ÖNSÖZ


Hamd, Allah’a mahsustur. Ona hamdeder, ondan yardım diler, günahlarımızı bağışlaması için ona yalvarırız. Nefislerimizin şerlerinden ve amellerimizin kötülüklerinden ona sığınırız. Allah’ın hidayet ettiğini saptıracak, saptırdığına da hidayet edecek yoktur. Allah’tan başka ilâh bulunmadığına şehadet ederiz. Muhammed’in onun kulu ve elçisi olduğuna da şehadet ederiz. Allah’ın salât ve selâmı, kendisinden sonra ne bir nebi ne de bir resul gelecek olan Hz. Muhammed’in ve tertemiz âlinin üzerine olsun.


Şüphesiz ki, sözlerin en güzeli Allah’ın Kitabı; yolların en güzeli Muhammed’in yoludur. İşlerin en kötüsü ise dinde sonradan çıkarılan şeylerdir ve her bid'at bir sapıklıktır. Bundan sonra deriz ki:


Meselelere birden fazla bakış açısı yerine tek bir açıdan bakmak, birçok gerçeğin ayrımına varamamak sonucunu doğurmaktadır. Hemen her meselenin birden fazla boyutu vardır ve bunlar ancak muhtelif yerlerden bakıldığında fark edilebilir. Düşünce sistemleri, aynı meselede hem ilmen, hem de amelen faydalanılacak farklı seçeneklerin var olduğunu gösterir. Bunun da ilk şartı, bu sistemlerin ve sunduğu seçeneklerin tanınması, iyi bilinmesidir. Alternatifler ancak bu suretle analiz edilebilir, karşılaştırmalı bir yaklaşımla değerlendirilebilir.


Her insan hata edebilir; hatadan masun olan yalnızca yüce Allah’tır. İsmet ise, peygamberlere mahsustur. Kur'an dışında hiçbir kitap da sehivden arî değildir. İslâmî tenkit düşüncesi; bunu pratiğine de yansıtmış, beşer mahsulü her kitabın sorgulanıp tenkit edilebileceğini binlerce eserden müteşekkil muazzam "Reddiye" edebiyatıyla ortaya koymuştur. İşte meselemiz de bu noktada başlamaktadır. Tetkikimiz; Said Nursî ve şakirtlerinin, Nur Risaleleri’nin bir beşer eseri olmadığı, bilâkis "münzel" olduğu yolundaki iddialarının mihenge vurulması gayretinden ibarettir.



"Üstat" kabul edilen birinin de hata edebileceğini, ancak ve sadece doğru olana icap edilmesi ve yanlışların ise reddedilmesi gerektiğini kabul edebilmek, olgunluğun bir göstergesidir. Unutulmamalıdır ki, Müslümanın yıkamayacağı hiçbir tabu, hiçbir mitos olmamak gerekir.



Nur Risaleleri, bize göre tenkit edilmesi gereken bazı iddialar içermektedir. Yapmak istediğimiz sadece, bunların eleştirisidir. Kitabımız, sırf ilmî endişelerden ötürü yazılmıştır. Amacımız, Nur Risaleleri’nde ele alınan bazı konuların, farklı mesleklerdeki[1] Müslümanlarca nasıl değerlendirildiğini sergilemektir.



Said Nursî’ye ve Nur Risaleleri’ne bu kitaptaki yaklaşımımız; sosyolojik veya tarihsel tahlil amaçlı değildir. Dolayısıyla, Said Nursî’nin yaşadığı dönemin şartlarından nasıl etkilendiği, bu kitabın konusu olmamıştır. Ancak, şu kadarını söyleyelim ki, Nur Risaleleri; pozitivizmin ve belki materyalizmin egemen olduğu, halkının dinî inanç ve duygularıyla kavgalı, dayatmacı bir yönetim döneminin ürünüdür. Bu dönemin, Said Nursî’nin birçok kişinin gözünde "bir kahramana, mücahide" dönüşmesinde payı büyüktür.



