
sabah_rüzgarı
İLK TAHSİLİ






Nasreddin Hoca, tahsil çağına gelince; ilk dini bilgilerini(okuma-yazma, ilmihal bilgileri…) babasından aldı. Muhtemelen babasının bu köyde ders verdiği bir medrese vardı. Bu bilgilerin yanı sıra doğu dillerinden Arapça ve Farsça’yı öğrendi. Çok küçük yaşta hafızlık derecesinde Kur’an-ı Kerim bilgisine de sahip oldu. İslami ilimlerden fıkıh ve kalem konusunda da eğitim gördü.
Nasreddin Hoca, daha sonra tahsiline Sivrihisar’daki medreselerde devam etti Bir rivayete göre de kıtlık yüzünden Hortu’dan Sivrihisar’a ailece göç ettiler. Hoca, babasının ölümünden sonra köyüne dönerek burada imamlık ve vaizlik yaptı. Bu görevini zaman zaman Sivrihisar’da da yerine getirdi.
Fıkralarından ve diğer kaynaklardan çıkan bilgiye göre Hoca, aktif bir kişiliğe sahiptir. Bu yüzden görevini sadece cami ve medresede sürdürmedi. Devamlı olarak halkın içine oldu ve onların sorunlarıyla ilgilendi. Bu anlamda onun tahsilinde hayatın kendi gerçekleri ve Hoca’nın şahsi gözlemleri de önemli bir yer tutmaktadır.
Fakat Hoca, bütün bunlarla, babasından ve Sivrihisar medreselerinden aldığı bilgiyle yetinmek istemedi. Daha derin bilgilere sahip olmanın peşindeydi. Bu arzusu yüzünden köyünde fazla kalmadı ve buradan ayrıldı. Fıkralarındaki yer adları dikkate alındığında onun Akşehir ve Konya’ya gitmeden önce başka yerlere de gittiği, kendisini yetiştirecek bilginler aradığı ve bu esnada halkın durumunu yakından gözlediği sonucu çıkmaktadır. Hatta bir yazarımız Nasreddin Hoca’nın Karamanoğlu Beyliği’nin Konya’yı almasından sonra Moğolların açtığı yoldan muhtemelen bir Orta Asya gezisi yaptığını da söylemektedir. [1] Şayet böyle bir gezi doğruysa o zaman Hoca’nın Türkistanlı yahut Azerilerin ona neden sahip çıktıklarını anlatan bir ayrıntı olarak dikkat çekicidir.
________________________________________
[1] Şaban Abak, Bir Alperen Olarak Nasreddin Hoca, Yedi İklim N. Hoca Özel sayısı s. 13

bukle
güzel bir yazıydı..devamı gelecek sanırım..beklıyoruz
sabah_rüzgarı
ALINTI *

güzel bir yazıydı..devamı gelecek sanırım..beklıyoruz


ewet canm biraz devam edicek
ama kuğunn günlüğü kadar değil biggrin.gif


sabah_rüzgarı
SİVRİHİSAR'DAN AYRILIŞI





O devirde Konya ve Akşehir medreseleri çok ünlüydü. Buralara dünyanın pek çok yerinden bilginler, mutasavvıflar, dervişler, seyyahlar, tüccarlar gelip gitmekteydi. Bu yüzden Konya ve Akşehir medreseleri öğrencilerle, tekke ve dergâhları dervişlerle dolup taşmaktaydı.

Yöneticiler ve şehrin ileri gelenleri de bu oluşumlarla ilgiliydi. Sarayların ve konakların kapıları bu ilim ve tasavvuf ehline her zaman açık tutuluyordu. Özellikte Konya Anadolu Selçuklu devletinin başşehri olarak bir ilim ve kültür merkeziydi. O devirde tahtta bulunan Sultan 1. Alâeddin Keykubad (1280–1237) adaletli yönetiminin yanı sıra bilginlere verdiği değerle de tanınmaktaydı.
Nasreddin Hoca, bu şehirlerin bu durumundan haberdardı. Muhtemelen yirmi-yirmi üç yaşından sonra imalık görevini Mehmet (Cılız Mehmet olarak da bilinmektedir.) adlı halifesine bırakarak köyünden ayrılıp 1233/1234 tarihinde önce Konya’ya gitti. [1] Burada kendisi için gerekli gördüğü ilim ve irfan tahsilinden sonra memleketi Sivrihisar’a döndü. Daha sonra Hocasının daveti ve Tuğrul Efendi’nin ısrarı üzerine 1237’de Akşehir’e giderek Akşehir medreselerinde ders gördü.
Nasreddin Hoca’nın Konya ve Akşehir’e gitmesiyle ilgili şöyle bir tarihi olay da
anlatılmaktadır.
Buna göre; “Sivrihisar kale dizdarı Alişar Bey, devamlı olarak Sivrihisar’ın gelişmesi ve büyümesi için bir şeyler yapmak istiyordu. Hoca’ya ne yapılabileceğini sordu:
Nasrettin Hoca:
—Beldemiz eğitim görmüş yetişkin insanlarla şenlenip, gelişecektir. Konya'ya gidiniz ve bilgisiyle ün yapmış birisini buraya getiriniz.
Alişar Bey, 20 gün bu mesele için uğraştı ve ünlü müderris Tuğrul Efendi ile geri döndü...
Sivrihisar’da her gün konuşmalar yapan Tuğrul Bey, yalnız Hoca'yı değil tüm Sivrihisar'ı etkilemeyi başardı...
Bir müddet sonra; Tuğrul Efendi de Nasrettin Hoca'nın vaazlarını dinlemeye başladı. Ondaki yeteneği gördü ve ondan zekâ ve yeteneğini Akşehir'de ve Konya'da göstermesini, oralara gidip daha tecrübelenmesini, bilgilenmesini istedi...
Hoca, günlerce düşündükten sonra Akşehir'e gitmeye karar verdi... Tüm yakınlarına
ve Tuğrul Efendiye bu kararını açıkladı.
Bu dönemde Moğollar'ın etkisi iyiden iyiye hissediliyor, Anadolu'yu huzursuzluk bulutları kaplamaya başlıyordu... Bu ortamda seyahat yapmaktan çekinen Hoca, Akşehir seyahatini her gün geciktiriyordu;
Tuğrul Efendi, bunun üzerine:
—Aydınlar yol gösterici olmalıdır, karşında manevi şifa bekleyen topluluklar bulacaksın. Onlara sen cesaret vereceksin, için kan ağlasa dahi güleceksin! Halka yol gösterenin özelliği budur, deyince Hoca yola çıkmaya karar verdi.
Yola çıkma günü, yıllarca yaşadığı Sivrihisar'ı bırakma günüydü... Tüm sevenleri genci, yaşlısı kale kapısına O'nu uğurlamaya geldi. Acılar, huzursuzluklar içinde, bir de Hoca gidiyordu! Hoca eşeğine bindi yola düştü, arkadan hüzün ve sitem dolu ses:
Alişar Bey:
—Nasreddin Hoca! Sen bu düzeni ta baştan kurdun. Akşehir’e gitmek için, yerini dolduracak adamı bana buldurdun. Bu oyunu yuttuğumu sanma, dedi.
Hoca, eşeğinin yularını çekti. Hayvanı durdurdu. Atik bir hareketle, semere ters oturdu. Sonra da şöyle dedi:
—Alişar Bey! İnan ki, olay dediğin gibi değil. Bakın, gözüm üzerinizde, Sizden ayrıldığım için üzgünüm.
Hocayı, eşeğe ters binmiş halde gördükçe, onu uğurlamaya gelenlerin hüzünleri dağıldı!
Ümitsizliğin yerini kahkahalar aldı. Hoca görevini yapmıştı. Bunun üzerine, 1237 yılı İlkbaharında bir Cuma günü sabahleyin Akşehir’e uğurlandı.
Hoca, Sivrihisar’dan Emirdağ’a oradan Afyon’a geçti. Burada Konya’dan medrese arkadaşı olan Kul Ahmet’le görüştü. Afyon-Gazlıgöl kaplıcalarındaki kısa bir moladan sonra Bolvadin’e geldi. Yol boyunca bazı köylere uğrayarak daha sonra Akşehir’e ulaştı.