Kitabımızın serüveninden bahsedecek olursak;



Nur Risaleleri’ni okudukça, haklarında söylenenlerin Said Nursî ve risaleleriyle pek de örtüşmediğini; şimdiye kadar edindiğimiz temel İslâmî bilgilerle bu risaleler arasında neredeyse uçurumlar olduğunu gördük. Böylece Nur Risaleleri’ni ciddî bir tarzda tetkik etmeye karar verdik. İlk işimiz, Risale-i Nur Külliyatı’nı okumak ve notlar almak oldu. Okudukça hayrete düşüyor, parmak ısırıyorduk. İkinci adımı, ana kaynaklar ve muteber kitaplardan uygun olanlarını araştırarak ve yine notlar alarak tamamladık. Nur Risaleleri’ni ve kaynak eserleri okuma işinde kemal derecesine eriştiğimizi iddia etmiyoruz. Fakat, bir satırlık yazıyı yazabilmek için 20’den fazla kitap açtığımız çok zaman oldu. Çoğu sabahı bu kitapların başında bulduk.



Bu araştırmamız sonucunda bir taslak ortaya çıktı. Taslak olgunlaştı ve bugünkü hâlini aldı.


Konuya, Nur Risaleleri’nden ilgili yerlerin aktarımı ile başladık. Bu alıntılamada, titiz olmaya özen gösterdik. Aktarırken cümleleri bağlamdan koparmamaya çalıştık. Nur Risaleleri’nde tümceler genellikle uzun olduğundan, cümlelerin aktarımında bazen cümlenin başından başlanmamış, bazen alınmayan kelime ve bölümler olmuş, bazen de cümle tamamlanmamıştır. Bu durumlar, yay ayraç içinde üç nokta işaretiyle gösterilmiştir. Bu metodu tüm alıntılarda da uyguladık. Nur Risaleleri’nde aynı kelimenin birden fazla şekilde yazımına çokça rastlanmaktadır. Bu yüzden, imlâsını aynen koruduk. Fakat, cevabımızda kaynak olarak kullandığımız eserlerden yaptığımız alıntılarda bunu göz ardı ettik. Bu, kitabımızda bir imlâ bütünlüğü sağlamak amacıyla yapılmıştır. Örneğin, bizim "mana" şeklinde yazdığımız kelime; "ma’nâ, mânâ, mâna, manâ" biçimlerinde de yazılmıştır.


Nur Risaleleri’nden yapılan iktibasların tümü, sadece, Tenvir Neşriyat’ın yayımladığı Risale-i Nur Külliyatından veya Silsile-i Nurdan’dır. Bu tercihimizin sebebi, bir ara Nur Risaleleri’nde tahrif olduğu yolundaki iddialardır.[2] O sıralarda, Risale-i Nur Külliyatı’nda okuduğum iddiaları kime söylesem, kime göstersem "Üstat böyle demez, tahrif vardır!" diyordu. Tenvir Neşriyat ise, hemen her Risalenin "Takdim"inde aşağıdaki ifadelere veya benzerine yer vermiştir.


"Müellif-i Muhterem Üstadımız Bediüzzaman Said Nursî (R.A.) Hazretlerinin hali hayatta iken neşredilen nüsha esas alınarak bizatihi kendi dest-i mübarekleriyle tashih buyurdukları müsahhah nüshalardan aslına uygun tashih edilerek neşredilmiş bulunmaktadır."[3]



Bizim, diğer yayınevlerince yayımlanan Nur Risaleleri’nde tahrif olduğu yolunda bir iddiamız yoktur.

Nur Risaleleri’nden yaptığımız alıntılarda kaynak gösterirken, risalenin ismiyle ve sayfa numarasıyla yetinmedik. Bizi epey yormasına ve kitabımızın hacmini artırmasına rağmen bölümünü, alt bölümünü, bulabildiğimiz kadarıyla başlığını da gösterdik. Böylece, alıntının Tenvir Neşriyat dışındaki yayınevlerinin Risale-i Nur Külliyatlarındaki yerini de göstermiş olduk. Dolayısıyla, sayfa numaraları tutmasa bile alıntının diğer basımlardaki yeri kolaylıkla bulunacaktır.