Halk, onun geleceğinden haberdardı. Onunla yakından ilgilendiler. Ardından Maarif köyündeki Seyyid Hacı İbrahim Sultan’ın yanına vardılar. Hoca,, burada Seyyid Mahmud Hayrani’nin hacca gittiğin öğrendi. Daha sonra Akşehir’e döndü. Burada imamlık görevine başladı. Bir taraftan da vaazlar veriyordu. Zamanı gelince Hocası Hacdan döndü. Böylece Nasreddin Hoca’nın buradaki eğitimi de başlamış oldu. Bir yıl sonra da karısı Atike, kızı Fatma ve üç yeğeniyle birlikte Akşehir’e geldiler. [2]
Bu olayı destekleyen kimi yazarlar da Hoca’nın Sivrihisar’dan ayrılıp Akşehir’e gitmesini “Sivrihisar Medresesindeki Hocası Sarı Tuğrul’un ‘Akşehir’de Seyyid Mahmud Hayrânî seni bekliyor’ uyarısıyla ilgili görerek menkıbe halindeki bu olayı desteklemektedirler. [3]
Sivrihisar’dan böyle bir olayla ayrılan Nasreddin Hoca, burada Şeyh Hacı İbrahim Veli [4] ve mutasavvıf Seyyid Mahmut Hayranî ö. 1268) [5] gibi devrinin tanınmış bilgin ve ârif kişilerinden ders aldı. Saltukname’deki bilgilere göre Hayrani’nin talebesi ve dervişi oldu. Kimi yorumculara göre bu iş, dervişlikle de sınırlı kalmadı. Hoca, Hayranî dergâhının şeyhlik görevi de üstlendi. [6]
Hoca, bu bölgede bulunan başka bilgin ve arif kişilerden dersler alarak bilgi ve görgüsünü büyük ölçüde artırdı. Kimi yorumcular, Seyit Mahmut Hayrani’nin Mevlana’ya mensubiyetinde yola çıkarak Nasreddin Hoca’nın da Mevlana’ya bağlı olabileceği, hatta görüşmüş oldukları ihtimali üzerinde dururlar. [7]
Hocanın ayrıca Konya medreselerinde de okuduğu ve burada Hoca Fakih, Sadrettin Konevi gibi devrin ünlü aydınlarından ders ve feyiz aldığı dikkate alınırsa bu ihtimalin olabilirliği söz konusudur.
Öte yandan Hoca’nın bu eğitim süreci içinde Konya’da Selçuklu Hükümdarı Sultan 2. Alâeddin Keykubat'a danışman olduğu da söylenmektedir. [8]
Nasreddin Hoca, Konya’daki eğitim sürecinden sonra icazet alarak müderris oldu. Şeyhi ve Hocası Hayrani’nin Hacı Bektaş-ı Veli’nin tavsiyesi sebebiyle burada bulunması nedeniyle buraya yerleşti. Hatta devrin ve bizzat kendisinin iktisadi anlamdaki zor şartlarından dolayı Akşehir’deki evini de ona Hocalarından Seyyid İbrahim Sultan hediye etmiştir. [9]
Hoca, ilmi çalışmalarını bundan sonra burada devam ettirdi. Akşehir’de müderrislik görevinde bulundu. İmamlık, kadılık ve vaizlik yaptı. Ömrünün büyük bir bölümünü burada geçirdi.
________________________________________
[1] M. Fuat Köprülü, Nasreddin Hoca, s. 22, Kemal Uzun, Nasreddin Hoca Araştırması, s. 12 Şükrü Kurgan, Konya’ya gidişini ve orada tahsil görüşünü bir rivayet olarak yorumlamaktadır. Ona göre Hoca, Akşehir’e gitmiştir. Bkn. Şükrü Kurgan, a.g.e. s. 17
[2] Kemal Uzun, a.g.e. s. 33
[3] Kemal Uzun, a.g.e. s. 23
[4] Hacı İbrahim Veli yahut Seyyid Hacı İbrahim: Anadolu’nun Türkleşmesinde ve İslamlaşmasında rol oynayan büyük düşünür ve velilerdendir. Akşehir medreselerinde müderrislik de yapmıştır.
[5] Seyyid Mahmud Hayrani: Mevlana ile aynı devirde yaşamış bir Türk sufisidir. Hayatının büyük bir bölümü Konya’da geçti. 1268 yılında vefat etti. Türbesi Akşehir’dedir.
[6] Ali Günvar, Nasreddin Yedi İklim Dergisi, Nasreddin Hoca Özel Sayısı s. 9
[7] Yavuz Donat, Sabah gazetesi 4.5.2004
[8] Yavuz Donat, Sabah gazetesi 4.5. 2004
[9] Kemal Uzun, a.g.e. s. 15


]
sabah_rüzgarı
EVLİLİĞİ




Nasreddin Hoca, fıkralarından anlaşıldığı üzere birkaç kez evlenmiştir. İlk evliliği Akşehir’de olmuştur. Burada ilk olarak dul ve pek de güzel olmayan bir kadınla evlendirilmiş, bu hanımın kısa bir süre sonra vefat etmesi üzerine ikinci evliliğini yapmıştır.
Hoca’nın bu evlilikten Fatma adında bir kızı oldu. Hoca, kızı evlenme çağına gelince onu Sivrihisar’a gelin gönderdi. Fatma Hatun’a ait Sivrihisar’ın eski mezarlığında bulunan 727 tarihli mezar kitabesinin bulunması bu olayı doğrulamaktadır.
Buna göre Fatma Hanım Şubat 1326 tarihinde Sivrihisar’da vefat etmiştir. Mezar taşı ise daha sonra Akşehir müzesine kaldırılmıştır. Fatma Hanım’ın Mevlâna Celâleddin isimli oğlu olmuş ve Sivrihisar’da kadılık yapmıştır. Onun oğlu değerli bilgin Hızır Bey ise(ö.1459) İstanbul’un ilk kadısı olmuştur. [1] Hızır Bey’in oğulları Sivrihisar ve civarında ve Akşehir’de imamlık yapmışlardır. [2] Bu da Hoca ve ailesinin Akşehir’e geldikten sonra Sivrihisar’la bağlarının sürdürdüklerini göstermektedir.
Fatma Hanım hakkında söylenen bir görüş de şöyledir. Hoca, Akşehir’e gitmeden önce yani Konya’daki tahsilini tamamladıktan sonra memleketi olan Sivrihisar’a, Hortu köyüne dönmüş, burada Atike isimli bir hanımla evlenmiştir. Bu evlilikten de Fatma isimli bir kızı olmuştur. [3]
Bu bilgilerden hangisi gerçeği yansıtmaktadır? Bunu tam olarak şu anda bilemiyoruz. Ama Fatma Hanım, Hoca’nın ister ilk karısı olan Atike Hanım’ın kızı olsun, isterse Akşehir’deki eşinden doğan ve Sivrihisar’a gelin gönderilen kızı olsun kesin olan şudur ki; Hoca, Sivrihisarlı’dır. [4] Çünkü her iki görüş de bu tezi destekler niteliktedir. Öte yandan Fatma Hanım’ın varlığı son arkeolojik çalışmalara göre kesin bir gerçektir. Sivrihisar mezarlığında mezar taşı bulunmuştur. Üzerinde de 1226 da öldüğü yazılıdır. Yine bu konuda Kemal Uzun’un şu yorumu da dikkate alınmalıdır:” Nasreddin Hoca’nın Atike’den doğma ilk kızı Fatma, Sivrihisar’da ölmüş. İkinci kızının adını da Fatma koymuş. Atike, ikinci kızı Fatma ile Akşehir’e gelmiştir. [5]Nasreddin Hoca’nın Akşehir’de evlendiği eşinden de bir kızı doğmuştur. Bu hanım Dürr-i Melek Hatun’dur. Doğum tarihi belli değildir. Onun da mezar taşı Akşehir Nasreddin Hoca mezarlığı’nda bulunmuştur.
Hoca’nın fıkralarından anlaşıldığı üzere bir de Ömer yahut Şeyh Ömer isimli oğlu bulunmaktadır. Onun mezarı da Sivrihisar’dadır. [6]Bütün bunlar Hoca’nın Sivrihisarlı oluşu görüşlerin kanıtlanması açısından da önem taşımaktadır.
Şükrü Kurgan da Hoca’nın iki katlı bir evde karısı, bir kızı, bir oğlu ve İmad adlı mollasıyla birlikte yaşadığını söylemektedir. [7] Bir fıkrasında ise iki oğlundan bahsedilmektedir.
________________________________________
[1] Yeni Türk Ansiklopedisi c.7 s. 2600
[2] Kemal Uzun, a.g.e., s. 14
[3] Kemal Uzun, a. g. e. ,s. 12
[4] Fatma Hanım, Hoca’nın Sivrihisar’da evlendiği ilk eşinden olan kızıdır ve evlilik çağına gelince Sivrihisar’a gelin gönderilmiştir. Olaya böyle de bakılabilir. Nitekim Kemal Uzun da aynı kanaattedir. Bkn. Nasreddin Hoca Araştırması, s. 13
[5] Kemal Uzun, a.g.e., s. 13
[6] Hürriyetim internet, 23.7. 2003 tarihli “Nasrettin Hoca Paylaşılamıyor” haberiyle ilgili olarak Sivrihisar Belediye Başkanı Fikret Aslan’ın açıklaması
[7] Şükrü Kurgan, a.g.e. s. 17
__________________