Nur Risaleleri’nden aktardıklarımızın tümü sadece Said Nursî’nin sözü değildir; bunların içinde "Nur şâkirdleri, Nur talebeleri, Risale-i Nur talebeleri vb."[4] olarak tanımlanan -Said Nursî, kendisinin de bir Nur şâkirdi olduğunu söylemektedir[5]- kişilerin sözleri de vardır. Zaten Nur Risaleleri, bunların tümünden oluşmuştur. Dolayısıyla, aktardığımız bazı ifadelerin Said Nursî’ye ait olmadığı, binaenaleyh bunlardan sorumlu tutulamayacağı yolunda ileri sürülecek bir iddia geçersiz olacaktır; çünkü bunlar Said Nursî’nin onayı ile Nur Risaleleri’ne alınmıştır. Hatta, bunların hangi risalenin neresine konacağını bile Said Nursî belirlemiştir.[6]

Nur Risaleleri’nin cümleleri sadeleştirilmemiş, özgünlüğü korunmuştur.[7] Gerekli görülen birkaç yerde, ayrı yazı tipi kullanılarak ya çeviri yapılmış ya da sözlük anlamı verilmiştir. Alıntıların okur tarafından anlaşıldığı öngörüldüğünden, zorunlu görülen birkaç istisna dışında bu tümceler açıklanmamıştır. Bizce, münevver Türk Müslümanı Nur Risaleleri’nin dilini de kavrayabilmelidir. Unutulmamalıdır ki, sözlükler, baş ucu kitaplarındandır. Gerçi, Nur Risaleleri’nin dili bol terkipli, ağdalı, ağır, çetrefilli, hatta çoğu kez anlaşılmazdır. Hem anlamla, hem de dilbilgisiyle ilgili anlatım bozukluklarıyla doludur. Yazım kurallarıyla ve noktalama işaretleriyle ilgili yanlışlıklardan hiç bahsetmeyelim. Her ne kadar Kur'an-ı Kerim, "Nur Risaleleri’nin Türkçe olmasını tahsin eder ve Arabî olmayarak Türkçe olmasını takdir eder"se[8] (?) de; o risaleler, Türkçe bakımından tam bir felâkettir. Bu kadar risaleyi Said Nursî’ye yazdıranın[9] (?) Türkçeyi pek de iyi bilmediği anlaşılmaktadır.

Nur Risaleleri’nden alıntıladıklarımız, uzun ve fazla telâkki edilebilir. Bu nakillerden amacımız, Nur Risaleleri’nin konuyu nasıl takdim ettiğinin tam olarak ortaya konulmasıdır. Bununla birlikte, hemen aynı ifadelerin yalnızca bir-ikisini aldık. Nur Risaleleri’nden yapılan alıntılardan sonra, farklı kaynaklardan aynı konu ile ilgili yerleri aktardık. Cevaplarımızda çoğu zaman, Nur Risaleleri ile konu arasında bağ dahi kurmadık. Zorunlu olmadıkça, araya girmedik. Hatta bazen, Nur Risaleleri’nden alıntıladıklarımıza herhangi bir yorum bile getirmedik.

Bu kitaptan asıl gayemiz; olanaklar elverdiği ölçüde Nur Risaleleri’nden bir başlık altında toplamaya çalışarak alıntıladığımız konunun, farklı kaynaklarda nasıl ele alındığını ortaya koymaktan ibarettir. Bu yüzden, bu eserin bir derleme olarak değerlendirilmesi bizi asla rahatsız etmeyecektir. Farklı bir yaklaşımımız olmadıktan sonra, konunun bizden önce dile getirilmiş olması, bizi sadece sevindirir. Eserlerinden yararlandığımız âlimlerin sözleri, elbette bizimkinden daha değerlidir. Zaten, sarf ettiğimiz gayret, onların görüşlerini derlemekten ve izlerine uymaktan ibarettir. Çıkarımlarımızda Kur'an’ı, Sünneti ve salih selefimizin sözlerini kılavuz edinmeye, âlimlerin konuya ilişkin benzer görüşlerini bir araya getirmeye, tutarlılık ve bütünlük içinde kanıtlara dayanmaya çalıştık.


Konuları bölümlendirmek bizim için epey güç oldu. Bir başlık altında incelediğimiz konu, bazen birden fazla bölümü ilgilendirmesine karşın belli bir sınıflandırma yapmak zorundaydık. Bu yüzden birtakım tekrarlarda bulunmaktan kaçınamadık.


Yararlandığımız birçok kaynak, tercüme edilmişti. Bu kaynakların çoğunun orijinaline (İmam Gazalî’nin Fedaihu’l-Bâtıniyye’si gibi) ulaşmak, bizim için çoğu zaman zordu. Ulaşsak dahi, örneğin, Şatıbî’nin Muvafakat’ı gibi zor bir metnin tercümesinde, Mehmed Erdoğan kadar başarılı olamayacağımızı biliyorduk. Bu yüzden, çevirisini hazır bulduğumuz eserlerden faydalanmaktan çekinmedik. Tercümesinden alıntılar yaptığımız bazı eserlerin, -konunun önemine binaen- hem aslından, hem de tercümesinden yararlandığımız da oldu. İbarenin önem arz ettiği yerde Arapçasını da ekledik. Yaptığımız iktibasların uzunluğu, kusur olarak görülebilir. Tetkikimizi "aktarmacılık"la eleştirecek olanları haklı gördüğümüzü şimdiden belirtelim. Başımızla beraber...

Alıntı yaptığımız eserlerde, -doğal olarak- diğer kaynaklardan yapılan iktibaslar da yer almaktaydı. Böylece bu, belki iktibasın iktibası oldu. Okur, bu yüzden, ikinci el kaynaklarla karşılaşacaktır. Ne var ki, örneğin, Abdullah Aydemir’in Tefsirde İsrâiliyyât isimli eserinde, kaynaklardan yaptığı alıntıları aktarmayıp tekrar o kaynaklara yönelmeyi de dürüst bir davranış olarak kabul edemezdik. Yazarına güvendiğimiz sürece, bu metodu terk etmedik.

Çeviri eserlerden yapılan alıntılarda bazen anlatım bozukluğu olduğu için, çeviriye ufak tefek müdahalelerimiz oldu. İlgililerden bunu hoş görmelerini rica ediyoruz

Neredeyse tümü Arapça olan dinî kavramların, şahıs ve kitap isimlerinin sıkça kullanıldığı bir kitapta imlâda bütünlük sağlamanın zorluğu teslim edilecektir. Hele bu imlâda Türkçe imlâ kılavuzlarına uymak daha da güçtür. Biz, -en azından metinde- elimizden geldiği kadar TDK’nin 2000 yılında yayımladığı imlâ kılavuzuna uyduk. Ama TDK, "hükmetmek"in gösterildiği gibi yazılmasını isterken "hamdetmek"in "hamt etmek" şeklinde yazılmasını da istemektedir. İmlâsına aşina olduğumuz Kur'an-ı Kerim’in Kur'anıkerim; "tesbih"in "tespih"; "şehadet"in "şahadet" şeklinde yazımı gibi bizi de rahatsız eden durumlarda ve çoğunlukla isimlerin yer aldığı dipnotlarda ise kılavuza uymadık. Örneğin, metinde "Gazalî" şeklinde yazarken, dipnotta bunu "Gazâlî" şeklinde gösterdik.

Bahusus "Allah" lâfzı yerine kullanıldığında, birçok eserde büyük harfle yazılan "o" zamirini büyük harfle yazmadık ve kendisinden sonra gelen ekleri kesme işaretiyle ayırmadık. Telâffuzunda garip karşılanabilecek kelimelerde Arapça kaidelerini dikkate almadık. "Ya Ebâ Hureyre!" yerine "Ey Ebu Hureyre!"; "Ali b. Ebî Talib" yerine "Ali b. Ebu Talib" yazmayı tercih ettik.