sabah_rüzgarı

YAPTIĞI İŞLER

Nasreddin Hoca, çok değişik işlerle uğraştı. Fıkralarından çıkan bilgilere göre, imamlık, hatiplik, vaizlik, müezzinlik, cer Hocalığı, kâtiplik, müderrislik, kadılık, mahkemelerde bilirkişilik yaptı. [1] İlk kadılık görevi, gölge kadılığı(kadı adayı)dır. Sonradan Konya ve Akşehir’de bu görevini sürdürmüştür. Bazı yorumcular ise Hoca’nın kadı olmak istediğini ancak rüşvetle iş yapan kadıları görünce bundan vazgeçtiğini belirtirler. Bu vazgeçmenin Hoca’nın tasavvufi yola girmesiyle de ilgili olabileceği söylenmektedir. [2]Bir yoruma göre de kadılık görevini Akşehir’e yerleşene kadar yapmış, daha sonra ise bırakmıştır. Ama fıkralarında kadı tipleri ve fetvaların yer alması Nasreddin Hoca’nın kadılık yaptığını düşündürmektedir.
Hoca, Kendi köyünde, Sivrihisar’da, Akşehir’de ve köylerinde imamlık ve vaizlik de yapmıştır. Akşehir’deki ilk imamlık görevi Kocakapı (İkikapı) mahallesi camiindedir. Zaman zaman bilgisini halkla paylaşmak için civar şehir ve köylere de gitti. Bu olaya o zamanlar “cerre çıkmak” denilirdi. Kimi yazarların din adamları aleyhinde bir kanıt olarak kullanmak istedikleri “cerre çıkmak” olayı hakkında da kısa bir bilgi verelim. “Cerr” medreselerde bir eğitim ve öğretim uygulaması sayılır. Gerek Selçuklu, gerekse Osmanlı döneminde medreseler, Recep, Şaban ve Ramazan aylarında öğrencilerini Anadolu’nun muhtelif yerlerine gönderiler, uygulamalar yaptırırlardı. Bu faaliyet medreselerdeki bilgilerin halka iletilmesi maksadıyla yapılırdı. Bu esnada öğrenciler, halkı daha yakından tanırlar, gözlem yapma fırsatı bulurlardı. Medrese ile halk bu sayede bütünleşmiş olurdu.
Haliyle öğrencilerin bu hizmetlerine mukabil, halk (kendi isteği ile) bir miktar yardım yapmaktadır. Bunu hiçbir zaman “medrese talebelerinin yardım toplamaya çıkması şeklinde anlamamak gerekir.” [3]Müderrislik de en çok meşgul olduğu diğer bir iştir. Akşehir’de kendi adını taşıyan bir medresesinin varlığından söz edilmektedir. Böyle bir medrese olmasa bile Hocasının ders verdiği medrese yahut medreselerde ders verdiği rahatlıkla söylenebilir.
Hoca, tahsiliyle alakalı bu görevlerin dışında fıkralarından anlaşıldığı gibi terzi çıraklığı, çiftçilik, bakkallık, iplik satıcılığı, zeytin ve yumurta satıcılığı, hatta halk hekimliği gibi işler de yapmıştır. Bunda bir halk adamı oluşunun yanı sıra devrin iktisadi şartlarının da etkili olduğu muhakkaktır.