Yazım kolaylığı bakımından metinde ve dipnotlarda sık geçen kişi ve kitap isimlerindeki harf-i tarifler (el) çoğunlukla yazılmamış; meselâ, "eş-Şevkânî", "Şevkânî"; "el-Fevaid", "Fevaid" şeklinde yazılmıştır. Arabî metnin çevriyazısında ve dipnotlarda Lâtin alfabesindeki "ā, ū ve ī" harflerini de kullandık. Buna, örneğin, "Aliyyu’l-Karî"nin "ka"sı ile "Şevkânî"nin "kâ"sını birbirinden ayırt etmek amacıyla yer verdik. Dolayısıyla, bunlar "Aliyyu’l-Kārî" ve "Şevkânî" şeklinde yazılmıştır. Hadislerin kaynağı belirtilirken musannıfın ismi kâfi görülmüş, kitabın ismine yer verilmemiştir. Bundan İmam Malik’in Muvatta’ı ile Gümüşhanevî’nin Râmûzu’l-Ehâdis’i müstesnadır. Bu iki kitabın sadece ismi verilmiş, musannıfı zikredilmemiştir. Hadisin hangi bölümde yer aldığına işaret edilmiş, ardından bap ve hadis numarası zikredilmiştir. Örneğin, "el-Buhārî, el-Câmiu’s-Sahîh, Kitâbu’t-Tefsîr, 165’inci Bâb, 208’inci hadis" şeklindeki kaynak, "Buhārî, Tefsîr, 165/208" biçiminde gösterilmiştir.

Metinde açıklanması uygun olmayan birçok hususu, dipnotlarda ele aldık. Bu yüzden, bizce dipnotlar da önem arz etmektedir.

Kitapta kullanılan dile özen göstermeye çalıştık. Zenginlik katması için bazen Osmanlıca, bazen Arapça, kimi zaman Batı kaynaklı, kimi zaman da yeni türetilmiş sözcükleri kullanmaktan kaçınmadık. Dil konusunda herhangi bir saplantımız ve dile yaklaşımımız ideolojik olmadığından, bu konuda kendimizi zorlamadık. Yaygın ve işlevsel terimleri kullanmaya çalıştık.

Bu araştırmamızda hata ve kusurlardan arî olduğumuzu iddia edemeyiz. Hatalar bizden; doğrular Allah’tandır. Biz, ilim ve araştırma denizine bir damla eklemeye gayret ettik. Temiz, arı bir damla... Henüz, o deryaya açılacak kadar yüzme bilmediğimizin, kıyısında bir-iki kulaç atmaya çalışan acemî bir yüzücü olduğumuzun da farkındayız. Bütün bunlara rağmen bu eserin; Sünnet, cemaat ve hadis ehlinin Nur Risaleleri’ne -gecikmiş de olsa- kapsamlı bir reddiyesi olduğuna inanıyoruz.

Biz, bu çalışmamızla belki orduya bir at bağışlayamadık. Yaptığımız, düşmüş bir çiviyi yerine çakma gayretidir. Ama, unutulmamalıdır ki, darb-ı meselde de belirtildiği gibi, bir çivi bir nalı; bir nal bir atı; bir at bir süvariyi; bir süvari bir birliği; bir birlik bir orduyu, bir ordu da bir savaşı kurtarır. Bir savaş ise neleri kurtarmaz ki

Bu tetkikin sahibi, hayallerdeki ve karanlıklardaki devlerin gerçekte ve aydınlıkta birer cüce olduklarının gösterilmesine küçük bir katkıda bulunabildiyse, kendisini bahtiyar hissedecektir.


Abdullah TEKHAFIZOĞLU

Ankara-2005


Filename: nur_risalelerine_elestirel_bir_bakis
Filetype: .zip
Filesize: 1.33 MB


Buradan indirebilirsiniz