Hoca, bunların dışında bir ara Kürtlerin yaşadığı bölgeye ve Arabistan’a elçi olarak görevlendirilmiştir. Fıkralarından çıkan bu sonuç için Fuat Köprülü “ itimada şayân” değil demekle birlikte eğer bu bilgi doğru ise bu da Hoca’nın çok yönlü bir insan olarak siyaset alanında da bilgi ve yeteneğe sahip olduğunu göstermektedir.
Yine fıkralarından devrin zor şartları yüzünden zaman zaman da boş kaldığı anlaşılıyor. Yani Nasreddin Hoca, varlıklı bir hayat sürmemiş, geçim sıkıntısı çekmiş, borç içinde kaldığı bu yüzden el içine çıkamadığı günler bile olmuştur. [4]Kimi bilgiler ise Hoca’nın zengin sayılabilecek bir kişi olduğu şeklindedir. Buna delil olarak ise Hoca’nın bir vakıf medresesinin olduğu şeklindeki bilgilerdir. İbrahim Hakkı Konyalı bir makalesinde böyle bir vakıftan söz etmektedir. Fakat, Hoca’nın hayatının bir döneminde varlıklı olsa dahi ömrünün büyük bir bölümünü yoksulluk içinde geçirdiği daha doğrudur. Ayrıca yine o devrin iktisadi şartları da dikta alındığında Hoca için zengin demek güçleşir. [5]Nitekim Abdülbaki Gölpınarlı da Hoca’yı bu şekilde anlatır: “Hoca, perdecileri olan, harem ağalarının dolaştığı haremlerde, beyaz topuklu, yalın yüzlü hizmetçilerin, naz ile hırâman olduğu saraylarda yaşamış bir tip değildir.” [6]________________________________________
[1] Hoca(hâce) ismi de bunu doğrulamaktadır. Zira bu kelime hemen bütün Türk lehçelerinde “Efendi, ağa, öğretmen, aile reisi, kâtip, tüccar, ihtiyar” gibi manalara gelmektedir. Tabi kelimenin zaman içinde anlam değişmelerine ve daralmalarına uğradığını da unutmamak gerekir. Bkn. Türk Dili ve Edebiyatı Ansiklopedisi c. 3 s. 443
[2] Âlim Yıldız, a.g.y. s. 103[3] Osman Ergin, Türk Maarif Tarihi s. 554 (Alıntılayan: Abdullah Özbek, a.g.e., s. 23
[4] M. Sabri Koz, N.Oca Bu Yollarda Neler Gördü? İsfalt/Yol Kültürü Dergisi Temmuz 1998 s.65
[5] İ. Hakkı Konyalı, Akşehir/Nasreddin Hoca’nın Şehri s. 462
[6] Abdülbaki Gölpınarlı, Nasrettin Hoca
Bu basit görünüm sadece metinlerden oluşur. Resim ve Daha Fazla Bilgi Görmek İçin Forumun Normal Haline Geçmeniz GerekmektedirBuraya Tıklayın.
Invision Power Board © 2001-2008 Invision Power Services, Inc.